26- ADAK BAHSİ. 2

1- Adağın Ödenmesini Emir Babı. 2

2- Nezir Yapmaktan Nehi ve Nezrin Bir Şeyi Geri Çevirmemesi Babı. 2

3- Allah'a Ma'sıyet İçin Yapılan Nezirle Kulun Elinde Olmayan Bir Şeye Yapılan Nezrin Îfası Gerekmediği Babı. 4

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler :. 5

4- Ka'ne'ye Yürüyerek Gitmeyi Nezreden Kimse Babı. 5

5- Nezir Keffareti Babı. 6


26- ADAK BAHSİ

 

1- Adağın Ödenmesini Emir Babı

 

1- (1638) Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî ite Muhammed b. Rumh b. Muhacir rivayet ettiler.  (Dediler ki) : Bize Leys haber verdi. H.

Bize Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, İbni Şi-hâb'dan, o da Ubeydullah b. Abdillâlı'dan, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayette bulundu ki, şöyle demiş:

Sa'd b. Ubade Resulü İlah (Sallallahü Aleyhi veSellemJ'den, annesinin borcu olan bir adak hakkında fetva istedi. Annesi bunu Ödeyemeden öl­müş. Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) :

«Onun namına onu sen ödeyİver!» buyurdular.

 

(...) Bize yine Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Ben Mâlik'e okudum. H.

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkıd ve İshâk b. İbrahim de İbni Uyeyne'den rivayet ettiler. H.

Bana Harmele b. Yahya dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus haber verdi. H.

Bize İshâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dediler ki) : Bize Abdürrezzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer haber ver­di. H.

Bize Osman b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde b. Süleyman, Hişâm b. Urve'den, o da Bekir b. Vâil'den naklen rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi Zührî'den, .Leys'in isnâdiyle, onun hadîsi mânâ­sında rivayette bulunmuşlardır.

Bu hadîsi Buhârî ile Nesâî «Vasâyâ» bahsinde tahrîc et­mişlerdir.

Nezir yâni adak: Bir kimsenin ibâdet veya sadaka gibi bir şeyi te­berru' cihetiyle kendisine borç kılmasıdır. Nezir meşru' bir ibâdettir. İbâ­det olması namaz, oruç ve sadaka gibi bir şeyle yapıldığı içindir. Meşru' olması da yapılan nezirlerin ödenmesi babında âyet ve hadîsler vârid ol­duğundandır. Teâlâ Hazretleri:

Nezirlerini ödesinler!» [1] buyurmuştur. Bu bâbta birçok hadîsler ve icma-ı ümmet de vardır. O hadîslerden biri de buradaki Sa'd b. Ubâde (Radiyaltahu anh) hadîsidir.

Hz. Sa'dın annesi Amra binti Mes'ûd 'dur. Amra binti Sa'd b. Kays 'dır diyenler de olmuştur. Bu kadın müs-fümanlığı kabul ile Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bey'at etmiş ve hicretin ellinci yılında Resulü Ekrem (Sallaîlahü Aleyhi ve Settem) Dû-metü'l-Cendel gazasında iken vefat etmiş; oğlu Sa'd Radiyaüahu anh) yanmda imiş. Peygamber (Salialiahü Aleyhi ve Sellem)Eten. dimiz onun cenaze namazım kabrinin üzerine kılmış.

Amra (Radiyaüahu anh) 'nın ne adadığını bildiren eserler muhte­liftir. Bazıları köle âzâdı olduğunu, bir takımları oruç, diğerleri sadaka adadığını göstermektedir. Kaadî Iyâz: «İhtimâl ki bu adak, hadîslerde beyan edilen şeylerden hiç biri değildir.» diyor.

Bu hadîsin şerhinde Nevevî şunları söylemiştir: «Nezrin sa-hîh olduğuna ve iltizâm edilen şey taat ise onu ifânın vâcib olduğuna bü­tün müslümanlar ittifak etmişlerdir. Ma'sıyet yahut pazara girmek* gibi mubah bir şey ise o kimsenin nezri mün'akid olmaz; bizim mezhebe gö­re ona keffâret de lâzım gelmez. Cumhûr-u ulemânın kavli de budur. İmam Ahmed'Ie bir takım ulema keffaretin lüzumuna kail olmuş­lardır. Peygamber (SaHallahü Aleyhi ve Sellem)'in :

«Onun namına o nezri öde!» buyurması, Ölen kimsenin borcu olan hakların ödenmesi icâbettiğine delildir. Bu hakların mâlî olanları bilit-tifak Ödenir. Bedenî ibâdetler hakkında hilaf vardır. Biz o hilafı bu ki­tabın muhtelif yerlerinde arzettik.

Sonra îmam Şafiî ile bir taifenin mezheplerine göre ölen kimsenin borcu olan zekât, keffâret ve nezir gibi mâlî haklar vasiyyeti olsun olmasın insan borcu gibi ödenir. îmam Mâlik, Ebû Hanîfe ve bunların arkadaşları: Bunlardan hiç bir şey ödemek îcâb etmez; meğer ki, vasiyyet etmiş ola! demişlerdir. Vasiyyet edilmeyen zekât hakkında  Mâ1ikiyye  uleması arasında hilaf vardır.»

Cumhura göre ölen kimsenin borcu olan nezir mâlî şeylerden değil­se mirasçısına onu ödemek lâzım gelmediği gibi, nezir mâlî olup ölen şa­hıs geride mal bırakmamişsa yine Ödemesi îcâb etmez, fakat müstehab olur.

Zahirîler buradaki Sa'd (Raâiyallaku anh) hadîsiyle istid-îâl oderek ödemesi lâzım geldiğine kail olmuşlardır. Halbuki bu hadîs­te Hz. Sa'd'a annesinin borcunun ilzam suretiyle ödettirildiğine dair bir sarahat yoktur. İhtimâl annesinin terikesinden ödemiş, yahut kendi malından teberru' etmiştir. Cumhurun delili: Mirasçının ödemeyi ilti­zâm etmemiş olmasıdır. İltizâm etmedikçe ödemesi lâzım gelmez.

 

2- Nezir Yapmaktan Nehi ve Nezrin Bir Şeyi Geri Çevirmemesi Babı

 

2- (163») Bana Züheyr b. Harb ile İshâk b. İbrahim rivayet etti­ler. İshâk (Bize haber verdi) tâbirim kullandı. Züheyr: Bize Cerîr, Mansur'dan, o da Abdullah b. Mürra'dan, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivayette bulundu; dedi. Abdullah şöyle demiş :

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün bizi adak adamaktan neb yetmeğe başladı ve :

«O hiç bir şeyi geri çevirmez; onunla sâdece cimri (nin elin) den (mal) çıkarılır.»   buyuruyordu.

 

3- (...) Bize Muhammed b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) :, Bize Yezîd b. Ebî Hakim, Sitfyân'dan, o da Abdullah b. Dinar'dan, o da İbni Ömer'den, o da Peygamber (SaliaUahü Aleyhi ve Sellem)1den naklen riva­yette bulundu ki:

«Nezir, bir şeyi ne (vaktinden) önceye aldırır; ne de sonraya bırak­tırır. Onunla sadece bahîl (in elin) den (mal) çıkarılır.»  buyurmuşlar.

 

4- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder, Şu'be'den rivayet etti. H.

Bize Muhammed b. El-Müsennâ İle İbni Beşşâr da rivayet ettiler. Lâfız tbni'l-Müsennâ'mndır. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer riva­yet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Mansûr'dan, o da Abdullah b. Mürra'dan, o da İbni Ömer'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)*den nak­len rivayette bulundu ki: Nezri yasak etmiş ve:

«Şüphesiz ki, o bir hayır getirmez; onunla sâdece bahîl (in elin) den /mal) çıkarılır.»   buyurmuşlar.

 

(...) Bana Muhammed b. Kâfide rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Adem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mufaddal rivayet etti. H.

Bize Muhammed b, EI-Müsennâ ile İbni Beşşâr dahî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdurrahmân, Süfyân'dan ve her iki râvi Mansûr'dan bu isnâdla Cerîr'in hadîsi gibi rivayette bulundular.

 

5- (1640) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A1 -dülazîz yâni Derâverdî, Alâ'dan, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayette bulundu ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Nezretmeyin, çünkü nezir kaderden hiç bir şeye fayda etmez; onun­la sâdece bahîl (in elin) den (ma!) çıkarılır.»   buyurmuşlar.

 

6- (...) Bize Muhammed b. El-Müseıına ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler- (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer

rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Ben Alâ'yı. babasmdan, o da Ebû Hü­reyre'den, o da Peygamber (SalîallahüA leyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet ederken dinledim ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nezri yasak et­miş ve:

«Şüphesiz ki, o kaderden bir şey geri döndüremez; onunla sadece bahîl (in elin) den (mal) çıkarılır.»  buyurmuşlar.

 

7- (...) Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe b. Saîd ve Alî b. Hucr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsmaîl yâni tbni Ca'fer, Amr'dan —bu zât İbni Ebî Amr'dır— o da Abdurrahmân El-A'rac'dan, o da Ebû Hü. reyre'den naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seüem):

«Nezir Âdem oğluna Atlah'rn takdir etmediği bir şeyi yaklaştırmaz; lâkin nezir (bâzan) kadere muvafık düşer de bu sayede bahîl (İn elin) den, çıkarmak istemediği (malı) çıkarılır.»  buyurmuşlar.

 

(...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ya'kûb yâni îbni Abdirrahmân EI-Kaarî ile Abdülâzîz yâni Derâverdî rivayet ettiler.

Bunların ikisi de Amr b. Ebî Amr'dan bu isnâdla bu hadîsin mis­lini rivayet etmişlerdir.

Bu rivayetleri Buhâri «Kader» ve «Eymân ve'n-Nüzûr* bahis­lerinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî «Nüzûr»de; îbni Mâce «Keffârât»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

îbni Ömer hadîsinde mahzûf cümleler vardır. Bu hadîsi tam olarak Hâkim île smâîlî, Saîd b. El-Hars E1 Ensârî'den rivayet etmişlerdir ki, meâlen şöyledir: Saîd b. El-Hars   şunları söylemiş:

«îbni Ömer'in yanında idim. Derken 'ona Amr b. Kâb oğullarından Mes'ud b. Amr gelerek: Yâ Ebâ Abdirrahmân [2], benim oğlum İran'da Ömer b. beydillâh b. Ma'nıer ile beraber bulunuyordu. Orada şiddetli veba ve taun hastalıkları zuhur etmiş. Bunun üzerine eğer Allah oğlu­mu sağ bırakırsa Beytullah'a yürüyerek gitmesini boynuma borç ettim. Derken çocuk hasta olarak çıkageldi; sonra öldü. Ne buyurursun? dedi. îbni Ömer: (Müslümanlar) nezirden nehyedilmediler mi?

Peygamber (SallalIahÜ Aleyhi ve Setlem):

«Nezir ne bir şeyi (vaktinden) önceye aldırır; ne de sonraya bırak­tı rrr. Onunla sâdece bahîl (in elin) den (mal) çıkarılır; buyurdular, sen nez­rini İfâ et, dedi. Mes'ûd: Yâ Ebâ Abdi11âh; ben ancak oğlumun yürüme­sini nezrettim; dedi ise de îbni Ömer: Nezrini Öde! ihtarında bulundu.»

Saîd b. El-Hars suâl sahibini Saîd b. El-Müseyyeb'e göndererek meseleyi ona da sordurmuş. O da : «Oğlunun yerine sen yürü!» cevâbını vermiş.

Görülüyor ki, nezrin mukaddesata hiç bir te'siri yoktur." «Hastam iyileşirse kurban keseceğim» yahut -Oğlum askerden gelirse üç gün oruç tutacağım» diyerek adakta bulunmanın ne hastalığın düzelmesinde bir te'sîri yardır, ne de askerin dönmesinde. Ancak bazen mukadderat adak sahibinin arzusuna muvafık şekilde tecellî eder de nezrini ödemesi lâzım gelir. İşte bu rivâyetlerdeki «Onunla sâdece cimrinin elinden mal çıka­rılır.» ifadesiyle buna işaret edilmiştir. Çünkü cimri insan kolay kolay sadaka veremez. O sadakası mukabilinde bir karşılık görmelidir ki, ma­lına kıyabilsin. Hastası düzelirse sadaka adadığı için düzeldi sanır. Hal­buki onun adağının takdîr-i İlâhîye bir tesîri yoktur. O iş zâten öyle olacaktır; çünkü öyle takdir olunmuştur.

Hadîsin bu cümlesi nezri îia etmenin vâcib olduğuna delildir. Nezir yapmanın hem men'edilmesi hem de istek hâsıl olduğunda adağın yeri­ne getirilmesinin vâcib oluşu müşkilâttan sayılmıştır. Bâzıları bu müş-kili hail için şunları söylemişlerdir: «Yasak edilen nezir, kaderi değişti­rir i'tikadiyle yapılandır. Adakla istenen şeylerin ekseriya meydana gel­diğini gören nice insanlar nezrin kaderi değiştirdiğine inanırlar. İşte ne­zir bunun için yasak edilmiştir. Ama bir kimse faydanın, zararın ancak Allah Teâlâ'dan geldiğine inanarak nezrin bir vesile ve sebep kabilinden olduğunu bilirse o nezri ilâ etmek taat olur; böyle nezir yasak değildir.» Hadîsin siyakı bu tefsire uygundur.

 

3- Allah'a Ma'sıyet İçin Yapılan Nezirle Kulun Elinde Olmayan Bir Şeye Yapılan Nezrin Îfası Gerekmediği Babı

 

8- (1641) Bana Züheyr b. Harb ile Alî b. Hucr Es-SaJdî rivayet ettiler. Lâfız Züheyr'indir. (Dediler ki) : Bize İsmail b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb, Ebû Kılâbe'den, o da Ebu'l-Mühelleb'den, o da Imrân b. Husayn'dan naklen rivayette bulundu. Şöyle demiş:

Sakîf (kabilesi) Benî Ukayl'in müttefiki idiler. Derken Sakîf Re-sûlvdlabfSalUıllahü Aleyhi ve Seileın) 'in ashabından iki kişiyi esîr ettiler. Re-sûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve SellemY'ın ashabı Benî Ukayl'den bir kişi esîr ettiler; onunla birlikte Adbâ' (ismindeki deve) yi de aldılar. Adam pran­gada olduğu halde Resûlültah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun üzerine gel­di. (Adam) :

  Yâ Muhammedi diye seslendi.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun yanına gelerek: «Ne isliyorsun?»  diye sordu. Adam:

  Beni niçin aldm? Ve hacıları geçen   (devey)  i niçin aldın? dedi. (Resûîüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) meseleyi büyültmek için) : «Seni müttefiklerin olan Sakîfin cinayetinden dolayı aldım!   cevâbını

verdi. Sonra ondan ayrılıp gitti. Adam  (tekrar)  ona seslenerek:

  Yâ Muhammed, yâ Muhammedi dedi. Resûîüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) merhametli ve nezaketli idi. Bu sebeple ona dönerek:

«Ne istiyorsun?» diye sordu. (Adam) :

  Ben  müstümanım, dedi. Resûîüllah (SaUallohii A leyhi ve Sellem) : «Eğer bu sözü kendi umuruna mâlik iken söylemiş olsaydın tamamiyle kurtulurdun! cevâbını verdi. Sonra çekildi gitti. (Adam tekrar) kendilerine seslenerek:

  Yâ Muhammet)! Yâ Muhammedi dedi.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi' ve Sellem) yine yanına gelerek: «Ne istiyorsun?»  diye sordu. (Adam) :

  Ben açım, beni doyur; susuzum, beni sula! dedi. ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Senin hacetin bu mu?» dedi. Sonra (bu adam) o iki kişiye fidye yapıldı.

Imrân b. Husayn sözüne şöyle devam etmiş:

Ensârdan da bit kadın esir edildi; Adbâ dahî ele geçirildi. Kadın prangada idi. Halk develerini evlerinin önünde eğreklendiriyorlardi. Der­ken bir akşam bu kadın bağdan boşanarak develerin yanına geldi. Ka­dın bir deveye yaklaştı mı hayvan bÖğürüyordu. Nihayet Adbâ'ın yanı­na vardı. Fakat o böğürmedi; hem de pişkin bir deve idi... Hemen arka tarafına oturdu. Sonra hayvanı sürerek yola revan oldu.

Kadını (n kaçtığını) hissederek aradılar taradılar fakat kadın onla­rı âciz bıraktı. Bir de eğer Allah kendisini kurtarırsa bu deveyi boğaz­lamayı Allah için nezretti. Medine'ye gelince halk kendisini görerek: İş­te Adbâ' ResûlüIIah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) in devesi!., dediler. Kadın, eğer Allak kendisini bu devenin üzerinde kurtarırsa onu mutlaka boğaz­lamayı nezrettiğini söyledi. Bunun üzerine ResûlüIIah {Sallallahü Aleyhi veSellem)'e gelerek meseleyi kendisine anlattıklarında:

«Sübhânâllah! Onu ne kötü cezalandırmış!.. Eğer Allah kendisini bu­nun üzerinde kurtarırsa onu mutlaka  boğazlamayı nezretmiş!..

Günaha girmek için yapılan nezirle kulun elinde olmayan bir şeye yapılan nezrin îfâsı yoktur.»   buyurdular.

İbni Hucr'un rivayetinde : «Allah'a ısyân etmek için nezir olmaz!» denilmiştir.

 

(...) Bize  Ebu'r-Rabî'  El-Ateki  rivayet  etti.   (Dedi   ki) :  Bize  Ham-mâd yâni İbni Zeyd rivayet etti. H.

Bize İshâk b. İbrahim ile İbni Ebî Ömer, Abdülvehhâb Es-Sekafi'-den rivayet ettiler. Her iki râvi Eyyûb'dan bu isnâdla bu hadîsin ben­zerini rivayet etmişlerdir.

Hammad'ın hadîsinde : «Dedi ki : Adbâ' Benî Ukayl'den bir adamın idi. Hacıları geçenlerdendi.» ibaresi vardır. Yine onun hadîsinde: «Kadın ta'lîm terbiye görmüş bir devenin üzerinde geliverdi.» denilmiştir.

Sekafî'nin hadîsinde: «Bu hayvan ta'lîmli bir deve idi.» cümlesi vardır.

Adbâ': Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin devesidir. Bu hayvan gayet iyi cinsten olup önüne geçilmeyecek derecede sür'atli giderdi. «Hacıları geçen» ta'bîrinden murad da budur. Vaktiyle Benî Ukayl kabilesinden birinin malı imiş. Sonraları Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)'e intikal etmiştir.

Kitabımızın «Hacc» bahsinde de görüldüğü vecihle Besûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Seilem)'in Adbâ', Kasvâ' ve Ced'â' nâmlarında develeri vardı. Bunların üç ayrı deve mi yoksa bir devenin üç muhtelif adı mı olduğu ihtilaflıdır.

«Ben müslümanım» diyen esîre Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bu sözü kendi umuruna malik iken söylemiş olsaydın tamamiyle kur­tulurdun.» diye mukabelede bulunmuştur. Bu sözden murâd: Esîr edil­mezden evvel müslüman olsaydın İslâmiyet sayesinde kendin esîr olmak­tan kurtulur, malın da ganimet olarak alınmazdı. Esîr edildikten sonra müslüman olduğuna göre seni öldürüp öldürmemek muhayyerliği orta­dan kalkar; köle yapmakla rıdye almak arasındaki muhayyerlik kalır, demektir.

Ensârdan esîr' edilen kadın Hz. Ebû Zerr (Radiyallahü anha) m karışıdır.

 

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler :

 

1- îslâmda fidye caizdir. Bir esîrin müslüman olması ganimet sa­hiplerinin onun üzerindeki hakkını ıskat etmez. Fakat esîr edilmezden önce müslüman olursa ganimet malı olmaktan kurtulur.

2- «Günaha girmek için yapılan nezrin îfâsı yoktur...» cümlesi şa­rap içmek gibi bir günahı işlemek için  yapılan nezrin  bâtıl  olduğuna böyle bir sözden dolayı yemîn keffareti veya başka bir şey lâzım gelme­yeceğine delildir.   Ebû   Hanîfe, Mâlik,  Şafiî,  Dâvûd-u  Zahirî   ve cumhûr-u ulemânın mezhepleri budur. îmam Ahmed , Hz. Âişe (Radiyallahü anha)'dan rivayet edilen bir hadîsle istidlal ederek yemîn keffâreti lâzım geldiğine kail ol­muştur. Mezkûr hadîste:

«Allah'a isyan için nezir olma*; onun keffâreti yemin keffâretidir.»

buyurulmakta ise de bu hadîs bütün hadîs imamlarının ittifâkiyle za­yıftır. Babımız hadîsindeki:

«Kulun elinde olmayan bir şeye yapılan nezrin ifâsı yoktur.» cümle­si, nezri, kendi milki olmayan bir şeye izafe etmesi hâline hamledilmiş-tir. Meselâ : «Hastam düzelirse filânın kölesini âzâd etmek boynuma borç olsun» yahut «Filânın elbisesini tesadduk etmek borcum olsun!» gibi söz­lerle yapılan nezirler bu kabildendir. Fakat henüz milkinde olmayan bir şeyi iltizam eder de meselâ: «Hastam iyileşirse bir köle âzâd etmek bor­cum olsun!» derse o anda köleye sâhib olmadığı halde nezri şahindir.

3- Zarurette kadının yalnız başına da yola çıkabileceğine bu ha­dîsle istidlal edilmiştir. Dâr-ı harpten İslâm diyarına, hicret zaruret se­feri olduğu gibi, kendisine kötülük teklif edilen kadının o yerden gitmesi de öyledir.

4- İmam   Şafiî ile ulemadan bazıları bu hadîsle istidlal ede­rek kâfirlerin ganimet olarak aldıkları müslüman malının onların milki olamayacağını söylemişlerdir. îmam   Âzam'la diğer bir takım ule­mâya göre ise kafirler müslüman malını ganimet olarak alır da kendi memleketlerine götürürlerse o mala sahip olurlar.

 

4- Ka'ne'ye Yürüyerek Gitmeyi Nezreden Kimse Babı

 

9- (1642) Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Zürey', Humeyd'den, o da Sâbit'den, o da Enes'den naklen haber verdi. H.

Bize İbni Ebî Ömer de rivayet etti. Bu lâfız onundur.     (Dedi ki) :

Bize Mervân b. Muâviye El-Fezârî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Humeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Sabit, Enes'den naklen rivayet etti ki, Pey­gamber (Sallaİlahü Aleyhi ve Sellem), iki oğlunun arasında götürülen bir ih­tiyar görerek:

«Buna ne olmuş?» diye sormuş. — Yürümeyi nezretmiş, demişler. Resûlüllah (SallaUuhii Aleyhi ve Sillem) :

«Şüphesiz ki Allah bu adamın kendini azâb etmesinden müstağnidir.» buyurmuş ve (hayvana) binmesini emretmiş.

 

10- (1643) Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteyhe ve İbni Hucr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize îsmâîl yâni îbni Ca'fer, Amr'dan —ki İbni Ebî Amr'dır— o da Abdurrahmân EI-A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayette bulundu ki, Peygamber (Sallaİlahü Aleyhi ve Seliem) iki oğ­lunun arasmda onlara dayanarak giden bir ihtiyara yetişerek:

«Buna ne oldu?»  diye sormuş. Oğulları:

— Yâ Resûlâllah, nezri vardı, cevabını vermişler. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

«Bin ey ihtiyar! Zira Allah senden ve nezrinden ganîdir.»  buyurmuş. Lâfız Kuteybe ile İbni Hucr'undur.

 

(...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülâzîz yâni Derâverdî, Amr b. Ebî Amr'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini ri­vayet etti.

Bu hadîsi Buhârî «Cezâü's-Sayd» bahsinde; Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî «Eymân ve Nüzûr»da tahrîc etmiş­lerdir.

Oğullarının arasında onlara dayanarak güç halle yürüyebilen zâtın ismi bazılarına göre Kays'tır. Bir takımlar Kayser olduğunu söylemişlerdir. Künyesi Ebû İsrail 'dir.

Zahirîler bu hadîsle istidlal ederek: «Yürümekten âciz kalan kimseye hedy kurbanı lâzım değildir.» demişlerdir. Sair fukahâdan üç kavil rivayet edilir.

1- Hz. Alî ve Abdullah b. Ömer (Radiyallaiıu anh) dan rivayet olunan bir kavle göre Kâbe'ye yürüyerek gitmeyi nezre-den bir kimse bundan âciz kalırsa yürüyebildiği kadar yürür; yürüyemez oldu mu binek gider; ve bir koyun kurban eder  Atâ, Hasan-ı Basrî  İmam Âzam- ve   İmam   Şafiî buna kail olmuş­lardır.   İmam   Âzam'a göre âciz kalmadan hayvana binenin hük­mü de budur; yalnız yemininden döndüğü için keffaret verir.

2- İkinci kavle göre âciz kalan kimse geri döner; sonra tekrar hacceder; ve binek gittiği yeri yürür; buna hedy lâzım değildir. Bu kavil İbni   Ömer,   İbni   Abbâs,   İbni   Zübeyr ,ile. İb­rahim   Nehaî   ve   İbni   Cübeyr 'den rivayet olunmuştur.

3- Üçüncü kavle göre geri döner; binek gittiği yeri yürür; hedy kurbanı lâzımdır.   İbni  »Abbâs   ile   Nehaî 'nin birer kavli de bu olduğu gibi   Saîd   b.   El-Müseyyeb   ile   İmam   Mâ1ik dahî buna kail olmuşlardır.

 

11- (1644) Bize Zekeriyyâ b. Yahya b. Salih El-Mısrî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize El-Mufaddal yâni İbni Fadâle rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Abdullah b. Ayyaş, Yezîd b. Ebî Habîb'den, o da Ebu'l-Hayr'dan, o da Ukbe b. Âmir'den naklen rivayet etti, ki şöyle demiş:

Kız kardeşim yalın ayak Beytullah'a yürümeyi adadı. Bana da bu meseleyi onun nâmına Resû\uİlah(SaUaUahü Aleyhi ve Seltem) 'e danışmamı emretti. Ben de danıştım:

«Hem yürüsün, hem bin»in!» buyurdular.

 

12- (...) Bana Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize /Vbdiirrazzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc haber verdi. (De­di ki) : Bize Saîd b. Ebi Eyyûb haber verdi. Ona da Yezîd b. Ebî Habîb haber vermiş. Ona da Ukbe b. Amir El-Cühenî'den naklen Ebu'1-Hayr rivayet etmiş ki, Ukbe: «Kız kardeşim nezretti...» diyerek Mufaddal'in hadîsi gibi .rivayette bulunmuş; yalnız hadîste «yalın ayak» kaydını zik-retmemiş; «Ebu'1-Hayr Ukbe'den ayrılmazdı.» cümlesini ziyade etmiştir.

 

(...) Bana bu hadîsi Muhammed b. Hatim ile İbni Ebî Halef de ri­vayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ravh b. Ubâde rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Yahya b. Eyyûb haber verdi. Ona da Yezîd b. Habîb bu isnâdla Abdurrazzâk hadîsi gibi ihbar­da bulunmuş.

Bu hadîsi Buhârî «CezâüVSayd» ve «Nüzûr» bahislerinde; Ebû   Dâvûd    «Nüzûr»da tahrîc etmişlerdir.

Nezri yapan.kadın Hz. Ukbe 'nirr kız kardeşi Ümmü Hib-bân^binti Âmir 'dir. Bir rivayette bu kadının şişman olduğu, bu sebeple yürümek kendisine güç geldiği bildirilmiştir. Hadîsi muhte­lif rivayetleri vardır. Bunlardan birinde:

«Ona emret de baş örtüsünü sarınsın, vasıtaya binsin ve üç gün oruç tutsun.» buyurulmuştur. Halbuki:

Yukarıdaki Enes ve Ebû Hüreyre (Radiyallahuanh) rivayetlerinde ihtiyara doğrudan doğruya hayvana binmesi emrolunuyor, bir şey istenmiyordu. Bu bâbta Nevevî şunları söylemiştir: «Birin­ci hadîs yürümekten âciz olanlara hamledilmiştir. Böylesi vasıtaya bine­bilir; ama kurban kesmesi îcâbeder. Ukbe 'nin kız kardeşi hadîsin gelince: Onun mânâsı, yürümeye kudreti olduğu zaman yürüsün, yürüyemediği yahut çok yorulduğu zaman vâsıtaya binsin. Bunun da hay­van kesmesi îcabeder; demektir.

Bu söylediğimiz her iki surette de hayvan kesmesi İmam Şa­fiî 'nin râcıh olan kavlidir. Ulemâdan bir cemaat da buna kaildir. Şâfiî'nin ikinci kavline göre ihtiyara hayvan kesmek vâcîb değil, mus-tehaptır. Yalın ayak yürüme meselesinde mutlaka yalın ayak bulunması şart değildir; ayakkabı da giyebilir. Ukbe'nin kız kardeşi hadîsinin «Süneni Ebî Dâvûd»daki rivayetinde kadının âciz kaldığı için hayvana bindiği bildirilmiştir...»

 

5- Nezir Keffareti Babı

 

13- (1645) Bana Hârûn b. Saîd EI-Eylî ile Yûnus. b. Abdilâlâ ve Ahmed b. îsâ rivayet ettiler. Yûnus (Bize haber verdi) tâbirini kullan­dı. Ötekiler: Bize İbni Vehb rivayet etti, dediler. (Demiş ki) : Bana Amr b. El-Hâris, Kâ'b b. Alkame'den, o da Abdurrahmân b. Şumâse'den, o da Ebu'l-Hayr'dan, o da Ukbe b. Amir'den, o da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)rden naklen haber verdi ki ;

Nezir keffâreti, yemîn keffârefidir.» buyurmuşlar.

Nevevî'nin beyânına göre ulemâ bu hadîsten ne murâd edildiği hususunda ihtilâf etmişlerdir. Şâfiî1er'ce nezr-i lecâc kasdedilmiştir.

Nezr-i lecâc: İnâd ye ısrar nezri demektir. Meselâ: Birisiyle konuş­mak istemeyen kimsenin: «Filânla konuşursam üzerime hacc farzolsun» demesi bu kabildendir. Konuştuğu takdirde nezrini yapmakla yemîn kef­areti vermek arasında muhayyer olur.

Hanefîler 'den İmara Âzam'in son kavline göre bir kim­se nezri, olmasını istemediği bir şarta bağlarsa ona bir yemîn keffâreti kâfidir. Nezrettiği şeyi yapmakla dahî borcunu ödemiş olur. Meselâ: «Fi­lân adamla konuşursam bir sene oruç tutmak borcum olsun!» diyen kimse isterse bir yemîn keffâreti verir; dilerse orucu tutar. Fakat olmasını dilediği bir şarta bağlar, meselâ: «Hastam düzelirse bir sene oruç bor­cum olsun» derse mutlaka nezrini îfası gerekir. İmam Muhammed'in kavli de budur. Umumi belvâ dolayısiyle bâzı Hanefiyye ulemâsı bununla fetva vermişlerdir.

Ulemânın ekserisi bu hadîsi mutlak nezir mânâsına almışlardır. İmam Ahmed'le Şâfiîler 'den bazıları ma'sıyeti nezir mânâ­sına hamletmişlerdir. Şarap içmeyi adamak bu kabildendir.

Fukaha ve hadîs imamlarından bir cemaate göre ise bu hadîs bütün adak nevilerine şamildir. Onlarca bir kimse nezrin hangi nev'ini yapar­sa yapsın yemîn keffâreti vermekle nezrini îfâ arsında muhayyerdir.



[1] Sure-i Bakara: 275

[2] îbni Ömer'in künyesidir.