1- Ramazan Ay'ının Fazileti Babı
3- Ramazandan Önce Bir Veya Îki Gün Oruç Tutmayın Babı
4- Ay'ın Yirmidokuz Gün Olması Babı
Bu Hadislerden Çıkarılan Hükümler:
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :
Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :
10- Orucun Nihayete Ermesi ve Gündüzün Çıkması Vaktinin Beyanı Babı
Bu Hadisden ÇıklarılanHükümler :
11- Visal Orucundan Nehiy Babı
12- Oruçlu Îken Öpmenin, Şehvetini Harekete Getirmeyen Kimselere Haram
Olmadığını Beyan Babı:
13- Cünüb Olduğu Halde Üzerine Fecir Doğan Kimsenin Orucunun Sahih Olması
Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:
Hadisten Çıkarılan Hükümler Bir Kaç Nevidir:
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
16- Bir Îş Görmek Şartıyla Seferde Oruç — Tutmayanın Ecri Babı —
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :
17- Seferde Oruç Tutmakla Tutmamak Arasında Muhayyerlik Babı
18- Arafe Günü Hacının Oruç Tutmamasının Müstehab Oluşu Babı:
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler
20- Aşüra Orucunun Hangi Gün Tutulacağı Babı
21- Aşüra Günü Oruç Tutmayan Kimsenin, O Günün Kalan Kısmını Yemeden
Geçirmesi Gerektiği Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler
22- Ramazan ve Kurban Bayamı Günlerinde Oruç Tutmakten Nehiy Babı
23- Teşrik Günlerinde Orucun Haram Kılınması Babı:
24- Münferiden Cuma Günü Oruç Tutmanın Keraheti Babı:
26- Ramazan Orucunu Şaban Ayında Kaza Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler
27- Ölen Bir Kimse Namına Orucun Kazası Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :
28- Yemeğe Davet Edilen Oruçlunuın Ben Oruçluyum, Demesi Gerektiği Babı
29- Oruçlunun Dilini Tutması Babı:
33- Unutan Kimsenin Yeyip İçmesi
Île Cima'nın Orucu Bozmaması Babı
Bu Riyayetlerden Çıkarılan Hükümler:
36- Her Aydan Üç Gün ve Arafe, Aşüre, Pazartesi, Perşembe Günkeri Oruç
Tutmanın Müstehab Oluşu Babı
37- Şaban Ayı Sonlarında Oruç Babı
38- Muharrem Orucunun Fazileti Babı
39- Ramazanın Arkasından Şevval'den Altı Gün Oruç Tutmanın Müstehab Oluşu
Babı
Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler
Savm:
Lûgatta imsak yâni kendini tutmak mânâsına gelir.
Yiyip, içmek, konuşmak
ve yürümek gibi şeylerden kendini tutan kimseye lûgaten -Sâim» derler.
Bundan mâada rüzgârın
sükûnet bulması, güvercin pisliği ve bir nev'î ağaç gibi bir çok mânâlara da
gelir.
Şeriatta:
Tanyeri ağırmacan başlı yarak, güneş batıncaya kadar yiyip içmek, cima etmek
ve ciir"'c mülhak olan şeylerden kendini tutmaktır.
Savm'ı:
«Niyet şartıyla zamân-ı mahsûsta imsâk-i mahsûstur» liye tarif edenler olduğu
gibi «fecri sânînin doğmasından güneş kavuşuncaya kadar orucu bozan şeylerden
kendini tutmaktır.» şeklinde tarif edenler de olmuştur.
Oruc'un rüknü:
imsâkdır.
Sebebi :
Muhteliftir. Ramazan orucunun sebebi: Ramazan ayına erişmektir. Ve her gün, o
günde edâ edilecek orucun sebebidir.
Keffâret oruçlarının sebebi: Yeminden dönme ve kati gibi şeylerdir.
Nezir oruçlarının sebebi de : Yapılan adaklardır.
Orucun vücûdunun şartı: Müslüman, âkil ve baliğ
olmaktır.
Vücûb-u edasının şartı : Hasta olmamak, mukîm yâni evinde yerinde
'Dulunmaktır.
Sıhhatinin şartı: Niyet etmek, hayız ve nifâsdan temiz bulunmaktır. Hükmü : Borcun
ödenmesi ve sevap kazanmaktır.
Orucun hikmetleri: Çoktur. Ezcümle: oruç insana, fakirlere karşı merhamet hissi aşılar.
Çünkü açlık ve susuzluk iztırâbını bir kaç zaman tatmış olan bir kimse bütün
sene ıztırâp içinde çırpınan yoksul biçârelerin hâlini mutlaka hatırlar ve
onlara acıyarak yardımlarına koşar.
Orucun en büyük
hikmeti nefsi terbiye etmesidir. Bu cihet usûl-i fıkıh ilminde gerektiği
şekilde îzâh edilmiştir.
Orucun bunlardan maada
nice hikmetleri vardır. Fakat kula gereken: onu hikmet ve faydaları için değil
sırf Allah'ın emrine imtisal ve ibâdet maksadıyla tutmaktır. Zîrâ bir işten
maksat ne ise, hüküm ona göre verilir. Binâenaleyh orucu meselâ midenin
istirahat in i te'mîn yahut vücûda faydası olduğu için tutanlar onun sevabına
nail olamazlar.
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz:
«Nice oruç tutanlar
vardır ki kazançları yalnız açlık ite susuzluktan ibarettir.» hadîsiyle bu
cihete işaret buyurmuştur.
Oruç muhkem bir
farizadır. Farziyeti: Kitap, sünnet ve icmâM ümmet ile sabittir. Binâenaleyh
onu inkâr yahut alay eden kimse dînden çıkar. Özrü yokken tutmayan ise fâsik
olur.
Kitaptan delili:
«Sizden her kim bu
ay'a yetişirse, onun orucunu tutsun [1] ...» ve
«Üzerinize oruç farz
kılındı [2]» âyet-i
kerimeleridir. Bu bâbda ' cumâ-ı
ümmet de vardır.
Sünnetten delili : Bu
bahiste görülecek hadislerle meşhur tmân ve ısiâm hadîsidir.
Oruç Hicretin ikinci
yılı Şaban ay'ında farz kılınmıştır, ,Resû-lüllah (Sailallahü A leyhi ve
Sttltem) dokuz Ramazan
oruç tutmuştur.
Ramazan orucundan önce
başka bir oruç farz olup olmadığı husûsıında selef ihtilâf etmişlerdir. Cumhura
göre Ramazan orucundan evvel hiç bir oruç farz kılınmamıştır. Bir kavle göre
evvelâ Aşûrâ orucu farz olmuş, sonra bu oruç Ramazan'la neşredilmiştir. Hanefii1er'in kavli de budur.
1- (1079) Bize
Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe ve İbni Hucr rivayet ettiler. Dediler ki: Bize
İsmâîl yâni İbni Ca'fer, Ebû Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre
(Radiyallahûanh) 'dan naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Saltatlahü A ieyhi ve Sellem) :
— «Ramazan geldimi
cennet kapıları, açılır; cehennem kapıları kapanır, ve şeytanlar bukağılanır.»
buyurmuşlar.
2- (...)
Bana HarmeletÜ'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi.
(Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan, o da İbni Ebî Enes'den naklen haber
verdi; İbni Ebi Enes'e de babası rivayet etmiş ki kendisi Ebû Hüreyre
(RadiyallahÛ anti) 'ı şöyle derken işitmiş: Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem):
— «Ramazan geldimi
rahmet kapılan açılır, cehennem kapılan kapanır ve şeytanlar zincirle
bağlanırlar.» buyurdular.
(...) Bana,
Huhammed b. Hatim ile Hûlvânî rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ya'kûb rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize batanı, Sâlih'den, o da îhni ŞihâVdan naklen rivayet etti.
(Demiş ki) : Bana Nâii [3] b.
El»i Kut*, n vâyet etti, ona ta tabası rivayet etmiş. Babası, Efaû Hüreyre (Rudiyalluiıû anh) 'ı şöyle derken işitmiş:
Resulü İlah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem):
«Ramazan
girdimi...» buyurdular.
Râvî hadîsi yukarki
hadîs gibi nakletmiştir.
Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu's-Savm* ve «Kitâbu Bed'i'l-Halk»Uı
tahric etmiştir.
Zemahşeri (467-538)'n in beyânına göre Kamadan: Yandı
mânâsına gelen (Rameda) fiilinin mastarıdır.
Şehr kelimesi bu
mastara izafe edilerek (Şehr-u Ramada'n) şeklinde alem olmuşdur.
Oruç ayına «Ramazan» denilmesi: Müslümanlar o ayda açlık veya susuzluğun
hararetinden yandıkları içindir.
Bâzıları: «Araplar
eski lûgattan ayların isimlerini naklederken onla ra zamana göre isim
vermişlerdir. Oruç ayına «Ramazan» demeleri şiddetli sıcaklara tesaadüf
ettiğindendir.» derler.
Bu bâbda daha başka
kaviller de vardır.
Cennet kapılarının
açılması, cehennem kapılarının kapanması vp şey tanların bukağılanması
hususunda Kaadı îyâz şunları söylemiştir: «Bu hadîsden zahirî mânâsı ve
hakikati kastedilmiş olması muhtemeldir. Şu hâlde cennet kapılarının açılması,
cehennem kapılarının kapanması ve şeytanların bukağılanması Ramazan ayının
girdiğine bir alâmet ve hürmetini ta'zîm olur. Şeytanların bukağılanması:
Mü'min-lere eza edememeleri içindir. Maamâfih bu sözlerden murâd: Mecazî mânâları
da olabilir: Bu takdirde hadîs-i şerif Ramazan'da sevap ve afvın çokluğuna,
şeytanların ezâ ve iğvâların azaldığına işaret olur. Y/mi şeytanlar bağlanmış
gibi olurlar da, bâzı şeylere ve bâzı insanlara tasallut eder; bâzılarına
edemezler.
Hadîsin ikinci
rivayetinde: (Rahmet kapıları açılır) başka bir rivayette:
(Şeytanların azgın
takımı bukağ;lcın:r.) buyurulmuş olması da bu ihtimâli te'yîd eder. Cennet
kapılarının açılmasından murâd: Bu ay'da umumiyetle sâir-aylarda görülmeyen
oruç, teravih ve şâir hayırât gibi tâat-lara Allah'ın fütuhat vermesi de
kastedilmiş olabilir. Çünkü bunlar cennete girmeye sebep ve âdeta cennete
açılan kapular mesabesindedir. Cehennem kapılarının kapanması ve şeytanların
bukağılanması da günahlardan sakınmaktan ibaret olur.»
Nevevî diyor ki: «Bu
hadîs muhakkakkikîn-i ulemâ ile Buhârî'nin kaail oldukları sahîh ve muhtar olan
mezhebe delilidir. Bu mezhebe göre ay zikre tmeksizin sâdece (Ramazan) demek
kerâ-hetsiz olarak caizdir.
Bu mes'ele hakkında üç
mezheb vardır :
1- Ulemâdan
bir tâife'ye göre hiç bir suretle münferiden (Ramazan) denilemez. Mutlaka
(Ramazan) ay'ı demek îcâb eder, Mâ1îkiyye ulemâsının kavilleri budur. Onlar
Ramazan'in Es-mâullah'dan olduğunu binâenaleyh Allah'dan başkasına ancak bir
kayıtla ıtlak edileceğini söylerler.
2-
Ulemâmızın ekserisi ile İbni Bâkıllânî'ye göre Ramazan'dan oruç ayı
kastedildiğine bir karine bulunursa, bu kelimeyi izâfetsiz olarak (Ramazan)
şeklinde kullanmakta bir kerahet yoktur. Karine bulunmazsa mecruhtur. Onlara göre (Ramazan tuttuk.) (Ramazanda teravih kıldık),
(Ramazan bütün ayların efdalıdır.) (Ramazan'in
sonunda Kadir gecesini aramak mendûbdur.) gibi sözlerde kerahet yoktur. Fakat
(Ramazan geldi.), (Ramazan girdi.) gibi sözler mekruhtur.
3- Muhakkîkîn-i
ulemâ ile Buhârî'nin mezheplerine göre: Karine olsun olmasın (Ramazan)
kelimesini münferiden kullanmakta kerahet yoktur. Doğru olan mezhep de budur.
Birinci ve ikinci
mezhepler fâsitdirler. Çünkü kerahet ancak şeriatın yasak etmesiyle sabit olur.
Bu bâbda hiç bir nehiy sübût bulmamıştır.
Ramazan'm Allah'a
mahsûs bir isim olması iddiası da doğru değildir. Bu hususta hiç bir sahîh
delîl yoktur.
Bâzı haberler vârid
olmuşsa da, onlar da zayıftır. Allah'ın isimleri tevkifidir; onlar ancak
delille sabit olur. Ramazan'in isim olduğu sübût bulsa bile bundan münferiden
kullanılmasının keraheti lâzım gelmez. Babımız hadîsi birinci ve ikinci
mezhepleri sarahaten reddetmektedir. Oruç ayına (Ramazan) denilebileceğini
gösteren bir çok sahîh hadîsler vardır.»
Ashâb-ı Kiram 'dan bir
çokları babımız hadîsi mânâsında hadîsler rivayet etmişlerdi".
Aynî bunları bir araya toplamış ve şöyle
sıralamıştır :
1-
Nesâî ile İbni Mâce, Hz. Abdurrahmân b. Avfdan şu hadîsi tahrîc etmişlerdir: Nadr b. Şeybân şöyle
demiş: «Ebû Selemet'bni
Abdirrahmân'a dedim ki:
— (Bana babamdan
dinlediğin, onun da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Setlem) 'den —araya başka
râvî girmemek şartıyla; bizzat— dinlediği bir hadîs şöyle.»
Ebû Seleme :
— «Hay hay
söyliyeyim: Bana, habam
rivayet etti. Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
— Şüphesiz ki Allah Tebâreke ve Teâlâ Ramazan
orucunu farz kılmıştır. Ben do size
onun kıyamını sünnet kıldım.
Binâenaleyh her kim îmân ederek ve sevabını hesaba katarak Ramazanın
orucunu tutar, namazını du kılarsa günahlarından annesinin doğurduğu gün gibi
(mâ sû m olarak) ç'ttar» buyurmuşUr, Nesâî senedin yanlış olduğunu söylemiş: «Doğrusu Ebû
Seleme, Ebû Hüreyre Men rivayet etmiştir.» demiştir.
Kıyamdan murâd: Terâvîh namazıdır.
2- Ebû
Ya'lâ, Hz.İbni Mes'ûd'danşu hadîsi rivayet eder: îbniMes'ûd (Radfyatlahû atıh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i Ramazan
başında şöyle buyururken işitmiş:
— «Kullar Ramazanda ne derece sevaplar olduğunu
bilseler ümmetim bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederdi...»
Hadîs uzuncadır,
yalnız münker hattâ bâtıldır. Zîrâ senedinde C e-rîr b. Eyûb El-Becelî vardır.
Bu adam hadîs uydururmuş. Vekî' Ebû Nuaym, Fadl b. Dükeyh gibi imamlar onu
hadîs uydurmakla itham etmişlerdir. îbni Maîn onun hakkında «Bir şey etmez.»
demiş; Buhârî ile Ebû Zür'a hadîsinin münker olduğunu söylemişlerdir.
Nesâî dahî «O, metrûkü'l-Hadîstir.» demiştir.
3- Haris b.
Ebî Üsâme, Hz. Selm&n-ı Fârı-s î 'den şu hadîsi rivayet etmiştir: Selmân
demiş ki:
— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
Şâbân'ın son günü bize hutbe okudu ve:
— «Ey cemâat! Size büyük bir ay yaklaşmaktadır;
Öyle mübarek bir ay ki: İçinde bin aydan daha hayırlı bir gece vardır. Allah, o ayın orucunu farz, terâvîh'İni
nafile olarak meşru kılmıştır. İmdi her
kim bu ayda hayır nâmına bir İş yaparsa yetmiş tane farz eda etmiş gib*
olur Bu ay: sabır ayıdır. Sabrın sevabı
İse cennettir. Bu ay yaıd-mlcşma ayı Ar.
Bu ayda mü'minin rızkı arttırılır »
buyurdular.
Bu hadîs dahî uzundur.
Senedinde İyâs nâmında bir râvî vardır. Mezkûr râvî meçhuldür. Binâenaleyh
hadîs münkerdir.
4- Nesâî,
Enes (Radiyaltahû anh) 'dan şu hadîsi tahrîc etmiştir: Resûlüllah (Saîlallahü
Aleyhi ve Selîem):
— «İşte Ramazan geldi. Bu ayda cennet kcıp:ları
açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da zincirle barlanrr.» buyurmuşlardır. Ancak Nesâî
onun hatâ olduğunu söylemiştir.
Ayni hadîsi Taberânî
dahî «El-Evsat» nâm eserinde tahrîc et-mişdir. Onun rivayetinde hadîsin sonunda
şu cümle de vardır:
«Ramazana erişip do affolunmayan
bizden ırak olsun. Böylesi Ramazanda affolunmazsa ne zaman affolunur?»
Bu hadîsin râvîleri
arasında Fad1 b. îsâ vardır ki hadîsi münkerdir.
Hz. Enes’in bir hadîsi
daha vardır ki: Onu da Ukaylî zayıf hadîsler tneyâmnda rivayet etmiştir.
5- Taberânî'nin
Hz. Ubâde tü'bn ü's-Sâmit (Radiyallahâ anh) 'dan rivayet ettiği bir hadîsde
şöyle Duyurulmuştur: Ramazan geldiğinde bir gün Resûlüllah (SallallahU Aleyhi ve Settem) :
— Size Ramazan eldi. Bu ay bereket ay'ıdır. Bu
ayda Allah size yardım eder. Rahmetini indirir, günahları affeder, duaları
kabul buyurur. Allah, sizin ibâdet hususundaki yarışınızı görür de sizinle
meleklerine iftihar eder. Binâenaleyh
siz Allah'a hayır İşlediğinizi gösterin. Çünkü şakı bu ayda Allah'ın
rahmetinden mahrum kalan kimsedir»; buyurdular.
Hadîsin isnadında
Muhamed b. Ebî Kays vardır. Bu zâtın hâli keşif ve îzâha muhtaçtır.
6- Taberânî,
îbni Abbâs (Radiyallahû anh) 'dan şu hadîsi rivayet etmiştir: Resûlüllah
(SattaUahÜ Aleyhi ve Selîem):
— «Size meleklerin en faziletlisini haber
vereyim mi? O, Cibril Aley-hisselâm'dır.
Peygamberlerin efdalı Adem Aleyhissolâm, günlerin efdalı Cuma; aylarm
efdalı Ramazan, gecelerin efdalı Leyle-İ Kadir, kadınların efdalı da Meryem
binti Imrân Aleyhesselâmdrr.» buyurdular.
Bu hadîsin
râvîlerinden Nâfi ' b. Hürmüz zayıftır. tbnü'l-Cevzî (508-597).
îbni Abbâs (Raâiyallahû anh) dan bu bâbda uzun bir
hadîs rivayet etmişse de, o hadîs münkerdir.
7- Yine Taberânî,
Hz. Abdullah îbni
ömer'den şu hadisi rivayet etmiştir. Peygamber
(SallallahU Aleyhi ve Selîem):
— «Şüphesiz ki cennet sene başından, gelecek
seneye kadar Rama-za : iç!n «üslenir. Ramazanın
ilk gecesi oldumu arşn altından b;r rüzgâr es
... buyurdular.
Bu hadîsin
râvîlerinden Ve1îd b. Velîd'i Dârakutnî ile başkaları zayıf bulmuş; Ebû Hatim
ise: «doğru söyler.» diyerek onu tevsik etmiştir.
8- Taberânî
«El-Evsat» nâm eserinde Hz. Ömeru'-bnu'l-Hattâb (Radiyailahû anh) 'dan da şu
hadîsi rivayet etmiştir:
«Ramazanda Allah'ı
zikreden Kimsenin günâhı affolunur.
Aİlah'dan dileyen mahrum kalmaz.»
Bu hadisin isnadında
Hilâl b. Abdirrahmân nâmında bir râvî vardır ki: Ukay1ionu zayıf bulmuş,
hadîsini mün-ker saymıştır,
9 - Taberânî
'nin, Hz. Ebû Ümâme 'den rivayet ettiği bir hadîste şöyle buyurulmaktadır:
«Her iftar zamanı
Allah'ın cehennemden azâd ettiği
kimseler vardır.» Hadîsin râvîleri mütemetdirler.
10-
Taberânî «Es-Sağir» adlı eserinde Hz. Ebû Saîd-i Hudrî 'den şu hadîsi rivayet
etmiştir:
«Gerçekten Ramazan
ayının ilk gecesinde gök kapıları aol r. Bunbr Ramazan'in son ecesine kadar kapanmazlar.»
Bu hadîsin râvîleri
arasında Muhammed b. Mervân Es-Sa'dî nâmında zayıf bir zât vardır. Hz. Ebû Saîd
'den Bez-zar dahî şu hadîsi rivayet
etmiştir:
«Şüphesiz ki Allah
Teâlâ'nm Ramazanda her gün her gece azâd ettiği kulları vardır. Ve her
müslümanın her gün her gece kabul buyurulan bir duası olur.»
bu hadîsin isnadında
zayıf bir râvî olan Ebân b. Ebî Ayyaş
vardır.
Tabarânî yine Hz. Ebû
Saîd 'den şu hadîsi rivayet etmiştir:
«Seneden seneye
tutulan Ramazan oruçları, aralarındaki günahlara kef-fârettir.»
11-
Taberânî, Ebû Mes'ûd-u
Gıfârı (Radiyailahû anh) 'dan
îbni Mes'ûd hadîsi gibi bir rivayet nakletmiştir. Bu
hadîs dahî zayıftır.
12-
Nesâî, Hz. Âişe (Radiyailahû anha)'dan'şu hadîsi rivayet
etmiştir:
ResûlüllaH (Sallallahü
Aleyhi ve Seîlem) azimetle emretmek sizin halkı Ramazan.'da Teravih
kılmaya teşvik buyurur ve:
— Ramazanda îmân ve
ihtisâpla teravih kılan kimsenin geçmiş günahları affolunur» derdi.
13- Taberânî
'nin, Ümmü Hanî (Radiyaüahû anh) 'dan rivayet ettiği bir hadisde şöyle
buyurulmaktadır:
«Ümmetim Ramazan ayını
ibâdetle ihya ettikçe asla kepaze olmıyacak-lard r.» Ashâbtan :
— Ramazan ayını boşuna geçirmekde ümmetinin ne
kepazeliği olur Yâ Resûlallah? diyenler bulundu. Peygamber »Sallallahü Aleyhi
ve Sellem):
— Onun hürmetini çiğnemek...» buyurdular.
Ayni hadîsde:
Binâenaleyh Ramazan
ayından korunun. Zîrâ o ayda işlenen hayırlı ameller başka aylarda görülmedik
bir şekilde katlanır. Kötülükler de öyledir.»
ifâdesi de vardır.
Hadîsin isnadına îsâ
b. Süleyman El-Curcâni vardır. Bu zâtı İbni Hibbân mevsuklardan, İbni Maîn ise
zayıflardan saymıştır.
Rivayetlerin
bâzılarında «Gök kapıları açılır.»; diğer bâzılarında «Cennet kapılan açılır.»
bu/urulmuştur. Zahiren bu rivayetler birbirlerine muarız gibi görünürlerse de,
hakîkatta aralarında hiç bir zıddiyet ve ınünâfaat yoktur. Zîrâ gök kapılan
semâdadır, cennet semânın üstünde olduğu için ona bu kapılardan çıkılır.
Rahmet kapılarından
murâd da: Cennet kapılarıdır.
Tıybî diyor ki: «Bu
kapıların açılmasının faydası: meleklere
huç tutan kulların fiillerini göstererek o fiilleri beğendirmek ve bunun
Allah indinde pek büyük bir mertebe olduğunu bildirmektir.
Bir de Peygamter
(SaUallahü Aleyhi ye Sellem) Jin haberlerine istinaden gök kapılarının
açılacağına inanan mükellef bir kulun neşâtı artar. lîu hakikati hulûs-i kalple
kabul eder.»
Şeytanların bukağılanması
hususunda Hu1eymî şunları söylemiştir: «İhtimâl ki şeytanlardan murâd: Semâdan
meleklerin sırlarını çalanlardır. Bunların Ramazan günlerinde değil de sadece
Ramazan gecelerinde bağlanmaları muhtemeldir. Çünkü şeytanların bu güruhu
Kur'ân-ı Kerîm inerken sır çalmaktan menedilmiş-lerdi. Binâenaleyh muhafazada
mubağlağa göstermek için bağlanmaları artırılmış olabilir. Bu sözden
şeytanların müslümanları başka aylarda olduğu gibi adam akıllı ifsat
edememeleri de kastedilmiş olabilir. Çünkü müslümanlar Ramazanda oruçla, Kur'ân
okumak ve zikretmekle meşgul olurlar. Bu gibi şeyler ise şeytanları inkisâr-ı
hayâle uğratır.» Bâzıları şeytanlardan murâd: Onların azgın takımı olduğunu
söylemişlerdir.
Bu takdirde:
«Şeytanlar Ramazanda bağlanıyor da neden yine bir çok kimseler günah
işliyorlar?» şeklinde bir suâle meydan kalmaz. Çünkü bağlanmayan bir çok şeytanlar vardır, âsîleri yoldan
çıkarmaya onlar kâ-fîdir.
Hadîsden maksat :
Ramazan ayında kötülüklerin azalmasıdır. Nitekim bunu hepimiz müşâhade
etmekteyiz; kaldı ki bütün şeytanlar Ramazan'da bağlanmış bile olsa insanları
yoldan çıkaracak başka sebepler yine mevcuttur. Nefs-i emmâre ile kötü âdetler
ve insan şeytanları bunlardandır.
3- (1080)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Nâ-fi'den dinlediğim,
onun da İbni Ömer (Radiyallahû ün/i«m^'dan, onun da Peygamber (SaHallahü Aleyhi
ve Sellem) 'den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum: Resûlüllah (Sallatlahü
Aleyhi ve Sellem) Ramazan'ı anarak şöyle buyurmuşlar:
— «Hilâl*! görmedikçe
oruç tutmay.n; onu görmedikçe bayram da yapmayın. Şayet hava bulutlu olursa onun miktarını
hesâb edin.»
4- (...)
Bize Efaû Bekir b. El I Şeyle rivayet etli. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah Nâfi'den, o da İl:ni Ömer (Radiyallahû
anhûma) 'dan naklen rivayet etti ki Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
Ramazan'ı anmış da elleriyle işaret ederek:
— «Ay şoyİe, şöyle ve şöyledir...» buyurmuşlar. Üçüncü defasında baş parmağını
yummuşlar. Müteakiben:
— «Ay'ı görmek şartıyla oruç tutun; ay'ı görmek
şartıyla bayram yapın. Eğer hava
bulutlu olursa o ay için otuz gün taktir edin.» buyurmuşlar.
5- (...)
Bize İbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki)
: Bize Ubeydullah bu isnâdla rivayette bulundu. Ve:
«Hava bulutlu olursa
ay'ı 30 gün üzerinden takdir edin.» diyerek Ebû Üsâme hadîsi gibi rivayet etti.
(...) Bize
Ubeydullah v. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd, Ubeydullah'dan
bu isnâdla rivayet etti. Bu rivayette İbni Ömer şunu da söyledi:
«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Seltem) Ramazan'ı anarak:
— «Bir ay yirmidokuz
gündür. Ay şöyle, şöyle ve şöyledir...» buyurdular.
İbni Ömer «ay'ı takdir
edin.» dedi «Otuz gür .«'ü söylemedi.
6- (...)
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail, Eyyûb'dan, o da
Nâfi'den, o da İbni Ömer (Radiyallahâ an hû mu) 'dan naklen rivayet etti. İbni
Ömer şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve. Sellem):
— «Ay yirmidokuz
günden ibarettir. Binâenaleyh siz hilâli görmedikçe oruç luimayın, onu
görmedikçe bayram da yapmayın. Eğer hava bulutlu olursa ay'm mttctarn: lıo;ûb
edin.» buyurdular.
7- (...)
Bana Humeyd b. Mes'adete'l-BahiH rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bişr b.
Mufaddâl rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Seleme yâni İbni Al-kame, Nâfi'de.t, o
da Abdullah b. Ömer (Kadiyallahû anhû/na) 'dan naklen rivayet eyledi. İbni Ömer
şöyle demiş: Reçjtlüllah (Satlallahü Aleyhi ve Sellem):
— «Ay, yİrmidokuz
gündür. Hilâl'i gördünüzmü oruç tutun; onu gördü nüzmü iftar edin. Eğer hava
bulutlu olursa ay'ın miktarın, resâb edin.» buyurdular.
8- (...)
Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi.
(Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana
Salim b. Abdillâh rivayet etti ki, Abdullah b. Ömer (Radryallahû anhûma) şunu
söylemiş: Ben, Resûlüllah (Satlallahü Aleyhi ve Sellem)
— «Ay'ı gördünüz mü
oruç tutun; onu gördünüzmü bayram yapın. Şayet hava bulutlu olursa ay'ın
miktarını hesâb edin!» buyururken işittim.
9- (...)
Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybetü'bnü Saîd ve İbni Hucr rivayet
ettiler. Yahya b. Yahya (Ahterenâ); ötekiler: (Haddesenâ) tâbirlerini
kullandılar. (Dediler ki) : Bize İsmâîl yâni İbni Ca'fer, Abdullah b. Dinar'dan
rivayet etti. O da İbni Ömer (Radiyaltohû anhûma)yi şunları söylerken işitmiş:
Resûlüllah (Salta'lahii A,eyhi ve Sel'em):
«Ay yirmidokuz
gecedir. Onu görmedikçe oruç tutmayın, onu görmedikçe bayram da yapma in.
Ancak hava bulutlu olursa o başka. Hava bulutlu olursa siz ay'tn miktarını
hesâb edin.» buyurdular.
10- (...)
Bize Harun b. Abdİllâh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kavh b. Ubade rivayet
etti, (Dedi ki) : Bize Zekeriyyâ b. tshâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize Amr b.
Dinar rivayet eyledi, Kendisi İbni Ömer (Radiyallahû anhüma) 'yi şunu söylerke
dinlemiş: Ben, Peygamber (Saİlalİahü A leyhi ve Sellem) 'i:
«Ay şöyle, şöyle v«
şöyledir...» buyurutfcen işittim; üçüncü defasında baş parmağını yumdu.
11- (...)
Bana Haccâc b. Şâir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hasenü'l. Eşyeb [4]
rivayet etti. (Dedi kî): Bize Şeybân, Yahya'dan rivayet etti. Demiş ki: Bana.
Ebu Seleme dâhi haber verdi, kendisi İbni Ömer (RadiyaHahû anhûma)*yt şöyle
derken dinlemiş: ResulUllah (Sallallahü Aleyhi xe Selletn) 'I;
«Ay yİrmİdokui
göndür,.)» buyururken işittim.
12- (...)
Bize Seni b. Osman rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ziyâd b. Abdillâh EI-Bekkâî,
Abdülmetik b. Umeyr'den, o da Mûsâ b. Tâlha'dan, o da Abdullah b, Ömer
(Radtyallahû anhûmai 'dan, o da Peygamber (Saîtaîkıhii Aleyhi ve Sellem)1 Ava
naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar:
Ay söyle, şöyle ve
şöyledir (Yâni) on, on ve dokuzdur.»
13- (...)
Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Şu'be, Cebele [5]'den
naklen rivayet eyledi. Cebele şöyle demiş: Ben, İbni Ömer (Radiyallahû anhûma)
'yi şunu söylerken dinledim: Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem):
«Ay şöyle, şöyle ve
şöyledir.» buyurdu ve ellerini bütün parmakları ile iki defa biribirine vurdu,
üçüncü defada sağ yahut sol baş parmağını kıstı.
14- (...)
Bize Muhammedü'bnü'l - Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b.
Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Ukbe yâni İbni Hureys'den naklen
rivayet eyledi. "(Demiş ki) : Ben, İbni Ömer (Radiyallahû anhûma)*yı şunu
söylerken işittim: Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem):
«Ay, yirmidokuz
gündür.» buyurdular.
Şu'be (Hadîsi rivayet
ederken) üç defa ellerini birbirine kapamış, üçüncüde 'baş parmağını
bükmüş.
Ukbe: «Zannederim (ay
otuz gündür) dedi ve avuçlarını üç defa birbiri üzerine kapadı.» demiş.
15- (...)
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder, Şu'be'den
naklen rivayet eyledi. H.
Bize
Muhammedü'bnü'l-Müsennâ ile tbni Beşşâr da rivayet ettiler. tbnü'l-Müsennâ
(Dedi ki): Bize Muhanuned b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Esved
b. Kays [6]'dan
naklen rivayet etti. Demiş ki: Ben, Said b. Amr b. Saîd [7]'den
dinledim, o da İbni Ömer (Radtyallahû anhûma)'yı Peygamber (Sallalîahü Aleyhi
ve Seliem)fden naklen rivayet ederken işitmiş. Resûlüllah (S allallahü Aleyhi
ve Sette m):
«Biz Um mî bir
ümmetiz. Yazıyı hesabı bilmeyiz. Ay şöyle, şöyle ve şöyledir...» buyurmuş; üçüncüde baş parmağını yummuş:
«Bazen de ay şoyje,
şöyle ve şöyle olur.» buyurmuş yâni otuz çeker demek istemiş.
(...) Bana,
bu hadisi Muhammed b. Hatim dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Mehdi, Süf.
'n'dan, o da Esved b. Kays'dan bu isnâdla rivayette bulundu. Yalnız ikinci ay
için «Otuz» tâbirini söylemedi.
16- (...)
Bize Ebû Kâmil El-Cahderî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvâhid b. Ziyâd
rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hasen, b. Ubeydillâb, Sa'd b. Ubeyde'den naklen
rivayette bulundu; şöyle demiş: tbni Önu-r (RatiİyaUahû anhûma) bir adamı: «Bu
gece ay'in yarı gecesi dir.» derken işitti de, ona:
— Sen, bu gecenin
ay'in yarısı olduğunu nereden biliyorsun? Ben, Resûliillah (Sallaltahii
Aleyhi', ve Setiem)'I şöyle buyururken işittim:
«Ay şöyle ve
föyledir.» buyurdu ve on parmağı ile iki defa isnn' etti, üçüncü defasında dahî
bütün parmaklarıyla işarette bulundu. Yalnız baş parmağını tuttu. Yahut geri
çekti; dedi.
17- (1081)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İhra rahim b. Sa'd, İbni
Şihâb'dan, o da Saîd b. El - Müseyyeb'den, o da Ebû Hüreyre (Radiyallahûanhydan naklen haber verdi. Ebû Hüreyre şöyle demiş: Resölüllah (Salktllahü Aleyhi ve Sellem):
— «Hilâl'i gortfunuzmü
oruç tutun, onu ğördOnuzmü bayram yapın. Eğer hava bulutlu otursa otuz gün oruç
tutun.» buyurdular.
18- (...)
Bize Abdurrahmâit b. Sellâm El-Cumahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Rabî' yâni
İbni Müslim, Muhammed'den —ki İbni Ziyâd'dır.—, o da Ebû Hüreyre (Radiyallahâ
anh) 'dan aklen rivayet etti ki, Peygamber
«Ay'ı görmek şartıyla
oruç tutun ye onu görmek şartıyla bayram ya-ptn. Şayet hava bulutlu olursa sayıyı
tamamlayın.» buyurmuşlar.
19- (...)
Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti.
(Dedi ki); Bize Şu'be, Muhammed b. Zi yâd'dan naklen rivayet etti. Demiş ki:
Ben, Ebû ^üreyre (Radiyallahû anh) 'ı şunu söyler* ken işittim: Resûlüllah
(Sailallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Ay'ı görmek şartıyla
oruç tutun ve onu görmek şartıyla bayram yapın. Eğer ay'ı görmenize havanın
bulutlanması mâni oluyorsa otuz günü sayın.» buyurdular.
20- (...)
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şey be rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Bişr
EI-Abdİ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah b. Ömer, EbÛ*z-Zînâd'dan a da
A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre (Radiyallahû anA^'dan naklen rivayet eyledi; Ebû
Hüreyre şöyle demiş: Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) hilâlden
bahsederek :
«Onu gördün üz mü oruç
tutun ve (yine) onu gördünüzmü bayram yapın.
Eğer hava bulutlu olursa otuz günü sayın.» buyurdular.
Bu hadisin her iki
rivayetini Buhar i «Küâbu's-Savm» ve «Ki-tâbu't-Talâk»'ın muhtelif yerlerinde
tahric ettiği gibi İbni Ömer rivayetini Ebû Dâvûd ile Nesâî; Ebû Hüreyre
rivayetini de îbni Mâce «Kitâbu's-Savm-'da rivayet etmişlerdir. Bu bâbda bir
çok ashâb-ı kiram 'dan hadisler rivayet olunmuştur. Ezcümle:
1- E bû
Dâvûd, Hz.İbni Abbâs (Radiyallahû anh) dan şu hadîsi tahric etmiştir:
«ftesûlüllah
(Sailallahü Aleyhi ve Sellem) bir veya iki gün oruçla bu ayın onun* geçmeyin.
Ancak biriniz daha önceden oruç tutmaya başlarsa o başka. Ay'ı görmedikçe oruç
tutmayın sonra müteâkib ay'ı görünceye kadar oruç tutun. Şayet hİlâl'İn uğruna
bulut gelirse gün sayısını otuz olarak yapın. Ay yirmİdokuz gündür»
buyurdular.
2- Tirmizi'nin
rivayet ettiği Ebû Hüreyre hadisinde şöyle denilmektedir: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
— «Bir veya iki günle
bu ay'ın önüne geçmeyin Ancak bu günler biriniz in-tutmakta o'duğu oruç
günlerine tesaodüf ederse, o başka. Ay'ı görmek »artıyla oruç turun; (yine)
onu görmek şartıyla bayram yapın. Eğer hava bulutlu olursa otuz günü sayın,
sonra bayram yapın, buyurdular.
Tirmizi bu rivayet hakkında: «Ebû
Hüreyre Hadîsi
hasen sahih bir hadîsdir.» demiştir.
Yalnız Tirmizî bu
vecîhle hadîsi rivayet etmekte münferid kalmıştır.
3- Ebü Dâvûd
ile Nesâî, Hz. Huzeyfe 'den şu hadîsi tahrîc etmişlerdir: «Resûlüllah
(Saİlallahü Aleyhi ve Sellem)
— Hilâl'i görmedikçe
yahut gün sayısını tamamlamadıkça bu aydan önce oruç tutmayın. Sonra hilâl'i
gördüğünüz yahut gün sayısını tamam-Had iğ in iz vakit oruç tutun; buyurdu.»
4- Ebû Bekre
(Radiyailahû anh) 'dan rivayet olunan bir hadîsi Ebü Dâvûd-u Tayâlisî ve onun
tarîkinden Beyhaki şu lâfızlarla tahrîc etmişlerdir:
«Ay'ı görmek şartıyla
oruç tutun ve yine onu görmek şartıyla bayram yapın. Şayet hava bulutlu olursa
gün sayısını otuz olarak tamamlayın.»
5- Taberânî «El-Kebîr» nâm eserinde Talk b, Alî (Radiyailahû
anh) 'dan şu hadîsi rivayet etmiştir;
«Resûlüllah
(Sallallahii Aleyhi ve Sellem) hilâli görünceye kadar Ramazandan önce bir gün
oruç tutmayı yasak etti;..»
Bu hadîsin râvîleri
arasında hakkında söz edilen Habbân isminde bir zât vardır.
Yine bu bâbda
Taberânî, Hz. Berâ1 b; Âzib'den; Ebû Dâvûd, Âişe (Radiyailahû anhat'dan: Bey ha
kî, Hz. Ömer ileCâbir (RadiyaUahû anhûma)'dan; Dârakutnî, Hafi b. Hadîc
(Radiyailahû anA/ttan; Taberânî «El-Kebir» nâm eserinde Abdullah b. Mes'ûd
(RadiyailahûanA)'dan; İmam Ahmed b. Hanbel ile Taberânî: Hz. Alî (Raçtiyatlahû
anh) 'dan; yine Taberânî, Semuratü'bnü Cündeb (Radiyailahû anh) 'dan hadîsler
rivayet etmişlerdir.
Ramazandan bir veya
iki gün evvel oruca başlamanın yasak edilmesi farz oruçlar, nafile orucun
birbirine karışmaması hikmetine mebriîdir.
Resûlüllah (SallallahÜ
Aleyhi ve Sellem) bunu mü si umanlar hıristiy anlara benzemesin diye yasak
etmiştir. Çünkü hıristiyanlar kendilerine farz kılınan şeylere kendi fâsitliği
kirlerince münâsip gördükleri şeyleri katarlardı.
Sahâbe-i kiram'in
ekserisi ile Tâbiîn ve onlardan sonra gelen ulemânın yevm-i şekde oruç tutmayı
kerih gördükleri sahih rivayetlerle naklolunmuştur ki ashâb-ı kiram 'dan Alî, ö
-mer, tbni Mes'ûd, Huzeyfe, îbni Abbâs, Ebû Hüreyre, Enes ve Ebü Vâil (Radhallahûanhûm)
ile Tabiîn 'den Saîd b.
El.-Müseyyeb, îkrime, İbrâhîm Nehai, Evzâî, S ü fyân-ı Sevri, İmam A'zam , İmam
Mâlik, İmam Şafiî, İmam Ahmed b. Hanbel, Ebû Ubeyd, Ebû Sevr ve İshâk hazerâtı
bunlar meyânındadır.
Sahabeden bir cemâatin
yevmi şekde oruç tutmayı tecviz ettikleri rivayet olunur.
Yevm-i şek: Şaban 'dan
mı yoksa Ramazan 'dan mı olduğu kestirilemiyen şüpheli gün demektir.
Hz. Ebû Hüreyre:
«Ramazandan evvel bir gün oruç tutmam: benim için gecikmemden daha makbuldür.
Çünkü bir gün evvel tutarsam orucum kazaya kalmaz. Fakat tutmazsam orucum
kazaya kalır.» demiştir.
Böyle bir kavil Hz.
Amrü"bnü Âs 'dan dahî rivayet
olunur.
Muâviye (RadiyaUahû
anh) «Sabândan bir gün oruç tutmam: benim için Ramazan 'dan bir gün
tutmamaktan daha iyidir.» demiştir.
Ayni söz Hz. Aişe ile
kız kardeşi Esmâ (RadiyaUahû anhûma) 'dan da rivayet olunur.
Hava bulutlu olursa
Küfe ulemâsı ile îmam Mâlik, İmam Şafiî, Evzâî ve Sevrî'ye göre o gün oruç
tutmak yine vâcib değildir. İmam Ahmed'in bir kavli de budur.
Bir kimse o gün oruç
tutar da, sonradan Ramazan 'dan olduğu anlaşılırsa Hanefiî1er'e göre tutulan
oruç haram değildir. Sevrî ile Evzâî 'nin mezhepleri de budur.
İbni Ömer ile îmam
Ahmed ve ulemâdan bir taife: «Yevnw şekde hava açık olursa oruç tutulmaz. Fakat
bulutlu olursa oruç tutmak vâcibdir.» demişlerdir.
Ulemâdan bâzılarına
göre bu hususta halk imama tâbidir. İmam oruç tutarsa, onlarda tutar; iftar
ederse onlar da iftar ederler.
Hasan-ı Basrî ile îbnî
Sîrin.bir rivayette Şa'bî ve bir
rivayette İmam Ahmed'in kavilleri budur.
Mutarrif b. Abdullah
îbni Şihhîr ile îbni Şureyb ,.îmam Şâfiî'nin: «Yevm-i şekde oruca niyet etmeden
sabahlamak fakat o günün öğle zamanına kadar yiyip içmemek gerekir. Zevalden
önce Ramazan 'dan olduğu anlaşılırsa oruca niyet edilir. Ramazandan olmadığı
meydana çıkarsa iftar olunur.» do-diğini nakletmişlerdir.
îbni Küte y be, Dâvûdî
ve diğer bâzı ulemânın kavilleri de budur.
Şahadeti kabul edilmeyen
bir kimsenin Ramazan ay'mı günlüğüne mahkeme huzurunda şahadet etmesiyle yahut
îtimâd ettiği bir köle veya kadından işittiğini haber vermesiyle Ramazan ay'ı
isbât edil* miş olmaz. O gün yine .yevm-i şekdir. Ancak o gün nafile omca niyrt
ederse Hânefiîler'e göre mekruh olmaz. İmam Mâlik m kavli de budur.
«Hidâye» şerhinde
şöyle denilmektedir: «Havas hakkında efdal olan, o gün kendisiyle yakınlarının
nafile oruca niyetlenmeleridir. Bu kavil ÎTS Tam Ebû Yûsuf 'dan da rivayet
olunur. Avam takımına fjnr ken zevale yaklaşmcaya kadar beklemeektir. O günün
Ramazandan olduğu anlaşılırsa o anda oruca niyet ederler. Aksi taktirde oruca
niyetlenmezler.
Fir kimse Ramazandan
üç gün evvel yahut bütün Şaban ayın-da oruç tutsa veya âdet edindiği oruç günü
yevm-i şekke tesaadüf etse efdal olan o gün nafile oruca niyet etmesidir.
«El-Mebsût» nâm
eserde: (Oruç efdaldır.) deniliyor.
«El-Muhit»'de: Yevm-i
şek: Bir kimsenin âdeti olan oruca tesaadüf ederse oruç tutmak efdal, aksi
taktirde ise tutmamak efdaldır.
Ramazandan bir veya iki gün önce ne sıfatla olur .a
olsun oruç tutmak mekruhtur. Fakat üç gün evvel oruç tutmak mekruh değildir,
İmam Ahmed b. Hanbel'in kavli de budur.» deniliyor. İmam Şâfiî'ye göre
Şaban ayının yarısından sonra nafile
oruç tutmak mekruhtur. Çünkü Rcs * .üllah (Saltailahü Aleyhi ve Sellem):
«Şaban yan oldumu artık
oruç tutmayın.» buyurmuştur.
Tirmizi bu hadis için
«Hasen şahindir.» demiştir. Maamâfih î -mam Şafiî 'nin istidlal ettiği bu
badisin sıhhat derecesi üzerinde yine de söz edilmiştir. tmamAhmed 'in: «Bu
hadîs mahfuz değildir.» dediği rivayet olunur.
Sahih olduğu kabul
edilse bile daha taşka sahîh hadise murâraza etmektedir.
Ümmü Seleme
(Radtyallohû anh) 'dan rivayet olunan bir ha-dîsde :
«Psygambtr (Saltallahü
Aleyhi ve Seltem) Şâbân'dan mâada ssntntn hiç bir ayında tam olarak oruç
tutmazdı. Şaban ayını iw oruç tutmak $ûru-riyle Ramazan'a elcUrdi.» denilmiştir.
Tirmizi bu hadîsin dahî hasen olduğunu söylemiştir.
Babımız
rivr.-'itlerinde zikri geçen cümlesi muhtelif şekillerde tefsir olunmuştur.
«EI-Müheszcb» şerhinde bunun1 «sıkıştınn» yâni «oruçla doldurun» yahut «Bulut altında ay'ı
takdir edin.» mânâsına geldiği bildirilmiştir.
İmam Ahmed b. Hanbel
ile bulutlu günde Ramazan niyetiyle oruç tutmayı tecviz eden diğer bâzı
ulemânın kavilleri budur.
İbni Şureyh, Mutarrif
b. Abdilİâh, İbni Kuteybeve daha başkalarına göre mezkûr cümlenin mânâsı: «Ay'ı
menzillerinin hesabma göre takdir edin.» demektir.
Ebû Ömer -İbni
Âbdilberr'in «Istizkâr» nâm eserinde beyânına göre Tâbiîn'in büyüklerimden
bâzıları bu hususta yıldızlarla ay'ın menzillerini ve hesap yolunu nazar-ı
ittibâra ahrlarmış.
tbni Şîrîn böylesi
hakkında «Bunu yapmaması kendisi için daha iyi olurdu.» demiştir.
îbni Şureyh, İmam
Şafii 'den yıldızlarla ve hesap yoluyla Ramazanın su butuna istidlal etmenin
caiz olacağına işaret eden bir kavil rivayet etmişse de, ŞafiîIer'den İbni
Abdilberr bunu kabul etmemiş: «Şafiî 'nin elimizde bulunan kitaplarında Ramazanı
ancak gözle görmekle yahut âdil şahadetle veya Şaban ayını otuz gün
tamamlamakla ît ika ad en sahih olabileceği yazılıdır.» demiştir.
Hicaz, Irak, Şam ve
Mağrib ulemasının cumhuru ile Ebû Hanife , Mâlik, Şafiî, Evzâf, Sevri ve
bil'umûm hadîs ulemâsı ile Hanef iîler'in mezhepleri budur.
Bu hususta muhalefet
eden yalnız imam Ahmed ile onâ tabî olanlardır.
Müneccimin kendi
yaptığı hesapla amel etmesinin caiz olup olmaması hususunda iki kavil vardır.
Mâziri: «
Cumhûr-u fukahâ Resûlüjlah (SatlallahU Aleyhi ve Seüemyin: «Takdir edin.»
sözünden murâd. Qtuz günü ia-mamlamakdır; demişlerdir. Nitekim diğer rivayette
bu söz ayni mânâya tefsir Duyurulmuştur.
Mezkûr cümleden murâd:
Yıldız hesabı olamaz. Çünkü bunu, bütün insanlara teklif etmek onlara güçlük
verir. Herkes hesap bilmez. Şâr / Hazretleri ise insanlara ancak ekseriyetin bildiği
şey'i emreder.» demiştir. . Kuşeyri diyor ki: «Hesap hilâlin bulut gibi bir
mâni olmaca ufuktan doğmuş olacağını gösterirse bu vücûb iktizâ eder. Zîrâ şerT
sebep mevcuttur. Bir şey'in lâzım olması için hakikaten onu görmek şart
değildir.
Bir mâniden dolayı
görülmeyen ay'm sübûtuna ya günlerin sayısını tamamlamak yâhutta o günün Ramazandan olduğuna ictihâd
suretiyle ittifak olunursa oruç tutmak vâcib olur...»
Bâzıları: «Resûlüllah (Salîallahii Aleyhi ve
Sellem)'in takdirden muradı: İçinde bu1 onduğunuz ay'ın günlerini
otuz olarak tamamlayın mânâsına gelri. Zira asıl olan, ay'ın devamıdır.»
demişlerdir. Cumhur bu, tevcihi kabul etmiştir.
Babımız rivayetleri
oruca başlamanın ve bitirmenin hilâli görmeye mutaailik olduğuna yâni Ramazan'in
başında da, sonunda da gökteki hilâli görmekle amel etmenin vâcib olduğuna
delildirler. Ulemâ Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in : «Biz ummî bir
ümmetiz; yazıyı ve hesabı bilmeyiz.»
ifâdesi üzerinde dahî muhtelif
tefsirlerde bulunmuşlardır.
Tiybî'ye göre «Biz»
tâbiri bütün arap milletinden kinayedir. Bâzıları: «Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) bununla yalnız kendini kas-detmiştir.» derler.
Ümmet; Cemâat
demektir.Ahfeş'in tarifine göre bu kelime lâfzın, mtifred, mitnen cemi'dir. Dîh
ve tarikat mânâlarına da gelir.
Übnü'l-sîr: «Ümmet:
bir dînde tek kalan adamdır.» diye tarif etmiştir.
Ümmi : Anneye mensup, demektir.
Bâzıları bundan arap
mîlletinin kastedildiğini, çünkü onların yazı bilmediklerini söylemişlerdir.
Bir takımları: Bu cümleden:
«Biz, annelerimizin doğurduğu gibi kalacağız» mânâsını çıkarmış; Dâvûdî:
«Geçen ümmetlerden hiç bir şey almamış yalnız kendilerine gönderilen vahyi
kabul etmiş.» mânâsına geldiğini söylemiştir.
«Yazı ve hesap
bilmeyiz.» cümlesi ümmî olduklarının beyânıdır. Rivayete nazaran araplann ümmî
bir millet olması, onlarca yazı pek nâdir bulunan kıymetli bir şey
olduğundandır. Maamâfih az da olsa içlerinde, okur yazar ve hesap yapanlar
vardı.
Buradaki hesaptan
murâd: Yıldızların hareketini hesâb etmektir. Araplar bu hususta pek az şeyler
biliyorlardı. Onun için de Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ümmetinden
güçlüğü kaldırmak için hükmü gözle görmeye talik etmiştir.
«Hava bulutlanırsa gün
sayısını otuz' olarak tamamlayın.» buyurması: Hükmün asla hesaba taallûk
etmediğini gösterir. Çünkü hesaba taallûk etse:
«Hava bulutlu
olursa ne yapmak
lâzım geldiğini hesap bilenlere torun...» derdi.
İbni Battal ve
başkalarının beyânına göre bu cümleden mu-râd: «Biz öyle bir milletiz ki:
Orucumuzun ve şâir ibâdetlerimizin vakitlerin tarif için bize hesap ve yazı
bilmeyi gerektiren şeyle teklif edilme-mistir. Bizim ibâdetlerimiz açık bir
takım alâmetlere raptedilmiştr. Onları bilme hususunda hesap âlimleri ile
başkaları müsavidir.» demektir. Sonra Resûlüllah (Salİallahü Aleyhi ve Sellem)
elleriyle işaret ederek bu mânâyı tamamlamış, iki elinin parmaklarıyla herkesin
anlıyacağı bir şekilde ay'ın bazen otuz, bazen de yirmidokuz güç çektiğini
göstermiştir. Şu hâlde bir kimse tâyin etmeksizin bir ay oruç adaşa yirmidokuz
gün tutmakla iktifa edebilir. Çünkü bir ay: en az yirmidokuz gün çeker. Nitekim
namaz kılmayı nezreden bir kimseye iki rek'at namaz kâfi gelir. Zîrâ namaz ismi
en azından bu miktara verilir. .
İmam Mâlik, bir ay
oruç nezir eden kimsenin gün hesabıyla tuttuğu takdirde mutlaka otuzu
doldurması îcâb ettiğine kaail olmuştur.
Bu hadîste «İşaretle
hüküm sabit olur.» diyenlere delil vardır. . Hilâl'i bir beldede yaşayan bütün
insanların görmesi şart değildir. Ramazan hilâlini iki âdil hattâ esah kavle
göre bir âdil kimsenin görmesi bütün müslümanlar için kâfidir. Bayram hilâli
için' mutlaka iki âdil kimsenin şahadeti lâzımdır. Bu hususta bütün ulemâ
müttefiktir. Yalnız Ebû Sevr Bayramın da âdil bir şahidin şahâdetiyle sabit
olacağını söylemiştir.
21- (1082)
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû r.üreyb rivayet ettiler. Ebû Bekir (Dedi
ki) : Bize Vekî\ Alîyyu'bnü Mübârek'den, o da Yahya b. Ebî Kesir'den, o da Ebû
Sel eme'den, o da Ebû Hür ey re (Radiyallahû anh) 'dan naklen rivayet etti. Ebû
Hüreyre şöyle demiş: Resûlüllah. (Sallallahü A îeyhi ve Sellem):
«Bir veya iki gün
oruçla Ramazan'ın önüne geçmeyin. Ancak bit adam (âdet edindiği) bir orucu
tutuyorsa onu tutsun.» buyurdular.
(...) Bu
hadîsi bize Yahya b. Bişr El-Har iri de rivayet ct(İ. (Dedi ki) Bize Muâviye
yâni İİmi Sellâm rivayet etti. H.
Bize İbnti'l-Müsennâ
dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Âmir rivayet etti. (Dedi ki): Bize
Hisara rivayet eyledi. H.
Bize ibnü'l-MÜsenuâ
ile İbni Ebî Ömer de rivayet ettiler. Dediler ki: ize Abdülvahhâb b. Abdilmecîd
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb rivayet etti. H.
Bana Züheyy i. Harb
dahî rivayet eyledi. (Dedi ki) : Bize Hüseyin b. Muhammed rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Şeybân rivayet etti.
Bu râvilerin hepsi
Yahya b. Efaî Kesir'den bu i sn adla yukarki hadîsin mislini rivayet
etmişlerdir.
Bu hadîsi bütün
kütüb-i sitte sahipleri -KitâbuVSavm-'da muhtelif râvilerden tahrîc
etmişlerdir.
Tirmizî onun hakkında:
«Hasen sahih bir hadîstir.» demiştir.
Bubâbda Ebû Dâvûd, Hz.
Huzeyfe ile İbni Abbâs ve Aişe'i Ratİiyalltthû anha) 'dan; Tirmiri: İbni Abbas'dan;
Beyhakî: Ömer (Radiyallakûarthydan; Dira-ftutni: Câbir b. Hadîc'den; Taberânî;
îbni Mes'ûd (Radiyaİlahû a«A)*dan; îmam Ahmed ile Taberânî: Alîyyü'bnü Ebî Tâlib
(Radryalhhû atih) 'dan; Taberâni: Tâ1k b. Alî (RadiyallahÛ anh) ile
Semuratü'-bnü Cündeb ve Berâ1 b. Azib (Radiyallahûanh) hazerâ-tından hadisler
rivayet etmişlerdir.
Hadîs-i şeride istisna
edilen hadisden murâd: Bir kimsenin âdet edindiği orucudur. Nezir ve keffâret
oruçları da olabilir. Bu gibi oruçları o gün tutmak naşs-ı hadîsle tecviz
Duyurulmuştur.
Hadisden murâd:
Yukarıda görüldüğü vecîhle huistiyanlara benzemekten müsl umanları
sakındırmaktır.
Peygamber (Salİallahü
Aleyhi ve Selle m) ashabına ehl-i kitaba muhalefet etmelerini emir buyururdu.
Acaba bu emirin hükmü
nedir? Tir miz î'nin ulemâdan rivayetine rÖre ehl-i kitaba benzemek: kerahet
ifâde eder. Fakat mütekaddimin ulemâ ekseriya harama da kerahet ıtlak ederlerdi. Bu bâbda ulemâ ihtilâf
etmişlerdir.
Dâvûd-u Zâhi rî'ye
göre Ramazandan bir veya iki gün evvel oruç tutmak, âdetine tesaadüf etsin
etmesin asla caiz değildir.
Ulemâdan bir taifeye
göre Şâbân'in son gününde nafile oruca niyet etmek caiz değildir.
Yalnız âdet edindiği
oruç o güne tesaadüf ederse onu tutabilir. Delilleri: Bu hadîstir.
Ashâb-ı kiram 'dan
Ömer ü'bnü'l-Hattâb, Alîyyü'bnü'Ebî Tâlib, Âmm. fi/r, Huzeyfe ve İbni Mes'ûd
(Radiyaliahii anh) hazerâtı ile Tâbiin'den Saîd ü'bnü'l-Müseyyeb, Şa'bî, îbrâhim
Nehaî, Hasan-ı Basrî ve îbni Şîrîn'in buna kaail oldukları rivayet
edilir. İmam Şafiî 'nirımezhebide budur.
İbni Abbâ's ile
EbûHüreyre (RadiyaltahÛ anha) farz namazla nafilenin arasını konuşmak, ayağa
kalkmak veya ileri geri gitmek suretiyle ayırmayı müstehab gördükleri gibi;
burada da Şaban'-ta- Ramazan oruçlarını bir veya iki gün fasıla vermek
suretiyle birbirinden ayırmayı emrederlermiş.
İkrime : «Yevm-i şekde
oruç tutan, Allah ve Resulüne isyan etmiştir.» dermiş.
Bâzıları yevm-i şekde
nafile oruca niyetlenmeyi tecviz etmişlerdir.
Bu bâbdaki tafsilâtı
az yukarıda görmüştük.
Yevm-i şekde oruç
tutmalın ne hikmete binâen nehiy buyurulduğu ihtilaflıdır;
Ulemâdan bâzılarına
göre buradaki nehyin hikmeti: Ramazana zindelik ve neşâtla girmek ve Ramazan
orucu için kuvvetli bulunmakdır.
Bir takımları hükmün
Ramazan ayının görülmesine talik bu-yurulmasına bakarak: «Ay'ı görmezden bir
veya iki gün evvel oruç tutan, bu hükme ta'n etmiş olur.» demişlerdir.
Kesûlüllah (Sallattahü
Aleyhi ve Sellem) 'in yalnız bir veya iki günü zikretmesi: Ramazandan önce
oruç tutanlar ekseriyetle o miktarla iktifa ettikleri içindir. Bu taifeye göre
memnu olan günler Sabânın 16 sından başlar.
Cumhûr-u ulemâ'ya göre
Şaban'in yarısından sonra nafile oruç tutmak caizdir.
22- (1083)
Bize Abd b. Humeyd rivayet et. (Dedi ki) : Bize Ab-durrazzâk haber verdi. (Dedi
ki) : Bize Ma'mer, Zührî'den naklen haber verdi ki; Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) bir ay zevcelerinin yanına [girmemeye yemin etmiş.
Zührî şqyle demiş:
Bana Urve, Aişe (Radiyaltahû anha) Man
naken habCr verdi ki, şunları söylemiş:
«Saymakta olduğum
yirmidokuz gece geçince Resûlüllah
(Sallallahü ' Aleyhi ve Sellem) evvelâ
benden başlayarak yanıma girdi. Ben:
— Yâ Resûlallah! Sen, bizim ya ımıza bir ay
girmemeye yemin etmiştin, hâlbuki yirmidokuz günde girdin. Ben, bunları
sayıyordum; dedim. Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— Ay yirmidokuz gündür;» buyurdular.
23- (1084)
Bize Muhammed b. Kumh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys haber verdi. H.
Bize Kuteybetü'bnü
Saîd dahî rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Leys, Ebû'z-Zübeyr'den,
o da Câbir (Radiyallahû anh) Man naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş:
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir ay müddetle kadınlarından
ayrılmıştı. Ayın yirmi dokuzun da yanımıza çıktı (kendisine):
«Bu gün yirmi
dokuzdur.» dedik. Bunun üzerine Resûlüllah (SaUallahÜ Aleyhi ve Şellem):
— «Ay ancak şöyledir»
diyerek ellerini üç defa birbirine çarptı. Son defasında parmaklardan birini
kıstı.
24- (...)
Bana Hârûn b, Abdillâh ile Haccâc b. Şâir rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Haccâcü'hnü Muhammed rivayet etti. Dedi ki.: İbni Cüreyc şunları söyledi: Bana
Ebû'z-Zübeyr haber verdi; o da Câbir b. Abdillâh (Rarfiyallahüanh)'ı şöyle
derken işitmiş: Peygamber (SaUallahu Aleyhi ve Sellent) bir ay kadınlarından
ayrıldı. Nihayet yirmidokuzuncu günün sabahı yanımıza çıktı. Cemâatdan biri:
— -Yâ Resûlatlah! Ancak
yirmidokuzuncu günün sabahin dayız.* dedi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellent):
— «Ay bazen yirmidokuz gün olur.» buyurdu. Sonra üç defa ellerini birbiri
üzerine kapadı. İki defasında ellerinin bütün parmakları ile, Üçüncüsünde ise
do*-uz parmağı ile işaret etti.
25- (1085)
Bana Hârûn b. Abdillâh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Haccâcü'bnü Muhammed
rivayet etti, (Dedi ki) : İbni Cüreyc şunu söyledi: Bana Yahya b. Abdillâh b
?,?uhammed b. Sayfî haber verdi. Ona da İkrimetü'bnü Abdirrarmân b. Haris haber
vermiş; ona da ÜmmÜ Seleme (Radiyallahû ariha) haber vermiş
ki: Peygamber (Sül la İlah ü Aleyhi ve Sellem) bir ay zevcelerinden bâzılarının
yanına girmemeye yemin etmiş. Yirmi-dokuz gün geçince sabahleyin —yahut akşam
üzeri— yanlarına girmiş. Kendisine:
— «Yâ Nebiyyallah!
Sen, bizim yanımıza bir ay girmemeye yemin etmiştin.» demişler. Resulü İlah
(Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) :
— «Bir ay yirmidolcuz gün olur.» buyurmuşlar.
(...) Biz?
tshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ravh haber verdi. H.
Bize
Muhammedtt'bnü'l-Müsennâ dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bİxc Dahhâk yâni Ebû
Asım rivayet etti. Ravh ile Dahhâk hep birden İbni ( U-reye'den bu isnâdla
yukarki hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.
26- (1086)
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Bişr
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmâîl b. Ebî Hâlİd rivayet eyledi. (Dedi ki) :
Bana Muhammed b. Sa'd, Sa'd b. Ebî Vakkaas (Radiyallahıîanh) 'dan naklen
rivayet etti. Şöyle demiş: ResulüIih (Sallalfohü Aleyhi ve Sellem) bir elini
diğerine çarparak :
«Ay şöyle vt şöyl*
olur.» buyurdu. Sonra üçüncü çarpışta bir parmak noksan bıraktı.
27- (...)
Qana Kaasim b. Zekeriyyâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyin b. Alî,
Zâide'den, o da İsmail'den, o da Muhammed b. Sa'd'd an, o da babası
(Radİyallahû 'anh) 'dan, o da Peygamber (Sallalbhü Aleyhi ve Sellem) den naklen
rivayet eyledi. Resulüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) (elleriyle) on, on ve
hir defa da dokuzu işaret ederek:
«Ay şöyle, şöyle ve
şöyledir.» buyurmuşlar.
(...) Bana,
bu hadîsi Muhammedü'bnü Abdi İlâh b. Kuhzâz da rîvâyt etti. (Dedi ki) : Bize
Alîyyü'bnü Hasen b. Şakîk ile Selemetü'bnü Süleyman [8]
rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdullah yâni tbnil-Mübârek haber verdi.
(Dedi ki) : Bize İsmâîİ b. Ebî Hâlid bu
isnâdla yukarki iki râvînin hadîsleri mânâsında bir hadîs haber verdi.
Görülüyor ki: Bu
hadîsi dört sahâbî yâni Hz. Âişe, Câbir, Ümmü Seleme ve Sa'd b. Ebi Vakkaas
(RadiyallahCt anhûm) rivayet etmişlerdir.
Ümmü Seleme (Radiyallahûanha)
rivayetini Buhârî «Ki-tâbu's-Savm» ile *Kitâbu'n-Nikâh»'da; Nesâî
«tşratü'n-NisâVda; İbni Mâce «Kitâbu't-Talâk«'da rivayet etmişlerdir.
Resûlüllah (Salîaîlahü
Aleyhi ve Sellem)'in bir ay kadınlarından ayrılması muhtelif lâfızlarla ifâde
olunmuştur. Babımız rivayetlerinden de anlaşılacağı vecihle bunların
bâzılarında:
«Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellenı) bir ay zevcelerinin yanına girmemeye yeniîn etti.»
denilmiş; bâzılarında bunun yerine:
«Bir ay kadınlarından
uzaklaştı,»; Buhar î'nin rivayetinde : «Kadınlarına bir ay îlâ yaptı.» ifâdesi
kullanılmıştır. ilâ da bir nev'î yemin olduğuna göre rivayetler arasında birbirine münâfaat yoktur.
Şeriat ıstılahında
îlâ: Bir kimsenin karısına dört ay yahut daha fazla yaklaşmamaya yemîn etmesi,
mânâsına gelirse de, hadisdeki ilâdan murâd bu değil; sâdece yemindir. Zira bir
âyet-i kerime şer'an îlâ müddetinin ziyâde ve noksansız dört ay olduğunu beyân
etmiştir.
Resûlüllah (SalMlahü
Aleyhi ve Sellem) ise bir ay yaklaşımyacağma yemin, etmiştir.
îbni Abbâs
(RadiyallahCt anh) «Bir adam karısına bir veya iki yahut üç ay yaklaşmıyacağma
yemîn etse, îlâ müddetini söylemedikçe bu yemîn îlâ sayılmaz.» demiştir.
Atâ', Tâvûs, Saîdü'bnü
Cübeyr ve Şa'bî'-nin de buna kaail-oldukları rivayet edilir.
İmam Şafiî ile îmam
Ahmed b. Hanbel'e göre dört
ay kadına yaklaşmıyacağına yemin ötmek şer'an ilâ sayılmaz. Mutlaka dört aydan
fazla bir müddet söylemek îeâb eder.
İmam Mâlik, dört ay
üzerine bir gün ziyâde edilmesini şart koşmuştur. Fakat ilâ âyeti bu zevatın
aleyhlerine delildir.
îlâ'nın hükmü : Müddet
içinde kadına yaklaşıldığı taktirde keffâret îcâb etmektir.
Hasan-ı Basrî'ye göre keffâret lâzım değildir; ilâ
sakıt olur.
îlâ yapan kimse dört
ay içinde karısına yaklaşmazsa, bir talâk boş olur. Ashâb-ı kiram 'dan İbni
Mes'ûd, İbni Ömer, İbni Abbâs, Osman ve Alî (Radiyallahû artfuhn) hazçrâtının
kavilleri bu olduğu gibi cumhûr-u Tâbİîn'ın mezhepleri de budur.
îlâ hakkında fıkıh
kitaplarında tafsilat vardır.
Hadîsin bütün
rivayetlerinde bir ay'in yirmidokuz günden ibaret olduğu bildirilmektedir.
Kaadı Iyâz diyor ki:
«Bütün bu rivayetlerin mânâsı: Rcsûlüllah (SaUaUahii Aleyhi ve Sellem)
yirmidokuz günü tamam ettikten sonra döndü, demektir. Buna delil : Hadisin bir
rivayetinde :
{yirmidokuz gün
geçtikten sonra); diğer rivayette :
(yirmidokuzun
sabahında) yâni (yirmidolcuzdan sonra gelen gecenin sabahında) Duyurulmuş
olmasıdır, o sabah ise otuzuncu günün sabahıdır. (Ay yirmidokuzdur.) sözünün
mânâsı: b.'ızen yirmidokuz çeker, demektir. Nitekim bâzı rivayetlerde bu
şekilde t;ısrîh buyurulmuştur.»
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Seltem)%n\ yemini zevcelerine güvendiği içindi. Müfessirler Sûre-i
Tahrim'in tefsirinde bu yeminin sebebini beyân etmişlerdir. Görmek isteyenler
oraya bakabilirler.
28- (1087)
Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybe ve İb->ii llucır rivayet
ettiler. Yahya b. Yahya (Anberanâ) dedi; diğerleri (Had-dcsenâ) tâbirlerini
kullandılar. (Dediler ki) : Bize İsmail yâni İbni Ca'-fer, Muhammed yâni İbni
Ebî Harmele'dcn, o da KüreyVdeıı naklen rivayet etti, ki Ümmü'I-Fadi binti
Haris kendisini Muâviye n ezdin e Şam'a ff<»ndermiş. Küreyb şöyle demiş:
Şam'a varıp Ümnıü Fadl'ın hacetini gÖr-tlum. Ben, Şam'da iken Ramazan hilâli
göründü. Hilâl'i cuma gecesi gördüm. Sonra Medine'ye ayın nihâyetinde geldim.
Abdullah İbnt Abbâs (Radiyallahft anhûma)
bana bâzı şeyler sordu, sonra hilâlden söz açarak:
— «Hilâli ne zaman gördünüz» dedi. Ben :
— «Biz, onu cuma gecesi gördük.» cevâbını
verdim;
— «Onu sen mi gördün?» diye sordu;
— «Evet. Halk da gördüler ve oruç tuttular.
Muâviye de oruç tuttu.» dedim. Bunun üzerine İbni Abbâs:
— «Ama biz onu cumartesi akşamı gördük. Onun
için de ya otuzu tamamlayıncaya yahut hilâli görünceye kadar oruca devam
ediyoruz.» dedi. Ben :
— «Muâvİye'nin görmesi ve oruç tutmasıyla
iktifa etmiyor musun?» dedim; İbni Abbâs:
— «Hayır; bize Resûlüllah (Sailallahü Aleyhiye
Seltem) böyle emir buyurdu.» cevâbını verdi.
Râvî Yahya b. Yahya,
Küreyb'in «İktifa etimyelim mi?» yoksa «İktifa e.miyor musun?» dediğinde
şekketmiştir.
B u hadîsi Ebû Dâvûd,
Nesâ! ve Tirmizî rivayet etmişlerdir.
Hadîs-i şerif, hilâlin
bir yerde siibût bulmasıyla hükmün oraya münhasır kalacağına delâlet
etmektedir.
Nevevi şöyle diyor:
«Ulemâmıza göre sahih olan kavil şudur ki: Hilâlin bir yerde görülmesi bütün
insanlara teşmil edilemez. Yalnız me-safe-i sefer olmıyan yakın yerlere mahsûs
kalır.
Bâzıları: Ayın ayni
zamanda doğduğu yerlere hüküm şâmildir, derler.
Bir takımları da:
İklim birse hüküm hepsine şâmil, değilse şâmil olamaz; demişlerdir.
Ulemâmızdan bâzıları: Ay'ın bir yerde görünmesi, yer yüzünde yaşıyan bütün
müslumanlara âmm ve şâmildir; diyorlar. Bu takdirae İbni Abbâs Hazretleriain
Kürey b (RadiyallahCı anhj'nm haberi ile amel etmemesi haber-i vahit olduğu
içindir. Çünkü bu bir şahadettir, bir kişinin haberiyle sabit olmaz. Lâkin
zahire bakılırsa İbni Abbâs, onu haber-i vâhid olduğu için değil; uzakta
bulunanlar hakkında hüküm isbât etmediği için reddetmiştir.»
Bu mes'ele Hanef iîye
imamları arasında da ihtilaflıdır. Zahiri mezhebe göre bir yerde hilâlin
görüldüğü sübût buldumu hüküm bütün insanlara şâmil olur. Binâenaleyh garp'da
yaşıyan müslüman-ların ay'ı görmesiyle, şarkda yaşıyanlara da Ramazan ve Bayram sabit olur.
Bâzıları: «Bu mes'ele
ayın muhtelif zamanlarda doğmasına göre değişir. Çünkü hükme sebep aydır.
Hilâl görülmek suretiyle bir kavim hakkında sebebin mevcut ve münrakid olması
başkaları hakkında da mün'a-kid olmasını îcâb etmez. Zîrâ ihtilâf-fmatâli' yâni
ayın muhtelif zamanlarda doğması nazar-ı itibâra alınır. Nitekim bir kavmin
bulunduğu yerde güneş batsa, başkalarının yaşadığı yerde batmasa yalnız güneşin
battığı yerlerin halkına akşam namazı farz olur.» demişlerdir.
«Et-Tecrîd» sahibi ile
diğer bâzı ulemâ ihtilâf-ı matâli'i muteber tutmuşlardır. Küreyb hadîsinin
zahiri de onların kavlini te'yid etmektedir. Ancak bâzıları bu hadisd'ki
işaretin İbni Abbâs ile Hz. Küreyb arasında cereyan eden konuşmaya âit
olduğunu söyliyenler vardır. Bu takdirde hadîsde ihtilâf-ı metâli'in nazar-ı
itibâra alınacağına delil kalmaz.
Hanefiîler 'den
«Hidâye- şârihi Kemâl İbni Hümâm (788-861): «Zâhir-i rivayetle amel etmek
ihtiyata daha muvafıktır.» diyor.
— hilalin büyük ve
küçüklüğüne itibar olmadığını, allah ealâ'nın onu görülmek için imdâd ettiğini
hava bllutlu olursa orucun otuz gün üzerinden tamamlanacağını beyân babı
29- (1088)
Bize Ehû Bekir b. Ebi Şey be rivayet etti. (Dedi ki) : Bire Muhamraed b.
Fudayl, Husayn'dan, o da Amr b. Mürra'dan, o da Ebû'l-Bahteri'den naklen
rivayet etti. Ebûl-Bahteri [9] şöyle
demiş: Omra yapmak için yola çıktık. «Batn-ı nahle» denilen yere indiğimiz
vakit hiiâli görmeye çalıştık. Bunun üzerine cemâatdan bâzıları:
— «Bu ay üç günlüktür.»; diğer bâzıları da:
— «İki günlüktür.»
dediler. Derken tbni Abbâs'a tesaadüf ettik. .(Kendisine):
— «Biz hilâli gördük. Cemâatdan bâzıları onun
üç : ünlük olduğunu, diğer bâzıları iki günlük olduğunu söylediler.»
dedik, bni Abbâs:
— «Onu hangi akşam gördünüz?» diye sordu;
— «Filân ve filân
akşam.» dedik. Bunın, üzerine tbni
Abbâs ;
— «Şüphesiz ki Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
— Allah, onu görülmek için ımdâd etmiştir;
buyurdular. O, sizin gördüğünüz
geceye aittir.» cevâbını verdi.
30- (...)
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder, Şu'be'den
naklen rivayet etti. II.
Bize İbnü'I-Müsennâ
ile İfcni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bite Muhammed b. Ca'fer
rivayet etü. (Dedi ki) ; Bize Şu'be, Amr b:. Mürra'dan naklen haber verdi. Amr
söyle demiş: Ben, Ebû'I-Buhterî'yi şunu söylerken işittim: Biz (Zât-ı ırk)
denilen yerde iken Ramazan hi-lâlİni gördük de İbni Ahfcâj (RadiyaHahü
unlıiınta) 'ya sormak için bir adam gönderdik. İbni ALbâs (RadlyuUahıt
d"'') şunları söylemiş: Resûlül-lah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Şüphesiz ki Allah
ay'ı görülmeli İçin İmdâd «tmiştir. Eğer hava buluttu olursa sayıyı ta man
layı verin.» buyurdular.
Hadîs-i şerif bütün
nüshalarda bu şekilde yâni birinci rivayette «medde»; ikinci rivayette
«Emedde» sîgalarıyla rivayet edilmiştir.
Kaadi İyâz 'in
beyânına g3re utenıâtlan bâzıları medde fiilini imtidât yâni uzatmak; -Kmedde»
fiilini de İmdat vermek mânâsına tefsir etmişlerdir.
Kaadı iyâz: «Bence
doğrusu rivayetin ssâhiri manâsıyla kalmasıdır. Zahirî mânâsı: Allah onun
müddetini görülsün diye uzatmıştır; demektir. Zaten her iki fiilin de bu mânâya
geldikleri söylenir...* diyor.
demaattan bazılarının
«ay üç günlük» bazılarının da «iki günlüktür» demeleri, onun büyük gördükleri
içindir. îbni Abbâs (RadiyaUahû anlı) ise ayın büyüklüğü küçüklüğü nazar-ı
itibâra alınamayacağını, ayın bir gecelik olduğunu bildirmiştir. Zira büyük
veya küçük göstermek Allah Teâlâ'ya kalmış bir fiildir. Dilerse hiç de
göstermez; bu takdirde oruç günleri otuz üzerinden tamamlanır.
Mâzirî diyor ki:
«Hilâl güneşin zevalinden sonra görülürse gelecek akşama; zevalden Önce
görülürse evvelki akşama âiddir.'Bazıları bunun da gelecek akşama âid olduğunu
söylemişlerdir.
Zâhirî1er'e göre
oruçda geçen akşama, bayramda ise ihtiyâtan gelecek akşama âiddir. «Ayı
görürseniz oruç tutun!» hadîsinin zahirine bakılırsa ay görüldümü oruç tutmak
îcâb eder... O halde görülen ay gelecek geceye hami olunur...*
Fakat Übbî, Mâziri
'nin bu son sözüne itiraz etmiş ve:^«Bu bâbda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Setlem) 'den sahih bir hadîs vârid olmamıştır. Yalnız Ömer (RadiyaUahû anh) 'in
:
(Ayı zevalden önce
görürseniz iftar edin; zevalden sonra görürseniz iftar etmeyin!» dediği rivayet
olunur. Böyle bir kavi Hz. Alî'den He nakledilmiştir. Görülen ayın gelecek
geceye âid olduğunu bildiren kavi meşhurdur...» demiştir.
Ayın zevalden önce
görülmesi meselesi Hanefiyye imamlar, arasında da ihtilaflıdır. Hilâl, ayın
otuzuncu günü zevalden önce görülürse imam Ebû Yusuf a göre evvelki geceye
âiddir. Binaenaleyh Ramazan başı ise o gün oruç tutmak; Ramazan sonu ise iftar
etmek lâzımdır.
İmam A'zam'la imam
Muhammed'e göre ise görülen hilâl mutlak surette gelecek akşama âiddir. Bazıları
bu meseledeki hilafın yalnız imam Ebû Yûsuf'la imâm Muhammed arasında olduğunu
söylemişlerdir.
İmâm A'zam 'dan bir
rivayete göre hilâli güneşin yolu üzerinde görünür yâni güneş hilâli ta'kîb
ederse, o hilâl evvelki geceye, hilâl güneşin peşinden gidiyorsa gelecek
geceye âiddir. Fetva İmam A'zam’la imam
Muhammed'in kavline göredir.
31- (1089)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezid h. Zürey Halid'den, o
da Abdurrahman b. Ebî Bekrâ'dan, o da babası (lladiyallahû an/ij'dan, o da
peygamhex(SallaUahü Aleyhi ve Sellem) Men naklen haber verdi:
«İki bayram ayı noksan
olmazlar, bunlar Ramazan île Zilhicce'dir» buyurmuşlar.
32- (...) Bize
Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bizi* Mu'temir b. Süleyman,
İshak b. Süvcyd ile Hâlid'den, onlar da Abdurrah-ınan b. Bekrâ'dan, o da Ebû
Bekra'daii naklen rivayet etti ki, Peygamber (SallallohU Aleyhi ve Sellem):
«İki bayram ayı noksan
olmazlar» buyurmuşlar.
Hâlid'in hadîsinde:
«İki bayram ayı: Ramazan île Zil-Hicce noksan olmazlar» denilmiştir.
Bu hadisi Buharı Ebû
Davud, Tirmiz ve îbni Mâce ,
«Küâbu's-Savm»'da tahric etmişlerdir.
Hadisi şerif, biri İshak
b. Suveyd, diğeri Hâ1id E1-Hazza' olmak üzere iki terikden rivayet olunmuştur.
Bu tariklerin ikisi de
sahih olmakla beraber Buhâri, îshak b. Süveyd tarikini yalnız başına rivayet
etmiş, Nesâi'den gayrı «Sahih» sahipleri ise onu Halid-i Hazza* tarikinden
rivayet etmişlerdir.
Buhâri 'nin İshâk
tarîkini tercih etmesi: Bu rivayet üzerinde ihtilâf edilmediği içindir.
Bununla beraber bazı
raviler hadisin merfu* olup pjmadığmda şek-ketmiçlerdir.
Tirmizî: «Bu hadis
Abdurrahman b. EbîBekrâ'dan mürsel olarak da rivayet edilmiştir.» demiş, bu sebeple
onun sahih değil, hasen olduğunu söylemiştir. cümlesi mahzuf bir müptedanm haberidir.
Bedel olması da
caizdir.
İbnü'I Cevzî
(5C8-597) bu babda şunları söylemiştir: «Bayram Şevval'de olduğu
halde Ramazan'a neden Bayram
ayı denilmiştir» şeklinde bir sual varid olursa, bu suale E'rem iki veeihle cevap ermiştir.
1. Veçhe
göre : Şevva1'in hilali bazen Ramazan'ın son günü zevalden sonra göründüğü
için Ramazan'a bayram ayı denilmiştir.
2. Veçhe
göre : Bayram oruca yakın olduğu için yakınlık sebebiyle Araplar bayramı oruç
ayına izafe etmişlerdir.
Ulemâ bu hadîsin
te'vîli hususunda . ihtilâf etmişlerdir. Bâzılarına göre «îki bayram ayı noksan
olmazlar» cümlesinden murâd: «Gün hesabiyle noksan olsalar bile hükümde noksan
değildirler» demektir.
Diğer bazıları: «Bu
cümlenin mânâsı, mezkur iyi ayın ikisi de noksan olarak bir senede
bulunamazlar. Biri yirmidokuz çekerse, diğeri otuz olur, demektir» mütalaasında
bulunmuşlardır.
«Bundan murad:
Zül-Hicce ayının on gününde işlenen amellerin faziletini beyândır. Zira bu ay
ecir ve sevap hususunda Ramazan *dan geri kalmaz» diyenler de vardır.
îbni Hibbân ( ?-354)
«Bu haberin iki mânâsı vardır, biri iki bayram ayının bize nisbetle noksan
olsalar bile hakikatta noksan olmamalarıdır, diğeri iki bayram ayının fazilet
hususunda noksan olmamalarıdır» diyor.
Tahavî (238-321) dahi
şu mütalaayı serd ediyor: «Bu hadisin manası, Bayram ayları yirmidokuz bile
çekseler yine tamam sayılırlar. Çünkü birinde oruç, diğerinde hac vardır. Bu
ibâdetlerin hükümleri ise noksan değil tamdır.»
Kirmâni < ?-786)
diyor ki: iHacc, Zül-Hicce ayının ilk on gününe tesaadüf eder, binâenaleyh ayın
noksan veya tamam olmasının bunda dahl-ü te'siri yoktur. Fakat Ramazan böyle
değildir, onun tamamı oruçla geçer ve bazen tam bazen de nakıs olur, dersen ben
de derim ki:
Bazen hacc günlerinde
baygınlık vukûbulur, bu sebeple o günlerdeki noksan Ramazan'in sonunda hilal
görülmemek suretiyle meydana gelen noksana benzer. Bazen bir gün ziyade ve
eksik hesab edilmek sûreti rle hata da edilebilir. Bu suretle Arefe ayın
sekizinde veya onunda yapılabilir. Şu halde hadisin manası, Arafât'da gün
hatâsiyla vakfeye duranların ecirleri hatasız vakfe yapanların sevaplarından
noksan olmaz.» demektedir.
îbni Battal (
?-444)'ın beyânına göre ulemâdan bir taife: Araf e *den bir gün evvel veya sonra vakfe
yapmak suretiyle bütün hacılara şamil bir hata işlen'rse, yapılan vakfe
kafidir, çünkü o günler ictihadla ibadet eden kullı rın Allah indindeki
sevabını azaltmaz. Nitekim noksan kalan oruç gü eri de Ramazan'in sevabını
noksan etmez.» demişlerdir.
Bu kavil /tâ', Hasan-ı
Basrî, îmam A'zam ve imam Şafiî’den
naklolunmuştur.
tbnü'l Kaasim: Hacılar
hata ederek vakfeyi Arefe gününden sonra yapsalar bu caizdir. Fakat vakfeyi
terviye gününden evvel yaparlarsa ertesi gün bir daha vakfe yapmaları îcab
eder.» demiştir.
Ulemâdan bazılarına
göre Zül-Hicce 'nin sekizinci günü vakfe yapmak hiçbir suretle caiz değildir.
Çünkü o gün vakfe'ye ayı görerek yahut görmeyerek yapılır.
Ayı görerek yaparlarsa
9. günü tekrarlamaları, görmeden yaparlarsa 10. günü tekrarlamaları îcab eder.
Rcsûlüllah (SaUulİahU
Aleyhi veSet!em)'m hassaten bu iki ayı zikir buyurması oruçla hacc bu ayhrda,
yapıldığı içindir.
Nevevî kat'iyyettc
buna k.'util olmuştur.
Tıybî ( ?-743) :
«Hadîsin zahirine bakılırsa bu iki ayın hassaten zikredilmesi, başka aylarda
bulunmayan bir meziyete sahip oldukları içindir. Yoksa hadis, başka ayda
yapılan taatm sevabı bunlarda yapılanın sevabından daha azdır, mânâsına gelmez.
Maksad bu iki ay bayramlara mahsus olduğu için onlarda vuku'u melhuz olan
hatânın hükmünü kaldırmakdır.» demiştir.
Hadis-i şerif,
sevapların amellere göre değil, sırf Allah'ın bir fadl-ı ihsanı olduğunu
soyliyenlerin delilidir.
Yine bu hadîs tam ve
noksan ayların sevabda müsavi olduklarına delildir.
33- (1090)
Biıe Ebû Bekir b. EM Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. İdrîs,
Husayn'dan, o da Şa'bi'den, o da [10]
Adiyy b. Hatim (Radiyallahû anh) Man
naklen rivayet etti, Adiyy şöyle demiş: (Sizin için
fecrin beyaz ipliği siyah ipliğinden seçilinceye
kadar yiyip için [11]
âyeti kerimesi nâzl olunca Adiyy b. Hâini peygamber (Sallallahü A leyhi ve
Setlem) 'e:
«Ya Kesûlallah Ben,
yastığımın altına bir beyaz, biri siyah iki ip koydum. (Bununla) geceyi
gündüzden seçiyorum.» dedi. Resûlüllah (SalUillc.hu Aleyhi ve Selİem):
«Senin yastığın pek
genişmiş, Bu beyaz iplikle siyah iptik gecenin karanlığı ile gündüzün
aydınlığından ibarettir.» buyurdular.
Bu hadîsi Buhâri
«Kitâbu's-Savm» ile -Kitabu't-Tcfsir» de Ebû Davud «Kİtâbu's-Savm'da, Tirmizi
«Kitâbu't-Tefsir» de muhtelif ravilerden tahric etmişlerdir.
Tirmizi onun hakkında
«Hasen Sahih bir hadistir.» demiştir.
İkaal: Arapların deve
bağladıkları iptir.
Mücâhid'in rivayetinde
bunun yerine «Kıldan iki iplik aldım.» denilmiştir.
Hadîsin bir
rivayetinde şöyle buyurulmuştur: «Dedim ki Yâ Resûlallah, bu beyaz iplikle
siyah iplikden murâd nedir? Bunlar hakikaten ıkı iplik midir? Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Selİem):
«Şayet ipliklere
bakhnsa sen hakikaten pek kalrn kafalıymışsın.» buyurdu.
Sonra ilâve etti:
«Hayır, bundan murâd,
gecenin karanlığı ile gürdüzün aydınlığıdır.»
Ebû Davud'un
rivayetinde: «Ben biri beyaz, biri siyah iki ip alarak yastığımın altına koydum
da, onlara baktım, fakat ipleri biribirindon seçemedim. Sonra bunu Resûlüllah
(SaİiaÜahü Aleyhi ve Settem)'e anlattım da, güldü ve:
«Oyla İse sen İn
yastığın pek geniş ve uzunmuş. Bundan murad : Gece İle gündüzden
ibarettir, buyurdu» denilmektedir.
Ebû Avâne 'nin rivayet
ettiği Mutarrif hadîsinde: «Resûlüllnlı (Sallallahü Aleyhi ve Seİlem) güldü ve
:
— «Hayır öyle değil,
ey kalın kafalı, buyurdular.» denilmiştir.
«Sentn yastığın pek
genişmiş.» ifâdesindeki yastık uykudan kinayedir. Maksat «Senin uykun pek çok
ve derinmiş.» demektir.
Bâzıjarı yastığın
başdan kinaye olduğunu söylerler. Nitekim: «Sen hakîkaten pek kalın
kafalıymışsın.» hadîsi de bunu te'yid etmektedir.
Bir takımları kalın
kafalı tâbirinin ahmaklıktan kinaye olduğunu söylerler. Zira kafanın haddinden
fazla büyük ve geniş olması, gabâvet ve
ahmaklığa delildir. Nitekim mutedil oluşu
da akıl ve âlicenaplık alâmetidir.
Kaadî îyâz diyor ki: «
Hz. Adiyy'in iki ip alarak yastığının altına koyması âyet-i kerimeden bu
mânâyı anladığmdandır. Ayni şekilde hareket eden diğer ashab dahi âyetten bu
mânâyı anlamışlardır.
(Çünkü o zamana kadar
beyazlıkla siyahlığın nelerden ibaret olduğunu beyân eden fecir kelimesi henüz
nazil olmamıştı.)
âyet-i kerimesi nâzıl
olunca ipliklerden muradın gece
ile gündüz olduğunu
anladılar. Hadîsin mânâsı şudur: Eğer sen Allah'ın murâd ettiği iki ipliği —ki
gece ile gündüzden ibarettirler.— yastığının altına koydunsa, o halde senin
yastığın onları örtmüş ve kaplamış olacağından genişlemesi iktizâ eder.
(Sen hakikaten pek
kalın kafaltymışstn . ) rivayeti de aynı mânâya gelir...»
Görülüyor ki Kaadî
îyâz hadîs-i şerif deki:
«Senin yastığın pek
genismis.» ve «Sen hakikaten pek kalın kafalıy-
mışsın.» rivayetlerini
makaama münâsip bir şekilde te'vil etmiştir.
Bu hususta bir çok hadîs
ulemâsı da Kaadı 1yâz'la beraberdir. Onlar bu ifâdelerden ahmak ve akılsız
mânâsını çıkaranlara itiraz etmişler, bunun zemmölacağım söylemişlerdir.
Halbuki ortada zemmi îcab edecek bir söz yoktur.
Burada şöyle bir suâl
hatıra gelebilir : «Bu hadîsin zahirine bakılırsa ak iplikle kara iplikten
bahsedilen âyet-i kerime nâzıl olurken Hz. Adiyy'in orada bulurduğu
anlaşılıyor. Bu, onun daha önceden müslü-man olmasını iktizâ eder. Halbuki
hakikat Öyle değildir. Çünkü âyet-i kerime hicretin iAk zamanlarında inmiş,
Adiyy (Radryallahü anh) ise hicretin 9. veya 10. yılında müslüman olmuştur.
İbni tshâk ile diğer Siyer ve Meğazi müellifleri vak'ayı bu şekilde tesbit
etmişlerdir.»
Ulemâ bu suâle dört
vecihle cevap vermişlerdir:
1) Hadîs-i
şerifde zikri geçen âyet oruç farz kılındıktan sonra nazil olmuştur. Aynî bu cevabı ihtimalden pek uzak görmektedir.
2) Hz.
Adiyy’in sözü te'vil olunur. Onun bu sözden muradı: «Ben, Müslüman olduğum
vakit bu âyet bana okununca beyaz ve siyah iplerle tecrübeye giriştim.»
demektir.
3) Hadisin
manası: «Âyetin indiğini duyunca iki ip aldım.» demektir.
4) Hadisde
mahzuf kelimeler vardır. Bunlar şöyle takdîr olunur: «Âyeti kerîme nazil olup
da bir müddet sonra ben Medine'ye gelerek Islâmiyeti kabul ettiğim ve onun
şeriatlarını öğrendiğim vakit iki ip aldım.»
Aynî bu dördüncü vechin en güzel olduğunu
söylemektedir.
İmam Ahmed b.
Hanbel'in rivayeti de bu tevcihi te'yid eder.
Müeâhid tarikiyle
gelen bu rivayette «Resûlüllah (Sallatlahiİ Aleyhi ve Sellem) buna namazla
orucu tâlim ederek
— Namazı söyle
kılacaksın, orucu da şöyle tutacaksın. Güneş kavuştu mu taa ak iplikten kara
ipliği seçinceye kadar ye, iç. buyurdu. Ben de iki iplik aldım... ilah...»
Duyurulmaktadır.
Bâzıları âyetteki kara
iplikle ak iplik tabirlerinin gece ile gündüz mânâsına geldiklerini bildiren
(fecir) lafzının bu âyetten hayli zaman sonra nazil olduğunu ileri sürerek
beyânın nasıl olup da ihtiyaç zamanından geri bırakıldığını, hâlbuki beyân
gelinceye kadar teklif devam ettiğini müşkil saymışlardır.
Ulemâ bunlara şu
cevabı vermişlerdir:
Âyet-i kerîme'de
«fecir* lafzı nazil olmadan da beyân vardır. Yalnız onu herkes değil, bâzı
mütehassıslar anlardı. Beyânın herkesin anlıyacağı derecede açık olması şart
değildir. Kaldı ki,âeyt-i kerîme'den maksadın ne olduğunu Hz. Adiyy'den başka
anlamayan bulunmamıştır. Hattâ ulemâdan basıları câhiliyet devrinde ak iplikle
kara ipliğin gündüzle gece mânâsında kullanılmakta şüyu' bulduğunu, bunun
beyâna ihtiyâcı olmadığını söylemişlerdir.
Nevevî (631-676)
ipliklere hakikat mânâsını verenlerin Peygamber (SailattahüA leyki ve Sellem)in
meclislerinde bulunmayan, anlayışı kıt bazı
Bedeviler olduklarını söylemiştir.
Ulemâdan uazıları
âyet-i kerîme'deki mecazın istiare mi, yoksa teşbîh kabilinden mi olduğu
mes'elesi üzerinde de durmuşlardır.
:
Aynî, bunun istiare
kabilinden olduğunu söylemiş ve «Biz, bu babın evvelinde bunu Zemehşerî 'den naklettik.» demişdir.
34- (1091)
Bize Ubeydullah b. Ömer El-Kavârîri rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Fudayl b.
Süleyman [12] rivayet etli : (Dedi ki)
: Bize Ebû Hazım n'vâyet etti. (Dedi ki) : Bize Schl b. Sa'd rivayet eyledi.
(Dedi ki) : Şu (size ak İplik kora İplikten seçilinceye kadar yiyin için)
âyı-timı zil olunca bazı kimseler bir" beyaz bir de siyah iplik alarak
bunları birbirinden seçinceye kadar yemeye devam ederdi. Nihayet Allah xAZ.ıe
ve Celle) (Fecirden) kavl-i kerîmini
indirerek bundan muradı beyân eyledi.
35- (...)
Bana Muhammed b. Schl Et-Temimi [13] İle
Ebû Bekir b. İshâk rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bİze İbni Ebî Meryem rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Gassâıı haber verdi. (Dedi ki) : Bana Ebû Hâzini, Sehl b.
Sa'd (Radiyıtilahü anh l'dutı naklen
rivayet etti. Schl şöyle ıl.mı, Şu âyet (yani):
(Size ok iplik kara
iplikten seçilinceye kadar yiyin, için) kavl-i ilâhisi nazil olunca bazı
kimseler oruç tutmak istedimi her biri ayaklarına bîr siyah bir de beyaz iplik
bağlarlar da, bu iplikleri birbirinden seçinceye kadar yiyip içmeye devam
ederlerdi. Bundan sonra Allah (Fecini-n) >»\ lini indirdi. Bu suretle
Allah'ın bu âyetten gece ile gündüzü ımırâd ettiğini anladılar.
Bu hadisi Buharı
«KitâbuVSavnı» ile «Kitâbu't-Telfsir»
de Nesâî «Kitabu's-Savm» da muhtelif râvüerden tahric etmişin d,;
Bundan evvelki hadîsde
Hz. Adiyy'in biri beyaz diğeri siyah ikî ipi yastığının altına koyduğu bildirilmişti.
Bu hadîsde Ashâb-1 Kiram 'dan bâzılarının iki ipliği ayaklarına bağladıkları
görülüyor. Fn-kat iki rivayet arasında münâfaat yoktur. Zira bâzılarının
iplüklvu tıklarının altına koyması, diğerlerinin ayaklarına bağlaması
mümkündür.
Ulemâdn bir takımları
iki rivayetin arasını bulmak için Ashâb'm sahur zamanına kadar iplikleri
yastıklarının altında Uttukları, sahur zamanında onları ayaklarına bağladıkları ihtimâlinden
bahsetmişlerse de, bu ihtimâl uzak görülmüştür. Çünkü o zaman kendileri uyanık
bulunacakları için ayaklarına iplik bağlamaya hacet yoktur. Ellerinde onları
daha iyi görürler.
Ri'y :
Manzara demektir.
Bâzıları bu kelimeyi
«ra'y* ve «ri'iyy» şeklinde rivayet etmişlerdir.
Fakat Kaadî îyâz buna
itiraz etmiş, hatâ olduğunu söylemiştir.
Bu şekilde rivayet
sahih olsa bile mer'i yani görünen mânâsına geleceğini bildirmiştir.
Kurtubî ( ?-656), Hz.
Adiyy rivayeti ile bu rivayetin arasını bulmuş ve: Adiyy rivayetinin Seh1
rivayetinden sonra vârid olabileceğinden bahisle Hz. Adiyy'in, Seh1
rivâyetin-deki macerayı işitmemiş olması ihtimalini ileri sürmüştür.
Maamafih yine Kurtubî
'nin beyânına göre her iki hadîsin aynı kazıyye hakkında vârid olması
muhtemeldir. Yalnız râvilerden bazısı âyetteki «Fecir» kelimesini muttasıl
olarak zikretmiş, bâzıları onu âyetten ayırmışlardır. Çünkü bu kelime âyet-i
kerîme'nin baş tarafından hayli zaman sonra nazil olmuştur.
Bâzıları bir sene
sonra indirildiğini söylerler.
Tahavî'nin rivayetine
göre âyet-i kerîme nazil olduktan sonra Ashâb-ı Kiram bir müddet fecir
doğuncaya kadar yiyip içmeye devam etmişler, sonra Allah Teâlâ Hazretleri fecir
kaydını indirmekle bu hükmü neshetmiştir.
Fakat Kaadî îyâz,
Tahavî 'nin bu sözüne itirazda bulunmuş ve hükmün onun dediği gibi evvelâ
sabit olup, sonradan neshedilme-ffifiirıi hadisden muradın bu işi bazı
Bedeviler *in te'vtl suretiyle yaptıklarını beyândan ibaret olduğunu
söylemiştir.
36- (1092)
Bİzc Yahya b. Yahya ile Muhammed b. Rumh rivayet » Kiler. (Dediler ki) : Bize
Leys haber verdi. H.
Bize Kuteyhetü'bnü Sn
id de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, ibni Şihâh'dan o da Salim b. Abdîllah'dan, o da Abdullah (Radiyallahü anh)l:m o da Resuliillah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)ıden naklen rivayet eyledi, \le buyurmuşlar :
(Bilâl geceleyin ezan
okur, İmdi siz ibru Um mü Mektüm'ün ezanını İfitinceye kadar yiyip için.»
37- (...)
Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize ilini Vehb haber verdi.
(Dedi ki) : Bana Yûnus ibni Şihâb'dan, o da Salim b. Afadillah'can o da
Abdullah b. Ömer (Radiyaltahû anhûnıa)1 dan naklen haber verdi. Abdullah şöyle
demiş: Ben, ResûlüIIah (Sallallohü Aleyhi ve Seİlem)i :
«Gerçekten Bilâl
geceleyin ezan okuyor. Binâenaleyh siz ibni Um mü Mektâm'un ezanını isitinceye
kadar yiyip için.» buyururken işittim.
38- (...) Bize
ibni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) :
>ize Ubeydullah, Nâfi'den o da ibni Ömer (Radiyallahıı anhûma) dan naklen rivayet eyledi, şöyle demiş:
ResûlüIIah (SallaUahü
Aleyhi ve Sellem).'în, biri Bilâl, diğeri âmâ ibni Ümınü Mektûm olmak üzere iki
müezzini vardı. Bir defa ResûlüIIah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem):
«Şüphesiz ki Bilâl
geceleyin ezan okun Binâenaleyh siz ibnî Ummü Mektûm ezarf okuyuncaya kadar
yiyip için.» buyurdular.
Halbuki ikisinin ezanı
arasında, ancak birinin inip dikerinin (minareye) çıkacağı kadar fazla
bulunurdu.
(...) Bize
yine ibni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki)
: Bize UbeyduIIah rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kaa-sim, Aişe
(RadiyaUahûanha)'âan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen
bu hadisin mislini rivayet etti.
(...) Bize
Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Abde haber verdi. H.
Bize tbnü'l-Müsennâ
dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hanımad b. Mes'ade rivayet eyledi.
Bu râvilerin hepsi
Ubeydullah'dan her iki isnâdla İbni Nümeyr hadisi gibi rivayette bulundular.
Bu hadisi Buhari «Kitâbu's-Savm»'dan tahric etmiştir.
El-Mühelleb diyor ki:
«Bu hadisin muhtelif lafızlarından anlaşıldığına göre Hz. Bila Tin vazifesi
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in emrettiği vakitte geceleyin ezan
okumakmış. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunu, namaz kılan namazı
kessin, uyuyan uyansın da sahur yemeğini yememişse yesin, diye yapmıştır.
Bütün bunları Hz. İbni
Mes'ud, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den rivayet etmiştir. Ashâb-ı
kiram, Hz. Bi1â1'in ezanından sonra sahur yerlerdi.
Hadis-i şerif,
Abdullah tbni Ümmu Mektûm ezanının Bilâl (Radiyallahü anh) 'm ezanına yakın
olduğuna delildir.
Hadisin bâzi
rivayetlerinder «tbni Ümmü
Mektûm'a: — Sabahladın, sabahladın, denilirdi.» cümlesi vardır. Bu
gösteriyor ki: Ibni Ümmü Mektûm
Hazretleri fecrin doğmasına yakın yahut fecir doğarken ezan okumağa dikkat eder,
vakti bildirmek için Hz. Bi1âI'in ezanı ile iktifa etmezmiş. Zira Hz. Bilâl
ezanını muhtelif vakitlerde okurmuş.
Bu hadisde «Birinin
inip diğerinin (minareye) çıkacağı kadar fasıla bulunurdu.» denilmesi bazı
zamanlardaki müşâhadeye mebnîdir. Çünkü ezam her gec? ayni vakitte okusa
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun ezanı ile iktifa eder: «îbni Ümmü
Mektum ezan oku-yuncaya kadar yiyip için.» buyurmaz, «Bilâl ezanı bitirdim,
yiyip içmeyi kesin.» emrini verirdi.
îbni Ümmü Mektûm ama
bir zât idi. Bu sebeple vaktin geldiğini kendisine haber veren bir adamı
bulunması muhtemeldir. Çünkü böyle biri bulunmasa vaktin geldiğini ekseriya
bilemezdi.
îbni Vehb'in, Yûnus
tarikiyle 1bni Şihâb'dan, onun da Salim 'den naklettiği bir rivayet de bu
ihtimali teyid eder. Mezkur hadisde: «Îbni Ümmü Mektûm gözü görmez bir zât idi.
Cemâat kendisine fecir doğdukta (ezanı oku.) deme-dikçe ezan okumazdı.•
denilmektedir.
1. Oruç
tutacak olan bir kimse, fecr-i sâdık denilen tanyerinin ağır-masına kadar yiyip
içebilir. Fecr-i sâdık doğdu mu yiyip içmeyi keser.
Sahabe ve Tabiin'in cumhuru
buna kaaildirler. Mamer, Süleymân-ı Ahmeş, Ebû Miclez ve Hakem b. Uteybe
güneşin doğmasından az evvele kadar sahur yemenin caiz olduğunu söylemişlerdir.
Delilleri Tahavî‘nin rivayet et-tiğitiği Hz. Huzeyfe hadîsidir. Mezkûr hadisde
şu cümleler vardır :
«Sabah olduktan sonra
mı sahur yediniz?» diye sordum. — «Evet sabah
olduktan sonra yedik, şu kadar var
ki güneş doğmamıştı.»
Bu hadisi Nesâi ile
imam Ahıned b. Hanbel dahî rivayet etmişlerdir.
Ma'mer sahur yemeğini
o kadar geç yermiş ki, bilmeyenler orucu yok zannederi ermiş.
İbni Münzir'in sahih bir
isnadla Hz . Ali (Radiyallahû anh,) dan rivayet ettiği bîr habere göre AIi
(Radiyal'.ahü anh) sabah namazını kılmış da :
«Beyaz iplikte
siyah ipliğin birbirinden seçildiği zaman şimdidir.» demiş.
İbnü'l-Münzir ( ?-3lO)
bazı ulemânın: «Günün aydınlığını gecenin karanlığından seçmek, aydınlığın
yollara ve evlere dağılmasiîe olur.» dediklerini rivayet etmiştir.
Sahih bir isnâdla yine
ibni Münzir'in, Salim 'den rivayet ettiği bir hadisde Hz. Ebû Bekir'in ortalık
iyice aydınladıktan sonra:
«Şİmdİ bana suyumu
getir.» dediğini rivayet etmiştir.
A'mfs'iıı: illeıe düşeceğimi bilmesem sabah
namâznu kılar da ond;ı!i ı:*)!ira sahur yerdim.» dedij;i rivayet bulunur,
fiyye ulemâsının bu
bâbdaki kavilleri ilerde görülecektir.
1. Hadîs-i
şerif «Sabah ezanı fecir doğmazdan önce okunabilir.» di-yenîerin delilidir.
2. Fecir
doğuncaya kadar yeyip içmek ve cima' etmek caizdir.
3. A'mâ'nın
ezan okuması caizdir.
4. Siibalı
namazı için biri fecirden önce, diğeri sonra olmak üzere iki defa uzan okumak
müstuhabtır.
5. A'mâ'nın
şebâdeti makbuldür diyen imam Mâlik iîe
Müzeni ve başkaları bu hadisle istidlal etmişlerdir.
39- (1093)
Bize Züheyr b. Iarb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. İbrahim,
Süleymân-i Tcymi'dcn, o da Kbû Osman'dan, o da İbnt Mcs'ûd (Radiyallahii
anhy&m\ naklen rivayet etti. İbııî Mesûd şöyle demiş: Kesûlüllah (SaMUütil
Aleyhi ve Selleın) :
«Sizden hiç birinizi
Bilâl'ın ezanı -yahut Bilâl'in nidası- sahurundan menetmesin. Çünkü o namaz
kılanınıza namazı kestirmek ve uyuyanınızı uyandırmak için geceleyin ezan okur
- yahut nida eder.» buyurdu. Ve elini doğrultarak kaldırdı da :
«Fecir şöyle ve şöyle
olmakla değil, şöyle oluncaya kadardır.» buyurdu ve iki parmağını araladı.
(...) Bize
tbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hâlid yâni Ahmar, SüJeymân-i
Teymi'den bu isnâdla rivayette bulundu. Yalnız o şöyle dedi:
ResûliUIah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) parmaklarını topladı, sonra onları yere doğru çevirerek:
— Şu şekilde oldu
aydınlık fecir değildir. Fecir şöyle olandır, buyurdu ve İki şahadet parmağını
birbiri üzerine koyarak ellerini uzattı.»
40- (...)
Bize Ebû Bekir b. Ebi Şey be rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu'temir b.
Süleyman rivayet etti. H.
Bize tshak b. İbrahim
de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr ile Mu'temir b. Süleyman ikisi birden
Süleymân-ı Teymî'den bu isnadla haber verdiler. Mu'temir'ir hadîsi:
«Uyuyanınızı
uyandırır, namaz kılanınızı da
namazını kestirir.» cümlesinde
sona erer.
tshâk dedi ki: «Cerir
kendi rivayetinde Resâlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) fecri kastederek:
Şöyle olmak eğil,
böyle olmaktır. Yani fecir genişliğine görünen aydınlıktır, uzunluğuna z'hur
eden aydlınlık-değildir.» buyurdu.) dedi.»
41- (1094)
Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dülvâris, Abdullah b.
Süvâdete'l-Kuşeyri'den naklen rivayet eyledi. (Demiş ki) : Bana babam rivayet
etti, o da Semûratü'bnü Cündeb'i şunu söylerken işitmiş: Ben, Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem yi :
«Sakın sizden birinizi
ne Bilâl'ın nidası ne de yayılmadıkça şu aydınlık sahurdan menetmesin.»
buyururken dinledim.
42- (...)
Bana ZÜheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. Uleyye rivayet
eyledi. (Deai ki) : Bana Abdullah b. [14]
Sevâde, babasından, o da Semûratü'bnü Cündeb (Radiyalîahü anh) 'dan naklen
rivayet etti. Şöyle demiş:
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Settem) :
«Sakın bizi ne
Bilâl-in ezanı ve -Şahabın direk gibi görünen aydınlığına İşaretle- ne de şu
beyazlık şu şekilde dağılmadikça aldatmasın.» buyurdular.
43- (...)
Bana Ebu'r-Rabi' Ez-Zehrâni rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b.
Sevadete'I-Kuşeyri, babasından, o da Semuratü'bnü Cündeb (Radiyalîahü anh) 'dan
naklen rivayet eyledi, şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);
«Sakın ne Bilâl'ın
ezanı ne de ufukda şöyle görünen uzun aydınlık Şu şekilde yayılın aya kadar
sahurunuzdan sizi aldatmasın.» buyurdular.
Hammâd tun iki eliyle
göstererek genişliğine zuhur eden aydınlığını anlatmak i. ediğini hikâye
etmiştir.
44- (...)
Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti (Dedi ki) : Bize Şu'be, Sevâde'den naklen
rivayet eyledi.
(Demiş ki) : Ben*,
Scınuralii'bnü C ün deh {Radiyalluhit onh)."ı hutbe okuyarak Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellcm)"nı şöyle buyurduğunu rivayet ederken
dinledim:
«Sizi ne Bilâl'ın nidası
ne de fecir görününceye (tadar -Yahut fecir yanhneaya kadar görülen çj
aydınlık aldatmasın»
(...) ISİzo,
İni hadisi Crnü'l-İMiisfiı^â dibi rivayet etti. (Üedi ki) : Bize KIîu Uîivud
rivayet etti. (OocJi ki) : iti?'1 Şii'de h.ıber verdi. (Dodi ki) : lî;jna
Sevadetü'lınü Haır/aletc'l-Kuşeyı-i Iıah-r verdi, Senuıratü'hnü Cün-deb
(RtuUyallahii cnh) \ Resıılüllah (StılUrluhu Aleyhi ve Settem) şöyle
lui-yururdtı... derken dinledim, diyerek bu hadisi anlattı.
İbni Mesûdi (RaJiy l'a/tii
c:ıh) hadîsini Buhâri «Ezan» ve «Talâk» bahislorindo, Ebû Dâvud , Nesâi ile
İbni Mâce «KitâbıTs-Savnı» dan talırîc etmişlerdir.
Hz. Bi1â1'in geceleyin
ezan okıırıasi sabahın yaklaştığım bildirmek içindir. Tâki teheccüd namazı
kılanlar namazı keserek biraz uyusunlar da, sabah namazına neşatla kalksınlar,
uyuyanlar da uyanarak az -eok teheccüd namazı kılsınlar yahut sahur yemo&i
yesinler, sonra yıkanarak veya abdest alarak sabah naanazına hazır olsunlar.
ResûlülJah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'in mübarek eliyle işaret ederek gösterdiği birinci fecirden
murâd Fccr-i Kâzib yâni alaca karanlıktır. Bunun hakikati ufukta yukarıdan
aşağı doğru sarkan bir aydınlıktır. Sonra tekrar kaybolur. Fecr-i Kâzib
geceden sayılır. Onunla sabah namazının vakti girmiş sayılmaz. O anda sahur
yemeği yenilebilir.
KcsûlüIIah (Sallallahü
Aleyhive Sellem) ikinci işareti ile Fecr-i Sadık'ı yâni hakiki tanyeri
ağırmasını göstermiştir.
Bunun mâhiyeti
aydınlığın ufukta genişliğine yayılmasıdır. Bu aydınlık sabahı bildirir.
Onunla sabah namazının vakti girer.
1- Hz. Bilâl
(Radiyallahüanhym. geceleyin okuduğu ezan namaz kılanlara namazı kestirmek,
uykuda olanları uyandırmak içindi. İmam A'zam'la imam Muhammed ve Züfer'inkavilleri
budur. Ona göre sabah namazı için Abdu
İlah ibni ümmü Mektim'un yaptığı gibi
yeniden ezan okumak îcab eder.
Süfyân-ı Sevrî'niı kavli de budur.
Evzâi, Abdullah
ibni'l-Mübârek, imam Mâlik, imam Şafii, imam Ahmed b. Hanbel . İshâk, Dâvud-u Zahiri
ve ibni Cerir-i Taburî fecir doğmazdan
önce sabah ezanı okunmasını tecviz etmişlerdir.
Hanef iiler 'den imam
Ebû Yûsuf'un mezhebi do budur.
Bu hususta muhtelif
hadisler varid olmuştur. Bunların bazılarında « Bi1â1'in ezanı sizi aldatmasın.
Çünkü o geceleyin ezan okur. Siz ibni Ümmü Mektûm 'un ezanını işidinceye kadar
yiyip içmeye devam edin.» b-ayurulmuş, diğer bazılarında «İbni Ümmü Mektûm
gözü görmez bir kimsedir onun ezanı sizi aldatmasın, Fila Bilâl ezan okucuğu zaman artık kimse yemek
yemesin.» denilmiştir.
Zahiren biribirine
munâfi gibi görünen bu rivayetler Aynî'ye göre ezanı nevbetle okumakdan ileri
gelebilir. Çünkü, caiz ki Resûliillah (Sallalkihü Aleyhi ve Sellem) bazı
gecelen evvelâ Hz. Bi1â1'e nml.m sonra Hz. .Abdullah ibni Ümmü Mektûm'a, bazı
geceler de evvela îbni Ümimü Mektûm'a, sonrr Hz. Bi1âl ezan okutmuş olsun.
îşte zıddiyet buradan
ileri gelir. Ezanı evvelâ kim okursa okusun, bu ezanın namaz ve oruç babında
hükmü yoktur. Hüküm ikinci ezana taalluk eder.
Ebu'l-Fetih
Kuşeyrî diyor ki: «Vakti girmezden ön
ce sabah namazı için ezan okumayı caiz görenler bu ezanın ne vakit okunacağında
ihtilâf etmişlerdir,
Şâfiî1er'e göre
tanyeri ile Fecr-i Kâzib arasında nk?ı-nur, daha Önce okumak mekruhtur.
Bâzılarına göre gece yarısı bir takımlarına göre gecenin üçte birinde okumak
caizdir.
Gecenin son altıda
birinde okunur.» diyenler de vardır. İmam Ebû Yûsuf ile İmam Ahmed ve îmam
Mâlik'? göre gece yarısında okunur.
Safi î'ye ulemâsının zahih kavli de burtnr
İkinci bir kavle göre
ezan fecir doğarken seher zamanında okımuı. Begavî kat'iyyetle buna kaail
olmuştur.
Üçüncü bir kavle göre
: Kışın gecenin son yedide birinde, yazın gecenin kalan yedide birinin
yansında okunur.
Dördüncü bir kavle
göre: Gecenin üçte birinden vakt-i muhtarın onuna kadar,
Beşinci bir kavle
göre: Gecenin her anında okunabilir.
Yedide bir, yedide
birin yansı rivayetleri İçin
İraâmü'l.Haremeyn : (Hadîs
ulemâsı indinde bâtıldır.) elemiştir.»
2- Fecir,
biri Kâzib diğeri Sâdık olmak üzere iki nev'idir.
3- Bir şey*i
bit'te'kid öğretmek için işaretle izahta bulunmak caizdir.
4-
El-Mühelleb'e göre bu rivayetler işaretin sözden daha kuvvetli olduğuna
delildir.
45- (1095)
Bize Yahya fa. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyin, Abdullaziz b.
Süheyl'den, o da Encs'dcn naklen haber verdi. H.
3ize Ebû Bekir b. Ebî
Şeybe ile Züheyr b. Harb, tbni Uleyye'den, o da Abdülazîz'den, o da En es
(Rcdiyallahü anh) 'dan naklen rivayet ettiler. H.
Bize Kuteyebtü'fanü
Said dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Avâ-ne, Katâde ile Abdülazîz b.
Süheyb'den, onlar da En es (Radiyallahü anh i dan naklen rivayet etti, Enes
şöyle demiş: Resûlüllah (SallaUahu Aleyhi ve Sellem):
«Sahur yeyin. Çünkü sahurda
bereket vardır.» buyurdular.
Bu hadisi Buhâri,
Tirmizî, Nesâi ve îbni Mâce
«Kitâbu's-Savm» da tahric etmişlerdir.
Tirmizî onu tahric
ettikten sonra: «Bu bâbda Ebû Hüreyre, Abdullah b. Mes'ûd, Câbir b. AlTdiİ-lah,
îbni Abbâs, Amru'bnü'l - Astrbâd b. Sâriye, Utbetü'bnüAbd veEbu'd-Derdâ
(Radiyallahü anhûm) hazerâtmdan da hadîsler rivayet olunmuştur.» demektedir.
Bunlardan maada Hz.
Ali, Abdullah b. Amr, Abdullah b. Ömer, Ebû Ümame, Ebu Said-i Hudri, Mikdân b.
Ma'dikerib, Âişe, Meyserâ (Radiyallahü anh t\m) ile ismi bilinmeyen bir zâtdan
da hadîsler rivayet olunmuştur:
1) Ebû
Hüreyre (RadiyaUahii cınh) hadisini Nesâi hem merfû hem mevkuf olarak rivayet
etmiştir. Lafzı babımızın Enes
(RadiyaUahii anh) hadîsi gibidir. Ebû
Ya'Iâ'nın rivayetinde :
— Resûlüllah
(Sallallâhü Aleyhi veSellem) sahur yemeği ile tirit hakkında bereket duasında
bulundu.»; başka bir rivayetinde de:
Resûlüllah
(Sallaltahii Aleyhi ve Seltem) Sahur berekettir, tirit berekettir, cemâat da
berekettir, buyurdular.» denilmektedir.
2) Abdullah b.
Mes'ud hadîsini yine Nesâi
merfû ve mevkuf olarak tahrîc etmiş :
«Mevkuf olması daha
doğrudur.» demiştir.
3) Câbir
(Radiyallahü anh) hadîsini îbni
Adiyy «EI-Ka-mil» nâm eserinde
babımız hadisi tarzında rivayet etmiştir.
4) İbni Abbâs
(Radiyallahüanh) hadîsini Îbni Mâce tahric etmiştir. Mezkûr hadîsde Resûlüllah
(SaUallahü Aleyhi ve Setlem) :
«Sahur yemeğinden
gündüzün orucu kaylûleleden de gecenin namazı İçİn istifade edin.»
buyurmuşlardır.
Bu hadîsi Hâkim de
«Müstedrek» inde tahrîc etmiştir.
5)
Amru'bnü'1-Âs hadîsini Müslim
ile Nesâi tahrîc etmişlerdir.
Babımızda bu hadîsden sonra görülecektir.
6) îrbâd
b. Sâriye hadîsini
Ebû Dâvud ile
Nesâi tahrîc etmişlerdir. Hz.
İrbâd şöyle demiştir:
«Beni, Resûlüllah (SaUallahü
Aleyhi ve Setlem) Ramazanda sahur yemeğine davet etti de:
«Mübarek yemeğe buyur,
dedi.»
Nasâi'nin rivayetinde
«Buyur» yerine -Buyurun» denilmiştir. Bu hadîsi îbni ; Hibbân dahi «Sahîh»inde tahrîc
etmiş, 1bnü'1-Kattâr ise zayıf bulmuştur.
7) Utbetü'bnü Abd
ile Ebu'd-Berdâ' rivayetini
îbni Adiyy «El-Kamil» nâm eserinde tahrîc etmiştir. Bu
rivayette Utbe ile Ebu'd - Derdâ ' (RadiyaUahii anh) şöyle demişlerdir :
«Resûlüllah (SaUallahü
Aleyhi ve Sellem) gecenin sonunda sahur yiyin, buyurdu. Bunun mübarek bir öğün olduğunu
söylüyordu.»
8) Hz. Ali
hadîsini yine Îbni Adiyye tahrîc etmiştir. Bu hadîste
Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem).;
«Bir yudum suyla olsun
sahur yapın, bir vudum suyla olsun İftar edin.» buyurmuşlar.
Yalnız hadîsin
senedinde metruk bir râvi olan Hüseyin
b. Abdullah vardır.
9) Abdullah
b. Amr (Radiyallahü anh) hadisini İbni Hibban
«Sahih» inde rivayet etmiştir. Bu rivayette dahî : «ltcsûlüllah
(Sülhllahü Aleyhi ve Sellem):
— «Bir yudum suyla olsun sahur yapın,
buyurdular.» denilmektedir.
10) Abdullah
b. Ömer (Radiyallahii anh) hadîsini yine İbni Hibbân
tahric etmiştir.
Mezkûr rivayette Hz.
Abdullah şöyle demektedir: Resû-lüllalı (SallaUahil Aleyh've Sellem) :
— «Şüphesiz kî Allah ve melekleri
sahur yiyenlere sa'lat eylerler.» buyurdu.
11) Ebû Ümâme
(Radiyallahü anh) hadisini Taberâni «Müsned» inde tahrîc etmiştir. Hz.
Ebû Ümâme şöyle demiştir: Een, Resûlüllah (SallaUahii Aleyhi veSellem)'i :
— «Ya
Rabbî, Ümmetime sahur yemeğinde
bereket ver. (Ey ümmetim}, bir yudum
suyla, bir hurma tanesiyle, bir kaç kuru üzüm tanesiyle de olsa sahur
yapın. Zira melekler size Salât
eylerler, buyururken işittim.»
Hadisin isnadı
hakkında süz edilmiştir.
12) Ebû
Saîd-i Hudrî (Radiyallahüanh) hadîsini
imam Ahmed b. Hanbel «Müsned»
inde tahrîc etmiştir. Hz. Ebû Saîd şöyle demektedir: «ResûlülUih (SallaUahil
Aleyhi ve Sellem) :
— «Sahur berekettir, velev ki biriniz onu bir
yudum suyla yapsın. Çünkü Allah Azze
ve Celi ile
melekleri sahur yiyenlere salât eylerler, buyurdu.»
Bu hadîsi İbni Adiyy
dahi biraz lâfız farkıyla rivayet etmiştir, îsnâdı hakkında söz edilmiştir.
13)
Mikdân b. Ma'diker î b (Radiyallahü
unh) hadîsini Nesâi merfû ve mürsel olarak rivayet etmiştir.
Bu hadîste
Kcsûlüllah (Salla!lahit Aleyhi ve
Sellem) : «Sahura devam edin. Çünkü o
mübarek bir öğündür.» buyurmuşlardır.
14) Âişe
(Radiyallahü anha) hadîsini Ebû Ya'1a -Müsned» inde tahrîc etmiştir. Mezkûr
rivayette Hz. Âişe şunları söylemiştir.
«Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve
Sellem) :
— Bize mübarek yemeği yani sahuru getir,
buyurdular. Halbuki çok defa bu yemek
iki hurma tanesinden ibaret olurdu.»
15) Meyserâ
hadîsini Ebû Nuaym-ı İsfahani tahrîc etmiştir. Meyserâ (RadiyaV.ahü anh) şöyle
demiştir; Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Selfan) :
— «Bir lokma veya bir 'casık çorba ile olsun
sahur yapın. Çünkü o, bereket
yemeğidir. Sahur sizin orucunuzla Hiristiyanların orucu arasında
huduttur.» buy unlular.
Bu hadîs hakkında soz
edilmiştir. Zehebi, Meysor' (Radiyallahiianlı) 'in Basra bedevilerinden bir
sahâbi olduğunu, Uusunti-lah (SallaUahü
Aleyhi ve Sellemye :
— Sen ne zaman Peygamber oldun ya Itesûlallah?
diye sorduğunu kaydeder.
16) îsmi
bilinmiyen sahâbinin hadîsini Nesâi tahrîc etmiştir. T'm hadîste: «Peygamber
(SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına girdim, salıür yemeği yiyiyordu :
— Bu yemek berekettir, bu sîze Allah'ın verdiği
bîr berekettir. Onu bırakmayın,
buyurdular.» denilmektedir. Râviler,
mutemetdirler.
Rcsûlülluh (SallaUahü
Aleyhi ve Selleın)'u\ «Sahur yİyİn, • emri bilıuım nedib ifâde eder.
Sahur kelimesi :
«Suhur* şeklinde de rivayet edilmiştir.
Bereket kelimesini
ulemâ muhtelif şekillerde tefsir etmişlerdir. Şöyle ki:
a) «Bereket»
den murâd: Az olan yiyeceğe oruca yardımı olaenk şekilde kuvvet bahşetmektir.
Kesûîüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)
'in :
«Bir yudum suyla, bir
hurma tanesiyle de olsa...» buyurması bunu delâlet eder. Bu, Allah'ın halk
ettiği bir hususiyettir.
b) «Bereket»
den murâd: Muâhaza olunmamaktır.
Nitekim Hz. Ebû Hüreyre'den rivayet
olunan bir hadîsde :
— «Uç şey vardır kİ
bunlar üzerine kul hesaba çekilmez : Sahur yemeği, iftar yemeği ve din
kardeşleriyle birlikte yenilen
yemek.» buyurulmuştur.
c)
Bereketten murâd : Oruç v.s. gibi gündüz amellerine kuvvet kazanmaktır.
d)
Bereket'den ruhsat ve sadaka mânâsı kastedilmiştir.
Bu ruhsat iftar
zamanında yemek üzerine yemekden ibaretti, sonra nesholundu.
Bereket lugatta
«Ziyade- ve «Artış» mânâsına gelir.
Kaadi îyaz: «Bu
bereket sahura kalkan kimsenin zikir, namaz istiğfar v.s. gibi ziyâde
amellerinden ibaret de olabilir. Zira insan sahura kalkmasa bunları yapamaz,
onları terketmiş olur.» diyor.
Ulemânın ihtilâfından
çıkmak için her gün oruca ayrı ayrı niyetlenmeyi de bunlar meyânında
zikrediyor.
îb'ni Dakiki'1-îd'e
göre burada ki bereket uhrevî amellere 3e, dünysvî amellere de âit olabilir.
1) Hadîs-i
şerif, sahura teşvik etmektedir. Ulemâ sahur yemeğinin müstehab olduğuna
ittifak etmişlerdir. Sahur yemeği hıristiyanlarm orucuyla müslümanlarm orucunu
biribirinden ayıran hadd-i
fasıldır. Zira Hıristiyanlar
sahura kalkmazlar.
Bîr hadisde sahur
yemeği ile sabah namazının arasında elli âyet okuyacak kadar fasıla bulunduğu
bildirilmiştir.
2) Bu
hadîsde sahuru tanyerine yakın bir zamana kadar te'hire teşvik vardır.
3) İftar
için acele etmek müstehabdır. Çünkü bir hadîs-i şerifte: «İnsanlar iftarı acele
yapmaya devam ettikçe hayırda dâimdirler.»
buyurulmuştur. Bu
hadîsin manası: «İnsanlar bu sünneti muhafazaya devam ettikçe daima hayır
işlemiş sayılırlar, iftarı te'hir ederlerse, bu onların fesada düşeceklerine
bir alâmettir.» demektir.
46- (1096)
Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Musa b. Uley'den,
o da babasından, o da Amrü'bnü'1-As [15]'dan
naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Bizim orucumuzla
ehl-i kitabın orucu orasında hudut, sahur yemeğidir.» buyurmuşlar.
(...) Bize
Yahya b. Yahya ile Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe hep birden Veki'den rivayet ettiler.
H.
Bana, bu hadîsi
Ebu't-Tahir dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. Her iki
râvi Musa b. Uley'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır.
47- (1097)
Bize Ebû Bekir b. EM Şey o e rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki', Hişam'dan, o
da Katade'den, o da Enes'den,: o da Zeydü'bnü Sabit İRadiyallahü anlı) 'dan
naklen rivayet etti, şöyle demiş: Resulüllalı (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) ile
birlikte sahur yedik. Sonra namaza kalktık.»
Râvi diyor ki: «Ben,
sahur ile namazın arasında ne kadar müddet vardı? diye sordum. Zeyd:
— Elli âyet, cevabını
verdi.»
(...) Bize
Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki) : Bite Yezîdü'bnü Harun rivayet eyledi.
(Dedi ki) : Bize Hemmam haber vefdi. H.
Bize tbnü'l-Müsenna da
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ömerü'bnü Âmir rivayet etti.
Her iki râvi
Katade'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır.
Amrü'bnu'1-Âs
(Radiyaltahüanh) hadîsinin senedindeki Musa b. U1ey , « Mûsab. Ali» şeklinde de
rivayet oluıı-muşsa da meşhur rivayeti birincisidir.
Ekle: Bir defa yemek,
mânâsına gelir. Yenilen şeyler çok olabilir.
Kaadi lyâz bu
kelimenin «iîkle» şeklinde rivayet olunduğunu iddia etmiştir. «Ükle»: Bir
lokma, demektir. İhtimâl Kaadî îyâz bununla hemşehrilerinin rivayetini
kastetmiş olacaktır. Çünkü sözüne devam etmiştir:
«Doğrusu (ekle) dir.
Burada maksat da odur.»
Zeydü'bnü Sabit
(Radiyaltahüanh) hadîsini Buhâri •Mevâkîtu's-Salât» ile «Kitâbu's-Savm» da,
Tirmizî, Nesâi ve îbni Mâce «Kitâbu's-Savm» da muhtelif râvîlerden tahrîc
etmişlerdir.
Buhâri 'nin bir rivayetinde
hadisin lafzı şöyledir : «Nebiyyullâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Zeydü ' bnü
Sabit ile birlikte sahur yemeği yemişler. Sabit demişki, yemek bitince
Nebiyyullâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
namaza kalktı. Ve beraberce namazı kıldık. (Râvi diyorki) Enes'e:
— Sahur yemeği ile namaza girmelerinin
arasında ne kadar zaman geçeti? diye
sordum,
— Bîr kimsenin elli
iye* okuyacağı kadar, cevâbım verdi.» Enes'e «A-ada ne kadar vakit geçti?» diye
soran ravi, Katâde'dir.
Hadîsin bâzı
rivayetlerinde cemi' sigasiyle «Ashabdan bazıları Peygamber (SaUallahii Aleyhi
ve Sellem) ile birlikte sahur yemişler." denildiği gibi, namaz hakkında
dahi cemi' siğasıyia «Beraberce namazı kıldık.», bazı rivayetlerde tesniye
sîgasıyta «ikisi namazı kılmışlar.» bir rivayette de müfred sîgasıyla
«ResûIüHah (SaUallahii Aleyhi ve Sellem) namazı kıldı.» denilmiştir.
Zeyd (Rad'tyaUahü Gnh)
hadisi sabah namazının evvel vaktini bildirmektedir. Sabah namazının vakti
Fecrin doğmasıyla başlar. Zira oruca niyet eden bir kimsenin, yiyip içmesi
haram kılınan vakit fecrin dolduğu vakittir.
Hadîs-i şerifde
sahurla sabah namazı arasında elli âyet okunacak kadar bir zaman geçtiği
bildirilmektedir ki, takriben dört dakika eder.
Sabah namazının son
vakti ihtilaflıdır Cumhura göre: Güneş doğmasından az önceye kadar devam eder.
Bu hususta başka
kaviller de vardır.
48- (1098)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdü-laziz b. Eb"
Hâzim, babasından, o da Sehlü'bnü Sa'd (Radiyallahü anh) dan nakle ı haber
verdi ki, Resûlüllah (SaUallahii Aleyhi ve Sellem) :
«İnsanlar iftarı acele
yapmaya devam ettikleri müddetçe hayırla yaşamakta dâimdirler.» buyurmuşlar.
(...) Bize bu hadîsi
Kuteybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ya'-kub rivayet eyledi. H.
Bana Züheyr b. Harb da
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman b. Mehdi, Süfyan'dan naklen rivayet
eyledi.
Bu râvilerin ikisi de
Ebû Hâzim'den o da Sehlü'bnü Sa'd {Radiyallahü anh) 'dan, o da Peygamber
(SaUallahii Aleyhi ve Sellem /den yukarki hadîsin mislini rivayet etmişlerdir,
49- (1099)
Bİze Yahya b. Yahya ile Ehû Küreyb Muhammcd 1»' rivayet ettiler. (Dediler ki) :
Bize Ebû Muâviye, A'mcş'dcn, o dtü'bnü Unıeyr'den, o da Ebû Atiyye'den naklen
haber verdi Ebû AUyye şöyle demiş: Ben ve Mesrûk Âişe'nin yanına girdik de:
— «Ey Müzminlerin annesi,
Mulıaınnıed (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) 'in ashabından iki adanı varki, birisi hem iftarı acele ediyor hem
de nn-ınazı acile kılıyor. Diğeri iftarı da namazı da tc'hir ediyor.» dedik Aişe
— «Buutların binicisi hem iftarda hem namazda acele
davranıyor?-diye sordu, Biz:
— «Abdullah yâni İlini Mes'ud.» cevâbını
verdik. Âişe
— «Kesûlüllah (SalUrflahii Aleyhi ve Sellem)
işte böyle yapardı.» dedi. Ebû Küreyb: «Diğeri de Ebû Musa.» ifâdesini ziyâde
etti.
50- (...)
Bize Ebû Küreyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Zaide, A'meş'dı-n, o
da Umâra'dan, o da Ebû Atiyyc'den naklen haber verdi. EbîvAtiyye şöyle demiş:
Ben ve Mesrûk Âişe
(Ratliyallahîi atıha) 'nın yanına girdik. MuîjiûK ona şunu söyledi:
— «Muhaınmrfl
(Sallalluhü Aleyhi ve Selleıny'm ashabından iki adam var ki, bunların ikisi de
luıymhm geri kalınıyorlar. Birİ akşam namazı ili iftarda acele davranıyor, diğeri hem akşamı hem iftarı
te'hir ediyor.* Âişe :
— «Akşam namazı île iftarda acele davranan
kimdir?* diye sordu, Mesrûk :
— «Abdullah'dır.» cevabını verdi. Bunun üzerine
Âişe :
— «ResûltiIIah
(Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) işte böyle yapardı.» dedi. Seh1 (RadiyaUahü anlı)
hadîsini Buhâri, Tirmîzi ve İfani Mâce «Kitâbu's-Savm» da tahric etmişlerdir.
Bu babda Hz. Ebû Hüreyre,
İbni Abbas ve Enes (Radtyallahû anhûm) 'dan da rivayetler vardır.
Ebû Hüreyre hadîsini
Ebû Dâvud tahric etmiştir. Bu hadîsde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
;
«İnsanlar iftarda
acele ettikçe bu din muzaffer olarak I alacaktır» buyurmuşlardır.
İbni Abbas
(Radiyaîhıhii anh) hadisini Ebû Dâvud-u Tayâ1isî Müsned»inde rivayet etmiştir.
Mezkûr hadîsde Hz. İbni Âbbâs şöyle demektedir: «Resûlülah (Sallallahü Aleyhi
ve Selletri:
— Biz -Peygamberler
cemâati iftarımızda acele davranmaya, sahû rumuzu te'hir etmeye ve namazda sağ
ellerimizi sol ellerimizin üzerine
koymaya me'mur olduk,- buyurdular.
Bu hadisi Beyhakî dahi
«Sünen-inde Ebû Dâvud tarîkiyim rivayet etmiş ve: «Bu hadis Talhatü'bnü Amr
El-Mekki-nin rivâyetiyle maruftur. Halbuki bu zât zayıftır.» demiştir.
Enes (Radiyattahü anh)
hadîsini Ebû Ya'la «MUsned»inde rivayet etmiştir. Bu hadiste Hz. Enes:
«Ben, Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)i bir yudum suyla olsun iftar etmeden aksam namazı
kılarken hiç görmedim.» demiştir.
Hadîsin isnadı
güzeldir.
Babımızın Hz. Âişe
hadîsi için Tirmizi: «Bu hadis ha-sen sahihdir.» demektedir.
Seh1 (Radiyalhhü
anh) hadisinde :
«İnsanlar İftarı acele
yapmaya devam ettikleri müddetçe hayırla yaşamakta daimdirler.» buyurulmuştur.
Hz. Ebû Zerr'in rivayetinde
: «Sahuru da te'hir ettikleri müddetçe.» cüml si de vardır.
Ebû Zîrr (RadiyaUahü
anh) rivayetini imam Ahmed b. Hanbe1 tahrîc etmişt:r.
İftarın acele
yapılmasındaki hikmet hakkında El-Mühelleb şunları söylemiştir:
«Bundaki hikmet:
Gündüze geceden bir şey katmamaktır. Bir de iftarda acele davranmak, oruç
tutan kimse için daha muvafıkdır. İbâdet hususunda ona kuvvet verir.»
tbni Dakîki'1-İd
(625-702) : «Bu hadisde, iftarı yıldızlar zuhur edinceye kadar te'hir eden Şia
fırkasına red cevabı vardır.» diyor.
Gerçi bâzıları: «Bu
hadis vârid olduğu zaman Şia fırkası mevcut değildi.» demişlerse de, Aynî
Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Seltem)'in gelecekte Şiî1er'in ne yapacağını
Allah'ın bildirmesiyle bilmiş olması muhtemeldir.» diyerek bu kavli reddetmiştir.
Hâsılı iftar ve akşam
namazında acgle davranmak sahuru te'hir etmek sünnettir. İbni Abdilber:
«İftarın acele, sahurun te'hirle yapılacağını bildiren hadisler sahih ve
mütevâtırdırlar.» demiştir.
51- (1100)
Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Küreyb ve İbni Nümeyr rivayet ettiler.
Hepsinlnlâfizlan birdir. Yahya: «Bize Ebû Muâviye haber verdi.* dedi, İbni
Nünieyr: «Bize babam rivayet etti.», Ebû Küreyb ise «Bize Ebû Üsâmc rivayet
etti.» dediler.
Bu râviler toptan
Hişâm b. Ur ve'd en, o da babasından, o da Âsim [16] b.
Ömer'den, o da Ömer (Rad'tyallahü anh) 'dan naklen rivayette bulundular. Ömer
(Radiyallahiianh) şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem):
«Gece geldi de gündüz
gitti ve güneş kayboldu mu oruçlu iftar eder.» buyurdular.
İbııi Nünıeyr: «Fakat»
kelimesini zikretmedi.
Bu hadîsi Buhâri
(194-256), Ebû Dâvud (202-275) ve Tirmizî (209-279) «KitabıTs-Savm» da muhtelif
râvîlerden tahric etmişlerdir.
«Oruçlu iftar
eder.» cümlesinden murad: İftar vakti
giren, demektir.
îbni Huzeyme (223-311)
: «Bu hadîsin lafzı haber ise de mânâsı emirdir. Yani oruçlu iftar etsin,
demektir.» mütalaasında bulunmuştur. Zira güneşin kavuşmasıyla gece girmiş
olur. Gece is? oruca mahal değildir. Yani geceleyin oruç tutulamaz.
Görülüyor ki Peygamber
(SallalUıhü Aleyhi ve Seîlem) :
«Gece geldi de gündüz
gitti ve güneş kayboldu mu...» buyurmuştur. Nevevi'nin beyânına göre ulemâ-i
kiram bu üç cümlenin birbirini tezammun ettiklerini ve biri diğerinin lâzımı
olduğunu söylemişlerdir.
ResûlüIIah (Sallallahü
Aleyhi veSel!em)'in bunları bir araya getirmesi, ziyâde-i beyan kabil İndendir.
Zira oruçlu olan bir kimse vadi gibi dar ve derin bir yerde bulunabilir. Bu
takdirde güneşin battığını göremez, karanlığın çökmesine ve aydınlığın
gitmesine îtimad eder.
52- (1101)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyni, Ebû İshâk-ı
Şeybânî'den, o da Abdullah b. Ebî Evfâ (Radiyallahü anh) 'dan' naklen haber
.verdi. Şöyle demiş: ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi veSetlemi ile birlikte
Ramazan ayında bir seferde bulunuyorduk. Güneş Kiiyuşunca ResûlüIIah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
— «Yo fülân, (Hayvanındanlin de bize karıştırma
yap. buyurdu. O
— «Yâ Resûlallah, henüz üzerinde gündüz var.»
dedi. ResûlüIIah (Salialtahü
Aleyhi ve Sellem) (tekrar) :
— «İn de bize karıştırma yap.» buyurdular. Bunun üzerine o zât hayvanından inerek karıştırmayı yaptı
ve ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi
veSeltemye getirdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ondan içti. Sonra
eliyle işaret ederek :
— «Güneş, şuradan
battı, gece de şuradan geldi mİ, oruçlu iftar eder.» buyurdular.
53- (...)
Bize Ebû Bekir b. Ebi Şey be rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Aliyyü'bnü Müshir
ile Abbad b. Avvâm, Şey baniden, o da İbni Ebi Evfâ (Radiyaiiahü anh) 'dan
naklen rivayet ettiler. İbni Ebî Evfâ şöyle demiş: Bir seferde Resûlüllah
(Salîaîîahü Aleyhi ve Selfent) ile beraber bulunuyorduk. Güneş kavuşunca
Peygamber (Sailallahii Aleyhi ve
Sellem} bir zata: ; — «İn de bize karıştırma yap.» buyurdu. O zat:
— «Ya Resûlallah, Akşamlasaydın (daha iyi olmaz
mıydı?) dedi. Peygamber (Saitalîahu Aleyhi ve Sellem) (tekrar) :
— «İn de bize karıştırma yap.» buyurdu. O zât (Yine) :
— «Üzerimizde henüz gündüz var.» dedi,
müteakiben (hayvanından) inerek karıştırmasın* yaptı. Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) onu içti, sonra eliyle şark tarafına doğru işaret ederek:
— «Gecenin
şuradan geldiğini gördünüz
mu oruçlu iftar
eder.» buyurdular.
(...) Bize
Ebû Kâmil rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvâhid rivayet etti. (Dedi ki):
Bize Süleyman-ı Şey bani rivayet eyledi. (Dedi ki) : Ben Abdullah b. Ebî
Evfâ (Radiyallahü anh)'ı şunu
söylerken işittim :
«Resûlüllah (SaUaîlahü
Aleyhi v. Sellem) ile birlikte yolculuk ettik, kendisi oruçluydu, güneş
kavuşunca:
«Yâ fülân, in de bize
karıştırma yap.» buyurdu.
Râvi hadîsi İbnî
Müshir ile Abbâd b. Avvâm rivayetleri gibi nakletmistir.
54- (...)
Bize İbni Ebi Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân haber verdi. H.
Bize ishâk rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Cerîr haber verdi.
Bu râvilerin ikisi de
Şeybâni'dcn, o da İbni Ebi Evfâ'dan naklen rivayet etmişlerdir. H.
Bize Ubcydullah b.
Muâz dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet eyledi. H.
Bize İbnü'l-Mtisennâ
da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammpd h. Cafer rivayet eyledi. İkisi de
dediler ki : Bize Şu'be, Şeybâni'dcn, o dit İbni Ebî Evfâ (RadiyaUahü anh)
'dan, o da Peygamber (SallaHahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen İbni Müshir ile
Abbâd ve Abdulvâhid hadîsleri mânâsında rivayette bulundu.
Bu râvilerden hiç
birinin hadîsinde «Ramazan ay'ı* ve «Gece şi'm dan geldi mi» ifâdeleri yoktur.
Bunlar yalnız Hüseyin'in rivayetinde vardır.
Bu hadîsi Buhâri
«KitâbuVSavam»ın bir-iki yerinde, Ebû Dâvud ile Nesâi dahi ayni bahiste tahrîc
etmişlerdir.
Ulemâ Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Ramazanda yaptığı bu seferin Mekke 'nin fethi
seferi olması ihtimâlinden bahsederler. Zira Resûlüllah (SallaUahii Aleyhi ve
Seltem) 'in Ramazanda yaptığı seferler Bedir
gazası ile Mekke 'nin fethine
münhasırdır.
Hz. İbni Ebî Evfâ
Bedir gazasına iştirak edememi-, tir. Binâenaleyh Ramazan
ayında vukubulan ve İbni Ebi Evfâ
(RadiyaUahü anh) 'in da iştirak ettiği bu sefer Mekke 'nin fethi gazası olacaktır.
Rivayetlerde ismi
bildirilmeyen zat Bilâl (RadiyaUahü anh) dtr. «Tevdih» sahibi: «Bâzı
rivayetlerde bu zatın Bilâl olduğu tasrih edilmiştir." diyor.
Filhakika Ebû Dâvud
'un rivayetinde: ResûliiHah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
— «İn ya Bilât, ... ilâh ... buyurdu.»
denilmiştir.
İmam Ahmed'in
rivayetinde : «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) suyunu taşıyın zâtdan
su istedi.» denilmiştir.
«İcdah»: Karıştırma
yap, demektir. Bunu kavrulmuş unu su ile karıştırmak suretiyle yaparlardı.
Dâvudî mezkûr
kelimesin «süt sağ» mânâsına geldiğini söyle-mişse de, Kaadî İyâz ve diğer
hadis ulemâsı bu mânâyı kabul etmemişlerdir.
Hz. Bilâl henüz akşam
olmadığı zannıyla : «Yâ Resûlallah, Ak-şamlasan iyi ederdin.» demiştir. İmam
Ahmed'in rivayetinde: «Biraz geciksen de akşam olsa, iyi ederdin.» denilmiştir.
Hz. Bilâl yüzde yüz
akşam olmadığı kanâatında bulunduğu ve Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve
Setlemyin ortalığın aydınlığına iyi bakmamış olmasına ihtimal verdiği için
mes'eleyi ona iyice bildirmek maksadıyla :
— «Üzerimizde henüz gündüz var.» demişse de, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) havanın aydınlığına değil, güneşin batmasını nazarı itibara almış,
sonra güneşi göremeyen bir kimsenin neye dikkat etmesi lâzım geldiğini beyânla
karanlığın şark tarafından gelmesine işaret buyurmuştur.
Bâzı rivayetlerde
Bilâl (Radiyallahu anh) 'm, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e üç defa
mürâca"atde bulunduğu zikredilmiştir.
Burada şöyle bir sual
hâtıra gelebilir: « Hz. Bi1â1'in ilk emirde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) m buyurduğunu yapmayıp altşam olmadığını söylemekte tekrar tekrar ısrar
etmesi, bir sahâbiye yakışmayan inatlık değil midir?»
Bu suâlin cevâbı
yukarıda verilmiştir. O da Bilâl (RaûiyaUahii anh) 'in yüzde yüz akşam olmadı
kanâatinde bulunmasıdır.
Güneşin battığını
muhakkak surette bilse bir an tevakkuf etmezdi. Onun emr-i Resul karşısında
duraklaması ihtiyat ve mes'elenin hükmünü iyice anlamak içindir.
Az yukarıda da
arzettiğimiz vecihle: «... oruçlu İftar eder.» cümlesinden murâd: «İftar vakti girer.» demektir. Bu cümleden :
«Güneş kavuşunca
oruçlu olan bir kimse bir şey yiyip İç meşe de cu bozulur.» mânâsını çıkarmamakdır.
1- Hadîs-i
şerif, Ramazanda sefer eden kimsenin oruç tutmasının ef-dal olduğuna delildir.
Çünkü Peygamber (Sallallahü A'eyhi ve Sellem) Ramazanda yaptığı mezkûr
seferinde oruçlu idi.
Ulemâ bu bâbda ihtilâf
etm i sterdir. Bâzılarına göre: Ramazanda sefer eden kimse oruç tutup
tutmamakta muhayyerdir. Ashâb-ı kiram 'dan İbni Abbas, Enes ve Ebû Sa id (Radiyallahü
anh) lazerâtı ile Tabii n'den Saîd b. El- Müseyy b, Ata', Saîdü'bnü Cübeyr,
Hasan-ı Basrî, îb-râıim Neha \ Mücâhid, Evzâi ve Leys’in kavilleri budur.
Bir takımları seferde
oruç tutmamanın efdal olacağını söylemişlerdir. Ömer b. Abdilaziz, Şa'bî,
Katâde, Muhammed b. Ali, İmam Şafiî, İmam Ahmed b. Hanbel ve İshâk'in
mezhepleri de budur.
îbnü'1-Arabî 468-543),
Şâfii1er'in «Seferde oruç tutmamak efdal dır.» dediklerini söylemiş, Ebû Ömer
îbni Abdil-berr (368-463) seferi bir kimse hakkında İmam Şâfii'nin «O
muhayyerdir.» deyip, tafsilat vermediğim söylemiştir. Fakat Kaadî İyâz'a göre
Şafiî 'nin mezhebince seferde oruç tutmak efdaldır.
Ulemâdan bir cemaat
seferde oruç tutmanın efdal olduğuna kaaildirler.
Esved b. Yezîd, Ebû
Hariîf ve diğer Hanefiiye ulemâsının kavilleri budur.
Et-Tevdih» nâm eserde
İmam.Safii, İmam Mâlik ve diğer Mâ1ikiye ulemâsı ile Ebû Sevr'in de buna kaail
oldukları bildiriliyor.
Bu kavil Osman b.
Ebi'l-Âs ile Enes b. Mâlik (Radiyallahü anh) hazerâtından da rivayet olunmuştur.
Buna mukaabil Hz. Ömer
ile oğlu Abdullah, Ebû Hüreyre ve îbni Abbâs (Radiyallahü anhûm) hazerâtmın seferde
iken tutulan orucun kâfi gelmeyip sonra kazası îcâb edeceğine kaail oldukları
rivayet edilir.
Abdurrahman b. Avf
(Radiyallahü anh) «Seferde oruç tutan, hazarda oruç tutmayan gibidir.»
demiştir.
Zâhirî1er'in kavli de
budur.
Ümmü'l-Mü'min'in Hz.
Âişe, Kays b. Abbâd, Ebu'l-Esved, Abdullah b. Ömer. (Radiyallahüanh) hazerâtı
ile Sâlİm b. Abdillah, İbni Sîrin, Amr b. Meymûn, Ebû VâiI ve Hz . Ali (Radiyallah'İ
anh) seferde oruç tutarlarmış.
Hattâ Hz. Ali 'nin :
«Bir kimse mukîm iken Ramazana erişir de, sonra sefer ederse ona oruç tutmak
lâzımdır.» dediği rivayet olunur.
Ebû Miclez:
«Rajnazanda hiç. bir kimse sefere çıkmaz, çıkan bulunursa oruç tutsun.»
demiştir.
îmam Ahmed b. Hanbel'e
göre Ramazanda sefere çıkan Iıir kimsenin oruç tutmaması mubahtır. Tutarsa
kerahet işlemiş olur. Fakat orucu yine de farz namına kâfidir.
Hanef iiler'den îsbi
Câbi «Muhtasâr-ı Tahavî» şerhinde şunları söyler: «Efdal olan, oruç kendisini
zayıflatmamak şartıyla seferde oruç tutmaktır. Oruç zayıflatır veyahut oruç
sebebiyle meşakkata Uuçar^olunursa tutmamak efdaldır. Meşakkat olmadığı halde
oruç tutmayan da günâha girmiş olmaz. Bizim bu kavlimiz îmam Mâlik ile îmam
Şafiî 'nin de mezhepleridir.
İmam Nevevî: «Mezhep budur.» demiştir.
Mücâhid'den bir
rivayete göre orucu tutmakla tutmamanın hangisi kolayına gelirse yolcu için
efdal olan odur.
Bâzıları: «Yolcunun
orucu tutması ile tutmaması müsavidir.» demişlerdir, İmam Şafiî 'nin bir kavli de budur.
2- Hadîs-i
şerif iftarda acele davranmanın müstehab olduğuna delildir.
3- Yine bu
hadîs orucun ne zaman sona erdiğini beyân etmektedir. İbni Abdilberr
«El-İstizkâr» nâm eserinde: «Akşam namazının vakti girdiği zaman farz
veya nafile oruç tutan kimseye iftarın helâl olacağında bütün ulemâ
müttefiktir.» demiştir.
Ulemâ akşam namazının
gece namazlarından sayıldığında da müttefiktirler. Yalnız iftarın yüzde yüz
güneşin battığını anladıktan sonra mı v;i|nlaraği yoksa bu hususta ictihâd
kafimi geleceği hususunda ihtilâf etmişlerdir.
Eafiî'ye göre, ihtiyat
olan, güneşin battığını yakînen bilmedikçe orucu bozmamaktır.
Bu husustaki tafsilâtı
ftftih kitâplanndan aramalıdır.
4-
Delillerin zahirlerini istifsarda bulunmak caizdir. Çünkü delillerden zahirî
mânâları kastedilmiş, olabilir.
5- Güneşin
battığı tahakkuk eder etmez orucu bozmak helâl olur. (îı»conin bir cüz'ünü
oruçla geçirmek mutlak surette vâcib değildir.
6- Âlim bir
zâta unuttuğundan endişe eden bir meseleyi hatırlatmak gerekir.
7- Şer'î
emir, hissi emirden daha beliğdir. Akıl şeriata hükmedemez.
8- Hurma ile
iftar etmek vâcib değil, müstehabdır.
9- Bir şeyi
bilmeyen kimsenin üç defaya' kadar sormasına müsamaha gösterilir.
55- (1102)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Malik'e, Naci'den dinlediğim,
onun da İbni Ömer (Radiyallahû anhûnt) 'dan naklen rivayet ettiği şu hadîsi
okudum: PeygnmlerfSallallahü Aleyhi ve Sellem) visal orucunu yasak etti, Ashâb:
— «Ama sen visal yapıyorsun.» dediler. Resûlüllah
(Sallaltahü Aleyhi ve Sellem):
— «Ben, sizin gibi değilim, çünkü ben (Rabbim
tarafından) doyurulur ve sulanırım.» buyurdular.
56- (...)
Bize, bu hadîsi Ebû Bekir b. EM Şey be de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Abdullah b. Nümeyr rivayet etti, H.
Bize İbni Nümeyr de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah,
Nâfi'den, o da İbni Ömer (Radiyallahû anh) dan naklen rivayet eyledi ki,
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazanda visal yapmış, (Onu görünce)
halk da visal yapmışlar. Bunun üzerine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) onları bundan menetmiş. Kendisine :
— «Ama sen visal
yapıyorsun.» diyenler olmuş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
— «Ben
sizin gibi değilim.
Çünkü ben doyurulur ve sulanırım.» buyurmuşlar.
(...) Bize
Abdülvâris b. Abdissamed rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, dedem'den, o da
îyyûvdan, o da Nafî'den, o da Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu Hadîsin
ıuslini rivayet etti. Yalnız, «Rama-sanMa» kaydını söylemedi.
Bu hadisi Bubâri
«KitâbuVSavm» in bir-iki yerinde tahric etmiştir.
Visal: îftâr
etmeksizin arka arkaya birkaç gün oruç tu inaktır.
Buhâri'nin bir
rivayetinde: rtcygamheîfSaUallahü Aleyhi ve Seilem) visal yaptı. (Bunu görünce)
halk da visal yaptılar, fakat bu onlara güç geldi. Peygamber(Sollallahil Aleyhi
ve Seilem)de kendilerini bundan menet-ti...» denilmektedir.
Bundan anlaşılıyor ki
Resulüllah (SaUallahü Aleyhi ve Seilem) 'in ümmetini visal orucu tutmaktan
menetmesine sebep açlık ve susuzluk meşakkatidir.
Ashab-ı kiram «Bunu
sen de tutuyorsun ya Resûlallah.» deyince, Fahri Kâinat (SallaUahü Aleyhi ve
Seilem) efendimiz:
«Ben, sizi: hey'et in
iz gibi değilim.» buyurarak kendi halinin, ashabına benzemediğini anlatmıştır.
Ulemâdan bâzıları bu
hadîsdeki «Hey'et? lafzının zâid olduğunu söylerler. Maksat: «Ben sizin gibi
değilim.» demektir.
BesûlüIIah (SallaUahü
Aleyhi ve Seilem) hâlini:
«Ben doyurulur
sulanırım.» cümlesiyle izah buyurmuştur. Zira Teâla Hazretleri ona yiyecek ve
içecek yerini tutacak feya ihsan eder. Bu sû-retle açlık ve susuzluk hissetmez.
Ona ibâdet ve tâat hususunda kuvvet ihsan eder, vücûduna zaaf ve bitkinlik arız
olmaz.
Burada şöyle bir suâl
hâtıra gelebilir: «Acaba bu hadîsden zahiri mânâsı murâd edilip de, Allah
Teâla Hazretleri, Resâl-i Ekrem'ini cennet taamlarıyla cennet meşrubatından
doyurup sulamamış mıdır?»
Cevâp: Bunu
sö'yliyenler de olmuştur. Ortada hiç bir mânide yoktur. Çünkü Resûlüllah
(SallaUahü Aleyhi ve Seilem) Allah Teâla indinde cennet taamlarıyla doyurulup
sulanmaktan daha çok ikdamlara lâyıktır. «Bu tak-qin!msa{Sallallahü Aleyhi ve
Seilem) visal yapmamış olur.» şeklinde bir suâl vârid olmaz, çünkü cennet
taamları dünya taamlarına benzemez. Binâenaleyh onlar visal orucuna mâni
değildir.
Bâzıları: «Yiyip
içtiği halde visalinin bozulmaması Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Seilem} 'e
mahsustur. Bu babda ümmetinden hiç bir kimse ena kıyâs edilemez.» demişlerdir.
Resûlüllah (Sallallahu
Aleyhi ve Setlem)'in ümmetini visal orucundan nehiy buyurması, tahrim mi yoksa
tenzih mi ifâde ettiği, hususunda ulemânın ihtilâfı vardır. Hadîsin zahirine
bakılırsa buradaki nehiy tahrîm içindir.
Gerçi Ashâb-ı kiram
'dan bir cen âatın visal orucu tuttukları rivayet olunmuştur. Meselâ Askeri
'nin «Kitâbü'l-Evâil» nâm eserinde Hz, Abdullah b. Zübeyr'in onbeş gün Visal
orucu tutardığı bildirilmektedir.
Âmir b. Abdillah b.
Zübeyr, Ramazanın onaltı ve onyedinci gecelerinde visal yapar, hiç bir şey
yiyip içmemek suretiyle orucuna devam eder sonra yağ ile iftar edermiş.
Kendisine neden böyle yaptığı sorulunca :
— «Yağ bağırsaklarımı
ıslatıyor ve su cesedimden çıkıyor.» cevâbını vermiş.
Mes'elenin te'vili
ihtilaflıdır.
Ulemâdan bâzıUrı:
«Resûlüllah ('SallaUahü-Aleyhi ve Sellenı) ashabına acıdığı için visal orucunu
menetmiştir. İktidarı olanları visal orucunu tutmakta beis yoktur. Çünkü böyle
bir kimse yemesini içmesini ancak Allah için terkeder demişlerdir.
İmam Ahmed ile îshâk
sahurdan sahura visal yapmayı mekruh saymamışlardır.
Ebû Hanîfe, Mâ1ik, Şâfiî
ve fukanâdan bir cemaata göre visal orucu ne suretle olursa olsun mekruhtur.
Onlara göre hiç bir kimsenin visal yapması caiz değildir.
Ha'ttâbi (319-388) :
«Visal orucu Peygamber (SallaUahü Aleyhi veSeltem) 'in hasâismdandır. Bu oruç
ümmetine yasak edilmiştir.» diyor.
Zâhiri1er'e göre visal
orucu haramdır. «El-Mühezzeb» şerhinde bu orucun kerâhet-i tahrîmiye ile
mekruh olduğu kaydediliyor.
Taberi (224-310) diyor
ki: «As,hâb-ı kiram 'dan bâzıları ile başkalarının günlerce yemeyi
terkettikleri rivayet olunmuştur. Onlar bunu çeşitli sebeplerle yapmıştır.
Bâzıları visal orucuna iktidarı olduğu için visal yapmış, ve iftarlığını
fakirlerle muhtaçlara vermiştir. Bir takımları, iftardan, müstağni oldukları
yahut nefisleri alıştığı için visal yapmışlardır. Nitekim Ameş'in rivayetine
göre Teymi: .
— Ben bazen oruç
tutmadığım halde otuz gün bir şey yemeden dururum, bu benini muhtaç olduğum
vazifeleri görmeme" mâni olmaz, demiştir. A'meş, îbrâhim-i Teymi 'nin iki
ay bir şey yemeden yalnız hurma hoşafı içmekle iktifa ettiğini söylemiştir.
Bâzıları da nefsini
şehvetten menetmek için visal orucu tutmuşlardır. Onlar bunu efdal
görmüşlerdir.»
57- (1103)
Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi.
(Dedi ki) : Bana Yunus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana
Ebû Selemetirbnü Abdirrahman rivayet etti, ki Ebû Hüreyre (RadİyaUahü atıh) şunları söylemiş :
Resûlüllah (SallaÜahü
Aleyhi ve Sellem) visalden nehiy buyurdu. Bunun Üzerine müslumanlardan bir
zât:
— Ama sen visal
yapıyorsun yâ Resûlallâh, dedi, Resûlüllah (SallaUahii Aleyhi ve Sellem):
— «Benim gibi hanginiz olabilir? Ben Rabbim beni doyurup sulayarak
gecelerim.» buyurdular.
Ashâb visalden vaz
geçmekten imtina' edince Resûlüllah (SaUaîlahii Aleyhi ve Sellem) onlara bir
gün, sonra bir gün daha visal yaptırdı, lîila-hare hilali gördüler. Bunun
üzerine Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) visalden vaz geçmeyi kabul
etmediklerinden dolayı (Kendilerine) bir ders-i ibret verircesine :
Şayet bu hilal geçikse idi size daha ziyâde
visal yaptıracaktım.» buyurdular.
58- (...)
Bana Züheyr b. Htrb ile İshâk rivayet ettiler. Züheyr (Dedi ki) : Bize Cerîr,
Umarâ'dan o da Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hüreyre (Radiyallahü anh) 'dan naklen rivayet eyledi Ebû Hüreyre şöyle
demi? Resûlüllah (SallaÜahü Aleyhi ve Sellem);
«Visalden
salcının.» buyurdu. Aslıâb :
— Amv sen visal yapıyorsun
ya Resûlailah, dediler.
Resülûllah
— «Ş ?he$İz kİ bu hususta siz benim gibi
değilsiniz. Zîra ben, Rab-bim beni oyurup sulayarak geceliyorum. Siz gücünüzün yeteceği amelleri üzerinize
alın» buyurdular.
(...) Bize
Kuteybctü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muğire, Ebu'z-Zinâd'dan, o da
A'rec'den, o da Ebû Hüreyre (Radiyallahü anh) 'dan, o da Peygamber (Salîallahü
Aleyhi ve SeUem)*den naklen bu hadîsin mislini rivayet eyledi. Yalnız 6: «Takat
getirebileceğiniz şeyleri yüklenin.» dedi.
(...) Bize
İbni Nümcyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tabam rivayet etti (Dedi ki) : Bize
A'meş, Ebû Sâlih'den o da Ebû Hüreyre (Radiyallahü anh) dan, o da Peygambsr
(Salîallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet eyledi ki, visalden nehi
buyurmuşlar... Hâvi Umara'nin Ebû ZürVdan rivayet ettiği hadîs gibi rivayette
bulunmuştur.
Bu hadisi Buhari ile
Nesâi «Kitâbu's-Savm» da lahrîc etmişlerdir.
Ashâb-ı kiram'in visal orucundan vazgeçmemeleri,
Peygamber (SallaUahü Aleyhi veSel!em)'e muhalefet için değil, bu babdaki
richyin de.ı tenzih mânâsı anladıkları içindir.
Hadîsin zahirinden
anlaşılıyor ki tutulan visal orucu iKi rjaiıain etmiş. Nitekim Mamer 'in
rivayetinde iki gün devam ettir;, tasrih olunmuştur.
Peygamber (SallaUahü
Aleyhi ve Sellemyin visal orucuna müsâaade buyurması nehyi te'kid ve bu babda
hâsıl olacak mefsedeti göstermek içindir. Visal orucundan doğacak mefsedet:
İbâdete bıkmak, zayıf ve bîtap düşerek başka ibâdetlerini yapamamaktır.
Buhârî bu hadîsi
«Kitâbu't-temenni» de dahi rivayet etmiştir. Oradaki rivayetinde Enes b. Mâlik
(Radiyallahü anh) şöyle demiştir. «Peygamber (SallaUahii Aleyhi ve Sellem)
ayın sonunda visal yaptı, onu gören bir takım insanlar da visal yaptılar.
Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)
bunu duyunca :
— «Bu ay uzamış olsa
öyle bir visal yapardım ki : Bu isin derinliğine dalanlar cndan vazgeçerdi. Şüphesiz ki ben sizin gibi
değilim.' Ben Rab-bim beni doyurup suladığı halde yaşar.m, buyurdu.
Görülüyor ki
Resûlüllah (Salia'lahü Aleyhi ve Sellem) ashabın n visal orucunu
terketmediklerini görünce onlara canı sıkılmış, ayın sonu olmasa kendilerine
bütün bir ay visal orucu tutturmak suretiyle, visal orucunun ne demek olduğunu
göstermek istemiştir.
Babımız hadîsinde bu
mânâda «Münekkil» tâbiri kullanılmıştır. Bâzı rivayetlerde bunun yerine
«Tenkil» denilmiştir.
Hattâ bir rivayette bu
lâfız »Münkir» şeklinde zaptedilmiştir.
Tenkil: Başkalarına
ibret olacak şekilde cezalandırmaktır. Buradaki cezadan murâd: Visal orucunu
müddetini uzatmakdır. Zira günlerce yiyip içmeden gece gündüz oruçlu bulunan
bir kimse nihayet zaafa düşer, vücûdunda derman kalmaz ve bu orucu bırakmak
için izin ister.
59- (1104) Bize
Ztiheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebii'n-Nadr, Haşim b. Kaasim
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman, Sâbit'den, o da Enes (Radiyallahü anh)'dan naklen rivayet
eyledi. En es şöyle demiş:
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) Ramazanda namaz kılıyordu, ben de gelerek yambaşına (namaza)
durdum. Başka bir adam gelerek o da durdu. Neticede bir cemâat olduk. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benim arkasında olduğumu hissedince namazda
kısaltma yapmaya başladı. Sonra evine girdi, (orada) öyle bir namaz kıldı ki,
onu bizim, yanımızda kılmadı. Sabahladığımız vakit kendisine:
— «Akşam (arkanda) biz
olduğumuzu anladın mı?» jttye sorduk. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem):
— «Evet, yaptığım tahfife beni sevkeden budur.»
buyurdular.
Müteakiben Resûlüilah
(SaüaUuhii Aleyhi ve Sellem) visal orucu tutmaya başladı. Bu iş ayın sonuna
tesaadüf etmişti. Derken ashabından bir i;ı-kim adamlar da visal orucuna başladılar.
Bunun üzerine Peygamber (Sallaîlahii Aleyhi ve Sellem):
— «Bazı adamlara ne oluyor ki visal yapıyorlar?
şüphesiz siz benim gibi değilsiniz. Bana bakın, Vallahi eğer ay uzamış olsaydı size Öyle bir visal
orucu tuttururdum kî bu işin
derinliğine dalanlar ondan vazgeçerlerdi.»
buyurdular.
60- (...)
Bize Asım b. Nadr Et-Teymî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid yani
İbni'l-Hâris rivayet eyledi. (Dedi ki) : Bize Humeyd, Sâbit'den, o da Enes
(Radiyallahü anlı)'dan naklen rivayet etti, şöyle demiş: Resû-lüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan ayının başında visal onun tuttu. (Onu
görünce) müslümanlardan bazı kimseler de visal yaptılar. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunu duyunca :
— «Bu ay bize uzamış
olsa öyle bir visal yapardık ki : bu işin derinliğine dalanlar ondan
vazgeçerlerdi. Şüphesiz kî sız benim gibi değilsiniz — yahut şüphesiz ki ben
sizin gibi değilim.— Çünkü ben, Rabbİm beni doyurup suladığı halde yaşarım.»
buyurdular.
61- (1105)
Bize İshâk b. İbrahim ile psman b. Ebî Şeybe hep birden ALde'den rivayet
ettiler, tshâk (Dedi ki) : Bize Abdetü'bnü Süleyman, Hişam b. Ur ve'den, o da
babasından, o da Âişe (Radiyallahü anh) 'dan naklen haber verdi. Âişe şöyle
demiş:
Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) ümmetine acıdığı için
kendilerini visal orucundan nehiy bu;' ırdu. Ashâb :
— «Ama sen de visal
yapıyorsun.» dediler. Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem):
— «Ben, s'zin
gibi değilim. Çünkü
beni Rabbim doyurur
sular.» buyurdu.
Enes hadîsini Buhâri
«Kitâbu't-Temenni» deve biraz lafız farkıyla «Kitâbu's-Savm» da, Âişe hadîsini
«Kitâbu's-Savm» da tahrîc ettiği gibi Âişe hadîsini Nesâi dahi «Kitâbu's-savm»
da rivayet etmiştir.
İbnü'l-Arabî diyor ki
: «Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'in ashabına visal orucu tutmak
için müsaade buyurması, onlara bir cezadır. Ceza tarikiyle verilen müsaade ise
şeriattan değildir.»
Teammuk: Teklif
edilmeyen bir şeyi yapmağa çalışmak, bir şey'İn derinliğine dalmaktır.
Bu rivayetler dahi
mânâ ve hüküm itibârı ile yujcarkiler gibidir.
Enes (Radiyallahiianh)
hacîHnde :
«Resûlüllah
(Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) ramazanın başında vİsâl orucu tuttu.» denilmiştir.
Müs1im'in ekşer-i
nüshalarında rivayet bu şekildedir. Kaadî İyâz dahi ekser-i nüshalardan bu
hadisi ayni şekilde nakletmiş fakat bunun râvi tarafından bir vehim olduğunu
söylemiştir.
Doğrusu Ramazan ayının
sonunda visal yapmış olmasıdır Müs1im'in bâzı râvileri onu bu şekilde de
rivayet etmişlerdir. Nitekim bundan önceki rivayetlerle sair hadîslerde de hal
böyledir.
«Zaile» fiili: bir
şey'i gündüz yapmak mânâsında kullanılır. Bunun zıddı «Bate» yani «gece yaptı»
fiilidir.
Fiil bu mânâya
alındığı takdirde hadîs-i şerif: «Rabbim bana .gündüzün yemiş içmiş gibi
kudret ve tâJcat verir.» mânâsına te'vil olunur ki Nevevî: «Sahih olan mezheb
de budur.» diyor.
Ancak bu keilmeden
«olmak» mânası da kastedilmiş olabilir. Bu takdirde mâna «Ben Rabbimin beni
doyurup suladığı halde olurum:» demektir.
62- (1106)
Bana Aliyyü'fcnü Hucr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Stif-yan, Hişam b. Ur ve d
en, o da babasından, o da A işe (Radiyallahû anha) dan naklen rivayet eyledi.
Âişe :
«Resûlüllah (SallaUahü
Aleyhi ve SeUem) oruçlu iken kadınlarından bazısını öperdi, demiş sonra gülmüş.»
63- (...)
Bana Alîyyü'bnÜ Hucr Es-Sa'di ile İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. Dediler ki :
Bize Süfyan rivayet etti. (Dedi ki) : Abdurrahman b. Kaasim'e:
— Sen, babanı Âişe (Radiyallahû anha) 'dan
naklen Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) 'in oruçlu olduğu halde onu
öperdiğini rivayet ederken işittin mi? dedim, Abdurrahman biraz sustu, Sonra:
— «Evet» cevâbım verdi.
64- (...)
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Aliyyü'bnü Müshir,
Ubeydullah b. Ömer'den o da Kaasim'den, o da Âişe (Radiyallahû anha) 'dan
naklen rivayet etti, Âişe şöyle demiş:
«Resûlüllah (SallaUahü
Aleyhi ve Sellem) oruçlu olduğu halde beni öperdi. Anra sizin hanginiz Resûlüllah
(SallaUahü Aleyhi ve Sellem) in nefsine hakim olduğu gibi kendine malik
olabilir?»
65- (...) Bize Yahya b. Yahy