1- Ebü Kasım Künyesini Takınmaktan Nehiy ve Müstehab Olan İsimlerin
Beyanı Babı
2- Çirkin İsimler Koymanın, Nafi' ve Benzeri İsimlerin Keraheti Babı
4- Melikül Emlak ve Melikül Mülük Adlarını Takınmanın Haram Kılınması
Babı
Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:
Bu Hadisten Şu Hükümler Çıkarılmıştır:
8- Kim O! Denildiği Vakit İzin İsteyenin: Ben! Demesinin Keraheti Babı
9- Başkasının Evine Bakmanın Haram Kılınması Babı
Bu Hadisten Şu Hükümler Çıkabilmiştir:
1- (2131)
Bana Ebû Küreyb Muhammed b. Ala' ile İbni Ebi Ömer rivayet ettiler, (Ebû Küreyb
anberanâ; İbni Ebî Ömer haddesenâ tâbirlerini kullandılar.) Lâfız İbni Ebi
Ömer'indir. (Dediler ki) : Bize Mervan (yâni El-Fezârî) Humeyd'den, o da
Enes'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Bir adam Bakî'de birine:
— Yâ
Ebe'l-Kâasım! diye seslendi.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de ona bakarak:
— Yâ Resûlallah! dedi. Adam:
— Ben seni kastetmedim. Filânı çağırdım, dedi.
Bunun üzerine Re-sûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem);
«Benim ismimi takının
ama künyemi takınmayın!» buyurdular.
2- (2132)
Bana İbrahim b. Ziyad rivayet etti. (Bu zâtm lâkabı Se-belan'dır.) (Dedi ki) :
Bize Abbâs b. Abbâd, Ukeydullah b. Ömer ile kardeşi Abdullah'dan naklen haber
verdi. Bu hadîsi onlardan 144 senesinde dinlemiş, onu Nâfi'den, o da İbni
Ömer'den naklen rivayet etmişler. İbni Ömer
(Şöyle demiş): Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Şüphesiz ki, sizin
Allah'a en sevimli gelen isimleriniz Abdullah ve Abdurrahmandır.» buyurdular.
3- (2133)
Bize Osman b. Ebî Şeybe ile İshâk b. İbrahim rivayet ettiler. (Osman :
haddesena; İshâk : ahberanâ tâbirlerini kullandılar. Dediler ki) : Bize Cerîr
Mansur'dan, o da Salim brEbi'l-Ca'd'dan, o da Câbir b. Abdillah'dan naklen
haber verdi. Câbir şöyle demiş: Bizden bîr adamın oğlu dünyaya geldi de adını
Muhammed koydu. Bunun üzerine kavini ona :
— Sana Resûlüllah (ScıllaUahiı Ale\hi ve
Selleıni'in ismini koymaya müsaade etmeyiz, dediler. O da çocuğunu sırtına
yüklenerek yola çıktı ve onu
Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve
Sellemye getirerek şöyle dedi:
— Yâ Resûlallah! Bir oğlum dünyaya geldi de
adını Muhammed koydum. Ama kavmin bana: ResûiüUah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)"ın ismini koymana müsaade etmeyiz, dediler. Bunun üzerine Resûlüllah
(Sailallahü Aleyhi ve Sellem);
«Benim ismimi takının
ama künyemi takınmayın. Ben ancak Kâasım'ım, sizin aranızda taksim
yaparım.» buyurdular.
4- (...)
Bize Hennad b. Seriy rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abser Husayn'dan, o da
Salim b. Ebî'l-Ca'd'dan, o da Câbir b. Abdiiİah'dan naklen rivayet etti.
(Şöyle demiş) : Bizden bir adamın oğlu dünyaya geldi de adını Mııhammed koydu:
— Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem)'den
emir almadıkça biz sana onun künyesini takamayız, dedik. O da giderek :
— Gerçekten bir oğlum
dünyaya geldi de ona Resûlüilah'in adını koydum. Ama kavmim: Peygamber
(SaUaliahü Aleyhi ve Üellem 'den İzin al da Öyle diyerek onun künyesini koymama
razı olmadılar. Bunun üzerine:
«Benim ismimi takın!
Ama künyemi takınmayın. Ben ancak Kâa»m olarak gönderildim. Aranızda taksim
yaparım.» buyurdular.
(...) Bize
Rifâa b. Heysem El-Vâsıfî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâli d (yâni Tahhân)
Husayn'dan bu isnadla rivayette bulundu. Ama : «Ben ancak Kâasım olarak
gönderildim, aranızda taksim yaparım.» cümlesini anmadı.
5- (...) Bize
Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî', A'meş'den rivayet
etti. H.
Bana Ebû Saîd El-Eşecc
dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meş
Salim b. Ebî'l-Ca'd'dan, o da Câbir b. Abdillah'dan naklen rivayet etti. Câbîr
şöyle demiş: ResûJüHah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
«Benim ismimi takının
ama künyemi takınmayın! Çünkü ben Ebû'l-Kâasım'ım, aranızda taksim yaparım.»
buyurdular. Ebû Bekr'in rivayetinde «tekennev» yerine «la tektenû» ibaresi
vardır.
(...) Bize
Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye, A'meş'den bu isnadla
rivayette bulundu ve :
«Ben ancak taksimci
kılındım. Aranızda taksim ederim.» dedi.
6- (...)
Bize Muhammed b. Miisennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki)
: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti.
(Dedi ki) : Katâde'yi Sâlim'den, o da Câbir b. Abdillah'dan naklen rivayet
ederken dinledim.
Ensardan bir adamın
bir oğlu dünyaya gelmiş de adını Muhammed koymak istemiş ve Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Seltem)'e gelerek sormuş, o da:
«Ensâr iyî etmişler...
Benim ismimi koyun ama künyemi takınmayın!» buyurmuşlar.
7- (...)
Bize Eoû Bekr b. Ebî Şey be île Muhammet) b. Müsennâ ikisi birden Muhammed b.
Ca'fer'den, o da Mansûr'dan naklen rivayet ettiler. H.
Bana Muhammed b. Amr
b. Cebele rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed (yâni İbni Ca'fer) rivayet
etti. H.
Bize İbni Müsennâ dahî
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Adiyy rivayet etti.
Her iki râvi
Şu'be'den, o da Husayn'dan naklen rivayet etmişlerdir. H.
Bana Bİşr b. Hâlİd de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed (yâni İbni Cafer) haber verdi. (Dedi
ki) : Bize Şu'be Süleyman'dan rivayet etti.
Bu râvilerin hepsi
Salim b. Ebî Ca'd'den, o da Câbir b. Abdillah'dan, o da Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etmişlerdir. H.
Bize İshâk b. İbrahim
EI-Hazalî ile, İshâk b. Mansûr da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Nadr b.
Şümeyl haber verdi. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Katâde ile Mansur, Süleyman ve
Husayn b. Abdirrahman'dan rivayet etti. (Demişler ki) : Biz Salim b. Ebî
Ca'd'ı, Câbir b. Abdillah'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den
naklen hadîslerini yukarda zikrettiğimiz zevat gibi rivayette bulunurken
işittik. Nadr'ın Şu'be'den rivayet ettiği bir hadîste şöyle demiştir: Bu
hadîste Husayn ile Süleyman ziyade ettiler. Husayn dedi ki: Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Ben ancak taksimci
olarak gösterildim. Aranızda taksim yapanım.» buyurdu. Süleyman ise : «Ben
ancak taksimciyim, aranızda taksim yaparım» dedi.
(...) Bize
Amru'n-Nâkıd ile Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr ikisi birden Süfyan'dan rivayet
ettiler. Amr dedi ki : Bize Süfyan b. Uyeyne rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
İbııi Munkedir rivayet etti. Kendisi Câbir b. Abdİllah'ı şöyle derken igitmiş :
Bizden bir adamın oğlu dünyaya geldi de adını Kâasım koydu. Biz:
— Sana Ebû'I-Kâasım
künyesini vermeyiz. Hem sana göz açtırmayız, dedik. Bunun üzerine Peygamber
(Sailaliahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek bunu ona anlattı, o da :
«Oğlunun ismini
Abdurrahman koy!» buyurdular.
(...) Bana
Ümeyye b. Bistam da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezid (yâni İbni Zürey')
rivayet etti. H.
Bana Alî b. Hucr dahi
rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize İsmail (yâni İbni Uleyye) rivayet etti.
Her iki râvi Ravh b.
Kâasmı'den, o da Muhammed b. Münkedir'den, o da Câbir'den, İbni Uyeyne'nin
hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır. Yalnız o «Sana göz açtırmayız» cümlesini
anmamıştır.
8- (2134)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkıd, Züheyr b. Harb ve İbni Nümeyr
rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne, Eyyûb'dan, o da Muhammed
b. Sîrîn'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Ebû Hüreyre'yi şunu söylerken dinledim.
Ebû'l-Kâasım (Sallallahü Aieyhi ve Sellem) :
«Benîm ismimi koyun
ama künyemi takmayın!» buyurdular. Amr Ebû Hiireyre'den, dedi, «semi'tû»
demedi.
9- (2135)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. AbdİIlah b. Nünıeyr, Ebû Said
El-Eşecc ve Muhammed b. Müsennâ El-Anezî rivayet ettiler. Lâfız İbni
Nümeyr'indir. (Dediler ki) : Bize İbni İdris babasından, o da Simâk b.
Harb'den, o da Alkame b. Vâil'den, o da Muğîre b. Şu'be'den naklen rivayet
etti. (Şöyle demiş) : Necrâna geldiğim vakit bana sordular, dediler ki:
— Sîz Ebû Harun'un kız
kardeşi diye okuyorsunuz. Halbuki Musa, İsa'dan şu ve şu kadar sene öncedir!
Resûlüllah (SaUaliahü Aleyhi ve Sellem) in yanına gelince bunu kendisine sordum
da :
«Onlar kendilerinden
önceki Peygamberlerinin ve sulehamn adlarını koyarlardı.» diye cevâb verdi.
Bu rivayetlerden Enes
hadîsini Buhârî «Kîtâbu'1-Büyû»'-da, Câbi r hadîslerini «Fartu'l-Humus» ve «Edeb»
bahislerinde; Ebû Hüreyre hadîsini «Kitâbu'l-Menâkıb»'de tahrîc etmiştir. Bu
babda Sünen sahipleriyle diğer hadîs uleması birçok hadîsler rivayet etmişlerdir.
Bunların mecmuu Resûlüllah (SaUaliahü Aleyhi ve Setlem)7in ümmetine kendi
ismini koymalarına izin verdiğini, fakat künyesini takmalarına izin vermediğini
bildirmektedirler. Hz. A1i'ye ise doğacak çocuğuna isim ve künyesini takmasına
ruhsat vermiştir. Bu sebeple ulemâ bu meselede birçok mezheblere
ayrılmışlardır. Kaadî Iyâz'la başkaları bu mez-hebleri toplamış, mecmuu altıyı
bulmuştur. Şöyle ki:
1- İmam
Şafiî ile Zâhirîler'e göre adı Ahmed, Muhammed olsun olmasın hiç bir kimseye
Peygamber (Sallatiahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin künyesi olan Ebû .Kâasım nâmını
almayı helâl görmemişlerdir.
2-
Bâzılarına göre buradaki nehiy neshedilmiştir. İlk zamanlar da yasak edilmişti.
Binâenaleyh bugün her isteyen Ebû'l-Kâasım künyesini alabilir. İmam Mâ1ik'in
mezhebi budur. Selefin cumhuru ile ekser ulemânın kavilleri budur. Nitekim i!k
asırdan beri pek çok kimseler
Ebû'l-Kâasim künyesini takınmış
ulemâdan buna itiraz eden bulunmamıştır.
3- İbni
Cerir'in mezhebine göre hadîs neshedilmemiştir. Ancak buradaki nehiy bu işin
haram olduğunu değil, edep ve nezâket için tenzîhen mekruh olduğunu
göstermektedir.
4-
Ebû'l-Kâasım künyesini takmak yalnız
ismi Muhammed veya Ahmed olanlara yasak edilmiştir. Bu isimlerden birini
almayanlara Ebû'l-Kâsım künyesini takınmakta bir beis yoktur. Selefden bir
cemaatın mezhebi de budur. Onlar bu hususta Hz Câbir'den merfû bir hadîste
rivayet etmişlerdir.
5-
Ebû'l-Kâasım künyesini takınmak mutlak surette yasaktır. Babasına Ebû'l-Kâasım
denilmesin diye çocuğa Kasım adım koymak da memnudur. Mervan b. Hakem bu sebepten
Kâasım ismindeki oğlunun adını değiştirerek Abdü1 Melik koymuştur.
6- Muhammed
ismi mutlak surette memnû'dur. Bu hususta künyesinin bulunup bulunmaması da
hükmen birdir. Çünkü bir hadîste Peygamber (Sailailahü Aleyhi ve Sellem):
«Çocuklarınıza
Muhammed ismini koyuyor, sonra onlara lanet ediyorsunuz.» buyurmuştur, Hz.
Ömer Kûfeliler'e mektup yazarak çocuklarına Peygamber ismi koymamalarını tenbih
etmiş, Medine1i1er'den bir cemaata da çocuklarına koydukları Muhammed ismini
değiştirmelerini emretmiştir. Nihayet bunlara Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)in izin verdiği söylenince değiştirme isteğinden vaz geçmiştir. Kaadî
Iyâz diyor ki : «Hz. Ömer'in bunu Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in
ismine hürmet ve ta'zim için yapılmışa benziyor. Tâ ki hürmeti ayaklar altına
alınmasın. «Hz. Ömer'in bunu yasak etmesine sebep bir adamı Muhammed b. Zeyd'e
söğerken işitmesİdir, diyenler de vardır. Hattâ Muhammed'i çağırarak:
«Görüyorum ki, senin sebebinle Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e
soğuluyor. Vallahi bundan sonra yaşadığın müddetçe Muhammed diye
çağrılmıyacaksın!» diyerek ismini
Abdurrahman'a çevirdiği rivayet olunur.
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) 'in :
«Ben ancak
taksimciyim, aranızda taksim yaparım!» sözünden mu-rad: «Ben mücerret oğlumun
adı Kâasım diye Ebu'l-Kâasım namını almış değilim, bilâkis bana Kâasım adı
verilirken ezelde dinî ve dünyevî hususatta taksimci olmam mânâsı nazarı
itibara alınmıştır. Binâenaleyh ben ne zât hususunda, ne de isim ve sıfatta
sizin gibi değilim» demektir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
'in taksimcilîğinden maksat mîras ve
ganimetleri zekât, fey' vesair miktarları Allah'ın tebliği ile ümmet arasında
paylaştırmasıdır.
Oğlunun ismini Muhammed
koyan zâta ensârın : «Sana Re-sûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)'in ismini
vermeye müsâade etmeyiz» demelerinin mânâsı, sana Ebû Muhammed denilmesine
müsaade edemeyiz, demektir. Nitekim rivayetlerin birinde o zâtın oğluna Kâasım
adı verdiğini, ensârın buna da itiraz ettiklerini görüyoruz. Çünkü bu seferde o
zata Ebû'l-Kâasım denilecektir. Resûl-i Ekrem (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)
ensârın bu itirazlarını yerinde bulmuş ve : «En-sar iyi etmişler» buyurarak
doğan çocuklara Muhammed ismi verilmesine müsaade etmiş. Ebû'l-Kâasım
künyesine müsaade bu-yurmamıştır.
Ebû'l-Kâasım 'dan
gayri bütün künyelerin kullanılması caiz olduğuna ulema ittifak etmişlerdir.
(Yerinde de izah
ettiğimiz vecihle künye lâkabın bir nev'idir. Yalnız lâkab ekseriya zemmi
tazammum eder. Künye ise bilâkis medih bildirir. Lâkabdan bir farkı da «Eb»
veya «ûm» kelimeleriyle başlamasıdır. Ebû Bekr, Ebû
Fâtıme, Ümmü Süleym
ilâh.)
Necranlılar'ın Hz.
Muğîre'ye sordukları suâlin mânâsı şudur: «Siz Kur'ân'da Hz. Meryem için ey
Harun'un kız kardeşi denildiğini okuyorsunuz. Halbuki Musa (Aleyhisselâm) Hz.
İsa'dan asırlarca Önce dünyaya gelmiştir. Hz. Harun, Musa'nın kardeşi; Hz.
Meryem ise, îsa (Aleyhisselâm) 'in annesidir. Şu halde nasü olur da Hz. Meryem
kendinden yüzlerce sene önce yaşayan Harun (Aleyhisselâm)'in kız kardeşi olabilir.»
Anlaşılıyor ki, Hz. Muğîre bu suâlin cevâbını verememiş, Medîne'ye döndüğünde
onu Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellemi'detn öğrenmiştir.
ResûlüHah (Sallailahü
Aleyhi ve Sellem) }in verdiği cevap şudur:
«Onlar kendilerinden
Önceki Peygamberlerinin ve sülehanın adlarını koyarlardı.» Yani Hz. Meryem
zamanında insanlar eski peygamberlerin ve sulehânin adlarını koyarlardı. Hz.
Meryem de Harun isminde bir şahsın kız kardeşi idi. Yoksa Hz. Musa 'nın kardeşi
olan Hârun'un kız kardeşi değildir. Maamafih aralarında bin senelik bir zaman
olmasına rağmen Hz. Meryem, Harun {Aleyhisselâm) m sülâlesindendi. Onunla
kardeşlik tabakasında birleşiyordu, diyenler de olmuştur. Bu son hadîsle
ulemâdan bir cemâat doğan çocuklara Peygamber ismi koymanın caiz olduğuna
istidlal etmişlerdir. Nitekim Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) oğlunun
ismini İbrahim koyarak bu cevazı fiilen göstermiştir. Kaadî Iyâz'ın beyânına göre ulemâdan bâzıları
çocuklara Melâike ismi koymayı kerih görmüşlerdir. Hâris b. Miskin'in kavli
budur. İmam Mâlik çocuklara Cibril ve
Yasin adlan verilmesini kerih
görmüştür.
10- (2136)
Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Efaî Şeybe rivayet ettiler. (Ebû Bekir dedi
ki : Bize Mu't emir b. Süleyman, Rukeyn'den, o da babasından, o da Semura'dan
naklen rivayet etti. Yahya ise : Bize Mu'te-mir b. Süleyman haber verdi, dedi.
(Demiş ki) : Rukeyni babasından, o da Semûra b. Cündep'den naklen rivayet
ederken dinledim.) Şöyle demiş: Resûlüllah iSaiîallahü Aleyhi ve Sellem)
kölelerimize dört isim vermemizi bize yasak etti. Eflah, Kabâh, Yesâr ve Nâfi.
11- (...)
Bize Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ce-rîr Rukeyn b. Rabi'den,
o da babasından, o da Sem ura b. Cündep'ten naklen rivayet etti. (Şöyle demiş)
: Resûlüllah (Saiîallahü Aleyhi ve Sellem):
«Oğluna Rabâh, Yesâr,
Eflah ve Nâfi' adı koyma!» buyurdular.
12- (2137)
Bize Ahmed b. Abdillah b. Yûnus rivayet etti- (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Mansûr Hilâl b. Yesâf'dan, o da Rabi' b. Umeyle'den, o
da Semûra b. Cündep'den naklen rivayet etti. Semûra şöyle demiş: Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Allah indinde sözün
en makbulü dörtdür : Allah'ı tenzih ederim, hamd Allah'a mahsustur, Allah'dan
başka ilâh yoktur ve Allah en büyüktür (sözleri). Bunların hangisinden
baslasan sana zarar etmez. Ama sakın çocuğuna Yesâr, Rabâh, Necîh ve Eflah
adlarını koymayasın! Çünkü sen orada mı o dersin, orada olmaz da! hayır! der.»
buyurdular. (Itâvi demiş ki, bunlar dört sözdür. Benim üzerimden
fazlalaştırmayın!)
(...) Bize
İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Cerîr haber verdi. H.
Bana Ümeyye b. Bîstâm
dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Ziiiey' rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize Ravh (Bu zât İbni Kâasım'dır) rivayet etti. H.
Bize Muhammed b.
Müsennâ ile İbni Bessâr da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b.
Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti.
Bu râvilerin hepsi
Mansûr'daıı Züheyr'in isnadı ile rivayette bulunmuşlardır. Cerîrle Ravh'ın
hadîsi kıssasiyle Züheyr'in hadîsi gibidir. Şu'-be'nin hadîsine gelince, onda
yalnız çocuğa isim koyma zikredilmiş, dört söz zikredilmemiştir.
13- (2138)
Bize Muhammed b. Ahmed b. Ebî Halef rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû'z-Zübeyr
haber verdi ki, kendisi Câbir b. Ab-dillâh'ı şöyle derken işitmiş. Peygamber
(Sallailahü Aleyhi ve Seliem) Ya'lâ, Bereket, Eflah, Yesâr, Nâfi' ve buna
benzer isimleri koymaktan nehyet-mek istedi. Sonradan bunlardan sükût
buyurduğunu gördüm. Artık hiç bir şey söylemedi. Sonra Resûlüllah fSallailahü
Aleyhi ve Seliem) bundan nehy etmeden dünyadan gitti. Bilâhare Ömer bunları
yasak etmek istedi. Sonra o da bıraktı.
Kaadî Iyâz bu hadîsin
ekser nüshalarında Ya'lâ yerine Mukbi1 zikredildiğini, Ya'lâ 'nın hata olacağını
söylemişse de Nevevî bunu reddetmiş: «Kaadî'nin inkâr ettiği münker değil,
bilâkis hem rivayetçe, hem mânâca sahîh ve meşhur olan odur.» demiştir.
Hâvinin :
«Benim üzerimden fazlalaştirmayın...» sözünden murad; dörtten başka benden bir
şey nakletmeyin. Meselâ : Beş veya altı isim söylemişim gibi göstermeyin,
demektir.
Nevevî : «Bunda dört
isme kıyas ve onlara kendi mânâlarındaki bazı isimleri katmak men edilmiş
değildir. Ulemâmız diyor ki: Eu hadîste zikredilen isimleri ve o mânâdaki başka
isimleri koymak mekruhtur. Kerahet yalnız bu dört isme mahsus değildir. Hem bu
kerahet; kerahet-i tahrimiyye değil, kerâhet-i tenzîhiyyedir. Kerahetin
illetini Peygamber {Sallailahü Aleyhi ve Seliem) (Çünkü sen orada mı? dersin; o
da hayır! der) kavîiyle beyan buyurmuş, bu cevaptaki çirkinliği kerih
görmüştür. Çok defa bu cevap bazı insanları teşe'üme sevkeder» diyor.
Peygamber (Sallailahü
Aleyhi ve Seliem) 'in bu isimleri koymaktan men etmek isteyip, sonra vaz
geçmesinin mânâsı: Haram kılmak istemiş sonra bundan vaz geçmiş demektir.
Kerahet-i Tenzîhiyye ifâde eden nehiy başka hadîslerde de vardır.
14- (2139)
Bize Ahmed b. Han bel ile Züheyr b. Harb, Muhammed b. Müseıınâ, Ubeydullah b.
Saîd ve Muhammed b. Beşşar rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Yahya b. Saîd,
Ubeydullah'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Nâfi', İbni Ömer'den naklen
haber verdi ki: Resûlüllah (Sallaitahü Aleyhi ve Sellem) Asiye ismini
değiştirmiş ve:
«Sen Cemîle'sin!»
buyurmuştur.
Ahmed «Ahberanî»
yerine -an» demiştir.
15- (...)
Bize Ebû Bekr b. EM Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bisse Hasen b. Musa rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Seleme Ubeydullah'dan, o da Nâfı'den, o da
İbni Ömer'den naklen rivayet etti ki: Ömer'in bir kızına Âsiye denilirnıiş.
Resûlüllah (Sallaitahü Aleyhi ve Sellem) ona Cemile adını takmış.
16- (2140)
Bize Amru'n-Nâkıd ile İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. Lâfız Amr'ındır. (Dediler
ki) : Bize Süfyân, Talha oğullarının azatlısı Muhammed b. Abdirrahman'dan, o da
Küreyb'den, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :
Cüveyriye'nin ismi Berra idi. Besûlül-lah (Sallaîlahü Aleyhi ve Seİle/n) onu
Cüveyriye'ye çevirdi. (Birisi için) Ber-ra'nın yanından çıktı, denilmesini
kerih görüyordu. İbni Ebî Ömer'in Küreyb'den rivayet ettiği hadîste (râvi)
İbnü Abbâs'dan işittim, demiştir.
17- (2141)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. Müsennâ ve Muhammed b. Beşşâr
rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki)
: Bize Şu'be, Atâ' b. Ebî Meymûne'den rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Ebû
Râfi'i, Ebû Hüreyre'den rivayet ederken dinledim. H.
Bize Ubeydullah b.
Muaz da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Şu'be, Ata' b. Ebî Meymûne'den, o da Ebû Râfi'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen
rivayet etti ki: Zeyneb'in ismi Berra imiş. O kendisini temize çıkarıyor,
demişler. Onun üzerine Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) ona Zeyneb
ismini vermiş. Hadîsin lâfzı İbni Beşşâr'dan geri kalanlarıdır. İbni Ebî Şeybe
: Bize Muhammed b. Ca'fer, Şu'be'den rivayet etti, dedi.
18- (2142)
Bana İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îsa b. Yûnus haber verdi.
H.
Ebû Küreyb de rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti.
HeAiki râvi demişler
ki : Bize Velid b. Kesir rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Mnhammed b. Amr b. Atâ*
rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Zeyneb binti Ümmü Seleme rivayet etti. (Dedi ki)
: Benim ismim Berrâ idi. Re-sûlüllah ^SallaUahii Aleyhi ve Setiem) bana Zeyneb
ismini verdi.
Zeyneb demiş ki:
Resûlüllah'ın yanına Zeyneb binti Cahş girdi. Onun ismi de Berrâ îdi. Ona da
Zeyneb ismini verdi.
19- (...)
Bize Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâşİm b. Kâasım rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Leys, Yezîd b. Ebî Habîb'den, o da Muhammed b. Amr b. Atâ'dan
naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Ben kızıma Berra ismini verdim. Müteakiben
Zeyneb binti Ebî Seleme bana şunu söyledi: Resûlüllah (SallaUahii Aleyhi ve
Sellem) bu isimden nehiy buyurdu. Benim adım da Berra idi. Resûlüllah
(SallaUahii Aleyhi ve Sellem) :
«Kendinizi temize
çekmeyin! Allah sizin iyi olanlarınızı pek âlâ bilir.» dedi. (Oradakiler) :
— Ona ne isim verelim?
diye sordular. «Zeyneb İsmini verin.» buyurdu.
Bu hadîsi Buhârî ile
İbni Mâce -Kitâbu'l-Edeb-'de tahrîc etmişlerdir.
Bu hadîslerden çirkin
ismin güzel bir isimle değiştirilmesi gerektiği anlaşılıyor.
Berrâ: Birr'den
müştaktır. Birr tâat mânâsına gelir. Şu halde Berrâ : îyi olan kişi mânâsına
gelir ki, bazılarının Hz. Zeyneb hakkında
«Kendini temize
çekiyor.» demelerinin sebebi budur. Hz. Peygamber (Sallallahü A leyhi ve Sellem)
'in :
«Kendinizi temize
çekmeyin!» sözü ile işaret ettiği de budur. Yâni: Kendinize iyi mânâsına gelen
Berrâ adını takıp da bununla iyi olduk sanmayın, Allah kimin iyi olduğunu
herkesten âla bilir, demek istemiştir.
Peygamber 'Sallullahü
Aleyhi ve Seilem) 'in ashabı kiramdan birçoklanm adlarını değiştirdiği sahîh
hadîslerle sabit olmuştur. Bu değiştirmenin illeti kendini temize çekmek yahut
teşe'ümdür.
20- (2143)
Bize Saîd b. Amr El-Eş'asî ile Ahmed b. Hanbel ve Ebû Bekr b. Ebî Şeyfce
rivayet ettiler. Lâfız Ahmed'indir. (Eş'asî: Ahberana, ötekiler: Haddesena
tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne, Ebû'z-Zinâd'dan,
o da A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Saılatlahü Aleyhi ve
Seltem) 'den naklen rivayet etti:
«Allah indinde en kötü
isim Meliküt-Emlâk ismi alan kişi (nin ismi) dir.» buyurmuşlar.
İbni Ebî Şeybe kendi
rivayetinde: «Allah(Azze ve Celle) den başka Mâlik yoktur.» cümlesini ziyâde etti.
Eş'asî dedi ki :
«Süfyân Şâhîn Şah gibi, dedi.»
Ahmed b. Hanbel de
dedi ki: «Ebû Amr'a, anha' ne demektir? diye sordum. En alçaktır, cevâbını
verdi.»
21- (...)
Bize Muhanımed b. Kâfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab dürrfezzâk rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Hem mâm b. Münebbih'-den naklen haber verdi.
Hemmâm: Ebû Hürcyre'nin Regûlüllah (Sallallahü Aleyhi veSelİem)''den bize
rivayet ettikleri şunlardır, diyerek bir takım hadîsler zikretmiştir. Onlardan
biri de şudur. Re^ûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Kıyamet gününde Allah
Teâlâ'mn en fazla gadab edeceği en pis ve en kindar adam Melikül-Emlak adını
takınan kimsedir. Allah'tan başka Melik yoktur.» buyurdular.
Bu hadîsi Buhâri *Kitâbu'l-Edeb»'de tahrîc etmiştir.
Hadîs-i şerifte ahna',
ağyaz ve ahbes tâbirleri kullanılmıştır. Ahna'ı Ebû Amr en alçak diye tefsir
etmiştir. Bu Ebû Amr, İshâk b. Mirar'dır ki, meşhur lügat ve nahv âlimidir. Onu
Ebû Amr Eşşeybânî ile kanştırmamahdır. Şeybânî tabiinden olup İmam Ahmed b.
Hanbel doğmazdan evvel vefat etmiştir. Ebû Amr 'dan başkalarına göre hadîsin
mânâsı kıyamet gününde en hakîr, en zelil adam MeliKül Emlâk adını taşıyan
kimsedir. Maksat isim değil, ismin sahibidir. Kaadi lyâz: «Bu hadîsle isimle
müsemmânm bir şey olduğuna istidlal edilir. Bu husustaki hilaf meşhurdur.»
diyor. Bâzılarına göre Ahna' en fâcir mânâsına gelir. Ahbes en pis mânâsına
olup, burada Ahna' ile aynı mânâya gelir. En çirkin, en yalan demektir. Ahna'a
daha başka mânâlar veren de olmuştur. .Ağyaz* Gayz'dan alınmıştır. Gayz intikam
almaktan âciz kalan kimsenin gzab ve hiddetidir. Ki Allah Teâlâ hakkında
müstehil yâni imkânsızdır. Binâenaleyh ya onun şiddete kerih görmesinden kinaye
yahut da vereceği cezadan mecaz olur. Ağyaz kelimesinin aynı cümlede iki defa
kullanılması Kaadi lyâz'a göre bazı râvilerin vehminden ileri gelmiştir.
Maamafih bu kelimenin «ağnat» olması ihtimâlinden bahsedenler de vardır. Yâni
bu iki kelimeden biri «ağyaz», diğeri «ağnat»'dır. Ağnat, en şiddetli sıkıntı
gören manasınadır. Melik ül-Emlâk bütün mülkle* rin sahibi mânâsına gelir.
Bütün mülklerin sahibi ise Allah'dır. Onun için rivayetlerin birinde AHah'dan
başka mâlik yoktur, buyurulmuştur. Binâenaleyh doğan çocuğa bu ismi takmak
haram olduğu gibi, Allah'a mahsus Rahman, Kuddûs, Müheymin, Halik ve emsali
isimleri Şahin Şah, Şahân Şah, Şahântıl-Mülük gibi acem mübalâğası sayılan
unvanları takmak da haramdır. Çünkü onların hepsinde kula yakışmayan bir büyüklük
vardır. Ebû Saîd.i Hudrî (Radiyallahu anh) 'den merfû olarak rivayet edilen bir
hadîste:
«Çocuklarınıza Hakîm
ve Ebû'l-Hakem adlarsm koymayın; çünkü hakim alîm olan yalnız Allah'dır.»
buyurulmuştur.
22- (2144)
Bize Abdü'1-A'lâ b. Haramâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Seleme,
Sabit EI-Bûnânî'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. Enes şöyle
demiş: Abdullah b. Ebî Talhate'l-Ensâri doğduğu vakit onu Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi veSeltem)'e götürdüm. Resûfüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) bir aba içinde devesini katranlıyordu. (Bana) :
«Yanında kuru hurma
var mı?» diye sordu.
— Evet! dedim. Ve
kendilerine birkaç hurma verdim. Onları ağzına atarak çiğnedi. Sonra çocuğun
ağzını açtı ve hurmayı içine püskürdü. Çocuk onu yalamaya başladı. Bunun
üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Ensârın sevgilisi
hurmadır.» buyurdu. Ve çocuğa Abdullah adını verdi.
23- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Hârûn
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ibni Avn Ibni Sîrîn'den, o da Enes b. Mâlik'den
naklen haber verdi. Enes şöyle demiş: Ebû Talha'-nın hasta bir oğlu vardı. Ebû
Talha (bir haceti için) dışarı çıktı ve çocuk öldü. Ebû Talha döndüğü vakit:
Oğlum ne yapıyor? diye sordu. Üm-mü Süleym: O eskisinden daha sakindir, dedi.
Ve ona akşam yemeğini yedi. Sonra Ümmü Süleym'e yakınlık etti. Bundan fariğ
olunca Ümmü Süleym:
— Çocuğu
defnedin! dedi. Sabaha çıkınca Ebû
Talha Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e gelerek (olanı)
ona haber verdi. Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem):
«Bu gece gelin güveyi
oldunuz mu?» diye sordu.
— Evet! cevâbını verdi.
«Al la hım! Bunlara
bereket ver!» diye dua etti. Sonra Ümmü Süleym bir oğlan doğurdu. Ebû Talha
bana :
— Bunu
yüklen de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
'e götür, dedi.
Enes çocuğu Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e götürmüş. Ümmü Süleym onunla birkaç kuru hurma
göndermişmiş. Peygamber (Sallallahü A leyhi ve Sellem) çocuğu almış ve :
«Enes'in yanında bir
şey var mı?» diye sormuş.
— Evet! Birkaç hurma var, demişler. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu
hurmaları alarak çiğnemiş. Sonra onları ağzından alarak çocuğun ağzına koymuş.
Sonra tahnik yapmış ve çocuğa Abdullah ismini vermiş.
(...) Bize
Muhammed b. Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Haramâd b. Mes'ade rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Ibni Avn, Muhammed'den, o da Enes'den naklen bu kıssa
ile Yezid'in hadîsi gibi rivayette bulundu.
24- (2145)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Abdullah b. Berrâd El-Eş'arî ve Ebû Küreyb
rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Üsâme, Bû-reyd'den, o da Ebû
Bürde'den, o da Ebû Musa'dan naklen rivayet etti. Ebû Mûsâ şöyle demiş : Bir
oğlum dünyaya geldi de, onu Peygamber (Salİalîahü Aleyhi ve Sellem)'e getirdim.
Ona İbrahim adım verdi. Ve bir kuru hurma ile tahnik yaptı.
Bu rivayetleri Buhâri
«KitâbıTl-Akîka»'da tahrîc etmiştir.
Ebû Talha (Radhallahü
anh) Hz. Enes'in üvey babası olduğunu evvelce görmüştük. Şu halde yeni doğan
Abdullah b. Ebî Talha, Enes
(Radiyallahu anh) 'in anne bir kardeşi demektir.
«Ensârıri sevgilisi
kuru hurmadır.» diye terceme ettiğimiz cümlesi ha'nm zamme ve kesresiyle
okunmuştur. Kesre ile okunduğu takdirde mahbub mânâsına gelir. Ve kelimenin son
merfu' okunarak bir mübteda haber cümlesi meydana gelir ki, bizim verdiğimiz
mâriâ buna göredir. Bu kelime ha'nm zammı ile Hub okunursa masdardır. Bu takdirde
sonunu mansûb ve merfu okumak caizdir. Mansûb kıraati daha meşhurdur. Mansûb
okunduğu takdirde cümle : «Ensann sevdikleri kuru hurmaya bakın!» diye takdir
olunur. Temr kelimesi dahî mansûb okunur. Hub kelimesini merfu okuyan, onu
mübtedâ yapmış olur. Haberi mah-zufdur. «Lâzımdır yahut âdettir...» gibi bir
haber takdir olunur.
Ümmü Sü1eym'in: «O
eskisinden daha sakindir...» sözü icabında tevriyeli konuşmanın caiz olduğuna
delildir. Bu sözden çocuğun sa§ olduğu ve hastalığının hafiflediği anlaşılır. Hakikatte
ise ölmüştür. Fakat annesi kocasına karşı vazifesinde kusur etmemek için böyle
kapalı konuşmuştur. Nitekim ortada hiç bir şey yokmuş gibi kocasına akşam
yemeği getirerek onu doyurmuş, sonra onun cima isteğini de reddetmeyerek
itaatta bulunmuştur. Hersey bittikten sonra da çocuğun öldüğünü söylemiştir.
Resûlüllah (Sattallakti Aleyhi ve Sellem) Hz. Ümmü Sü1eym'in bu eşsiz sabır ve
metanetine hayret etmiştir.
«Siz bu gece gelin
güveyi oldunuz mu?» diye sorması bundandır. "Tahnikin kuru hurma gibi
tatlı bir şeyi çiğneyerek yeni doğan bir çocuğun ağzına sürmek mânâsına
geldiğini de evvelce görmüştük.
1- Yeni
doğan bir çocuğa tatlı bir şey çiğneyerek yalatmak bilitti-fak sünnettir. Bunu
sulehadan bir kimsenin yapması mendupdur.
2- Tahnîki
kuru hurma ile yapmak müstehabdır. Gerçi kuru üzüm ve şkeer gibi her nevi tatlı
ile tahnik caizse de efdal olan kuru hurmadır.
3- Sulehânın
eserleriyle teberrük olunur.
4- Aba
giymek caizdir.
5- Büyük bir
zâtın tevazu göstererek kendi işlerini görmesi müstehabdır. Bu onun kıymetini
küçültmez.
6- Doğan
çocuklara Abdullah ve
İbrahim isimlerini koymak
müstehabdır.
7- Çocuğun
ismini salâh ve takva sahibi birine koydurmak müstehabdır.
8- Çocuğa
doğduğu gün isim koymak caizdir.
9- Enes hadîsi Hz.
Ümmü Süleym'in menakıbına delildir.
10- îcabında
kapalı konuşmak caizdir.
25- (2146)
Bize Hakem b. Musa Ebû Salih rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şuayb (yâni İbni
îshâk) rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Hişâm b. Ur-ve haber verdi. (Dedi ki) :
Bana Urve b. Zübeyr ile F&tıtne binti Münzir b. Zübeyr rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Esma binti Bb4 Bekr Abdullah b. Zübeyr'e gebe olarak hicret
ettiği vakit çıktı da Küba'ya geldi. Ve Küba'da Abdullah'ı doğurdu.
Doğurduktan sonra ona çiğnem yaptırmak üzere Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)'in yanına çıktı. Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) çocuğu ondan
alarak kendi kucağına koymuş. Sonra bir kuru hurma istemiş. Âîşe demiş ki: Biz
onu buluncaya kadar bir müddet aradık durduk. Onu çiğnedi. Sonra çocuğun ağzına
tükürdü. Ve karnına ilk giren şey Resûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve Sellem)'in
tükruğü oldu. Sonra Esma şunu söylemiş: Sonra çocuğu sıvazladı, üzerine dua
etti. Ve ona Abdullah ismini verdi. Bilâhare hu çocuk yedi veya sekiz
yaşlarında iken Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bey'at etmeye geldi.
Bunu ona Zübeyr emretmişti. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun
kendine doğru geldiğini görünce gülümsedi. Sonra çocuk ona bey'at etti.
26- (...)
Bize Ebû Küreyb Muhammet! b. Alâ' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme
Hişâm'dan, o da babasından, o da Esmâ'dan naklen rivayet etti ki: Esma Abdullah
b. Zübeyr'e Mekke'de iken gebe kalmış. Esma şöyle demiş: Müddetimi tamamladığım
halde çıktım Medine'ye geldim. Ve Küba'ya müsafir oldum. Onu Küba'da doğurdum.
Sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)e geldim. Onu kucağına koydu.
Sonra bir kuru hurma isteyerek onu çiğnedi. Sonra çocuğun ağzına tükürdü.
Böylece çocuğun karnına giren ilk şey Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)'in tük-rüğü oldu. Sonra onu hurma ile tahnik etti. Sonra ona dua etti.
Bereket diledi. Bu çocuk İslâmfyette doğan ilk çocuktur.
(...) Bize
Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) . Bize Hâlid b. Mâhled, Alî b.
Müshir'den, o da Hişam b. Urve'den, o da babasından, o da Esma binti Ebî
Bekr'den naklen rivayet etti ki, Esma Abdullah b. Zübeyr'e gebe olduğu halde
Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellcm)'in yanına hicret etmiş.
Râvi, Ebû Üsâme'nin
hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.
27- (2147)
Bize EihY Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Numeyr
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişam (yâni İbni Urve) babasından, o da Âişe'den
naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)'e çocuklar
getirilir de onlara bereket duasında bulunur. Ve hurma çiğnermiş.
28- (2148)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ebû Halid El-Ahmar, Hişâm'dan,
o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Abdullah b.
Zübeyr'i tahnik ettirmek için Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) 'e
getirdik. Bir hurma aradık ama bulması bize hayli güç oldu.
29- (2149)
Bana Muhammcd b. Sehl Et-Temînıî Ue Ebû Bekr b. İshâk rivayet ettiler. (Dediler
ki) : Bize İbni Efcî Meryem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed (Bu zat Ebû
öassan İbni Mutarrîfdir) rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû Hazım, Sehl b.
Sa'd'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Münzir b. Ebî Üseyd doğduğu zaman onu
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e getirdiler. Peygamber (Saflatiahii
Aleyhi ve Sellem) de onu uyluğunun üzerine koydu. Ebû Üseyd oturuyordu. Derken
Peygamber (Sallallahü Aîeyhi ve Sellem) önünde bir şey'e meşgul oldu. Ebû Üseyd
de emir verdi. Ve oğlu Resıılüllah (Saflalhhfi Aleyhi ve Sellem)'in uyluğu
üzC-rinden kaldırıldı. Onu geri çevirdiler. Bunun üzerine Resûlüllah(Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) kendine gelerek:
«Çocuk nerede?» dîye
sordu. Ebû Üseyd :
— Biz onu geri çevirdik, yâ Kesûlallah! dedi.
«Onun ismi ne?» diye sordu. Ebû Üseyd :
— Fülân yâ Resûlallah! dedi. Reşûlüliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Hayır!
Velâlcin onun ismi Münzir'dir.»
buyurdu. Ve ona o gün Münzir adını verdi.
30- (2150)
Bize Ebû Rabi' Süleyman b. Dâvud El-Atekî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Abdû'l-Varİs rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû't-Teyyah rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Enes b; Mâlik rivayet etti. H.
Bize Şey ban b. Ferrûh
da rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Abdü'l-Vâris,
Ebû't-Teyyah'dan, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş
: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ahlâkça insanların en güzeli idi.
Benîm bîr kardeşim vardı ki, ona Ebû Umeyr denilirdi. (Râvi demiş ki:
zannederim memeden ayrılmıştı, dedi.) Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} (bize) gelip de onu gördüğü zaman:
«Ebâ Umeyr! Ne yaptı
Nugayr!» derdi. Ebû Umeyr bu kuşla oynardı.
Esma hadîsini Buhârî
«Menâkıb-ı Ensâr»'da, Sehl ve Enes
rivayetlerini >Kitâbu'J-Edeb»'de tahrîc etmiştir.
Hz. Esma'nın :
«Müddetimi tamamladığım halde Medine'ye geldim» sözünden muradı: Ekseriyetle
doğum müddeti olan dokuz ayı tamamladım, demektir.
Hz. Abdullah'in
İslâm'da doğan ilk çocuk olması mutlak değildir. O Medîne'ye hicretten sonra
orada doğan ilk muhacir çocuğudur. Yoksa Ensâr'dan Nu'man b. Beşîr Medine'de
ondan önce doğmuştur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. .Abdu11ah
için hurma çiğneyerek ağzına çalmış, mübarek eliyle onu meshet-miş, onun
hakkında hayır ve bereket niyazında bulunmuştur. Filhakika Resûl-i Ekrem
(Sallallahü Aleyhi ve Sellemyin duası kabul buyurulmüş, bereketi Abdullah'in
üzerinde zuhur etmiş, Abdullah insanların en faziletli, en cesur ve hilâfet
hususunda en âdillerinden biri olmuştu. Nihayet şehid edilmiştir. Hz. Abdullah
yedi sekiz yaşlarına gelince babası tarafından Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem)'e bey'at etmeye gönderilmiş, o da gitmişti. Onun geldiğini görünce
Peygamber (Sallatiahü Aleyhi ve SellemYm gülümsemesi; ya sevindiğinden yahut
istikbalde Abdullah 'in başına geleceğinden dolayıdır. Hz. Abdullah 'in bu
bey'atı teberrük ve teşerrüf içindi. Çünkü henüz bulûğa ermemişti. Mükellef
değildi.
Ebû Üseyd'in ismi
Mâlik b. Ebî Rabîa 'dır. Fakat oğluna verdiği ismin ne olduğu malûm değildir.
Yalnız çirkin bir isim olduğu söylenmiştir. Bundan dolayı Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) o ismi değiştirerek çocuğa Münzir ismini vermiştir.
Bâzılarına göre buna sebep babasının amcası oğlunun Münzir adını taşımasıydı.
Bu zâta Münzir b. Amr denilirdi. Ve kabilesinin reisiydi. Bi'ri Maûne vak'asında şehid düşmüştü.
Hz. Enes'in bahsettiği
kardeşi Ebû Ümeyr onun anne bir kardeşidir. Bu çocuk sütten yeni kesilmişti.
Resûlüllah (Sattallahü Aleyhi ve Sellem) ziyaretlerine geldikçe ona şaka yapar: .
«Yâ Ebâ Umeyr! Ne
yaptı Nuğayr?» derdi. Nuğayr mi tasgiridir. Nogar serçe büyüklüğünde kırmızı
gagalı bir kuştur. Ümeyr'in bu ünsden bir kuşu vardı. Bir gün kuş ölmüş; Ebû
Ümeyr buna çok üzülmüştü. Resûli Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in şakalaşması
bundandı.
1- Çocuğu
olmayanlara ve küçük çocuklara künye takmak caizdir. Yalandan ma'dud değildir.
2- Günah
olmayan hususta şaka caizdir.
3- Bazı
isimlerin tasgiri ve çocuklara serçe ile oynamaya müsaade etmek caizdir.
4- Külfetsiz
olarak güzel sözlerle seci yapmak caizdir.
5-
Çocuklarla şakalaşmak ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in gösterdiği
tevazu ve güzel huyu göstermek caizdir.
6- Akrabayı
ziyaret sünnettir. Çünkü Hz. Enes'in
validesi Ümmü Sü1eym Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) 'in mahrem akraba-sındandi.
31- (2151)
Bize Muhammed b. Uheyb El-Guberî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Ebû
Osman'dan, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Bana
KesûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) :
«Ey oğulcuğum!» diye hitab etti.
32- (2152)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. Lâfız İbni Ebî
Ömer'indir. (Dediler ki) : Bize Yezid b. Harun, İsmail b. Ebî Hâlid'den, o da
Kays b. Ebî Hâzım'dan, o da Muğîre b. Şu'be'den naklen rivayet etti. (Şöyle
demiş); Resûlüllah (SallallahüAleyhi veSellem)fe Deccal'i benden çok kimse sormamıştır.
Bana şöyle buyurdular :
«Ey oğulcuğum! Sen
onun için niye yoruluyorsun. O sana asla zarc yerecek değildir.» Ben dedim ki :
Onun beraberinde su nehirleri, ekme dağları olacağını söylüyorlar.
«O Allah'a bundan daha
ehvendir.» buyurdular.
(...) Bize
Ebû Bekr b. Ebî Şcybe ile İbni Nümeyr rivayet ettiler (Dediler ki) : Bize Veki'
rivayet etti. H.
Bize Süreye b. Yûnus
da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüşeym rİ-vâyet etti. H.
Bize İshâk b. İbrahim
dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr haber verdi. H.
Bana Muhammed b. Kâfi'
dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. Bu râvilerin hepsi
İshıâil'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. Yalnız Yezid'in hadîsinden
başka hiç birinin hadisinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ın Muğîre'ye
;
«Ey oğulcuğum!..» sözü
yoktur.
«O Allah'a bundan daha
ehvendir.1 cümlesinden murad onun Allah indinde bîr kıymeti yoktur ki, elinde
böyle acaib garaib halketsin demektir.
Kitabımızın sonuna
doğru görüleceği vecihle Deccal'ın bu gibi hârikalar gösteremiyeceğini
bildiren hadîsler rivayet olunmuştur. Bu hadîsler bir kimsenin yaşça kendinden
küçük olan birine oğlum, oğulcuğum, yavrucuğum gibi sözleri söyleyebileceğine
delildir. Bu gibi sözlerden murad lütuf ve şefkatdir. Başkasına oğlum diyen
kimse şefkat ve merhamet hususunda sen benim oğlum yerindesin, demek ister.
Nitekim ekseriya muhataba, kardeşim! diye hitab edilir. Bundan maksad da aynen
öteki gibi şefkat ve merhamettir. Bu maksatla bu gibi kelimeleri söylemek
müste-hab olur. Resûlüllah (Sallaitahü Aleyhi ve Sellem)'in Hz. Muğîre'ye:
«O sana asla zarar
verecek değildir» şeklinde verdiği cevâp mucizelerinden biridir.
33- (2153)
Bana Amr b. Muhammed b. Bükeyr En-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân
b. Uyeyne rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vallahi Yezid b. Husayfe, Büsr b.
Said'den rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Ebû Saîd-i Hudri'yİ dinledim. Şöyle
diyordu: Medine'de ensârın meclisinde oturuyordum. Derken yanımıza ürkerek
yahut korkutulmuş olarak Ebû Musa geldi: Sana ne oldu? dedik.
— Ömer ona gelmem için bana haber göndermiş.
Ben de kapısına geldim, üç defa
selâm verdim, fakat bana cevap vermedi.
Ve döndüm. Sonra bana :
— Bize gelmekten seni ne men etti? dedi. Ben de
:
— Ben sana geldim, kapma üç defa selâm verdim.
Ama bana cevap vermediler. Onun için döndüm. Gerçekten Resûlüîlah (Saliallahü
Aleyhi ve Sellem):
«Biriniz üç defa izin
ister de kendisine izin verilmezse geri dönü versin!» buyurdular, dedim. Bunun
üzerine Ömer:
— Bu söylediğin üzerine şahit getir. Yoksa
canını yakarım! dedi,
Übeyy b. Ka*b: Onunla
beraber kavmin en küçüğünden başkası kalkmaz, dedi. Ebû Saîd demiş ki: Ben
kavmin en küçüğüyüm, dedim. Ömer : O halde onu götür, dedi.
(...) Bize
Kuteybe b. Saîd ile İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Süfyân,
Yezîd b. Husayfe'den bu isnadla rivayet etti. İbni Ebî Ömer kendi rivayetinde
şunu ziyade etmiştir: «Ebû Saîd (Dedi ki) : Ben de Ebû Musa ile beraber kalktım
ve Ömer'e giderek şahitlik ettim.»
34- (...)
Bana Ebû't-Tahir rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Abdullah b. Vehb haber verdi.
(Dedi ki) : Bana Amr b. Haris, Bükeyr b. Eşecc'deo naklen rivayet etti. Ona da
Büsr b. Saîd rivayet etmiş ki, kendisi Ehâ Saîd-i Hudri'yi şunu söylerken
işitmiş: Ubeyy b. Ka'b'ın yanında bir meclisde idik. Derken Ebû Musel-Eş'arî
kızgın olarak geldi ve durarak:
— Sizden Allah aşkına
soruyorum! Hiç biriniz Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)i:
«İzin istemek üç
keredir. Sana izin verilirse ne âla! Yoksa dönüver!» buyururken işitti mi?
dedi. Übeyy:
— Ne o? diye sordu. Dedi ki:
— Ben dün Ömer b. Hattâb'ın yanına girmek için
üç defa izin istedim. Fakat bana izin verilmedi. Ben de döndüm. Sonra bugün
ona gelerek yanına girdim. Ve: Dün ben geldim, Üç defa selâm verdim. Sonra
çekildim gittim diye kendisine haber verdim. Ömer: Seni işittik ama biz o anda
meşgul idik. Sana izin verilinceye kadar izin İstemeye devam et-şeydin ya!
dedi.
Ben Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Men işittiğim gibi izin istedim, dedim. Ömer :
Vallahi ya bana bu hususta kendine şâhidlik edecek birini getirirsin yahut
sırtını ve karnını haşlarım! dedi.
Onun üzerine Übeyy b.
Kâ'b.
— Vallahi seninle
beraber yaşça en küçüğümüzden başka kimse kalkmaz. Kalk ya Ebâ Said! dedi. Ben
de kalkarak Ömer'e geldim ve hakikaten Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) bunu söylerken işittim, dedim.
35- (...)
Bize Nasr b. Alî El Cehdamî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bişr (yâni İbni
Mufaddal) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd b. Yezid, Ebû Nadrâ'dan, o da Ebû
Said'den naklen rivayet etti ki: Ebû Musa Ömer'in kapısına gelerek izin
istemiş. Ömer: Bir, demiş. Sonra ikinci defa izin istemiş. Ömer: İki, demiş.
Sonra üçüncü defa izin istemiş. Ömer: Üç, demiş. Sonra çekilmiş gitmiş. Ama
Ömer arkasından giderek onu geri çevirmiş. Ve:
— Eğer bu Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellemyden bellediğin bir şeyse şahid getir. Yoksa seni
mutlaka (âleme) ibret yaparım, demiş. Ebû Said demiş ki: Bunun Üzerine Ebû Musa
bize geldi ve :
— Bilmiyor musunuz ki Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): «İzin istemek
üç keredir.» buyurdular, dedi. Cemâat gülmeye başladılar. Ben de dedim ki:
— Size müslüman bir kardeşiniz korkutulmuş
olarak gelmiş, (daha) gülüyor musunuz? Haydi yürü, bu cezada ben senin
şerikinim.
Artık Ebû Musa, Ömer'e
geldi. Ve :
— İşte Ebû Saîd, dedi.
(...) Bize
Muhammed b. Müsennâ ile İbnİ Beşşar rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be Ebû Mesleme'den, o da
Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etti. H.
Bize Ahmed b. Hasen b.
Hıraş da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şe-bâbe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Şube, Cüreyri ile Saîd b. Yezid'den rivayet etti. Bunların ikisi de Ebû
Nadıa'dan rivayet etmişlerdir. (Demişler ki) : Biz bu hadîsi Ebû Saîd-î Hudrî
rivayet ederken dinledik. Ve hadîsi Bişr b. Mufaddal'ın Ebû Mesleme'den rivayet
ettiği hadîs mânâsında nakle tmİşlerdir.
36- (...)
Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Ipze Yahya b. Saîd
El-Kattân, tbnü Cüreyc'den rivayet etti. (Demiş ki): Bize Atâ', Ubeyd b. Umeyr'den
rivayet etti ki: Ebû Musa, Ömer'den üç defa izin istemi;. Ve galiba onu meşgul
bularak geri dönmüş. Onun üzerine Ömer:
— Sen Abdullah b. Kays'ın [1] sesini işitmedin mi? Ona izin verin! dedi. Ve
Ebû Musa'yı çağırdılar. Ömer:
— Seni bu yaptığına sevkeden nedir? diye sordu.
Ebû Musa:
— Biz bununla emrolunuyorduk, dedi. Ömer:
— Yâ bunun üzerine beyyine getirirsin yahut ben
yapacağımı yaparım, dedi. Bunun üzerine Ebû Musa çıkarak ensârın meclisine
gitti. Onlar :
— Sana bu hususta ancak en küçüğümüz şâhidlik
eder, dediler. Ve Ebû Saîd kalktı. (Ömer'e) :
— Biz bununla emrolunuyorduk, dedi. Artık Ömer:
— Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve
Sellem)'ia işlerinden bana bu gizli kalmış. Beni ondan pazarlarda
ticaret alıkoymuş, dedi.
(...) Bize
Muhammed b. Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Âsim rivayet etti. H.
Bize Hüseyin b. Hureys
de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Nadr (yâni İbni Sümeyl) rivayet etti. Hep
birden dediler ki: Bize tbni Cüreyc bu isnadla bu hadîsin benzerini rivayet
etti. Nadr'ın hadisinde: «Beni ondan pazarlarda ticaret alıkoymuş» cümlesini
anmamıştır.
37- (2145)
Bize Hüseyin b. Hureys Ebû Ammâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Fadl b. Musa
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Talha b. Yafaya, Ebû Bürde'den, o da Ebû
Musâ'l-Eş'arî'den naklen haber verdi. Şöyle demiş : Ebû Musa, Ömer b. Hattâb'a
gelerek: Esselâmüaleyküm! Ben Abdullah b. Kays'ım, dedi. Fakat Ömer ona izin
vermedi. Yine:
— Esselâmü aleyküm! Ben Ebû Musa'yım. Esselâmü
aleyküm! Ben Eş'ari'yim, dedi. Sonra çekildi, gitti. Ve :
— Bana cevap verin! Bana cevap verin!
dedi. Arkacığından Ömer gelerek:
— Yâ Ebû Musa, seni ne reddetti? Biz işteydik,
dedi. Ebû Musa:
— Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)"ı:
«İzin istemek üç
keredir. Sana İzin verilirse ne âlâ, yoksa dönuver.» buyururken işittim. Ömer:
— Bunun üzerine bana mutlaka şahit
getirmelisin. Yoksa şöyle yaparım, şöyle ederim, dedi. Ebû Musa da gitti.
Ömer demiş ki: Eğer
şahit bulursa, onu akşama minberin yanında bulursunuz. Şahit bulamazsa, onu
bulamazsınız. Akşam olunca onu bulmuşlar. Ömer:
— Yâ Ebâ Musa ne diyorsun, şahit buldun mu?
diye sormuş. Ebû Musa :
— Evet! Übeyy b. Kâ'b'ı! demiş. Ömer:
— Âdildir diyerek yâ Eba't-Tufeyl! Ne diyor bu?
demiş. Übeyy:
— Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeHem)1
bunu söylerken işittim. Ey Hattaboğlu! Binâenaleyh sakın Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) in ashabı üzerine azab olma! demiş. Ömer:
— Sübhânallah! Ben ancak bir şey işittim. Ve
onun aslı olup olmadığın anlamak istedim! cevâbını vermiş.
(...) Bize
bu hadîsi Abdullah b. Ömer b. Muhammcd b. Et ân da rİ-vâyet etti. (Dedi ki) :
Bize Alî b, Hâşim, Talha b. Yahya'dan bu isnâdla rivayette bulundu. Yalnız o
şöyle dedi:
— Bunun üzerine yâ Eba'l-Münzir! Bunu
Resûlüllah (Saîlaîlahü Aleyhi ve Sellemyden sen mi işittin? diye sordu. O da:
— Evet! Ey Hattaboğlu! Resûlüllah
(Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'in ashabı üzerine azab olma! dedi.
Ömer'in Sühhanallah dediğini ve ondan sonraki sözünü anmadı.»
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu'l-lsti'zan»'da; Ebû Dâvud «Kİtâbu'l-Edeb»'de tahrîc etmişlerdir.
Hz. Übeyy'in : «Onunla
beraber kavmin en küçüğünden başkası kalkmaz» demesi Hz. Ömer'in sözünü red
içindir. Bu sözün mânâsı şudur : Hz. Ebû Musa 'nın söylediği bu söz meşhur bir
hadîstir. Bunu biz büyüğümüz küçüğümüz biliriz. En küçüğümüz bile onu
bellemiştir.
Hz. Ebû Musa korku ve
telâş içinde gelerek : «îzin istemek üç keredir!» dediği vakit ashabın
gülmeleri, onun telâşına şaştıkları içindir. Çünkü bu hadîsi hepsi Resûlüllah
(Sallaliahü Aleyhi ve Sellemi'âen işitip belledikleri için bu babda ona veya
başkasına bir ceza verilmeyeceğinden emin idiler.
Hz. Ömer'in Ebû Mûsa'ya
karşı bu kadar sert ve titiz davranması, onun yalan söylediğinden şüphe ettiği
için değildir. Haber-i vahidi kabul etmediği için de değildir. Hz. Ömer ikide
birde her mes'e-lede hadîs rivayet etmek moda olur da, bunu münafıklarla
yalancılar hatta bâzı bid'atçılar fırsat bilerek her mes'elede yalandan bir
hadîs uydururlar diye korktuğu için yapmıştır. Daha doğrusu Ebû Musa 'nın
rivayetinden şüpheye düştüğü için değil, başkalarının cür'et ve nifakından
korkarak rivayet kapısını kapamak istemiştir. Yoksa Ebû Mûsa'nın hadîs
uyduracak kimselerden olmadığını kendisi pek âlâ bilirdi. O bu davramşıyle Hz.
Ebû Musa'yi vasıta yaparak başkalarını menetmek istemiştir. Artık Ebû Musa
kaziyyesini gören bir münafık veya yalancı, hadîs uydurmak niyetinde olsa bile
korkusundan bundan vaz geçerdi.
Babımız son rivayetinde
görüldüğü vecihle Hz. Übeyy : «Ey Hattâb oğlu! Resûlüllah (SaUailahü Aleyhi ve
Seilem)'in ashabına azâb olma!» dediği vakit Ömer (Radiyallahuanh) 'in :
«Sübhanellah! Ben ancak bir şey işittim. Ve onun aslı olup olmadığını anlamak
istedim» demesi de söylediklerimizi te'yid. eder.
Nevevî diyor ki : «Ulema
İzin istemenin meşru' olduğuna icma' etmişlerdir. Bu hususta Kur'ân , sünnet ve
icma-ı ümmetden birçok deliller vardır. Bu işin sünnet vechi selâm verip üç
defa izin istemektir. Böylece selâmla izin isteme bir araya getirilmiş olur.
Nitekim bu cihet Kur'ân-ı Kerîm'de tasrih buyurulmuştur. Ulemâ selâmın mı önce
verileceği yoksa iznin mi Önce isteneceği hususunda ihtilâf etmişlerdir.
Sünnetin ifâde ettiği muhakkik ulemanın da kail olduğu sahîh kavle göre evvelâ
selâm verilir. Sonra, gireyim mi? diye sorulur. İkinci kavle göre evvelâ izin
istenir. Üçüncü kavle göre —ki bu kavi ulemamızdan Marûdî'nin mezhebidir— izin
isteyen kimse içeriye girmezden önce ev sahibini görürse evvelâ selâm verir.
Aksi takdirde evvelâ izin ister. Selâmın önce verileceği hususunda Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Seilem) den iki sahîh hadîs rivayet olunmuştur.
Üç defa izin ister de
kendisine izin verilmez ve hâne sahibinin işitmediğini zannederse, bu hususta
üç mezheb vardır. Bunların en meşhur olanına göre, oradan dönüp gider, izin
istemeyi tekrarlamaz. İkinci kavle göre izin istemeye devam eder. Üçüncü kavle
göre izin kelimesiyle söze başlamışsa onu tekrarlamaz, başka bir sözle izin
istemişse tekrarlar. Bu hususta en açık delille amel etmek isteyenin hücceti
Resû'üllah (Sallallahii Aleyhi ve SeUem)'in bu hadîste bildirilen (Kendisine
izin verilmezse, geri dönüversin) sözüdür. îzin istemeye devam eder diyenler
izin istemeyi ,ev sahibinin işittiğine hamle derler.»
Bu rivayetler kapıya
gelen bir müslümanın sâde selâm vermekle'ye~ tinmeyip, kendisini ev sahibine
bildirmenin lüzumuna ashab-ı kiramın hak uğrunda kimseden korkmadıklarına
delildirler.
38- (2155)
Bize Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b.
İdris, Şu'be*den, o da Muhammed b. Mün-kedir'den, o da Câbir b. Abdillah'dan
naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve
Sellem)'e geldim de çağırdım. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Kim o?» dedi.
— Ben! dedim. Arkacığuıdan : Ben!..
Ben!., diyerek çıktı.
39- (...)
Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebî Şey be rivayet ettiler. Lâfız Ebû
Bekr'indir. Yahya: Ahberana; Ebû Bekir: Haddesena tâbirlerini kullandılar.
(Dediler ki) : Bize Veki', Şu*be'den, o da Muhammed b. Münkedir'den, o da
Câbir b. Abdillah'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'in yanına girmek için izin istedim.
«Kİm o?» dedi.
— Ben! dedim. Bunun
üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Ben!.. Ben!..» buyurdular.
(...) Bize
İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Nadr b. Şümeyl ile Ebû Âmir
EI-Akedî rivayet ettiler. H.
Bize Muhammed b.
Müsenna dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Vehb b. Cerir rivayet etti. H.
Bana Abdurrahman b.
Bişr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Behz rivayet etti. Bu râvilerin hepsi
Şu'be'den bu İsnadla rivayette bulunmuşlardır. Onların hadisinde:
«Galiba bundan
hoşlanmadı...» cümlesi vardır.
Bu hadîsi Buhârî
ile Tirmizî «İsti'zan- bahsinde; Ebû Dâvud ile îbni Mâce
«Kitâbu'l-Edeb»'de; Nesâî «Kitâ-bu'1-Yevm ve'de muhtelif râvilerden tahrîc
etmişlerdir. Buhârî'nin rivayetinde Hz. Câbir : «Babamın bir borcu hakkında
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellern) 'e geldim de kapıyı çaldım. «Kim o?»
dedi. Ben!., diye cevap verdim. Bunun üzerine: «Ben!.. Ben!..» buyurdu. Galiba
bundan hoşlanmadı.» demektedir. Ev sahibi: Kim c? dediği vakit, kapıdakinin
kendisini bildirmeden sadece, ben!, demesini ulema kerih göçmüşlerdir.
Delilleri bu hadîstir. Çünkü sadece ben!., demekten hiç bir fayda hasıl olmaz.
Müphemlik devam eder. Bunu gidermek için kapıdakinin ismini ve tanınacak
şekilde babasının, icab ederse dedesinin adlarını söylemesi gerekir. Ben
filancayım! demekte de bir beis yoktur. Nitekim Ümmü Hâni, Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellemyin yanına girmek istediği zaman : «Kim o?»
denildikte : «Ben Ümmü Hâni 'yim!» cevabını vermiştir. Sırf adını söylemekle
kim olduğu anlaşılmazsa, ben filin hocayım, yahut fflâri hâkimim gibi
kendisini tanıtacak unvanını söylemek de caizdir.
40- (2156)
Bize Yahya b. Yahya ile Muhammed b. Rumh rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Leys haber verdi. Lâfız Yahya'nındır. H.
Bize Kuteybe b. Saîd
de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys fimi Şl-hab'dan rivayet etti. Ona da
Sehl b. Sa'd E's-Sâidî haber vermiş ki, bîr adam Resû\ü\\ah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem)"in kapısındaki bir delikten bakmış. Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'in elinde başını kaşıdığı bir demir varmış. Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu görünce :
«Beni gözettiğini
bilsem şu demirle senin gözünü oyardım.» buyurmuş. Ve (bir de) Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)i
«İzin ancak ve ancak
gözden dolayı icad edilmiştir» buyurmuşlar.
41- (...)
Bana Harmele b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi.
(Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. Ona da Sehl b. Sa'd
El-Ensârî haber vermiş ki: Bir adanı ResûlüIIah (Satiallahü Aleyhi ve Sellemyin
kapısındaki bir delikten bakmış. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem)'in
elinde başını taradığı bir demir varmış. Bunun üzerine ResûlüIIah (Sallaltahü
Aleyhi ve Sellem) o adama:
«Senin baktığını
bilmiş olsam, bununla iki gözünü oyardım. Allah izni ancak gözden dolayı icad
etmiştir.» buyurmuşlar.
(...) Bize
Ebû Bekr b. EM Şeybe ile Amru'n-Nâkıd, Züheyr b. Harb ve İbni Ebî Ömer de
rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne rivayet etti. H.
Bize Ebû Kâmil
El-Cahderî dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dül-Vâhid b. Ziyad rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer rivayet etti. Her iki râvi Zührî'den, o da Sehi
b. Sa'd'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den naklen Leys ile
Yûnus'un hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır.
42- (2157)
Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Kâmil Fudayl b. Hüseyn ve Kuteybe b. Saîd rivayet
ettiler. Lâfz Yahya ile Ebû Kâmîl'indir. Yahya ahteranâ, ötekiler haddesenâ
tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize Ha rama d b. Zeyd, Ubeydullah b.
Ebî Bekr'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti ki: Bir adam Peygamber
(Sailallahii Aleyhi ve Sellem) 'in hücrelerinden birine laktı, o da yayla yahut
yaylarla ona doğru ayağa kalktı. Ben Resûlüllah (SaUatlahü Aleyhi ve Sellem)
'in yaralamak İçin onu kolladığım hâlâ görür gibiyim.
43- (2158)
Bana Züheyf b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ce-rir, Süheyl'den, o da
babasmdan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallailahit Aleyhi ve
Sellem/den naklen rivayet etti:
«Bir kimse izinleri
olmaksızın bir kavmin evine bakarsa, gözünü çıkarmaları onlara
helâl olur.» buyurmuşlar.
44- (...)
Bize İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sülyân, EbıVz-Zinad'dan, o da
A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Saüaliahü
Aleyhi ve Sellem):
«Bİr adam izinsiz
senin evine baksa da, ona ufak bir taş alarak gözünü çfkarsan, sana bir günah
olmaz.» buyurmuşlar.
Bu hadîsleri Buhârî
«Diyâd» ve «İsti'zan» bahislerinde; E^frS rivayetini Ebû
Dâvud «Kitâbu'l-Edeb»'de tahrîc
etmişlerdir."
Midrâ : Kendisiyle saç
düzeltilen bir demirdir. Bâzıları tarak gibi bir şeydir, demiş. Bir takımları
da kadının saçını düzelttiği bir çubuktur, demişlerdir. Buna rnidrât ve
midraye de denir.
Mişkas: Evvelce de
görüldüğü vecihle okun ucundaki üç köşeli demirdir.
Resûlüllah (Sallaliahü
Aleyhi ve Sellem)"m :
«İzin ancak ve ancak
gözden dolayı icad edilmiştir.» sözünden mu-rad izin istemek, göz harama
bakmasın diye meşru' kılınmıştır, demektir. Binâenaleyh bir kimsenin dolu
dizgin başkasının hâline bakması, kapısına yanaşıp delikten içerisini
gözetlemesi haramdır. Çünkü orada kendisine ecnebi olan kadın veya kadınlar
görecektir.
1- Taranmak
ve tarak gibi âletler kullanmak müstebabdır. Nevevî diyor ki: «Ulemâ taranmanın kadınlara mutlak
surette müstehab olduğunu, erkeklere ise her gün olmamak şartiyle müstehab
görüldüğünü söylemişlerdir.»
2- Başkasının
kapısından içeri bakan kimseye hafif bir şey atmak caizdir. Meselâ; ufak bir
taş atarak gözünü çıkarsa diyet lâzım gelmez. Hâne sahibinin o kimseye ihtarda
bulunmadan taş atmasının caiz olup olmadığında
Şâfii1er'den iki kavil rivayet olunmuştur. Bunların esah olanına göre
caizdir. Ve gözünü çıkarırsa diyet lâzım gelmez. Çünkü hadîs mutlaktır. İmam-ı
Âzam'a göre diyet lâzım gelir. Çünkü eve bakmak, içerisine girmekten daha büyük
bir suç değildir. Bir kimse izinsiz birinin hanesine girse, gözü çıkarılmaz.
Bakmakla gözünün çıka-rılmıyacağı ise evleviyette kalır. Hadîs-i şerîf
bakmaktan mübalâğa ile men etmek mânâsına hamledilmîştir.
45- (2159)
Bana Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ye-zîd b. Zürey' rivayet
etti. H.
Bize Ebû Bekr b. Ebî
Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. Uleyye rivayet etti. Her iki
râvi Yûnus'dan rivayet etmişlerdir. H.
Bana Züheyr b. Harb
dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüşeym rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Yûnus, Amr b. Saîd'den, o da Ebû ZürVdan, o da Cerîr b. Abdillah'dan nahlen
haber verdi. Cerîr (Şöyle demiş) : Resûlüllah (SallallahüAleyhiveSellemye
ansızın görmeyi sordum. Bana gözümü (başka tarafa) çevirmemi emretti.
(...) Bize
İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdü'l-Alâ haber verdi.
İshâk şöyle dedi : Bize Veki haber verdi. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti.
Her iki râvi YûnusMan bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.
Ansızın görmekten
murad kasıtsız olarak bir kadını görmektir. Görür görmez başını başka tarafa
çevirirse, bunda bir günah yoktur. Fakat bakmaya devam ederse günahkâr olur.
Çünkü Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) , Hz. Cerir'e gözünü başka
tarafa çevirmesini emir buyurmuştur. Allah Teâlâ Hazretleri dahî
«Müminlere söyle,
gözlerine sahip olsunlar.» [2]
buyurarak haram bakmayı yasak etmiştir. Kaadî Iyâz'ın beyanına göre ulema bu
hadîse bakarak kadının yolda giderken yüzünü örtmesi farz değil, sünnet ve
müstehab olduğunu söylemişlerdir. Erkeklerin ise her hâlu kârda ec-nebî
kadınlara bakmaları haramdır. Ancak şahitlik, tedavi ve evlenmek istemek gibi,
sahih ve şer'î bir maksatla bakmalarına cevaz verilmiştir. Bunlarda da ancak
hacet miktarı mubah kılınmıştır.