40- EDEB, TERBİYE VESAİREYE AİT LAFIZLARLA BAHSİ
1- Dehre Sövmenin Yasaklanması Babı
2- Üzüme Kerm Demenin Keraheti Babı
3- Köle, Cariye, Efendi ve Seyyid Kelimelerini Kullanmanın Hükmü Babı
4- İnsanın : Nefsim Habis Oldu, Demesinin Mekruh Olusu Babı
5- Misk Kullanmak, Miskin En Güzel Koku Olması, Fesleğeni ve Güzel
Kokuyuı Reddetmenin Keraheti Babı
Bu Hadislerden Çıkarılan Hükümler:
1- (2246)
Bana Ebu't-Tâhir Ahmed b. Amr b. Şerh ile Harmele b. Yahya rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni
Şihab'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ebû Seleme b. Abdirrahman haber
verdi. (Dedi ki) : Ebû Hüreyre şunu söyledi : Ben Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem} 'i şöyle buyururken işittim:
«Allah (Azze veCelle)
: Âdemoğlu d eh re sövüyor, halbuki dehr benim. Gece ve gündüz benim yed-i kudretimdedir.» buyurdu.
2- (...)
Bize bu hadîsi İshâk b. İbrahim ile İbni Ebî Ömer de rivayet ettiler. Lâfız
İbni Ebî Ömer'indir. İshâk ahberanâ; İbni Ebî Ömer ise haddesenâ
tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize Süfyan
Zührî'den,
o da İbnü MüseyyeVden,
o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki: Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar:
«Allah (Azze ve Celle) : Âdemoğlu bana
eza veriyor, deh re
sövüyor. Halbuki dehir benim. Gece ile gündüzü döndürürüm.» buyurdu.
3- (...)
Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdür-rezzâk haber verdi.
(Dedi ki) : Bize Ma'mer Zührî'deıı, o da İbni Müsey-yeb'den, o da Ebû
Hüreyre'den naklen haber verdi. Şöyle demiş : Resûlüllahı Sallailahü Aleyhi ve
Sellem) buyurdular ki :
«Allah (Azze ve Celle)
: Âdemoğlu bana ezâ ediyor. Vay dehrin musibetine! diyor. Sizden biriniz sakın
: Vay dehrîn musibetine! demesin. Çünkü dehîr benim, gecesini gündüzünü
döndürürüm, dilediğim zaman ikisini de
tutarım.» buyurdu.
4- (...)
Bize Kuteyhe rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Muğîre b. Ab-dirrahman,
Ebu'z-Zinad'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet
etti ki: Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) :
«Sakın sizden biriniz
: Vay dehrin musibetine! demesin. Çünkü dehr ancak Allah'dır.» buyurmuşlar.
5- (...)
Bana Zühcyr b. Harb da rivayet etu. (Dedi ki) : Bize Ce-rîr Hişâm'dan, o da İbni
Sîrîn'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve
Seüemydcn naklen rivayet etti:
«Dehre soğmeyin! Çünkü
dehr ancak Allah'dır.» buyurmuşlar.
Bu hadîsi Buhârî
«Tevhid» ve «Tefsir» bahislerinde Ebû Dâvud «Kîtâbü'l-Edeb»'de; Nesâî «Tefsir»'de
tahrîc etmişlerdir.
Dehr aslında bu âlemin
müddetidir. Bilâhare her çok müddete dehr denilmiştir. Zaman bunun hilâfmadır.
Çünkü müddetin azma da, çoğuna da zaman denilebilir. Ha&îs-i şerifte
dehrden murad gece ile gündüzü döndüren ve bütün işleri bunların içinde çeviren
Allah'dır. Şu halde :
«Dehre söğmeyİn...»
demek dehrin yaratanına söğmeyin mânâsına gelir. Câhiliyyet devrinde Arabiarın
basma bir musibet gelirse, onu dehre izafe ederlerdi. Hattâ Kur 'ân-ı Kerim 'de
beyân buyrulduğu vecihle :
«Bizi ancak dehr helak
eder.» [1]
demişleı ve zamana söğmüşlerdi. Çünkü dehrin Alîah tarafından yaratıldığını
bilmezler, onu ezelî ve ebedi sanırlardı. Bundan dolayı kendilerine dehriye
denilmiştir.
«Âdemoğlu bana ezâ
ediyor...» cümlesi hakkında Kurtubî şunları söylemiştir : «Bunun mânâsı: Bana
öyle söz söylüyor ki : Bu siz eziy-yet duyan bir kimseye söylense bundan
müteezzi olur. Allah eziyet duymaktan münezzehtir. Bu siz burada mecazdır.
Bundan maksat onu kim söylerse Allah'ın gazabına maruz olur. demektir.»
6- (2247)
Bize Haccâc b. Şâir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdür-rezzâk rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Ma'mer, Eyyûb'dan, o da İbni Sîrîn'-den, o da Ebû Hüreyre'den
naklen haber verdi. Şöyle demiş : Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Seilem):
«Sizden bîriniz dehre
söğmesin. Çünkü dehr ancak Allah'dir. Ve sizden biriniz üzüme kerm demesin.
Çünkü kerm müslüman kişidir.»
buyurdular.
7- (...)
Bize Amrü'n-Nâkid ile İfani Ebî Ömer rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Süfyân
Zührî'dcn, o da Saîd'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen
rivayet etti:
«Kerm demeyin!
Çünkü kerm mü'minin
kalbidir.» buyurmuşlar.
8- (...)
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr Hişam'dan, o da İbııİ
Sîrin'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallaltahü Aleyhi ve
Seilem)'den naklen rivayet etti:
«Üzüme kerm adı
vermeyin! Çünkü kerm müslüman kişidir.» buyurmuşlar.
9- (...)
Bize (yine) Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Âli b. Hafs rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Verkâ', Ebu'z-Zinad'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû
Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş : Re-sûlüllah (Sallalîahü Aleyhi
ve Sellem) :
«Sakın biriniz kerm
demesin. Çünkü kerm ancak mü'minin kalbidir.» buyurdular.
10- (...)
Bize İbni Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdü'r-Rezzâk rivayet"
etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den naklen haber verdi.
Hemmâm : Bize Ebû Hüreyre'nin, ResûlüIIahf5a//a//a/i/V Aleyhi ve Sellem) 'den
rivayet ettikleri şunlardır diyerek bir takım hadîsler zikretmiştir. Ki :
Onlardan biri de şudur: Resûlüllah Çi leyh: ve Sellem) ve Sellem) :
«Sakın biriniz üzüme
kerm demesin! Çünkü kerm ancak müslüman kişidir.» buyurdular.
11- (2248)
Bize Ali b. Haşrem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsâ (yâni İbni Yûnus)
Şu'be'den, o da Simâk b. Harb'dfen, o da Alkame b. VâiT-den, o da babasından, o
da Peygamber (Sallallahü A îeyhi ve Sellem) 'den naklen haber verdi:
«Kerm demeyin! Lâkin
habele (yânı üzüm) deyin!» buyurmuşlar.
12- (...) Bu
hadîsi bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Osman b. Ömer
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be Simak'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Ben
Alkame b, Vâil'i babasından rivayet ederken dinledim ki: Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem):
«Kerm demeyin! Lâkin
İneb ve hable deyin!» buyurmuşlar.
Bu hadîsi Buharı
«Kitâbü'I-Edeb»'de tahrîc etmiştir. Ineb üzüm; hable yahut habele üzüm çotuğu
yâni bağı demektir. Kerm de aynı mânâya gelir. Ancak Arablar bu kelimeyi hem
üzüm, hem bağ. hem de şa-rab mânâlarında kullanırlardı. Bir de şarab cömertliğe
sevk ettiği için ona kerm demişlerdi. Bundan dolayı şeriat bu kelimeyi üzüme ve
üzüm ağacına isim yapmayı mekruh saymıştır. Çünkü Arablar bu kelimeyi işitmekle
çok defa şarab hatırlarına gelir, nefisleri kabarabilir, hatta içebilirlerdi.
Resûlüllah (Sallallahü Alevhi ve SeUem) bu isme ancak müslüman bir adamın yahut
mü'min kalbin lâyık olduğunu bildirmiştir. Zira Kerm, keremden alınmıştır.
Mü'minirı kalbine kerm demesi; içinde îmân, hidâyet, nur, takva ve bu ismi hak
eden sıfatlar bulunduğundandır. Müslüman kişi de böyledir. Lügat ulemâsının
beyânına göre Arablar cömert adam ve cömert kadın mânâsına «Racülün kermün» ve
«İmraetün kermün», «Nis-vetün kermün» derler.
13- (2249)
Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe ve İbni Hucur rivayet ettiler. (Dediler ki) ;
Bize İsmail, (bu zat İbni
Cafer'dir.) Alâ'dan, o da babasından, o
da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki : Resûlülîah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem):
«Sakın biriniz abdim
ve emem demesin! Hepiniz Allah'ın abdleri ve hepinizin kadınları Allah'ın
emeleridir. Lâkin benim ğulamım, benim cariyem, benim fetâm, benim fetâtım
desin!» buyurmuşlar.
14- (...)
Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ce-rîr A'meş'den, o da
Ebû Sâüh'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle
demiş: Resûîüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem):
«Sakın biriniz benim
abdim demesin! Zira hepiniz Allah'ın abdlerİsi-niz, Velâkin fetam desin! Köle
ds Rabbim demesin, lâkin seyyidim desin!» buyurdular.
(...) Bize
Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Ebû Muâviye rivayet etti. H.
Bize Ebû Saîd El-Eşecc
de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki' rivayet etti.
Her iki râvi A'meş'den
hu İsnad ile rivayette bulunmuşlardır. İkisinin hadîsinde de :
«Köle efendisine
mevlâm demesin!» cümlesi vardır. Ebû Muâviye'nin hadîsinde :
«Zİra sizin mevlântz Allah (Azze veCelle) 'dir.» ziyâdesi vardır.
15- (...)
Bize Muhammed b. Kâfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrezzâk rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer Hemmam b. Müneb-bih'den naklen haber verdi.
Hemmâm ; Bize Ebû Hüreyrc'nin Resûlüllah (Saüallahü Aleyhi ve Sellem):
«Biriniz : Rabb'me su
ver, Rabbini doyur, Rabbİne ışık getir, demesin. Yine sizden biriniz : Rabbim
demesin! Seyyidim, mevlâm desin! Ve biriniz : Abdim, emem demesin! Fetam,
fetâhm, ğulâmım, desin!» buyurdular.
Bu hadisi Buhar
i «Itk» bahsinde tahrîc etmiştir.
Abd ve eme, kul
mânâsına gelirler. Biri erkeğe, diğeri kadına isim olmuştur.
Gulâm :
Oğlan ve hizmetçi; fetât, genç kız demektir.
Rab:
Mürebbî, sâhib, mâlik ve AÎIah manasınadır.
Ulemânın beyânına göre
bu hadîslerden iki şey murad edilmiştir. Birincisi : Başkasının malı olan bir
köle veya cariyenin sahibine rabbim dememesi gerekir. Çünkü rab olmanın
hakikati Allah'a mahsustur. Gerçi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
kıyamet alâmetlerini beyân ederken :
«Cariyenin rabbini
yahut rabbesini doğurmasıdır.» demiştir. Fakat bu cevazı bildirmek içindir.
Nehiyden murad bu sözün kullanılmaması ve Met hâline getirilmemesidir. Nadiren
kullan ilmi süt. Bir de bu kelimenin mutlak olarak kullanılması nehyedilmiştir.
Yoksa başka bir şeye izafetle kullanılmasında beis yoktur. Rabbüsselem,
Rabbülmal gibi terkibler hakkında söz yoktur. Kölenin sahibine seyvidim, yâni
efendim demesi yasak edilmemiştir. Çünkü seyyid kelimesi Allah'a mahsus
değildir. Ve Allah hakkında Rab kelimesi gibi kullanılmamıştır. Hatta Kaadî
Iyâz İmam Mâ1ik'in dualarda Allah hakkında Seyyidim denilmesini mekruh
gördüğünü nakletmiştir. Allah Teâlâ'ya Kur'ân-ı Kerîm 'de ve mütevâtîr
hadîslerde Seyyid denilmemiştir. Şu halde kölenin sahibine seyyidim, efendim
demesinde bir işkâl veya iktibas yoktur. Kölenin sahibine mevlâm diye hitab
etmesinde dahî beis yoktur. Zira Mevlâ kelimesinin on altı kadar mânâsı vardır.
Mâlik, sâhib ve yardımcı mânâları da bunlardandır. Gerçi babımızın üçüncü
rivayetinde «Köle de sahibine mevlâm demesin!» ibaresi göze çarpıyorsa da Kaadî
Iyâz bu cümlenin A'meg'den rivayetinde râvilerin. ihtilâf ettiklerini,
bâ-zılarmm onu hiç anmadıklarını söylemiş : «En doğrusu bu cümleyi hazfetmektir.»
demiştir.
İkincisi : Bir
kimsenin sahibi bulunduğu köle ve cariyesine abdim, emem (yâni kulum) demesi
mekruhtur. Çocuğum, kızım, gencim gibi sözler kullanacaktır. Zira Rab
kelimesinde olduğu gibi,, abd kelimesine dahî müstehak olan yalnız Allah'dır.
Yâni kulluk Allah'a yapılır. Bir de bu kelimede mahlûka yaraşmayan ta'zim
mânâsı vardır. Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem):
«Hepiniz Allah'ın kullarısınız buyurarak bu kelimeyi
niçin yasak ettiğini
bildirmiştir. Oğlum, kızım gibi kelimelerde böyle
bir mânâ yoktur.»
16- (2250)
Bİze Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân b. Uyeyne
rivayet etti. H.
Bize Ebû Küreyb
Muhammed b. Alâ' da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti.
Her iki râvi Hişâm'dan,
o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etmişlerdir. Âişe şöyle demiş :
Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem):
«Sakın biriniz :
Nefsim pis oldu, demesin! Lâkin : Nefsim kötüleşti, desin!» buyurdular.
Bu, Ebû Küreyb'in
hadîsidir. Ebû Bekr. ise : «Peygamber (Sullallahit Aleyhi ve Sellem)'den» dedi.
«Lâkin» kelimesini anmadı.
(...) Bize
fcu hadîsi Ebû Küreyb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye bu isnadla
rivayette bulundu.
17- (...)
Bana Ebu't-Tâhir ile Harmele rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbni Vehb
haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihab'dan, o da Ebû Ümâme b. Sehl b.
Huneyf'den, o da babasından naklen haber verdi ki: Resûlüllah (Saliaüahü Aleyhi ve Selîem):
Biriniz : Nefsim pis
oldu, demesin! Nefsim kötüleşti, desin ^buyurmuşlar.
Bu hadîsi Buhârî
«KHâbü'I-Edeb»'de; Nesâî «Elyevm vel-leyle»'de tahrîc etmişlerdir.
Lügat ulemâsına göre
«habuset» ile «Iâgiset» kelimeleri arasında mânâca fark yoktur. Her ikisi de
pis ve çirkin oldu mânâsına gelir. Lâkin hubus lâfzı çirkin görüldüğü için
kullanılmaması tavsiye buyurulmuştur. Çünkü Arablar lâfızda edebe riâyet
ederler, çirkin söz kullanmazlardı.
İbnü'l-Arabî'ye göre
«lâgıset»'in mânâsı daraldı, demektir. Gerçi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Seilem) sabah namazına kalkamayan için : «Habis nefisi» tenbel» demişse de bu
söz müphem bir şahıs için verilen bir haber mâhiyetinde olduğundan söylenmesi
mahzurlu değildir. Râgıb : «Habis kelimesi îtikadda bâtıl, sözde yalan, fiilde
çirkin mânâlarına kullanılır.» demiştir. İbni Battal da buradaki nehyin vucub
için değil, edeb ve nezâket babında olduğunu söylemiştir.
18- (2252)
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme Şu'be'den
rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Huleyd b. Cafer, Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîdi
Hudrî'den, o da Peygamber (Sallaîkûıü Aleyhi ve Sellemf'den naklen rivayet
etti. Şöyle buyurmuşlar:
«Benî İsrail'den kısa
bir kadın iki uzun kadınla birlikte yürüyor m us, bu sebeple odundan iki ayak
ve altından kapalı kilitli bir yüzük edinmiş. Sonra içine misk doldurmuş. Misk
kokuların en güzelidir. Ve bu iki kadının arasında geçmiş gitmiş, onu
tanıyamamışlar. Eiiyle de şöyle yapmış.» Şu'be elini silkmiş.
19- (...)
Bize Amru'n-Nakid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Hârûıı Şu'be'den, o
da Huleyd h. Cafer ile Müstemir'den rivayet etti. (Demişler ki) : Bize Ebû
Nadrâ'yı Ebû Saîdi Hudrî'den rivayet ederken dinledik ki: Resûlüîlah
(Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) Benî İsrail'den yüzüğüne misk dolduran bir kadın
anlatmış. Misk kokuların en güzelidir.
20- (2253)
Bize Ebû Bekr h. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb ikisi birden EI-Mukrî'den
rivayet ettiler. Ebû Bekr (Dedi ki) : Bize Ebû Abdir-rahman El-Mukrî', Saîd b.
Ebî Eyyûb'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ubeyduîlah b. Ebî Cafer,
Abdurrahman El-A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'-den naklen rivayet etti. Ebû
Hüreyre şöyle demiş: Resûlüîlah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem):
«Bİr kimseye reyhan
takdim edilirse onu reddetmez. Zİra reyhanın taşınması, hafif kokusu
güzeldir.» buyurdular.
21- (2254)
Bana Harun b. Saîd El-Eylî ile Ebu'^-Tâhir ve Ahmed b. îsâ rivayet ettiler.
Ahmed haddesenâ; Ötekiler ahberana tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki) :
Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Mah-rame babasından, o da Nâfi'den
naklen haber verdi. Nâfi' şöyle demiş : İbni Ömer koku süründüğü vakit
karışıksız öd, bir de ödle karıştırılmış kâfur sürünür, sonra: Resûlüllah
(Sallallahii Aleyhi ve Sellem) işte böyle ko-kulanırdı, derdi.
Nevevî diyor ki :
«Kısa kadının odundan bacak yaptırmasına gelince : Bizim şeriatımızda bunun
hükmü şudur : Eğer kadın bununla bilinmemek için kendini örtmek gibi sahih
şer'î bir maksad güttü ise beis yoktur. Büyüklenmeyi veya erkekleri aldatmak
için kusursuz kadınlara benzemeyi kasdetti ise bu haramdır.»
Reyhan; lügat ve
garibi hadîs âlimlerine göre güzel kokulu her nebattır. Kaadî Iyâz: «Bence
ondan bu hadîste bütün kokular kas-dedilmiş olacaktır. Filhakika Ebû Dâvud 'un
bir rivayetinde bir kimseye güzel koku takdim edilirse denilmiş. Buhârî'nin
Sahîh'inde dahî Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Seliem) güzel kokuyu
reddetmezdi, bu-yurulrnuştur.» diyor.
1- Misk,
kokuların en güzelidir. Temiz olup, alınıp satılması, beden ve elbisede
kullanılması caizdir. Bu hususta bütün ulemâ müttefiktir. Gerçi diriden
kesilen şey leş sayılır şeklinde bir kaide vardır. Misk de gazel denilen
hayvandan elde edilirse do, bu o hayvanın yavrusu mânâsında-dır. Diri hayvandan
ayrılan yavru, yumurta, süt gibi şeyler temizdir.
2- Kendisine
reyhan takdim edilen kimsenin özürsüz onu reddetmesi mekruhtur.
3- Koku
sürünmek kadınlara olduğu gibi erkeklere de müstehaktır. Yalnız erkeklerin
süründüğü kokunun rengi olmamalıdır. Erkekleri cum'a ve bayram günlerinde ve
keza ilim ve zikir meclislerinde güzel koku sürünmeleri te'kîden müstehabdır.
Kadının mescide veya herhangi bir yere giderken koku sürünmesi mekruhtur.