42- RÜ’YA BAHSİ. 2

1- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in : «Beni Rü'yada Gören Hakikkaten Görmüştür> Hadisi Babı. 5

2- Uyku Halinde Şeytanın Kendisiyle Oynadığını Haber Vermeme Babı. 6

3- Rü’ya Tabiri Hakkında Bir Bab. 7

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:. 8

4- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in Rü'yası  Babı. 8

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:. 9

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:. 10


42- RÜ’YA BAHSİ

 

1- (2261) Bize Amru'n-Nâkıd ile İshâk b. İbrahim ve İbni Ebî Örae hep birden İbni Uyeyne'den rivayet ettiler. Lâfız İbni Ebî Ömer'indi; (Dediler ki) : Bize Süfyan Zührî'den, o da Ebû Seleme'den, naklen rivi yet etti. Şöyle demiş : Rü'ya görüyordum. Ondan sıtmalanıyor, yalnız öı tünmüyordum. Nihayet Ebû Katâde'yö rastladım da bunu ona söyledin Ebû Katâde şöyle dedi: Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i:

«Rü'ya Allah'dandır. Hulm ise şeytandandır. Biriniz hoşlanmadığı b düş görürse sol tarafına üç defa tükürsün ve onun şerrinden Allah'a sığtı sın. Çünkü o düş kendisine asla zarar verecek değildir.» buyururken işittim.

 

 (...) Bize ibni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyan, Talha oğullarının azatlısı Muhammed b. Amr b. Alkame’den, onlar da Ebu Seleme’den, o da Ebu Katade’den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den bu hadisin mislini rivayet etti. Ama bunların hadisinde Ebu Seleme’nin:

<Ben rü’ya görüyor, ondan sıtmalanıyordum. Yalnız örtünmüyordum. >Dediğini anmamıştır.

 

(...) Bana Harmele b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus haber verdi. H.

Bize İshâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd dahî rivayet ettiler. (De­diler ki) : Bize Abdürrezzak haber verdi.  (Dedi ki) ; Bize Ma'mer haber verdi.

Her iki râvi Zührî'den, bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. Onla­rın hadîsinde ondan sıtmalanıyordum cümlesi yoktur. Yûnus'un hadîsin­de : «Uykusundan kalktığı vakit sol tarafına üç defa tükürsün.» ziyâdesi vardır.

 

2- (...) Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman (yâni tbni Bilâl) Yahya b. Saîd'den rivayet etti. (Demiş ki) : Ben Ebû Seleme b. Abdirrahman'ı şunu söylerken işittim : Ben Ebû Katâde'yi   şunu   söylerken   işittim:    Ben   Resûlüllah   {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Rü'ya Allah'dandır. Hulm İse şeytandan. Biriniz hoşlanmadığı bir şey görürse, üç defa sol tarafına tükürsün! Çünkü o kendisine asla zarar ve­recek değildir.»  buyururken işittim.

Râvi demiş ki: Ben rü'yayı Üzerine bir dağdan daha ağır görüyor­dum. Bu hadîsi işittim İşiteli artık ona aldırış etmiyorum.

 

(...) Bize bu hadîsi Kuteybe ile Muhammed b. Rumh, Leys h. Sa'd'dan rivayet ettiler. H.

Bize Muhammed b. Müsenna dahî rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize Abdül-Vehhab  (yâni Es-Sekafî)  rivayet etti. H.

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdul­lah b. Nümeyr rivayet etti. Bu râvilerin hepsi Yahya b. Said'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. Sekaiî'nin hadîsinde : «Ebû Seleme de­di ki: Ben rü'ya. görüyordum.» Leys ile îbnü Nümeyr'in hadîsinde Ebû Seleme'nin (bundan sonra) hadîsin nihayetine kadar olan sözü yoktur. İtni Rumh bu hadîsin rivayetinde :

«Üzerinde bulunduğu yandan öbür yana dönsün.» cümlesini ziyâde etmiştir.

 

3- (...) Bana Ebu't-Tâhir de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Amr b. Haris, Abdürrahim b. Sa-îd'den, o da Ebû Seleme b. Abdİrrahman'dan, o da Ebû Katâde'den, o da Resûlülîah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)den naklen haber verdi ki:

«Salih rü'ya Allah'dan, kötü rü'ya 'se şeytandandır. İmdi her kim bir rü'ya görür de onun bîr şeyinden hoşlanmazsa sol tarafına tükürsÜn ve şeytandan Allah'a sığınsın! Bu rü'ya ona zarar vermez. Onu kimseye söy­lemesin. Şayet iyi rü'ya görürse sevinsin. Sevdiği kimselerden başka kim­seye söylemesin!»   buyurmuşlar.

 

4- (...) Bize Ebû Bekr b. Hallâd El-Bâhili ile Ahmed b. Abdillah b. Hakem rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be Abdurabbih b. Saîd'den, o da Ebû Seîeme'den naklen rivayet etti. Ebû Seleme şöyle demiş : Rü'ya görürsem bu rü'ya beni hasta ediyordu. Nihayet Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim :

«Salih rü'ya Allah'dandır. Biriniz sevdiği bir şey görürse onu sevdiği bir kimseden başkasına söylemesin. Hoşlanmadığı bir şey görürse sol ta­rafına üç defa tükürsün de şeytanın ve rü'yanın şerrinden Allah'a sığınsın. Onu kimseye söylemesin! Çünkü o kendisine zarar vermez.»

 

5- (2262) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.

Bize İbni Rumh da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys Ebu'z-Zübeyr'-den, o da Câbir'den, o da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeHem)'den naklen haber verdi ki:

«Bîriniz hoşlanmadığı bir rü'ya görürse, sol tarafına üç defa tükürsün ve şeytandan Dç defa Allah'a sığınsın! Bulunduğu yandan da öbür yana dönsün!»  buyurmuşlar.

Ebû Katade rivayetini Buhârî «Kitâbü't-Ta'bir» ve «Kitabü't-Tib»'da; Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî «Rü'­ya» bahsinde; İbni Mâce «Kitâbü'd-Diyât»'da muhtelif râvilerden. tahrîc etmişlerdir.

Rü'ya ile Hulm ikisi de uyuyan kimsenin gördüğü düş mânâsına ge­lirse de ekseriyetle güzel düşlere rü'ya, korkunç ve çirkin olanlarına huim denilmek âdet olmuştur. Bundan dolayı hadîste teşrik izafeti kabilinden rü'ya Allah'a izafe edilmiş, hulm ise şeytana nisbet olunmuştur.

İmara Mâziri diyor ki: «Ehli sünnetin rü'ya hakkındaki mez­hebine göre; Allah Teâlâ uyanık kimsenin kalbinde yarattığı gibi uyuyan kimsenin kalbinde de bir takım inançlar halkeder. Allah dilediğini yapar. Ona uyku veya uyanıklık mâni olamaz. Bu inançları halkettiği vakit her halde bunları başka bir defa halkedeceği yahut halketmiş olduğu bir ta­kım şeylere alâmet yapar. Meselâ uyuyanın kalbinde uçmayı halkederse bundaki en fazla mânâ o kimsenin olduğunun hilâfına bir şey itikad etmiş olmasıdır. Ve bu itikad başkasına alâmet olur. Nasıl ki: Teâlâ hazretleri bulutu yağmura alâmet olmak üzere halketmiştir. Bütün görülenler Al­lah'ın halkettiği şeylerdir. Lâkin rü'yayı ve başka şeylere sevinç alâmeti olarak yarattığı itikadları şeytanı orada bulundurmadan yaratır; zararlı şeylere alâmet olanları şeytanın huzurunda yaratır. Böylece bunlar mecazen şeytana nisbet edilirler.  İşte Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in :

«Rü'ya Allah'dandır, hulm ise şeytandan sözünün mânâsı budur. Yoksa şeytan bir şey yapar mânâsına değildir. Binâenaleyh sevilen düşün adı rü'yar sevilmeyenin adı da hulmdür.»

Resûlüllah (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) 'in :

«Çünkü o düş kendisine asla zarar verecek değildir.» sözünden mu-rad: Allah Teâlâ üç defa sol tarafına tükürüp şerrinden Allah'a sığınmayı o kimsenin korktuğundan kurtulup, selâmete ermesine sebep halketmiş­tir. Nitekim sadakayı da malı korumak ve belâyı defetmek için sebep halketmiştir, demektir. Binâenaleyh bu rivayetlerde zikredilen hususu toplayıp hepsiyle amel etmek gerekir. Bir kimse korkunç bir rü'ya gördü mü eûzü çekerek sol tarafına üç defa tükürmeli bulunduğu taraftan öbür yana dönmeli, hatta iki rekât namaz kılmalıdır. Bu suretle rü'ya hakkında rivayet edilen bütün hadîslerle amel etmiş olur. Maamafih hadîslerdeki-nin bâzısıyle amel etmek dahî biiznillah zararı def etmek için kâfidir.

Kaadî lyâz diyor ki: «Üç defa üfürme emri gördüğü kötü rü'yada hazır bulunan şeytanı koğmak, onu tahkir ve rezil etmek içindir. Sol tarafa tükürmek de solun sevilmeyen kir ve paslar mahalli olmasın­dandır. Sağ bunun aksinedir. Kötü rü'yanın kimseye söylenmemesinin sebebine gelince ihtimal te'vil eden kimse onun gördüğü şekilde tefsir eder de Allah'ın takdiri ile öylece vuku bulur diyedir...

Güzel rü'yanın sevdiği kimseden başkasına söylenmemesine gelince bunun sebebi de şudur : Bu rü'yayı hoşlanmadığı bir kimseye ta'bir etti­rirse çekemediği için kötüye yorabilir. Ve rü'ya o sıfatla zuhur edebilir. Gören dahî kötü te'vîli işitir işitmez üzülür, mahzun olur.»

 

6- (2263) Bize Muhammed b. Ebî Ömer El-Mekkî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdü'l-Vehhab Es-Sekaîî, Eyyûbu Sahtiyânî'den, o da Muham­med b. Sîrîn'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'âzn naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar:

«Zaman yaklaşınca müslümanın rü'yası hemen hemen yanlış çıkma­yacaktır. Sîzin en doğru rü'ya göreniniz, en doğru söyleyeninizdir. Hem müslümanın rü'yası Peygamberliğin kırkbeş cüz'ünden bîr cüz'dür. Rü'ya üç kısımdır : Bİri sâlih rü'ya olup Allah'dan müjdedir, diğeri şeytanın ver­diği üzüntüdür. Üçüncüsü kişinin kendi kendine konuştuğu şeylerdendir. Bi­riniz hoşlanmadığı bir şey görürse hemen kalkîp namaz kılmalı, onu kim­seye söylememelidir.»

Râvi diyor ki: «Rü'yada kösteği severim, bukağıdan hoşlanmam. Kös­tek dinde sebat demektir.» dedi. Ama bu söz hadîste var mıdır, yoksa onu İbni Şîrîn mi söyledi bilmiyorum.

 

(...) Bana Muhammed b. Râfi’de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdür-rezzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Eyyûb'dan bu isnadla haber verdi. Bu hadîste râvi şunu da söylemiştir : «Ebû Hüreyre dedi ki: Kös­tek hoşuma gider. Ama bukağıdan hoşlanmam. Köstek dinde sabittir. Pey­gamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem):

«Mü'minin   rü'yası   peygamberliğin   kırkaltı   cüz'ünden   bir   cüz'dür.» buyurdular.

 

(...) Bana Ebu'r-Rabi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammad (yâni İbni Zeyd) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb İle Hİşam, Muhammed'-den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet ettiler. Şöyle demiş: Zaman yaklaşınca...

Râvi hadîsi nakletmiş fakat, bu hadîste Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve Sellemyi anmamıştır.

 

(...) Bize bu hadîsi İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muâz b. Hişam haber verdi. (Dedi ki) : Bize babam Katâde'den, o da Mu­hammed b. Sîrîn'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti. Ve bu hadîse : «Bukağıdan hoş­lanmam...» sözünü cümlenin tamamına kadar kattı:

«Rü'ya peygamberliğin ktrk altı cüz'ünden bir cüz'dür.» ifâdesini an­madı.

 

7- (2264) Bize Muhammed b. Müsenna ile İbni Beşşâr rivayet et­tiler. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Cafer ile Ebû Dâvud rivayet et tiler. H.

Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahman b. Mehdi rivayet etti.

Bu râvilerin hepsi Şu'be'den rivayet etmişlerdir. H.

Bize Ubeydullah b. Muâz dahî rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Katâde'den, o da Enes b. Mâlik'den, o da Ubâde b. Sâmid'den naklen rivayet etti. Ubâde şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Mü'minin rü'yası peygamberliğin kırk altı cüz'ünden bir cüz'dür.» buyurdular.

 

(...) Bize Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Sabit El-Bünânî'den, o da Enes b-Mâ­lik'den, o da Peygamber (Sallaltahü Aleyhi ve Stf/temJ'den naklen bunun mis­lini rivayet etti.

 

8- (2263) Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdür-rezzâk haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ma’mer, Zührî'den, o da İbni Müseyyeb'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi. Şöyle demiş: Resûlüllah  (Saüalianü A leyhi ve Selîem):

«Gerçekten mü'minin rü'yası peygamberliğin k:rk altı cüz'ünden bir cüz'dür.»   buyurdular.

 

(...) Bize İsmail b. Halil de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ali b. Müs-hir, A'meş'den naklen haber verdi. H,

Bize İbni Nümeyr de rivayet etti.  (Dedi ki) : Bize tabam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meş Ebû Sâlih'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Müslüman rü'yasıni kendi görür. Yahut onun için görülür.»   buyurdu.

İbni Müshir'in hadîsinde : <Sâlih rü'ya peygamberliğin kırk altı cüz'­ünden bir cüz'dür.» denilmiştir.

 

(...) Bize Yahya b. Yahyâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Yahya b. Ebî Kesir haber verdi. (Dedi ki) : Babamı şoyie derken işit­tim: Bize Ebû Seleme, Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ettî:

«Salih bir kimsenin rü'yası peygamberliğin kırk altı cüz'ünden bir cüz'­dür.» buyurmuşlar.

 

(...) Bize Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Osman b. Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ali (yâni İbni Mübarek) rivayet etti, H.

Bize Ahmed b. Münzir de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdü's-Samed rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Harb (yâni İbni Şeddat) rivayet etti.

Her iki râvi Yahya b. Ebî Kesîr'den bu isnadla rivayette bulunmuş­lardır.

 

(...) Bize Muhammed b. Râü' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dürrezzak rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer Hemmam b, Münebbih'-den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den naklen Abdullah b. Yahya b. Ebî Kesîr'în babasından rivayet ettiği hadis gibi rivayette bulundu.

 

9- (2265) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeyhe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. H.

Bize İbni Nümeyr dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti.

Her iki râvi demişler ki : Bize Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Salih rü'ya peygamberliğin yetmiş cüz'ündeıı bir cüz'dür.» buyurdular.

 

(...) Bize bu hadîsi İbni Müsennâ ile Ubeydullah b. Said dahî riva­yet ettiler. (Dediler ki): Bize Yahya, Ubeydullah'dan bu isnadla rivayette bulundu.

 

(...) Bize bu hadîsi Kuteybe ile İbni Rumh dahî Leys b. Sa'd'dan ri­vayet ettiler. H.

Bize îbni Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnı Ebî Füdeyk ri­vayet etti. (Dedi ki) : Bize Dahhâk, (yâni İbni Osman) haber verdi.

Her iki râvi Nâfi'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. Leys'in hadîsinde: «Nâfi' dedi ki: Zannederim İbni Ömer: Peygamberliğin yet­miş cüz'ünden bir cüz'dür dedi.» ifâdesi vardır.

Bu hadîsi Buhârî, Tirmizî ve Nesâî «Ta'bîrir-Rü'ya» bahsinde tahrîc etmişlerdir.

Hattâbî ve diğer bazı ulemânın beyânına göre zamanın yaklaş­masından murad gece ile gündüzün müsâvî olmasıdır. Bâzıları: «Bundan murad kıyametin yaklaşmasıdır.» demişlerdir. Birinci tefsir rü'ya ile meşgul olmayanlara göre daha meşhurdur. Fakat ikinci tefsiri te'yid eden hadîs vardır.

«Sizin en doğru rü'ya göreniniz, en doğru soyleyeninizdir.» cümlesi­nin zahiri mutlak ise de KaadîIyâz bazı ulemânın : «Bu âhir zamanda ilim kalktığı; ulemâ, sulehâ ve gerek sözünden, gerek amelinden istifâde edilecek kimse kalmadığı zaman bir ta'viz ve tenbih olmak üzere görülecektir.» dediklerini hikâye etmiştir. Hadîsin mutlak mânâda olması daha akla yakındır. Çünkü doğru söylemeyen bir kimsenin rü'yasmda da bozukluk olur.

Babımız rivayetlerinde sâlih rü'yanm peygamberliğin cüzlerinden ol­duğu üç âdetle bildirilmektedir. Bunların en meşhuruna göre rü'ya pey­gamberliğin kırk altı cüz'ünden bir cüz'dür. ikinciye göre kırk beş, üçün­cüye göre yetmiş cüz'ünden bir cüz'dür. Müslim 'den başkalarının rivayetlerinde cüz sayıları daha da değişmektedir. Meselâ : İbnü Abbâs (Radiyaîiahu anh) 'm bir rivayetinde «Peygamberliğin kırk cüz'ünden bir cüzü»; El-Abbâs'm rivayetinde «Elli cüz'ünden bir cüzü»; İbni Ömer rivayetinde «Yirmialtı cüz'ünden bir cüzü»; Ubâde rivayetinde : «Kırk dört cüz'ünden bir cüz'üdür» denilmektedir. Tâberi bu ihtilâfın rü'yayı görenlerin muhtelif olmasından ileri geldiğine işaret etmiştir. Sâlih mü'minin rü'yası peygamberliğin kırk altı cüz'ünden bir cüz, fâsıkın rü'yâsı ise yetmiş cüz'ünden bir cüz olur. Bâzılarına göre bu ihtilâftan murad: Gizli rü'yalar v«tmiş cüz'den bir cüz, aşikâr (açık) rü'yalar kırk altı cüz'den bir cüz'dür demektir. Bir takımları da şöyle de­mişlerdir : «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e yirmi üç sene vahiy geldi. Bu yirmi üç senenin on üçü Mekke'de, onu Medine'de geçti. Daha önce altı ay vahyi rü'yada görmüştü. Bu altı ay kırk altı (altı ayın) bir cüz'üdür.»

Ma'zirî diyor ki: «Ulemâdan bâzıları rü'yaların peygamberlikle hâsıl olan ve o sayede temyiz edilen şeylere kırk altıda bir cüz nisbetinde benzerliği olduğunu söylemişlerdir. Bâzıları birinciye (yâni altı ay rü'ya meselesine) itiraz etmiş. Resûlüllah (Saüalîahü Aleyhi ve Sellem) 'in peygam­berlik gelmezden Önce vahyi tam altı ay rü'yada gördüğü sabit olmamış­tır. Bir de Peygamber olduktan sonra birçok rü'yalar görmüştür. Bunlar da altı aya katılınca nisbet değişir, demişlerdir. Bu ikinci itiraz bâtıldır. Çünkü vahyden sonraki rü'yalar melek vâsıtasıyle olmuştur ki; bunlar vahiy de dâhil olup ayrıca hesaba katılmazlar.»

Hattâbî de şunları söylemiştir: «Bu hadîs rü'ya meselesini te'-kid ve onun mertebesini tahkikdir. Rü'yanm peygamberlik cüzlerinden bir cüz oluşu peygamberlere mahsustur. Başkaları hakkında böyle bir şey yoktur. Peygamberlere uyanıkken nasıl vahiy gelirse uyku hâlinde de gelirdi. Ulemâdan bâzılarına göre bu hadîsin mânâsı rü'ya peygamberliğe muvafık olarak görülür. Çünkü rü'ya peygamberlikten kalan bir cüz'dür demektir.»

«(Rü'yada) köstek (görmey) i severim, bukağıdan hoşlanmam.» cüm­lesi hakkında ulemâ şunları söylemişlerdir : «Köstek görmeyi sevmesi, köstek ayaklara takıldığı içindir. Bu da günahlardan, kötülüklerden ve bilûmum bâtıl şeylerden vazgeçmeyi gösterir. Bukağıya gelince : Onun yeri boyundur. Hem bukağı Cehennemliklerin sıfatıdır. Teâlâ Hazretleri Yâsîn    Sûresinde:

«Biz onların boyunlarına bukağı vuracağız.» Başka bir yerde de :

«Boyunlarına bukağılar vurulduğu vakit.» buyurmuştur. Tâbir ule­mâsı ise bu cümledeki iki sözü derecelere ayırmış ve : «Uyuyan kimse mescidde veya hayırlı bir kalabalık içinde yahut güzel bir halde ayakla­rına köstek vurulduğunu görürse bu onun iyi halde sebatına delildir. Söz sahibi bir kimsenin rü'yasında onu bu şekilde görmesi de iyi halde seba­tına delildir. Onu rü'yasında bir hasta veya mahbus yahut misafir veya felâketzede bir kimse görürse görenin bulunduğu halde sabit olduğuna delildir. Köstekle beraber bukağıda bulunmak gibi sevilmeyen bir şey de görürse bu sefer netice sevimsiz çıkar. Çünkü bukağı azab göreceklerin sıfatıdır.

Bukağıya gelince boynuna takılmış görürse kötüdür. Maamafih ka-rîne bulunduğu takdirde büyük mertebelere delâlet eder. Elleri kelep­çeli görmek iyidir. Onların kötülüğe uzanmayacaklarına delildir. Bâzan cimriliğine, bazan da niyet ettiği işi yapamayacağına delil olur.» demiş­lerdir.

 

1- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in : «Beni Rü'yada Gören Hakikkaten Görmüştür> Hadisi Babı

 

10- (2266)  Bize Ebü'r-Rabi' Süleyman b. Dâvud El-Atekî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammad (yâni İbni Zeyd) rivayet etti. (Dedi ki) :

Bize Eyyub ile Hişam, Muhammed'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen ri­vayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ı

«Her kim bent rü'yada görürse hakîkaten görmüştür.  Çünkü şeytan benim şeklime giremez.» buyurdular.

 

11- (...) Bana Ebu't-Tâhir ile Harmele de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbni Vehfo haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus İbni Şihab'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Ebû Seleme b. Abdirrahman ri­vayet etti ki: Ebû Hüreyre şöyle demiş : Ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i:

«Her kim beni rü'yada görürse uyanıkken de görecektir. Yahut beni uyanıkken görmüş gibidir. Şeytan benim şeklime giremez.» buyururken işittim.

 

(2267) Râvi demiş ki: Ebû Seleme de şunu söyledi: Ebû Katâde de­di ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Beni gören gerçekten hakkı görmüştür.;>   buyurdular.

 

(...) Bana bu hadîsi Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ya'kub b. İbrahim rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Zührî'nin kardeşi oğlu rivayet etti. (Dedi ki) : Bize amcam rivayet etti. Ve râvi iki hadîsi bir­den isnadlarıyle tamamen Yûnus'un hadîsi gibi zikretmiştir.

 

12- (2268) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.

Bize İbni Rumh da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys Ebu'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen haber verdi ki: Resûlüllah (Saliaîlahü Aleyhi ve sellem):

«Her kim beni uyku hâlinde gÖrdüyse hakîkaten görmüştür. Çünkü şeytanın benim suretime girmesi caiz değildir.»   buyurmuşlar. Bir de :

«Biriniz düş gördüğü vakit kendisi ile uyku hâlinde şeytanın oynadı-|ğını kimseye haber vermesin!»  buyurmuşlar.

 

13- (...) Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zekeriyya b. İshâk rivayet etti. (De­di ki) : Bana Ebu'z-Zübeyr rivayet etti ki : Kendisi Câbir b. Abdillah'ı şunu söylerken işitmiş: Resûlüllah (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem}:

«Her kim beni uyku hâlinde görürse hakîkaten görmüştür. Çünkü şey­tanın bana  benzemesi caiz değildir.» buyurdular.

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbül-Ta'mr»'de; Ebû Dâvud «Ki-tâbü'l-Edeb»'de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Ulemâ  Resûlüllah (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'in :

«Hakîkaten beni görmüştür.» sözü üzerinde ihtilâf etmişlerdir. İbni Bâkillanî'ye göre bu sözün mânâsı: O kimsenin rü'yası sahihtir. Ka­rışık düşler değildir. Şeytanın benzetmelerinden de değildir, demektir. Hadîsin bir rivayetinde :

«Gerçekten hakkı görmüştür.» buyurmuş olması da bunu te'yid eder. Yâni hakikî görüşle görmüştür. Bazan Peygamber (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) malûm sıfatlarının aksine görünür. Meselâ: Biri onu beyaz sa­kallı görür. Bâzan da biri doğuda, biri batıda olan iki şahıs aynı zamanda onu rü'yalarında görürler.

Mâzirî, İbni Bakılanı 'nin bu tefsirini rivayet ettikten sonra şunları söylemiştir : «Bir takımları da diyorlar ki: Hayır hadîs za­hirî mânâsına göredir. Ondan murad : Peygamberimizi gören hakikati gör­müştür, demektir. Bunu menedecek bir manî yoktur. Akıl dahî imkânsız görmez ki, zahirinden değişmeye mecburiyet hâsıl olsun.

ibni Bakıllânî 'nin : «Bazan malûm sıfatlarının aksine yahut iki yerde birden görünür» sözü onun sıfatlarında hata ve o sıfatları va­kiin hilâfına tasavvurdur. Bazan bir kimse hayâl ettiği bir şeyi görür gibi olur. Çünkü hayâl ettiği şeyin âdeta gördükleri ile bağlantısı vardır. Bi­nâenaleyh Peygamber (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'in zatı görünmüş; sıfat­lan görülmeyip hayâl edilmiş olur. İdrak için gözlerin görmesi, mesafenin yakınlığı görülen şeyin yerde gömülü yahut yeryüzünde olması şart de­ğildir. Şart olan yalnız onun mevcudiyetidir. Peygamber (Saliaîlahü Aleyhi ve Seliem) in zat; görünmüş; sıfatlan görülmeyip hayâl edilmiş olur. İd­rak için gözlerin görmesi, mesafenin yakınlığı görülen şeyin yerde gömü­lü yahut yeryüzünde olması şart değildir. Şart olan yalnız onun mevcu­diyetidir. Peygamber (Saliaîlahü A leyhi ve Sellem) 'in cismi yok olduğuna bir delil bulunamaz. Bilâkis hadîslerde onun bakî olmasını iktiza eden beya­nat vardır. Bir kimse rü'yâsmda Peygamber (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) in kendisine, katli haram bir kimseyi öldürmesini emir buyurduğunu gör­se bu hayâl edilen sıfatlardan olur. Görülen şey değildir.»

Kaadî Iyâz; «Bu hadîsten murad Peygamber (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem)i hayâtında malûm olan sıfatı yi e görmesidir. Bunun aksine gö­rürse hakikî rü'ya değil, te'vîlî rü'ya olur.» demişse de Nevevî bu sözü zayıf bulmuş : «Sahih olan onu hakikaten görmesidir. Sıfatının ma­lûm olup olmaması bu hususta müsavidir.» demiştir.

Ulemâdan bâzılarına göre Allah Teâlâ'nın insanlara hassaten Pey­gamber (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem)ı doğru olarak göstermesi, şeytanı onun suretinde görünmekten men etmesi, uyku hâlinde onun üzerinde yalan uydurmasına mâni olmak içindir. Nitekim peygamberlerine mucize deni­len hârikaları vermiştir. Ve nitekim şeytan uyanıkken de Peygamber (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem)'m suretine giremez. Çünkü bu olmuş olsa hakla bâtıl birbirine karışır. Bu tasavvur korkusuyla Peygamberin getirdiği şey­lere itimat kalmazdı.

Ulemâ rü'yada Allah Teâlâ'yı görmenin caiz ve sahih olduğunda müt­tefiktirler. Velev ki hâline lâyık olmayan cisim sıfatlarıyle görünmüş ol­sun.- Zira görülen şey Allah'ın zâtı değildir. Allah Teâlâ'nm cisim şek­line girmesi ve hallerinin muhtelif olması imkânsızdır. Peygamber (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem)'i görmek böyle değildir.

İbni Bakıllânî diyor ki: «Rü'yada Allah Teâlâ'yı görmek kalpte zuhur eden bir takım hâtıralardır. Bunlar gören kimse için olmuş veya olacak bir takım şeylere delildirler.»

«Her kim beni rü'yada görürse; uyanıkken de görecektir. Yahut benî uyanıkken görmüş gibidir.» cümlesi üzerinde ulemâ şunları söylemişlerdir: «Burada râvi şekketmiştir. Eğer hakikatte Peygamber (Saliaîlahü Aleyhi ve Sellem) beni görmüş gibidir demişse bunun mânâsı hakikaten beni gör­müştür. Yahut hakkı görmüştür, demektir. Böyle değil de uyanıkken beni görecektir demişse bu hususta birkaç kavil vardır. Birinci kavle göre maksat onun zamanında yaşayanlardır. O zamanda yaşayan bir zat rü'-yasında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ye Sellem)'i görürse onunla hakikatte de müşerref olacak demektir. İkinci kavle göre rü'yayı gören şahıs âhi-rette uyanık halde bu rü'yamn tasdikini görecek, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i bizzat muayene ve müşahede edecek demektir. Üçün­cü kavle göre rü'yayı gören kimse âhirette Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i hususî bir şekilde ona yakın olarak görecek ve şefaatına nail olacak demektir.»

 

2- Uyku Halinde Şeytanın Kendisiyle Oynadığını Haber Vermeme Babı

 

14 -(...) Bize Kuteybe b. Said rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.

Bize İbni Rumh da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys Ebu'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den, o da Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen haber verdi ki, kendisine gelerek:

— Ben düşümde başımın kesildiğini ve onu kovaladığımı gördüm, diyen bir bedeviyi men ederek:

«Uyku esnasında şeytamn seninle oynadığını haber verme!» buyur­muşlar.

15- (...) Bize Osman b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize jCerîr A'meş'den, o da Ebû Süfyân'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: Bir bedevi Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gelerek:

— Yâ Resûlallah! Rü'yamda başımın vurulup yuvarlandığını, ken­dimin de izinden koştuğumu gördüm, dedi. Bunun üzerine Resûlüllah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)   o bedeviye:

«Uykun esnasında şeytanın seninle oynamasını âleme anlatma!» buyurdular.

Câbir demiş ki: Bundan sonra Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)'i hutbe okurken dinledim:

«Sakın bîriniz uykusunda şeytanın kendisiyle oynadığını söylemesin!» buyurdular.

 

16- (...) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Saîd El-Eşecc de ri­vayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Veki' A'meş'den, o da Ebû Süfyân'dan, o da Câbir'den, naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Bir adam Peygamber

(SaUallahü Aleyhi ve Sellemfe gelerek :

— Yâ Resûlallah! Rü'yamda başımın kesildiğini gördüm... dedi. Bu­nun üzerine Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)  güldü ve :

«Şeytan birinizle uykusunda oynadığı vakit onu âleme söylemesin!» tuyurdular. Ehû Bekr'in rivayetinde:

«Birinizle oynanırsa...»   ibaresi vardır. Şeytanı  anmamıştır.

Mâzirî diyor ki : «İhtimal Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu zâtın rü'yasının karışık düşlerden ibaret olduğunu vahy ile yahut rü'-yasında buna delâlet eden bir şey ile bilmiştir. Yahut rü'yacîaki bir de­lâlet onun şeytanın verdiği üzüntü kabilinden bir mekruh olduğunu gös­termiştir. Tâbir âlimlerine gelince onlar kitaplarında baş kesilmesinden söz eder; ve bunu rü'ya sahibinin içinde bulunduğu nimetlerden veya mafevkinden ayrılmasına kuvvetinin elinden gidip bütün işlerinde hâli­nin değişmesine delil sayarlar. Meğer ki rü'yayı gören köle ola. Bu tak­dirde rü'ya onun âzâd edileceğine delâlet eder. Rü'yayı gören hasta ise şifâ bulacağına, borçlu ise borcunu ödeyeceğine, haccetmemişse haccede­ceğine, üzüntülü ile sevineceğine, korkmuşsa emniyete ereceğine delil olur.»

 

3- Rü’ya Tabiri Hakkında Bir Bab

 

17- (2269) Bİze Hâcib b. Velid rivayet etti. (Dedi ki) : Bİze Mu-hammed b. Harb Zübeyrî'den rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Zührî, Ubey-dullah b, AbdiIIah'dan naklen haber verdi ki, İbni Abbâs veya Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre bir adam Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellemye gelmiş. H.

Bana Harmele b. Yahya Et-Tücîbi de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize tbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus İbni Şi-hab'dan naklen haber verdi. Ona da Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe haber vermiş ki:    İbni Abbâs bir adamın    Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Seliem) e gelerek şunu söylediğini rivayet etmiş:

  Yâ Resûlallah!  Ben bu gece rü'yamda yağ ve bal yağdıran bir bulut gördüm. Halkın da bundan elleriyle avuçladıklarını gördüm. Kimisi çok alıyordu, kimisi az. Bir de gökyüzünden yere ulaşan bir ip gördüm. Senin  onu alarak yükseldiğini  gördüm.  Sonra  senin  ardından   onu  bir adam alarak yükseldi. Sonra onu  bir başka adam aldı. Onda  ip koptu. Sonra onun için ipi eklediler ve yükseldi.

Ebû Bekr dedi ki:

  Yâ KesûlaÜah! Babam sana feda olsun! Vallahi bana müsaade buyurursan onu çok iyi ta'bir edeceğim.    Resulü!lab (Sallailahü. Aleyhi ve Seliem):

«Onu ta'bir et!» buyurdu. Ebû Bekr :

  Bulut İslâm'ın bulutudur. Yağan yağ ve bal ise Kur'ân'dır, Onun lezzeti ve yumuşaklığıdır. İnsanların bundan avuçlamalarına gelince kimi Kur'ân'ı çok öğrenir, kimi az. GÖkden yere ulaşan ip ise senin üzerinde bulunduğun  hakdır. Onu  tutuyorsun, Allah da  seni  onunla yükseltiyor. Bilâhare senden sonra gelen bir adam onu tutuyor ve onunla yükseliyor. Sonra ; (yine) başka bir adam onu tutuyor. Ve onunla yükseliyor. Sonra onu başka bir adam tutuyor, onda ip kopuyor. Sonra bu adam için ip ek­leniyor. Ve onunla yükseliyor. İmdi babam sana feda olsun bana haber ver yâ Resûlallah, isabet mi ettim? Hatâ mı? dedi. Resûlüllah  (Sallallahü Aleyhi ye Seliem):

«Bâzısında isabet ettin; bâzısında yanıldın.»  buyurdular. Ebû Bekr:

  Vallahi yâ Resûlallah! Bana illâ söyle! Hata ettiğim nedir? dedi. «Yemin etme!»   buyurdular.

 

(...) Bize bu hadîsi İbni EM Ömer de rivayet etti, (Dedi ki) : Bİze Süfyân Zührî'den, o da Ubeydullah b. AbdiIIah'dan, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş : Bir adanı Uhud tarafından ayrılarak Peygamber (Sallailahü A leyhi ve Seliem) 'e geldi ve:

— Yâ Resûlallah! Ben bu akşam rü'yada yağ ve bal yağdıran bir bu­lut gördüm... dedi.

Râvi Yûnus'un hadîsi mânâsında rivayette bulunmuştur.

 

(...) Bize Muhammed b. Rafı' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdürrezzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer Zührî'den, o da Ubeydullah b. Abdullah b. Utfee'den, o da İbni Abbâs veya Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi. Abdürrezzâk demiş ki: Ma'mer bazan İbni Abbas'dan, ba-zan da Ebû Hüreyre'den derdi, (Demiş ki) : Bir adanı Resûlüllah (Sailallahu AleyhiveSellem)ye gelerek:

— Ben bu gece bir bulut gördüm... dedi.

Kavi yukarkilerin hadîsi mânâsında rivayette bulunmuştur.

 

(...) Bize Abdullah b. Abdirrahman Ed-Dârimî dahî rivayet etti. (De­di ki) : Bize Muhammed b. Kesîr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman (bu zât İbni Kesîr'dir.) Zührî'den, o da Ubeydullah b. Abdillah'dan, o da İbni Abbas'dan naklen rivayet etti ki: Resûlüllah (Sailallahu Aleyhi ve Sellem)"m ashabına söylediklerinden biri de şu idi:

«Sizden her kim rü'ya gördüyse onu anlatsın ki, kendisine ta'bir ede-yİm.»   Derken bir adam gelerek:

— Yâ Resûlallah, bir bulut gördüm... dedi.

Râvi yukarkilerin hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.

Bu hadîsi Buhârî «Kitabü't-Ta'bir»'de; Ebû Dâvud «Kitabü'l-Eynıan ve'n-Nuzûr»'da; Nesâî ile İbni Mâce «Rü­ya» bahsinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den sonra ipten tutunanlar sıra ile Ebû Bekr, Ömer b. Hattâb ve Osman b. Af­fan (Radiyallahû anh) hazerâtıdır. Hz. Osman'da ipin kopup tekrar bağlandığı görülmektedir. Yâni hilâfet bağı kopmuş, başkasının eline geç­miştir.

Resûlüllah (Sailallahu Aleyhi ve Sellem) 'in :

«Bâzısında isabet ettin, bâzısında yamldın.» sözünden murad ne olduğu ulemâ arasında ihtilaflıdır. İbni Kuteybe ile başkalarına göre bunun mânâsı: «Tefsirinde isabet ettin; hakikî te'vüini buldun, ama ben emretmeden tefsirine şitab etmekte yamldın.» demektir. Bâzıları bu te'vîli fasit bulmuşlardır. Çünkü Peygamber (Sailallahu Aleyhi ve Sellem) rü'yayı te'vîl hususunda Ebû Bekr'e izin vermişti. Onlarca Ebû Bekr ancak rü'yanın bazı yerlerini ta'bir etmeden bıraktığı için hatâ etmiştir. Çünkü rü'yayı gören: «Ben yağ ve bal yağdıran bulut gördüm.» demişti. Ebû Bekr bunu K u r ! â n 'la onun lezzeti ve yumuşak­lığı ile tefsir etmiştir. Halbuki bu yalnız balın tefsiridir. Yağın tefsirini bırakmıştır. O sünnet diye tefsir edilir. Ebû Bekr'e yaraşan : «Kur'ân ve sünnet» demekti. Tahâvî de bu kavle işaret etmiştir.

Diğerlerine göre hata Hz. Osman'ın halinde olmuştur. Çünkü rü'yada zikredildiğine göre Hz. Osman ipten tutunmuş, ip kopmuş­tur. Bu da Osman (Radiyallahû anh) 'in kendiliğinden hilâfetten hal' edildiğini gösterir. Ebû Bekr ise bunu : «Osman zorla hal' edilmiş ve öldürülmüş ve hilâfete başkası geçmiştir.» şeklinde tefsir etmiştir. Cüm­lenin doğru tefsiri ipin eklenmesini Osman'in kavminden başka bi­rinin iş başına geçmesine hamletmektir. Bir takımları da hatânın ta'bir için Peygamber (Sailallahu Aleyhi ve Sellem)'den izin istemesinde olduğunu söylemişlerdir.

Peygamber (Sailallahu Aleyhi ve Sellem) 'in Hz. Ebû Bekr'e: «Yemin etme!» demesi yeminini tekrarlama, çünkü söylemiyeceğim, manasınadır. Bâzıları bunu düşünürsen hatânı anlarsın mânâsına almış­lardır.

 

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

 

1- Rü'ya tâbiri caizdir. Rü'yayı ta'bir eden kimse bazan isabet, ba­zan hatâ edebilir. Rü'ya alel'ıtlak ilk ta'bir edenin dediği gibi çıkmaz. İsa­bet ettiği zaman onun dediği gibi çıkar.

2- Yemin eden kimsenin yemininde durması bir mefsedeti veya me­şakkati îcâb ederse, o yemini bozmamak müstehab değildir.

3- Kaadî Iyâz'In beyânına göre kasem kelimesiyle yapılan yeminde keffâret yoktur. Çünkü Hz. Ebû Bekr   sadece kasem ederim demiş; fazla bir şey söylememiştir. Nevevî, Kaadî 'nin sö­züne şaşmakta ve Hz. Ebû Bek r 'in vallahi diyerek yemin ettiğini bütün «Müslim» nüshaları sarahaten naklettiğini hatırlatmaktadır. Yine Kaadî 'nin beyânına göre İmam Mâlik 'e: Bir adam rü'yayı içinden şerre yorduğu halde ağızdan hayra yorabilir mi? diye sorulmuş, İmam Mâlik: Maazallah peygamberlikle oynanıyor mu? Rü'ya peygamberliğin cüzîerindendir, demiştir.

4- Hadîs-i şerif rü'ya ilmini Öğrenmeye ve rü'yayı sorup te'vil et­meye teşvik mahiyetindedir.

 

4- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in Rü'yası  Babı

 

18- (2270) Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) Bize Hammad b. Seleme, Sabit EI-Bünânî'den, o da Enes b. Mâlik'-den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş: Resûlülîah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

Bir gece ben uyuyan kimsenin gördüğü yerde kendimizi Ukbe b. Râ-fi'in evinde imişiz gördüm. Bize tbni Tâb hurmasından hurma getirdiler. Ben bunu, yükselmenin dünyâda bizim için, âhİrerte akıbetin de bizim ol-duğ\ na ve  dînimizin  tamamlandığına  yordum.»   buy ırdular.

l'eygamber (Sallallahü Aleyhi ve Setlem)'in rü'yâsmda gördüğü hurma İbni Tâb hurması nâmiyle meşhurdur. Arablar-buna Rutâb- ı îbni Tâb, Temrü îbni Tâb, Azk.ı İbni Tâb, Urcur u îbni Tâb isimlerini vermişlerdir. İbni Tâb, Medîne1i bir zattır. Hurma ona izafe edilmiştir. Resûlülîah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in rü'yasını dünyada yükseliş diye te'vil etmesi İbni R â f 'in evinde gördüğü için tefeül yoluyla olsa gerektir. Çünkü Râfi' yüksek demektir. Dinin kemâlini de İbni Tâb kelimesinden tefe'ül etmiş olacaktır.

Bu radaki  «tâbe»  fiilinden : Kemâle erdi, hükümleri  kararlaştı, kaideleri  hazırlandı mânâsı kastedilmiştir.     Tabe : Aslında güzel oldu, de­mektir.

 

19- (2271) Bize Nasr b. Alî El-Cehdamî rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam haber verdi. (Dedi ki) : Bize Sahr b. Cüveyriye Nâfi'den ri­vayet etti. Ona da Abdullah b. Ömer rivayet etmiş ki: Resûlülîah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar:

«Kendimi rü'yada bir misvakla misvakianırken gördüm. Derken beni iki adam çektiler. Biri diğerİndfen daha büyüktü. Ben de misvakı küçük ola­na verdim. Bana : Büyük, denildi. (Bu sefer) Ben de onu büyüğe verdim.»

Bu hadisi    Buharı    «Sivak» bahsinde tahric etmiştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ç misvak'ı büyüğe vermeyi em­reden Cebrail (Aleyhisselam) 'dır. Nitekim hadisin bazı rivayetlerin­de sarahaten bildirilmiştir.

 

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

 

1- Bir cemâatin içerisinde ikrama büyüklerden başlanır. Selâm, hoş beş, meşrubat, koku v.s. hususunda da sünnet olan budur.

2- Başkasının misvakını kullanmak mekruh değildir. Ancak kul­lanmazdan önce yıkanması sünnettir.

3- Hadis-i şerif misvak kullanmanın faziletine delildir.

 

20- (2272) Bize E&û Âmir Abdullah b. Berrad El-Eş'arî ile Elû Küreyb Muhammed b. Alâ' rivayet ettiler. Lafızları birbirine yakındır. (De­diler ki) : Bize Ebû Üsâme Büreyd'den, o da dedesi Ebû Bürde'den, o da Ebû Musa'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen ri­vayet etti. Şöyle buyurmuşlar:

«Rö'yâda kendimi Mekke'den hurmali bir yere hicret ediyorum gor-düm. Zanmm bu yerin Yemame yahut Hecer olacağına gitti. Bir de baktım Yesrib şehri imiş. Bu rü'yamda bir kılıç salladığımı da gördüm. Kılıcın başı koptu. Bir de baktım bu Uhud Harbi gününde mü'minlerin başına gelen musîbettir. Sonra onu tekrar salladım ve en güzel şekline döndü. Bir de baktım bu Allah'ın getirdiği fetih ve mü'minlerin bir yere toplanmasıd;r. Bu rü'yâda bir takım ineklerle Allah'ın yaptığının daha hayırlı olduğunu gördüm. Bir de baktım ki bunlar Uhud gününde mü'minlerden bir cemaat­tır. Ve hayr Allah'ın sonradan getirdiği hayır; ve Allah'ın bize sonradan Bedir gününde getirdiği stdkin  sevabıdır.»

Bu hadîsi Buhârî  «Menâkıb», «Meğâzi», «Alâmâtü'n-Nübüvve» ve «Ta'bir» bahislerinde; Nesâî ileİbni Mâce de «Kitâlür-Rü'ya»'da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

Hecer : Yemen'de bir şehirdir. Bahreyn'in payitahtıdır.

Yesrib: Medine 'nin eski ismidir. Bu hususta hac bahsinde izahat geçmişti.

Ulemânın beyânına göre ResûlüIIeh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in rü'-yasını bu şekilde tefsir etmesi kılıç yardımcıya delâlet ettiği içindir. Çün­kü bir insan düşmana kılıcıyle nasıl hücum eder. Başka yerlerde kılıç oğul, baba, amca veya kardeş, zevce gibi şeylere tefsir edilir, Bazan da me'murluğa, emânete, kişinin diline ve hüccetine, bir zâlimin tasallutuna delâlet eder. Bu hükümler görende, yahut gördüşü şeyde bulunan bazı mânâlara göre karine ile verilir.

Müslim 'den başkaları «Bu rü'yada bir takım inekler gördüm» cümlesine : «Kesilen inekler» kaydını ziyâde etmişlerdir. Rü'yanm te'vîii de bu ziyâde ile tamam olur. Zira inekleri kesmek Uhud gazasında sahabenin şehîd edilmeleridir.

«Allah hayırdır...» cümlesini ekseri ulemâ Allah'ın sevabı daha hayır­lıdır. Yâni Allah'ın şehidlere verdiği sevab dünyada yaşamalarından da­ha hayırlıdır, şeklinde tefsir etmişlerdir.

 

21- (2273) Bana Muhammed b. Sehl Et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu'l-Yeman rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şuayb, Abdullah b. Ebî Hüseyin'den, naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bize Nâfi' b. Cübeyr İbni Abbâs'dan rivayet etti. İbni Abbâs şöyle demiş: Müseylemetü'l-Kezzâb Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında Medine'ye geldi de: Muhammed kendisinden sonra bu işi bana bırakırsa ona tâbi olurum de­meye başladı. Medine'ye kendi kavminden birçok insanlar arasında gel­mişti. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beraberinde Sabit b. Kays b.Şemmas qlduğu halde onun yanma geldi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in elinde bir hurma dalı parçası vardı. Arkadaşlarının içindeki Müseyleme'nin başına durarak:

«Benden şu parçayı istemiş olsan onu sana vermem. Ben Allah'ın se­nin hakkındaki emrine tecavüz edemem. (Bana itaattan} geri dönersen Al­lah mutlaka seni tepeteyecektir. Öyle zannediyorum ki sen, hakkında bana ne gösterildi ise gösterilmiş olan kimsesin. İşte Sabit benden ötürü sana cevap verecek.» buyurdu. Sonra ondan ayrıldı.

 

(2274) îbni Abbâs demiş ki: Peygamberi Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in : «Sen, hakkında bana ne gösterildi   ise  gösterilmiş  olan kimsesin.»

sözünü sordum da Ebû Hüreyre bana haber verdi ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar:

«Bir defa ben uyurken elimde altından iki bilezik gördüm. Bunların hâli beni meşgul etti. Derken rü'yamda bana onları üfürmem vahy edildi. Ben de üfürdüm de uçtular. Ben bunları benden sonra çıkacak iki yalancı (peygamber) diye te'vİl ettim. Bunlardan birisi San'a'nın reisi Ansi, diğeri Yemame'nin reisi Müseyleme idi.»

 

22- (...) Bize Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ahdürrezzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Hemmam b. Müneb-bih'den naklen haber verdi. Hemmam: Ebû Hüreyre'nin Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyden bize rivayet ettikleri şunlardır, diyerek bir takım hadîsler rivayet etmişlerdir. Bunlardan bîri de şudur : Besûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem);

«Bir defa ben uyurken bana yerin hazîneleri getirildi ve (getiren) elle­rime altından İki bilezik koydu. Bunlar benim nazarımda büyüdüler ve beni meşgul ettiler. Bunun üzerine bana onları üfür m e m bildirildi. Ben de üfürdüm ve gittiler. Ben bunları aralarında bulunduğum iki yalancı : San'a'-nın reisi ile Yemame'nin reisi diye tevıl ettim.» buyurdular.

Müsey1ime ile Esved'e1- Ansi ikisi de yalancı pey­gamberlerdendir. Müsey1ime Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemfden sonra onun yerine geçmek şartı ile kendisine tâbi olacağını söylüyormuş. Bu niyetini bildirmek üzere Medîne'ye gelmiş. Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)m Müsey1ime'nin yanma gel­mesini ulemâ muhtelif şekillerde izah etmişlerdir. Bâzılarına göre müslü-man olurlar ümidiyle ve kendisine vahy olunanı bildirmek maksadıyle ge­rek Müsey1ime'nin, gerekse yanındakilerin gönüllerini almak için gitmiştir. Bir takımları Müsey1ime'nin gelişine mükâfat olarak gittiğini söylemişlerdir. Çünkü Müsey1ime uzak yerden gelmişti. Müseylime o zaman henüz müslüman görünüyordu. Küfrü irtida-dından sonra meydana çıkmıştır. Başka bir hadîste de Müseylime'-nin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e geldiği bildirilmektedir. Şu halde görüşmenin iki defa vuku bulmuş olması ihtimâli vardır.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in   Müsey1im e'ye: «Ben Allah'ın senin hakkındaki emrine tecâvüz edemem.»  buyurmasının mânâsı : Senin istediklerine yâni seni kendi yerime bırakmaya ya­hut Peygamberlik vazifesinde kendime ortak yapmaya razı olamam. Razı olursam Allah'ın bu husustaki emirlerine karşı çıkmış sayılırım, demektir.

Bazı nüshalarda hadisin bu cümlesi:

«Sen Allah'ın senin hakkındaki emrine tecâvüz edemezsin.» denilmiş­tir. Ki: Kaadî Iyâz bunun da sahih olduğunu söyler. Mânâsı : Sen Allah'ın senin hakkında takdir ettiği hüsran ve helake karşı gele­mezsin. Yahut senin hakkındaki takdir ettiği şekaveti bozamazsın, de­mektir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Müseylime 'ye: Bana tâbi olmaktan geri kalırsan Allah seni tepeler demiş ve onun bir mucizesi olarak Müseylime,    Yemâme   harbinde tepelenmiştir.

Sabit b. Kays Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in hatibi idi. Ona gelen hey'etlerin hatiblerine Sabit cevap verirdi. Bu sefer de onu göstermesi bundandır.

«Ben bunları benden sonra çıkacak iki yalancı (peygamber) diye te'vil ettim.» cümlesindeki çıkıştan murad onların şan ve şevketlerinin meyda­na çıkması yahut Peygamberlik iddiaları ve muharebeleridir. Yoksa Pey­gamber   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  zamanında  kendileri meydanda  idi.

Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e bu bilezikleri üfür diye emir buyurularak onları üfürmesi ve uçmaları bu yalancıların iddialarının mah-vu müzmahü olacağına delildir. Nitekim öyle de olmuştur. Bu da ~Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in bir mûcizesidir.

«Bana yerin hazineleri getirildi.» cümlesinden murad yeryüzünün bir­çok beldelerini fethederek mallarım alacağım ve o yerleri kendi milk ve sultanına katacağını bildirmektedir. Bu da böylece olmuştur. Bir muci­zedir.

Esved-i Ansî de Yemen'de zuhur eden fitnede uyurken tepelenmiştir.

 

23- (2275) Bize Muhammed b. Beşşar rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vehb b. Cerir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam Ebû Raca' El-Utâridî'-den, o da Semûra b. Cündep'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sabah namazını kıldı mı yüzünü cema­ata doğru çevirir ve :

«Sizden  biriniz dün akşam  rü'ya  gördü  mü?» diye sorardı.

Bu hadîs zevalden önce bile dün akşama Arapça bâriha denileceğine delildir. Ulemâdan Sa'1eb ile diğer bâzıları bâriba kelimesinin ancak zevalden sonra kullanılabileceğini söylemişlerdir. Nevevî: «İhtimal bunlar kelimenin hakikatini kasdetmişlerdir. Bu o kelimenin mecazen ze­valden Önce kullanılmasına mâni değildir. Böylece hadisi mecaza hamlet­miş olurlar. Aksi takdirde mezhebleri bu hadîsle bâtıl olur.» diyor.

 

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler:

 

1- İmamın  selâm  verdikten  sonra  cemaata  karşı  dönmesi   müste-jtıabdır,

2- Rü'ya gören olup olmadığını sormak ve günün evvelinde acele te'vîline koşmak bu hadîsle rnüstehabdır. Bir de zihin henüz dünya işle­rine dağılmamış, rü'yayı gören de ara uzamadığı için henüz rü'yayı karıştırmamıştır, Rü'yada hayra teşvik gibi acelesi müstehab olan şeyler de bulunabilir.

3- Sabah namazından sonra ilim ve rü'ya tâbiri gibi şeyler hususun­da konuşmak mubahtır.

4- îlim veya başka bir iş için kıbleye arka çevirerek oturmak mu­bahtır.