34- AV, KESİLEN VE ETÎ YENEN HAYVANLAR BAHSÎ. 2

1- Öğretilmiş Köpeklerle Avlanma Babı. 2

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:. 3

2- Av Kendisinden Kaybolduktan Sonra Onu Bulan Kimse Babı. 4

3- Yırtıcı Hayvanlardan Her Azı Dişlinin ve Kuşlardan Her Pençelisini Yenmesinin Haram Kılınması Babı. 5

4- Denizin Ölülerinin Mübah Kılınması Babı. 6

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 8

5- Ehli Eşek Etlerinin Haram Kılınması Babı. 8

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:. 10

6- At Etlerinin Yenmesi Hakkında Bir Bab. 11

7- Kelerin Mubah Kılınması Babı. 12

8- Çekirgenin Mubah Kılınması Babı. 15

9 - Tavşanın Mubah Kılınması Babı. 15

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 16

10- Avlanmada ve Düşmana Karşı Kendisinden Yardımlanılan Şeyin Mubah Oluşu ve Taş Atmanın Keraheti Babı. 16

Hadis-i Şerif Şu Hükümleri de İhtiva Eder:. 17

11- Kesmeyi ve Öldürmeyi Güzel Becerme ve Bıçağı Keskinlemeyi Emir  Babı. 17

12- Hayvanları Hapsederek Öldürmenin Yasaklanması Babı. 17


34- AV, KESİLEN VE ETÎ YENEN HAYVANLAR BAHSÎ

 

1- Öğretilmiş Köpeklerle Avlanma Babı

 

1- (1929) Bize İshak b. İbrahim El-Hanzalî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerir, Mansur'dan, o da İbrahim'den ,o da Hemmam b. Haris'den, o da Adiyy b. Hâtim'den naklen haber verdi Adiyy şöyle demiş:

  Ya Hesuîeîlah ben öğretilmiş köpekleri şahyorunida bana  (av) tutuyorlar. Üzerine besmelede çekiyorum dedim. Bunun üzerine «Öğre­tilmiş köpeğini saldığın üzerine besmelede çektiğin vakit ye!» boyarda.

— Ya avı öldürürlerse? dedim.

«isterlerse öldürsünler (ama) onlarla beraber olmayan köpek onlara iştir rak etmemek şartiyle»   buyurdu. Kendilerine:

  Bir de ben ava ok atıyor ve vuruyorum, dedim.

«Ok atar da hayvanı delerse onu yel Genişliğine isabet ederse onu yeme!»   buyurdular.

 

2- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Fudayl, Beyan'dan, o da Şa'bi'den ,o da Adiyy b. Hâtim'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) 'e sordum:

— Biz bu köpeklerle av avlayan bir kavimiz, dedim. Bunun üzerine: «Öğretilmiş köpeklerini saldığın üzerlerine besmelede çektiğin vakit senin içîn tuttukları avdan ye! Velevkî Öldürmüş olsunlar. Ancak köpek (avdan) yerse o başka! O yerse sen yeme. Çünkü avı sadece kendisi için tutmuş olmasından korkarım. Onlara başka köpekler karışırsa (o avdan) yeme!»   buyurdular.

«Köpeğini asldığında besmele de çektinse ye. Eğer köpek avdan ye-misse sen yeme çünkü o sadece kendisi için tutmuş demektir.»   buyurdu.

— Ya köpeğimle beraber başka bir köpek bulurda avı hangisi tuttu bilemezsem? dedim.

«Yine yeme. Sen ancak kendi köpeğin üzerine besmele çektin başka­sına besmele çekmedin»    buyurdular.

 

(...) Bize Yahya b. Eyyub da rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbnü Uley-ye rivayet etti (Dedi ki): Bana Şu'be de Abdullah b, Ebî's-Sefer'den nak­len haber verdi. (Demiş ki): Şa'bi'yi şöyle derken işittim. Ben Adiyy b. Hatim'i şunu söylerken dinledim: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'e okun hükmünü sordum... Ve yukarki hadîsin mislini nakletmiş tir.

 

(...) Bana Ebû Bekr b. Nafi'el-Abdî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Gunder rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Ebî's-Sefer rivayet etti. Şu'be'nin bir takım insanlardan da rivayet ettiğine göre Şa'bî'den rivayet olunmuş. (Demiş ki): Ben Adîyy b. Hâtimi dinledim: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e okun hük­münü sordum dedi...» Râvî yukarki gibi rivayet etmiştir.

 

4- (...)   Bize Muhammed b.  AbdiIIah    b.  Numeyr de rivayet etti.

 (Dedî ki): Bize babam rivayet etti; (Dedi ki): Bize Zekeriyya, Âmir'den, o da Adîyy b. Hatim'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): ResulüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e ok avının hükmünü sordum da:

«Keskinliğine isabet ederse onu ye! enîşliğine İsabet ederse o hayvan ezilerek Ölmüştür.»   buyurdu. Kendisine köpeğin avını sordum:

«Senin için tutarda avdan yemezse onu ye! çünkü o hayvanın kesil­mesi tutulmasından ibarettir. Avın yanında başka bir köpek bulur da ken­di köpeğinle beraber tutmuş olmasından kor karsan avı da öldürmüşse ye­me! Çünkü, sen yalnız kendi köpeğin üzerine besmele çektin başkasının üzerine onu anmadın.»   buyurdular.

 

(...) Bize İshak b. İbrahim dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsa b. Yunus haber verdi. (Dedi kî): Bize Zekeriyya b. Ebî Zaide bu isnadla rivayette bulundu.

 

5- (...) Bize Muhammed b. Velid b. Abdilhamîd de rivayet etti. (Dedi ki): Muhammed b. Ca'fen rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Saîd b. Mesruk'dan rivayet etti. (Demiş ki): Bize Şa'bî rivayet etti. (Dedi ki): Adiyy b. Ha timi dinledim (bu zat Nehraynde bizim gidip geldiğimiz ve düşüp kalktığımız bir komşumuzdu) Adiyy Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemfe sormuş:

— Ben köpeğimi salıyorum. Sonra köpeğimle beraber avı tutmuş bir köpek buluyorum. Hangisinin tuttuğunu bilmiyorum demiş. Efendimiz:

«O halde yeme. Çünkü sen ancak kendi köpeğin üzerine besmele çek­tin, başkası üzerine çekmedin»   buyurmuşlar.

 

(...) Bize Muhammed b. Velid dahî rivayet etti. (Dedi ki): Muham-med b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Hakem'den, o da Şa'bi'den, o da Âdiyy b. Hâtim'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'den naklen bunun mislini rivayet etti.

 

6- (...) Bana Velid b. Şûca'es-Sekûnî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ali b. Müshir, Asım'dan, o da Şa'bî'den, o da Adîyy b. Hâtim'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Bana Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'

«Köpeğini saldığın vakit hemen üzerine besmele çek. Şayet senin İçin tutarda ava diri İken yetişirsen, onu kesiver. Öldürmüş de ondan yememiş olduğu halde yetişirsen onu ye! Köpeğinle beraber başka bîr köpek bulur san avı da Öldürmüşse yeme. Çünkü onu hangisinin öldürdüğünü bilmez­sin. Okunu atarsan besmeleyi çekiver. Eğer av senden bir gün kaybolur da onda senin okunun eserinden başka bir şey bulamazsan dilersen ye! Avı suda boğulmuş bulursan yeme!»  buyurdular.

 

7- (...) Bize Yafaya.fa. Eyyub rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Mübarek rivayet etti (Dedi ki): Bize Âsim, Şa'bi'den, o da Adiyy b. Hatim'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş): IUsulüUah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'e avın hükmünü sordum:

«Okunu attığın zaman üzerine besmele çekiver. Avı öldürmüş bulur­san ye! Ancak onu suya düşmüş bulursan o başka! Çünkü onu şunu öldür­dü yoksa senin okunmu bilemezsin.»

Bu rivayetleri Buhâri «Kitabu'z-Zebâihi ve's-Sayd»'da bazısını «Taharet» ve «Büyü» bahislerinde; Tirmizî, Nesâi ve 1bn-i Mâce «Saydı» bahsinde tahric etmişlerdir. Bu ve emsali hadisler Av­lanmanın mubah olduğuna delildirler. Avcılık kitap, sünnet ve icma-i ümmetle meşru'dur. Kitaptan delili ... (İhramdan çıktığı­nız zaman avlanabilirsiniz) ayeti kerimesidir. Kadı lyâz : «Avcılık is­tifâde ve ihtiyaç için yapılırsa mubahtır, demiş kayf için avlanmanın mu­bah olup olmadığında ulemanın ihtilaf ettiklerini söylemiştir. 1mam Mâlik eğlence için fakat yine de istifâde niyetiyle avlanmayı kerih gör­müş. Leys ile Ibnû Abdi-1 Hakem ise caiz olduğunu söyle­mişlerdir. Fakat avı kesmek niyetiyle vurmamişsa yenilmesi haram olur. Çünkü bu fiil yer yüzünde fesad çıkarmak ve boş yere nefis telef etmek hükmüne girer. Halbuki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayva­nın ancak yemek için öldürülmesine müsaade buyurmuş, fazla av avla­mayı yasak etmiştir.

 

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

 

1- Ulema avcının köpeğini ava salarken ve hayvan kesilirken bes­mele çekileceğine ittifak etmiş yalnız bunun vacip mi yoksa sünnetmi olduğunda ihtilâfa düşmüşlerdir. îmam Şafiî ile bir cemaata göre besmele sünnettir. Unutarak veya kasden çekilmese av ve kesilen hayvan yenir. İmam Malik ile imam Ahmed'in birer kavilleride budur. Zâhîrî1er'e göre besmele ister unutarak ister kas­den terk edilsin, avlanan ve kesilen hayvan yenmez. Yırtıcı hayvanlarla yapılan avlarda imam Ahme d'in sahih kavli de budur. Mezkûr kavı! lbni Şîrîn ile Ebû   Sevr 'den rivayet olunmuştur.

İmam Azam, imam Malik, Sevrî ve Cumhur ule­maya göre besmele unutularak terk edilirse kesilen hayvan ve avlanan av yenilir. Kasden terk edilirse yenmez Şafiilerce sahih olan kavle göre besmeleyi bilerek terk etmek mckrûhdur.

2- Öğretilmiş köpeğin avı tutarak öldürmesi onu kesmek hükmün­dedir. Yani o av yenir.   Köpek tuttuğu avdan yerse öğrenmiş sayılmaz.

Hanefîlerle Şâflîler'in mezhebi budur. Onlara göre köpeğin öğrenmesi tuttuğu avı yememekle bilinir. Ve avın mubah olması için kö­peğin ondan yememesi şarttır. îmam Ahme d'le îshak'm, Ebu, SevrîbnüMünzir ve Dâvûd-u Zahir î'nin kavilleri de bu­dur, îmam Mâlik'e göre köpeğin tuttuğu avdan yememesi şart değil­dir. Bu İmam Şafii'den de zayıf bir kavvil olmak üzere rivayet edilmiştir. îmamı Malik'in kavli sahabeden Selmânî Fa­risi, Sa'd b. Ebî Vakkâs Alî b. Ebi Talib, Ab­dullah b, Ömer ve Ebû Hüreyre hazeratı ile tabiînden Said b. Müseyyeb, Süleyman b. Yesar, Hasam Basrî ve  Zührî 'den rivayet olunmuştur.

3- Okla avlanan hayvan okun keskin   tarafıyle vurulmuşsa yenir. Keskin tarafıyle vurulmamışsa yenmez. Ulema hadîsde geçen «Mi'râd» kelimesinin tefsirinde ihtilaf etmişlerdir. Bazılarına göre    «Mi'râd» bir tarafında demir bulunan sopa yahut ağır ağaç demektir. Nevevî: «Bu kelimenin tefsirinde sahih olan söz budur» diyor. Herâvî:  «Mi'­râd tüysüz ve arkalıksız oktur.» demiş. Bir takımları bundan murat ortası kalın iki ucu sivri çubuk olduğunu söylemişlerdir. Dört mezhebin imam-lariyle cumhura göre bir kimse «Mi'râd» denilen aletle avlanirda hayvanı onun keskin tarafıyle vurarak öldürürse yenmesi helâl, kaim tara­fıyle  öldürürse haram olur. Delilleri bu hadisdir.    Şam fukahasmdan Mekhûl, Evzâî ve başkaları Mi'rad'la vurulan avın mutlak sureta te helâl olduğunu söylemişlerdir.

4- Diri olarak ele geçirilen av ancak kesmekle helâl olur. Bu hususi da ulemanın ittifakı vardır, ölmesine ramak kalmış yani boğazı kesilmiş yahut bağırsakları çıkmış da hemen Ölmek üzere bulunan bir av kesilme­den de ynilebilir. Yalntz hayvana eziyyet olmasın diye bir an evvel öl­mesini te'min için kesilmesi müstehab olur.

5- Av köpeğinin yanında onunla beraber salınmayan   başka bir köpek bulunursa o av yenmez. Çünkü hangisinin tuttuğu bilinmez. Hadi­sin bu cümlesi mühim bir kaideyi beyan etmektedir. Kaide şudur:

Kesilen hayvanı mubah kılan kesme hususunda şek şüphe hasıl olur­sa o hayvan yenmez.

6- Suda boğularak ölen av yenmez. Bunun haram olduğunda bütün ulema müttefiktir.

 

(1930) Bize Hennad b. Seriyy rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbnû Mübarek, Hayve b. Şureyh'dan rivayet etti.    (Demiş ki): Ben Rabîa b. Yeriz ed-Dimeşkî'yi şunu söylerken işittim: Bana Ebû İdris Âizullah ha­ber verdi. (Dedi ki): Ebû Sa'lebete'l-Huşeni'yî şöyle derken işittim: — Resûlüllah (Sallallakü Aleyhi ve SeîlemJ't gelerek: Ya Resûlellah! Biz ehli kitap bir kavmin  toprağındayiz. Onların kaplarından yiyoruz. Bir de av yerindeyiz, yayımla avlanıyorum, öğretil­memiş köpeğimle de avlanıyorum. Binaenaleyh bundan bize neyin helal olduğunu bana haber ver. dedim.

«Söylediğin ehli kitap bîr kavmin toprağında bulunuşunuz, kapların­dan yemeniz meselesi (nin cevabı) şudur. Başkasını bulursanız onların kap­larından yemeyin! bulamazsanız o kapları yıkayın sonra onlardan yeyîn. Zikrettiğin av yerinde bulunman meselesine gelince: Yayınla elde ettiğin avrn üzerine besmele çek sonra yel Öğretilmiş köpeğinle elde ettiğin ava dahi besmele çek sonra ye. öğretilmemiş köpeğinle elde ettiğin ve kesme­ye yetiştiğin avı da ye!»   buyurdular.

 

(...)  Bana Ebû't-Tâhir de rivayet etti. (Dedi ki):    Bize İbnü Vehb haber verdi. H.

Bana Züheyr b^ Harb dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize El-Mukrl rivayet etti. Her iki ravi Hay ve'den bu isnadla İbnü Mübarek'in hadisi gibi rivayette bulunmuşlardır. Şu kadar varki tbnû Vehb hadîsinde yay avını zikretmemiştir.

Bu hadisi Buhârî «Zebayih» bahsinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî ve İbnû Mâce «Kitâbu's-Sayd»'da; Tirmizî «Siyer» bahsinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. Hz. Ebû Sa'lebe «Bize ehli kitap bir kavmin toprağındayrz» sözüyle Şam'ı kastetmiştir. Arab kabilelerinden bazıları Şam'a yerleşmiş ve Hıristiyanlığı kabul etmişlerdi, Gassân ve Huzâa kabileleri bunlardandır. Ebû Sa'lebe (Radiyaüahû anh.) iki mes'ele sormuştur. Bunlardan birincisi ehli kitabın kaplarından yeyip içmenin helâl olup olmadığıdır. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buna:

«Başkasını bulursanız onların kaplarından yemeyin! bulamazsanız onları yikayın da öyle yiyin» diye cevab vermiştir. Bu tafsilât başka kab bul­dukları zaman ehli kitabın kaplarını kullanmanın mekruh olmasını ikti­za eder. Halbuki fukaha ehli kitabın kaplarından başkası bulunsun bu­lunmasın yıkamak şartıyle bu kaplardan yeyip içmenin kerahetsiz caiz olduğunu söylemişlerdir. Bu mes'elenin cevabı -şudur: Yasaklanmadan murad içerisinde domuz et pişirilen kaplarla şarap kaplarıdır. Bunlar yıkandığı halde kullanılmasının yasak edilmesi iğrençliğinden ve pislik konmak için hazırlanmış olduklarmdandır. Fukahanm muradı ise, küffâ-nn ekseriyetle necasette kullanmadıkları kaplarıdır.

Bu meseleyi Allâme Aynî şöyle tahkik etmiştir: «Ebû Sa'1ebe hadîsinde zahir asla tercih edilmiştir. Çünkü esas ehli kitap ile mecûsilerin kaplarının temiz olmasıdır. Bununla beraber başkası bulunmazsa bu kapları yıkarak kullanmak emir buyurulmuştur. Doğrusu şudur ki; pis olduğu tahakkuk edinceye kadar hüküm asla göre verilir. Hadise cevap vermeye ondan sonra ihtiyaç messeder. Hadîse iki cevap verilmiştir:

1-Yıkama emri ihtiyat içindir. Yani yıkamak müstehabdır.

2- Hadisden murad kapların pis olduğu muhakkak, bulunduğuna göredir. Ebû  Dâvud 'un rivayetinde: «Biz ehli kitab ile komşu yaşıyoruz. Onlar tencerelerinde domuz pişiriyor, kaplarından şarap içi­yorlar.»    buyurulmasıda buna delalet eder.  Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Başkasını bulursanız onların kaplarından yiyip içmeyin bulamazsanız su ile yıkayın ondan sonra yiyip İçin»   buyurmuştur.

İkinci mesele: Yayla ve Öğretilmiş yahut Öğretilmemiş köpekle avlan­madır. ResûlMlab (Sallallahü Aleyhi ve Seîîem)'in bu suale verdiği cevap-dan şu hükümler çıkarılmıştır.

1- Üzerine besmele çekmek şartıyîe yayla avlanmak caizdir.

2- Besmele şarttır.

3- Köpeğin öğretilmiş olması lâzımdır. Bu köpeğin getirdiği avın yenmesi için köpeği salarken üzerine besmele çekmek şarttır. Öğretilme­miş köpeğin getirdiği av diri olarak ele geçer de kesilirse yenir. Aksi tak-!tirde yenmez.

4- Hadisi Şerifde köpek mutlak zikredilmiştir. Binaenaleyh beyaz siyah vs. her renkdeki   köpeğe   şâmildir.   İmam Ahmed kara köpekle -öğretilmiş bile olsa  avlanmak caiz değildir demiştir.    Hadisi şerif onun aleyhine delildir.

5- Köpekle avcılıkta iki şart dermeyan edilmiştir.  Biri köpeğin Öğretilmiş oiması diğeri besmele.    Binaenaleyh bir kimse öğretilmemiş köpeği ava salsa yahut öğretilmiş köpeği besmelesiz gönderse yahut ken­dinin salmadığı bir köpek ona av getirse bu avlar ancak kesilmek suretiy­le helal olur.

 

2- Av Kendisinden Kaybolduktan Sonra Onu Bulan Kimse Babı

 

9- (1931) Bize Muhammed b. Mihran Er-Kâzi rivayet etti. (Dedi ki) Bize Ebû Abdullah Hammâd b. Hâlid el Hayyad, Muaviye b. Salih'den o da Abdurrahman b. Cübeyr'den, o da babasından, o da Ebû Sa'lebe'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet- etti. (Şöyle buyurmuşlar):

«Olcvnu attığın zaman av senden gâıb olur da arkasından yetişirsen kokmadıkça onu ye!

 

10- (...) Bana Muhainnıed b. Ahmed b. Ebî Halef de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ma'n b. İsa rivayet e(ii. (Dedi ki): Bana Muâviye, Ab-durrabman. b. Cübeyr b. Nüfeyr'den o da babasından, o da Ebû Sa'iebe'-den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)den üç günden sonra avına yetişen hakkında:

«Öyle ise kokmadikça onu ye!»   buyurmuşlar.

 

11- (...) Bana Mubammed b. Hatim dahi rivayet etfi. (Dedi ki): Bize Abdurrahman h. Mehdî, Muaviye b. Salih'den, o da Alâ'dan, o da Mckhûl'den, o da Ebû Salebet'el Huşenî'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen av hakkındaki hadisini rivayet etti. Sonra İlmi Hatim şunu söyledi: Bize İbnî Mehdi Muâviye'den o da Abdurrah­man b. Cübeyr ile Ebû'z-ZaJıiriyye'den o da Cübeyr b. Nüfeyr'den o da Ebû SaJlelete-l'HuşeniJden Âlânın hadîsi gibi rivayette bulundu. Yalnız o kokusunu zikretmedi de köpek hakkında şöyle dedi:

«Onu üç günden sonra ye meğer ki kokmuş ola; o taktirde onu bırakî» Bu hadisdeki yasaklama kerahat-i tenzihiye manasına hamledilmiş-tir. Çünkü kokmanın bir şeyin haram kılınmasında tesiri yoktur; 1bn-ü Melek: «Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) efendimizin kokusu değişmiş bir yemek yediği rivayet olunmuştur.» diyor. Nevevî de şun­ları söylemiştir: «Kokmuş yemeği yemekten nehiy tahrim değil tenzih manasına hamledümiştir. Sair kokmuş etlerle yiyecekleri yemek de mek­ruh olup haram değildir. Meğer ki zararından korkmuş ola. Bazı ulemâ­mız kokmuş etin haram olduğunu söylemişi erse de bu kavil zayıftır.

 

3- Yırtıcı Hayvanlardan Her Azı Dişlinin ve Kuşlardan Her Pençelisini Yenmesinin Haram Kılınması Babı

 

12- (1932) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İshak b. İbrahim ve İbni EM Ömer rivayet ettiler. (İshâk) «Ahberenâ» dedi. ötekiler: «Bize riva­yet etti» tabirini kullandılar. (Dediler ki): Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî'-den, o da Ebû İdrîs'den, o da Ebû Sa'Iebe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yırtıcı hayvanların azı dişlilerini yemekten nehiy buyurdu.

İshâk ile tbnû Ebi Ömer kendi hadislerinde şu cümleyi ziyade etti­ler. Zühri dedi ki: Ama biz bunu Şam'a gelinceye kadar işitmedik»

 

13- (...) Bana Harmele b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbnû Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus, İbni Şihab'dan o da Ebû İdris el-Havlâni'den naklen haber verdi ki Ebû tdris, Ebû Sa'lebetel Hu-şenî'yi şunu söylerken işitmiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yırtıcı hayvanlardan azı dişlileri yemekten nehiy buyurdu.

Ibnü Şinâb demiş ki: «Ben bunu Hicazdaki ulemamızdan işitmedim. Nihayet bana Ebû İdris rivayet etti. Kendisi Şamlıların fukahasindan idi»

 

14- (...) Bana Harun b. Saîd El-Eyli de rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbnû Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Amr (yanı tbnül-Haris) haber verdi. Ona da tbnü Şihab, Ebû İdris El-Havlânî'den, o da Ebû Sa'Iebetel Huşenî'den naklen rivayet etmiş ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) yırtıcı  hayvanlardan her azı dişliyi yemeyi yasak etmiş.

(...) Bana bu hadisi Ebû't-Tahir de rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbnû Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Malik b. Enes ile İbni Ebî Zi'b, Amr b. Haris, Yûnus b. Yezid ve başkaları haber verdi. H. Bana Muhammed b. RâfV ile Abd b. Humeyd, Abdurrezzak'dan o da Ma'mer'den naklen rivayet ettiler. H.

Bize- Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yûsuf b. Mâci-şûn haber verdi. H.

Bize Hulvanî ile Abd b. Humeyd, YaTtub b. İbrahim b. Sa'd'dan rivayet ettiler. (Demiş ki): Bize babam, SâÜh'den rviâyet etti. Bu râvîlerin hepsi bu isnadla Zührî'den Yûnus ve Amr'm hadisleri gibi rivayet­te bulunmuş. Hepsi yemeyi zikretmiştir yalnız Salih ile Yûsuf müstes­na. Zîra onların hadisi: «Yırtıcıların her azı dişlisinden nehiy buyurdu» şeklindedir.

 

15- (1933) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ab-durrahman (Yani İbni Mehdi) Malik'den, o da İsmail b. Ebî Hakîm'dcn, o da Abide b. Süfyaıı'dan, o da Ebû Hüreyre'deıı o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellerimden naklen rivayet etti: «Yırtıcılardan her azı dîş-Ünİn yenmesi haramdır» buyurmuşlar.

 

(...) Bana bu hadisi EbıVt-Tahir de rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Malik b. Enes bu isnadîa bu hadisin mislini lıaber verdi.

 

16- (1934) Bize übeydullah b. Muâz El-Anbcrî rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Hakem'den, o da İbnû Abbas'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlüllab (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) yırtıcıların her azı dişlisinden ve kuşların her pençelisin­den   nehiy  buyurdu.

 

(...) Bana Haccâc b. Şâir de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Sehl h. Hamnıad rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şırbe bu isnadîa bu hadisin mislim rivayet eyledi.

 

(...) Bize Ahmed b. Ilanbcl do rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman b. Davud rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Avâne rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hakem île Ebû Bişr, Meymûn b. Mihrân'dan, o da îbnû Abbas'dan naklen ı-ivâyet ettiler ki: ResûîüIIah (SaUallabü Aleyhi ve Seîîem )jıtUci-lann her azı dişlisinden ve kuşların  her pençelisinden nehîy buyurmuş.

 

(...) Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüseyni, Ebû Bişr'den naklen haber verdi. H.

Bize Ahmed b. Hanbeî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüşcym riva­yet etti. Ebû Bişr demiş ki: Bize Meymûn b. Mihrân, îbnû Abbas'dan naklen haber verdi. îbnû Abbas ise Nehiy buyurdu» demiş. H. Bana Ebû Kâmil el-Cahderî dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Avâne, Ebû Bişr'­den. o da Meymûn b. Mihran'dan, o da İbnû Abbas'dan naklen rivayet etti. İbııü Abbas Şu'be'nin Hakem'den rivayet ettiği hadis gibi: «Resûlül-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellenı) n'ehİy buyurdu.» demiş.

Bu hadîsin Ebû Sa'lebe rivayetini Buhârî «Zebayih» ve bahislerinde; Ebû Dâvud, Tirmizi ve İbnû Mâce  «Sayd» bahsinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Hadisin ie'vilinde ulema ihtilaf etmişlerdir. Küfe uleması ile İmam Şafii bundaki nehyin tahrim ifade ettiğine kail olmuşlar­dır. Binaenaleyh onlara göre yırtıcı hayvanların azı dişleriyle avlanan­ları ve kuşların pençeleriyle avlananları yenmez. İmam Şafiî bu umûmdan yalnız Sırtlanla Tilkiyi istisna etmiştir. Çünkü bu hayvanların azı dişleri zayıfdır. Fakat Bedreddin-i Aynî, Şafiî 'nin bu ta'lilini nasb mukabilinde olduğu için fâsid görmüştür.

îbnü Kassar: «Bu had'ısdeki nehiy İmam Ma1ik'e göre kerahate hamle d ilm iştir. Buna delil yırtıcı hayvanlar domuz gibi haram kılınmamışlardır. Zira onlar hakkında ashab ihtilaf etmişlerdir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemfin sırtlanın yenmesine cevaz ver­diği rivayet olunmuştur. Bu hadisi Hâkim, Hz. Câbir'den riva­yet etmiş ve isnadının sahih olduğunu söylemişdir. Sırtlan azı dişli bir hayvandır. Bu gösterir ki Peygamber yırtıcı hayvanların her azı dişlisi­ni haram kılmakla keraheti kasdetmiştir» diyor.

Hasılı Atâ b. Ebî Bebah, îmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed ve İshâk sırtlan yemeyi mubah görmüşlerdir. Zahirilerin mezhebi de budur.

Hasan-ı Basrî, Saîd b. Müseyyeb. Evzâî Sev-t i, Abdullah b. Mübarek, İma m-ı Âzam, imam Ebû Yûsuf ve İmam-ı Muhammed sırtlanın yenilmeye­ceğine kaildirler. Delilleri bu hadistir. Hadîsi şerif umumiyle bütün azı dişlilere şamildir ki, sıtlanda onlardan biridir. Cabir hadisi meşhur değildir. Bir de o hadis sırtlanın yenilmesi helâl olduğunu, babımızın hadîsi ise haram olduğunu gösteriyor. Kaide icâbı haram bildiren hadîs ihtiyaten tercih olunur. Câbir hadisinin mensuh olduğunu söyle­yenler de vardır.

 

4- Denizin Ölülerinin Mübah Kılınması Babı

 

17- (1935) Bize Ahmed b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki): Bize Zü-heyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû'z-Zübeyr Câbir'den (rivayet etti.) H.

Bize bu hadîsi Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Hayseme, Ebû'z-Zübeyr'den o da Câbir'den naklen ha'aer verdi. Câbir şöyle demiş:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizi gönderdi üzerimize de Ebû Ubeyde'yi kumandan tayin etti. Kureyşin bir kervanı üe karşılaşa­caktık. Bize azık olarak bir dağarcık kuru hurma verdi başkasını bula­madı. Ebû Ubeyde bize birer hurma yeriyordu. (Ebû'z Zübeyr) diyor ki: Ben bununla ne yapıyordunuz diye sordum.

  Onu çocuğun emdiği gibi emiyor; sonra üzerine su içiyorduk. Bu bize o gün geceye kadar yetiyordu.    Bir de sopalarımızla selem ağacını yaprağını silkiyor sonra onu su ile ıslatarak yiyorduk -dedi- (ve devamla) şunları söyledi:

  Denİz  boyuna   gittik  derken  denizin  boyunda   bize  yüksek kum tepesi şeklinde bir şey yükseldi. Ona vardık. Bir de ne görelim. Balina denilen hayvan!.. Ebû Ubeyde:

  Bu iaşedir, dedi. Sonra:

  Hayır. Biz Resûlüllab (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in elçileriyiz ve Allah yolundayız, siz muztar da kaldınız. Bimaenaleyh yeyin! dedi. Ar­tık onun yanında bir ay "kaldık. Üç yüz kişi idik. Hattâ semizledik. Valla­hi kendimizi onun gözünün içinden testilerle iç yağı aldığımızı görmü-şümdür. Ondan öküz gibi (yahut öküz kadar) parçalar kesiyorduk. Ger­çekten Ebû Ubeyde bizden on üç kişi alarak bu hayvanın gözünün içine oturttu.  Onun kaburgalarından bir kaburga alarak dikti. Sonra berabe-rimizdeki en büyük deveyi semerledi ve deve onun altından geçti. Onun çtinden  çt haşlamaları yaptık. Medine'ye geldiğimiz vakit.     Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e giderek onu kendisine anlattık da:

«O Allah'ın sîzin için çıkardığı bîr rızıktır. Yanınızda onun etinden bir şey yar mı? btze de tatdırın.»  buyurdular.    Bunun    üzerine    Kesûlüİlah (Salîalîahü Aleyhi ve Sellem/e ondan bir parça gönderdik; o da yedi.

 

18- (...) Bize Abdûl-Cebbâr b. Aiâ' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Siifyân rivayet etti. (Dedi ki): Anır, Cabir b. Abdillah'i şöyle derken işit­miş:

— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizi üç yüz süvari olarak gönderdi. Kumandanımızda Ebû Ubeyde b. Cerrah idi. Kureyşin bir kervanını gözetiyorduk. Bu sebeple sahilde yarım ay kaldık. Şiddetli bir açlığa maruz kaldık. Hattâ siikilmiş yaprak yedik. Bundan dolayı (ordu­muza) yaprak ordusu denildi. Derken deniz bize balina denilen bir hay­van attı. Ondan yarını ay yedik. Yağı ile de yağlandık Hattâ vücutları­mız kendine geldi. Ebû Ubeyde onun kaburgalarından bir kaburga ala­rak dikti. Sonra ordudan en uzun bir adanı ve en uzun bir deve baktı da adamı o deveye bindirdi. Ve altından geçti. Balinanın gözünün içine bir kaç kişi oturdu. Gözünün içinden şu kadar testi yağ çıkardık. Yanımızda bir dağarcık kuru hurma vardı. Ebû Ubeyde (bundan) herbirimize birer fiske veriyordu. Sonra birer tane vermeye başladı. Hurma bitince onun kaybettiğini bulduk.

 

19-  (...)  Bize Abdulcebbar b. Aiâ, rivayet etti.  (Dedi ki): Bize Süfyân rivayet etti. (Dedi  ki):  Amr Câbir'İ yaprak ordusunda şöyle derken dinlemiş:

— Gerçekten bir adam üç tane deve boğazladı, sonra üç daha, son­ra Üç daha... Sonra onu Ebû Ubeyde nehyetti.

 

20- (...) Bize Osman b. Ebi Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abde (yani ibnü Süleyman) Hişâm b. Urve'den ,o da Vehb b. Keysân'-dan, o da Câbir b. Abdillah'dan naklen rivayet etti (Şöyle demiş): Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleın.) bizi üç yüz kişi olduğumuz halde gönderdi.  Yiyeceklerimizi  boy unlarımızda  taşıyorduk.

 

21- (...) Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Mehdi, Mâlik b. Encs'den, o da Ebû Nuaym Vehb b. Keysân'dan naklen rivayet etti ona da Câbir b. Abdillah haber vermiş. (Demiş ki):

— Rcsûîüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem) üç yüz kişilik bir müfreze Sonelerdi. Üzerlerine de Ebû Ubeyde b. Cerrâh'ı kumandan tayin etti derken yiyecekleri bitti ve Ebû Ubeyde yiyeceklerini bir kaba topladı. Bize yiyeceğimizi veriyordu. Hattâ her birimize günde bir hurma düşüyordu.

 

(...) Bize Ebû Küreyb dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki): Bize Velid (yani îbn-i Kesir) rivayet etti. (Dedi ki): Vehb b. Keysân'ı şunu söylerken işittim: Câbİr b. Abdillah'ı dinle­dim.   Şunları  söylüyordu:

— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) deniz sahiline içlerinde benimde bulunduğum bir müfreze gönderdi.

Hadisin geri kalan kısmını bütün raviler Amr b. Dînâr ile Ebû'z-Zübeyr hadîsi gibi rivayet etmişlerdir. Yalnız Vehb b. Koysan'm hadî­sinde: «ve ordu ondan onsekiz gece yedi» cümlesi vardır.

 

(...) Bana Haccâc b. Sair de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Osman b. Ömer rivayet etti. H.

Bana Muhammed b. Rafı' dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû'I-Münzir El-Kazzâz rivayet etti. Her iki râvî Dâvud b. Kays'dan o da Ubeydullah b. Miksem'den, o da Câbir b. Abdillah'dan naklen rivayet etmişlerdir. Câbir şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Cüheyne toprağına bir müfreze gönderdi. Üzerlerine de bir zâtı kuman­dan tayin etti...  Râvî hadîsi yukarkilerin hadisi gibi rivayet etmiştir.

Bu hadisi  Buhârî  «Meğazî» bahsinde tahric etmiştir.

Ashâbm yanlarına aldıkları yiyecekler hususundaki rivayetler muh­telif dir. Bunların bâzısında: «Yiyeceklerimizi boynumuzda taşıyorduk» Diğer bazılarında: «Ebû Ubeyde yiyeceklerini bir kaba topladı*. Bir ri­vayette «Bize birer fiske verirdi, sonra birer hurma vermeye başladı.» deniliyor. Kaâdâ Iy âz bunların arasını şöyle bulmuştur. Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem.) bu zevatın yanlarında olan yiyecek­lerden maada kendilerine bir kap kuru hurma vermiştir. İhtimal kî onla­rın yiyecekleri arasında bu bir dağarcıkdan başka hurma yoktu. Hz. Ebû Ubeyde 'nin onlara birer hurma vermesi yanlarındaki yiye­cekler bittikten sonradır. Şu halde hadisin birinci rivayeti hadisenin sonu­nu haber veriyor demektir. Çünkü zahire göre evvelâ hurmaları birer fiske olarak taksim etmiş; sonra azalmca her kese birer hurma vermeye başlamıştır. Nihayet hurma bitmiş, ashab açlıktan, son derece muzdarip

olunca ağaç yaprağı yemiş; bundan sonra AîJah Teâla kendilerine balina balığını ihsan etmiştir.

Hz. Ebû Ubeyde 'nin yiyecekleri bir araya toplaması asha­bın rızasıyle olmuştur. O bu hususda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimize uymuştur. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir çok yerlerde bunu yapmıştır. Eş'arîlerde yiyeceklerini bir araya toplarlardı. Bundan dolayı Resûlüllah (Sallaitahü Aleyhi ve Sellem) çaları medhü sena etmişti.

Anber balina balığının bir nevidir. Buna mavi balina denildiği söy­lenir. Ki balina neviîerinin en büyüğü, olup yüz elli bin kilo ağırlığında gelebiliyormuş. Bugün bu hayvanın nesli tükenmek üzere bulunduğu söyleniyor.

Hz. Ebû Ubeyde balinayı görünce İaşe olduğuna kanaat getirmiş ve kendi içtihadı ile onun yenmesi haram olduğunu söylemiştir. Sonra içtihadı değişmiş ve.: «Bu hayvan ölü de olsa size helaldir, çünkü siz Allah yolunda çalışmaktasınız. Muztar da kaldınız. Muztar kalanlara haddi tecavüz etmemek şartiyîe Ölü hayvan eti yemeyi Allah Teâla mu­bah kılmıştır.» demiş, ashab da yemişlerdir.

Bu hâdise Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e haber verilince:

«Buv Allah'ın size çıkardığı bir fiziktir.» buyurarak yediklerinin helal olduğunu bildirmiş. Kendisi de getirilen balina etindenyemiştir. Resû­lüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyin bu istemesi helal olduğunu bizzat yemek suretiyle göstererek ashabının kalblerini yatıştırmak içindir. Ya­hut balina Allah tarafından gönderilme bir yiyecek ve harikulade bir ikram olduğu için onunla teberrük etmek için yemiştir.

Hadîsin bir rivayetinde üçer üçer deve boğazladığı bildirilen zât Kays  b. Sa'd b. Ubâde  (Radiyallahû anh. )'dır.

Ashabın deniz boyunda ne kadar kaldıkları muhtelif şekillerde riva­yet olunmuştur. Bir rivayette bir ay, diğer rivayette on beş gün, başka bir rivayette onsekiz gün kaldıkları bildiriliyor. Bunların arası şöyle bulun­muştur. Esas itibariyle bulundukları yerde bir ay kalmışlardır. Bunu rivayet eden râvi hâdiseyi iyi biliyor demektir. Bîr aydan az kalındığını rivayet edenler de fazlasını nefiy etmemişlerdir. Usûlü fıkhın meşhur kaidesine göre mefhumu adedin hükmü yoktur. Yâni bir şeyde aded bil­dirmek o adedden fazla olmamasını iktiza etmez. Meselâ «sana bunu on kere söyledim» sözünden noksan ve fazlasız on kere söylemiş olmak lâzım gelmez. Onbeş kere söylemiş de olabilir. Bu kaide muarız delil bulunmadığı zaman böyledir. Halbuki burada fazlayı isbat eden delil vardır. Bina­enaleyh onu kabul etmek gerekir.

Kaadi Iyâz rivayetlerin arasını bulmak için: «Yarım ay kal­dık diyen bu müddet zarfında balinadan taze et yediklerini kasdetmiş; bir ay kaldıklarını söyleyen ondan pastırma yaparak ayın yarısından son­ra pastırmasını yediklerini anlatmak istemiştir.» diyor.

 

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

 

1- Orouya mutlaka bir kurnandan lâzımdır. Kumandan ordunun en seçkini  yakut  en   seçkinlerinden  biri  olmalıdır.   Yolculuk  edenlerin  «az da olsaîan  aralarından kendilerine bir reis ayırmaları ve onun emirleri­ne itaatta bulunmaları ınustehabdır.

2- Durmam   püskünmek  ve   gafil   avlayarak  mallarını   almak   için pusuya durmak caizdir.

3- Kadisi Şerif Asnalr;  kiramın >.on derece kanaatkar, açlığa mü­tehammil,   bilcümle  geçim  .sıkıntılarına  karşı   sabırlı,     bununla beraber gaza hususunda arsianlar gibî cesur ve atılgan olduklarına delildir.

4- Yo; arkadaşlarını:! yiyeceklerini bir araya getirmeleri müstehabdır. Zira bu suretle hareket edildiği taktirde yiyeceklerde bereket ve aralarındaki .samimiyyeı artar.

5- Biı- kimse nazı geçtiği arkadaşından bir şey isteyebilir. Bu dilen­cilik değildir.

6- Peygamber (Salhülahü Aleyhi ve Selle m) zamanından sonra oldu­ğu gibi onun zamanında da ıctihad caizdir.

7- Denizde yalayan  hayvanların ölüsü mubahtır. Balık hususunda söz yoksada  denizde yaşayan  diğer hayvanlar    hakkında ihtilaf vardır. Imam-ı Âzam'a göre balıktan başka deniz hayvanı yenmez. Ba­lığında sebebsiz «yani eceliyle» öleni yenmez. Şâfi1er'e göre kur­bağa yenmez. Çünkü Öldihülmemesi hakkında hadis vardır. Kurbağadan maada su hayvanlarının yenilip yenilmiyeceği hususunda üç vecih var­dır. Esahh olan veçhe göre hepsi yenir. İkinci veçhe göre hiç biri helâl olmaz. Üçüncüye göre karada eşi ve benzeri bulunan deniz hayvanı yenir. Bulunmayanı yenmez.

Kurbağadan gayri deniz hayvanlarının yenilmesi mubah olduğu Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman ve İbnü Abbas (Radi-yallahû anhûm)'âan rivâyei olunmuştur. İmam Mâli k'e göre kur­bağa da dahil olmak üzere bütün deniz hayvanlarını yemek mubahtır.

 

5- Ehli Eşek Etlerinin Haram Kılınması Babı

 

22- (1407) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki)- Mâlik b. Enes'e, İbni Şihab'dan dinlediğim onunda Muhamnıed b. Ali'nin iki oğlu Abdullah ile Hason'den, onlarında babalarından, onun da Ali 1). Ebî Tâlib'-den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum:

«Resûlülİah (Sallallalıu Aleyhi ve. Stilem) Hayber (vak'ası) günü kadın­lara müi'a yapmaktan ve ehli eşeklerin elinden   nehiy buyurdu.»

 

(...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İbnü Nümeyr ve Züheyr b. Harb rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Süfyâıı rivayet etti. Bİze İbn-ü Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet elti. (Dedi ki): Bize Ubey-dııllah rivayet etti. H.

Bana Ebû't-Tâhir ile Harmelc dahî rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize İbni Vehb haber verdi (Dedi kî): Bana Yûnus haber verdi. H.

Bize İshak ile Abd b. Hıuneyd de rivâj-et ettiler. (Dediler ki): Bize Abdûr'-Rezzâk haber verdi. (Dedi ki): Bize Ma'mer haber verdi. Râvileriıı hepsi Zührî'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır. Yunus'un hadisinde: «Ehli eşek etlerini yemekten de» cümlesi vardır.

 

23- (1936) Bize Hasen b. Aliyy EI-Hulvâni ile Abd b. Humeyd ikisi birden Ya'kıib b. İbrahim b. Sa'd'dan rivayet ettiler. (Demiş ki): Bize babam, Saiih'den, o da İbni Şihab'dan naklen rivayet etti. Ona da Ebû İdris haber vermiş ki Ebû Sa'Iebc:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ehli eşeklerin etlerini haram kıldı.» demiş.

 

24- (561) Bize Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize UbeyduIIah rivayet etti. (Dedi ki): Bana Nafi' ile Salim, İbnü Ömer'den naklen rivayet ettiler ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ehli eşek etlerinin yenmesini yasak etmiş.

 

25- (...) Bana Harun b. Abdillah da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Bekr rivayet etti. (Dedi ki): Bize tbni Cüreyc haber ver­di. (Dedi ki): Bana Nafi' haber verdi. (Dedi ki): İbn'ü Ömer şunu söyle­di... H.

Bize İbni Ebi Ömer dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize babamla Ma'n b. İsa, Malik b. Enes'den. o da Naü'den o da İbnü Ömer'den naklen riva­yet ettiler. (Şöyle demiş): Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hay-ber (harbi) günü ehli eşekleri (ne yenmesini) yasak etti. İnsanlar onlara muhtaç olmuşlardı.

 

26- (1937) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeyhe m âyet etti. (Dedi ki): Bize Alî b. Müshir Şeybânî'den rivayet etti. (Demiş ki): Abdullah b, Ebi Ev-fâ'ya ehli eşeklerin .etlerini sordum da şunları söyledi:

— Hayber günü Resûlüllah (Scllallahü Aleyhi ve Sellem)'\e beraber olduğumuz halde bize açîık isabet etti. Düşmanın şehirden çıkan eşek­lerini eie geçirerek onları boğazladık. Gerçekten çömleklerimiz de kaynı­yordu. Birden Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)"m dellâh «Çöm­lekleri devirin! Eşek etlerinden hiç bir şey yemeyin!» diye nida etti.

Ben onian neden haram etti acaba? dedim. Abdullah: Biz aramızda söz ettik ve Onları katı surette haram etti: hem onları beşte biri alınma­dığı için haram etti dedik.

 

27- (...) Bize Ebû Kâmil Fudayl b. Hüscyn de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülvâhit (yani İbni Ziyad) rivayet etti. (Dedi ki): Abdullah b. Ebî Evfâ'yı şunu söylerken işittim:

  Hayber gecelerinde bize açlık isabet etti. Hayber  (vak'ası)  günü gelince, ehli eşeklere tesadüf ederek onları boğazladık. Çömlekler onlar­la kaynarken Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellemy'm dellâh:

  Çömlekleri devirin ve eşeklerin etlerinden hiç bir şey yemeyin! diye nida elti. Bunun üzerine bazı kimseler: Rcsûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve SeHemj'uı bunu yasak etmesi ancak beşte biri alınmadığı içindir, dedi. Diğerleri de onları kati olarak yasak etti. dediler.

 

28- (1938) Bize Uheydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be. Adiy'den rivayet etti. (Bu zat İbnû Sabit'tir) demiş ki: Bera' ile AbduIIalı b. Ebi Evfa'yi şunu söylerken işittim: Bir takım eşekler ele geçirdik ve onîari pişirdik, bunun üzerine Resûîüllah (Sallalîahü Aleyhi ve SeUem)"m dellâlı nida etti." «Çömlekleri devirin!..»

 

29- (...) Bize İbnü Müscnııa ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler, (De­diler ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Ebû İshâk'dan rivayet etti. (Demiş ki): Bera' şunu söyledi: Hayber giinü bir takını eşekler ele geçirdik onun üzerine Resûliillah (Sallalîahü Aleyhi ve ScilemJ'in dellalj: «Çömlekleri devirin!);- diye nida etti.

 

30- (...) Bize Ebû Kureyb ile İshâk b. İbrahim de rivayet ettiler. Ebû Küreyb (Dedi ki): Bize İbni Bişr, Misar'dan, o da Sabit b. Ubeyd'-den naklen rivayet etti. (Demiş ki): Beıâ'i dinledim: «Biz ehli eşeklerin ellerinden nelıyolunduk» diyordu.

 

31- (...) Bize Züh'eyr b. Harb da rivayet etti.  (Dedi ki): Bize Cerir, Âsim/dan, o da Şa'bî'den o da Bera' b. Âzibden naklen rivayet etti. Byra şöyle demiş: Bize Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellevı) gerek çî.s: gerek pişmiş bütün ehîi eşek etlerini atmamızı emir buyurdu. Sonra fbir dam-;' eşek yemeyi bize emretmedi.

 

(...) Bana bu hadimi Ehû Saîd El-Eşecc dalı) rivayet etti. (Dedi ki); Bize Hai's (yani İbni Gıyâs) Âsim'dan hu isnatlîa 'hu lıacüsin benzerini rivayet elti.

 

32- (1939) Bana Ahmed b. Yûsuf El-Kzdî rivayet elti. (Dedi ki): Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam Asim'dan, o da Âmir'deıı, o da Ibni Abbas'dan naklen rivayet etti. îbni Abbâs şöyle demiş: Bilmiyorum Resûlüllab (Sallallahü Aleyhi ve. Sellem)"m eşeği ya­sak etmesi ancak ve ancak insanların taşıma vasıtası olduğundandır. O halde yük taşıma vasıtalarının elden gideceğinden çekinmiştir. Yahut onu (yani) ehîi eşek etlerini Hayber gününde haram kılmıştır.

 

33- (1802) Bize Muhamnıcd b. Abbâd ile Kuieybe b. Saîd rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Hatim -Bu zât Îbni İsmail'dir- Yezîd b. Ebi Ubeyd'den, o da Seleme b. Ekva'dan naklen rivayet etti. Seleme şöyle demiş.

«Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte Hayber'e çıktık sonra gerçekten Allah onu müslümanlara açtı. Onun fethedildiği gün, cemaat akşamlayınca bir çok ateşler yaktılar. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)

«Bu ateşler ne? (Onları) ne üzerine yakıyorsunuz?» diye sordu. Ashâb:

  Et üzerine, dediler.

«Ne eti üzerine?»    buyurdu.

  Ehli eşek etleri üzerine, cevabını verdiler. Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem):

«Onları dökün ve kırın!»    buyurdu. Bir adam:

  Yâ Resûlüîlah yahut onları dökelim ve yıkayalım, dedi. «Yahut öyle olsun»    buyurdular.

 

(...) Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti.  (Dedi ki): Bize Hammâd b. Mes'ade ile Safvan b. İsâ haber verdiler. H.

Bize Ebû Bekr b. Nadr da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Âsim En-Nebîl rivayet etti. Bu râvilerin hepsi Yezid b. Ebî Ubeyd'den bu isnâd ile rivayette bulunmuşlardır. (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)  Ebû Talha'ya emir buyurdu. O da?

 

34- (1940) Bize İbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süf-yân Eyyûh'dan o da Muhammed'den, o da Enes'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş:

Resûlüilah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) Hayberi feth edince şehrin dışında, bir takım eşekler ele geçirdik ve onlardan yemek yaptık. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)"m del lalı: Dikkat!.. Allah ve Resulü sîzi bunlardan nely ediyor lar. Çiinki bunlar şeytan işinden bir pisliktirler! diye nida etti. Hemen çömlekler içlerindeki ile devrildi. On­lar içlerinde olan etlerle kayniyorlardı.

 

35- (...) Bize Muhammed b. IVliııhal Ed-Darîr rivayet etti. (Dedi ki) Bize Yezid b. Zürey' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişam b. Hassan, Mu­hammed b. Sîrîn'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. Eııes şöyle demiş Hayber gazası olunca bir zât gelerek:

  Yâ Resûlüllah,   eşekler  yenildi   dedi.   Sonra  bir  başkası   gelerek:

  Ya Resûlellah eşekler ifna edildi dedi. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Talha'ya emir buyurdu. Oda;

   Gerçekten Allah ve Resulü sizi eşek etleri yemekten nehyediyor-lar. Çünkü onlar rics'dir. Yahut necistir! diye nida etti ve hemen çöm­lekler içlerinde olanlarla birlikte devrildiler.

Bu hadîsin Ali b. Ebi Ta1ib rivây etiyle İbnü Ömer Berra' ve İbni Abbâs rivayetlerini Buhâri «Megâzî» bahsinde; Hz. Ali hadisini Buharı «Zebâyih, Nikâh» ve «Ter-kü-l-Hıyeb> bahislerinde eyni hadîsi Tirmizi ile îbni Mâce «Nikâh»'da; Nesâî «Sayd» bahsinde muhtelif râvilerden tahric ettik­leri gibi; Ebû Sa'îebe hadisini Buhâri «Zebâyıh» ve «Tıb» bahislerinde; Ebû Dâvud ile Tirrnizî ve îbni Mâce «Kitabu's-Sayd»'da; îbni Ebî Eviâ hadisini Buharı «Fardu- ile «Megâzî» bahislerinde; Nesâî «Kitabu's-Sayd»'da; îbnû Mâce, Zebayıh'da; Seleme b. Ekva' hadisini Buhâri «Kitâbül-Mezâlim» ile «Megâzî, Edeb» ve «Zebâyıh» bahisle­rinde, îbnü Mâce dahî «Zebâyıh» bahsinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. Bu rivayetler az çok lafız değişikliği ile ve birbirlerini tefsir ederek ayni hükmü bildirmektedirler. Hüküm ehli eşek etlerinin yenmesiyle Mut'a denilen nikâhın haram kılınmalarıdır. Vak'a Hay­ber gazasında geçmiştir. Yerinde de görüldüğü veçhile    Hayber, Medîne-i Münevvere'ye dört konak mesafede bir Yahudi kal'ası idi. Kal'ayı muhasara eden Ashâb şehîr dışında rasladıkları eşek­leri kesmiş ve ateşler yakarak etlerini pişirmeye koyulmuşlardı. Resûlül-lâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu görünce dellâlı Ebû Ta1ha vasıtasiyle kaynayan kapları döktürmüş ehli eşek etlerinin haram oldu­ğunu bildirmiştir. Aynı zamanda Mut'a nikâhının da haram kılındığı ilân edilmiştir.

Bu rivayetlerden eşek etleriyle mut'a nikâhının her ikisinin Hayber'de haram kılındığı anlaşılıyor. Bazıları eşek etlerinin Hayber'de; Mût'anmsa başka bir yerde haram kılındığını söylemişlerdir. Ebû Avâne «Sahih»inde: «Ulemânın şöyle dediklerini işittim: Hz. Ali hadisinin manası Hayber gününde eşek etlerinin yasak edilmiş olmasıdır. Mût'aya gelince A1i onun hakkında sükût etmiştir. Mut'a ancak Mekke'nin fethedildiği gün yasak edilmiştir.» demektedir. Filhaki­ka Mut'a Nikâhının altı defa ruhsat verilip neshedildiği rivayet olunmuş­tur. Bu yerler: Hayber, Ömretül Gaza. Mekke 'nin fethi, Evtaz gazası, Tebük gazası ve Haccetül Veda'dır. Yalnız bazılarının sübûtuna ihtilaf edilmiştir. Nevevi diyor ki: «Müt'anıri haram edilip sonra mubah kılınması iki defa olmuştur. Vaktiyle mübahdı, sonra Hayber vak'asmda haram kılındı. Mekke 'nin fathinde -ki Evtaz harbi de o sene olmuştur- tekrar mubah kılınmış sonra ilelebet haram edilmiştir...»

Mut'a: Muvakkat nikâhın bir nevidir. Ondan farkı bu nikâhın müt'a kelimesiyle yapılmasıdır. Evlenmek isteyen adam kadına: «Bana nefsini bir aylığına bin lira karşılığında temti' et» der. Kadın da: «Nefsimi sana temti' ettim» diye mukabele eder. Kelimenin lügat manası istifâdedir. Yâni müt'a muayyen para mukabilinde muayyen zamanda kadının cima­mdan istifade için yapılan bir akiddir. Muvakkat nikâh ise müt'a kelime­sini anmadan şahitler huzurunda bir kadını muayyen bîr müddet için nikâhlamaktır. Bunların ikiside bâtıldır. Nitekim nikâh bahsinde gör­müştük.

 

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

 

1- Ehlî eşeklerin etini yemek haramdır. Katırda aynı hükümdedir. Maamafİh mesele ihtilaflıdır. Sahabe, tabiîn ve onlardan sonra gelen ule­ma buradaki sahih ve sarih hadislerle istidlal ederek ehlî eşek etinin haram olduğunu söylemişlerdir. îbni Abbâs Hazretlerine göre haram değildir. İmam Mâlik 'den üç kavil rivayet olunmuş­tur. Bunların en meşhuruna göre eşek eti yemek şiddetle mekruhdur. îkînci kavline göre haram, üçüncüye göre mubahtır. Nevevî: «Doğ­rusu cumhurun dediği gibi Mâ1ik'in de harama kail olmasıdır» diyor Ger^i Ebû Dâvud 'un «Sünen»'inde Gâlib b, Ebcer 'den rivayet ettiği bir hadisde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemfin açlık ve sıkıntı çeken Hz. Gâ1ib'e:

«Ailene eşeklerinin semizinden yedîr. Çünkü ben onları ancak şehrin pisliklerini yedikleri için haram kıldtm» buyurduğunu rivayet etmişse de Nevevî bu hadisin muzdarip ve pek ihtilaflı olduğunu kayd etmekte ve: «Sahih olsa bile ıztırar halinde yediğine hamlolunur» demektedir.

2- Necaset bulaşan kabı yıkamak vaciptir. Böyle bir kap bir defa yıkamakla temiz olur .Yamız köpekle hınzırın yaladığı kap bir çok ule­maya göre yedi defa yıkanır. îmam Ahmed b. Hanbel'den rivayet edilen iki kavlin meşhuruna göre kaplar her nevi necasetten do­layı yedi defa yıkanır. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyin eşek eti ile kaynayan kapların evvela kırılmasını emretmesi ya vahiy yahut içti-hadladır. Ne suretle olursa olsun az sonra bu hüküm neshedilmiş ve yıka­makla temizleneceği bildirilmiş ve binaenaleyh    bugün necaset bulaşan kap kırılmaz.

3- Yıkanan kabın kullanılmasında beis yoktur.

4- Nikah-ı Mut'a haramdır. Ulemânın beyanına göre bu nikâh za­ruretten dolayı mubah kılınmış, sonra hükmü neshediimiştir. Bu hususda îbni Abbas hazretleri cumhura muhalefet ederek bir müddet Müt'anın neshedilmediğine kail olmuşsa da sonradan cumhurun kavline döndüğü rivayet olunmuştur. Dalâlet fıkralarından    Râfizîler müt' anın neshedilmediğini iddia ederler.

 

6- At Etlerinin Yenmesi Hakkında Bir Bab

 

36- (1941) Bize Yahya b. Yahya İle Ebû'i-Rabİ El-Ateki ve Kuteybe b. Saîd rivayet eltiler. Lafız Yahyanındir. (Yahya Bize haber verdi tabi­rini kullandı. Ötekiler bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti dediler.) Haın-znad, Amr b. Dinar'dan, o da Muhammed b. Ali'den, o da Câbir b. Ahdiî-lah'dan naklen rivayet etmiş ki Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hayber günü ehli eşeklerin etlerini yasak etmiş; at etlerine izin vermiştir.

 

37- (...) Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Bekr rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbnü Cüreyc haber ver­di. (Dedi ki): Bana Ebû'z-Zübeyr haber verdi ki kendisi Câbir b. Abdil-lah'i şunu söylerken işitmiş:

— Biz Hayber zamanı at ve yaban eşeklerini yedik ama bizi Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Seli em) ehli eşekten nehy buyurdu.

 

(...) Bana bu hadisi Ehûi-Tahir dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb haber verdi. H.

Bana Yakub Ed-Devrafcî üe Aİımed b. Osman En-Nevfelî de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Ebû Âsim rivayet etti. Her iki râvi îbr.û Cü-reye'den bu isııadla rivayette bulunmuşlardır.

 

38- (1942) Bize Muhammed b. Abdillah b. NümejT rivayet etti. (De­di ki): Bize babamla Hafs b. Giyâs ve Veki', Hişam'dan o da Fatima'dan, o da Esmâ'dan, naklen rivayet ettiler. Esma şöyle demiş:

— Biz Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında bir at keserek yedik.

 

(...) Bize bu hadisi Yahya b. Yahya rîsln rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muaviye haber verdi. II.

Bize Ebû Küreyb de rivayet etti. {Dedi ki): Bize Ebû Üsamc riva­yet etti. Her iki râvî Kişâm'dan bu isnacHa rivayette bulunmuşlardır.

Cabir hadisini Buharı «Megazî» ve «Zebâyıh» bahislerin­de; Ebû Dâvud «Kitabu'l-et'ıme»'de; Kesâî «Sayd» ile «Ve­lime» bahislerinde tahrîc ettikleri gibi Esmâ hadisini Buharı, Nesâî ve îbnü Mâce «Zehâyıh» bahsinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

At etinin yenilip yenilmiyeceği hususunda ulema ihtilaf etmişlerdir. Yenilir deyenlerin delili bu rivayetlerdir. Hanefı1er'den imam Ebû Yûsuf ile İma m Muhammed'e diğer mezheb imam­larından İmam Şafiî İmam Ahmed, Ebû Sevr, Leys, İbnü1 Mübarek, îbnü Şîrîn, Hasen-i Basri. Ata', Esved b. Yezid Şureyh, İbrahim Nehâî, Hammâd b. Süleyman. Saîd b. Cübeyr, Dâvûd-u Zahirî ve cumhur ulemâ at etinin mubah olduğuna kaildirler. Bu kavil Ashabı Kiramdan Abdullah b. Zübeyr, Yedâ1e b. Ubeyd, Enes b. Malik. Esma b in ti Ebî Bekir ve Süveyd b. Gafe1e hazerâtmdan naklolunmustur.

Başta İbnü Abbas (RadİyaJlahû anhûm) olmak üzere bir tai­fe bunu mekruh görmüştür. O halde bu keraheti bâzıları tahrimiyye bazı­ları da tenzîhiyye diye rivayet etmişlerdir. İmam Azam'la İmam Mâ1ik'in ve Hatem'in mezhebleri de budur. İmamı Âzam: «At etini yiyen günahkâr olur ama buna haram ismi verilemez» demiştir. Hz. İmamın bu hükme varması atın pis olduğu­na inandığı için değil neslinin tükenmesi mülahazasına metnidir. Çünkü at harb âletidir. Bunların delilleri.

«Atları  katırları ve eşekleri do binesiniz dîye bir de zînet için yaratmıştır» âyeti kerimesi ile îbni Mâce'nin rivayet ettiği Halid    îbni    Velid   hadisesidir. Mezkûr hadise:

«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) at, katır ve eşek etleriyle yır­tıcılardan azı dişlileri yemekten men etti.» denilmektedir. Bu hadîsi Ebû Davud ile Nesâî de tahric etmişlerdir. Ancak hadîs ulemâ taraûndan zayıf görülmüş. Hattâ basıları nesh edildiğine bile kail olmuşlar­dır. Bununla beraber Aîlâme Ayni şöyle demektedir: «Hâ1id hadisi­nin senedi güzeldir. Bundan dolayıdır ki Ebû Dâvûd onu kitabına aldığı vakit sükût etmiştir. Binaenaleyh ona göre bu hadis hasendir»

Hadisin bir rivayetinde «bir at boğazladık» diğerinde «bir at kestik» deniliyor. Kesmek ameliyesi çene altından, boğazlamak ise göğüsten yapıl­dığına göre iki rivayetin arasını bulmak için bunların ayrı ayrı iki vak'a olduğuna hükmedilir. Kesmekle boğazlamak sözlerinden birinin mecaz olarak kullanılması da mümkündür. Bu taktirde vak'a birdir. Ulemâdan bâzıları: «Kesme hususunda atın hükmü sığırın hükmü gibidir» demiş. Bununla atın hem boğazlanmasının hem de kesilmesinin caiz olduğunu anlatmak istemişlerdir. Fakat kesmek efdaî görülmüştür.

 

7- Kelerin Mubah Kılınması Babı

 

39- (1943) Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybe ve İbn-u Hucr, İsmail'den rivayet elliler. Yahya b. Yahya dedi ki: Bize İsmail b. Ca'fer, Abdullah b. Dinar'dan naklen haber verdi ki Abdullah, îbnü Ömer'i şunu söylerken işitmiş:

 Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e kelerin hükmü sorul­du da:

«Ben onu ne yerim ne de haram kılarım»   buyurdular.

 

40-  (...) Bize Kuteybe b. Said de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys rivayet etti. H.

Bana Muhammed b. Ruhm da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys Na'-fi'den o da tbnii Ömer'den naklen haber verdi. İbnü Ömer şöyle demiş: Bir adam Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e kelerin yenilip yenil-miyeceğini sordu da:

«Onu ben ne yerim ne de haram kılarım»    buyurdular.

 

41- (...) Bize Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbnü Ömer'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Bir adam Resû­lüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e minberi üzerindeyken kelerin yeni­lip yenilmiyeceğini sordu da:

«Onu ben ne yerim ne de haram kılarım»    buyurdular.

 

(...) Bize Ubeydullah b. Saîd de rivayet etti.  (Dedi ki): Bize Yahya, Ubeydullah'dan bu hadisin mislini bu isnadda rivayet etti.

 

(...) Bize bu hadîsi EbuY-Rahî' ile Kuteybe de rivayet ettiler. (Dedi­ler ki): Bize Hammâd rivayet etti. H.

Bana Zühcyr b. Harb dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmail riva­yet etti. Her rki râvi Eyyûbdan rivayet etmişlerdir. H.

Bize İbnü Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mâlik b. Miğvel rivayet tîtti. H.

Bana Hârûn b. AbdiIIah dahî rivayet etti. (Dsdi ki): Size Muîıam-med b. Bekr haber verdi.   (Dedi ki): Bize İbnü Cüreyc haber verdi. H.

Bize yine Hârûn b. Abdilîah rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şûca' b. Veiid rivayet etti.  (Dedi ki): Musa b. Ukhe'den dinledim. H.

Bize Harun b, Saîd El-Eylî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbnî Vehb rivayet e(ti.   (Dedi ki):  Bana  Üsâme haber verdi.

Bu râviîerin hepsi Nâfi'den ,o da İbnî Ömer'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem )'den keler hakkında Leys'in Nâfi'den naklet­tiği hadis manasında rivayette bulunmuşlardır. Yalnız Eyyuh'un hadisi: «Resûlüllab (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bîr keler getirdiler de onu yemedi. Ama haram da kılmadı» tarzındadır. Üsame'nin hadisinde ise: «Dedi ki ResûKillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) minberde iken mescidde bir adanı ayağa kalktı» cümlesi vardır.

 

42- (1944) Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'he, Tevbe't-üTAnberî'den naklen rivayet etti. O da Şa'bî'den, o da ibnü Ömer'en dinlemiş ki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında içlerinde Sa'd da olduğu halde ashabından bazı kimseler bulunuyormuş. Kendilerine keler eti getirmiş­ler de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem )"\n kadınlarından biri: Bu keler etidir diye seslenmiş. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Yeyin! Çünkü o helaldir. Lâkin benim yiyeceğim de değildir.» buyur­muşlar.

 

(...) Bize Muhammet!, b. Müsenna da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Cafer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Tevbetul-Anbe-rî'den rivayet etti (Demiş ki): Bana Şu'be şunu söyledi: Hasen'in Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleın)'den rivayet ettiği hadise ne dersin! Ben İbııü Ömer'le iki yahut bir buçuk seneye yakın beraber oturdum da onun Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'den bu hadtsden başka bir rivayetini duymadım. (Şöyle dedi): İçlerinde Sa'd da olduğu halde Pey­gamber (SallaUahü Aleyhi ve Scllem)'în ashabından bazı kimseler...

Râvi Muâz hadisi gibi rivayette bulunmuştur.

 

43- (1945) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Mâlik'e îbni ŞihaVdan dinlediğim, onun da Ebû Ümâms b. Sehl b. Huneyf'den, onun da Abdullah b. Abbas'dan naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum. İbnü Abbas şöyle demiş: Ben ve Hâlid b. Velîd Resûîüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem )'\e birlikte Meymûne'nin evine girdik. Az sonra kızar­tılmış keler getirildi ve Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem )'\e birlik­te Meymûne'nin evine girdik. Az sonra kızartılmış keler getirildi ve Re­sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) eliyle ona uzandı bunun üzerine Meymûne'nin evinde bulunan kadınlardan biri:

— Resûliiîlah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e yemek istediği şeyi (ne olduğunu) haber v^rin dedi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de elini kaldırdı. Ben:

— Bu harammıdır Yâ Resûîallah? dedim.

«Hayır lâkin bu hayvan benim kavmimin toprağında yoktu bundan dolayı kendimi ondan tiksinir buluyorum»   buyurdular.

Halid demiş ki: Ben onu çekerek bir güzel yedim. Resûlüllah (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) de bakıyordu.

 

44- (1946) Bana Ebû't-Tahir ile Harmele hep birden ibnİ Vehb'-den rivayet ettiler. Hannele dedi ki. Bize İbnî Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus, İhni Şihâb'dan, o da Ebû Ünıame b. Sehl b. Huneyf El Ensâri'den naklen haber verdi. Ona da Abdullah b. Abbâs haber vermiş. Ona da kendisine Seyfullah denilen Hâlid b. Velid haber vermiş ki ken­disi Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'le birlikte Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Seîîem)rin zevcesi Meymûnenin yanına girmişler. Mey-mûne hem Hâlid'in hem İbnû Abbas'in teyzesîdir. Onun yanında kızartıl­mış keler bulmuş. Bunu Meymûne'nin kız kardeşi Huteyde bİnti Haris Necid'den getirmemiş. Meymûne keleri Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e sunmuş. Pek az olurdu ki ona bîr yiyecek sunulsun da o yiyecek' ten bahsedilsin ve ismi söylensin. Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Seîîem) de elîni kelere uzatmış. Burmn üzerine mevcut kadınlardan biri Resûlül­lah (SallaUahü Aleyhi ve Seîîem/e sunduğun şeyi haber verin! demiş. Ka­dınlar:

— Bu kelerdir yâ    Resûlellah! demişler. Resûlüllah (Sallallahü Aley­hi ve Seîîem) hemen elini kaldırmış. Bunun üzerine Hâlid b. Velid:

  Keler harammidır ya Resûlallah? diye sormuş.

«Hayır, Lakın o benim kavmimin toprağında yoktur. Bundan dolayı kendimi ondan tiksinir (buluyorum»   buyurmuşlar.

Halid şöyle demiş: Ben keleri çekerek bir güzel yedim.    Resûlüllah da bakıyordu. Ama beni menetmedi.

 

45- (...) Bana Ebû Bekr b. Nadr ile Abd b. Humeyd de rivayet et­tiler. Abd: Bana baber verdi tabirini kullandı. Ebû Bekir ise Bize Yakub b. îbrabim b. a'd rivayet etti, dedi. (Demiş ki): Bize babam Salih b. Key-sân'dan o da Ebû Ümame b. Sehl'den, ona da İbni Abbâs haber vermiş olarak rivayet etti. Ona da Hâlid b. Velîd haber vermiş ki kendisi Resû­lüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e keler eti sunulmuş. Bunu Ümmü Hufeyd binti Haris Necid'den getirmişmiş. Bu kadın Benî Ca'fer'den bir adamın nikâhı altında îdi. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ne olduğunu bilmedikçe bir şey yemezdi...

Sonra râvi Yûnus'un hadisi gibi anlatmış ve hadisin sonuna şunu ziyâde etmiştir: «Ona İbni Esamm da Meymûne'den naklen rivayet etmiş. Bu zât Meymûne'nin terbiyesi altında idi.»

 

(1945) Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. {Dedi ki): Bize Abdurrez-zâk haber verdi. (Dedi ki): Bize Ma'mer Zührî'den, o da Ebû Ümame b. Huneyf'den, o da İbnü Abbâs'dan naklen haber verdi. (ŞÖyle demiş): Biz Meymûne'nin «evinde iken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Scîİem/e iki kızartılmış keler .getirdiler...

Hadîs yukarkilerin hadîsi gibi rivayet olunmuştur. Râvi :

Yezîd b. Esamm'm Mcymûne'den rivayetini anmamıştır.

 

(...) Bize Abdülmelik b. Şuayb b. Ley s de rivayet etti. {Dedi ki): Bize babanı dedemden rivayet etti. (Demiş ki): Bana Hâlid b. Yezid riva­yet etti. (Dedi ki): Bana Saîd b. Ebi Hilal, İbni Münkedir'den rivayet etti. Ona da Ümame b. Schl İbni Abbas'dan naklen haber vermiş. İbni Ab-bâs (Şöyle demiş): Resûüllah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem)'e, Meymûne'nin evinde ve yanında Hâlid b. Velid bulunduğu    halde keler eti getirildi...

Ve Zührî'nin hadîsi man abında rivayette bulunmuştur.

 

46- (1947) Bize Muhammed b. Beşsar ile Ebû Bekir b. Nâfi rivayet ettiler. İbnü Nâfi (Dedi ki): Bize Gunder haber verdi. (Dedi ki): Bize Şube Ebi Bişr'den o da, Sâid b. Cübeyr'd,en naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Ben İbni Abbâs'i şunları söylerken işittim:

Teyzem Ümnıü Hufeyd Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)'e yağ, keş ve bir kaç keler hediyye etti. O yağ ile keşden yedi ama keleri iğrendiği için bıraktı. Bu hayvan Kesûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Selîem) 'in sofrasında yenmiştir. Haram olsaydı Resûlüllah (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)'in sofrasında yenmezdi.

 

47- (1948) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ali b. Müshir, Şeybânî'den o da Yezid b. Esamm'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Medine'de bizi bir güveyi davet etti de bize on üç tane keler sundu. Kimimiz yedi kimimiz (yemeyip) bıraktı. Ertesi gün ben İbnü Abbâs'a Taslayarak ona haber verdim. Etrafındaki cemaat sözü uzat­tı hatta bazıları: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ben onu ne yerim ne men ederim ne de haram kılarım buyurdu.» dediler. Bunun üzerine İbnü Abbas: Ne fena söyledim*. Nebiyullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ancak helal ve haram kılmak için gönderilmiştir. Şüphesiz ki bir defa Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Meymûne'nin yanında iken beraberinde de Fadl b. Abbas ile Hâlid b. Velid ve bir başka kadın bu­lunduğu halde kendisine üzerinde et bulunan bir sofra sunulu verdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yemek isteyince Meymûne ona: Bu kler etidir, dedi. O da elini çekti ve:

«Bu benim hiç yememiş olduğum bir ettir.» buyurdu.   Cemaata:   «Siz yeyİn» dedi. Ondan Fadl, Halid b. Velîd ve kadın yediler.

Meymûne demiş ki «Ben hiç bir şeyden yemem. Meğer ki Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem )'in yediklerinden bir şey ola.»

 

48- (1949) Bize İshak b. İbrahim ile Abd b. Humeyd rivayet etti" îer. (Dediler ki): Bize Abdurrezzak, İbnü Cüreyc'den naklen haber verdi. (Demiş ki): Bana Ebû'z-Zübeyr haber verdi. Kendisi Câbir b. AbdiIIah'i şunu söylerken işitmiş:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bir keler getirdiler, de ondan yemek istemedi. Ve:

«Bilmiyorum belki bu sureti değiştirilen kavimlerdendir.» buyurdular.

 

49- (1950) Bana Seleme b. Şebîb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hasen b. A'yen rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ma'kıl, Ebû'z-Zübeyr'den riva­yet etti. Ebû-'z-Zübeyr şöyle demiş:

Câbir'e kelerin hükmünü sordum da: Onu yemeyin dedi; onu iğrenç buldu ve şöyle dedi: Ömer b. Hattâb dedi ki şüphesiz Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) onu haram kılmadı. Allah azze ve celle onunla bir çok kimseleri menfaatlendirir. Umumiyetle çobanların yiyeceği ondandır. Yanımda olsa idi onu bende yerdim.

 

50- (1951) Bana Muhammed b. Musenna rivayet etti. (Dedi ki): Bize îbni Ebi Adiyy Dâvud'dan, o da Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Bir adam: Ya Resûlallah! Biz keleri çok bir yerdeyiz, şimdi bize ne emir buyurursun, yahut bize ne fetva verirsin? dedi.

«Bana anlatıldığına göre Benî İsrâîlden bir Ümmetin suretleri değişti­rilmiştir»   buyurdu. Fakat ne emretti ne de yasak etti.

Ebû Saâd demiş ki: Bundan bir kaç zaman sonra Ömer şunu söyledi: «Şüphesiz ki Allah azze ve celle onunla bir çok insanları fâidelendirir, o umumiyetle şu çobanların yiyeceğidir. Yanımda olsaydı ondan mutla­ka yerdim. Resûlüllah (SalUülahü Aleyhi ve Sellem) sadece ondan iğren-miştir.»

 

51- (...) Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Behz rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Akîl-Ed-Devrakî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Nadra, Ebû Saîd'den naklen rivayet etti ki: Bedevi'nin biri Resûlüllah (Sallcülahü Aleyhi ve Selle-rufe gelerek:

— Ben kelerli bir alçakta bulunuyorum. Bu hayvan umumiyetle benim yakınlarımın yiyeceğidir, dedi. Peygamber (Sallcülahü Aleyhi ve Sellem) ona cevap vermedi. Biz:

—. Bu sözü tekrarla dedik, O da tekrarladı. Fakat yine cevap verme­di, (bu) üç defa tekerrür etti sonra üçüncüde Resûlüliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona seslenerek:

uEy bedevi! Şüphesiz Allah benî İsrâilden bir kuşağa lanet buyurmuş yahut gazab etmiş ve onları yer yüzünde debeleyen hayvan kılığına sokmuş­tur. Bilmiyorum belki bu onlardandır. Binaenaleyh ben onu yemem ama ondan nehiy de etmem.»   buyurdular.

Dabb: Kertenkeleye benzer fakat ondan bir hayli büyük bir hayvan­dır. Bu hayvanın yediyüz sene yaşadığı su içmediği dişi düşmediği ve kırk günde bir damla bevl îfraz ettiği rivayet olunur. Bazıları et yenilir­se susuzluğu giderdiğini söylemişlerdir. Arablar bir şeyi yapmak iste­mezlerse: «Ben bunu keler suya gelinceye kadar yapmam» derler. Çün­kü keler ömründe suya gitmez sadece çiğ ile ve soğuk hava ile yetinir-miş. Kışın kovuğundan dışarı çıkmazmış.

Babımız hadislerinden Ibni Ömer rivayetlerini Buhârî «Zebayıh ve Ahbaru'1-Âhad» bahislerinde; Hâ1id    hadîsini «Et'ıme ve Zebayih» da; aynı hadîsi Nesâî ile İbni Mâce «Kitab'us-Sayd»'da; Ebû Dâvud «Et'mıe»'de muhtelif râvüerden tahric etmişlerdir.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e 'hediyye getiren Ümmü Hufeyde ile Lübabetü's-Suğra ve Lübabet'ül-Kübra. Meymûne tRadiyaHahû a?ıhüma)'nın kız kardeşleridir. Bunlar Haris b. Hazen"in kızlarıdır. Ümmü Hufeyde'nin adı Hüzey1e'dir. Bunlardan Lübâbet'ül-Kübra, Hz. İbn-i Abbâs 'in, Lübâbetü's-Suğrâ  Halid b. Ve1id'in  anneleridir.

Kelerin eti yenir bir hayvan olduğunu söyleyenler bu hadîslerle istid­lal etmişlerdir kî Abdurrahman b. Ebi Leylâ ile Saîd b. Cübeyr, İbrahim Nehaî, îmam Malik, îmam Şafiî, İmam Ahmed ve îshâk'm mezhebleri budur. Zahiriler dahi aynı kavli tercih etmişlerdir. Zahiri'-lerden İbni Hazin: ,. Kelerin mübâh olduğu Ömer b. Hattâb    ile başkalarından sahih olarak rivayet edilmiştir.

Hanefi1er'den «Hidâye» sahibi gibi bazıları keler etinin mekruh olduğunu söylemiş fakat bazıları yenilmesinde beis görmemişlerdir. Tahâvî «Ma'âm'I-Âsâr» adlı eserinde keler yemenin mubah olduğunu tercih etmiş ve: «keleri yemekte bir beis yoktur» demiştir. Yine Tahâvî : «Bir taife keleri yemeyi mekruh görmüşlerdir. Ki Ebû Hani-f e ile Ebû Yusuf ve Muhammed onlardandır» demiş­tir. Tahâvî'nin bu taifeden muradı Haris b. Mâlik, Ye-zîd b. Ebi Ziyâd ve Veki 'dir. Zira kelerin denilmesini mekruh görenler bunlardır. Mezkur kavil Ali b. Ebî Talib ile Câbir b. Abdillah (RadiyaHahû anhûm) hazeratmdan da rivayet olmuştur. Hanefi 'lerce esah olan kavil kelerin heraheti tenzihiyye ile mekruh olmasıdır. Çünkü bir çok sahih hadisler onun ha­ram olmadığına delâlet etmektedirler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sofrasında keler yenildiği halde bir şey demeyip sükût buyur­ması da onun mubah olduğuna delâlet eder. Çünkü o bâtılı hiç bir zaman kabul ve İkrar etmez.

Mesh: Bir canlıyı ondan daha çirkin bir canlının şekline sokmaktır. Kur'an-ı Kerîm de Benî İsrail 'den bazılarının maymun ve ve domuz gibi çirkin hayvanlar suretine tebdil edildiği bildirilmektedir. Ancak şekil değiştiren bu kavimler derhal ölmüş ve nesilleri kesilmiştir.

Resulü Halı (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in: «Bilmiyorum belki bu onlardandır.» buyurması ihtimal suret değiştiren insanların üç günden fazla yaşamadıklarını bilmezden önce olmuştur. Demîrî «Ha yâtü'1-Ha ya­van» adlı eserinde şunları söylüyor: «Ulemâ şekil değiştiren insanların yaşayıp yaşamadığında ihtilâf etmişlerdir. Bir kavle göre yaşarlar. Zeccâc ile Kadı Ebû Bekir b. Arabi bu kavli tercih et­mişlerdir. Cumhura göre böyle bir şey yoktur. ibni Abbâs (Radiyallahu anh): Şekli değişmiş insan üç günden fazla asla yaşamamış ve yeyip iç­memiştir. Demiştir ki, bu söz Merfu' hadîs hükmündedir. Çünkü aklen böyle bir şeyin söylenmesine imkân yoktur. Onu mutlaka Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) 'den işitmiştir.

 

8- Çekirgenin Mubah Kılınması Babı

 

52- (1952) Bize Ebû Kâmil El Cahderî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Âvâne, Ebû Ya'fûr'dan, o da Abdullah b. Ebî Evfa'dan naklen riva­yet etti. Şöyle demiş:

Resûlütlah (Saliallahü Aleyhi ve Sellemyie birlikte yedi gaza yaptık. (Hepsinde)   çekirgeleri yiyorduk.

 

(...) Bize bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İshak b. İbrahim ve tbni Ebî Ömer toptan İbni Uyeyne'den, o da Ebû Ya'fur'dan naklen bu isnadla rivayet ettiler.

Ebû Bekr kendi rivayetinde «Yedi gazada» dedi. îshâk «altı gazada» dedi. İbni Ebi Ömer ise :  "Altı yahut yedi gazada» dedi.

 

(...) Bize bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Adiyy rivayet etti. H.

Bize İbni Beşşâr da Muhammed b. Ca'fer'den rivayet etti. Her iki râvi Şu'be'deıı, o da Ebû Ya'fur'dan bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. (Ebû Yafur)  «Yedi gazada» demiştir.

Bu hadîsi Buharı «Zelâyih» bahsinde Ebû Dâvudile Tirmizî «Kitâb'ur-Et'ime»'de Nesâî «Sayd» bahsinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. Ashab-ı kiramın çekirge yiyerek Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem) ile yaptıkları gazaların sayısı ihtilaflıdır. Bu hususta lüzumsuz yere sözü uzatanlar olmuştur. Hadîs-i Şerif çekirge ye­menin caiz olduğuna delâlet etmektedir. Bu hususta İbnû Ömer. Câbir , Ebû Hüreyre ve diğer bazı ashab-ı kiramdan da ha­disler rivayet olunmuştur. Ulemâ çekirgenin kesilmeden yenilebileceğine ittifak etmişlerdir. Yalnız Mâ1ikiIer'in meşhur kavline göre kesmek şarttır. Mâ1iki1er bunun nasıl olacağı hususunda ihtilâf etmişler­dir. Bazıları kafasının kesileceğini söylemiş; bir takımları onu yakalama­nın kesmek yerine geçeceğini iddia etmişlerdir. İmam Mâlik 'den gelen bir rivayete göre çekirge diri olarak yakalanır da kafası kesilir ya­hut kızartılır veya kaynatılırsa yenmesinde bir beis yoktur. Fakat diri olarak yakalanır da kesmeden veya kızartmadan ölürse yenilmez.

Tahâvî'nin «Kitâbu's-Sayd»:da beyân ettiğine göre İmam Azam'a :

  Ne dersin çekirge sence balık mesabesinde midir? Ondan bir sev koparan kimse besmele çeksin, çekmesin  yiyebilir mi? diye sormuşlar.

  Evet!  cevâbını vermiş.  Soran  kimse :

  Onu nerde bulsam yiyebilir miyim? demiş. Hazret yine :

  Evet!  cevâbım vermiş.

— Yerde ölü dahi bulsam yiyebilir miyim? demiş. Yine :

  Evet!   cevâbını vermiş.

  Ona yağmur isabet etse de öldürse, yiyebilir miyim? diye sormuş.

 Evet, çekirgeyi hiç bir halde, hiç bir şey haram kılmaz, demiş.

İbnül Arabi yenilen çekirgeyi Endülüs çekirgesinden başkalarına tahsis etmiştir. Ona göre Endülüs çekirgesinden sırf zarar geldiği için yenilmesi caiz değildir. Fakat şâir Mâ1ikiyye ulemâsından meşhur olarak rivayet edilen bunun hilafıdır.

 

9 - Tavşanın Mubah Kılınması Babı

 

53- (1953) Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Hişam b. Zeyd'den, o da Enes b. Malik'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş:

— Yürüdük ve Merrü'z-Zahran'dan bir tavşan kaldırdık. Ashab üze­rine koştular. Fakat âciz kaldılar. Ben de koştum. Ve ona yetiştim. Tav­şanı Ebû Talha'ya getirdim. O hayvanı kesti ve buduyla İki uyluğunu Resûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) 'e gönderdi. Bunları Resûlüüah (SallaUahü Aleyhi ve Sellenif'e ben götürdüm. O da kabul etti.

 

(...) Bu hadîsi bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd rivayet etti. H.

Bana Yahya b. Habib de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid (Yâni İbnil Haris) rivayet etti. Her iki râvi Şu'be'den bu isnadla rivayette bu­lunmuşlardır. Yahya'nın hadîsinde: «Budunu yahut iki uyluğunu gön­derdi.» ifadesi vardır.

Bu hadîsi Buhârî «Hibe» bahsinde; Ebû Dâvud ile Tirmizî «Et'ime»'de; Nesâî ile İbnû Mâce «Sayd» bah­sinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.

Merru'z-Zehran: Mekke'ye yakm bir yerdir. Bugün oraya Batnu-Merr denilir. Mekke'ye bir konak mesafededir.

Bu yerin Medîne'ye onaltı mil mesafede olduğunu söyleyenlerle Merrin bir köy Zahranın da bir vadiden ibaret bulunduğunu ve Mekke'ye beş mil mesafede olup Medine tarafına düştüğünü iddia edenler de vardır.

 

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

 

1- Avı yakalamak için' koşmak caizdir. Gerçi Ebû Dâvud ile Tirmizî ve Nesâî'nin Hz. İbni Abbâs 'dan rivayet ettikleri bir hadîste :

«Bir kimse avın ardından giderse gaflete düşer.» buyurulnıuşsa da : O hadîsten murad namaz vaktini geçirmek gibi dinî yahut dünyevî bir mas­lahatı kaçıracak derecede ta'kibi uzatmaktır.

2- Bir cemaat ava çıkarlar da avı içlerinden biri vurur veya yaka­larsa hayvan yakalayanın malı olur. Ötekilerin onda bir hakkı olmaz.

3- Bir kimseye hediye veren şahıs hediyesinin kabul edildiğini söy­leyebilir.

4- Tavşan etini yemek mubahtır, Dört mezhebin imamlarıyle bütün ulemânın kavilleri budur. Yalnız   Abdullah   b. Amr b. Âs ile Abdurrahman b. Ebi Leylâ 'nın ve İkrime'nin kerih gördükleri rivayet olunur. Tavşan etinin mubah olduğu hakkında Hz. Câbir,   Ammâr b. Yâsir,    Muhammed b.  Safvan , İbnü   Abbâs,   Abdullah    b.   Ömer, Ebû  Hü­reyre sair birçok ashab-ı kiramdan hadîsler rivayet olunmuştur.

 

10- Avlanmada ve Düşmana Karşı Kendisinden Yardımlanılan Şeyin Mubah Oluşu ve Taş Atmanın Keraheti Babı

 

54- (1954) Bize Ubeydullah b. Muâz El Anberî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Kehmes, İbnü Büreyde'den rivayet etti. Şöyle demiş: Abdullah b. Mugaffel arkadaşlarından bir ada­mın ufak taş attığını görmüş de ona :

  Taş atma! Çünkü Resûliillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) taş atmak­tan hoşlanmazdı —yahut taş atmayı men ederdi—. Zîra bununla av av­lanmaz, düşman da bozulmaz. Lâkin bu taş dişi kırar ve gözü çıkarır, dedi. Bundan bir müddet sonra o zatın taş attığını gördü ve ona şunu söyledi:

  Ben sana Resûlüllah (Sallallahü. Aleyhi ve SelUmy'm taş atmaktan hoş­lanmadığını —yahut taş atmaktan nehyederdiğini— haber veriyorum, son­ra senin taş attığını görüyorum. Seninle şu ve şu müddet zarfında bir tek kelime konuşmam.

 

(...) Bana Ebû Dâvud, Süleyman b. Ma'bet rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Osman b. Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kehmes bu isnadla bu hadîsin benzerini haber verdi.

 

55- (...) Bize Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer ile Abdurralıman b. Mehdî rivayet ettiler. (De­diler ki) : Bize Şu'be Kata'de'den, o da Ukbe b. Suhban'dan, o da Abdul­lah b. Mugaffel'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ufak taş atmaktan nehiy bu­yurdu.

İbnü Ca'fer kendi hadîsinde şöyle demiştir: «Dedi ki: Çünkü bu taş ne düşmanı bozguna uğratır. Ne de avı öldürür; Lâkin o dişi kırar ve gözü çıkarır.» İbnü Mehdî ise: «Bu taşlar düşmanı bozguna uğratamaz» demiş, «Gözü çıkarır» kaydım anmamıştır.

 

56- (...) Bize EbÛ Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. Uleyye, EyyÛb'dan, o da SaîJb. Cübeyr'den naklen rivayet etti ki; Abdullah b. Mugaffel'hvbir yakını taş atmış, o da kendisini menet-miş ve:

  Şüphesiz Resûlüllah (Salİallahü Aleyhi ve Seliem) taş atmaktan men-etmiş ve:

«Bu faşlar ne bir av avlar, ne düşman bozar, tâkfn bunfar cfışi kırar ve gözü çıkarır.» buyurmuştur demiş. Fakat yakını taş atmayı tekrarla­mış, o da:

  Ben  sana Resûlüllah   (SallaUahü Aleyhi ve Selîem)'in  bundan nehiy buyurduğunu anlatıyorum; sonra sen   (yine)  taş atıyorsun! Seninle ebe-diyyen konuşmam! demiş.

 

(...) Bize bu hadisi tbnİ Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Sekafî, Eyyûb'dan bu isnad ile bu hadîsin benzerini rivayet etti.

Bu hadîsi Buhârî «Zebâyıh» bahsinde; Nesâi «DiyâU'da tahnc etmişlerdir.

Hazf: Ufak taş veya çekirdek gibi şeyleri elin baş parmağı ile şe-hadet parmağının arasına alarak atmaktır. Bundan hiç bir fayda hasıl olmadığı, bilâkis zararından korkulduğu için yasak edilmiştir. Hadîs-i Şe-rîfte taş atmanın hiç bir fayda temin etmediği «Çünkü o ne düşmanı boz­guna uğratır, ne de avı Öldürür» cümleleriyle beyan buyurulmuştur. Bu babda ufak taşa benzeyen şeyler de taş hükmündedir.

 

Hadis-i Şerif Şu Hükümleri de İhtiva Eder:

 

1- Düşmanla harpte veya avcılıkta işe yarayan yahut lâzım olan bir şeyi yapmak caizdir. Kuşları ekseriyetle öldürmeden düşüren sapan taş-lanyle avlamak bu kabildendir. Yalnız diri iken yetişip kesebileceğine vaziyet müsait olmalıdır.

2- Ehl-i bid'at ile fasıldan ve bilerek sünnete muhalefet edenleri daimî surette terk ederek onlarla konuşmamak caizdir. Gerçi din kardeşi ile üç günden fazla dargın durmak yasak edilmişse de bu dargınlık nef-sânî ve dünyevî sebeplere ibtinâ eden dargınlıktır. Bid'atçılarla fâsıklara karşı dargınlık ise dinî ve uhrevîdir. Bundan dolayı da ebediyyen devam etmesi caizdir.

 

11- Kesmeyi ve Öldürmeyi Güzel Becerme ve Bıçağı Keskinlemeyi Emir  Babı

 

57- (1955) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şcybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bi­ze İsmail b. Uleyye Halid EI-Hazzâ'dan, o da Ebû Kılabe'den, o da Ebû'I-Eş'as'dan, o da Şeddâd b. Evs'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : İki şey var ki, bunları Resûîüllah (Sailallahü Aleyhi ve SeHem)'den belledim. Buyurdular ki :

«Şüphesiz Allah herşeyde iyiliği farz kiîmıştır. O halde siz öldürdü­ğünüz vakit, öldürmeyi iyi yapın. Kestiğiniz zaman da kesmeyi iyi bece­rin. Her biriniz bıçağını bilesin. Ve kestiği hayvana rahat versin!»

 

(...) Bu hadîsi bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Huşeym rivayet etti. H.

Bize İshâk b. İbrahim dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdül-Velıhab Es-Sekafi haber verdi. H.

Bize Ebû Bekir b. Nâfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder r\-vâyet etti.  (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. H.

Bize Abdullah b. Abdurrahman Ed-Dârimî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Yûsuf Süfyan'dan naklen haber verdi. H.

Bize İshâk h. İhrahim dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir, Man-sûr'dan naklen haber verdi.

Bu râvilerin hepsi Hâlid El-Hazzâ'dan Ibnü Uleyye hadîsinin isnadı ve mânasıyle rivayette bulunmuşlardır.

Bu hadîs-i şerif îslâm kaidelerinin en cem'iyyetlilerinden biridir. Müslümanın yaptığı her işi güzel ve yerli yerince yapması gerekir. Bu meyanda öldürme ve kesme işlerinin dahi iyi yapılması emir buyurulmak-tadır. Öldürme emri hayvandan maada kısas ve hadd-i şer'i gibi insana ait öldürmelere de şâmildir. Binâenaleyh bunlarda da hadd-i tecavüz et­meden en güzel şekilde hareket etmek gerekir. Ölecek kimseyi acı çek­tirmeden birdenbire Öldürmeli, kesilecek insan veya hayvana e2iyet ver­memek için kıhç ve bıçağı keskinlemeli, kesilecek hayvana bıçağı gös­termemeli. Hayvanlar birkaç tane ise birbirlerine karşı kesiîmemeüi, ke­silecek yere sürüklenerek götürüîmemelidirler.

îslâm'da şer'î bir ceza olarak insan öldürmek yalnız namaz terke-dildiği zaman meşru olmuştur. Şâfiîler'le Mâlikîler'eve Hanbelîler'e göre namazını kilmayan bir kimse hadden yani şer'î bîr ceza olarak Öldürülür. Hanefîlere göre Öldürülmez, fakat namaz kilm-caya kadar hapsedilerek dövülür. Yol kesenlerle recm edilenler hakkında gösterilen şiddet ise bu hadisten müstesna olarak şeriat sahibinin emriyle meşru' olmuştur.

 

12- Hayvanları Hapsederek Öldürmenin Yasaklanması Babı

 

58- (1956) Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ça'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki) : Hişâm b. Zeyd b. Enes b. Mâlik'i dinledim. Şunları söyledi:

— Dedem Enes b. Mâlik ile birlikte hakem b. Eyyub'un evine girdim. Bir de ne göreyim, bir takım adamlar bir tavuğu (hedef) dikmiş, ona ok atıyorlar. Bunun üzerine Enes: «ResûJüllah (Sailalîahü Aleyhi ve Seliem) hayvanların hapsedilerek Öldürülmesini yasak etti.» dedi.

 

(...) Bu hadîsi bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd ile Abdurrahman b. Mehdî rivayet ettiler. H.

Bana Yahya b. Habîb dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid b. Ha­ris rivayet etti. H.

Bize Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme riva­yet etti. Bu râvilerin hepsi Şu'be'den hu isnadla rivayette bulunmuşlardır.

 

58- M- (1957) Bize UbeyduJIah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Adiyy'den, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da İbnû Abbâs'dan naklen  rivayet etti ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selkm) :

«İçinde canı bulunan bîr şeyi hedef ittihaz etmeyin!» buyurmuşlar.

 

(...) Bize bu hadîsi Muhamıned b. Beşşâr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer ile Abdurrahman b. Mehdî Şu'be'den bu is­nadla bu hadîsin mislini rivayet ettiler.

 

59- (1958) Bize Şeybaıı K Ferrûh ile Ebû Kâmil rivayet ettiler. Lâfız Ebû Kâmil'indir. (Dediler ki) : Bize Ebû Avâne, Ebû Bişr'den, o da Saîd b. Cübeyr'den naklen rivayet etti. Saîd şöyle demiş:

  îbnü Ömer bir tavuğu  (hedef)  dikerek ona ok atan birkaç kişi­nin yanına uğradı. Bunlar İbn-ü Ömer'i görünce tavuğun semtinden da­ğıldılar. İbnü Ömer:

  Bunu  kim yaptı? Şüphesiz Resûİüllah   (SaHallahıı Aleyhi ve SeMem) bunu yapana lanet buyurmuştur, dedi.

 

(...) Bana Ziiheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Huşeym rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Bişr, Saîd b. Cübeyr'den naklen haber verdi.  (Şöyle demiş) :

  İhnü Ömer Kureyş'deıı  birkaç gencin  yanına uğradı. Bunlar bir kuşu hedef dikmiş ona ok atıyorlardı.    Oklarından her isabet etmeyeni kuşun sahibine veriyorlardı. İbnü Ömer'i görünce dağıldılar. Bunun üze­rine İbnü Ömer :

  Bunu kim yaptı? Bunu yapana Allah lanet eylesin. Şüphesiz Re-sûlüllah (SüllaUühü Aleyh; ye Sellem) :

«Içînde canı olan bir şeyi hedef İffihaz eden kimseyi lanet buyur­muştur.»  dedi.

 

60- (1959) Bana Muhanınıed b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd, İbnü Cüreyc'den rivayet etti. H.

Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammedi b. Jîekr haber verdi.  (Dedi ki) : Bize İbnü Cüreyc haber verdi. H.

Bana Harun b. Abdillah dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Haccâc rr. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki) : İbnü Cüreyc şunu söyledi : Bana Ebû'z-Zübeyr haber verdi ki; kendisi Câbir b. Abdillah'ı şunu söylerken işitmiş:

— Resûlüllah (Salh.linhü Aleyhi ve Sellem) hayvanlardan birinin kapalı olarak öldürülmesini yasak etti.

Bu rivayetleri Buharı «Zebâyıh» bahsinde; Ebû Dâvûd «Kitabu'I-Edâhi»'de tahrîc etmişlerdir.    Hakem b.   Eyyûb, Haccâc-ı Zâ1im'in amcası oğludur. Basra'da onun naibi imiş, Za­limliği hususunda amcası oğluna benzediği rivayet olunur.

Hadîs-i şerifteki Sabr kelimesinden murad : Hayvanı nişan alıp öl­dürmek için hapsetmek veya bağlamaktır. Bir canlıyı hedef yaparak, onunla nişancılık talimleri yapmak dinen yasak edilmiştir. Buradaki ne-hiy bunun haram olduğunu bildirir. İbnü Ömer rivayetinde Re-sûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Seliem) 'in laneti de bunu gösterir. Canlı hay­vanı hedef tutarak atıcılık Öğrenmekte hiç bir maslahat yoktur. Bunu askerlerin yaptığı gibi tahta veya kartondan yapılmış hedeflerle öğren­mek pekâla mümkündür. Çünkü hayvanı hedef almak ona eziyet olduğu gibi, maliyetini zayi etmek ve murdar öldürmek gibi zararları da vardır.

Ukay1î'nin Hz. Semra 'dan rivayet ettiği bir hadîs-i şerifte nişan almak için hedef yapılan hayvanın yenmesini Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'in yasak ettiği bildirilmiştir. Ukeylî şöyle demek­tedir : «Hayvanı bağlayarak hedef yapmak suretiyle öldürmeyi yasak eden birçok sahîh hadîsler rivayet edilmiştir. Fakat bu hadisten başka o hayvanın yenilmesini yasak eden hadîs yoktur.»

Be dr eddîn -i Aynî: «Diri iken yetişilerek kesilirse sapan taşıyle vurulan hayvanı yemekte bir beis yoktur.» diyor.