2- Mahir Hasmın Şiddetli Husümeti Hakkında Bir Bab
5- Âhir Zamanda İlmin Kaldırılıp
Alınması; Cehalet ve Fitnelerin Zuhuru Babı
6- İyi veya Kötü Çığır Açan, Hidayet veya Dalalete Da'vet Eden Kimse Babı
1- (2665)
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b.
İbrahim Et-Tüsterî, Abdullah b. EM Müleyke'den, o da Kasım b. Muhammed'den, o
da Âişe'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) ;
«Sana Kitabı indiren
O'dur. O Kitabın bazı ayetleri muhkemattır ki, bunlar Kitabın esasıdır. Diğer
bir takımları da müteşâbihdirler. Kaiblerinde bozukluk olanlar, fitne çıkarmak ve
te'vîlİne gitmek arzusuyla onun müteşabihlerintmei. ilimde râsih olanlar : Biz
onadir, derler. Ama akıl sahiplerinden başkaları
ibret almazlar.» [1]
okudu. Âişe demiş ki: Resüllülah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Kur'ân'ın
müteşabihlerine tâbi olanları gördüğünüz
vakit, onlardan sakının. Onlar Allah'ın ad verdiği kimselerdir.» buyurdu.
Bu hadîsi Buhârî «Âli
Sûresinin tefsiri»nde; Ebû Dâvud «Sünnet» bahsinde; Tirmizî «KitâWt-Tefsir»'de
tahric etmişlerdir. Âyet-i kerîmenin ne sebeple indiği ihtilaflıdır. Bâzıları
îsa (Aleyhisselâm) hakkında Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile mücâdele
edenler için nazil olduğunu; bir takımları da bu ümmet için indiğini
söylemişlerdir. îkinci kâvü daha makbul görülmüştür.
Muhkemle mütesâbihin
tarifi hususunda müfessirlerle Usûl-ü fıkıh ulemâsı arasında ihtilâf
vardır. İmam Gazali
«El-Müstesfa» adlı eserinde şunları söyler : «Tesiri hakkında sâri
tarafından bir izah vârid olmadığı zaman muhkemi lügat ulemâsının bildiği yolla
ve lâfzın vaz'ı yönünden tenasübüne bakarak tefsir etmek gerekir. Mütesâbih,
sûrelerin başlarındaki mukatta'-
harflerdir. Muhkem ise bundan geri kalanlardır, demek buna münasb düşmediği
gibi, muhkem : îlimde rusûhu olanların bildiğidir. Mütesâbih İse yalnız Allah Teâlâ'nın
bildiği sözdür ve keza muhkem : Va'd, tehdîd. helâl ve haramdır. Müte^abih ise,
kıssalarla emsâl-. dir sözü de buna münâsib değildir. Bu sonuncusu kavillerin
ihtimalden en uzağıdır. Sahih olan sudur ki. muhkem iki mânâva gelir. Birinci
mânâsı acık. kendisine işkâl ve ihtimal ân/ olmavan söndür. Mütesâbih ise. kendisine
ihtimal arız olan demektir. İkincisi
muhkem ; Tertibi mun+azam olup. va zahiren vahut te'vil
suretiyle mânâ ifâde edendir. Mütesâbih ise kur', nikâh akdi elînrie olan ve
lems gibi müşterek isimlerdir. Kur' hayız!a temizlik arasında müşterektir.
Nikâh akdi elinde olan tâbiri veli ile zevç; arasında, lems de cinsi münâsebet
ve elle dokunmak arasmda müşterektir.» Usûl-ü fıkıh ilmine gcire muhkem nesh
ihtimâlinden hâli olduğu için kuvvetçe müfe^erden ziyâde olan közdür. Mütesâbih
ise ümmet irin muradın ne olHueunu bilme ümidi kalmayan sözdür. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem). Allah'ın
bildirmesi ile mânâsına muttali olabilir.
Ulemâ râsih vâni derin
âlimlerin mütesâbihi bilin bilemiyeceğinde de ihtilâf etmislerdİV. Bâzıları
derin âlimlerin mütesâbihleri bildiğine kail olmuşlardır. Onlarca âvetteki ilim
kelimesi üzerinde vakfedilir. Ve mânâ şöyle olur:'Halbuki onun teVîlini ancak
Allah ve bir de ilimde rusûhu olanlar bilir. Diğer bir takım ulemâya göre
müteşâbihlerin mânâsını Allah'dan başka kimse bilmez. Derin âlimler bunların
karşısında sâdece iman ettik, hepsi Rabbimiz nezdindendir, deyip geçerler.
Onlara göre âyette vakıf «İllallah» kelimesindedir. Nevevi birinci kavlin esah
olduğunu söylemiş : «Derin âlimler müteşâbihîerin mânâlarını bilir. Çünkü
mahlûkâtmdan hiç birinin anlamasına imkân olmayan bir söze Allah'ın kullarını
muhatab tutması ihtimalden uzaktır. Bizim ulemâmızla diğer bir takım
muhakkiklar Allah Teâlâ'nın faydasız söz söylemesi imkânsız olduğuna ittifak
etmişlerdir.» demişsede Nevevî'nin bu sözü söz götürür. Çünkü müteşâbihlerin
mânâsını bu ümmet anlayamaz diyenler onların hâşâ nahak yere indirildiğine,
faydasız olduklarına kail değildirler. Müteşabih âyetlerin ulemâyı imtihan etmek,
namazda okunmak, ibâdet ve sevap niyetiyle okumak gibi, birçok faydaları
vardır. Bunları kulların anlaması şart değildir. Çünkü hiç biri ahkam âyeti
değildir. Ulemânın ekserisine göre müteşâbihlerin mânâları anlaşılmaz. Ashab-ı
kirâm'dan Sul-tanu'l-Müfessirin Hz. İbnü Abbâs ile Abdullah b. Ömer, Übey b.
Ka'b, Hz. Âişe, İbni Mes'ud, Urve b. Zübeyr, Ebu'ş-Şa'sâ', Ebû Nehîk ve diğer
birçok-larıyla Halife Ömer b. Abdi'l-Aziz'in mezhebleri budur. Bu kavli İbni
Cerîr taberi İmam Mâlik 'den de rivayet etmiştir. Hanefî1er'in mezhebi dahi
budur.
Zeyğ: Şüphe ve
sapıklık demektir. Kalblerinde şüphe ve sapaklık olanlardan murad; bid'at
fırkalarıdır. İslâm'da ilk bid'at fırkasının Haricîler olduğu söylenir. Bunlar
Hz. A1i zamanında meydana çıkmış, sonra birçok dallara ayrılmışlardır.
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Ümmetim yetmişüç
fırkaya ayrılacaktır. Bunların bir tanesi müstesna olmak üzere hepsi cehennemi
boylayacaktır.» buyurmuş.
— Bu bir fırka kimdir
yâ Resulaîlah? diye sorulunca :
«Benim ve ashabımın
yolunda bulunanlar!» cevâbım vermiştir. Ha-dîs-i Hâkim «Müstedrek»'inde tahric
etmiştir. Bu dalâlet fırkaları hakikaten fasit fikirlerini terviç için
mütesâbih âyetlere tâbi olmuşlardır. Çünkü bu âyetleri tahrif imkânını
bulmuşlardır. Hadîs-i şerif fitne çıkarmak için müşkil ve mütesâbih âyetlere
tâbi olan sapık bid'atçılarla düşüp kalkmayı men etmektedir.
(Dedi ki) El-Cevnî dullah b.
2- (2666) Bize Ebû Kâmil t'udayl b. Ilüseyn El-Cahderî
rivayet etti. Bize Hammad b. Zeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize E hû İmrân
ivâyet etti. (Dedi ki) : Bana Abdullah b. Revah El-Ensârî, Ab-Amr'm şiiylı-
dediğini yazdı: Bir gün
erken erken ResulüIlah (Sallallahü
Aleyhi ve S*'Hem) 'e fittim. Derken bîr âyet-i kerîme hususunda ihtilâf eden
iki ad;ımm seslerim işitti de, Kesûiiillah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yanımıza
çıktı. Yü/ümle üadab belli
oluyordu. Ve :
«Sizden öncekiler
ancak ve ancak Kitab hakkında ihtilâfları sebebiyle helak oldular.» buyurdu.
3- (2667)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) . Bize Eî.û Kudâme Haris b. Ubeyd
Kbıi İnırân'dau, o da Cündeb b. Abdillah EI-Becelî'den naklen haber verdi.
Şöyle demiş: Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem):
«Kur'ân'ı kalbleriniz
onun üzerinde birleştiği müddetçe okuyun! Onun hakkindi ihtilâfa düştünüz mü,
hemen kalkın.» buyurdular.
4- (...)
Bana îshâk b. Mausûr rivayet etli. (Dedi ki) : Bize Ahdü's-Samed haber verdi,
(Dedi ki) : Bize Hemmâm rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû İnırân El-Cevni,
Cüıuleb'den, yâni İhııi Abdillah'dan rivayet etti ki: Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Scllem):
«Kur'ân'ı kalbleriniz
onun üzerinde birleştiği müddetçe okuyun. İhtilâfa düştünüz mü, hemen
kalkın!» buyurdular.
(...) Bana
Ahmed b. Said b. Sahr Ed-Dârimî rivayet etti. (Dedi ki) Bize Habban rivayet
etli. (Dedi ki) : Bize Ebân rivayet
etti. (Dedi ki)
Bize Ebû
İmrân rivayet etti.
(Dedi ki) : Biz Kûfe'de
çocukken Cündeb bize şunu
söyledi: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Kur'ân'ı okuyun...»
buyurdular.
Itâvi yukardakilerin hadîsi
gibi rivayet etmiştir.
Cündeb rivayetini
Buhârî «Kitâ-u Fedâilü'l-Kur'ân»'da tahric etmiştir.
Bu rivayetlerde
öncekilerin helakinden murad; dinde küfredip bid'at çıkarmalarıdır. Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Kur'ân okurken ihtilâfa düşerek aynı akıbete
duçar olmamaları için ashabını ve ümmetini sakmdırmıştır.
Kur'ân hakkındaki
ihtilâfdan murad; ihtilâf caiz olmayacak hu-susatta lüzumsuz yere ihtilâf etmek
yahut şüpheye ve fitneye, kavgaya sebep olacak şekilde ihtilâf etmektir.
Âyetlerden mânâ istinbat hususundaki ihtilâl ve münazaralar bu hükümde dahil
değildir. Bunlar hakikati meydana çıkarmak ve ümmete fayda sağlamak niyetiyle,
yapıldığı için yasak değil, bilâkis sâri' tarafından emrolunmuştur. Ki fazileti
meydandadır. Bu hususta sahabe devrinden bugüne kadar bütün müslümanlar
müttefiktir.
5- (2668)
Bize Ebû Bckr b. Ebî Şeyhe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki', İbnü
Cüreyc'den, o da İbnü Ebî Müleyke'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Şöyle
demiş: Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) :
«Şüphesiz ki,
erkeklerin Allah'a en sevimsiz olanı, şiddetle düşmanlık yapan kâmil
hasımdır.» buyurdular.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu'l~Mezâlim»'de, Tirmizî ile Nesâî
«Tefsir» bahsinde tahric etmişlerdir.
Eled :
Husûmeti şiddetli manasınadır. Hasım da husûmette kâmil demektir. Çirkin olan
husûmet, haksız yere bir bâtılı isbat veya hakkı yok etmek hususundaki davadır. defa yaptıklarının cezası olarak hapislerde
çürüdükleri gibi, âhirellerinin do harab olacağına bu Hadis-i şerif delâlet
etmektedir.
8- (2671)
Bize Şeyban b. Fcrrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdü'l-Vâris rivayet etti,
(Dedi ki) : Bize Ebu't-Teyyah rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Enes b. Mâlik
rivayet etti. (Dedi ki) : Resûlüllah (SaUallahii Aleyhi ve Sellem);
«Kıyamet
alâmetlerinden bâzdan İlmin kaldmlması, cehlin subûfr bulması, şarabın
içilmesi ve zinanın açığa çıkması d
ıs1.» '»uyurdular.
9- (...)
Bize Muhammud b. Müscımâ ile İhnü Beşjşâr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki)
: Katâde'yi, Enes b. MâHk'den naklen rivayet ederken dinledim. Enes şöyle
demiş : Size Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selleın) den dinlediğim bir
hadîsi rivayet edeyim mi? Onu kendisinden işitmiş olarak benden sonra size hiç
bir kimse rivayet etmez :
«Şüphesiz ki, ktyâmei
alâmetlerinden bâzıları ilmin kaldırılması, cehlin zuhur etmesi, zinanın alıp
yürümesi, şarabın içilmesi ve erkekler giderek kadınların kalmasıdır. Hattâ
elli kadına bakacak bir kayyım olacaktır.» buyurdular.
(...)
Bize Ehû Bekr b. Ebî
Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize hammed b. Bişr rivayet etti. H.
Bize Ebû Kür ey b de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde ile Üsâme rivayet ettiler. Bu râvilerin
hepsi Saîd b. Ebî Arûbe'den, o da Katâde'den, o da Enes b. Mâlik'den, o da
Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etmişlerdir. İbnü
Bişr ile Abde'nin hadîslerinde : «Onu size benden sonra kimse rivayet etmez.
Ben Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Scllrmi'ı şöyle buyururken işittim...»
ibaresi vardır. Ve râvi hadîsi yukarki gibi anlatmıştır.
10- (2672)
Bize Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki' ile
babam rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize A'meş rivayet etti. H.
Bana Ebû Saîd El-Eşec
de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Veki' rivayet etti. (Dedi ki)
: Bize A'meş, Ebû Vâil'den rivayet etti. (Demiş ki) : Abdullah ve Ebû Musa ile
birlikte oturuyordum. Şunu söylediler : Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve
Sellem):
«Şüphesiz kıyametin
önünde Öyle günler vardır kİ, o günlerde ilim kaldırılacak, cehil inecek, o
günlerde here çoğalacaktır. Here katildir.» buyurdular.
(...) Bize
Ebû Bekr b. Nadr 1>. Ebî'n-Nadr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu'n-Nadr
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah El-Eşcaî, Süf-yân'dan, o da
A'meş'den, o da Ebû Vfıü'den, o da Abdullah ile Ebû Musa'I-Eş'arî'den naklen
rivayet etti. Şöyle demişler: liesûlüllah (Stıllallahü Aleyhi ve Sellem)
buyurdu ki... H.
Bana Kasım b.
Zekeriyya da rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize HUseyn EI-Cu'O, Zâide'den, o da
Süleyman'dan, o da Şakîk'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş : Abdullah ve Ebû
Musa ile birlikte oturuyordum. Onlar konuşuyorlardı. Ve: RcsûlüHah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, dediler.
Râvi, Veki1 ile İbnü
Nümeyr'm hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.
(...) Bize
Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb, ibnü Nümeyr ve İshâk El-Hanzalî toptan
Ebû Muâviye'den, o da A'meş'den, o da Şakîk'-dan, o da Ebû Musa'dan, o da
Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)'''den naklen bu hadîsin mislini rivayet
ettiler.
(...) Bize
İshâk b. İbrahim rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Cerir A'meş'den, o da Ebû
VâH'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : Ben Abdullah ve Ebû Musa ile
birlikte oturuyordum. Onlar konuşuyorlardı. Ebû Musa şöyle dedi: Resûlüllah
(Sallailahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki...
Râvi yukarkİ hadîsin
mislini anlatmıştır.
11- (157)
Bana Harmele b, Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnü Vehb haber verdi.
(Dedi ki) : Bana Yûnus, İbnü Şihab'dan naklen haber verdi. (Demiş ki)': Bana
Humeyd b. Abdİrrahman b. Avf rivayet etti ki: Ebû Hikeyre şunu söylemiş:
Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Selleri):
«Zaman yaklaşacak,
ilim alınacak, fitneler zuhur edecek, cimrilik yerleşecek ve here
çoğalacaktır.» buyurdu. Ashâb :
— iler nedir? diye
sordular. «Katildir...» buyurdu.
(...) Bize
Abdullah b. Abdirraîıman Ed-Dârimî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu'l-Yeman
haber verdi. (Dedi ki) : Bize Şuayb, Zührî'dcn naklen haber verdi. (Demiş ki) :
Bana Humeyd b. Abdİrrahman, ZührP-den rivayet etti ki: Ebû Hüreyre şöyle demiş
: Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Selle m);
«Zaman yaklaşacak ve
il'ım alınacaktır...» buyurdular. Sonra râvi hadîsin mislini ııakletmiştir.
12- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdü'1-A'lâ
Ma'mer'den, o da Zührî'den, o da Saîd'den, o da Ebû Hürey-re'den, o da
Peygamber (Sallailahü A leyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti. Şöyle
buyurmuşlar:
«Zaman yaklaşacak ve
ilim noUsanlaşacakîir...» Sonra râvi yukarki İki râvinin hadîsleri gibi
nakletmiştir.
(...) Bize
Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe ve îbni Hucur rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
İsmail (yâni İbni Cafer) Alâ'dan, o da babasuıdan, o da Ebû HüreyreMen naklen
rivayet etti. H.
Bize İbnü Nümeyr ile
Ebû Kürcyh ve Anmı'n-Nâkid da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İshâk b.
Süleyman, Hanzelc'dcn, o da Sâlim'den, o da Ebû Hüreyre'dcn naklen rivayet etti.
H.
Bize Muhammed b. Kâfi'
dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdür-rezzak rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Ma'mer, Hcmmara b. Münebbih'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. II.
Bana Ebu't-Tahir dahi
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnü Vehb Amr b. Hâris'den, o da Ebû Yûnus'tan,
o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi. Bu râvilerin hepsi Zührî'nin
Humeyd'den, onun da Ebû Hüreyre'den rivayet ettiği hadîs gibi: «Peygamber
(Scllaliahü A leyhi ve Sellenı) 'den» dediler. Yalnız onlar: «Cimrilik yerleştirilir...»
cümlesini anmadılar.
13- (2673)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr, Hişam b. Urve'den, o
da babasından naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Abdullah b. Amr b. Âs'ı
şöyle derken işittim. Rcsûiüllah (SaUallahü Aleyhi ve Settemyi:
«Şüphesiz Allah ilmi
insanlardan çekip alıvermez. Lâkin ilmi, ulemâyı almakla kaldırır. Nihayet hiç
bir âlim bırakmadığı vakit, İnsanlar bir takım cahilleri baş edinirler. Onlara
sual sorulur, ilİmsiz fetva verirler; bu suretle hem saparlar, hem
saptırırlar.» buyururken İşittim.
(...). Bize
Efcu'r-Ilabi' El-Alekî rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Hammad (yâni İbni Zeyd) rivayet etti. H.
Bize Yahya b. Yahya da
rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Abtad b. Ab-bâd ile Ebû Muâviye haber verdiler.
H.
Bize Ebû Bekr b. Ebî
Şeyhe ile Züheyr b. Harb da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Veki' rivayet
etti. Ii.
Bize Ebû KÜreyb dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnü İdris ile Ebû İlsâmc,
İbnü Nümeyr ve Ahde rivayet ettiler. II.
Bize İbnü Ebî Ömer de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti. II.
Bana Muhammed b. Hatim
de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd de rivayet etti. H.
Bana Ebû Bekr b. Nâfi'
dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ömer b. AU rivayet etti. H.
Bize Abd b- Humeyd
dahî rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Yezid b, Harun rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize Şu'be b. Haccâc haber verdi. Bu râvİ-lerin hepsi Ilişâm h. Urve'den, o da
babasından, o da Abdullah h. Amr'dan, o da Peygamber (SallaHahü.A leyhi ve
Seltem) 'den naklen Cerîr'in hadîsi gibi rivayet ettiler. Ömer b. Ali'nin
hadîsinde şu ziyade de vardır : «Sonra Abdullah b. Amr'a sene. başında
rastlayarak kendisine sordum da, bize hadîsi eskiden rivayet ettiği gibi iade
etti. Ben Resûlüllah (SaUailahü Aleyhi ve Sellemyi buyururken işittim, dedi.»
(...) Bize
Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Humran,
Abdu'l-Hamid b. Ca'fer'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana babam Ca'fer, Ömer
b. Hakem'den, o da Abdullah b. Amr b. Âs'-dan, o da Peygamber (SallaHahü Aleyhi
ve Sellem)1'den naklen haber verdi. Kavi Hişâm b. Urve'nin hadîsi gibi rivayet
etmiştir.
14- (...)
Bize Harmele b. Yahya Et-Tü'cîbî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b.
Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Ebû Şüreyh rivayet etti. Ona da Ebu'l-Esved,
Urve b. Ziibeyr'den naklen rivayet etmiş. Urvc (Demiş ki) : Bana Âişe şunu
söyledi:
— Ey kız kardeşimoğlu!
Duydum ki, Abdullah b. Amr hacca giderken bize uğrayacakmış. Onunla görüş de
kendisine (bir şeyler) sor! Çünkü-o Peygamber (Salîallahü A leyhi ve Seliem)
'den çok ilim nakJetmiştir. Urve demiş ki : Bunun üzerine ben kendisiyle
görüşerek ona birçok şeyler sordum. Onları Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve
Seliem) 'den naklen söylüyordu.
Urve şöyle demiş :
Anlattıkları meyanında şu da vardı. Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem):
«Şüphesiz Allah ilmi
İnsanlardan çekip ahvermez. Lâkin ulemâyı kabze-der, onlarla birlikte İlmi de
kaldırır. Ve insanlar arasında bîr takım câhil başlar bırakır. Bunlar insanlara
ilimsiz fetva verirler; bu suretle hem saparlar, hem saptırırlar.» buyurdular.
Urve şöyle demiş : Ben
bu hadîsi Âişe'ye rivayet ettiğim vakit onu pek büyük gördü ve yadırgadı.
— Sana kendisinin Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) founu söylerken işittiğini anlattı mı?
dedi,
Urve demiş ki : Ertesi
sene olunca Âişe bana :
— İbnü Amr gelmiş onunla görüş, sonra ona söz
aç, tâ ki ilim hakkında sana anlattığı hadîsi kendisine sor! dedi. Ben de
kendisiyle görüşerek ona bir şeyler sordum. Ve bu hadîsi bana ilk defada
anlattığı gibi anlattı.
Urve şöyle demiş :
Âişe'ye bunu haber verdiğim vakit:
— Onun doğru söylemekten başka bir şey
yapmadığını zannederim. Sanırım ki, bu hadîse hiç bir şey ziyâde ve noksan
etmemiştir.» dedi.
Bu hadîslerden Hz. Enes
rivayetini Buharı ile Nesâî «Kitâbu'l-İlim»'de; Ebû Musa ile Ebû Hüreyre
rivayetlerini Buhârî «Kitâbu'l-Fiten»'de tahric etmişlerdir.
Bu hadîslerde
Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) kıyametin küçük alâmetlerinden
bazılarını beyan etmiştir. Ki onlar ilmin kaldırılması, cehlin yerleşmesi;
şarabın içilmesi, zinanın meydana vurması; erkeklerin azalması, hercümercin
çoğalması; cimriliğin kalblere yer etmesi, câhillerin baş olmasıdır.
îlmin kaldırılmasından
murad; kalblerden silinmesi değil, ulemânın azalmasıdır. Nitekim bu cihet
rivayetlerin bazısında tasrih edilmiştir.
İlmin yerini cehil
alacak ve bir takım câhiller dinî hususatta başa geçerek kendi reyleriyle fetva
vereceklerdir. Kaadî Iyâz: «Bu hâl zamanımızda Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve
Sellem) 'in haber verdiği gibi zuhur etmiştir.» diyor. Şeyh Kutbud-Din: «Ben
derim ki, Kaadî 'nin zamanında bunca ulemâ bulunmasına rağmen, bu sözü
söylemişse, bizim zamanımıza ne buyrulur.» demiş; Allâme Aynî de şunları
söylemiştir: Şeyh Kutbu'd-Din zamanında bunca futana, dört mezbebden ulemâ ve
büyük muhaddisler bulunduğu halde bunu söylemişse; bizim zamanımıza ne denir?
Beldeler ulemâdan hâli kalmış. Cahiler ta'ym suretiyle fetva ve tedris
mevkilerinin başına geçirilmiştir. Artık biz selâmet ve afiyet dileriz.>
Biz de deriz ki: Gelin
bir de bizim zamanımızı görün. Artık bunlar moda oldu. Kendi fikrine göre fetva
verenlere bugün aydın din adamı deniliyor. La havle velâ kuvvete illâ billab...
tcMnin resmen alıp
yürümesi, zinanın açığa vurması vesaire kıyamet klarnetleri hiç bir devirde
bugünkü kadar açık ve pervasız görülmemiş ve işitilrnemistir. Allah
müslümanlara intibahlar nasîb etsin.
Erkeklerin azalması
harblerde öldürülmeleri sebebiyle olacaktır. Nitekim İkinci Dünya Harbi'nden
sonra bilhassa Almanya'da bu hal kendini göstermiş, kadınlar çoğalınca ahlâk kökünden
yıkılıp gitmiştir.
Zamanın yaklaşmasından
murâd ne olduğu ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bâzıları bundan kıyametin
yakınlığı kastedildiğini söylemiş; bir takımları zevk-ü safadan senenin ay,
ayın hafta, haftanın gün gibi kısa geleceğini; daha başkaları günlerin,
gecelerin hakikaten kısalacağını söylemişlerdir. ?
Hz. Âişe'nin Abdullah
b. Amr hakkındaki sözleri onu itham için değil, hadisi karıştırmış olmasından
yahut hikmet kitabların-dan okuyup da, Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve
Selleın) 'den duydum sanarak söylemesinden endişe ettiği içindir. Hz. Abdullah
ikinci sene aynı hadîsi tekrar edince Âişe (Rndiyallahü anha) 'nın kalbi
mutmain olmuş, onu hakikaten Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Selîem) 'den
işittiğine kanaat getirmiştir, Onun hadîsinde ilme teşvik ve âlimin faziletini
itiraf vardır.
15- (1017)
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr %. Abdi'l-Hamid
A'meş'den, o da Musa b. Abdillah b. Yezid ile Ebu'd-Duha'dan,
onlar da Abdurrahman b. Hilâl El-Absî'den, o da Cerîr b. Ab-dillah'dan naklen
rivayet etti. Şöyle demiş : Bedevilerden bir "fakım insanlar Resûlüllah
(Sallailahü Aleyhi ve Selîem)'e geldiler. Üzerlerinde yün
elbiseler vardı. Resûlüllah (Sallailahü
Aleyhi ve Selîem) hallerinin kötülüğünü, muhtaç kaldıklarını gördü de halkı
onlara sadaka vermeye teşvik etti. Fakat halk ona gelmekte geciktiler. Hattâ hu
hâl yüzünden belli oldu. Sonra ensardan bir zat bir kese gümüş getirdi. Sonra
bir başkası geldi. Sonra ashab birbirinin peşinden geldiler. Nihayet yüzünden
sevindiği anlaşıldı. Ve Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Selîem) :
«Bir kimse İslâm'da
güzel bir çığır açar da, kendisinden sonra onunla amel edilirse, o kimseye bu
çığırla amel edenlerin ecri kadar sevab yazılır. Amel edenlerin ecirlerinde de
bir şey eksilmez. Ve her kim islâm'da kötü bir çrğir açar da kendinden sonra
onunla amel olunursa, o kimsenin aleyhine bu çığırla amel edenlerin günahı
kadar günah yazılır. Amel edenlerin günahlarından da bîr şey eksilmez.» buyurdular.
(...) Bize
Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Ebû Küreyb toptan Ebî Muâviye'den,
o da A'meş'den, o da Müslim'den, o da Abdurrahman b. Hilâl'den, o da Cerîr'den
naklen rivayet ettiler. Şöyle demiş : Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Selîem)
hutbe okuyarak sadakaya teşvik etti...
Râvi Cerîrin hadîsi
mânâsında rivayette bulunmuştur.
(...) Bize
Muhammed b. Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki) : JBize Yahya (îbni Saîd) rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ebî İsmail rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Abdurrahman b. Hilâl El-Absî rivayet etti. (Dedi ki) : Cerîr b. Abdillah şunu söyledi. Resûlüllah
(Sailallahü Aleyhi ve
Selîem):
«Bir kul elverişli bîr
çtğ-.r açar da, kendinden sonra onunla amel olunursa...» buyurdular. Sonra râvi hadîsin tamamını
zikretmiştir,
Bana Ubeydullah o,
Ömer EI-Kavârîrî ile Ebû Kâmil ve Mu-hammed b. Abdi'l-Melik El-Ümevî rivayet
ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebu Avâne, Afcdü'l-Melik b, Umeyr'den, o da Münzir
b. Cerîr'den, o da babasından, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUetn)
'den naklen rivayet etti. H,
Bize Muhammcd b.
Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu-hammed b. Ca'fer rivayet etti. H.
Bize Ebû Bekr b. Ebî
Şeybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. H.
Bize Ubeydullah b.
Muâz da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. Bu râviler (Dediler
ki) : Bize Şu'be Avn b. EM Cuhayfe'den, o da Münzir b. Cerîr'den, o da
babasından, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemy'den naklen hu hadîsi
rivayet etti.
16- (2674)
Bize Yahya b. Eyyûb ile Kııteyl.e b. Saîd ve İbnü Hucr rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize İsmail yâni İbni Ca'fer Alâ'dan, o da babasından, o da Ebû
Hürcyre'den naklen rivayet etti ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Bir kimse doğru bîr
yola daver ederse, ona tâbi olanların ecirleri kadar kendisi için ecir olur.
Bu, tâbi olanların ecrinden bir şey eksiltmez. Ve Eıer kim bir dalâleîe davel
ederse, ona tâbi olanların günahları kadar kendine günah olur. Bu, tâbi olanların
günahlarından hiç bir şey eksiltmez.» buyurdular.
Bu -iki hadis hayırlı
işler yapmaya teşvik, kötü çığır açmanın haram olduğunu ifade hususunda açık
delillerdir. Hayırlı bir çığır açıp, sair insanların o çığırdan gitmelerine
sebep olan kimse, kıyamet gününe kadar o yoldan gidenlerin sevabına nail
olacağı gibi, kötü çığır açan da kıyamet gününe kadar o yoldan gidenlerin
kazandığı günahlar kadar günah kazanmakta devam edecektir,
Hayırlı veya hayırsız
çığrı açmakta, öncelik etmekle başka birinden sonra açmak arasında bir fark
olmadığı gibi, hayırlı işin ilim öğretmekle, ibâdet veya başka bir hayır olması
arasında da fark yoktur.