13- ORUÇ BAHSİ. 3

1- Ramazan Ay'ının Fazileti Babı. 3

2- Ay Görülmekle Ramazan Orucunun Farz Olması, Yine Ay Görülmekle Bayram Yapılması, Ay'ın Başında veya Sonunda Hava Bulutlu Olursa Ramazan’ın Otuz Gün Üzerinden Tamamlanması Babı. 6

3- Ramazandan Önce Bir Veya Îki Gün Oruç Tutmayın Babı. 11

4- Ay'ın Yirmidokuz Gün Olması Babı. 12

5- Her Belde Halkı İçin Ay'ı Kendileri Görmelerinin Müteber Olduğunu; Bir Beldede Hilal'i Görürlerse, Onlardan Uzak Olan Yerler İçin Bu Hükmün Sabit Olmadığını Beyan Babı  13

7- Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in «Bayram Ayları Noksan Olmazlar» Hadisinin Manasını Beyan Babı :. 15

8- Oruca Girişin Fecrin Doğması İle Hasıl Olduğunu, Fecir Doğuncaya Kadar Yemek ve Sairenin Cevazını, Kendisine Oruca, Namaz Vaktine ve Saireye Girmek Gibi Hükümler Taalluk Eden Fecrin Sıfatını Beyan Babı. 16

Bu Hadislerden Çıkarılan Hükümler:. 19

Bu  Hadisden Çıkarılan Hükümler :. 19

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:. 21

9- Sahur Yemenin Fazileti, Bitte'kid Müstehab Oluşu, Sahüp’u Tehir ve Îftarı Acele Yapmanın Müstehab Oluşu Babı. 21

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :. 23

10- Orucun Nihayete Ermesi ve Gündüzün Çıkması Vaktinin Beyanı Babı. 25

Bu Hadisden ÇıklarılanHükümler :. 26

11- Visal Orucundan Nehiy Babı. 27

12- Oruçlu Îken Öpmenin, Şehvetini Harekete Getirmeyen Kimselere Haram Olmadığını Beyan Babı:. 30

13- Cünüb Olduğu Halde Üzerine Fecir Doğan Kimsenin Orucunun Sahih Olması Babı  33

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 35

14- Oruçlunun Ramazan Gününde Cima' Etmesinin Şiddetle Haram Kılındığı, Bu Sebeble Büyük Keffaretin Vücubu ve Beyanı, Küffaretin Zengine de Fakire de Lazım Geldiğini ve İmkan Buluncaya Kadar Fakirin Zimmetinde Sabit Olduğunu Beyan Babı. 36

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:. 39

Hadisten Çıkarılan Hükümler Bir Kaç Nevidir:. 41

15- Masiyet Sebebiyle Olmamak Üzere Ramazanda Yolculuk Eden Kimsenin Gideceği Yer İki Konak veya Daha Fazla İse Oruç Tutup Tutmamanın Cevazı, Oruçtan Bir Zarar Gelmeden Tutmağa İktidarı Olan   Kimsenin Oruç Tutmasının, Meşakkat Görecek Kimsenin İse Tutmamasının Efdal Olunduğunu Beyan Babı. 42

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 43

16- Bir Îş Görmek Şartıyla Seferde Oruç — Tutmayanın Ecri Babı —... 46

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :. 46

17- Seferde Oruç Tutmakla Tutmamak Arasında Muhayyerlik Babı. 47

18- Arafe Günü Hacının Oruç Tutmamasının Müstehab Oluşu Babı:. 49

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler. 50

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler. 50

19- Aşure Günü Orucu Babı. 51

20- Aşüra Orucunun Hangi Gün Tutulacağı Babı. 57

21- Aşüra Günü Oruç Tutmayan Kimsenin, O Günün Kalan Kısmını Yemeden Geçirmesi Gerektiği Babı. 58

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:. 59

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler. 60

22- Ramazan ve Kurban Bayamı Günlerinde Oruç Tutmakten Nehiy Babı. 60

23- Teşrik Günlerinde Orucun Haram Kılınması Babı:. 62

24- Münferiden Cuma Günü Oruç Tutmanın Keraheti Babı:. 63

25- Teala Hazretlerinin «Oruca Takat Getiremeyenlere Fidye Lazımdır.» Âyet-ı Kerimesinin  «Sizden Her Kim Bu Ay'a Yetişirse Onun Orucunu Tutsun.» Âyet-i Île Neshedildiğinin Beyanı Babı:. 65

26- Ramazan Orucunu Şaban Ayında Kaza Babı. 66

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler. 66

27- Ölen Bir Kimse Namına Orucun Kazası Babı. 66

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :. 67

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :. 69

28- Yemeğe Davet Edilen Oruçlunuın Ben Oruçluyum, Demesi Gerektiği Babı. 70

29- Oruçlunun Dilini Tutması Babı:. 70

30- Orucun Fazileti Babı:. 71

31- Zarar Gelmemek ve Bir Hak Zayı Etmemek Şartıyla Oruca Takati Olan Kimse İçin Allah Yolunda Oruç Tutmasının Fazileti Babı. 74

32- Nafile Orucu Gündüzün Zevalden Önce Niyet Etmenin ve Nafile Oruc Tutan Kimsenin Özürsüz Orucunu Bozmasının Cevazı Babı:. 75

33- Unutan Kimsenin Yeyip İçmesi  Île Cima'nın Orucu Bozmaması Babı. 76

34- Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem)in Ramzandan Başka Zamanlardaki Orucu ve Hiç Bir Ayı Oruçdan Hali Bırakmanın Müstahab Olması Babı:. 76

35- Oruçdan Zarar Görecek Yehut Oruç Sebebi İle Bir Hak Zayi Edecek Olan Kimse Île Bayram ve Teşrik Günlerinde Oruç Tutanı, Devamlı Oruçdan Nehiy ve Bir Gün Oruç Tutup Bir Gün Bırakmanın Faziletini Beyan Babı. 79

Bu Riyayetlerden Çıkarılan Hükümler:. 83

36- Her Aydan Üç Gün ve Arafe, Aşüre, Pazartesi, Perşembe Günkeri Oruç Tutmanın Müstehab Oluşu Babı. 83

37- Şaban Ayı Sonlarında Oruç Babı. 86

38- Muharrem Orucunun Fazileti Babı. 86

39- Ramazanın Arkasından Şevval'den Altı Gün Oruç Tutmanın Müstehab Oluşu Babı  87

40- Kadir Gecesinin Faziletini Beyan, O Geceyi Aramaya Teşvik, Yerini ve En Ümid Edilen Vaktini Beyan Babı. 88

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler. 92

 


13- ORUÇ BAHSİ

 

Savm: Lûgatta imsak yâni kendini tutmak mânâsına gelir.

Yiyip, içmek, konuşmak ve yürümek gibi şeylerden kendini tutan kimseye lûgaten -Sâim» derler.

Bundan mâada rüzgârın sükûnet bulması, güvercin pisliği ve bir nev'î ağaç gibi bir çok mânâlara da gelir.

Şeriatta: Tanyeri ağırmacan başlı yarak, güneş batıncaya kadar yi­yip içmek, cima etmek ve ciir"'c mülhak olan şeylerden kendini tut­maktır.

Savm'ı: «Niyet şartıyla zamân-ı mahsûsta imsâk-i mahsûstur» liye tarif edenler olduğu gibi «fecri sânînin doğmasından güneş kavuşuncaya kadar orucu bozan şeylerden kendini tutmaktır.» şeklinde tarif edenler de olmuştur.

Oruc'un rüknü: imsâkdır.

Sebebi : Muhteliftir. Ramazan orucunun sebebi: Rama­zan ayına erişmektir. Ve her gün, o günde edâ edilecek orucun se­bebidir.

Keffâret oruçlarının sebebi: Yeminden dönme ve kati gibi şeylerdir.

Nezir oruçlarının sebebi de : Yapılan adaklardır.

Orucun vücûdunun şartı: Müslüman, âkil ve baliğ olmaktır.

Vücûb-u edasının şartı : Hasta olmamak, mukîm yâni evinde yerinde 'Dulunmaktır.

Sıhhatinin şartı: Niyet etmek, hayız ve nifâsdan temiz bulunmaktır. Hükmü : Borcun ödenmesi ve sevap kazanmaktır.

Orucun hikmetleri: Çoktur. Ezcümle: oruç insana, fakirlere karşı merhamet hissi aşılar. Çünkü açlık ve susuzluk iztırâbını bir kaç zaman tatmış olan bir kimse bütün sene ıztırâp içinde çırpınan yoksul biçârele­rin hâlini mutlaka hatırlar ve onlara acıyarak yardımlarına koşar.

Orucun en büyük hikmeti nefsi terbiye etmesidir. Bu cihet usûl-i fı­kıh ilminde gerektiği şekilde îzâh edilmiştir.

Orucun bunlardan maada nice hikmetleri vardır. Fakat kula gereken: onu hikmet ve faydaları için değil sırf Allah'ın emrine imtisal ve ibâdet maksadıyla tutmaktır. Zîrâ bir işten maksat ne ise, hüküm ona göre ve­rilir. Binâenaleyh orucu meselâ midenin istirahat in i te'mîn yahut vücûda faydası olduğu için tutanlar onun sevabına nail olamazlar.

Resûlüllah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz:

«Nice oruç tutanlar vardır ki kazançları yalnız açlık ite susuzluktan ibarettir.» hadîsiyle bu cihete işaret buyurmuştur.

Oruç muhkem bir farizadır. Farziyeti: Kitap, sünnet ve icmâM ümmet ile sabittir. Binâenaleyh onu inkâr yahut alay eden kimse dînden çıkar. Özrü yokken tutmayan ise fâsik olur.

Kitaptan delili:

«Sizden her kim bu ay'a yetişirse, onun orucunu tutsun  [1] ...»    ve

«Üzerinize oruç farz kılındı [2]» âyet-i kerimeleridir. Bu bâbda ' cumâ-ı   ümmet   de vardır.

Sünnetten delili : Bu bahiste görülecek hadislerle meşhur tmân ve ısiâm hadîsidir.

Oruç Hicretin ikinci yılı Şaban ay'ında farz kılınmıştır, ,Resû-lüllah (Sailallahü A leyhi ve Sttltem)  dokuz   Ramazan   oruç tutmuştur.

Ramazan orucundan önce başka bir oruç farz olup olmadığı husûsıında selef ihtilâf etmişlerdir. Cumhura göre Ramazan orucundan evvel hiç bir oruç farz kılınmamıştır. Bir kavle göre evvelâ Aşûrâ orucu farz olmuş, sonra bu oruç Ramazan'la neşredil­miştir.    Hanefii1er'in kavli de budur.

 

1- Ramazan Ay'ının Fazileti Babı

 

1- (1079) Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe ve İbni Hucr rivayet et­tiler. Dediler ki: Bize İsmâîl yâni İbni Ca'fer, Ebû Süheyl'den, o da baba­sından, o da Ebû Hüreyre (Radiyallahûanh) 'dan naklen rivayet etti ki, Resûlüllah  (Saltatlahü A ieyhi ve Sellem) :

— «Ramazan geldimi cennet kapıları, açılır; cehennem kapıları kapa­nır, ve şeytanlar bukağılanır.» buyurmuşlar.

 

2- (...) Bana HarmeletÜ'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan, o da İbni Ebî Enes'den naklen haber verdi; İbni Ebi Enes'e de babası rivayet etmiş ki kendisi Ebû Hüreyre (RadiyallahÛ anti) 'ı şöyle derken işitmiş: Resûlül­lah   (Sallallahü A leyhi ve Sellem):

— «Ramazan geldimi rahmet kapılan açılır, cehennem kapılan kapa­nır ve şeytanlar zincirle bağlanırlar.» buyurdular.

 

(...) Bana, Huhammed b. Hatim ile Hûlvânî rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ya'kûb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize batanı, Sâlih'den, o da îhni ŞihâVdan naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Nâii [3] b. El»i Kut*, n vâyet etti, ona ta tabası rivayet etmiş. Babası, Efaû Hüreyre   (Rudiyalluiıû anh) 'ı şöyle derken işitmiş: Resulü İlah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem):

«Ramazan girdimi...»  buyurdular.

Râvî hadîsi yukarki hadîs gibi nakletmiştir.

Bu hadîsi Buhârî  «Kitâbu's-Savm* ve «Kitâbu Bed'i'l-Halk»Uı tahric etmiştir.

Zemahşeri   (467-538)'n in beyânına göre Kamadan: Yandı mâ­nâsına gelen    (Rameda)   fiilinin mastarıdır.

Şehr kelimesi bu mastara izafe edilerek   (Şehr-u   Ramada'n) şeklinde alem olmuşdur.

Oruç ayına «Ramazan» denilmesi:    Müslümanlar o ayda açlık veya susuzluğun hararetinden yandıkları içindir.

Bâzıları: «Araplar eski lûgattan ayların isimlerini naklederken onla ra zamana göre isim vermişlerdir. Oruç ayına «Ramazan» demeleri şid­detli sıcaklara tesaadüf ettiğindendir.» derler.

Bu bâbda daha başka kaviller de vardır.

Cennet kapılarının açılması, cehennem kapılarının kapanması vp şey tanların bukağılanması hususunda Kaadı îyâz şunları söylemiş­tir: «Bu hadîsden zahirî mânâsı ve hakikati kastedilmiş olması muhte­meldir. Şu hâlde cennet kapılarının açılması, cehennem kapılarının ka­panması ve şeytanların bukağılanması Ramazan ayının girdiğine bir alâmet ve hürmetini ta'zîm olur. Şeytanların bukağılanması: Mü'min-lere eza edememeleri içindir. Maamâfih bu sözlerden murâd: Mecazî mâ­nâları da olabilir: Bu takdirde hadîs-i şerif Ramazan'da sevap ve afvın çokluğuna, şeytanların ezâ ve iğvâların azaldığına işaret olur. Y/mi şeytanlar bağlanmış gibi olurlar da, bâzı şeylere ve bâzı insanlara tasal­lut eder; bâzılarına edemezler.

Hadîsin ikinci rivayetinde: (Rahmet kapıları açılır) başka bir rivayette:

(Şeytanların azgın takımı bukağ;lcın:r.) buyurulmuş olması da bu ih­timâli te'yîd eder. Cennet kapılarının açılmasından murâd: Bu ay'da umu­miyetle sâir-aylarda görülmeyen oruç, teravih ve şâir hayırât gibi tâat-lara Allah'ın fütuhat vermesi de kastedilmiş olabilir. Çünkü bunlar cen­nete girmeye sebep ve âdeta cennete açılan kapular mesabesindedir. Ce­hennem kapılarının kapanması ve şeytanların bukağılanması da günah­lardan sakınmaktan ibaret olur.»

Nevevî diyor ki: «Bu hadîs muhakkakkikîn-i ulemâ ile Buhârî'nin kaail oldukları sahîh ve muhtar olan mezhebe delilidir. Bu mezhebe göre ay zikre tmeksizin sâdece (Ramazan) demek kerâ-hetsiz olarak caizdir.

Bu mes'ele hakkında üç mezheb vardır :

1- Ulemâdan bir tâife'ye göre hiç bir suretle münferiden (Ra­mazan) denilemez. Mutlaka (Ramazan) ay'ı demek îcâb eder, Mâ1îkiyye ulemâsının kavilleri budur. Onlar Ramazan'in Es-mâullah'dan olduğunu binâenaleyh Allah'dan başkasına ancak bir kayıt­la ıtlak edileceğini söylerler.

2- Ulemâmızın ekserisi ile İbni Bâkıllânî'ye göre Ramazan'dan oruç ayı kastedildiğine bir karine bulunursa, bu kelimeyi izâfetsiz olarak (Ramazan) şeklinde kullanmakta bir kerahet yoktur. Karine bulunmazsa mecruhtur. Onlara göre  (Ramazan tuttuk.) (Ramazanda teravih kıldık), (Ramazan bütün ayların efdalıdır.)  (Rama­zan'in sonunda Kadir gecesini aramak mendûbdur.) gibi sözlerde kerahet yoktur. Fakat (Ramazan geldi.), (Ramazan girdi.) gibi sözler mekruhtur.

3- Muhakkîkîn-i ulemâ ile Buhârî'nin mezhep­lerine göre: Karine olsun olmasın (Ramazan) kelimesini münfe­riden kullanmakta kerahet yoktur. Doğru olan mezhep de budur.

Birinci ve ikinci mezhepler fâsitdirler. Çünkü kerahet ancak şeriatın yasak etmesiyle sabit olur. Bu bâbda hiç bir nehiy sübût bulmamıştır.

Ramazan'm Allah'a mahsûs bir isim olması iddiası da doğru de­ğildir. Bu hususta hiç bir sahîh delîl yoktur.

Bâzı haberler vârid olmuşsa da, onlar da zayıftır. Allah'ın isimleri tevkifidir; onlar ancak delille sabit olur. Ramazan'in isim olduğu sübût bulsa bile bundan münferiden kullanılmasının keraheti lâzım gel­mez. Babımız hadîsi birinci ve ikinci mezhepleri sarahaten reddetmek­tedir. Oruç ayına (Ramazan) denilebileceğini gösteren bir çok sahîh hadîsler vardır.»

Ashâb-ı Kiram 'dan bir çokları babımız hadîsi mânâsında ha­dîsler rivayet etmişlerdi".

Aynî   bunları bir araya toplamış ve şöyle sıralamıştır :

1- Nesâî  ile İbni   Mâce, Hz. Abdurrahmân   b. Avfdan şu hadîsi tahrîc   etmişlerdir: Nadr b. Şeybân şöyle demiş:   «Ebû   Selemet'bni   Abdirrahmân'a   dedim ki:

— (Bana babamdan dinlediğin, onun da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Setlem) 'den —araya başka râvî girmemek şartıyla; bizzat— dinlediği bir hadîs şöyle.»

Ebû Seleme :

  «Hay hay   söyliyeyim:   Bana,    habam   rivayet etti.    Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

  Şüphesiz ki Allah Tebâreke ve Teâlâ Ramazan orucunu farz kılmış­tır.   Ben do size onun kıyamını sünnet kıldım.   Binâenaleyh her kim îmân ederek ve sevabını hesaba katarak Ramazanın orucunu tutar, namazını du kılarsa günahlarından annesinin doğurduğu gün gibi (mâ sû m olarak) ç'ttar» buyurmuşUr, Nesâî senedin yanlış olduğunu söylemiş: «Doğrusu   Ebû   Se­leme,   Ebû   Hüreyre Men rivayet etmiştir.» demiştir. Kıyamdan murâd: Terâvîh namazıdır.

2- Ebû Ya'lâ, Hz.İbni Mes'ûd'danşu hadîsi rivayet eder:  îbniMes'ûd (Radfyatlahû atıh) Peygamber   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i Ramazan başında şöyle buyururken işitmiş:

  «Kullar Ramazanda ne derece sevaplar olduğunu bilseler ümmetim bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederdi...»

Hadîs uzuncadır, yalnız münker hattâ bâtıldır. Zîrâ senedinde C e-rîr b. Eyûb El-Becelî vardır. Bu adam hadîs uydururmuş. Vekî' Ebû Nuaym, Fadl b. Dükeyh gibi imamlar onu hadîs uydurmakla itham etmişlerdir. îbni Maîn onun hak­kında «Bir şey etmez.» demiş; Buhârî ile Ebû Zür'a hadîsi­nin münker olduğunu söylemişlerdir.

Nesâî   dahî «O, metrûkü'l-Hadîstir.» demiştir.

3- Haris b. Ebî Üsâme, Hz. Selm&n-ı Fârı-s î 'den şu hadîsi rivayet etmiştir: Selmân demiş ki:

  Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Şâbân'ın son günü bize hut­be okudu ve:

  «Ey cemâat! Size büyük bir ay yaklaşmaktadır; Öyle mübarek bir ay ki: İçinde bin aydan daha hayırlı bir gece vardır.   Allah, o ayın oru­cunu farz, terâvîh'İni nafile olarak meşru kılmıştır.   İmdi her kim bu ayda hayır nâmına bir İş yaparsa yetmiş tane farz eda etmiş gib* olur   Bu ay: sabır ayıdır. Sabrın sevabı İse cennettir.  Bu ay yaıd-mlcşma ayı Ar. Bu ayda mü'minin rızkı arttırılır   » buyurdular.

Bu hadîs dahî uzundur. Senedinde İyâs nâmında bir râvî vardır. Mezkûr râvî meçhuldür. Binâenaleyh hadîs münkerdir.

4- Nesâî, Enes (Radiyaltahû anh) 'dan şu hadîsi tahrîc et­miştir: Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Selîem):

  «İşte Ramazan geldi. Bu ayda cennet kcıp:ları açılır, cehennem ka­pıları kapanır, şeytanlar da zincirle barlanrr.»  buyurmuşlardır.  Ancak Nesâî   onun hatâ olduğunu söylemiştir.

Ayni hadîsi Taberânî dahî «El-Evsat» nâm eserinde tahrîc et-mişdir. Onun rivayetinde hadîsin sonunda şu cümle de vardır:

«Ramazana erişip do affolunmayan bizden ırak olsun. Böylesi Rama­zanda affolunmazsa ne zaman affolunur?»

Bu hadîsin râvîleri arasında Fad1 b. îsâ vardır ki hadîsi mün­kerdir.

Hz. Enes’in bir hadîsi daha vardır ki: Onu da Ukaylî za­yıf hadîsler tneyâmnda rivayet etmiştir.

5- Taberânî'nin Hz. Ubâde tü'bn ü's-Sâmit (Radiyallahâ anh) 'dan rivayet ettiği bir hadîsde şöyle Duyurulmuştur: Ra­mazan geldiğinde bir gün Resûlüllah  (SallallahU Aleyhi ve Settem) :

  Size Ramazan eldi. Bu ay bereket ay'ıdır. Bu ayda Allah size yardım eder. Rahmetini indirir, günahları affeder, duaları kabul buyurur. Allah, sizin ibâdet hususundaki yarışınızı görür de sizinle meleklerine ifti­har eder.   Binâenaleyh siz Allah'a hayır İşlediğinizi gösterin. Çünkü şakı bu ayda Allah'ın rahmetinden mahrum kalan kimsedir»; buyurdular.

Hadîsin isnadında Muhamed b. Ebî Kays vardır. Bu zâtın hâli keşif ve îzâha muhtaçtır.

6- Taberânî, îbni Abbâs (Radiyallahû anh) 'dan şu hadîsi rivayet etmiştir: Resûlüllah (SattaUahÜ Aleyhi ve Selîem):

  «Size meleklerin en faziletlisini haber vereyim mi? O, Cibril Aley-hisselâm'dır.    Peygamberlerin efdalı Adem Aleyhissolâm, günlerin efdalı Cuma; aylarm efdalı Ramazan, gecelerin efdalı Leyle-İ Kadir, kadınların efdalı da Meryem binti Imrân Aleyhesselâmdrr.» buyurdular.

Bu hadîsin râvîlerinden Nâfi '  b. Hürmüz   zayıftır. tbnü'l-Cevzî    (508-597).   îbni   Abbâs     (Raâiyallahû anh) dan bu bâbda uzun bir hadîs rivayet etmişse de, o hadîs münkerdir.

7- Yine   Taberânî,   Hz.   Abdullah   îbni ömer'den şu hadisi rivayet etmiştir.    Peygamber    (SallallahU Aleyhi ve Selîem):

  «Şüphesiz ki cennet sene başından, gelecek seneye kadar Rama-za : iç!n «üslenir.   Ramazanın ilk gecesi oldumu arşn altından b;r rüzgâr es   ...    buyurdular.

Bu hadîsin râvîlerinden Ve1îd b. Velîd'i Dârakutnî ile başkaları zayıf bulmuş; Ebû Hatim ise: «doğru söyler.» diyerek onu tevsik etmiştir.

8- Taberânî «El-Evsat» nâm eserinde Hz. Ömeru'-bnu'l-Hattâb (Radiyailahû anh) 'dan da şu hadîsi rivayet et­miştir:

«Ramazanda Allah'ı zikreden Kimsenin günâhı affolunur.    Aİlah'dan dileyen mahrum kalmaz.»

Bu hadisin isnadında Hilâl b. Abdirrahmân nâ­mında bir râvî vardır ki: Ukay1ionu zayıf bulmuş, hadîsini mün-ker saymıştır,

9 - Taberânî 'nin, Hz. Ebû Ümâme 'den rivayet ettiği bir hadîste şöyle buyurulmaktadır:

«Her iftar zamanı Allah'ın   cehennemden azâd ettiği kimseler vardır.» Hadîsin râvîleri mütemetdirler.

10- Taberânî   «Es-Sağir» adlı eserinde   Hz. Ebû Saîd-i Hudrî 'den şu hadîsi rivayet etmiştir:

«Gerçekten Ramazan ayının ilk gecesinde gök kapıları aol r. Bunbr Ramazan'in son   ecesine kadar kapanmazlar.»

Bu hadîsin râvîleri arasında Muhammed b. Mervân Es-Sa'dî nâmında zayıf bir zât vardır. Hz. Ebû Saîd 'den Bez-zar   dahî şu hadîsi rivayet etmiştir:

«Şüphesiz ki Allah Teâlâ'nm Ramazanda her gün her gece azâd ettiği kulları vardır. Ve her müslümanın her gün her gece kabul buyurulan bir duası olur.»

bu hadîsin isnadında zayıf bir râvî olan Ebân b. Ebî Ay­yaş   vardır.

Tabarânî yine Hz. Ebû Saîd 'den şu hadîsi rivayet et­miştir:

«Seneden seneye tutulan Ramazan oruçları, aralarındaki günahlara kef-fârettir.»

11- Taberânî,   Ebû   Mes'ûd-u   Gıfârı   (Radiyailahû anh) 'dan îbni  Mes'ûd   hadîsi gibi bir rivayet nakletmiştir. Bu hadîs dahî zayıftır.

12- Nesâî,  Hz. Âişe   (Radiyailahû anha)'dan'şu hadîsi riva­yet etmiştir:

ResûlüllaH (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) azimetle emretmek sizin halkı Ramazan.'da   Teravih   kılmaya teşvik buyurur ve:

— Ramazanda îmân ve ihtisâpla teravih kılan kimsenin geçmiş günah­ları affolunur» derdi.

13- Taberânî 'nin, Ümmü Hanî (Radiyaüahû anh) 'dan rivayet ettiği bir hadisde şöyle buyurulmaktadır:

«Ümmetim Ramazan ayını ibâdetle ihya ettikçe asla kepaze olmıyacak-lard r.» Ashâbtan :

  Ramazan ayını boşuna geçirmekde ümmetinin ne kepazeliği olur Yâ Resûlallah? diyenler bulundu. Peygamber »Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

  Onun hürmetini çiğnemek...»  buyurdular.

Ayni hadîsde:

Binâenaleyh Ramazan ayından korunun. Zîrâ o ayda işlenen hayırlı ameller başka aylarda görülmedik bir şekilde katlanır. Kötülükler de öy­ledir.»  ifâdesi de vardır.

Hadîsin isnadına îsâ b. Süleyman El-Curcâni var­dır. Bu zâtı İbni Hibbân mevsuklardan, İbni Maîn ise zayıflardan saymıştır.

Rivayetlerin bâzılarında «Gök kapıları açılır.»; diğer bâzılarında «Cennet kapılan açılır.» bu/urulmuştur. Zahiren bu rivayetler birbirleri­ne muarız gibi görünürlerse de, hakîkatta aralarında hiç bir zıddiyet ve ınünâfaat yoktur. Zîrâ gök kapılan semâdadır, cennet semânın üstünde olduğu için ona bu kapılardan çıkılır.

Rahmet kapılarından murâd da: Cennet kapılarıdır.

Tıybî diyor ki: «Bu kapıların açılmasının faydası: meleklere  huç tutan kulların fiillerini göstererek o fiilleri beğendirmek ve bunun Allah indinde pek büyük bir mertebe olduğunu bildirmektir.

Bir de Peygamter (SaUallahü Aleyhi ye Sellem) Jin haberlerine istina­den gök kapılarının açılacağına inanan mükellef bir kulun neşâtı artar. lîu hakikati hulûs-i kalple kabul eder.»

Şeytanların bukağılanması hususunda Hu1eymî şunları söy­lemiştir: «İhtimâl ki şeytanlardan murâd: Semâdan meleklerin sırlarını çalanlardır. Bunların Ramazan günlerinde değil de sadece Ra­mazan gecelerinde bağlanmaları muhtemeldir. Çünkü şeytanların bu güruhu Kur'ân-ı Kerîm inerken sır çalmaktan menedilmiş-lerdi. Binâenaleyh muhafazada mubağlağa göstermek için bağlanmaları artırılmış olabilir. Bu sözden şeytanların müslümanları başka aylarda ol­duğu gibi adam akıllı ifsat edememeleri de kastedilmiş olabilir. Çünkü müslümanlar Ramazanda oruçla, Kur'ân okumak ve zikretmekle meşgul olurlar. Bu gibi şeyler ise şeytanları inkisâr-ı hayâle uğratır.» Bâ­zıları şeytanlardan murâd: Onların azgın takımı olduğunu söylemişlerdir.

Bu takdirde: «Şeytanlar Ramazanda bağlanıyor da neden yine bir çok kimseler günah işliyorlar?» şeklinde bir suâle meydan kalmaz.    Çünkü bağlanmayan bir çok şeytanlar vardır, âsîleri yoldan çıkarmaya onlar kâ-fîdir.

Hadîsden maksat : Ramazan ayında kötülüklerin azalmasıdır. Nitekim bunu hepimiz müşâhade etmekteyiz; kaldı ki bütün şeytanlar Ramazan'da bağlanmış bile olsa insanları yoldan çıkaracak başka se­bepler yine mevcuttur. Nefs-i emmâre ile kötü âdetler ve insan şeytanları bunlardandır.

 

2- Ay Görülmekle Ramazan Orucunun Farz Olması, Yine Ay Görülmekle Bayram Yapılması, Ay'ın Başında veya Sonunda Hava Bulutlu Olursa Ramazan’ın Otuz Gün Üzerinden Tamamlanması Babı

 

3- (1080) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Nâ-fi'den dinlediğim, onun da İbni Ömer (Radiyallahû ün/i«m^'dan, onun da Peygamber (SaHallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum: Resûlüllah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan'ı anarak şöyle buyurmuşlar:

— «Hilâl*! görmedikçe oruç tutmay.n; onu görmedikçe bayram da yapmayın.   Şayet hava bulutlu olursa onun miktarını hesâb edin.»

 

4- (...) Bize Efaû Bekir b. El I Şeyle rivayet etli. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah Nâfi'den, o da İl:ni Ömer (Radiyallahû anhûma) 'dan naklen rivayet etti ki Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan'ı anmış da elleriyle işaret ederek:

  «Ay şoyİe, şöyle ve şöyledir...»    buyurmuşlar. Üçüncü defasında baş parmağını yummuşlar. Müteakiben:

  «Ay'ı görmek şartıyla oruç tutun; ay'ı görmek şartıyla bayram ya­pın.   Eğer hava bulutlu olursa o ay için otuz gün taktir edin.»    buyurmuş­lar.

 

5- (...) Bize İbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam ri­vayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah bu isnâdla rivayette bulundu. Ve:

«Hava bulutlu olursa ay'ı 30 gün üzerinden takdir edin.» diyerek Ebû Üsâme hadîsi gibi rivayet etti.

 

(...) Bize Ubeydullah v. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd, Ubeydullah'dan bu isnâdla rivayet etti. Bu rivayette İbni Ömer şu­nu da söyledi: «Resûlüllah   (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) Ramazan'ı anarak:

— «Bir ay yirmidokuz gündür. Ay şöyle, şöyle ve şöyledir...» buyurdular.

İbni Ömer «ay'ı takdir edin.» dedi «Otuz gür .«'ü söylemedi.

 

6- (...) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail, Eyyûb'dan, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer (Radiyallahâ an hû mu) 'dan nak­len rivayet etti. İbni Ömer şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve. Sellem):

— «Ay yirmidokuz günden ibarettir. Binâenaleyh siz hilâli görmedik­çe oruç luimayın, onu görmedikçe bayram da yapmayın. Eğer hava bu­lutlu olursa ay'm mttctarn: lıo;ûb edin.»   buyurdular.

 

7- (...) Bana Humeyd b. Mes'adete'l-BahiH rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bişr b. Mufaddâl rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Seleme yâni İbni Al-kame, Nâfi'de.t, o da Abdullah b. Ömer (Kadiyallahû anhû/na) 'dan naklen rivayet eyledi. İbni Ömer şöyle demiş: Reçjtlüllah (Satlallahü Aleyhi ve Sellem):

— «Ay, yİrmidokuz gündür. Hilâl'i gördünüzmü oruç tutun; onu gör­dü nüzmü iftar edin. Eğer hava bulutlu olursa ay'ın miktarın, resâb edin.» buyurdular.

 

8- (...) Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Salim b. Abdillâh rivayet etti ki, Abdullah b. Ömer (Radryallahû anhûma) şunu söylemiş: Ben, Resûlüllah (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) 

— «Ay'ı gördünüz mü oruç tutun; onu gördünüzmü bayram yapın. Şa­yet hava bulutlu olursa ay'ın miktarını hesâb edin!» buyururken işittim.

 

9- (...) Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybetü'bnü Saîd ve İbni Hucr rivayet ettiler. Yahya b. Yahya (Ahterenâ); ötekiler: (Haddesenâ) tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize İsmâîl yâni İbni Ca'fer, Abdullah b. Dinar'dan rivayet etti. O da İbni Ömer (Radiyaltohû anhûma)yi şunları söylerken işitmiş: Resûlüllah (Salta'lahii A,eyhi ve Sel'em):

«Ay yirmidokuz gecedir. Onu görmedikçe oruç tutmayın, onu gör­medikçe bayram da yapma in. Ancak hava bulutlu olursa o başka. Hava bulutlu olursa siz ay'tn miktarını hesâb edin.» buyurdular.

 

10- (...) Bize Harun b. Abdİllâh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kavh b. Ubade rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Zekeriyyâ b. tshâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize Amr b. Dinar rivayet eyledi, Kendisi İbni Ömer (Radiyallahû anhüma) 'yi şunu söylerke dinlemiş: Ben, Peygamber (Saİlalİahü A leyhi ve Sellem) 'i:

«Ay şöyle, şöyle v« şöyledir...» buyurutfcen işittim; üçüncü defasın­da baş parmağını yumdu.

 

11- (...) Bana Haccâc b. Şâir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hasenü'l. Eşyeb [4] rivayet etti. (Dedi kî): Bize Şeybân, Yahya'dan rivayet etti. De­miş ki: Bana. Ebu Seleme dâhi haber verdi, kendisi İbni Ömer (RadiyaHahû anhûma)*yt şöyle derken dinlemiş: ResulUllah (Sallallahü Aleyhi xe Selletn) 'I;

«Ay yİrmİdokui göndür,.)» buyururken işittim.

 

12- (...) Bize Seni b. Osman rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ziyâd b. Abdillâh EI-Bekkâî, Abdülmetik b. Umeyr'den, o da Mûsâ b. Tâlha'dan, o da Abdullah b, Ömer (Radtyallahû anhûmai 'dan, o da Peygamber (Saîtaîkıhii Aleyhi ve Sellem)1 Ava naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar:

Ay söyle, şöyle ve şöyledir (Yâni) on, on ve dokuzdur.»

 

13- (...) Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize ba­bam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Cebele [5]'den naklen rivayet ey­ledi. Cebele şöyle demiş: Ben, İbni Ömer (Radiyallahû anhûma) 'yi şunu söylerken dinledim: Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem):

«Ay şöyle, şöyle ve şöyledir.» buyurdu ve ellerini bütün parmak­ları ile iki defa biribirine vurdu, üçüncü defada sağ yahut sol baş parma­ğını kıstı.

 

14- (...) Bize Muhammedü'bnü'l - Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Ukbe yâni İbni Hureys'den naklen rivayet eyledi. "(Demiş ki) : Ben, İbni Ömer (Radiyallahû anhûma)*yı şunu söylerken işittim: Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem):

«Ay, yirmidokuz gündür.» buyurdular.

Şu'be (Hadîsi rivayet ederken)    üç defa ellerini   birbirine kapamış, üçüncüde 'baş parmağını bükmüş.

Ukbe: «Zannederim (ay otuz gündür) dedi ve avuçlarını üç defa bir­biri üzerine kapadı.» demiş.

 

15- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder, Şu'be'den naklen rivayet eyledi. H.

Bize Muhammedü'bnü'l-Müsennâ ile tbni Beşşâr da rivayet ettiler. tbnü'l-Müsennâ (Dedi ki): Bize Muhanuned b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Esved b. Kays [6]'dan naklen rivayet etti. Demiş ki: Ben, Said b. Amr b. Saîd [7]'den dinledim, o da İbni Ömer (Radtyallahû anhûma)'yı Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Seliem)fden naklen rivayet ederken işitmiş. Resûlüllah (S allallahü Aleyhi ve Sette m):

«Biz Um mî bir ümmetiz. Yazıyı hesabı bilmeyiz. Ay şöyle, şöyle ve şöyledir...»   buyurmuş; üçüncüde baş parmağını yummuş:

«Bazen de ay şoyje, şöyle ve şöyle olur.» buyurmuş yâni otuz çe­ker demek istemiş.

 

(...) Bana, bu hadisi Muhammed b. Hatim dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Mehdi, Süf. 'n'dan, o da Esved b. Kays'dan bu isnâdla rivayet­te bulundu. Yalnız ikinci ay için «Otuz» tâbirini söylemedi.

 

16- (...) Bize Ebû Kâmil El-Cahderî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvâhid b. Ziyâd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hasen, b. Ubeydillâb, Sa'd b. Ubeyde'den naklen rivayette bulundu; şöyle demiş: tbni Önu-r (RatiİyaUahû anhûma) bir adamı: «Bu gece ay'in yarı gecesi dir.» derken işitti de, ona:

— Sen, bu gecenin ay'in yarısı olduğunu nereden biliyorsun? Ben, Resûliillah (Sallaltahii Aleyhi', ve Setiem)'I şöyle buyururken işittim:

«Ay şöyle ve föyledir.» buyurdu ve on parmağı ile iki defa isnn' etti, üçüncü defasında dahî bütün parmaklarıyla işarette bulundu. Yalnız baş parmağını tuttu. Yahut geri çekti; dedi.

 

17- (1081) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İhra rahim b. Sa'd, İbni Şihâb'dan, o da Saîd b. El - Müseyyeb'den, o da Ebû Hüreyre    (Radiyallahûanhydan naklen haber verdi.    Ebû Hüreyre şöyle demiş: Resölüllah   (Salktllahü Aleyhi ve Sellem):

— «Hilâl'i gortfunuzmü oruç tutun, onu ğördOnuzmü bayram yapın. Eğer hava bulutlu otursa otuz gün oruç tutun.» buyurdular.

 

18- (...) Bize Abdurrahmâit b. Sellâm El-Cumahi rivayet etti. (De­di ki): Bize Rabî' yâni İbni Müslim, Muhammed'den —ki İbni Ziyâd'dır.—, o da Ebû Hüreyre (Radiyallahâ anh) 'dan aklen rivayet etti ki, Peygamber

«Ay'ı görmek şartıyla oruç tutun ye onu görmek şartıyla bayram ya-ptn.   Şayet hava bulutlu olursa sayıyı tamamlayın.» buyurmuşlar.

 

19- (...) Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize ba­bam rivayet etti. (Dedi ki); Bize Şu'be, Muhammed b. Zi yâd'dan naklen ri­vayet etti. Demiş ki: Ben, Ebû ^üreyre (Radiyallahû anh) 'ı şunu söyler* ken işittim: Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ay'ı görmek şartıyla oruç tutun ve onu görmek şartıyla bayram ya­pın. Eğer ay'ı görmenize havanın bulutlanması mâni oluyorsa otuz günü sayın.» buyurdular.

 

20- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şey be rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Bişr EI-Abdİ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah b. Ömer, EbÛ*z-Zînâd'dan a da A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre (Radiyallahû anA^'dan naklen rivayet eyledi; Ebû Hüreyre şöyle demiş: Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) hilâlden bahsederek :

«Onu gördün üz mü oruç tutun ve (yine) onu gördünüzmü bayram yapın.   Eğer hava bulutlu olursa otuz günü sayın.» buyurdular.

Bu hadisin her iki rivayetini Buhar i «Küâbu's-Savm» ve «Ki-tâbu't-Talâk»'ın muhtelif yerlerinde tahric ettiği gibi İbni Ömer rivayetini Ebû Dâvûd ile Nesâî; Ebû Hüreyre rivayetini de îbni Mâce «Kitâbu's-Savm-'da rivayet etmişlerdir. Bu bâbda bir çok ashâb-ı kiram 'dan hadisler rivayet olun­muştur. Ezcümle:

1- E bû Dâvûd, Hz.İbni Abbâs (Radiyallahû anh) dan şu hadîsi tahric etmiştir:

«ftesûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) bir veya iki gün oruçla bu ayın onun* geçmeyin. Ancak biriniz daha önceden oruç tutmaya başlarsa o başka. Ay'ı görmedikçe oruç tutmayın sonra müteâkib ay'ı görünceye ka­dar oruç tutun. Şayet hİlâl'İn uğruna bulut gelirse gün sayısını otuz ola­rak yapın. Ay yirmİdokuz gündür» buyurdular.

2- Tirmizi'nin rivayet ettiği Ebû Hüreyre hadisinde şöyle denilmektedir: Resûlüllah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

— «Bir veya iki günle bu ay'ın önüne geçmeyin Ancak bu günler biri­niz in-tutmakta o'duğu oruç günlerine tesaodüf ederse, o başka. Ay'ı gör­mek »artıyla oruç turun; (yine) onu görmek şartıyla bayram yapın. Eğer hava bulutlu olursa otuz günü sayın, sonra bayram yapın, buyurdular.

Tirmizi   bu rivayet hakkında:   «Ebû   Hüreyre   Hadîsi hasen sahih bir hadîsdir.» demiştir.

Yalnız Tirmizî bu vecîhle hadîsi rivayet etmekte münferid kalmıştır.

3- Ebü Dâvûd ile Nesâî, Hz. Huzeyfe 'den şu hadîsi tahrîc etmişlerdir: «Resûlüllah (Saİlallahü Aleyhi ve Sellem)

— Hilâl'i görmedikçe yahut gün sayısını tamamlamadıkça bu aydan önce oruç tutmayın. Sonra hilâl'i gördüğünüz yahut gün sayısını tamam-Had iğ in iz vakit oruç tutun; buyurdu.»

4- Ebû Bekre (Radiyailahû anh) 'dan rivayet olunan bir hadîsi Ebü Dâvûd-u Tayâlisî ve onun tarîkinden Beyhaki şu lâfızlarla tahrîc etmişlerdir:

«Ay'ı görmek şartıyla oruç tutun ve yine onu görmek şartıyla bayram yapın. Şayet hava bulutlu olursa gün sayısını otuz olarak tamamlayın.»

5- Taberânî  «El-Kebîr» nâm eserinde Talk b, Alî (Radiyailahû anh)   'dan şu hadîsi rivayet etmiştir;

«Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) hilâli görünceye kadar Rama­zandan önce bir gün oruç tutmayı yasak etti;..»

Bu hadîsin râvîleri arasında hakkında söz edilen Habbân is­minde bir zât vardır.

Yine bu bâbda Taberânî, Hz. Berâ1 b; Âzib'den; Ebû Dâvûd, Âişe (Radiyailahû anhat'dan: Bey ha kî, Hz. Ömer ileCâbir (RadiyaUahû anhûma)'dan; Dârakutnî, Ha­fi b. Hadîc (Radiyailahû anA/ttan; Taberânî «El-Kebir» nâm eserinde Abdullah b. Mes'ûd (RadiyailahûanA)'dan; İmam Ahmed b. Hanbel ile Taberânî: Hz. Alî (Raçtiyatlahû anh) 'dan; yine Taberânî, Semuratü'bnü Cündeb (Radiyailahû anh) 'dan hadîsler rivayet etmişlerdir.

Ramazandan bir veya iki gün evvel oruca başlamanın yasak edilmesi farz oruçlar, nafile orucun birbirine karışmaması hikmetine mebriîdir.

Resûlüllah (SallallahÜ Aleyhi ve Sellem) bunu mü si umanlar hıristiy an­lara benzemesin diye yasak etmiştir. Çünkü hıristiyanlar kendilerine farz kılınan şeylere kendi fâsitliği kirlerince münâsip gördükleri şeyleri ka­tarlardı.

Sahâbe-i kiram'in ekserisi ile Tâbiîn ve onlardan sonra gelen ulemânın yevm-i şekde oruç tutmayı kerih gördükleri sahih rivayetlerle naklolunmuştur ki ashâb-ı kiram 'dan Alî, ö -mer, tbni Mes'ûd, Huzeyfe, îbni Abbâs, Ebû Hüreyre, Enes ve Ebü Vâil (Radhallahûanhûm) ile Tabiîn 'den Saîd b. El.-Müseyyeb, îkrime, İbrâhîm Nehai, Evzâî, S ü fyân-ı Sevri, İmam A'zam , İmam Mâlik, İmam Şafiî, İmam Ahmed b. Hanbel, Ebû Ubeyd, Ebû Sevr ve İshâk hazerâtı bunlar meyânındadır.

Sahabeden bir cemâatin yevmi şekde oruç tutmayı tecviz ettikleri rivayet olunur.

Yevm-i şek: Şaban 'dan mı yoksa Ramazan 'dan mı olduğu kestirilemiyen şüpheli gün demektir.

Hz. Ebû Hüreyre: «Ramazandan evvel bir gün oruç tut­mam: benim için gecikmemden daha makbuldür. Çünkü bir gün evvel tutarsam orucum kazaya kalmaz. Fakat tutmazsam orucum kazaya kalır.» demiştir.

Böyle bir kavil Hz. Amrü"bnü   Âs 'dan dahî rivayet olunur.

Muâviye (RadiyaUahû anh) «Sabândan bir gün oruç tut­mam: benim için Ramazan 'dan bir gün tutmamaktan daha iyidir.» demiştir.                            

Ayni söz Hz. Aişe ile kız kardeşi Esmâ (RadiyaUahû anhûma) 'dan da rivayet olunur.

Hava bulutlu olursa Küfe ulemâsı ile îmam Mâlik, İmam Şafiî, Evzâî ve Sevrî'ye göre o gün oruç tutmak yine vâcib değildir. İmam Ahmed'in bir kavli de budur.

Bir kimse o gün oruç tutar da, sonradan Ramazan 'dan olduğu anlaşılırsa Hanefiî1er'e göre tutulan oruç haram değildir. Sevrî ile Evzâî 'nin mezhepleri de budur.

İbni Ömer ile îmam Ahmed ve ulemâdan bir taife: «Yevnw şekde hava açık olursa oruç tutulmaz. Fakat bulutlu olursa oruç tutmak vâcibdir.» demişlerdir.

Ulemâdan bâzılarına göre bu hususta halk imama tâbidir. İmam oruç tutarsa, onlarda tutar; iftar ederse onlar da iftar ederler.

Hasan-ı Basrî ile îbnî Sîrin.bir rivayette Şa'bî  ve bir rivayette İmam Ahmed'in kavilleri budur.

Mutarrif b. Abdullah îbni Şihhîr ile îb­ni Şureyb ,.îmam Şâfiî'nin: «Yevm-i şekde oruca niyet et­meden sabahlamak fakat o günün öğle zamanına kadar yiyip içmemek gerekir. Zevalden önce Ramazan 'dan olduğu anlaşılırsa oruca niyet edilir. Ramazandan olmadığı meydana çıkarsa iftar olunur.» do-diğini nakletmişlerdir.

îbni Küte y be, Dâvûdî ve diğer bâzı ulemânın kavil­leri de budur.

Şahadeti kabul edilmeyen bir kimsenin Ramazan ay'mı günlü­ğüne mahkeme huzurunda şahadet etmesiyle yahut îtimâd ettiği bir köle veya kadından işittiğini haber vermesiyle Ramazan ay'ı isbât edil* miş olmaz. O gün yine .yevm-i şekdir. Ancak o gün nafile omca niyrt ederse Hânefiîler'e göre mekruh olmaz. İmam Mâlik m kavli de budur.

«Hidâye» şerhinde şöyle denilmektedir: «Havas hakkında efdal olan, o gün kendisiyle yakınlarının nafile oruca niyetlenmeleridir. Bu kavil ÎTS Tam Ebû Yûsuf 'dan da rivayet olunur. Avam takımına fjnr ken zevale yaklaşmcaya kadar beklemeektir. O günün Ramazandan ol­duğu anlaşılırsa o anda oruca niyet ederler. Aksi taktirde oruca niyet­lenmezler.

Fir kimse Ramazandan üç gün evvel yahut bütün Şaban ayın-da oruç tutsa veya âdet edindiği oruç günü yevm-i şekke tesaadüf etse efdal olan o gün nafile oruca niyet etmesidir.

«El-Mebsût» nâm eserde: (Oruç efdaldır.) deniliyor.

«El-Muhit»'de: Yevm-i şek: Bir kimsenin âdeti olan oruca tesaadüf ederse oruç tutmak efdal, aksi taktirde ise tutmamak efdaldır.

Ramazandan   bir veya iki gün önce ne sıfatla olur .a olsun oruç tutmak mekruhtur. Fakat üç gün evvel oruç tutmak mekruh değildir, İmam Ahmed b. Hanbel'in kavli de budur.» deniliyor. İmam Şâfiî'ye göre Şaban   ayının yarısından sonra nafile oruç tutmak mekruhtur. Çünkü Rcs * .üllah (Saltailahü Aleyhi ve Sellem):

«Şaban yan oldumu artık oruç tutmayın.» buyurmuştur.

Tirmizi bu hadis için «Hasen şahindir.» demiştir. Maamâfih î -mam Şafiî 'nin istidlal ettiği bu badisin sıhhat derecesi üzerinde yine de söz edilmiştir. tmamAhmed 'in: «Bu hadîs mahfuz değildir.» dediği rivayet olunur.

Sahih olduğu kabul edilse bile daha taşka sahîh hadise murâraza et­mektedir.

Ümmü Seleme (Radtyallohû anh) 'dan rivayet olunan bir ha-dîsde :

«Psygambtr (Saltallahü Aleyhi ve Seltem) Şâbân'dan mâada ssntntn hiç bir ayında tam olarak oruç tutmazdı. Şaban ayını iw oruç tutmak $ûru-riyle Ramazan'a elcUrdi.»  denilmiştir.

Tirmizi   bu hadîsin dahî hasen olduğunu söylemiştir.

Babımız rivr.-'itlerinde zikri geçen cümlesi muhtelif şekillerde tefsir olunmuştur. «EI-Müheszcb» şerhinde bunun1 «sıkıştınn» yâni «oruçla doldurun» yahut «Bulut altında ay'ı takdir edin.» mânâsına geldiği bildirilmiştir.

İmam Ahmed b. Hanbel ile bulutlu günde Rama­zan niyetiyle oruç tutmayı tecviz eden diğer bâzı ulemânın kavilleri budur.

İbni Şureyh, Mutarrif b. Abdilİâh, İbni Kuteybeve daha başkalarına göre mezkûr cümlenin mânâsı: «Ay'ı menzillerinin hesabma göre takdir edin.» demektir.

Ebû Ömer -İbni Âbdilberr'in «Istizkâr» nâm ese­rinde beyânına göre Tâbiîn'in büyüklerimden bâzıları bu hususta yıl­dızlarla ay'ın menzillerini ve hesap yolunu nazar-ı ittibâra ahrlarmış.

tbni Şîrîn böylesi hakkında «Bunu yapmaması kendisi için daha iyi olurdu.» demiştir.

îbni Şureyh, İmam Şafii 'den yıldızlarla ve hesap yoluyla Ramazanın su butuna istidlal etmenin caiz olacağına işaret eden bir kavil rivayet etmişse de, ŞafiîIer'den İbni Abdilberr bunu kabul etmemiş: «Şafiî 'nin elimizde bulunan kitaplarında Ra­mazanı ancak gözle görmekle yahut âdil şahadetle veya Şaban ayını otuz gün tamamlamakla ît ika ad en sahih olabileceği yazılıdır.» demiştir.

Hicaz, Irak, Şam ve Mağrib ulemasının cum­huru ile Ebû Hanife , Mâlik, Şafiî, Evzâf, Sevri ve bil'umûm hadîs ulemâsı ile Hanef iîler'in mezhepleri budur.

Bu hususta muhalefet eden yalnız imam Ahmed ile onâ tabî olanlardır.

Müneccimin kendi yaptığı hesapla amel etmesinin caiz olup olmaması hususunda iki kavil vardır.                                 

Mâziri: « Cumhûr-u fukahâ Resûlüjlah (SatlallahU Aleyhi ve Seüemyin: «Takdir edin.» sözünden murâd. Qtuz günü ia-mamlamakdır; demişlerdir. Nitekim diğer rivayette bu söz ayni mânâya tefsir Duyurulmuştur.                                              

Mezkûr cümleden murâd: Yıldız hesabı olamaz. Çünkü bunu, bütün insanlara teklif etmek onlara güçlük verir. Herkes hesap bilmez. Şâr / Hazretleri ise insanlara ancak ekseriyetin bildiği şey'i emreder.» demiştir. . Kuşeyri diyor ki: «Hesap hilâlin bulut gibi bir mâni olmaca ufuktan doğmuş olacağını gösterirse bu vücûb iktizâ eder. Zîrâ şerT se­bep mevcuttur. Bir şey'in lâzım olması için hakikaten onu görmek şart değildir.         

Bir mâniden dolayı görülmeyen ay'm sübûtuna ya günlerin sayısını tamamlamak yâhutta o günün Ramazandan olduğuna ictihâd suretiyle it­tifak olunursa oruç tutmak vâcib olur...»

Bâzıları:   «Resûlüllah (Salîallahii Aleyhi ve Sellem)'in  takdirden  mura­dı: İçinde bu1 onduğunuz ay'ın günlerini otuz olarak tamamlayın mânâsı­na gelri. Zira asıl olan, ay'ın devamıdır.» demişlerdir. Cumhur bu, tevcihi kabul etmiştir.

Babımız rivayetleri oruca başlamanın ve bitirmenin hilâli görmeye mutaailik olduğuna yâni Ramazan'in başında da, sonunda da gök­teki hilâli görmekle amel etmenin vâcib olduğuna delildirler. Ulemâ Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in : «Biz ummî bir ümmetiz; yazıyı ve hesabı bilmeyiz.»  ifâdesi    üzerin­de dahî muhtelif tefsirlerde bulunmuşlardır.

Tiybî'ye göre «Biz» tâbiri bütün arap milletinden kinayedir. Bâ­zıları: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bununla yalnız kendini kas-detmiştir.» derler.

Ümmet; Cemâat demektir.Ahfeş'in tarifine göre bu kelime lâf­zın, mtifred, mitnen cemi'dir. Dîh ve tarikat mânâlarına da gelir.

Übnü'l-sîr: «Ümmet: bir dînde tek kalan adamdır.» diye tarif etmiştir.

Ümmi :   Anneye mensup, demektir.

Bâzıları bundan arap mîlletinin kastedildiğini, çünkü onların yazı bilmediklerini söylemişlerdir.

Bir takımları: Bu cümleden: «Biz, annelerimizin doğurduğu gibi ka­lacağız» mânâsını çıkarmış; Dâvûdî: «Geçen ümmetlerden hiç bir şey al­mamış yalnız kendilerine gönderilen vahyi kabul etmiş.» mânâsına gel­diğini söylemiştir.

«Yazı ve hesap bilmeyiz.» cümlesi ümmî olduklarının beyânıdır. Rivayete nazaran araplann ümmî bir millet olması, onlarca yazı pek nâdir bulunan kıymetli bir şey olduğundandır. Maamâfih az da olsa iç­lerinde, okur yazar ve hesap yapanlar vardı.

Buradaki hesaptan murâd: Yıldızların hareketini hesâb etmektir. Araplar bu hususta pek az şeyler biliyorlardı. Onun için de Resû­lüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ümmetinden güçlüğü kaldırmak için hükmü gözle görmeye talik etmiştir.

«Hava bulutlanırsa gün sayısını otuz' olarak tamamlayın.» buyurma­sı: Hükmün asla hesaba taallûk etmediğini gösterir. Çünkü hesaba taal­lûk etse:

«Hava   bulutlu   olursa   ne   yapmak   lâzım geldiğini   hesap   bilenlere torun...»  derdi.

İbni Battal ve başkalarının beyânına göre bu cümleden mu-râd: «Biz öyle bir milletiz ki: Orucumuzun ve şâir ibâdetlerimizin vakit­lerin tarif için bize hesap ve yazı bilmeyi gerektiren şeyle teklif edilme-mistir. Bizim ibâdetlerimiz açık bir takım alâmetlere raptedilmiştr. On­ları bilme hususunda hesap âlimleri ile başkaları müsavidir.» demektir. Sonra Resûlüllah (Salİallahü Aleyhi ve Sellem) elleriyle işaret ederek bu mânâyı tamamlamış, iki elinin parmaklarıyla herkesin anlıyacağı bir şekilde ay'ın bazen otuz, bazen de yirmidokuz güç çektiğini göstermiştir. Şu hâlde bir kimse tâyin etmeksizin bir ay oruç adaşa yirmidokuz gün tutmakla iktifa edebilir. Çünkü bir ay: en az yirmidokuz gün çeker. Ni­tekim namaz kılmayı nezreden bir kimseye iki rek'at namaz kâfi gelir. Zîrâ namaz ismi en azından bu miktara verilir.                                   .

İmam Mâlik, bir ay oruç nezir eden kimsenin gün hesabıyla tuttuğu takdirde mutlaka otuzu doldurması îcâb ettiğine kaail olmuştur.

Bu hadîste «İşaretle hüküm sabit olur.» diyenlere delil vardır. . Hilâl'i bir beldede yaşayan bütün insanların görmesi şart değildir. Ramazan hilâlini iki âdil hattâ esah kavle göre bir âdil kimsenin görmesi bütün müslümanlar için kâfidir. Bayram hilâli için' mutlaka iki âdil kimsenin şahadeti lâzımdır. Bu hususta bütün ulemâ müttefiktir. Yal­nız Ebû Sevr Bayramın da âdil bir şahidin şahâdetiyle sabit ola­cağını söylemiştir.                                                          

 

3- Ramazandan Önce Bir Veya Îki Gün Oruç Tutmayın Babı

 

21- (1082) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû r.üreyb rivayet et­tiler. Ebû Bekir (Dedi ki) : Bize Vekî\ Alîyyu'bnü Mübârek'den, o da Yah­ya b. Ebî Kesir'den, o da Ebû Sel eme'den, o da Ebû Hür ey re (Radiyallahû anh) 'dan naklen rivayet etti. Ebû Hüreyre şöyle demiş: Resûlüllah. (Sallallahü A îeyhi ve Sellem):

«Bir veya iki gün oruçla Ramazan'ın önüne geçmeyin. Ancak bit adam (âdet edindiği) bir orucu tutuyorsa onu tutsun.»  buyurdular.

 

(...) Bu hadîsi bize Yahya b. Bişr El-Har iri de rivayet ct(İ. (Dedi ki) Bize Muâviye yâni İİmi Sellâm rivayet etti. H.

Bize İbnti'l-Müsennâ dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Âmir ri­vayet etti. (Dedi ki): Bize Hisara rivayet eyledi. H.

Bize ibnü'l-MÜsenuâ ile İbni Ebî Ömer de rivayet ettiler. Dediler ki: ize Abdülvahhâb b. Abdilmecîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb ri­vayet etti. H.

Bana Züheyy i. Harb dahî rivayet eyledi. (Dedi ki) : Bize Hüseyin b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şeybân rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi Yahya b. Efaî Kesir'den bu i sn adla yukarki hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.

Bu hadîsi bütün kütüb-i sitte sahipleri -KitâbuVSavm-'da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Tirmizî onun hakkında: «Hasen sahih bir hadîstir.» demiştir.

Bubâbda Ebû Dâvûd, Hz. Huzeyfe ile İbni Abbâs ve Aişe'i Ratİiyalltthû anha) 'dan; Tirmiri: İbni Abbas'dan; Beyhakî: Ömer (Radiyallakûarthydan; Dira-ftutni: Câbir b. Hadîc'den; Taberânî; îbni Mes'ûd (Radiyaİlahû a«A)*dan; îmam Ahmed ile Tabe­rânî: Alîyyü'bnü Ebî Tâlib (Radryalhhû atih) 'dan; Taberâni: Tâ1k b. Alî (RadiyallahÛ anh) ile Semuratü'-bnü Cündeb ve Berâ1 b. Azib (Radiyallahûanh) hazerâ-tından hadisler rivayet etmişlerdir.

Hadîs-i şeride istisna edilen hadisden murâd: Bir kimsenin âdet edin­diği orucudur. Nezir ve keffâret oruçları da olabilir. Bu gibi oruçları o gün tutmak naşs-ı hadîsle tecviz Duyurulmuştur.

Hadisden murâd: Yukarıda görüldüğü vecîhle huistiyanlara benze­mekten müsl umanları sakındırmaktır.

Peygamber (Salİallahü Aleyhi ve Selle m) ashabına ehl-i kitaba muhale­fet etmelerini emir buyururdu.

Acaba bu emirin hükmü nedir? Tir miz î'nin ulemâdan rivaye­tine rÖre ehl-i kitaba benzemek: kerahet ifâde eder. Fakat mütekaddimin ulemâ ekseriya harama da kerahet ıtlak ederlerdi. Bu bâbda ulemâ ih­tilâf etmişlerdir.

Dâvûd-u Zâhi rî'ye göre Ramazandan bir veya iki gün evvel oruç tutmak, âdetine tesaadüf etsin etmesin asla caiz değildir.

Ulemâdan bir taifeye göre Şâbân'in son gününde nafile oruca niyet etmek caiz değildir.

Yalnız âdet edindiği oruç o güne tesaadüf ederse onu tutabilir. De­lilleri: Bu hadîstir.

Ashâb-ı kiram 'dan Ömer ü'bnü'l-Hattâb, Alîyyü'bnü'Ebî Tâlib, Âmm. fi/r, Huzeyfe ve İbni Mes'ûd (Radiyaliahii anh) hazerâtı ile Tâbiin'den Saîd ü'bnü'l-Müseyyeb, Şa'bî, îbrâhim Nehaî, Hasan-ı Basrî ve îbni Şîrîn'in buna kaail oldukları ri­vayet edilir.   İmam   Şafiî 'nirımezhebide budur.

İbni Abbâ's ile EbûHüreyre (RadiyaltahÛ anha) farz namazla nafilenin arasını konuşmak, ayağa kalkmak veya ileri geri git­mek suretiyle ayırmayı müstehab gördükleri gibi; burada da Şaban'-ta- Ramazan oruçlarını bir veya iki gün fasıla vermek suretiyle birbirinden ayırmayı emrederlermiş.

İkrime : «Yevm-i şekde oruç tutan, Allah ve Resulüne isyan et­miştir.» dermiş.

Bâzıları yevm-i şekde nafile oruca niyetlenmeyi tecviz etmişlerdir.

Bu bâbdaki tafsilâtı az yukarıda görmüştük.

Yevm-i şekde oruç tutmalın ne hikmete binâen nehiy buyurulduğu ihtilaflıdır;

Ulemâdan bâzılarına göre buradaki nehyin hikmeti: Ramazana zindelik ve neşâtla girmek ve Ramazan orucu için kuvvetli bulunmakdır.

Bir takımları hükmün Ramazan ayının görülmesine talik bu-yurulmasına bakarak: «Ay'ı görmezden bir veya iki gün evvel oruç tutan, bu hükme ta'n etmiş olur.» demişlerdir.

Kesûlüllah (Sallattahü Aleyhi ve Sellem) 'in yalnız bir veya iki günü zik­retmesi: Ramazandan önce oruç tutanlar ekseriyetle o miktarla iktifa ettikleri içindir. Bu taifeye göre memnu olan günler Sabânın 16 sından başlar.

Cumhûr-u ulemâ'ya göre Şaban'in yarısından sonra na­file oruç tutmak caizdir.

 

4- Ay'ın Yirmidokuz Gün Olması Babı

 

22- (1083) Bize Abd b. Humeyd rivayet et. (Dedi ki) : Bize Ab-durrazzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Zührî'den naklen haber verdi ki; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir ay zevcelerinin yanı­na [girmemeye yemin etmiş.

Zührî şqyle demiş: Bana Urve, Aişe   (Radiyaltahû anha) Man naken habCr verdi ki, şunları söylemiş:

«Saymakta olduğum yirmidokuz gece geçince    Resûlüllah (Sallallahü ' Aleyhi ve Sellem)   evvelâ benden başlayarak yanıma girdi. Ben:

  Yâ Resûlallah! Sen, bizim ya ımıza bir ay girmemeye yemin et­miştin, hâlbuki yirmidokuz günde girdin. Ben, bunları sayıyordum; dedim. Resûlüllah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

  Ay yirmidokuz gündür;» buyurdular.

 

23- (1084) Bize Muhammed b. Kumh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys haber verdi. H.

Bize Kuteybetü'bnü Saîd dahî rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Leys, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir (Radiyallahû anh) Man naklen ri­vayet etti. Câbir şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir ay müddetle kadınlarından ayrılmıştı. Ayın yirmi dokuzun da yanımıza çıktı (kendisine):

«Bu gün yirmi dokuzdur.» dedik. Bunun üzerine Resûlüllah (SaUallahÜ Aleyhi ve Şellem):

— «Ay ancak şöyledir» diyerek ellerini üç defa birbirine çarptı. Son defasında parmaklardan birini kıstı.

 

24- (...) Bana Hârûn b, Abdillâh ile Haccâc b. Şâir rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Haccâcü'hnü Muhammed rivayet etti. Dedi ki.: İbni Cüreyc şunları söyledi: Bana Ebû'z-Zübeyr haber verdi; o da Câbir b. Abdillâh (Rarfiyallahüanh)'ı şöyle derken işitmiş: Peygamber (SaUallahu Aleyhi ve Sellent) bir ay kadınlarından ayrıldı. Nihayet yirmidokuzuncu günün sabahı yanımıza çıktı. Cemâatdan biri:

— -Yâ Resûlatlah! Ancak yirmidokuzuncu günün sabahin dayız.* dedi. Bunun üzerine Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellent):

  «Ay bazen yirmidokuz gün olur.»    buyurdu. Sonra üç defa elle­rini birbiri üzerine kapadı. İki defasında ellerinin bütün parmakları ile, Üçüncüsünde ise do*-uz parmağı ile işaret etti.

 

25- (1085) Bana Hârûn b. Abdillâh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Haccâcü'bnü Muhammed rivayet etti, (Dedi ki) : İbni Cüreyc şunu söy­ledi: Bana Yahya b. Abdillâh b ?,?uhammed b. Sayfî haber verdi. Ona da İkrimetü'bnü Abdirrarmân b. Haris haber vermiş; ona da ÜmmÜ Seleme  (Radiyallahû ariha) haber vermiş ki: Peygamber (Sül la İlah ü Aleyhi ve Sellem) bir ay zevcelerinden bâzılarının yanına girmemeye yemin etmiş. Yirmi-dokuz gün geçince sabahleyin —yahut akşam üzeri— yanlarına girmiş. Kendisine:

— «Yâ Nebiyyallah! Sen, bizim yanımıza bir ay girmemeye yemin et­miştin.» demişler. Resulü İlah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) :

  «Bir ay yirmidolcuz gün olur.»   buyurmuşlar.

 

(...) Biz? tshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ravh haber verdi. H.

Bize Muhammedtt'bnü'l-Müsennâ dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bİxc Dahhâk yâni Ebû Asım rivayet etti. Ravh ile Dahhâk hep birden İbni ( U-reye'den bu isnâdla yukarki hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.

 

26- (1086) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bi­ze Muhammed b. Bişr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmâîl b. Ebî Hâlİd rivayet eyledi. (Dedi ki) : Bana Muhammed b. Sa'd, Sa'd b. Ebî Vakkaas (Radiyallahıîanh) 'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: ResulüIih (Sallalfohü Aleyhi ve Sellem) bir elini diğerine çarparak :

«Ay şöyle vt şöyl* olur.» buyurdu. Sonra üçüncü çarpışta bir par­mak noksan bıraktı.

 

27- (...) Qana Kaasim b. Zekeriyyâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hü­seyin b. Alî, Zâide'den, o da İsmail'den, o da Muhammed b. Sa'd'd an, o da babası (Radİyallahû 'anh) 'dan, o da Peygamber (Sallalbhü Aleyhi ve Sellem) den naklen rivayet eyledi. Resulüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) (elleriy­le) on, on ve hir defa da dokuzu işaret ederek:

«Ay şöyle, şöyle ve şöyledir.» buyurmuşlar.

 

(...) Bana, bu hadîsi Muhammedü'bnü Abdi İlâh b. Kuhzâz da rîvâyt etti. (Dedi ki) : Bize Alîyyü'bnü Hasen b. Şakîk ile Selemetü'bnü Süley­man [8] rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdullah yâni tbnil-Mübârek haber verdi. (Dedi ki) :   Bize İsmâîİ b. Ebî Hâlid bu isnâdla yukarki iki râvînin hadîsleri mânâsında bir hadîs haber verdi.

Görülüyor ki: Bu hadîsi dört sahâbî yâni Hz. Âişe, Câbir, Ümmü Seleme ve Sa'd b. Ebi Vakkaas (RadiyallahCt anhûm) rivayet etmişlerdir.

Ümmü Seleme (Radiyallahûanha) rivayetini Buhârî «Ki-tâbu's-Savm» ile *Kitâbu'n-Nikâh»'da; Nesâî «tşratü'n-NisâVda; İbni   Mâce   «Kitâbu't-Talâk«'da rivayet etmişlerdir.

Resûlüllah (Salîaîlahü Aleyhi ve Sellem)'in bir ay kadınlarından ayrıl­ması muhtelif lâfızlarla ifâde olunmuştur. Babımız rivayetlerinden de an­laşılacağı vecihle bunların bâzılarında:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellenı) bir ay zevcelerinin yanına gir­memeye yeniîn etti.» denilmiş; bâzılarında bunun yerine:

«Bir ay kadınlarından uzaklaştı,»; Buhar î'nin rivayetinde : «Kadınlarına bir ay îlâ yaptı.» ifâdesi kullanılmıştır. ilâ da bir nev'î yemin olduğuna   göre rivayetler   arasında birbirine münâfaat yoktur.

Şeriat ıstılahında îlâ: Bir kimsenin karısına dört ay yahut daha fazla yaklaşmamaya yemîn etmesi, mânâsına gelirse de, hadisdeki ilâdan murâd bu değil; sâdece yemindir. Zira bir âyet-i kerime şer'an îlâ müddeti­nin ziyâde ve noksansız dört ay olduğunu beyân etmiştir.

Resûlüllah (SalMlahü Aleyhi ve Sellem) ise bir ay yaklaşımyacağma ye­min, etmiştir.

îbni Abbâs (RadiyallahCt anh) «Bir adam karısına bir veya iki yahut üç ay yaklaşmıyacağma yemîn etse, îlâ müddetini söylemedikçe bu yemîn îlâ sayılmaz.» demiştir.

Atâ', Tâvûs, Saîdü'bnü Cübeyr ve Şa'bî'-nin de buna kaail-oldukları rivayet edilir.

İmam Şafiî ile îmam Ahmed b. Hanbel'e göre dört ay kadına yaklaşmıyacağına yemin ötmek şer'an ilâ sayılmaz. Mut­laka dört aydan fazla bir müddet söylemek îeâb eder.

İmam Mâlik, dört ay üzerine bir gün ziyâde edilmesini şart koşmuştur. Fakat ilâ âyeti bu zevatın aleyhlerine delildir.

îlâ'nın hükmü : Müddet içinde kadına yaklaşıldığı taktirde keffâret îcâb etmektir.

Hasan-ı   Basrî'ye göre keffâret lâzım değildir; ilâ sakıt olur.

îlâ yapan kimse dört ay içinde karısına yaklaşmazsa, bir talâk boş olur. Ashâb-ı kiram 'dan İbni Mes'ûd, İbni Ömer, İbni Abbâs, Osman ve Alî (Radiyallahû artfuhn) hazçrâtının kavilleri bu olduğu gibi cumhûr-u Tâbİîn'ın mez­hepleri de budur.

îlâ hakkında fıkıh kitaplarında tafsilat vardır.

Hadîsin bütün rivayetlerinde bir ay'in yirmidokuz günden ibaret ol­duğu bildirilmektedir.

Kaadı Iyâz diyor ki: «Bütün bu rivayetlerin mânâsı: Rcsûlüllah (SaUaUahii Aleyhi ve Sellem) yirmidokuz günü tamam ettikten sonra döndü, demektir. Buna delil : Hadisin bir rivayetinde :

{yirmidokuz gün geçtikten sonra);  diğer rivayette :

(yirmidokuzun sabahında) yâni (yirmidolcuzdan sonra gelen gecenin sabahında) Duyurulmuş olmasıdır, o sabah ise otuzuncu günün sabahı­dır. (Ay yirmidokuzdur.) sözünün mânâsı: b.'ızen yirmidokuz çeker, de­mektir. Nitekim bâzı rivayetlerde bu şekilde t;ısrîh buyurulmuştur.»

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem)%n\ yemini zevcelerine güvendi­ği içindi. Müfessirler Sûre-i Tahrim'in tefsirinde bu yeminin sebebini beyân etmişlerdir. Görmek isteyenler oraya bakabilirler.

 

5- Her Belde Halkı İçin Ay'ı Kendileri Görmelerinin Müteber Olduğunu; Bir Beldede Hilal'i Görürlerse, Onlardan Uzak Olan Yerler İçin Bu Hükmün Sabit Olmadığını Beyan Babı

 

28- (1087) Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybe ve İb->ii llucır rivayet ettiler. Yahya b. Yahya (Anberanâ) dedi; diğerleri (Had-dcsenâ) tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize İsmail yâni İbni Ca'-fer, Muhammed yâni İbni Ebî Harmele'dcn, o da KüreyVdeıı naklen riva­yet etti, ki Ümmü'I-Fadi binti Haris kendisini Muâviye n ezdin e Şam'a ff<»ndermiş. Küreyb şöyle demiş: Şam'a varıp Ümnıü Fadl'ın hacetini gÖr-tlum. Ben, Şam'da iken Ramazan hilâli göründü. Hilâl'i cuma gecesi gör­düm. Sonra Medine'ye ayın nihâyetinde geldim. Abdullah İbnt Abbâs (Radiyallahft anhûma)   bana bâzı şeyler sordu, sonra hilâlden söz açarak:

  «Hilâli ne zaman gördünüz» dedi. Ben :

  «Biz, onu cuma gecesi gördük.» cevâbını verdim;

  «Onu sen mi gördün?» diye sordu;

  «Evet. Halk da gördüler ve oruç tuttular. Muâviye de oruç tuttu.» dedim. Bunun üzerine İbni Abbâs:

  «Ama biz onu cumartesi akşamı gördük. Onun için de ya otuzu ta­mamlayıncaya yahut hilâli görünceye kadar oruca devam ediyoruz.» dedi. Ben :

  «Muâvİye'nin görmesi ve oruç tutmasıyla iktifa etmiyor musun?» dedim; İbni Abbâs:

  «Hayır; bize Resûlüllah (Sailallahü Aleyhiye Seltem) böyle emir bu­yurdu.» cevâbını verdi.

Râvî Yahya b. Yahya, Küreyb'in «İktifa etimyelim mi?» yoksa «İk­tifa e.miyor musun?» dediğinde şekketmiştir.

B u hadîsi Ebû Dâvûd, Nesâ! ve Tirmizî rivayet etmişlerdir.

Hadîs-i şerif, hilâlin bir yerde siibût bulmasıyla hükmün oraya mün­hasır kalacağına delâlet etmektedir.

Nevevi şöyle diyor: «Ulemâmıza göre sahih olan kavil şudur ki: Hilâlin bir yerde görülmesi bütün insanlara teşmil edilemez. Yalnız me-safe-i sefer olmıyan yakın yerlere mahsûs kalır.

Bâzıları: Ayın ayni zamanda doğduğu yerlere hüküm şâmildir, derler.

Bir takımları da: İklim birse hüküm hepsine şâmil, değilse şâmil ola­maz; demişlerdir. Ulemâmızdan bâzıları: Ay'ın bir yerde görünmesi, yer yüzünde yaşıyan bütün müslumanlara âmm ve şâmildir; diyorlar. Bu takdirae İbni Abbâs Hazretleriain Kürey b (RadiyallahCı anhj'nm haberi ile amel etmemesi haber-i vahit olduğu içindir. Çünkü bu bir şahadettir, bir kişinin haberiyle sabit olmaz. Lâkin zahire bakılırsa İbni Abbâs, onu haber-i vâhid olduğu için değil; uzakta bulunan­lar hakkında hüküm isbât etmediği için reddetmiştir.»

Bu mes'ele Hanef iîye imamları arasında da ihtilaflıdır. Zahiri mezhebe göre bir yerde hilâlin görüldüğü sübût buldumu hü­küm bütün insanlara şâmil olur. Binâenaleyh garp'da yaşıyan müslüman-ların ay'ı görmesiyle, şarkda yaşıyanlara da Ramazan ve Bay­ram   sabit olur.

Bâzıları: «Bu mes'ele ayın muhtelif zamanlarda doğmasına göre de­ğişir. Çünkü hükme sebep aydır. Hilâl görülmek suretiyle bir kavim hak­kında sebebin mevcut ve münrakid olması başkaları hakkında da mün'a-kid olmasını îcâb etmez. Zîrâ ihtilâf-fmatâli' yâni ayın muhtelif zaman­larda doğması nazar-ı itibâra alınır. Nitekim bir kavmin bulunduğu yer­de güneş batsa, başkalarının yaşadığı yerde batmasa yalnız güneşin bat­tığı yerlerin halkına akşam namazı farz olur.» demişlerdir.

«Et-Tecrîd» sahibi ile diğer bâzı ulemâ ihtilâf-ı matâli'i muteber tut­muşlardır. Küreyb hadîsinin zahiri de onların kavlini te'yid etmektedir. Ancak bâzıları bu hadisd'ki işaretin İbni Abbâs ile Hz. Kü­reyb arasında cereyan eden konuşmaya âit olduğunu söyliyenler vardır. Bu takdirde hadîsde ihtilâf-ı metâli'in nazar-ı itibâra alınacağına delil kalmaz.

Hanefiîler 'den «Hidâye- şârihi Kemâl İbni Hümâm (788-861): «Zâhir-i rivayetle amel etmek ihtiyata daha muvafıktır.» diyor.

— hilalin büyük ve küçüklüğüne itibar olmadığını, allah ealâ'nın onu görülmek için imdâd ettiğini hava bllutlu olursa orucun otuz gün üzerinden tamamlanacağını beyân babı

 

29- (1088) Bize Ehû Bekir b. Ebi Şey be rivayet etti. (Dedi ki) : Bi­re Muhamraed b. Fudayl, Husayn'dan, o da Amr b. Mürra'dan, o da Ebû'l-Bahteri'den naklen rivayet etti. Ebûl-Bahteri [9] şöyle demiş: Omra yap­mak için yola çıktık. «Batn-ı nahle» denilen yere indiğimiz vakit hiiâli görmeye çalıştık. Bunun üzerine cemâatdan bâzıları:

  «Bu ay üç günlüktür.»; diğer bâzıları da:

— «İki günlüktür.» dediler. Derken tbni Abbâs'a tesaadüf ettik. .(Kendisine):

  «Biz hilâli gördük. Cemâatdan bâzıları onun üç : ünlük olduğunu, diğer bâzıları iki günlük olduğunu söylediler.» dedik,   bni Abbâs:

  «Onu hangi akşam gördünüz?» diye sordu;

— «Filân ve filân akşam.»   dedik. Bunın, üzerine tbni Abbâs ;

  «Şüphesiz ki Resûlüllah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

  Allah, onu görülmek için ımdâd etmiştir; buyurdular.     O, sizin gördüğünüz geceye aittir.» cevâbını verdi.

 

30- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder, Şu'be'den naklen rivayet etti. II.

Bize İbnü'I-Müsennâ ile İfcni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bite Muhammed b. Ca'fer rivayet etü. (Dedi ki) ; Bize Şu'be, Amr b:. Mürra'dan naklen haber verdi. Amr söyle demiş: Ben, Ebû'I-Buhterî'yi şunu söylerken işittim: Biz (Zât-ı ırk) denilen yerde iken Ramazan hi-lâlİni gördük de İbni Ahfcâj (RadiyaHahü unlıiınta) 'ya sormak için bir adam gönderdik. İbni ALbâs (RadlyuUahıt d"'') şunları söylemiş: Resûlül-lah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Şüphesiz ki Allah ay'ı görülmeli İçin İmdâd «tmiştir. Eğer hava bu­luttu olursa sayıyı ta man layı verin.» buyurdular.

Hadîs-i şerif bütün nüshalarda bu şekilde yâni birinci rivayette «med­de»; ikinci rivayette «Emedde» sîgalarıyla rivayet edilmiştir.

Kaadi İyâz 'in beyânına g3re utenıâtlan bâzıları medde fiilini imtidât yâni uzatmak; -Kmedde» fiilini de İmdat vermek mânâsına tef­sir etmişlerdir.

Kaadı iyâz: «Bence doğrusu rivayetin ssâhiri manâsıyla kal­masıdır. Zahirî mânâsı: Allah onun müddetini görülsün diye uzatmıştır; demektir. Zaten her iki fiilin de bu mânâya geldikleri söylenir...* diyor.

demaattan bazılarının «ay üç günlük» bazılarının da «iki günlüktür» demeleri, onun büyük gördükleri içindir. îbni Abbâs (RadiyaUahû anlı) ise ayın büyüklüğü küçüklüğü nazar-ı itibâra alınamayacağını, ayın bir gecelik olduğunu bildirmiştir. Zira büyük veya küçük göstermek Allah Teâlâ'ya kalmış bir fiildir. Dilerse hiç de göstermez; bu takdirde oruç günleri otuz üzerinden tamamlanır.

Mâzirî diyor ki: «Hilâl güneşin zevalinden sonra görülürse gele­cek akşama; zevalden Önce görülürse evvelki akşama âiddir.'Bazıları bu­nun da gelecek akşama âid olduğunu söylemişlerdir.

Zâhirî1er'e göre oruçda geçen akşama, bayramda ise ihtiyâtan gelecek akşama âiddir. «Ayı görürseniz oruç tutun!» hadîsinin zahirine bakılırsa ay görüldümü oruç tutmak îcâb eder... O halde görülen ay ge­lecek geceye hami olunur...*

Fakat Übbî, Mâziri 'nin bu son sözüne itiraz etmiş ve:^«Bu bâbda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Setlem) 'den sahih bir hadîs vârid olmamıştır. Yalnız Ömer (RadiyaUahû anh) 'in :

(Ayı zevalden önce görürseniz iftar edin; zevalden sonra görürseniz iftar etmeyin!» dediği rivayet olunur. Böyle bir kavi Hz. Alî'den He nakledilmiştir. Görülen ayın gelecek geceye âid olduğunu bildiren kavi meşhurdur...» demiştir.

Ayın zevalden önce görülmesi meselesi Hanefiyye imamlar, arasında da ihtilaflıdır. Hilâl, ayın otuzuncu günü zevalden önce görülür­se imam Ebû Yusuf a göre evvelki geceye âiddir. Binaenaleyh Ramazan başı ise o gün oruç tutmak; Ramazan sonu ise iftar etmek lâzımdır.

İmam A'zam'la imam Muhammed'e göre ise görülen hilâl mutlak surette gelecek akşama âiddir. Bazıları bu meseledeki hila­fın yalnız imam Ebû Yûsuf'la imâm Muhammed arasında olduğunu söylemişlerdir.

İmâm A'zam 'dan bir rivayete göre hilâli güneşin yolu üzerinde görünür yâni güneş hilâli ta'kîb ederse, o hilâl evvelki geceye, hilâl güne­şin peşinden gidiyorsa gelecek geceye âiddir. Fetva İmam A'zam’la imam   Muhammed'in kavline göredir.

 

7- Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in «Bayram Ayları Noksan Olmazlar» Hadisinin Manasını Beyan Babı :

 

31- (1089) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezid h. Zürey Halid'den, o da Abdurrahman b. Ebî Bekrâ'dan, o da babası (lladiyallahû an/ij'dan, o da peygamhex(SallaUahü Aleyhi ve Sellem) Men nak­len haber verdi:

«İki bayram ayı noksan olmazlar, bunlar Ramazan île Zilhicce'dir» buyurmuşlar.

 

32- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bizi* Mu'temir b. Süleyman, İshak b. Süvcyd ile Hâlid'den, onlar da Abdurrah-ınan b. Bekrâ'dan, o da Ebû Bekra'daii naklen rivayet etti ki, Peygamber (SallallohU Aleyhi ve Sellem):

«İki bayram ayı noksan olmazlar» buyurmuşlar.

Hâlid'in hadîsinde: «İki bayram ayı: Ramazan île Zil-Hicce noksan olmazlar» denilmiştir.

Bu hadisi Buharı Ebû Davud, Tirmiz ve îbni Mâce ,  «Küâbu's-Savm»'da tahric etmişlerdir.

Hadisi şerif, biri İshak b. Suveyd, diğeri Hâ1id E1-Hazza' olmak üzere iki terikden rivayet olunmuştur.

Bu tariklerin ikisi de sahih olmakla beraber Buhâri, îshak b. Süveyd tarikini yalnız başına rivayet etmiş, Nesâi'den gayrı «Sahih» sahipleri ise onu Halid-i Hazza* tarikinden rivayet etmişlerdir.

Buhâri 'nin İshâk tarîkini tercih etmesi: Bu rivayet üzerinde ih­tilâf edilmediği içindir.

Bununla beraber bazı raviler hadisin merfu* olup pjmadığmda şek-ketmiçlerdir.

Tirmizî: «Bu hadis Abdurrahman b. EbîBekrâ'dan mürsel olarak da rivayet edilmiştir.» demiş, bu sebeple onun sa­hih değil, hasen olduğunu söylemiştir. cümlesi mahzuf bir müptedanm    haberidir.

Bedel olması da caizdir.

İbnü'I   Cevzî   (5C8-597) bu babda şunları söylemiştir: «Bayram Şevval'de olduğu halde   Ramazan'a neden   Bay­ram   ayı denilmiştir» şeklinde bir sual varid olursa, bu suale   E'rem iki veeihle cevap   ermiştir.

1. Veçhe göre : Şevva1'in hilali bazen Ramazan'ın son gü­nü zevalden sonra göründüğü için   Ramazan'a bayram ayı denil­miştir.

2. Veçhe göre : Bayram oruca yakın olduğu için yakınlık sebebiyle Araplar bayramı oruç ayına izafe etmişlerdir.

Ulemâ bu hadîsin te'vîli hususunda . ihtilâf etmişlerdir. Bâzılarına göre «îki bayram ayı noksan olmazlar» cümlesinden murâd: «Gün hesa­biyle noksan olsalar bile hükümde noksan değildirler» demektir.

Diğer bazıları: «Bu cümlenin mânâsı, mezkur iyi ayın ikisi de nok­san olarak bir senede bulunamazlar. Biri yirmidokuz çekerse, diğeri otuz olur, demektir» mütalaasında bulunmuşlardır.

«Bundan murad: Zül-Hicce ayının on gününde işlenen amel­lerin faziletini beyândır. Zira bu ay ecir ve sevap hususunda Rama­zan *dan geri kalmaz» diyenler de vardır.

îbni Hibbân ( ?-354) «Bu haberin iki mânâsı vardır, biri iki bayram ayının bize nisbetle noksan olsalar bile hakikatta noksan olma­malarıdır, diğeri iki bayram ayının fazilet hususunda noksan olmamala­rıdır» diyor.

Tahavî (238-321) dahi şu mütalaayı serd ediyor: «Bu hadisin ma­nası, Bayram ayları yirmidokuz bile çekseler yine tamam sayılırlar. Çün­kü birinde oruç, diğerinde hac vardır. Bu ibâdetlerin hükümleri ise nok­san değil tamdır.»

Kirmâni < ?-786) diyor ki: iHacc, Zül-Hicce ayının ilk on gününe tesaadüf eder, binâenaleyh ayın noksan veya tamam olma­sının bunda dahl-ü te'siri yoktur. Fakat Ramazan böyle değildir, onun tamamı oruçla geçer ve bazen tam bazen de nakıs olur, dersen ben de derim ki:

Bazen hacc günlerinde baygınlık vukûbulur, bu sebeple o günlerdeki noksan Ramazan'in sonunda hilal görülmemek suretiyle meydana gelen noksana benzer. Bazen bir gün ziyade ve eksik hesab edilmek sûreti rle hata da edilebilir. Bu suretle Arefe ayın sekizinde veya onun­da yapılabilir. Şu halde hadisin manası, Arafât'da gün hatâsiyla vakfeye duranların ecirleri hatasız vakfe yapanların sevaplarından nok­san olmaz.» demektedir.

îbni Battal ( ?-444)'ın beyânına göre ulemâdan bir taife:  Araf e *den bir gün evvel veya sonra vakfe yapmak suretiyle bütün hacılara şamil bir hata işlen'rse, yapılan vakfe kafidir, çünkü o günler ictihadla ibadet eden kullı rın Allah indindeki sevabını azaltmaz. Nitekim noksan kalan oruç gü eri de Ramazan'in sevabını noksan etmez.» demişlerdir.

Bu kavil /tâ', Hasan-ı Basrî, îmam A'zam ve imam   Şafiî’den naklolunmuştur.

tbnü'l Kaasim: Hacılar hata ederek vakfeyi Arefe gü­nünden sonra yapsalar bu caizdir. Fakat vakfeyi terviye gününden evvel yaparlarsa ertesi gün bir daha vakfe yapmaları îcab eder.» demiştir.

Ulemâdan bazılarına göre Zül-Hicce 'nin sekizinci günü vak­fe yapmak hiçbir suretle caiz değildir. Çünkü o gün vakfe'ye ayı görerek yahut görmeyerek yapılır.

Ayı görerek yaparlarsa 9. günü tekrarlamaları, görmeden yaparlarsa 10. günü tekrarlamaları îcab eder.

Rcsûlüllah (SaUulİahU Aleyhi veSet!em)'m hassaten bu iki ayı zikir bu­yurması oruçla hacc bu ayhrda, yapıldığı içindir.

Nevevî kat'iyyettc buna k.'util olmuştur.

Tıybî ( ?-743) : «Hadîsin zahirine bakılırsa bu iki ayın hassaten zikredilmesi, başka aylarda bulunmayan bir meziyete sahip oldukları içindir. Yoksa hadis, başka ayda yapılan taatm sevabı bunlarda yapılanın sevabından daha azdır, mânâsına gelmez. Maksad bu iki ay bayramlara mahsus olduğu için onlarda vuku'u melhuz olan hatânın hükmünü kaldırmakdır.» demiştir.

Hadis-i şerif, sevapların amellere göre değil, sırf Allah'ın bir fadl-ı ihsanı olduğunu soyliyenlerin delilidir.

Yine bu hadîs tam ve noksan ayların sevabda müsavi olduklarına de­lildir.

 

8- Oruca Girişin Fecrin Doğması İle Hasıl Olduğunu, Fecir Doğuncaya Kadar Yemek ve Sairenin Cevazını, Kendisine Oruca, Namaz Vaktine ve Saireye Girmek Gibi Hükümler Taalluk Eden Fecrin Sıfatını Beyan Babı

 

33- (1090) Biıe Ebû Bekir b. EM Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. İdrîs, Husayn'dan, o da Şa'bi'den, o da [10] Adiyy b. Hatim (Radiyallahû anh)    Man naklen rivayet etti, Adiyy şöyle demiş: (Sizin için fecrin beyaz ipliği siyah ipliğinden seçilinceye kadar yiyip için [11] âyeti kerimesi nâzl olunca Adiyy b. Hâini peygamber (Sallallahü A leyhi ve Setlem) 'e:

«Ya Kesûlallah Ben, yastığımın altına bir beyaz, biri siyah iki ip koy­dum. (Bununla) geceyi gündüzden seçiyorum.» dedi. Resûlüllah (SalUillc.hu Aleyhi ve Selİem):

«Senin yastığın pek genişmiş, Bu beyaz iplikle siyah iptik gecenin karanlığı ile gündüzün aydınlığından ibarettir.» buyurdular.

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbu's-Savm» ile -Kitabu't-Tcfsir» de Ebû Davud «Kİtâbu's-Savm'da, Tirmizi «Kitâbu't-Tefsir» de muhtelif ravilerden tahric etmişlerdir.

Tirmizi onun hakkında «Hasen Sahih bir hadistir.» demiştir.

İkaal: Arapların deve bağladıkları iptir.

Mücâhid'in rivayetinde bunun yerine «Kıldan iki iplik aldım.» denilmiştir.

Hadîsin bir rivayetinde şöyle buyurulmuştur: «Dedim ki Yâ Resûlallah, bu beyaz iplikle siyah iplikden murâd nedir? Bunlar hakikaten ıkı iplik midir? Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selİem):

«Şayet ipliklere bakhnsa sen hakikaten pek kalrn kafalıymışsın.» buyurdu.

Sonra ilâve etti:

«Hayır, bundan murâd, gecenin karanlığı ile gürdüzün aydınlığıdır.»

Ebû Davud'un rivayetinde: «Ben biri beyaz, biri siyah iki ip alarak yastığımın altına koydum da, onlara baktım, fakat ipleri biribirindon se­çemedim. Sonra bunu Resûlüllah (SaİiaÜahü Aleyhi ve Settem)'e anlattım da, güldü ve:

«Oyla İse sen İn yastığın pek geniş ve uzunmuş. Bundan murad : Ge­ce İle gündüzden ibarettir,   buyurdu» denilmektedir.

Ebû Avâne 'nin rivayet ettiği Mutarrif hadîsinde: «Resûlüllnlı (Sallallahü Aleyhi ve Seİlem) güldü ve :

— «Hayır öyle değil, ey kalın kafalı, buyurdular.» denilmiştir.

«Sentn yastığın pek genişmiş.» ifâdesindeki yastık uykudan kinaye­dir. Maksat «Senin uykun pek çok ve derinmiş.» demektir.

Bâzıjarı yastığın başdan kinaye olduğunu söylerler. Nitekim: «Sen hakîkaten pek kalın kafalıymışsın.» hadîsi de bunu te'yid etmektedir.

Bir takımları kalın kafalı tâbirinin ahmaklıktan kinaye olduğunu söy­lerler. Zira kafanın haddinden fazla büyük ve geniş olması,   gabâvet ve ahmaklığa delildir. Nitekim mutedil oluşu da akıl ve âlicenaplık alâme­tidir.

Kaadî îyâz diyor ki: « Hz. Adiyy'in iki ip alarak yastı­ğının altına koyması âyet-i kerimeden bu mânâyı anladığmdandır. Ayni şekilde hareket eden diğer ashab dahi âyetten bu mânâyı anlamışlardır.

(Çünkü o zamana kadar beyazlıkla siyahlığın nelerden ibaret oldu­ğunu beyân eden fecir kelimesi henüz nazil olmamıştı.)

âyet-i kerimesi nâzıl olunca ipliklerden muradın gece

ile gündüz olduğunu anladılar. Hadîsin mânâsı şudur: Eğer sen Allah'ın murâd ettiği iki ipliği —ki gece ile gündüzden ibarettirler.— yastığının altına koydunsa, o halde senin yastığın onları örtmüş ve kaplamış olaca­ğından genişlemesi iktizâ eder.

(Sen hakikaten pek kalın kafaltymışstn . ) rivayeti de aynı mânâya gelir...»

Görülüyor ki Kaadî îyâz hadîs-i şerif deki:

«Senin yastığın pek genismis.» ve «Sen hakikaten pek kalın kafalıy-

mışsın.» rivayetlerini makaama münâsip bir şekilde te'vil etmiştir.

Bu hususta bir çok hadîs ulemâsı da Kaadı 1yâz'la beraber­dir. Onlar bu ifâdelerden ahmak ve akılsız mânâsını çıkaranlara itiraz et­mişler, bunun zemmölacağım söylemişlerdir. Halbuki ortada zemmi îcab edecek bir söz yoktur.

Burada şöyle bir suâl hatıra gelebilir : «Bu hadîsin zahirine bakılırsa ak iplikle kara iplikten bahsedilen âyet-i kerime nâzıl olurken Hz. Adiyy'in orada bulurduğu anlaşılıyor. Bu, onun daha önceden müslü-man olmasını iktizâ eder. Halbuki hakikat Öyle değildir. Çünkü âyet-i kerime hicretin iAk zamanlarında inmiş, Adiyy (Radryallahü anh) ise hicretin 9. veya 10. yılında müslüman olmuştur. İbni tshâk ile diğer Siyer ve Meğazi müellifleri vak'ayı bu şekilde tesbit etmişlerdir.»

Ulemâ bu suâle dört vecihle cevap vermişlerdir:

1) Hadîs-i şerifde zikri geçen âyet oruç farz kılındıktan sonra nazil olmuştur. Aynî   bu cevabı ihtimalden pek uzak görmektedir.

2) Hz. Adiyy’in sözü te'vil olunur. Onun bu sözden muradı: «Ben, Müslüman olduğum vakit bu âyet bana okununca beyaz ve siyah iplerle tecrübeye giriştim.» demektir.

3) Hadisin manası: «Âyetin indiğini duyunca iki ip aldım.» demek­tir.

4) Hadisde mahzuf kelimeler vardır. Bunlar şöyle takdîr olunur: «Âyeti kerîme nazil olup da bir müddet sonra ben Medine'ye gelerek Islâmiyeti kabul ettiğim ve onun şeriatlarını öğrendiğim vakit iki ip aldım.»

Aynî   bu dördüncü vechin en güzel olduğunu söylemektedir.

İmam Ahmed b. Hanbel'in rivayeti de bu tevcihi te'yid eder.

Müeâhid tarikiyle gelen bu rivayette «Resûlüllah (Sallatlahiİ Aleyhi ve Sellem) buna namazla orucu tâlim ederek

— Namazı söyle kılacaksın, orucu da şöyle tutacaksın. Güneş ka­vuştu mu taa ak iplikten kara ipliği seçinceye kadar ye, iç. buyurdu. Ben de iki iplik aldım... ilah...» Duyurulmaktadır.

Bâzıları âyetteki kara iplikle ak iplik tabirlerinin gece ile gündüz mâ­nâsına geldiklerini bildiren (fecir) lafzının bu âyetten hayli zaman sonra nazil olduğunu ileri sürerek beyânın nasıl olup da ihtiyaç zamanından geri bırakıldığını, hâlbuki beyân gelinceye kadar teklif devam ettiğini müşkil saymışlardır.

Ulemâ bunlara şu cevabı vermişlerdir:

Âyet-i kerîme'de «fecir* lafzı nazil olmadan da beyân vardır. Yalnız onu herkes değil, bâzı mütehassıslar anlardı. Beyânın herkesin anlıyacağı derecede açık olması şart değildir. Kaldı ki,âeyt-i kerîme'den maksa­dın ne olduğunu Hz. Adiyy'den başka anlamayan bulunmamıştır. Hattâ ulemâdan basıları câhiliyet devrinde ak iplikle kara ipliğin gün­düzle gece mânâsında kullanılmakta şüyu' bulduğunu, bunun beyâna ihtiyâcı olmadığını söylemişlerdir.

Nevevî (631-676) ipliklere hakikat mânâsını verenlerin Peygam­ber (SailattahüA leyki ve Sellem)in meclislerinde bulunmayan, anlayışı kıt bazı   Bedeviler   olduklarını söylemiştir.

Ulemâdan uazıları âyet-i kerîme'deki mecazın istiare mi, yoksa teşbîh kabilinden mi olduğu mes'elesi üzerinde de durmuşlardır.         :

Aynî, bunun istiare kabilinden olduğunu söylemiş ve «Biz, bu babın evvelinde bunu   Zemehşerî 'den naklettik.» demişdir.

 

34- (1091) Bize Ubeydullah b. Ömer El-Kavârîri rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Fudayl b. Süleyman [12] rivayet etli : (Dedi ki) : Bize Ebû Hazım n'vâyet etti. (Dedi ki) : Bize Schl b. Sa'd rivayet eyledi. (Dedi ki) : Şu (size ak İplik kora İplikten seçilinceye kadar yiyin için) âyı-timı zil olunca bazı kimseler bir" beyaz bir de siyah iplik alarak bunları birbi­rinden seçinceye kadar yemeye devam ederdi. Nihayet Allah xAZ.ıe ve Celle)   (Fecirden) kavl-i kerîmini indirerek bundan muradı beyân eyledi.

 

35- (...) Bana Muhammed b. Schl Et-Temimi [13] İle Ebû Bekir b. İshâk rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bİze İbni Ebî Meryem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Gassâıı haber verdi.   (Dedi ki) : Bana Ebû Hâzini, Sehl b. Sa'd    (Radiyıtilahü anh l'dutı naklen rivayet etti. Schl şöyle ıl.mı, Şu âyet (yani):

(Size ok iplik kara iplikten seçilinceye kadar yiyin, için) kavl-i ilâhisi nazil olunca bazı kimseler oruç tutmak istedimi her biri ayaklarına bîr siyah bir de beyaz iplik bağlarlar da, bu iplikleri birbirinden seçinceye kadar yiyip içmeye devam ederlerdi. Bundan sonra Allah (Fecini-n) >»\ lini indirdi. Bu suretle Allah'ın bu âyetten gece ile gündüzü ımırâd etti­ğini anladılar.

Bu hadisi   Buharı   «KitâbuVSavnı» ile   «Kitâbu't-Telfsir» de Nesâî «Kitabu's-Savm» da muhtelif râvüerden tahric etmişin d,;

Bundan evvelki hadîsde Hz. Adiyy'in biri beyaz diğeri siyah ikî ipi yastığının altına koyduğu bildirilmişti. Bu hadîsde Ashâb-1 Kiram 'dan bâzılarının iki ipliği ayaklarına bağladıkları görülüyor. Fn-kat iki rivayet arasında münâfaat yoktur. Zira bâzılarının iplüklvu tıklarının altına koyması, diğerlerinin ayaklarına bağlaması mümkündür.

Ulemâdn bir takımları iki rivayetin arasını bulmak için Ashâb'm sahur zamanına kadar iplikleri yastıklarının altında Uttukları, sahur zamanında onları ayaklarına bağladıkları ihtimâlinden bahsetmişlerse de, bu ihtimâl uzak görülmüştür. Çünkü o zaman kendileri uyanık buluna­cakları için ayaklarına iplik bağlamaya hacet yoktur. Ellerinde onları daha iyi görürler.

Ri'y : Manzara demektir.

Bâzıları bu kelimeyi «ra'y* ve «ri'iyy» şeklinde rivayet etmişlerdir.

Fakat Kaadî îyâz buna itiraz etmiş, hatâ olduğunu söylemiş­tir.

Bu şekilde rivayet sahih olsa bile mer'i yani görünen mânâsına ge­leceğini bildirmiştir.

Kurtubî ( ?-656), Hz. Adiyy rivayeti ile bu rivayetin arasını bulmuş ve: Adiyy rivayetinin Seh1 rivayetinden sonra vârid olabileceğinden bahisle Hz. Adiyy'in, Seh1 rivâyetin-deki macerayı işitmemiş olması ihtimalini ileri sürmüştür.

Maamafih yine Kurtubî 'nin beyânına göre her iki hadîsin aynı kazıyye hakkında vârid olması muhtemeldir. Yalnız râvilerden bazısı âyetteki «Fecir» kelimesini muttasıl olarak zikretmiş, bâzıları onu âyet­ten ayırmışlardır. Çünkü bu kelime âyet-i kerîme'nin baş tarafından hayli zaman sonra nazil olmuştur.

Bâzıları bir sene sonra indirildiğini söylerler.

Tahavî'nin rivayetine göre âyet-i kerîme nazil olduktan sonra Ashâb-ı Kiram bir müddet fecir doğuncaya kadar yiyip içmeye devam etmişler, sonra Allah Teâlâ Hazretleri fecir kaydını indirmekle bu hükmü neshetmiştir.

Fakat Kaadî îyâz, Tahavî 'nin bu sözüne itirazda bulun­muş ve hükmün onun dediği gibi evvelâ sabit olup, sonradan neshedilme-ffifiirıi hadisden muradın bu işi bazı Bedeviler *in te'vtl suretiyle yaptıklarını beyândan ibaret olduğunu söylemiştir.

 

36- (1092) Bİzc Yahya b. Yahya ile Muhammed b. Rumh rivayet » Kiler. (Dediler ki) : Bize Leys haber verdi. H.

Bize Kuteyhetü'bnü Sn id de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, ibni Şihâh'dan o da Salim b. Abdîllah'dan,   o da Abdullah (Radiyallahü anh)l:m o da Resuliillah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)ıden naklen rivayet eyledi, \le buyurmuşlar :

(Bilâl geceleyin ezan okur, İmdi siz ibru Um mü Mektüm'ün ezanını İfitinceye kadar yiyip için.»

 

37- (...) Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize ilini Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus ibni Şihâb'dan, o da Sa­lim b. Afadillah'can o da Abdullah b. Ömer (Radiyaltahû anhûnıa)1 dan nak­len haber verdi. Abdullah şöyle demiş: Ben, ResûlüIIah (Sallallohü Aleyhi ve Seİlem)i :

«Gerçekten Bilâl geceleyin ezan okuyor. Binâenaleyh siz ibni Um mü Mektâm'un ezanını isitinceye kadar yiyip için.»   buyururken işittim.

 

38- (...) Bize ibni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam ri­vayet etti. (Dedi ki) : >ize Ubeydullah, Nâfi'den o da ibni Ömer (Radiyallahıı anhûma)   dan naklen rivayet eyledi, şöyle demiş:

ResûlüIIah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem).'în, biri Bilâl, diğeri âmâ ibni Ümınü Mektûm olmak üzere iki müezzini vardı. Bir defa ResûlüIIah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem):

«Şüphesiz ki Bilâl geceleyin ezan okun Binâenaleyh siz ibnî Ummü Mektûm ezarf okuyuncaya kadar yiyip için.» buyurdular.

Halbuki ikisinin ezanı arasında, ancak birinin inip dikerinin (mina­reye) çıkacağı kadar fazla bulunurdu.

 

(...) Bize yine ibni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam riva­yet etti. (Dedi ki) : Bize UbeyduIIah rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kaa-sim, Aişe (RadiyaUahûanha)'âan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadisin mislini rivayet etti.

 

(...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde haber verdi. H.

Bize tbnü'l-Müsennâ dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hanımad b. Mes'ade rivayet eyledi.

Bu râvilerin hepsi Ubeydullah'dan her iki isnâdla İbni Nümeyr hadisi gibi rivayette bulundular.

Bu hadisi Buhari   «Kitâbu's-Savm»'dan tahric etmiştir.

El-Mühelleb diyor ki: «Bu hadisin muhtelif lafızlarından anla­şıldığına göre Hz. Bila Tin vazifesi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in emrettiği vakitte geceleyin ezan okumakmış. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunu, namaz kılan namazı kessin, uyuyan uyan­sın da sahur yemeğini yememişse yesin, diye yapmıştır.

Bütün bunları Hz. İbni Mes'ud, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den rivayet etmiştir. Ashâb-ı kiram, Hz. Bi1â1'in ezanından sonra sahur yerlerdi.

Hadis-i şerif, Abdullah tbni Ümmu Mektûm ezanının Bilâl (Radiyallahü anh) 'm ezanına yakın olduğuna delildir.

Hadisin bâzi rivayetlerinder   «tbni   Ümmü   Mektûm'a: — Sabahladın, sabahladın, denilirdi.» cümlesi vardır. Bu gösteriyor ki: Ibni Ümmü   Mektûm Hazretleri fecrin doğmasına yakın yahut fecir doğarken ezan okumağa dikkat eder, vakti bildirmek için Hz. Bi1âI'in ezanı ile iktifa etmezmiş. Zira Hz. Bilâl ezanını muhtelif vakitlerde okurmuş.

Bu hadisde «Birinin inip diğerinin (minareye) çıkacağı kadar fasıla bulunurdu.» denilmesi bazı zamanlardaki müşâhadeye mebnîdir. Çünkü ezam her gec? ayni vakitte okusa Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun ezanı ile iktifa eder: «îbni Ümmü Mektum ezan oku-yuncaya kadar yiyip için.» buyurmaz, «Bilâl ezanı bitirdim, yiyip içmeyi kesin.» emrini verirdi.

îbni Ümmü Mektûm ama bir zât idi. Bu sebeple vaktin geldiğini kendisine haber veren bir adamı bulunması muhtemeldir. Çün­kü böyle biri bulunmasa vaktin geldiğini ekseriya bilemezdi.

îbni Vehb'in, Yûnus tarikiyle 1bni Şihâb'dan, onun da Salim 'den naklettiği bir rivayet de bu ihtimali teyid eder. Mezkur hadisde: «Îbni Ümmü Mektûm gözü görmez bir zât idi. Cemâat kendisine fecir doğdukta (ezanı oku.) deme-dikçe ezan oku­mazdı.• denilmektedir.

 

Bu Hadislerden Çıkarılan Hükümler:

 

1. Oruç tutacak olan bir kimse, fecr-i sâdık denilen tanyerinin ağır-masına kadar yiyip içebilir. Fecr-i sâdık doğdu mu yiyip içmeyi keser.

Sahabe ve Tabiin'in cumhuru buna kaaildirler. Mamer, Süleymân-ı Ahmeş, Ebû Miclez ve Ha­kem b. Uteybe güneşin doğmasından az evvele kadar sahur ye­menin caiz olduğunu söylemişlerdir. Delilleri Tahavî‘nin rivayet et-tiğitiği Hz. Huzeyfe hadîsidir. Mezkûr hadisde şu cümleler var­dır :

«Sabah olduktan sonra mı sahur yediniz?» diye sordum. — «Evet sabah  olduktan sonra  yedik, şu  kadar var  ki  güneş  doğmamıştı.»

Bu hadisi Nesâi ile imam Ahıned b. Hanbel dahî rivayet etmişlerdir.

Ma'mer sahur yemeğini o kadar geç yermiş ki, bilmeyenler oru­cu yok zannederi ermiş.

İbni Münzir'in sahih bir isnadla Hz . Ali (Radiyallahû anh,) dan rivayet ettiği bîr habere göre AIi (Radiyal'.ahü anh) sabah nama­zını kılmış da :

«Beyaz   iplikte   siyah ipliğin   birbirinden   seçildiği zaman   şimdidir.» demiş.

İbnü'l-Münzir ( ?-3lO) bazı ulemânın: «Günün aydınlığını gecenin karanlığından seçmek, aydınlığın yollara ve evlere dağılmasiîe olur.» dediklerini rivayet etmiştir.

Sahih bir isnâdla yine ibni Münzir'in, Salim 'den riva­yet ettiği bir hadisde Hz. Ebû Bekir'in ortalık iyice aydınla­dıktan sonra:

«Şİmdİ bana suyumu getir.» dediğini rivayet etmiştir.

 A'mfs'iıı: illeıe düşeceğimi bilmesem sabah namâznu kılar da ond;ı!i ı:*)!ira sahur yerdim.» dedij;i rivayet bulunur,

fiyye ulemâsının bu bâbdaki kavilleri ilerde görülecektir.

 

Bu  Hadisden Çıkarılan Hükümler :

 

1. Hadîs-i şerif «Sabah ezanı fecir doğmazdan önce okunabilir.» di-yenîerin delilidir.

2. Fecir doğuncaya kadar yeyip içmek ve cima' etmek caizdir.

3. A'mâ'nın ezan okuması caizdir.

4. Siibalı namazı için biri fecirden önce, diğeri  sonra olmak üzere iki defa uzan okumak müstuhabtır.

5. A'mâ'nın şebâdeti makbuldür diyen imam Mâlik   iîe Müzeni ve başkaları bu hadisle istidlal etmişlerdir.

 

39- (1093) Bize Züheyr b. Iarb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsma­il b. İbrahim, Süleymân-i Tcymi'dcn, o da Kbû Osman'dan, o da İbnt Mcs'ûd (Radiyallahii anhy&m\ naklen rivayet etti. İbııî Mesûd şöyle de­miş: Kesûlüllah (SaMUütil Aleyhi ve Selleın) :

«Sizden hiç birinizi Bilâl'ın ezanı -yahut Bilâl'in nidası- sahurundan menetmesin. Çünkü o namaz kılanınıza namazı kestirmek ve uyuyanınızı uyandırmak için geceleyin ezan okur - yahut nida eder.» buyurdu. Ve elini doğrultarak kaldırdı da :

«Fecir şöyle ve şöyle olmakla değil, şöyle oluncaya kadardır.» bu­yurdu ve iki parmağını araladı.

 

(...) Bize tbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hâlid yâni Ahmar, SüJeymân-i Teymi'den bu isnâdla rivayette bulundu. Yalnız o şöyle dedi:

ResûliUIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) parmaklarını topladı, sonra onları yere doğru çevirerek:

— Şu şekilde oldu aydınlık fecir değildir. Fecir şöyle olandır, bu­yurdu ve İki şahadet parmağını birbiri üzerine koyarak ellerini uzattı.»

 

40- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebi Şey be rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu'temir b. Süleyman rivayet etti. H.

Bize tshak b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr ile Mu'­temir b. Süleyman ikisi birden Süleymân-ı Teymî'den bu isnadla haber verdiler. Mu'temir'ir hadîsi:

«Uyuyanınızı uyandırır, namaz kılanınızı da  namazını  kestirir.» cümlesinde sona erer.

tshâk dedi ki: «Cerir kendi rivayetinde Resâlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) fecri kastederek:

Şöyle olmak eğil, böyle olmaktır. Yani fecir genişliğine görünen aydın­lıktır, uzunluğuna z'hur eden aydlınlık-değildir.» buyurdu.) dedi.»

 

41- (1094) Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dülvâris, Abdullah b. Süvâdete'l-Kuşeyri'den naklen rivayet eyledi. (De­miş ki) : Bana babam rivayet etti, o da Semûratü'bnü Cündeb'i şunu söy­lerken işitmiş: Ben, Muhammed   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem yi :

«Sakın sizden birinizi ne Bilâl'ın nidası ne de yayılmadıkça şu ay­dınlık sahurdan menetmesin.» buyururken dinledim.

 

42- (...) Bana ZÜheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail b. Uleyye rivayet eyledi. (Deai ki) : Bana Abdullah b. [14] Sevâde, baba­sından, o da Semûratü'bnü Cündeb (Radiyalîahü anh) 'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş:

Resûlüllah    (Sallallahü Aleyhi ve Settem) :

«Sakın bizi ne Bilâl-in ezanı ve -Şahabın direk gibi görünen aydınlığı­na İşaretle- ne de şu beyazlık şu şekilde dağılmadikça aldatmasın.» buyurdular.

 

43- (...) Bana Ebu'r-Rabi' Ez-Zehrâni rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Sevadete'I-Kuşeyri, babasından, o da Semuratü'bnü Cündeb (Radiyalîahü anh) 'dan naklen rivayet eyledi, şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);

«Sakın ne Bilâl'ın ezanı ne de ufukda şöyle görünen uzun aydınlık Şu şekilde yayılın aya kadar sahurunuzdan sizi aldatmasın.» buyurdular.

Hammâd tun iki eliyle göstererek genişliğine zuhur eden aydınlı­ğını anlatmak i. ediğini hikâye etmiştir.

 

44- (...) Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize ba­bam rivayet etti  (Dedi ki) : Bize Şu'be, Sevâde'den naklen rivayet eyledi.

(Demiş ki) : Ben*, Scınuralii'bnü C ün deh {Radiyalluhit onh)."ı hutbe oku­yarak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellcm)"nı şöyle buyurduğunu riva­yet ederken dinledim:

«Sizi ne Bilâl'ın  nidası  ne de fecir görününceye (tadar -Yahut fecir yanhneaya kadar görülen çj aydınlık aldatmasın»

 

(...) ISİzo, İni hadisi Crnü'l-İMiisfiı^â dibi rivayet etti. (Üedi ki) : Bi­ze KIîu Uîivud rivayet etti. (OocJi ki) : iti?'1 Şii'de h.ıber verdi. (Dodi ki) : lî;jna Sevadetü'lınü Haır/aletc'l-Kuşeyı-i Iıah-r verdi, Senuıratü'hnü Cün-deb (RtuUyallahii cnh) \ Resıılüllah (StılUrluhu Aleyhi ve Settem) şöyle lui-yururdtı... derken dinledim, diyerek bu hadisi anlattı.

İbni Mesûdi (RaJiy l'a/tii c:ıh) hadîsini Buhâri «Ezan» ve «Talâk» bahislorindo, Ebû Dâvud , Nesâi ile İbni Mâce «KitâbıTs-Savnı» dan talırîc etmişlerdir.

Hz. Bi1â1'in geceleyin ezan okıırıasi sabahın yaklaştığım bil­dirmek içindir. Tâki teheccüd namazı kılanlar namazı keserek biraz uyu­sunlar da, sabah namazına neşatla kalksınlar, uyuyanlar da uyanarak az -eok teheccüd namazı kılsınlar yahut sahur yemo&i yesinler, sonra yıka­narak veya abdest alarak sabah naanazına hazır olsunlar.

ResûlülJah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mübarek eliyle işaret ede­rek gösterdiği birinci fecirden murâd Fccr-i Kâzib yâni alaca karanlıktır. Bunun hakikati ufukta yukarıdan aşağı doğru sarkan bir ay­dınlıktır. Sonra tekrar kaybolur. Fecr-i Kâzib geceden sayılır. Onunla sabah namazının vakti girmiş sayılmaz. O anda sahur yemeği yenilebilir.

KcsûlüIIah (Sallallahü Aleyhive Sellem) ikinci işareti ile Fecr-i Sadık'ı yâni hakiki tanyeri ağırmasını göstermiştir.

Bunun mâhiyeti aydınlığın ufukta genişliğine yayılmasıdır. Bu ay­dınlık sabahı bildirir. Onunla sabah namazının vakti girer.

 

Bu Rivayetlerden Çıkarılan Hükümler:

 

1- Hz. Bilâl (Radiyallahüanhym. geceleyin okuduğu ezan na­maz kılanlara namazı kestirmek, uykuda olanları uyandırmak içindi. İmam A'zam'la imam Muhammed ve Züfer'inkavilleri budur. Ona göre sabah namazı için   Abdu İlah ibni ümmü  Mektim'un yaptığı gibi yeniden ezan okumak îcab eder.

Süfyân-ı  Sevrî'niı kavli de budur.

Evzâi, Abdullah ibni'l-Mübârek, imam Mâlik, imam Şafii, imam Ahmed b. Hanbel . İshâk, Dâvud-u Zahiri ve ibni Cerir-i Taburî  fecir doğmazdan önce sabah ezanı okunmasını tecviz etmişlerdir.

Hanef iiler 'den imam Ebû Yûsuf'un mezhebi do budur.

Bu hususta muhtelif hadisler varid olmuştur. Bunların bazılarında « Bi1â1'in ezanı sizi aldatmasın. Çünkü o geceleyin ezan okur. Siz ibni Ümmü Mektûm 'un ezanını işidinceye kadar yiyip içmeye devam edin.» b-ayurulmuş, diğer bazılarında «İbni Ümmü Mek­tûm gözü görmez bir kimsedir onun ezanı sizi aldatmasın, Fila Bilâl   ezan okucuğu zaman artık kimse yemek yemesin.» denilmiştir.

Zahiren biribirine munâfi gibi görünen bu rivayetler Aynî'ye göre ezanı nevbetle okumakdan ileri gelebilir. Çünkü, caiz ki Resûliillah (Sallalkihü Aleyhi ve Sellem) bazı gecelen evvelâ Hz. Bi1â1'e nml.m sonra Hz. .Abdullah ibni Ümmü Mektûm'a, bazı geceler de evvela îbni Ümimü Mektûm'a, sonrr Hz. Bi1âl ezan okutmuş olsun.

îşte zıddiyet buradan ileri gelir. Ezanı evvelâ kim okursa okusun, bu ezanın namaz ve oruç babında hükmü yoktur. Hüküm ikinci ezana taal­luk eder.

Ebu'l-Fetih Kuşeyrî   diyor ki: «Vakti girmezden ön ce sabah namazı için ezan okumayı caiz görenler bu ezanın ne vakit okunacağında ihtilâf etmişlerdir,

Şâfiî1er'e göre tanyeri ile Fecr-i Kâzib arasında nk?ı-nur, daha Önce okumak mekruhtur. Bâzılarına göre gece yarısı bir ta­kımlarına göre gecenin üçte birinde okumak caizdir.

Gecenin son altıda birinde okunur.» diyenler de vardır. İmam Ebû Yûsuf ile İmam Ahmed ve îmam Mâlik'? göre gece yarısında okunur.   Safi î'ye ulemâsının zahih kavli de burtnr

İkinci bir kavle göre ezan fecir doğarken seher zamanında okımuı. Begavî kat'iyyetle buna kaail olmuştur.

Üçüncü bir kavle göre : Kışın gecenin son yedide birinde, yazın ge­cenin kalan yedide birinin yansında okunur.

Dördüncü bir kavle göre: Gecenin üçte birinden vakt-i muhtarın onuna kadar,

Beşinci bir kavle göre: Gecenin her anında okunabilir.

Yedide bir, yedide birin yansı rivayetleri İçin   İraâmü'l.Haremeyn :   (Hadîs ulemâsı indinde bâtıldır.) elemiştir.»

2- Fecir, biri Kâzib diğeri   Sâdık   olmak üzere iki nev'idir.

3- Bir şey*i bit'te'kid öğretmek için işaretle izahta bulunmak caiz­dir.

4- El-Mühelleb'e göre bu rivayetler işaretin sözden daha kuvvetli olduğuna delildir.

 

9- Sahur Yemenin Fazileti, Bitte'kid Müstehab Oluşu, Sahüp’u Tehir ve Îftarı Acele Yapmanın Müstehab Oluşu Babı

 

45- (1095) Bize Yahya fa. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hü­seyin, Abdullaziz b. Süheyl'den, o da Encs'dcn naklen haber verdi. H.

3ize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb, tbni Uleyye'den, o da Abdülazîz'den, o da En es (Rcdiyallahü anh) 'dan naklen rivayet ettiler. H.

Bize Kuteyebtü'fanü Said dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Avâ-ne, Katâde ile Abdülazîz b. Süheyb'den, onlar da En es (Radiyallahü anh i dan naklen rivayet etti, Enes şöyle demiş: Resûlüllah (SallaUahu Aleyhi ve Sellem):

«Sahur yeyin. Çünkü sahurda bereket vardır.» buyurdular.

Bu hadisi Buhâri, Tirmizî, Nesâi ve îbni Mâce  «Kitâbu's-Savm» da tahric etmişlerdir.

Tirmizî onu tahric ettikten sonra: «Bu bâbda Ebû Hüreyre, Abdullah b. Mes'ûd, Câbir b. AlTdiİ-lah, îbni Abbâs, Amru'bnü'l - Astrbâd b. Sâriye, Utbetü'bnüAbd veEbu'd-Derdâ (Radiyallahü anhûm) hazerâtmdan da hadîsler rivayet olunmuştur.» demektedir.

Bunlardan maada Hz. Ali, Abdullah b. Amr, Ab­dullah b. Ömer, Ebû Ümame, Ebu Said-i Hudri, Mikdân b. Ma'dikerib, Âişe, Meyserâ (Radiyallahü anh t\m) ile ismi bilinmeyen bir zâtdan da hadîsler rivayet olunmuştur:

1) Ebû Hüreyre (RadiyaUahii cınh) hadisini Nesâi hem merfû hem mevkuf olarak rivayet etmiştir. Lafzı babımızın   Enes (RadiyaUahii anh) hadîsi gibidir. Ebû  Ya'Iâ'nın rivayetinde :

— Resûlüllah (Sallallâhü Aleyhi veSellem) sahur yemeği ile tirit hakkında bereket duasında bulundu.»; başka bir rivayetinde de:

Resûlüllah (Sallaltahii Aleyhi ve Seltem) Sahur berekettir, tirit berekettir, cemâat da berekettir, buyurdular.» denilmektedir.

2) Abdullah   b.  Mes'ud   hadîsini yine  Nesâi   merfû ve mevkuf olarak tahrîc etmiş :

«Mevkuf olması daha doğrudur.» demiştir.

3) Câbir (Radiyallahü anh)  hadîsini   îbni   Adiyy   «EI-Ka-mil» nâm eserinde babımız hadisi tarzında rivayet etmiştir.

4) İbni Abbâs (Radiyallahüanh) hadîsini Îbni Mâce tahric etmiştir. Mezkûr hadîsde Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Setlem) :

«Sahur yemeğinden gündüzün orucu kaylûleleden de gecenin namazı İçİn istifade edin.» buyurmuşlardır.

Bu hadîsi Hâkim de «Müstedrek» inde tahrîc etmiştir.

5) Amru'bnü'1-Âs   hadîsini   Müslim   ile   Nesâi tahrîc etmişlerdir. Babımızda bu hadîsden sonra görülecektir.

6) îrbâd b.   Sâriye   hadîsini   Ebû   Dâvud   ile   Ne­sâi   tahrîc etmişlerdir. Hz. İrbâd   şöyle demiştir:

«Beni, Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Setlem) Ramazanda sahur ye­meğine davet etti de:

«Mübarek yemeğe buyur, dedi.»

Nasâi'nin rivayetinde «Buyur» yerine -Buyurun» denilmiştir. Bu hadîsi   îbni ; Hibbân dahi «Sahîh»inde tahrîc etmiş,   1bnü'1-Kattâr   ise zayıf bulmuştur.

7) Utbetü'bnü   Abd   ile   Ebu'd-Berdâ' rivayetini îbni   Adiyy   «El-Kamil» nâm eserinde tahrîc etmiştir. Bu riva­yette  Utbe ile Ebu'd - Derdâ '  (RadiyaUahii anh)   şöyle demiş­lerdir :

«Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) gecenin sonunda sahur yiyin, buyurdu.    Bunun mübarek bir öğün olduğunu söylüyordu.»

8) Hz. Ali hadîsini yine   Îbni   Adiyye tahrîc etmiştir. Bu hadîste Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem).;

«Bir yudum suyla olsun sahur yapın, bir vudum suyla olsun İftar edin.» buyurmuşlar.

Yalnız hadîsin senedinde  metruk bir râvi olan   Hüseyin   b. Abdullah   vardır.

9) Abdullah b. Amr (Radiyallahü anh) hadisini İbni Hibban  «Sahih» inde rivayet etmiştir. Bu rivayette dahî : «ltcsûlüllah (Sülhllahü Aleyhi ve Sellem):

  «Bir yudum suyla olsun sahur yapın, buyurdular.» denilmektedir.

10)  Abdullah  b.  Ömer (Radiyallahii anh)    hadîsini yine İbni   Hibbân  tahric etmiştir.

Mezkûr rivayette    Hz.   Abdullah   şöyle demektedir:   Resû-lüllalı    (SallaUahil Aleyh've Sellem) :

  «Şüphesiz kî Allah ve  melekleri  sahur yiyenlere  sa'lat  eylerler.» buyurdu.

11) Ebû Ümâme (Radiyallahü anh)   hadisini   Taberâni «Müsned» inde tahrîc etmiştir. Hz. Ebû Ümâme şöyle demiştir: Een, Resûlüllah  (SallaUahii Aleyhi veSellem)'i :

  «Ya  Rabbî,  Ümmetime sahur yemeğinde bereket ver. (Ey  ümme­tim}, bir yudum suyla, bir hurma tanesiyle, bir kaç kuru üzüm tanesiyle de olsa sahur yapın.    Zira melekler size Salât eylerler,  buyururken  işittim.»

Hadisin isnadı hakkında süz edilmiştir.

12) Ebû Saîd-i Hudrî   (Radiyallahüanh)   hadîsini   imam Ahmed b. Hanbel   «Müsned» inde tahrîc etmiştir.   Hz. Ebû Saîd  şöyle demektedir: «ResûlülUih (SallaUahil Aleyhi ve Sellem) :

  «Sahur berekettir, velev ki biriniz onu bir yudum suyla  yapsın. Çünkü Allah  Azze  ve  Celi  ile  melekleri  sahur yiyenlere  salât eylerler, buyurdu.»

Bu hadîsi İbni Adiyy dahi biraz lâfız farkıyla rivayet et­miştir, îsnâdı hakkında söz edilmiştir.

13) Mikdân  b. Ma'diker î b (Radiyallahü unh)    hadîsini Nesâi  merfû ve mürsel olarak rivayet etmiştir.

Bu hadîste Kcsûlüllah   (Salla!lahit Aleyhi ve Sellem) : «Sahura devam edin.    Çünkü o mübarek bir öğündür.»    buyurmuş­lardır.

14) Âişe (Radiyallahü anha) hadîsini   Ebû   Ya'1a -Müsned» inde tahrîc etmiştir. Mezkûr rivayette Hz. Âişe   şunları söylemiştir. «Resûlüllah   (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) :

  Bize mübarek yemeği yani sahuru getir, buyurdular.   Halbuki çok defa bu yemek iki hurma tanesinden ibaret olurdu.»

15) Meyserâ hadîsini Ebû Nuaym-ı İsfahani tahrîc etmiştir. Meyserâ (RadiyaV.ahü anh) şöyle demiştir;    Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selfan) :

  «Bir lokma veya bir 'casık çorba ile olsun sahur yapın.    Çünkü o, bereket yemeğidir.    Sahur sizin orucunuzla  Hiristiyanların orucu arasında huduttur.»    buy unlular.

Bu hadîs hakkında soz edilmiştir. Zehebi, Meysor' (Radiyallahiianlı) 'in Basra bedevilerinden bir sahâbi olduğunu, Uusunti-lah   (SallaUahü Aleyhi ve Sellemye :

  Sen ne zaman Peygamber oldun ya Itesûlallah? diye sorduğunu kaydeder.

16) îsmi bilinmiyen sahâbinin hadîsini Nesâi tahrîc etmiştir. T'm hadîste: «Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına girdim, salıür yemeği yiyiyordu :

  Bu yemek berekettir, bu sîze Allah'ın verdiği bîr berekettir.   Onu bırakmayın, buyurdular.»  denilmektedir. Râviler, mutemetdirler.

Rcsûlülluh (SallaUahü Aleyhi ve Selleın)'u\ «Sahur yİyİn, • emri bilıuım nedib ifâde eder.

Sahur kelimesi : «Suhur* şeklinde de rivayet edilmiştir.

Bereket kelimesini ulemâ muhtelif şekillerde tefsir etmişlerdir. Şöyle ki:

a) «Bereket» den murâd: Az olan yiyeceğe oruca yardımı olaenk şekilde kuvvet bahşetmektir. Kesûîüllah   (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) 'in :

«Bir yudum suyla, bir hurma tanesiyle de olsa...» buyurması bunu delâlet eder. Bu, Allah'ın halk ettiği bir hususiyettir.

b) «Bereket» den murâd: Muâhaza   olunmamaktır. Nitekim Hz. Ebû   Hüreyre'den rivayet olunan bir hadîsde :

— «Uç şey vardır kİ bunlar üzerine kul hesaba çekilmez : Sahur ye­meği, iftar yemeği ve din kardeşleriyle    birlikte    yenilen    yemek.» buyurulmuştur.

c) Bereketten murâd : Oruç v.s. gibi gündüz amellerine kuvvet ka­zanmaktır.

d) Bereket'den ruhsat ve sadaka mânâsı kastedilmiştir.

Bu ruhsat iftar zamanında yemek üzerine yemekden ibaretti, sonra nesholundu.

Bereket lugatta «Ziyade- ve «Artış» mânâsına gelir.

Kaadi îyaz: «Bu bereket sahura kalkan kimsenin zikir, na­maz istiğfar v.s. gibi ziyâde amellerinden ibaret de olabilir. Zira insan sahura kalkmasa bunları yapamaz, onları terketmiş olur.» diyor.

Ulemânın ihtilâfından çıkmak için her gün oruca ayrı ayrı niyetlen­meyi de bunlar meyânında zikrediyor.

îb'ni Dakiki'1-îd'e göre burada ki bereket uhrevî amellere 3e, dünysvî amellere de âit olabilir.

 

Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :

 

1) Hadîs-i şerif, sahura teşvik etmektedir. Ulemâ sahur yemeğinin müstehab olduğuna ittifak etmişlerdir. Sahur yemeği hıristiyanlarm oru­cuyla müslümanlarm orucunu biribirinden  ayıran  hadd-i  fasıldır.  Zira Hıristiyanlar sahura kalkmazlar.

Bîr hadisde sahur yemeği ile sabah namazının arasında elli âyet oku­yacak kadar fasıla bulunduğu bildirilmiştir.

2) Bu hadîsde sahuru tanyerine yakın bir zamana kadar te'hire teş­vik vardır.

3) İftar için acele etmek müstehabdır. Çünkü bir hadîs-i şerifte: «İnsanlar iftarı acele yapmaya devam  ettikçe  hayırda dâimdirler.»

buyurulmuştur. Bu hadîsin manası: «İnsanlar bu sünneti muhafazaya devam ettikçe daima hayır işlemiş sayılırlar, iftarı te'hir ederlerse, bu on­ların fesada düşeceklerine bir alâmettir.» demektir.

 

46- (1096) Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Musa b. Uley'den, o da babasından, o da Amrü'bnü'1-As [15]'dan naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bizim orucumuzla ehl-i kitabın orucu orasında hudut, sahur yeme­ğidir.»   buyurmuşlar.

 

(...) Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe hep birden Veki'den rivayet ettiler. H.

Bana, bu hadîsi Ebu't-Tahir dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. Her iki râvi Musa b. Uley'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır.

 

47- (1097) Bize Ebû Bekir b. EM Şey o e rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki', Hişam'dan, o da Katade'den, o da Enes'den,: o da Zeydü'bnü Sabit İRadiyallahü anlı) 'dan naklen rivayet etti, şöyle demiş: Resulüllalı (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) ile birlikte sahur yedik. Sonra namaza kalktık.»

Râvi diyor ki: «Ben, sahur ile namazın arasında ne kadar müddet vardı? diye sordum. Zeyd:

— Elli âyet, cevabını verdi.»

 

(...) Bize Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki) : Bite Yezîdü'bnü Ha­run rivayet eyledi. (Dedi ki) : Bize Hemmam haber vefdi. H.

Bize tbnü'l-Müsenna da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ömerü'bnü Âmir rivayet etti.

Her iki râvi Katade'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır.

Amrü'bnu'1-Âs (Radiyaltahüanh) hadîsinin senedindeki Musa b. U1ey , « Mûsab. Ali» şeklinde de rivayet oluıı-muşsa da meşhur rivayeti birincisidir.

Ekle: Bir defa yemek, mânâsına gelir. Yenilen şeyler çok olabilir.

Kaadi lyâz bu kelimenin «iîkle» şeklinde rivayet olunduğunu iddia etmiştir. «Ükle»: Bir lokma, demektir. İhtimâl Kaadî îyâz bununla hemşehrilerinin rivayetini kastetmiş olacaktır. Çünkü sözüne devam etmiştir:

«Doğrusu (ekle) dir. Burada maksat da odur.»

Zeydü'bnü Sabit (Radiyaltahüanh) hadîsini Buhâri •Mevâkîtu's-Salât» ile «Kitâbu's-Savm» da, Tirmizî, Nesâi ve îbni Mâce «Kitâbu's-Savm» da muhtelif râvîlerden tahrîc etmişler­dir.

Buhâri 'nin bir rivayetinde hadisin lafzı şöyledir : «Nebiyyullâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Zeydü ' bnü Sabit ile birlikte sahur yemeği yemişler. Sabit demişki, yemek bitince Nebiyyullâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   namaza kalktı. Ve beraberce namazı kıldık. (Râvi diyorki) Enes'e:

  Sahur yemeği ile namaza girmelerinin arasında    ne kadar zaman geçeti? diye sordum,

— Bîr kimsenin elli iye* okuyacağı kadar, cevâbım verdi.» Enes'e «A-ada ne kadar vakit geçti?» diye soran ravi, Katâde'dir.

Hadîsin bâzı rivayetlerinde cemi' sigasiyle «Ashabdan bazıları Pey­gamber (SaUallahii Aleyhi ve Sellem) ile birlikte sahur yemişler." denildiği gibi, namaz hakkında dahi cemi' siğasıyia «Beraberce namazı kıldık.», bazı rivayetlerde tesniye sîgasıyta «ikisi namazı kılmışlar.» bir rivayette de müfred sîgasıyla «ResûIüHah (SaUallahii Aleyhi ve Sellem) namazı kıldı.» denilmiştir.

Zeyd (Rad'tyaUahü Gnh) hadisi sabah namazının evvel vaktini bil­dirmektedir. Sabah namazının vakti Fecrin doğmasıyla başlar. Zira oruca niyet eden bir kimsenin, yiyip içmesi haram kılınan vakit fecrin dolduğu vakittir.

Hadîs-i şerifde sahurla sabah namazı arasında elli âyet okunacak ka­dar bir zaman geçtiği bildirilmektedir ki, takriben dört dakika eder.

Sabah namazının son vakti ihtilaflıdır Cumhura göre: Güneş doğmasından az önceye kadar devam eder.

Bu hususta başka kaviller de vardır.

 

48- (1098) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdü-laziz b. Eb" Hâzim, babasından, o da Sehlü'bnü Sa'd (Radiyallahü anh) dan nakle ı haber verdi ki, Resûlüllah (SaUallahii Aleyhi ve Sellem) :

«İnsanlar iftarı acele yapmaya devam ettikleri müddetçe hayırla ya­şamakta dâimdirler.»   buyurmuşlar.

(...) Bize bu hadîsi Kuteybe dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ya'-kub rivayet eyledi. H.

Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman b. Mehdi, Süfyan'dan naklen rivayet eyledi.

Bu râvilerin ikisi de Ebû Hâzim'den o da Sehlü'bnü Sa'd {Radiyallahü anh) 'dan, o da Peygamber (SaUallahii Aleyhi ve Sellem /den yukarki hadîsin mislini rivayet etmişlerdir,

 

49- (1099) Bİze Yahya b. Yahya ile Ehû Küreyb Muhammcd 1»' rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Muâviye, A'mcş'dcn, o dtü'bnü Unıeyr'den, o da Ebû Atiyye'den naklen haber verdi Ebû AUyye şöyle demiş: Ben ve Mesrûk Âişe'nin yanına girdik de:

  «Ey Müzminlerin    annesi,    Mulıaınnıed   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ashabından iki adanı varki, birisi hem iftarı acele ediyor hem de nn-ınazı acile kılıyor. Diğeri iftarı da namazı da tc'hir ediyor.» dedik Aişe

  «Buutların binicisi  hem iftarda hem namazda acele davranıyor?-diye sordu, Biz:

  «Abdullah yâni İlini Mes'ud.» cevâbını verdik. Âişe

  «Kesûlüllah (SalUrflahii Aleyhi ve Sellem) işte böyle yapardı.» dedi. Ebû Küreyb: «Diğeri de Ebû Musa.» ifâdesini ziyâde etti.

 

50- (...) Bize Ebû Küreyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Zai­de, A'meş'dı-n, o da Umâra'dan, o da Ebû Atiyyc'den naklen haber verdi. EbîvAtiyye şöyle demiş:

Ben ve Mesrûk Âişe (Ratliyallahîi atıha) 'nın yanına girdik. MuîjiûK ona şunu söyledi:

— «Muhaınmrfl (Sallalluhü Aleyhi ve Selleıny'm ashabından iki adam var ki, bunların ikisi de luıymhm geri kalınıyorlar. Birİ akşam namazı ili iftarda acele davranıyor, diğeri hem akşamı hem iftarı te'hir    ediyor.* Âişe :

  «Akşam namazı île iftarda acele davranan kimdir?* diye sordu, Mesrûk :

  «Abdullah'dır.» cevabını verdi. Bunun üzerine Âişe :

— «ResûltiIIah (Sallatlahü Aleyhi ve Sellem) işte böyle yapardı.» dedi. Seh1 (RadiyaUahü anlı) hadîsini   Buhâri,   Tirmîzi ve İfa­ni  Mâce «Kitâbu's-Savm» da tahric etmişlerdir.

Bu babda Hz. Ebû Hüreyre, İbni Abbas ve Enes (Radtyallahû anhûm) 'dan da rivayetler vardır.

Ebû Hüreyre hadîsini Ebû Dâvud tahric etmiştir. Bu hadîsde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ;

«İnsanlar iftarda acele ettikçe bu din muzaffer olarak I alacaktır» buyurmuşlardır.

İbni Abbas (Radiyaîhıhii anh) hadisini Ebû Dâvud-u Tayâ1isî Müsned»inde rivayet etmiştir. Mezkûr hadîsde Hz. İbni Âbbâs şöyle demektedir: «Resûlülah (Sallallahü Aleyhi ve Selletri:           

— Biz -Peygamberler cemâati iftarımızda acele davranmaya, sahû rumuzu te'hir etmeye ve namazda sağ ellerimizi sol ellerimizin  üzerine koymaya me'mur olduk,- buyurdular.

Bu hadisi Beyhakî dahi «Sünen-inde Ebû Dâvud tarîkiyim rivayet etmiş ve: «Bu hadis Talhatü'bnü Amr El-Mekki-nin rivâyetiyle maruftur. Halbuki bu zât zayıftır.» demiştir.

Enes (Radiyattahü anh) hadîsini Ebû Ya'la «MUsned»inde rivayet etmiştir. Bu hadiste Hz. Enes:

«Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)i bir yudum suyla olsun iftar etmeden aksam namazı kılarken hiç görmedim.» demiştir.

Hadîsin isnadı güzeldir.

Babımızın Hz. Âişe hadîsi için Tirmizi: «Bu hadis ha-sen sahihdir.» demektedir.

Seh1 (Radiyalhhü anh)  hadisinde :

«İnsanlar İftarı acele yapmaya devam ettikleri müddetçe hayırla ya­şamakta daimdirler.» buyurulmuştur.

Hz. Ebû Zerr'in rivayetinde : «Sahuru da te'hir ettikleri müddetçe.» cüml si de vardır.

Ebû Zîrr (RadiyaUahü anh) rivayetini imam Ahmed b. Hanbe1 tahrîc etmişt:r.

İftarın acele yapılmasındaki hikmet hakkında El-Mühelleb şunları söylemiştir:

«Bundaki hikmet: Gündüze geceden bir şey katmamaktır. Bir de if­tarda acele davranmak, oruç tutan kimse için daha muvafıkdır. İbâdet hususunda ona kuvvet verir.»

tbni Dakîki'1-İd (625-702) : «Bu hadisde, iftarı yıldızlar zuhur edinceye kadar te'hir eden Şia fırkasına red cevabı vardır.» diyor.

Gerçi bâzıları: «Bu hadis vârid olduğu zaman Şia fırkası mev­cut değildi.» demişlerse de, Aynî Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Seltem)'in gelecekte Şiî1er'in ne yapacağını Allah'ın bildirmesiyle bilmiş olması muhtemeldir.» diyerek bu kavli reddetmiştir.

Hâsılı iftar ve akşam namazında acgle davranmak sahuru te'hir et­mek sünnettir. İbni Abdilber: «İftarın acele, sahurun te'hirle yapılacağını bildiren hadisler sahih ve mütevâtırdırlar.» demiştir.

 

10- Orucun Nihayete Ermesi ve Gündüzün Çıkması Vaktinin Beyanı Babı

 

51- (1100) Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Küreyb ve İbni Nümeyr rivayet ettiler. Hepsinlnlâfizlan birdir. Yahya: «Bize Ebû Muâviye haber verdi.* dedi, İbni Nünieyr: «Bize babam rivayet etti.», Ebû Küreyb ise «Bize Ebû Üsâmc rivayet etti.» dediler.

Bu râviler toptan Hişâm b. Ur ve'd en, o da babasından, o da Âsim [16] b. Ömer'den, o da Ömer (Rad'tyallahü anh) 'dan naklen rivayette bulundu­lar. Ömer (Radiyallahiianh) şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem):

«Gece geldi de gündüz gitti ve güneş kayboldu mu oruçlu iftar eder.» buyurdular.

İbııi Nünıeyr: «Fakat» kelimesini zikretmedi.

Bu hadîsi Buhâri (194-256), Ebû Dâvud (202-275) ve Tirmizî (209-279) «KitabıTs-Savm» da muhtelif râvîlerden tahric et­mişlerdir.

«Oruçlu iftar eder.»   cümlesinden murad: İftar vakti giren, demektir.

îbni Huzeyme (223-311) : «Bu hadîsin lafzı haber ise de mâ­nâsı emirdir. Yani oruçlu iftar etsin, demektir.» mütalaasında bulunmuş­tur. Zira güneşin kavuşmasıyla gece girmiş olur. Gece is? oruca mahal değildir. Yani geceleyin oruç tutulamaz.

Görülüyor ki Peygamber (SallalUıhü Aleyhi ve Seîlem) :

«Gece geldi de gündüz gitti ve güneş kayboldu mu...» buyurmuştur. Nevevi'nin beyânına göre ulemâ-i kiram bu üç cümlenin birbirini tezammun ettiklerini ve biri diğerinin lâzımı olduğunu söylemişlerdir.

ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi veSel!em)'in bunları bir araya getirmesi, ziyâde-i beyan kabil İndendir. Zira oruçlu olan bir kimse vadi gibi dar ve derin bir yerde bulunabilir. Bu takdirde güneşin battığını göremez, ka­ranlığın çökmesine ve aydınlığın gitmesine îtimad eder.

 

52- (1101) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hü­seyni, Ebû İshâk-ı Şeybânî'den, o da Abdullah b. Ebî Evfâ (Radiyallahü anh) 'dan' naklen haber .verdi. Şöyle demiş: ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi veSetlemi ile birlikte Ramazan ayında bir seferde bulunuyorduk. Güneş Kiiyuşunca ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

  «Yo fülân, (Hayvanındanlin de bize karıştırma yap.  buyurdu.   O

  «Yâ Resûlallah, henüz üzerinde gündüz var.» dedi. ResûlüIIah (Salialtahü Aleyhi ve Sellem) (tekrar) :

  «İn de bize karıştırma yap.»   buyurdular.    Bunun üzerine o zât hayvanından  inerek karıştırmayı     yaptı  ve  ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi veSeltemye getirdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ondan içti. Sonra eliyle işaret ederek :

— «Güneş, şuradan battı, gece de şuradan geldi mİ, oruçlu iftar eder.» buyurdular.

 

53- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebi Şey be rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Aliyyü'bnü Müshir ile Abbad b. Avvâm, Şey baniden, o da İbni Ebi Evfâ (Radiyaiiahü anh) 'dan naklen rivayet ettiler. İbni Ebî Evfâ şöyle demiş: Bir seferde Resûlüllah (Salîaîîahü Aleyhi ve Selfent) ile beraber bulunu­yorduk. Güneş kavuşunca Peygamber   (Sailallahii Aleyhi ve Sellem} bir zata: ; — «İn de bize karıştırma yap.»  buyurdu. O zat:

  «Ya Resûlallah, Akşamlasaydın (daha iyi olmaz mıydı?) dedi. Pey­gamber (Saitalîahu Aleyhi ve Sellem)   (tekrar) :

  «İn de bize karıştırma yap.»  buyurdu. O zât (Yine) :

  «Üzerimizde henüz gündüz var.» dedi, müteakiben (hayvanından) inerek karıştırmasın* yaptı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu iç­ti, sonra eliyle şark tarafına doğru işaret ederek:

  «Gecenin   şuradan   geldiğini   gördünüz   mu   oruçlu   iftar   eder.» buyurdular.

 

(...) Bize Ebû Kâmil rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvâhid rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman-ı Şey bani rivayet eyledi. (Dedi ki) : Ben Abdullah b. Ebî Evfâ    (Radiyallahü anh)'ı şunu söylerken işittim :

«Resûlüllah (SaUaîlahü Aleyhi v. Sellem) ile birlikte yolculuk ettik, ken­disi oruçluydu, güneş kavuşunca:

«Yâ fülân, in de bize karıştırma yap.» buyurdu.

Râvi hadîsi İbnî Müshir ile Abbâd b. Avvâm rivayetleri gibi nakletmistir.

 

54- (...) Bize İbni Ebi Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân haber verdi. H.

Bize ishâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr haber verdi.

Bu râvilerin ikisi de Şeybâni'dcn, o da İbni Ebi Evfâ'dan naklen ri­vayet etmişlerdir. H.

Bize Ubcydullah b. Muâz dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam ri­vayet eyledi. H.

Bize İbnü'l-Mtisennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammpd h. Cafer rivayet eyledi. İkisi de dediler ki : Bize Şu'be, Şeybâni'dcn, o dit İbni Ebî Evfâ (RadiyaUahü anh) 'dan, o da Peygamber (SallaHahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen İbni Müshir ile Abbâd ve Abdulvâhid hadîsleri mâ­nâsında rivayette bulundu.

Bu râvilerden hiç birinin hadîsinde «Ramazan ay'ı* ve «Gece şi'm dan geldi mi» ifâdeleri yoktur. Bunlar yalnız Hüseyin'in rivayetinde var­dır.

Bu hadîsi Buhâri «KitâbuVSavam»ın bir-iki yerinde, Ebû Dâvud ile Nesâi dahi ayni bahiste tahrîc etmişlerdir.

Ulemâ Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Ramazanda yaptığı bu seferin Mekke 'nin fethi seferi olması ihtimâlinden bahsederler. Zira Resûlüllah (SallaUahii Aleyhi ve Seltem) 'in Ramazanda yaptığı seferler Bedir   gazası ile   Mekke 'nin fethine münhasırdır.

Hz. İbni Ebî Evfâ Bedir gazasına iştirak edememi-, tir. Binâenaleyh   Ramazan   ayında vukubulan ve   İbni   Ebi Evfâ    (RadiyaUahü anh) 'in da iştirak ettiği bu sefer   Mekke 'nin fet­hi gazası olacaktır.

Rivayetlerde ismi bildirilmeyen zat Bilâl (RadiyaUahü anh) dtr. «Tevdih» sahibi: «Bâzı rivayetlerde bu zatın Bilâl olduğu tasrih edil­miştir." diyor.

Filhakika Ebû Dâvud 'un rivayetinde: ResûliiHah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

  «İn ya Bilât, ... ilâh ... buyurdu.» denilmiştir.

İmam Ahmed'in rivayetinde : «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) suyunu taşıyın zâtdan su istedi.» denilmiştir.

«İcdah»: Karıştırma yap, demektir. Bunu kavrulmuş unu su ile ka­rıştırmak suretiyle yaparlardı.

Dâvudî mezkûr kelimesin «süt sağ» mânâsına geldiğini söyle-mişse de, Kaadî İyâz ve diğer hadis ulemâsı bu mânâyı kabul etmemişlerdir.

Hz. Bilâl henüz akşam olmadığı zannıyla : «Yâ Resûlallah, Ak-şamlasan iyi ederdin.» demiştir. İmam Ahmed'in rivayetinde: «Biraz geciksen de akşam olsa, iyi ederdin.» denilmiştir.

Hz. Bilâl yüzde yüz akşam olmadığı kanâatında bulunduğu ve Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Setlemyin ortalığın aydınlığına iyi bakma­mış olmasına ihtimal verdiği için mes'eleyi ona iyice bildirmek maksadıy­la :

  «Üzerimizde henüz gündüz var.»   demişse de, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) havanın aydınlığına değil, güneşin batmasını nazarı iti­bara almış, sonra güneşi göremeyen bir kimsenin neye dikkat etmesi lâ­zım geldiğini beyânla karanlığın şark tarafından gelmesine işaret buyur­muştur.

Bâzı rivayetlerde Bilâl (Radiyallahu anh) 'm, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e üç defa mürâca"atde bulunduğu zikredilmiştir.

Burada şöyle bir sual hâtıra gelebilir: « Hz. Bi1â1'in ilk emirde Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) m buyurduğunu yapmayıp altşam olmadığını söylemekte tekrar tekrar ısrar etmesi, bir sahâbiye yakışma­yan inatlık değil midir?»

Bu suâlin cevâbı yukarıda verilmiştir. O da Bilâl (RaûiyaUahii anh) 'in yüzde yüz akşam olmadı kanâatinde bulunmasıdır.

Güneşin battığını muhakkak surette bilse bir an tevakkuf etmezdi. Onun emr-i Resul karşısında duraklaması ihtiyat ve mes'elenin hükmünü iyice anlamak içindir.

Az yukarıda da arzettiğimiz vecihle: «... oruçlu İftar eder.» cümle­sinden murâd:   «İftar vakti girer.»  demektir. Bu cümleden :

«Güneş kavuşunca oruçlu olan bir kimse bir şey yiyip İç meşe de cu bozulur.»   mânâsını çıkarmamakdır.

 

Bu Hadisden ÇıklarılanHükümler :

 

1- Hadîs-i şerif, Ramazanda sefer eden kimsenin oruç tutmasının ef-dal olduğuna delildir. Çünkü Peygamber (Sallallahü A'eyhi ve Sellem) Ra­mazanda yaptığı mezkûr seferinde oruçlu idi.

Ulemâ bu bâbda ihtilâf etm i sterdir. Bâzılarına göre: Ramazanda se­fer eden kimse oruç tutup tutmamakta muhayyerdir. Ashâb-ı ki­ram 'dan İbni Abbas, Enes ve Ebû Sa id (Radiyallahü anh) lazerâtı ile Tabii n'den Saîd b. El- Müseyy b, Ata', Saîdü'bnü Cübeyr, Hasan-ı Basrî, îb-râıim Neha \ Mücâhid, Evzâi ve Leys’in kavilleri budur.

Bir takımları seferde oruç tutmamanın efdal olacağını söylemişler­dir. Ömer b. Abdilaziz, Şa'bî, Katâde, Muhammed b. Ali, İmam Şafiî, İmam Ahmed b. Hanbel ve İshâk'in mezhepleri de budur.

îbnü'1-Arabî 468-543), Şâfii1er'in «Seferde oruç tutma­mak efdal dır.» dediklerini söylemiş, Ebû Ömer îbni Abdil-berr (368-463) seferi bir kimse hakkında İmam Şâfii'nin «O muhayyerdir.» deyip, tafsilat vermediğim söylemiştir. Fakat Kaadî İyâz'a göre Şafiî 'nin mezhebince seferde oruç tutmak efdaldır.

Ulemâdan bir cemaat seferde oruç tutmanın efdal olduğuna kaaildirler.

Esved b. Yezîd, Ebû Hariîf ve diğer Hanefiiye ulemâsının kavilleri budur.

Et-Tevdih» nâm eserde İmam.Safii, İmam Mâlik ve diğer Mâ1ikiye ulemâsı ile Ebû Sevr'in de buna kaail ol­dukları bildiriliyor.         

Bu kavil Osman b. Ebi'l-Âs ile Enes b. Mâlik (Radiyallahü anh)   hazerâtından da rivayet olunmuştur.

Buna mukaabil Hz. Ömer ile oğlu Abdullah, Ebû Hüreyre ve îbni Abbâs (Radiyallahü anhûm) hazerâtmın se­ferde iken tutulan orucun kâfi gelmeyip sonra kazası îcâb edeceğine kaail oldukları rivayet edilir.

Abdurrahman b. Avf (Radiyallahü anh) «Seferde oruç tu­tan, hazarda oruç tutmayan gibidir.» demiştir.

Zâhirî1er'in kavli de budur.

Ümmü'l-Mü'min'in Hz. Âişe, Kays b. Abbâd, Ebu'l-Esved, Abdullah b. Ömer. (Radiyallahüanh) hazerâtı ile Sâlİm b. Abdillah, İbni Sîrin, Amr b. Meymûn, Ebû VâiI ve Hz . Ali (Radiyallah'İ anh) seferde oruç tutarlarmış.

Hattâ Hz. Ali 'nin : «Bir kimse mukîm iken Ramazana erişir de, sonra sefer ederse ona oruç tutmak lâzımdır.» dediği rivayet olunur.

Ebû Miclez: «Rajnazanda hiç. bir kimse sefere çıkmaz, çıkan bulunursa oruç tutsun.» demiştir.

îmam Ahmed b. Hanbel'e göre Ramazanda sefere çıkan Iıir kimsenin oruç tutmaması mubahtır. Tutarsa kerahet işlemiş olur. Fa­kat orucu yine de farz namına kâfidir.

Hanef iiler'den îsbi Câbi «Muhtasâr-ı Tahavî» şerhin­de şunları söyler: «Efdal olan, oruç kendisini zayıflatmamak şartıyla se­ferde oruç tutmaktır. Oruç zayıflatır veyahut oruç sebebiyle meşakkata Uuçar^olunursa tutmamak efdaldır. Meşakkat olmadığı halde oruç tutma­yan da günâha girmiş olmaz. Bizim bu kavlimiz îmam Mâlik ile îmam Şafiî 'nin de mezhepleridir.

İmam Nevevî:    «Mezhep budur.» demiştir.

Mücâhid'den bir rivayete göre orucu tutmakla tutmamanın han­gisi kolayına gelirse yolcu için efdal olan odur.

Bâzıları: «Yolcunun orucu tutması ile tutmaması müsavidir.» demiş­lerdir,   İmam   Şafiî 'nin bir kavli de budur.

2- Hadîs-i şerif iftarda acele davranmanın müstehab olduğuna de­lildir.                                                                         

3- Yine bu hadîs orucun ne zaman sona erdiğini beyân etmektedir. İbni   Abdilberr   «El-İstizkâr» nâm eserinde: «Akşam namazı­nın vakti girdiği zaman farz veya nafile oruç tutan kimseye iftarın helâl olacağında bütün ulemâ müttefiktir.» demiştir.

Ulemâ akşam namazının gece namazlarından sayıldığında da mütte­fiktirler. Yalnız iftarın yüzde yüz güneşin battığını anladıktan sonra mı v;i|nlaraği yoksa bu hususta ictihâd kafimi geleceği hususunda ihtilâf et­mişlerdir.

Eafiî'ye göre, ihtiyat olan, güneşin battığını yakînen bilmedikçe orucu bozmamaktır.

Bu husustaki tafsilâtı ftftih kitâplanndan aramalıdır.

4- Delillerin zahirlerini istifsarda bulunmak caizdir. Çünkü delil­lerden zahirî mânâları kastedilmiş, olabilir.

5- Güneşin battığı tahakkuk eder etmez orucu bozmak helâl olur. (îı»conin bir cüz'ünü oruçla geçirmek mutlak surette vâcib değildir.

6- Âlim bir zâta unuttuğundan endişe eden bir meseleyi hatırlat­mak gerekir.

7- Şer'î emir, hissi emirden daha beliğdir. Akıl şeriata hükmedemez.

8- Hurma ile iftar etmek vâcib değil, müstehabdır.

9- Bir şeyi bilmeyen kimsenin üç defaya' kadar sormasına müsa­maha gösterilir.

 

11- Visal Orucundan Nehiy Babı

 

55- (1102) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Malik'e, Na­ci'den dinlediğim, onun da İbni Ömer (Radiyallahû anhûnt) 'dan naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: PeygnmlerfSallallahü Aleyhi ve Sellem) visal orucunu yasak etti, Ashâb:

  «Ama sen visal yapıyorsun.» dediler.   Resûlüllah   (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem):

  «Ben, sizin gibi değilim, çünkü ben (Rabbim tarafından) doyurulur ve sulanırım.» buyurdular.

 

56- (...) Bize, bu hadîsi Ebû Bekir b. EM Şey be de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Nümeyr rivayet etti, H.

Bize İbni Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbni Ömer (Radiyallahû anh) dan naklen rivayet eyledi ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Rama­zanda visal yapmış, (Onu görünce) halk da visal yapmışlar. Bunun üze­rine Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onları bundan menetmiş. Ken­disine :

— «Ama sen visal yapıyorsun.» diyenler olmuş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

  «Ben   sizin   gibi   değilim.    Çünkü ben doyurulur  ve   sulanırım.» buyurmuşlar.

 

(...) Bize Abdülvâris b. Abdissamed rivayet etti. (Dedi ki) : Bana ba­bam, dedem'den, o da îyyûvdan, o da Nafî'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu Hadîsin ıuslini rivayet etti. Yalnız, «Rama-sanMa» kaydını söylemedi.

Bu hadisi Bubâri «KitâbuVSavm» in bir-iki yerinde tahric et­miştir.

Visal: îftâr etmeksizin arka arkaya birkaç gün oruç tu inaktır.

Buhâri'nin bir rivayetinde: rtcygamheîfSaUallahü Aleyhi ve Seilem) visal yaptı. (Bunu görünce) halk da visal yaptılar, fakat bu onlara güç geldi. Peygamber(Sollallahil Aleyhi ve Seilem)de kendilerini bundan menet-ti...» denilmektedir.

Bundan anlaşılıyor ki Resulüllah (SaUallahü Aleyhi ve Seilem) 'in ümme­tini visal orucu tutmaktan menetmesine sebep açlık ve susuzluk meşak­katidir.

Ashab-ı kiram «Bunu sen de tutuyorsun ya Resûlallah.» de­yince, Fahri Kâinat (SallaUahü Aleyhi ve Seilem) efendimiz:

«Ben, sizi: hey'et in iz gibi değilim.» buyurarak kendi halinin, asha­bına benzemediğini anlatmıştır.

Ulemâdan bâzıları bu hadîsdeki «Hey'et? lafzının zâid olduğunu söy­lerler. Maksat: «Ben sizin gibi değilim.» demektir.

BesûlüIIah (SallaUahü Aleyhi ve Seilem) hâlini:

«Ben doyurulur sulanırım.» cümlesiyle izah buyurmuştur. Zira Teâla Hazretleri ona yiyecek ve içecek yerini tutacak feya ihsan eder. Bu sû-retle açlık ve susuzluk hissetmez. Ona ibâdet ve tâat hususunda kuvvet ihsan eder, vücûduna zaaf ve bitkinlik arız olmaz.

Burada şöyle bir suâl hâtıra gelebilir: «Acaba bu hadîsden zahiri mâ­nâsı murâd edilip de, Allah Teâla Hazretleri, Resâl-i Ekrem'ini cennet taamlarıyla cennet meşrubatından doyurup sulamamış mıdır?»

Cevâp: Bunu sö'yliyenler de olmuştur. Ortada hiç bir mânide yoktur. Çünkü Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Seilem) Allah Teâla indinde cennet taamlarıyla doyurulup sulanmaktan daha çok ikdamlara lâyıktır. «Bu tak-qin!msa{Sallallahü Aleyhi ve Seilem) visal yapmamış olur.» şeklin­de bir suâl vârid olmaz, çünkü cennet taamları dünya taamlarına benze­mez. Binâenaleyh onlar visal orucuna mâni değildir.

Bâzıları: «Yiyip içtiği halde visalinin bozulmaması Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Seilem} 'e mahsustur. Bu babda ümmetinden hiç bir kim­se ena kıyâs edilemez.» demişlerdir.

Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Setlem)'in ümmetini visal orucundan nehiy buyurması, tahrim mi yoksa tenzih mi ifâde ettiği, hususunda ule­mânın ihtilâfı vardır. Hadîsin zahirine bakılırsa buradaki nehiy tahrîm içindir.

Gerçi Ashâb-ı kiram 'dan bir cen âatın visal orucu tuttukları rivayet olunmuştur. Meselâ Askeri 'nin «Kitâbü'l-Evâil» nâm eserin­de Hz, Abdullah b. Zübeyr'in onbeş gün Visal orucu tutardığı bildirilmektedir.

Âmir b. Abdillah b. Zübeyr, Ramazanın onaltı ve onyedinci gecelerinde visal yapar, hiç bir şey yiyip içmemek suretiyle orucuna devam eder sonra yağ ile iftar edermiş. Kendisine neden böyle yaptığı sorulunca :

— «Yağ bağırsaklarımı ıslatıyor ve su cesedimden çıkıyor.» cevâbını vermiş.

Mes'elenin te'vili ihtilaflıdır.

Ulemâdan bâzıUrı: «Resûlüllah ('SallaUahü-Aleyhi ve Sellenı) ashabına acıdığı için visal orucunu menetmiştir. İktidarı olanları visal orucunu tut­makta beis yoktur. Çünkü böyle bir kimse yemesini içmesini ancak Allah için terkeder demişlerdir.

İmam Ahmed ile îshâk sahurdan sahura visal yapmayı mekruh saymamışlardır.

Ebû Hanîfe, Mâ1ik, Şâfiî ve fukanâdan bir cemaata göre visal orucu ne suretle olursa olsun mekruhtur. Onlara göre hiç bir kimsenin visal yapması caiz değildir.

Ha'ttâbi (319-388) : «Visal orucu Peygamber (SallaUahü Aleyhi veSeltem) 'in hasâismdandır. Bu oruç ümmetine yasak edilmiştir.» diyor.

Zâhiri1er'e göre visal orucu haramdır. «El-Mühezzeb» şerhin­de bu orucun kerâhet-i tahrîmiye ile mekruh olduğu kaydediliyor.

Taberi (224-310) diyor ki: «As,hâb-ı kiram 'dan bâzıları ile başkalarının günlerce yemeyi terkettikleri rivayet olunmuştur. Onlar bunu çeşitli sebeplerle yapmıştır. Bâzıları visal orucuna iktidarı olduğu için visal yapmış, ve iftarlığını fakirlerle muhtaçlara vermiştir. Bir ta­kımları, iftardan, müstağni oldukları yahut nefisleri alıştığı için visal yap­mışlardır. Nitekim Ameş'in rivayetine göre Teymi: .        

— Ben bazen oruç tutmadığım halde otuz gün bir şey yemeden du­rurum, bu benini muhtaç olduğum vazifeleri görmeme" mâni olmaz, de­miştir. A'meş, îbrâhim-i Teymi 'nin iki ay bir şey yeme­den yalnız hurma hoşafı içmekle iktifa ettiğini söylemiştir.

Bâzıları da nefsini şehvetten menetmek için visal orucu tutmuşlardır. Onlar bunu efdal görmüşlerdir.»

 

57- (1103) Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yunus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Ebû Selemetirbnü Abdirrahman rivayet etti, ki Ebû Hüreyre   (RadİyaUahü atıh)   şunları söylemiş :

Resûlüllah (SallaÜahü Aleyhi ve Sellem) visalden nehiy buyurdu. Bu­nun Üzerine müslumanlardan bir zât:

— Ama sen visal yapıyorsun yâ Resûlallâh, dedi, Resûlüllah (SallaUahii Aleyhi ve Sellem):

  «Benim gibi hanginiz olabilir?   Ben Rabbim beni doyurup sulayarak gecelerim.»  buyurdular.

Ashâb visalden vaz geçmekten imtina' edince Resûlüllah (SaUaîlahii Aleyhi ve Sellem) onlara bir gün, sonra bir gün daha visal yaptırdı, lîila-hare hilali gördüler. Bunun üzerine Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) visalden vaz geçmeyi kabul etmediklerinden dolayı (Kendilerine) bir ders-i ibret verircesine :

 Şayet bu hilal geçikse idi size daha ziyâde visal yaptıracaktım.» buyurdular.

 

58- (...) Bana Züheyr b. Htrb ile İshâk rivayet ettiler. Züheyr (De­di ki) : Bize Cerîr, Umarâ'dan o da   Ebû Zür'a'dan, o da   Ebû Hüreyre (Radiyallahü anh)   'dan naklen rivayet eyledi Ebû Hüreyre şöyle demi? Resûlüllah (SallaÜahü Aleyhi ve Sellem);

«Visalden salcının.»  buyurdu. Aslıâb :

  Amv sen visal   yapıyorsun   ya   Resûlailah,   dediler.   Resülûllah

  «Ş ?he$İz kİ bu hususta siz benim gibi değilsiniz.   Zîra ben, Rab-bim beni    oyurup sulayarak geceliyorum.    Siz gücünüzün yeteceği amel­leri üzerinize alın» buyurdular.

 

(...) Bize Kuteybctü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muğire, Ebu'z-Zinâd'dan, o da A'rec'den, o da Ebû Hüreyre (Radiyallahü anh) 'dan, o da Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve SeUem)*den naklen bu hadîsin mislini rivayet eyledi. Yalnız 6: «Takat getirebileceğiniz şeyleri yüklenin.» dedi.

 

(...) Bize İbni Nümcyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tabam rivayet etti (Dedi ki) : Bize A'meş, Ebû Sâlih'den o da Ebû Hüreyre (Radiyallahü anh) dan, o da Peygambsr (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet eyledi ki, visalden nehi buyurmuşlar... Hâvi Umara'nin Ebû ZürVdan rivayet et­tiği hadîs gibi rivayette bulunmuştur.

Bu hadisi Buhari ile Nesâi «Kitâbu's-Savm» da lahrîc et­mişlerdir.

Ashâb-ı   kiram'in visal orucundan vazgeçmemeleri, Peygam­ber (SallaUahü Aleyhi veSel!em)'e muhalefet için değil, bu babdaki richyin de.ı tenzih mânâsı anladıkları içindir.

Hadîsin zahirinden anlaşılıyor ki tutulan visal orucu iKi rjaiıain etmiş. Nitekim Mamer 'in rivayetinde iki gün devam ettir;, tasrih olunmuştur.

Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellemyin visal orucuna müsâaade bu­yurması nehyi te'kid ve bu babda hâsıl olacak mefsedeti göstermek için­dir. Visal orucundan doğacak mefsedet: İbâdete bıkmak, zayıf ve bîtap düşerek başka ibâdetlerini yapamamaktır.

Buhârî bu hadîsi «Kitâbu't-temenni» de dahi rivayet etmiştir. Oradaki rivayetinde Enes b. Mâlik (Radiyallahü anh) şöyle de­miştir. «Peygamber (SallaUahii Aleyhi ve Sellem) ayın sonunda visal yaptı, onu gören bir takım insanlar da visal yaptılar. Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)   bunu duyunca :

— «Bu ay uzamış olsa öyle bir visal yapardım ki : Bu isin derinliğine dalanlar cndan vazgeçerdi. Şüphesiz ki ben sizin gibi değilim.' Ben Rab-bim beni doyurup suladığı halde yaşar.m, buyurdu.

Görülüyor ki Resûlüllah (Salia'lahü Aleyhi ve Sellem) ashabın n visal orucunu terketmediklerini görünce onlara canı sıkılmış, ayın sonu olmasa kendilerine bütün bir ay visal orucu tutturmak suretiyle, visal orucunun ne demek olduğunu göstermek istemiştir.

Babımız hadîsinde bu mânâda «Münekkil» tâbiri kullanılmıştır. Bâzı rivayetlerde bunun yerine «Tenkil» denilmiştir.

Hattâ bir rivayette bu lâfız »Münkir» şeklinde zaptedilmiştir.

Tenkil: Başkalarına ibret olacak şekilde cezalandırmaktır. Buradaki cezadan murâd: Visal orucunu müddetini uzatmakdır. Zira günlerce yiyip içmeden gece gündüz oruçlu bulunan bir kimse nihayet zaafa düşer, vü­cûdunda derman kalmaz ve bu orucu bırakmak için izin ister.

 

59- (1104) Bize Ztiheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebii'n-Nadr, Haşim b. Kaasim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman, Sâbit'den, o da Enes    (Radiyallahü anh)'dan naklen rivayet eyledi. En es şöyle demiş:

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazanda namaz kılıyordu, ben de gelerek yambaşına (namaza) durdum. Başka bir adam gelerek o da durdu. Neticede bir cemâat olduk. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benim arkasında olduğumu hissedince namazda kısaltma yapma­ya başladı. Sonra evine girdi, (orada) öyle bir namaz kıldı ki, onu bizim, yanımızda kılmadı. Sabahladığımız vakit kendisine:

— «Akşam (arkanda) biz olduğumuzu anladın mı?» jttye sorduk. Re­sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

  «Evet, yaptığım tahfife beni sevkeden budur.» buyurdular.

Müteakiben Resûlüilah (SaüaUuhii Aleyhi ve Sellem) visal orucu tutma­ya başladı. Bu iş ayın sonuna tesaadüf etmişti. Derken ashabından bir i;ı-kim adamlar da visal orucuna başladılar. Bunun üzerine Peygamber (Sallaîlahii Aleyhi ve Sellem):

  «Bazı adamlara ne oluyor ki visal yapıyorlar? şüphesiz siz benim gibi değilsiniz. Bana bakın, Vallahi  eğer ay uzamış olsaydı size Öyle bir visal orucu tuttururdum kî   bu işin derinliğine dalanlar ondan vazgeçer­lerdi.»  buyurdular.

 

60- (...) Bize Asım b. Nadr Et-Teymî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid yani İbni'l-Hâris rivayet eyledi. (Dedi ki) : Bize Humeyd, Sâbit'den, o da Enes (Radiyallahü anlı)'dan naklen rivayet etti, şöyle demiş: Resû-lüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan ayının başında visal onun tuttu. (Onu görünce) müslümanlardan bazı kimseler de visal yaptılar. Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunu duyunca :

— «Bu ay bize uzamış olsa öyle bir visal yapardık ki : bu işin derin­liğine dalanlar ondan vazgeçerlerdi. Şüphesiz kî sız benim gibi değilsiniz — yahut şüphesiz ki ben sizin gibi değilim.— Çünkü ben, Rabbİm beni doyurup suladığı halde yaşarım.» buyurdular.

 

61- (1105) Bize İshâk b. İbrahim ile psman b. Ebî Şeybe hep birden ALde'den rivayet ettiler, tshâk (Dedi ki) : Bize Abdetü'bnü Süleyman, Hişam b. Ur ve'den, o da babasından, o da Âişe (Radiyallahü anh) 'dan naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  ümmetine  acıdığı için  kendi­lerini visal orucundan nehiy bu;' ırdu. Ashâb :

— «Ama sen de visal yapıyorsun.» dediler. Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem):

  «Ben, s'zin  gibi  değilim.   Çünkü  beni  Rabbim  doyurur  sular.» buyurdu.

Enes hadîsini Buhâri «Kitâbu't-Temenni» deve biraz lafız farkıyla «Kitâbu's-Savm» da, Âişe hadîsini «Kitâbu's-Savm» da tahrîc ettiği gibi Âişe hadîsini Nesâi dahi «Kitâbu's-savm» da rivayet etmiştir.

İbnü'l-Arabî diyor ki : «Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'in ashabına visal orucu tutmak için müsaade buyurması, onlara bir ceza­dır. Ceza tarikiyle verilen müsaade ise şeriattan değildir.»

Teammuk: Teklif edilmeyen bir şeyi yapmağa çalışmak, bir şey'İn derinliğine dalmaktır.                  

Bu rivayetler dahi mânâ ve hüküm itibârı ile yujcarkiler gibidir.

Enes (Radiyallahiianh) hacîHnde :                                            

«Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) ramazanın başında vİsâl orucu tuttu.»  denilmiştir.

Müs1im'in ekşer-i nüshalarında rivayet bu şekildedir. Kaadî İyâz dahi ekser-i nüshalardan bu hadisi ayni şekilde nakletmiş fakat bunun râvi tarafından bir vehim olduğunu söylemiştir.

Doğrusu Ramazan ayının sonunda visal yapmış olmasıdır Müs1im'in bâzı râvileri onu bu şekilde de rivayet etmişlerdir. Nite­kim bundan önceki rivayetlerle sair hadîslerde de hal böyledir.

«Zaile» fiili: bir şey'i gündüz yapmak mânâsında kullanılır. Bunun zıddı «Bate» yani «gece yaptı» fiilidir.

Fiil bu mânâya alındığı takdirde hadîs-i şerif: «Rabbim bana .gündü­zün yemiş içmiş gibi kudret ve tâJcat verir.» mânâsına te'vil olunur ki Nevevî: «Sahih olan mezheb de budur.» diyor.

Ancak bu keilmeden «olmak» mânası da kastedilmiş olabilir. Bu tak­dirde mâna «Ben Rabbimin beni doyurup suladığı halde olurum:» demek­tir.

 

12- Oruçlu Îken Öpmenin, Şehvetini Harekete Getirmeyen Kimselere Haram Olmadığını Beyan Babı:

 

62- (1106) Bana Aliyyü'fcnü Hucr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Stif-yan, Hişam b. Ur ve d en, o da babasından, o da A işe (Radiyallahû anha) dan naklen rivayet eyledi. Âişe :

«Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve SeUem) oruçlu iken kadınlarından bazı­sını öperdi,   demiş sonra gülmüş.»

 

63- (...) Bana Alîyyü'bnÜ Hucr Es-Sa'di ile İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. Dediler ki : Bize Süfyan rivayet etti. (Dedi ki) : Abdurrahman b. Kaasim'e:

  Sen, babanı Âişe (Radiyallahû anha) 'dan naklen Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) 'in oruçlu olduğu halde onu öperdiğini rivayet ederken işittin mi? dedim, Abdurrahman biraz sustu, Sonra:

  «Evet» cevâbım verdi.

 

64- (...) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Aliyyü'bnü Müshir, Ubeydullah b. Ömer'den o da Kaasim'den, o da Âişe (Radiyallahû anha) 'dan naklen rivayet etti, Âişe şöyle demiş:

«Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) oruçlu olduğu halde beni öper­di. Anra sizin hanginiz Resûlüllah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) in nefsine ha­kim olduğu gibi kendine malik olabilir?»

 

65- (...) Bize Yahya b. Yahy