1- Adağın Ödenmesini Emir Babı
2- Nezir Yapmaktan Nehi ve Nezrin Bir Şeyi Geri Çevirmemesi Babı
Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler :
4- Ka'ne'ye Yürüyerek Gitmeyi Nezreden Kimse Babı
1- (1638)
Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî ite Muhammed b. Rumh b. Muhacir rivayet
ettiler. (Dediler ki) : Bize Leys haber
verdi. H.
Bize Kuteybe b. Saîd
de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, İbni Şi-hâb'dan, o da Ubeydullah b.
Abdillâlı'dan, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayette bulundu ki, şöyle demiş:
Sa'd b. Ubade Resulü
İlah (Sallallahü Aleyhi veSellemJ'den, annesinin borcu olan bir adak hakkında
fetva istedi. Annesi bunu Ödeyemeden ölmüş. Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve
Sellem) :
«Onun namına onu sen
ödeyİver!» buyurdular.
(...) Bize
yine Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Ben Mâlik'e okudum. H.
Bize Ebû Bekir b. Ebî
Şeybe ile Amru'n-Nâkıd ve İshâk b. İbrahim de İbni Uyeyne'den rivayet ettiler.
H.
Bana Harmele b. Yahya
dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana
Yûnus haber verdi. H.
Bize İshâk b. İbrahim
ile Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dediler ki) : Bize Abdürrezzâk haber verdi.
(Dedi ki) : Bize Ma'mer haber verdi. H.
Bize Osman b. Ebî
Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde b. Süleyman, Hişâm b. Urve'den,
o da Bekir b. Vâil'den naklen rivayet etti.
Bu râvilerin hepsi
Zührî'den, .Leys'in isnâdiyle, onun hadîsi mânâsında rivayette bulunmuşlardır.
Bu hadîsi Buhârî ile
Nesâî «Vasâyâ» bahsinde tahrîc etmişlerdir.
Nezir yâni adak: Bir
kimsenin ibâdet veya sadaka gibi bir şeyi teberru' cihetiyle kendisine borç
kılmasıdır. Nezir meşru' bir ibâdettir. İbâdet olması namaz, oruç ve sadaka
gibi bir şeyle yapıldığı içindir. Meşru' olması da yapılan nezirlerin ödenmesi
babında âyet ve hadîsler vârid olduğundandır. Teâlâ Hazretleri:
Nezirlerini
ödesinler!» [1] buyurmuştur. Bu bâbta
birçok hadîsler ve icma-ı ümmet de vardır. O hadîslerden biri de buradaki Sa'd
b. Ubâde (Radiyaltahu anh) hadîsidir.
Hz. Sa'dın annesi Amra
binti Mes'ûd 'dur. Amra binti Sa'd b. Kays 'dır diyenler de olmuştur. Bu kadın
müs-fümanlığı kabul ile Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bey'at etmiş
ve hicretin ellinci yılında Resulü Ekrem (Sallaîlahü Aleyhi ve Settem)
Dû-metü'l-Cendel gazasında iken vefat etmiş; oğlu Sa'd Radiyaüahu anh) yanmda
imiş. Peygamber (Salialiahü Aleyhi ve Sellem)Eten. dimiz onun cenaze namazım
kabrinin üzerine kılmış.
Amra (Radiyaüahu anh)
'nın ne adadığını bildiren eserler muhteliftir. Bazıları köle âzâdı olduğunu,
bir takımları oruç, diğerleri sadaka adadığını göstermektedir. Kaadî Iyâz:
«İhtimâl ki bu adak, hadîslerde beyan edilen şeylerden hiç biri değildir.»
diyor.
Bu hadîsin şerhinde
Nevevî şunları söylemiştir: «Nezrin sa-hîh olduğuna ve iltizâm edilen şey taat
ise onu ifânın vâcib olduğuna bütün müslümanlar ittifak etmişlerdir. Ma'sıyet
yahut pazara girmek* gibi mubah bir şey ise o kimsenin nezri mün'akid olmaz; bizim
mezhebe göre ona keffâret de lâzım gelmez. Cumhûr-u ulemânın kavli de budur.
İmam Ahmed'Ie bir takım ulema keffaretin lüzumuna kail olmuşlardır. Peygamber
(SaHallahü Aleyhi ve Sellem)'in :
«Onun namına o nezri
öde!» buyurması, Ölen kimsenin borcu olan hakların ödenmesi icâbettiğine
delildir. Bu hakların mâlî olanları bilit-tifak Ödenir. Bedenî ibâdetler
hakkında hilaf vardır. Biz o hilafı bu kitabın muhtelif yerlerinde arzettik.
Sonra îmam Şafiî ile
bir taifenin mezheplerine göre ölen kimsenin borcu olan zekât, keffâret ve
nezir gibi mâlî haklar vasiyyeti olsun olmasın insan borcu gibi ödenir. îmam
Mâlik, Ebû Hanîfe ve bunların arkadaşları: Bunlardan hiç bir şey ödemek îcâb
etmez; meğer ki, vasiyyet etmiş ola! demişlerdir. Vasiyyet edilmeyen zekât hakkında Mâ1ikiyye
uleması arasında hilaf vardır.»
Cumhura göre ölen
kimsenin borcu olan nezir mâlî şeylerden değilse mirasçısına onu ödemek lâzım
gelmediği gibi, nezir mâlî olup ölen şahıs geride mal bırakmamişsa yine
Ödemesi îcâb etmez, fakat müstehab olur.
Zahirîler buradaki Sa'd
(Raâiyallaku anh) hadîsiyle istid-îâl oderek ödemesi lâzım geldiğine kail
olmuşlardır. Halbuki bu hadîste Hz. Sa'd'a annesinin borcunun ilzam suretiyle
ödettirildiğine dair bir sarahat yoktur. İhtimâl annesinin terikesinden ödemiş,
yahut kendi malından teberru' etmiştir. Cumhurun delili: Mirasçının ödemeyi
iltizâm etmemiş olmasıdır. İltizâm etmedikçe ödemesi lâzım gelmez.
2- (163»)
Bana Züheyr b. Harb ile İshâk b. İbrahim rivayet ettiler. İshâk (Bize haber
verdi) tâbirim kullandı. Züheyr: Bize Cerîr, Mansur'dan, o da Abdullah b.
Mürra'dan, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivayette bulundu; dedi. Abdullah
şöyle demiş :
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) bir gün bizi adak adamaktan neb yetmeğe başladı ve :
«O hiç bir şeyi geri
çevirmez; onunla sâdece cimri (nin elin) den (mal) çıkarılır.» buyuruyordu.
3- (...)
Bize Muhammed b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) :, Bize Yezîd b. Ebî Hakim,
Sitfyân'dan, o da Abdullah b. Dinar'dan, o da İbni Ömer'den, o da Peygamber
(SaliaUahü Aleyhi ve Sellem)1den naklen rivayette bulundu ki:
«Nezir, bir şeyi ne
(vaktinden) önceye aldırır; ne de sonraya bıraktırır. Onunla sadece bahîl (in
elin) den (mal) çıkarılır.» buyurmuşlar.
4- (...)
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder, Şu'be'den
rivayet etti. H.
Bize Muhammed b.
El-Müsennâ İle İbni Beşşâr da rivayet ettiler. Lâfız tbni'l-Müsennâ'mndır.
(Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be,
Mansûr'dan, o da Abdullah b. Mürra'dan, o da İbni Ömer'den, o da Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)*den naklen rivayette bulundu ki: Nezri yasak
etmiş ve:
«Şüphesiz ki, o bir
hayır getirmez; onunla sâdece bahîl (in elin) den /mal) çıkarılır.» buyurmuşlar.
(...) Bana
Muhammed b. Kâfide rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Adem rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Mufaddal rivayet etti. H.
Bize Muhammed b,
EI-Müsennâ ile İbni Beşşâr dahî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdurrahmân,
Süfyân'dan ve her iki râvi Mansûr'dan bu isnâdla Cerîr'in hadîsi gibi rivayette
bulundular.
5- (1640)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A1 -dülazîz yâni Derâverdî,
Alâ'dan, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayette bulundu ki,
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Nezretmeyin, çünkü
nezir kaderden hiç bir şeye fayda etmez; onunla sâdece bahîl (in elin) den
(ma!) çıkarılır.» buyurmuşlar.
6- (...)
Bize Muhammed b. El-Müseıına ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler- (Dediler ki) :
Bize Muhammed b. Ca'fer
rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Ben Alâ'yı. babasmdan, o da Ebû Hüreyre'den,
o da Peygamber (SalîallahüA leyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet ederken
dinledim ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nezri yasak etmiş ve:
«Şüphesiz ki, o
kaderden bir şey geri döndüremez; onunla sadece bahîl (in elin) den (mal)
çıkarılır.» buyurmuşlar.
7- (...)
Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe b. Saîd ve Alî b. Hucr rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize İsmaîl yâni tbni Ca'fer, Amr'dan —bu zât İbni Ebî Amr'dır—
o da Abdurrahmân El-A'rac'dan, o da Ebû Hü. reyre'den naklen rivayet etti ki,
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seüem):
«Nezir Âdem oğluna
Atlah'rn takdir etmediği bir şeyi yaklaştırmaz; lâkin nezir (bâzan) kadere
muvafık düşer de bu sayede bahîl (İn elin) den, çıkarmak istemediği (malı)
çıkarılır.» buyurmuşlar.
(...) Bize
Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ya'kûb yâni îbni Abdirrahmân
EI-Kaarî ile Abdülâzîz yâni Derâverdî rivayet ettiler.
Bunların ikisi de Amr
b. Ebî Amr'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.
Bu rivayetleri Buhâri
«Kader» ve «Eymân ve'n-Nüzûr* bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî «Nüzûr»de;
îbni Mâce «Keffârât»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.
îbni Ömer hadîsinde
mahzûf cümleler vardır. Bu hadîsi tam olarak Hâkim île smâîlî, Saîd b. El-Hars
E1 Ensârî'den rivayet etmişlerdir ki, meâlen şöyledir: Saîd b. El-Hars şunları söylemiş:
«îbni Ömer'in yanında
idim. Derken 'ona Amr b. Kâb oğullarından Mes'ud b. Amr gelerek: Yâ Ebâ Abdirrahmân
[2],
benim oğlum İran'da Ömer b. beydillâh b. Ma'nıer ile beraber bulunuyordu. Orada
şiddetli veba ve taun hastalıkları zuhur etmiş. Bunun üzerine eğer Allah oğlumu
sağ bırakırsa Beytullah'a yürüyerek gitmesini boynuma borç ettim. Derken çocuk
hasta olarak çıkageldi; sonra öldü. Ne buyurursun? dedi. îbni Ömer:
(Müslümanlar) nezirden nehyedilmediler mi?
Peygamber (SallalIahÜ
Aleyhi ve Setlem):
«Nezir ne bir şeyi
(vaktinden) önceye aldırır; ne de sonraya bıraktı rrr. Onunla sâdece bahîl (in
elin) den (mal) çıkarılır; buyurdular, sen nezrini İfâ et, dedi. Mes'ûd: Yâ
Ebâ Abdi11âh; ben ancak oğlumun yürümesini nezrettim; dedi ise de îbni Ömer:
Nezrini Öde! ihtarında bulundu.»
Saîd b. El-Hars suâl sahibini
Saîd b. El-Müseyyeb'e göndererek meseleyi ona da sordurmuş. O da : «Oğlunun
yerine sen yürü!» cevâbını vermiş.
Görülüyor ki, nezrin
mukaddesata hiç bir te'siri yoktur." «Hastam iyileşirse kurban keseceğim»
yahut -Oğlum askerden gelirse üç gün oruç tutacağım» diyerek adakta bulunmanın
ne hastalığın düzelmesinde bir te'sîri yardır, ne de askerin dönmesinde. Ancak
bazen mukadderat adak sahibinin arzusuna muvafık şekilde tecellî eder de
nezrini ödemesi lâzım gelir. İşte bu rivâyetlerdeki «Onunla sâdece cimrinin
elinden mal çıkarılır.» ifadesiyle buna işaret edilmiştir. Çünkü cimri insan
kolay kolay sadaka veremez. O sadakası mukabilinde bir karşılık görmelidir ki,
malına kıyabilsin. Hastası düzelirse sadaka adadığı için düzeldi sanır. Halbuki
onun adağının takdîr-i İlâhîye bir tesîri yoktur. O iş zâten öyle olacaktır;
çünkü öyle takdir olunmuştur.
Hadîsin bu cümlesi
nezri îia etmenin vâcib olduğuna delildir. Nezir yapmanın hem men'edilmesi hem
de istek hâsıl olduğunda adağın yerine getirilmesinin vâcib oluşu müşkilâttan
sayılmıştır. Bâzıları bu müş-kili hail için şunları söylemişlerdir: «Yasak
edilen nezir, kaderi değiştirir i'tikadiyle yapılandır. Adakla istenen
şeylerin ekseriya meydana geldiğini gören nice insanlar nezrin kaderi
değiştirdiğine inanırlar. İşte nezir bunun için yasak edilmiştir. Ama bir
kimse faydanın, zararın ancak Allah Teâlâ'dan geldiğine inanarak nezrin bir
vesile ve sebep kabilinden olduğunu bilirse o nezri ilâ etmek taat olur; böyle
nezir yasak değildir.» Hadîsin siyakı bu tefsire uygundur.
8- (1641)
Bana Züheyr b. Harb ile Alî b. Hucr Es-SaJdî rivayet ettiler. Lâfız
Züheyr'indir. (Dediler ki) : Bize İsmail b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize Eyyûb, Ebû Kılâbe'den, o da Ebu'l-Mühelleb'den, o da Imrân b. Husayn'dan
naklen rivayette bulundu. Şöyle demiş:
Sakîf (kabilesi) Benî
Ukayl'in müttefiki idiler. Derken Sakîf Re-sûlvdlabfSalUıllahü Aleyhi ve
Seileın) 'in ashabından iki kişiyi esîr ettiler. Re-sûlüllah (Saltallahü Aleyhi
ve SellemY'ın ashabı Benî Ukayl'den bir kişi esîr ettiler; onunla birlikte
Adbâ' (ismindeki deve) yi de aldılar. Adam prangada olduğu halde Resûlültah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun üzerine geldi. (Adam) :
— Yâ Muhammedi diye seslendi.
Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) onun yanına gelerek: «Ne isliyorsun?» diye sordu. Adam:
— Beni niçin aldm? Ve hacıları geçen (devey)
i niçin aldın? dedi. (Resûîüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) meseleyi
büyültmek için) : «Seni müttefiklerin olan Sakîfin cinayetinden dolayı
aldım! cevâbını
verdi. Sonra ondan
ayrılıp gitti. Adam (tekrar) ona seslenerek:
— Yâ Muhammed, yâ Muhammedi dedi. Resûîüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) merhametli ve nezaketli idi. Bu sebeple ona
dönerek:
«Ne istiyorsun?» diye
sordu. (Adam) :
— Ben
müstümanım, dedi. Resûîüllah (SaUallohii A leyhi ve Sellem) : «Eğer bu
sözü kendi umuruna mâlik iken söylemiş olsaydın tamamiyle kurtulurdun! cevâbını
verdi. Sonra çekildi gitti. (Adam tekrar) kendilerine seslenerek:
— Yâ Muhammet)! Yâ Muhammedi dedi.
Peygamber (Sallallahü
Aleyhi' ve Sellem) yine yanına gelerek: «Ne istiyorsun?» diye sordu. (Adam) :
— Ben açım, beni doyur; susuzum, beni sula!
dedi. ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Senin hacetin bu mu?»
dedi. Sonra (bu adam) o iki kişiye fidye yapıldı.
Imrân b. Husayn sözüne
şöyle devam etmiş:
Ensârdan da bit kadın
esir edildi; Adbâ dahî ele geçirildi. Kadın prangada idi. Halk develerini
evlerinin önünde eğreklendiriyorlardi. Derken bir akşam bu kadın bağdan
boşanarak develerin yanına geldi. Kadın bir deveye yaklaştı mı hayvan
bÖğürüyordu. Nihayet Adbâ'ın yanına vardı. Fakat o böğürmedi; hem de pişkin
bir deve idi... Hemen arka tarafına oturdu. Sonra hayvanı sürerek yola revan
oldu.
Kadını (n kaçtığını)
hissederek aradılar taradılar fakat kadın onları âciz bıraktı. Bir de eğer
Allah kendisini kurtarırsa bu deveyi boğazlamayı Allah için nezretti.
Medine'ye gelince halk kendisini görerek: İşte Adbâ' ResûlüIIah (Sallaliahü
Aleyhi ve Sellem) in devesi!., dediler. Kadın, eğer Allak kendisini bu devenin
üzerinde kurtarırsa onu mutlaka boğazlamayı nezrettiğini söyledi. Bunun
üzerine ResûlüIIah {Sallallahü Aleyhi veSellem)'e gelerek meseleyi kendisine
anlattıklarında:
«Sübhânâllah! Onu ne
kötü cezalandırmış!.. Eğer Allah kendisini bunun üzerinde kurtarırsa onu
mutlaka boğazlamayı nezretmiş!..
Günaha girmek için
yapılan nezirle kulun elinde olmayan bir şeye yapılan nezrin îfâsı
yoktur.» buyurdular.
İbni Hucr'un
rivayetinde : «Allah'a ısyân etmek için nezir olmaz!» denilmiştir.
(...)
Bize Ebu'r-Rabî' El-Ateki
rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Ham-mâd yâni İbni Zeyd rivayet etti. H.
Bize İshâk b. İbrahim
ile İbni Ebî Ömer, Abdülvehhâb Es-Sekafi'-den rivayet ettiler. Her iki râvi
Eyyûb'dan bu isnâdla bu hadîsin benzerini rivayet etmişlerdir.
Hammad'ın hadîsinde :
«Dedi ki : Adbâ' Benî Ukayl'den bir adamın idi. Hacıları geçenlerdendi.»
ibaresi vardır. Yine onun hadîsinde: «Kadın ta'lîm terbiye görmüş bir devenin
üzerinde geliverdi.» denilmiştir.
Sekafî'nin hadîsinde:
«Bu hayvan ta'lîmli bir deve idi.» cümlesi vardır.
Adbâ': Peygamber
(Saliallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin devesidir. Bu hayvan gayet iyi
cinsten olup önüne geçilmeyecek derecede sür'atli giderdi. «Hacıları geçen»
ta'bîrinden murad da budur. Vaktiyle Benî Ukayl kabilesinden birinin malı imiş.
Sonraları Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)'e intikal etmiştir.
Kitabımızın «Hacc»
bahsinde de görüldüğü vecihle Besûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Seilem)'in
Adbâ', Kasvâ' ve Ced'â' nâmlarında develeri vardı. Bunların üç ayrı deve mi
yoksa bir devenin üç muhtelif adı mı olduğu ihtilaflıdır.
«Ben müslümanım» diyen
esîre Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem):
«Bu sözü kendi umuruna
malik iken söylemiş olsaydın tamamiyle kurtulurdun.» diye mukabelede
bulunmuştur. Bu sözden murâd: Esîr edilmezden evvel müslüman olsaydın
İslâmiyet sayesinde kendin esîr olmaktan kurtulur, malın da ganimet olarak
alınmazdı. Esîr edildikten sonra müslüman olduğuna göre seni öldürüp öldürmemek
muhayyerliği ortadan kalkar; köle yapmakla rıdye almak arasındaki muhayyerlik
kalır, demektir.
Ensârdan esîr' edilen
kadın Hz. Ebû Zerr (Radiyallahü anha) m karışıdır.
1- îslâmda
fidye caizdir. Bir esîrin müslüman olması ganimet sahiplerinin onun üzerindeki
hakkını ıskat etmez. Fakat esîr edilmezden önce müslüman olursa ganimet malı
olmaktan kurtulur.
2- «Günaha
girmek için yapılan nezrin îfâsı yoktur...» cümlesi şarap içmek gibi bir
günahı işlemek için yapılan nezrin bâtıl
olduğuna böyle bir sözden dolayı yemîn keffareti veya başka bir şey
lâzım gelmeyeceğine delildir. Ebû Hanîfe, Mâlik, Şafiî,
Dâvûd-u Zahirî ve cumhûr-u ulemânın mezhepleri budur. îmam
Ahmed , Hz. Âişe (Radiyallahü anha)'dan rivayet edilen bir hadîsle istidlal
ederek yemîn keffâreti lâzım geldiğine kail olmuştur. Mezkûr hadîste:
«Allah'a isyan için
nezir olma*; onun keffâreti yemin keffâretidir.»
buyurulmakta ise de bu
hadîs bütün hadîs imamlarının ittifâkiyle zayıftır. Babımız hadîsindeki:
«Kulun elinde olmayan
bir şeye yapılan nezrin ifâsı yoktur.» cümlesi, nezri, kendi milki olmayan bir
şeye izafe etmesi hâline hamledilmiş-tir. Meselâ : «Hastam düzelirse filânın
kölesini âzâd etmek boynuma borç olsun» yahut «Filânın elbisesini tesadduk
etmek borcum olsun!» gibi sözlerle yapılan nezirler bu kabildendir. Fakat
henüz milkinde olmayan bir şeyi iltizam eder de meselâ: «Hastam iyileşirse bir
köle âzâd etmek borcum olsun!» derse o anda köleye sâhib olmadığı halde nezri
şahindir.
3- Zarurette
kadının yalnız başına da yola çıkabileceğine bu hadîsle istidlal edilmiştir.
Dâr-ı harpten İslâm diyarına, hicret zaruret seferi olduğu gibi, kendisine
kötülük teklif edilen kadının o yerden gitmesi de öyledir.
4- İmam Şafiî ile ulemadan bazıları bu hadîsle
istidlal ederek kâfirlerin ganimet olarak aldıkları müslüman malının onların
milki olamayacağını söylemişlerdir. îmam
Âzam'la diğer bir takım ulemâya göre ise kafirler müslüman malını ganimet
olarak alır da kendi memleketlerine götürürlerse o mala sahip olurlar.
9- (1642)
Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Zürey',
Humeyd'den, o da Sâbit'den, o da Enes'den naklen haber verdi. H.
Bize İbni Ebî Ömer de
rivayet etti. Bu lâfız onundur. (Dedi
ki) :
Bize Mervân b. Muâviye
El-Fezârî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Humeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bana
Sabit, Enes'den naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sallaİlahü Aleyhi ve
Sellem), iki oğlunun arasında götürülen bir ihtiyar görerek:
«Buna ne olmuş?» diye
sormuş. — Yürümeyi nezretmiş, demişler. Resûlüllah (SallaUuhii Aleyhi ve
Sillem) :
«Şüphesiz ki Allah bu
adamın kendini azâb etmesinden müstağnidir.» buyurmuş ve (hayvana) binmesini
emretmiş.
10- (1643)
Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteyhe ve İbni Hucr rivayet ettiler. (Dediler ki) :
Bize îsmâîl yâni îbni Ca'fer, Amr'dan —ki İbni Ebî Amr'dır— o da Abdurrahmân
EI-A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayette bulundu ki, Peygamber
(Sallaİlahü Aleyhi ve Seliem) iki oğlunun arasmda onlara dayanarak giden bir
ihtiyara yetişerek:
«Buna ne oldu?» diye sormuş. Oğulları:
— Yâ Resûlâllah, nezri
vardı, cevabını vermişler. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
«Bin ey ihtiyar! Zira
Allah senden ve nezrinden ganîdir.»
buyurmuş. Lâfız Kuteybe ile İbni Hucr'undur.
(...) Bize
Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülâzîz yâni Derâverdî, Amr b.
Ebî Amr'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etti.
Bu hadîsi Buhârî «Cezâü's-Sayd»
bahsinde; Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî «Eymân ve Nüzûr»da tahrîc etmişlerdir.
Oğullarının arasında
onlara dayanarak güç halle yürüyebilen zâtın ismi bazılarına göre Kays'tır. Bir
takımlar Kayser olduğunu söylemişlerdir. Künyesi Ebû İsrail 'dir.
Zahirîler bu hadîsle
istidlal ederek: «Yürümekten âciz kalan kimseye hedy kurbanı lâzım değildir.»
demişlerdir. Sair fukahâdan üç kavil rivayet edilir.
1- Hz. Alî
ve Abdullah b. Ömer (Radiyallaiıu anh) dan rivayet olunan bir kavle göre Kâbe'ye
yürüyerek gitmeyi nezre-den bir kimse bundan âciz kalırsa yürüyebildiği kadar
yürür; yürüyemez oldu mu binek gider; ve bir koyun kurban eder Atâ, Hasan-ı Basrî İmam Âzam- ve İmam
Şafiî buna kail olmuşlardır.
İmam Âzam'a göre âciz kalmadan
hayvana binenin hükmü de budur; yalnız yemininden döndüğü için keffaret verir.
2- İkinci
kavle göre âciz kalan kimse geri döner; sonra tekrar hacceder; ve binek gittiği
yeri yürür; buna hedy lâzım değildir. Bu kavil İbni Ömer,
İbni Abbâs, İbni
Zübeyr ,ile. İbrahim Nehaî ve
İbni Cübeyr 'den rivayet
olunmuştur.
3- Üçüncü
kavle göre geri döner; binek gittiği yeri yürür; hedy kurbanı lâzımdır. İbni
»Abbâs ile Nehaî 'nin birer kavli de bu olduğu
gibi Saîd b.
El-Müseyyeb ile İmam
Mâ1ik dahî buna kail olmuşlardır.
11- (1644)
Bize Zekeriyyâ b. Yahya b. Salih El-Mısrî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
El-Mufaddal yâni İbni Fadâle rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Abdullah b. Ayyaş,
Yezîd b. Ebî Habîb'den, o da Ebu'l-Hayr'dan, o da Ukbe b. Âmir'den naklen
rivayet etti, ki şöyle demiş:
Kız kardeşim yalın
ayak Beytullah'a yürümeyi adadı. Bana da bu meseleyi onun nâmına
Resû\uİlah(SaUaUahü Aleyhi ve Seltem) 'e danışmamı emretti. Ben de danıştım:
«Hem yürüsün, hem
bin»in!» buyurdular.
12- (...)
Bana Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize /Vbdiirrazzâk rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi ki) : Bize Saîd b. Ebi
Eyyûb haber verdi. Ona da Yezîd b. Ebî Habîb haber vermiş. Ona da Ukbe b. Amir
El-Cühenî'den naklen Ebu'1-Hayr rivayet etmiş ki, Ukbe: «Kız kardeşim
nezretti...» diyerek Mufaddal'in hadîsi gibi .rivayette bulunmuş; yalnız
hadîste «yalın ayak» kaydını zik-retmemiş; «Ebu'1-Hayr Ukbe'den ayrılmazdı.»
cümlesini ziyade etmiştir.
(...) Bana
bu hadîsi Muhammed b. Hatim ile İbni Ebî Halef de rivayet ettiler. (Dediler
ki) : Bize Ravh b. Ubâde rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana Yahya b. Eyyûb haber verdi. Ona da Yezîd b. Habîb bu
isnâdla Abdurrazzâk hadîsi gibi ihbarda bulunmuş.
Bu hadîsi Buhârî
«CezâüVSayd» ve «Nüzûr» bahislerinde; Ebû
Dâvûd «Nüzûr»da tahrîc
etmişlerdir.
Nezri yapan.kadın Hz.
Ukbe 'nirr kız kardeşi Ümmü Hib-bân^binti Âmir 'dir. Bir rivayette bu kadının
şişman olduğu, bu sebeple yürümek kendisine güç geldiği bildirilmiştir. Hadîsi
muhtelif rivayetleri vardır. Bunlardan birinde:
«Ona emret de baş
örtüsünü sarınsın, vasıtaya binsin ve üç gün oruç tutsun.» buyurulmuştur.
Halbuki:
Yukarıdaki Enes ve Ebû
Hüreyre (Radiyallahuanh) rivayetlerinde ihtiyara doğrudan doğruya hayvana
binmesi emrolunuyor, bir şey istenmiyordu. Bu bâbta Nevevî şunları söylemiştir:
«Birinci hadîs yürümekten âciz olanlara hamledilmiştir. Böylesi vasıtaya binebilir;
ama kurban kesmesi îcâbeder. Ukbe 'nin kız kardeşi hadîsin gelince: Onun
mânâsı, yürümeye kudreti olduğu zaman yürüsün, yürüyemediği yahut çok yorulduğu
zaman vâsıtaya binsin. Bunun da hayvan kesmesi îcabeder; demektir.
Bu söylediğimiz her
iki surette de hayvan kesmesi İmam Şafiî 'nin râcıh olan kavlidir. Ulemâdan
bir cemaat da buna kaildir. Şâfiî'nin ikinci kavline göre ihtiyara hayvan
kesmek vâcîb değil, mus-tehaptır. Yalın ayak yürüme meselesinde mutlaka yalın
ayak bulunması şart değildir; ayakkabı da giyebilir. Ukbe'nin kız kardeşi
hadîsinin «Süneni Ebî Dâvûd»daki rivayetinde kadının âciz kaldığı için hayvana
bindiği bildirilmiştir...»
13- (1645)
Bana Hârûn b. Saîd EI-Eylî ile Yûnus. b. Abdilâlâ ve Ahmed b. îsâ rivayet
ettiler. Yûnus (Bize haber verdi) tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize İbni Vehb
rivayet etti, dediler. (Demiş ki) : Bana Amr b. El-Hâris, Kâ'b b. Alkame'den, o
da Abdurrahmân b. Şumâse'den, o da Ebu'l-Hayr'dan, o da Ukbe b. Amir'den, o da
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)rden naklen haber verdi ki ;
Nezir keffâreti, yemîn
keffârefidir.» buyurmuşlar.
Nevevî'nin beyânına
göre ulemâ bu hadîsten ne murâd edildiği hususunda ihtilâf etmişlerdir.
Şâfiî1er'ce nezr-i lecâc kasdedilmiştir.
Nezr-i lecâc:
İnâd ye ısrar nezri demektir. Meselâ: Birisiyle konuşmak istemeyen kimsenin:
«Filânla konuşursam üzerime hacc farzolsun» demesi bu kabildendir. Konuştuğu
takdirde nezrini yapmakla yemîn kefareti vermek arasında muhayyer olur.
Hanefîler 'den İmara
Âzam'in son kavline göre bir kimse nezri, olmasını istemediği bir şarta bağlarsa
ona bir yemîn keffâreti kâfidir. Nezrettiği şeyi yapmakla dahî borcunu ödemiş
olur. Meselâ: «Filân adamla konuşursam bir sene oruç tutmak borcum olsun!»
diyen kimse isterse bir yemîn keffâreti verir; dilerse orucu tutar. Fakat
olmasını dilediği bir şarta bağlar, meselâ: «Hastam düzelirse bir sene oruç borcum
olsun» derse mutlaka nezrini îfası gerekir. İmam Muhammed'in kavli de budur.
Umumi belvâ dolayısiyle bâzı Hanefiyye ulemâsı bununla fetva vermişlerdir.
Ulemânın ekserisi bu
hadîsi mutlak nezir mânâsına almışlardır. İmam Ahmed'le Şâfiîler 'den bazıları
ma'sıyeti nezir mânâsına hamletmişlerdir. Şarap içmeyi adamak bu kabildendir.
Fukaha ve hadîs
imamlarından bir cemaate göre ise bu hadîs bütün adak nevilerine şamildir.
Onlarca bir kimse nezrin hangi nev'ini yaparsa yapsın yemîn keffâreti vermekle
nezrini îfâ arsında muhayyerdir.