
![]()
Yüce Allah'ın İsimleri "Esma-İ Hüsna"
Tevhıd Akidesinden Doğan Neticeler
Allah'ın Dinine Girmenin Şekli
Hz. Muhammed (Sav)'İn Mucizeleri
Kader Başka Bir Kaderle Giderilir
Kadere İman Ve Sebeblere Yapışmak
Bütün hamdler Allah'a
mahsustur? O'na hamd eder O'n~ dan yardım bekler ve mağfiret dileriz. Allah
kime hidayet ederse, işte o, Hakk'a ulaşmıştır? Kimi de hidayetten mahrum ederse
artık onu doğruya yöneltecek bir dors bulamazsın. Şahadet ederim ki Allah'dan
başka İlah yokdur. Yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve Rasülüdür.
Allah; ona âline ashabına ve kıyamete kadar, doğru yolda giden herkese salat
ve selam etsin.
"Şüphesiz
göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden
gelmesinde, insanların faydasına olan şeyleri denizde taşıyarak yüzüp giden
gemilerde, Allah'ın gökten indirdiği bir su ile ölmüş olan toprağı diriltmesinde,
yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârlan ve yer ile gök arasında emre
amade bekleyen bulutlan döndürmesinde elbette düşünen bir topluluk için pek çok
deliller vardır". (Bakara: 164)
Allah Teâlâ'nın
kitabından apaçık bir ayet bu... İnsan aklını, yaratma ve idare etme konusunda
bu kâinatın güzelliklerine çekiyor. Böylece insan, devamlı yenilenen bir
duyguyla evrenin manzalaralarını temaşa ediyor. Kalbi imanla aydınlanıyor.
Bu ayet, Cenab-ı
Hakk'ın şu sözünden sonra gelir: "İlahınız tek bir ilahtır. Ondan başka
İlah yoktur. O Rahman'dır, Rahim'dir." (Bakara: 163). Dolayısıyla, gözün,
aklın ve kalbin açılmasını sağlayan en isabetli delili teşkil eder. Göz
açılır; bu evrenin garipliklerini müşahede eder. Akıl açılır; düşünür ve idrak
eder, sonra kalbde, kainatın Yaratıcısının bahşettiği iman ve hidayetle
aydınlığa kavuşur.
İşte bu iki ayet;
kâinat, insan ve hayat felsefesine ışık tutuyor. Bu felsefe, bir çok
araştırmacının derinliklerine daldığı, tabîat ve insan yaratıldığından beri
devamlı olarak zihinleri meşgul eden şu sorulardan oluşuyor:
Nereden geliyoruz?
Nereye gidiyoruz? Ve niçin yaratıldık? Eski ve yeni felsefeler bu sorulan
cevaplamaya çalıştılar fakat cevapları yetersiz kaldı.
Bilakis İslâmi bu
sorulan gayet net ve açık bir biçimde cevaplandırdı. Kur'an'ı Kerim bu konuda
bir çok ayetler serdetti. Ve insan aklını, bu kainatta Allah'ın, bir Yaratıcının
varlığını gösteren emareleri anlamaya davet etti. Zira bu mahlûkat, Halik'
(Yaratıcı) sız kalamazdı.
"Haydi siz,
akşama ulaştığınızda, sabaha kavuştu-ğımıı/fla, gündü/ün sonunda ve öğle
vaktine eriştiğinizde -Allah ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur- teşbih
edin. Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor, yer yüzünü ölümün ardından
O canlandırıyor.
İste siz de böyle
çıkarılacaksınız. Sizi topraktan yaratması O'nun (varlığının)
delillerindendir. Sonra siz -her tarafa- yayılan birer insan oluverirsiniz.
Kaynaşmanız için size kendinizden eşler yaratıp da aranızda sevgi ve merhamet
peyda etmesi de O'nun delillerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünen bir kavim
için ibretler vardır. O'nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması,
lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için
dersler vardır. Geceleyin uyumanız, gündüzün Allah'ın lütfundan
-nasibinizi-aramanız da O'nun delillerindendir. Gerçekten bunda işiten bir
kavim için ibretler vardır. Yine O'nun delillerindendir ki, size korku ve ümit
vermek üzere şimşeği gösteriyor, gökten su indirip ölümün ardından arzı onunla
diriltiyor. Doğrusu bunda, aklını kullanan bir kavim için dersler vardır. Göğün
ve yerin O'nun buyruğu ile durması da O'nun delillerindendir. Sonra sizi bir
çağırdı mı hemen topraktan çıkıverirsiniz. Gökler ve yerde olanlar hep
O'nundur. Hepsi ona boyun eğmiştir. İlkin mahlûkunu yaratıp sonra bunu
tekrarlayan O'dur, ki bu, O'nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde bulunan
en yüce sıfatlar O'nundur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.". (Rum:
17-27)
"O sizi bir tek
nefisten yaratandır. Sizin için bir kalma yeri, birde emanet olarak
konulacağınız yer vardır. Böylece biz, anlayan bir toplum için ayetleri ayrın*
tılı bir şekilde açıkladık.". (Enam: 98)
Nitekim Kur'an'i Kerim
insan nefsindeki fıtrî sese -kulak vermeye- dikkat çekiyor: "-Rasülüm- Sen
yüzünü hanif olarak dine, yani Allah insanları hangi fıtrat
üzere yaratmış ise o
fıtrata çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur;
fakat insanların çoğu bilmezler.". (Rum: 30)
İşte iman, nefİsde
ayrılmaz fıtrî bir sestir. Fakat bu te-miz-ı pak ses bazen bazı kötü duyguları
susturuyor (engelliyor.). Bazende sahibi bu fıtrî sesi susturuyor. Bu da genellikle
rahavet hallerinde oluyor. Ama insanoğlu sıkıntılı hadiselerle karşılaşınca
tekrar asıl fıtratına dönüyor. "İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize
yalvarıp sonra kendisine tarafından bir nimet verdiğimiz zaman "Bu bana
bilgimden dolayı verilmiştir" der. Hayır o bir imtihandır, fakat çokları
bilmezler.". (Zümer: 49)
Sağlam fıtrata
kainatın yaratıcısı sorulduğunda hemen, O'nun yalnızca Allah olduğunu söyler.
"Andolsun ki onlara "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu
altında tutan kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah" derler. O
halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar." (Ankebut: 61)
İkinci soruya gelince;
Bu gidiş nereye?.. Materyalizm bu soruya saçma cevaplar verdi. İnsan hayatının
doğum ve ölüm çığlıkları arasında sahnede oynayan bir oyun olduğunu savundu.
Rahimler çocuk oluşturur, yeryüzü bitirir. Bundan ötesi yoktur. Kur'an'ı Kerim
bu durumu şöyle tasvir etmiştir. De ki Allah sizi diriltir, sonra öldürür.
Sonra şüphe götürmeyen Kıyamet gününde sizi bir araya toplar. Fakat insanların
çoğu bunu anlamazlar." (Casiye: 26)
"Ey İnsanlar!
Eğer yeniden dirilmekte şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan sonra
nutfeden, sonra pıhtilaşmış kandan, sonra hilkati belli-belirsiz
bîr lokma et
parçasından yarattık. Sonra (kudretimizi) açıkça gösterelim, diye dilediğimiz
bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı
çıkartırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden
kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar
götürülür; ta ki her şeyi bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale
gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve Ölü bir halde görürsün; fakat biz,
üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır, ve her çeşitten iç açıcı
bitkiler verir. Çünkü: Allah hakkın ta kendisidir, O, ölüleri diriltir, yine
O, her şeye hakkıyla kadirdir. Kendisinde şüphe olmayan kıyamet vakti de
gelecek. Allah, kabir-lerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır." (Hacc:
5-7)
Bu giriş kısmında
Kur'an'i Kerim'in bu iki soruya verdiği cevaptan sonra sıra üçüncü soruya
geldi.
İnsan niçin yaratıldı?
Bu hayattaki görevi
nedir?
Bu görevin gerekleri
nelerdir?
Kur'an, Allah Tealânın
insanı yaratırken abes yere yaratmadığını beyan etmiştir: "Sizi sadece boş
yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi
sandınız? Mutlak Hakim ve Hak olan Allah çok yücedir. O'ndan başka İlah yoktur.
O, bereketli Arşın sahibidir.". (Mümînun: 115-116)
O takdirde Allah'ın
kendisi sebebiyle yarattığı insanın bir görevi olmalıdır. İşte bu görevde şöyle
anlatılmaktadır:
"Ben cinleri ve insanları,
ancak bana kulluk etsinler, diye yarattım. Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni
doyurmalarını da istemiyorum. Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan
ancak Allah'tır.". (Zari-yat: 56-58)
"Bu ayetler, çok
Önemli evrensel gerçeklerden bir gerçeği içeriyor. O gerçek olmadan ne ferd ne
de ümmetin ayakta kalması mümkün değildir. Bu gerçek te "İbadet
Görevi" nde kendini gösterir. Kim bu ibadet görevini yerine getirirse
yaratılış gayesini gerçekleştirmiş olur, kimde yapmazsa bu gayeyi yok etmiş
sayılır. Allah'a ibadette ise emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından
kaçmmakla mümkündür." (Kitabu Teysiri'l Azizil Hamid 47)
İbn-i Teymiyye'ye
ibadetin ne olduğu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:
"İbadet; Allah'ın
hoşlandığı ve razı olduğu açık-gizli, söz-iş her şeyin genel adıdır... Namaz,
Zekat, Oruç, Hac, doğru konuşma, emaneti (ehline) vermek ana babaya iyilik,
akraba ziyareti, sözleri yerine getirmek, iyiliği emir, kötülükden alıkoyma,
cihad, komşuya yetime, fakire, yolda kalmışlara ve hayvanlara iyilik, dua,
zikir, Kur'an okumak... vs. ibadetler.". (el-Şuhudiyye, 38)
Allah'a ibadetin
gereği olarak kul; bütün işlerini Allah'ın dilediği şekilde düzenler ve hayat
çizgisini o-nun emirleri doğrultusunda çizer. (el-İbade Fil-İslam, 50-53)
Bundan sonra, sıra bu
görevin gereklerine geliyor. O da şudur: Her insan kıyamet gününde,
işlediklerinden dolayı hesap verecektir. İtaat etmişse cennetlik, isyan
etmişse cehennemlikdir. Alemlerin Rabbi olan Allah Tealâ'nın adaleti böyledir.
"Yoksa kötülük
işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi ameller
işleyen kimseler ile bir
mitutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar. Allah, gökleri ve yeri hak
ile yarattı. Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık
edilmez.". (Casiye: 21-22)
Kullar, bedbahtlar ve
mutlular olmak üzere ikiye ayrılırlar:
Behbaht (şakî olanlar)
Allah'a isyan edenlerdir. Onlar mahlûkatm en kötüsüdürler. Artık yaptıkları
işlerden dolayı cehennem onlara müstahaktır.
"Şüphesiz
ayetlerimizi inkâr edenleri yakında bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip
acı duymaz hale geldikçe, onların derilerini başka yerilerle değiştiririz ki
acı duymaya devam etsinler. Allah daima üstün ve hakimdir. (Nisa: 36)
Andolsun biz cin ve
insandan bir çoğunu cehennem için yaratmışız. Zira onların kalbleri vardır,
ama onlarla gerçeği kavramazlar, gözleri vardır, lakin onlarla göremezler,
kulakları vardır, fakat onlarla işite-mezler. İşte onlar hayvanlar gibidir,
hatta daha da sapıktırlar. Onlar gaflete düşenlirin ta kendileridir".
(Araf: 179)
Mutlulara (Saidlere)
gelince; onlar iman edip amel-i salih işleyenlerdir: "İman edip iyi
davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için konak olarak Firdevs Cennetleri
vardır. Orada ebedi kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler.".
(Kehf: 107- 108)
Kulun Allah ve
Rasülünün çağrılarına uyması onlara itaat etmesiyledir: "Ey İnsanlar!
Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasülüne uyun. Ve bilin ki
Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve mutlaka
O'nun huzurunda toplanacaksınız.".
(Enfal: 24)
("Öldükten sonra
dirilip) bize kavuşmayı beklemeyenler dünya hayatına razı olup onunla rahat bulanlar
ve ayetlerimizden gafil olanlar var ya!.. İşte onların, kazanmakta oldukları
yüzünden varacakları yer, ateştir. İman edip güzel işler yapanlara gelince,
imanları sebebiyle Rabbleri onları nimet dolu cennetlerde altlarından
ırmaklar akan (köşklere) erdirir. Onların oradaki duası, "Ey Allah'ım
seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!" (sözleridir) Orada birbirlerine
sağlık dilekleri ise "selâm"dır. Onların dualarının sonuda şudur:
"Hamd; Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur." (Yunus: 7-10)
Bu giriş kısmından
sonra, gelecek bölümlerle tevhid inancının meselelerini anlatacağım. Bu
konular, Yermük Üniversitesinde İslâm Kültürünü okuturken ele aldığım
konulardır. Şüphesiz ki bu bilgiler, yalnızca öğrencilerin değil her müminin
bilmesi gereken konulardır. Zira her insan yaratılış gayesini idrak etmek
zorundadır. Her işimizde Allah Tealâ'nın bizlere doğruluğu ve başarıyı ilham
etmesini dilerim. Şüphesiz ki O; duaları işiten ve kabul edendir. [1]
"Akide"
kelimesinin Sözlük ve Şer'î Manası (el-Mu'cemul Vasit 1/28, 2/620, 2/1027 Şerhu
Cevherefi-
TevhidS: 10-11)
Sözlük Anlamı:
Herhangi bir şeye kesin olarak inanmak ve tasdik etmek. Veya; inanana göre
şüphe kabul etmeyecek kadar kesin hüküm.
Şer'î Anlamı: Allah'ın
birliği, kemâl sıfatlara sahip olup eksikliklerden münezzeh olması, vahyin
inmesi ve Peygamberlerin gönderilmesi gibi İslâm açısından inanılması zaruri
olan konular.
"Tevhid"
Kelimesinin Sözlük Anlamı: Bir şeyin tek olduğunu ifade etmektir.
Şer'î Anlamı: Tek
olduğuna inanarak, zatı, sıfatları ve işleri açısından da o tekliği tasdik
etmek, ibadeti ve kulluğu yalnızca ona yapmak.
Tevhid akidesinden
bahseden ilim; Tevhid ilmi (İl-müt-Tevhid) dir. Bu ilim kesin delillere
dayandırılmıştır.
En önemli konusunu da
vahdaniyet konusu oluşturduğundan dolayı bu adı almıştır. [2]
Tevhid İlmi Üç Konu Üzerinde Durur:
1- Allah Tealâ'nın birliği ve inanılması gereken
konular ve ilgili meseleler.
2- Nübüvvet:
Vahiy, nübüvvet, risalet gibi inanılması lazım olan konular.
3- Sem'iyyat: Hükümleri yalnızca nakli delillere
dayanan gaybı Aleminden bilinmesi-inanılması gereken konular. Kıyamet,
melekler gibi.
Tevhid İlminin
Faydası: Kesin delillerle Allah'a inanmak ve ebedi mutluluğa kavuşmak.
Değeri: Tevhid ilmi
ilimlerin en değerlisidir. Çünkü o Allah'ın zatıyla, peygamberleriyle
ilgilidir.
Nisbeti: İlimlerin
aslı, anası durumundadır. Diğer ilimler ise onun kollarıdır. [3]
İmanın rükünleri
altıdır: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve
haynyla şer-riyle kadere inanmaktır.
Bu konuda bir çok
şer'î deliller vardır:
a) Kur'an'ı
Kerim'den Deliller: "Gönderilen peygamber Rabbi tarafından gönderilene
iman etti, müminler de iman ettiler. Onlardan her biri, Allah'a O'-nun
meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. (Biz de onun için
Allah'ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız (hepsine inanırız). Onlar: "İşittik, itaat
ettik. Ey Rabbimiz mağfiretini niyaz ederiz. Dönüş yalnızca sanadır."
dediler.". (Bakara: 285)
"Gerçek iyilik;
yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik o kimsenin
iyiliğidir ki; Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere
inanır. Allah rızası için yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara
dilencilere ve boyunduruk altında bulunan köle ve esirlere sevdiği maldan
harcar, namaz kılar, zekât verir. Andlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine
getirirler. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru
olanlar bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakiler ancak onlardır.". (Bakara:
177)
"Ey İman Edenler!
Allah'a peygamberine, indirdiği kitab'a ve daha önce indirdiği kitab'a iman
(da sebat) ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve
kıyamet gününü inkar ederse tam manasıyla sapıtmıştm". (Nisa: 136)
b) Sünnetten
Deliller: "Ömer b. Hattab (r.a.)'dan şöyle rivayet edildi: "Bir gün
Rasülullah (a.s.)'ın yanında otururken aniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı
simsiyah bir zat çıka geldi. Üzerinde hiçbir yolculuk eseri bulunmuyor;
bizden de hiç kimse kendisini tanımıyordu. Doğru peygamberin yanma oturdu; ve
dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve:
"Ya Muhammed! Bana İslâm'ın ne olduğunu haber ver" dedi. Rasülullah
(s.a.v.): İslâm: Allah'dan başka ilah olmadığına, Muhammed (a.s.v)'in de
Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı
vermen, Ramazan orucunu tutman ve yol (külfetleri)
cihetine gücün yeterse beyti hacc
etmendir." buyurdu. O zat:
"Doğru
söyledin"dedi. Babam dedi ki: Biz buna hayret ettik. Hem soru soruyor hem
de tasdik ediyordu? "Bana imandan haber ver" dedi. Rasûlüllah (a.s.):
"Allah'a, Allah'ın meleklerine,kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret
gününe inanman, bir de hayrıyla şerriyle kadere inanmandır." buyurdular. O
zat yine; "Doğru söyledin." dedi. Bu sefer: "Bana ihsandan haber
ver" dedi. Rasûlüllah (a.s.); "Allah'a O'nu görüyormuş gibi ibadet
etmendir. Çünkü her nekadar sen onu görmüyorsan da o seni muhakkak
görür," buyurdu. O zat:
"Bana kıyametten
haber ver." dedi. Rasûlüllah (a.s.) "Bu konuda, sorulan sorandan daha
bilgili değildir." buyurdu. "O halde bana bari onun alâmetlerinden
haber ver." dedi. Peygamberimiz (s.a.v.): "Cariyenin kendi sahibesini
doğurması ve yalın ayak çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta
birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir." buyurdular.
Bundan sonra o zat
gitti. Ben hayli bir müdalet (bekledim) durdum. Nihayet Rasûlüllah (a.s.):
"Ya Ömer o soru soran zatın kim olduğunu biliyor musun? buyurdular.
Allah ve Rasûlü daha iyi bilir." dedim. "Gerçekten o Cibril'dir. Size
dininizi öğretmeye gelmiş." buyurdular.
Mezkur Hadis, İslâm'ın
şu hadiste belirtilen beş rüknünü de içine almıştır: "İslâm beş (temel)
üzerine kurulmuştur: Allah'dan başka ilah olmadığına ve Muham-med (a.s.)'in
onun Rasûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, ramazan
orucunu tutmak, yol
bakımından imkânı olanlar için hacca gitmek.".
İşte bir müminin
imanın rükünlerinin hepsine birden inanması gerekir. Bunlardan birini inkar
eden kafir olur.
İslâm'ın ve imanın
rükünlerini zikrettikten sonra, dinin emareleri (alâmetleri) konusunda kayda
değer bir beyt vardır.
Dinin alâmetleri
(dörttür): Samimi niyet, sözünde durmak, yasağı terketmek (yapmamak) ve sağlam
inançlı olmak. [4]
Allah'a İmânın Manası:
Kesin olarak; Allah'ın varlığına, tek olup, ortağı olmadığına, her şeyin
yaratıcısı olduğuna, bütün kemâl sıfatlarına sahip olduğuna ve bütün noksan
sıfatlardan münezzeh olduğuna ve tek ibadet olunanın O olduğuna inanmaktır. [5]
Konuyla İlgili Âyetler:
"De ki: O Allah
birdir. Allah sameddir. O doğurmamış ve doğrulmamıştır. Hiçbirşey O'na eş denk
değildir.". (İhlâs: 1-4)
"Allah, kendinden
başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah'dır. O, hayy ve kayyumdur. Kendisini ne uyku
yakalar ne de uyuklama. Göklerde ve yerde bulunanların hepsi O'nundur. İzni
olmadan katında kimse şefaat edemez. O, kullarının yapmakta olduklarını ve önceden
yaptıklarını bilir. O'nun dilemişi hariç insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi
tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları
koruyup gözetmek kendisine
ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.". (Bakara: 255)
"O, ilktir,
sondur, zahirdir, batındır. O her şeyi bilendir." (Fussilet: 54)
"Onun zatında
başka her şey helak olacaktır. Hüküm O'nundur. Ve siz ancak ona
döndürüleceksiniz.". (Kasas: 88)
"O her şeyin
yaratıcısıdır.". (Enam: 102, Rad: 16, Zümer: 62)
"Bilesinizki
yaratmak da emretmek de O'na mahsustur." (A'raf: 54)
"Onun benzeri
hiçbir şey yoktur." (Şura: 11)
"Onun işi bir
şeyi yaratmak istediği zaman sadece (ol) demektir. Ve o şey derhal oluverir. Ve
siz elbette sadece ona döndürüleceksiniz." (Yasin: 82-83)
"Kullarım sana
beni sorduğu vakit de ki: Ben her halde yakınım. Dua edenin duasını bana dua
ettiği anda işitir, ona karşılık veririm. O halde kullarım da benim davetime
uysunlar ve bana inansınlar, umulur ki doğru yolu bulurlar.". (Bakara:
186)
"Göklerde ve
yerde bulunanlar ister istemez secde ederler." (Rad: 15)
Ey İnsanlar! Sizi ve
sizden öncekini yaratan Rab-binize ibadet ediniz, umulur ki böylce korunmuş
olursunuz. O Rab ki yeri sizin için bir zemin, göğü de tavan yaptı. Gökten
size bir su indirdi. O su sebebiyle türlü meyvelerden size bir rızık çıkardı.
Bunları bilerek sakın Allah'a ortaklar koşmayın." (Bakara: 21-22)
"İşte bu ayetler
İslâm'da tevhid inancının genel prensiplerine değiniyor. Bu inançlarda
Allah'ın irade edip kullanna emrettiği katıksız tevhid inancıdır. Ayetler iki
varlığa işaret ediyor: Birinci varlık her şeyi yaratan, evveli ahiri olmayan
her şeyi bilen benzeri olmayan Allah Tealâ'nın varlığıdır. Diğer varlık ise;
Allah'ın yarattığı ve yine Allah'a dönecek olan yaratıkların varlığıdır.
Bu düşüncenin insanın
iç âlemine yerleşmesi, şahsiyetinin oluşmasında rol oynayan ve yaşamını
biçimlendiren bir çok neticeler doğuracaktır.".
(lel-Felsefetül-Kur'aniyye, 101.) [6]
Allah'n varlığını
ispatlayan delilleri fıtri, akli ve Kur'an mucizesi delili olmak üzere üç
grupta toplayabiliriz. [7]
a) Fıtri Delil.
Allah'ın varlığını
fark eden, insanın içinde köksalan bu his fitri bir duygudur. Allah insanları
bu fıtrat üzere yaratmıştır. Din duygusu diye ifade edilen de budur.
"Rasûlüm) Sen
yüzünü hanif olarak dine Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa o
fıtrata çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur;
fakat insanların çoğu bilmezler. Hepiniz O'na yönelerek O'na karşı gelmekten
sakının, namazı kılın; müşriklerden
olmayın.". (Rum: 30-31)
Ebu Hüreyre şöyle
rivayet ediyor: "Her doğan (İslâm) fıtratı üzere doğar. Sonra anasıyla
babası onu Yahudi veya Hristiyan veya mecüsi yaparlar. Nasılki her hayvanın
yavrusu bütün azalan tam olarak doğar. Hiç o yavrusunun
burnunda kulağında eksik, kesik bir şey
görülür mü?" Sonra EbuHüreyre diyor ki: Dilerseniz (şu ayeti) okuyun:
"Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa o fıtrata çevir. Allah'ın
yaratışında değişme yoktur, işte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu
bilmezler.". (Buhâ-rı)
Hadis-i şerifin anlamı
şudur: Her doğan, hakkı benimsemekten ibaret olan İslâm fıtratı üzerine doğar.
Fakat daha sonra çevre ona engel olur. Bu şuur bazı sebeplerle unutulur. Ama
yine de onu rahat bırakmayan acılar ve sıkıntılarla uyandırır. Şu ayeti
kerimede buna işaret etmektedir: "İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman, yan
yatarak, oturarak veya ayakta durarak bize dua eder. Fakat biz onların
sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan Ötürü bize dua
etmemiş gibi geçip gider.". (Yunus: 12)
"İnsanlar bir
darlığa uğrayınca, Rablerine yönelerek O'na yalvarırlar." (Rum: 33)
"Dağlar gibi
dalgalar onları kuşattığı zaman dini tamamen Allah'a has kılarak (ihlasla) O'na
yalvarırlar.", (Lokman: 32) [8]
b)- Akli Delil:
İslâm'ın, aklı uyarmak
ve onu düşünmeye sevketmek konusunda en büyük gayesi; insanı hayat kanunlarına,
kainat düzenine ve eşyaların hakikatlerine ulaştırmak ve bunları anlamaya
çağırmaktır. Çünkü insan bu yolla evrenin yaratıcısını düşünür ve neticede onu
tanır. İşte bu Kur'an'ı Kerim'in, Allah'ın varlığını kanıtlarken izlediği
metodlardan biridir. O aklı uyarır ve önüne tabiat kitabını açar ki; böylece
O'nun kemal ve büyüklük sıfatlarını, azametini, küdsiyetinin delillerini,
ilminin genişliğini, kudretinin geçerliliğini ve tek yaratıcı ve icad edicinin
o olduğunu anlasın ve bilsin.
Allah Tealâ insana,
gökler ve yer saltanatına ve içinde geçen olaylara bakmasını emretmiştir. Şüphe
yok ki, birbirine bağlı olarak "her sonradan olan" bir "var
eden"e muhtaçtır. Zaruri olarak anlaşılıyor ki, bu kâinatın ibadet
edilmeye ve kulu olunmaya layık bir yaratıcısı vardır.
Şimdi akli yollarla
Allah'ın varlığını isbat eden ayetlere bir göz atalım:
"Göklerin ve
yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklı
selim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. Ayakta dururken otururken,
yanlan üzerine yatarken Allah'ı ananlar (şöyle dua ederler): Rabbimiz sen bunu
boşuna yaratmadın. Seni teşbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru.".
(Ali İmran: 90-91)
"De ki!: Göklerde
ve yerde neler var. Bakın (da ibret alın.)". (Yunus: 101)
"Şüphesiz
göklerde ve yerde inananlar için bir çok ayetler vardır." (Casiye: 3)
"De ki!:
Hamdolsun Allah'a, selâm olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı hayırlı yoksa
O'na koştukları ortaklar mı? (Onlar mı hayırlı) yoksa gökleri ve yeri yaratan,
gökten size su indiren mi? Çünkü biz onunla bir ağacını bile bitirmeye
gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirmişizdir. Allah'la beraber başka
bir ilâh mı var? Doğrusu onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir. (Onlar mı
hayırlı) yoksa yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarından nehirler
akıtan, onun için sabit dağlar
yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka ilâh var öyle
mi? Doğrusu onların çoğu (hakikatleri) bilmiyorlar. (Onlar mı hayırlı) yoksa
kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı
gideren, sizi yeryüzünün hakimleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh
mı var? Ne kıt düşünüyorsunuz. (Onlar mı hayırlı) yoksa karanın ve denizin
karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurunun) önünde rüzgârları
müjdeci olarak gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı var öyle mi?
Allah onların koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir. (Onlar mı
hayırlı) yoksa önce yaratan; sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten
hem yerden rizıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? de ki:
Eğer doğru söylüyorsanız, kesin delilinizi getirin haydi." (Nemi: 59-64)
"Şüphesiz
göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden
gelmesinde, insanların faydasına olan şeyleri denizde taşıyarak yüzüp giden
gemilerde, Allah'ın gökten indirdiği bir su ile Ölmüş olan toprağı
diriltmesinde, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında rüzgarları ve yer ile
gök arasında emre âmâde bekleyen bulutları döndürmesinde, elbette düşünen bir
topluluk için çok deliller vardır.". (Bakara: 164)
"Kesin olarak
inananlar için yeryüzünde işaretler vardır. Kendi nefislerinde de ibretler
vardır. Görmüyor musunuz?". (Zariyat: 20-21)
"Ondan sonra
yerküreyi (geord şeklinde) yuvarlattı.". (Nasiret: 30)
"Kendisine hayat
verdiğimiz ölü toprak hakikatte bir ibret âyetidir. Çünkü biz onu yağmurla
dirilttik de ondan pek çok tarım ürünleri çıkardık. İşte onlar bunlardan yerler.
Biz yeryüzünde nice, nice hurma bahçeleri, üzüm bağları yarattık ve oralarda
birçok pınarlar kaynattık. Onların meyvelerinden ve elleriyle bunlardan imal
ettiklerinden yemeleri için (bu nimetleri verdik.). Hal böyleyken onlar
şükretmezler mi? Yerin bitirdiklerinden, insanoğlunun kendi varlığından ve henüz
mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ı teşbih
ederim. Gecede onlar için bir ibret âyetidir. Biz ondan gündüzü sıyırıp çekeriz
de, onlar karanlıklara gömülürler. Güneş kendine mahsus yörüngesinde akıp
gitmektedir. İşte bu aziz ve alim olan Allah'ın takdiridir. Ay için bir takım
menziller tayin ettik. Nihayet o, eğri hurma dalı gibi olur da geri döner. Ne
güneş aya yetişebilir ne de gece gündüzü geçebilir. Bunlardan her biri belli
bir yürüngede yüzmeye devam ederler. (Yasin: 33-40)
"Gökte burçları
vareden, onların içinde bir kandil ve aydınlatıcı bir ay vareden Allah yüceler
yücesidir.". (Furkan: 61)
"Biz yakın göğü,
bir süslü yıldızlarla süsledik.". (Safaât: 6)
"Hayır! Yıldızların
yerlerine yemin ederim ki, bilirseniz gerçekten bu büyük bir yemindir.".
(Vakıa: 75-76)
"Şüphesiz Allah
tohum ve çekirdeği yaran, ölüden diri, diriden Ölü çıkarandır. İşte size
vasıfları anlatılan o zat Allah'tır. O halde (ona imandan) nasıl çevriliyorsunuz?".
(En'am: 95)
"O gökten suyu
indirendir. İşte biz, bitip gelişen her bitkiyi onunla yetiştirdik. O bitkiden
bir yeşillik çıkardık ki ondan birbiri üzerine binmiş taneler çıkarttık.
Hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, bir kısmı birbirine
benzeyen, bir kısmı da benzemeyen zeytin ve nar bahçeleri çıkardık. Meyve
verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın! Kuşkusuz bütün
bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır." (En'am: 99)
"Yeryüzüne bir
bakmadılar mı ki orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz. Şüphesiz
bunlarda birer nişane vardır; ama çoğu iman etmezler.". (Şuara: 7-
"Allah her canlı
şeyi sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı
üzerinde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür.
Allah dilediğini
yapar; çünkü Allah her şeye kadirdir.". (Nur: 45)
"Üstlerinde
kanatlarını açıp kapatarak uçan kuşları görmediler mi? Onları Rahman olan
Allah'dan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi görmektedir.". (Mülk: 19)
"Rabbin bal
arısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan
kendine evler edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana
kolaylaştırdığı yaylanın yollarına git. Onların karınlarından renkleri çeşitli
bir şerbet çıkar.Onda insanlar için bir şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir
kavim için büyük bir ibret vardır.". (Nahl: 68-69)
"Kendi
nefislerinde de ibretler vardır. Görmüyor musunuz? Rızkınızda, size vadedilen
şeylerde semadadır. Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad sizin
konuşmanız gibi kesin ve gerçektir. (Zariyat: 21-23)
"Andolsun ki biz
insanı çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık. Sonra onu emin ve
sağlam karargahta nutfe haline getirdik. Sonra nutfeyi bir kan pıhtısı haline
soktuk; bu bir lokmacık eti kemiklere çevirdik. Bu kemikleri etle kapladık.
Sonunda onu bambaşka bir yaratık olarak teşekkül ettirdik. -Yapıp- Yaratanların
en güzeli olan Allah pek yücedir. (Müminun: 12-14)
"İnsan kendisinin
kemiklerini bir araya toplaya-mayacağımızı sanar öyle mi? Evet, bizim onun
parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.".
(Kiyamet: 3-4)
"Rahimlerde sizi
dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. O mutlak güç ve
hikmet sahibidir.". (Ali İmran: 6)
"Mezkur ayetleri serdettikten
sonra görülüyor ki Allah Tealâ insan aklını "Büyük Hakikat"e
çeviriyor ki O;da Allah'ın varlığıdır. Zaten bu O' Allah'ın yarattığı tabiatın
kâinatın nişanelerinden bellidir. Kainattaki herşey O'na muhtaçtır ve
dolayısıyla Allah'ın varlığına şahittirler... Feza âlemi ve içinde bulunan
güneş, ay ve yıldızlar, gezegenler, yeryüzü ve içinde bulunan insanlar,
hayvanlar, bitkiler ve cansız varlıklar...
Bu âlemi bir araya
getiren ve iyice sağlamlaştıran bu sapasağlam bağlantı ve ipincecik düzen...
İşte bunların hepsi
sadece yegâne bir gerçeği ortaya koyar: Allah vardır ve bunları yaratan, yoktan vareden
yalnız ve yalnızca O'dur. Nasıl ki hiçbir sanat eseri sanatçısı olmadan
meydana gelmiyorsa, en değerli'sanatsal değere sahip olan bu alemde elbetteki
sanatkarsız olmaz.
Eğer akıl, yapıcısı
olmayan bir uçağın göklerde uçmasını, üreteni olmayan bir denizaltının da
denizin derinliklerine dalmasını imkânsız görüyorsa, bu demektir ki; o akıl,
kesin olarak bu benzersiz âlemin ve güzel tabiatın da bir yaratanın varlığına
inanıyor. Böylece bu ahenk ve düzen bozulmuyor." (Seyyd Sabit el-
Akidetül-İslamiyye, 39.) [9]
c) Kur'an-ı Kerim Delaleti.
Kur'an'ı Kerim
Allah'ın varlığını kanıtlayan delillerin en hayırlısıdır. Çünkü alemlere
önder, yol gösterici olmak üzere Rasûlü Muhammed'e (a.s.) indirdiği Kitap o kitaptır.
Ayetleri; pek hikmetli, ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ifade
edilmiştir. O bir mucizedir. O'nu korumayı Allah Tealâ kendi üzerine almıştır:
"Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.".
(Hicr: 9)
Malumdur ki kendisine
Kitap indirilen Rasûlüllah (s.a.v.) okurna-yazma bilmeyen bir yüce zattır. Buna
rağmen Kur'an'ı Kerim Araplara meydan okumuş ve onları Kur'an'in bir benzerini
veya bir süresinin bir benzerini meydana getirmeye çağırmıştır. Fakat onlar
bunu başaramamış, âciz kalmışlardır. Sebebi de Kur'an'm, yaratıcı olan Allah
tarafından vahyedilmiş olmasıdır.
"Deki! Andolsun
ki; Kur'an'm bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler bir araya
gelseler, birbirlerine destek de olsalar, O'nun benzerini ortaya
getiremezler.". (İsra: 88)
"Eğer kulumuza
indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi O'nun benzeri bir
süre getirin eğer iddianızda doğru iseniz. Allah'dan gayrı şahitlerinizi de çağırınız.
Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı insan ve taş olan
ateşten sakının. Çünkü (o ateş) kafirler için hazırlanmıştır.". (Bakara:
23-24)
Nitekim Kur'an'ı
Kerim'in ince sağlam düzeni de O' nun Allah tarafından indirilen bir kitap olduğunu
ispatlar..
"Hâlâ Kur'an
üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer O, Allah'tan başkası tarafından
gelmiş olsaydı, O'nda birçok tutarsızlık bulurlardı.". (Nisa: 82)
İşte bu Kur'an'ı
Kerim, Alemlerin Rabbi olan Allah'ın kelamıdır. Bu söz insanların, dinlemeğe,
okumağa alışageldikleri türden bir şey değildir. Hiçbir kelâm, söz, ibare ona
benzeyemez. Hiç kimsenin yapamayacağı mucizevi bir eserdir. Bu da Allah'ın
varlığının delilidir. O Allah ki Kur'an'ı, Rasûlü Muhammed'e (a.s.v) alemlere
uyarıcı olsun diye indirdi:
"Alemlere uyarıcı
olsun diye kulu Muhammed'e furkanı indiren Allah, yüceler yücesidir.".
(Furkan: 1)
Hazret-i Ali (r.a.)
bir hutbesinde şöyle buyuruyor: "O Kur'an'da her şeyin izahı vardır.
Cenab-ı Hak buyuruyor ki: "Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik
bırakmadık.". (E-nam: 38)
Bu ayetler birbirini
tasdik eder ve aralarında kesinlikle çelişki yoktur. Allah Tealâ şöyle
buyuruyor: "Eğer O, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı O'nda bir
çok tutarsızlık bulunurdu.". (Nisa: 82)
Zahiri çok hoş, batını
da çok derindir. Güzellikleri bitmez hoşluklaf1 tükenmez. Karanlıklar ancak
onunla aydınlanır.".
İmam SUî'ûti der ki:
"Kur'an, ilimlerin menbaı ve ilimler güneşi^11 doğma yeridir. Allah her
şeyin bilgisini ona bırakmış, sapıklığın da hidâyetin de ayırımını onda
yapmıştır Görüsün ^ ner bilim ondan yardım bekler ve ona dayanır. Fakih»
hükümleri ondan çıkarır. Haram helâli ondan elde ed^r- Nahivci de irab
kaidelerini onun üzerine kurar Yanlış ve doğruyu anlamak için ona müracaat
eder. Beyan ilmiyle uğraşan da onun sayesinde güzel ifadeler kullanabilir
B^a§ât, metodlarını ona göre düzenler ve kalıp döker. O'fl^a' basiret
sahipleri için birçok kıssalar ve haberler fikir ve ^ret sahipleri içinde
birçok vaazlar ve örnekler vardıf- Bunların dışında sayısız bilim dalları vardır
ki onlar d^Kur'an'ı Kerim'den istifade ederler. Buna rağmen akıllaf1 kahredecek
ve kalpleri sıkıştıracak kadar fasih ve beliği ve gayblan bilen Allah'tan başka
kimsenin kadir olatftf30^1 mucizevi bir sisteme sahiptir.". (Ce-laleddin
es suYut*' eı-İtkan Fi Ulumil Kur'an, 1/34)
Kur'an'ı £erim'i
öğretmek hakkında Rasûlüllah (sav) şöyle buyuruyor; "Sizin en hayırlınız
Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir. [10]
Allah'ın Tevmd Konusu
Üç Kısma Ayrılır
1. Rubûbiyet
Tevhidi.
2. Ulûhiyet
Tevhidi.
3. İslam ve
sıfatların Tevhidi. [11]
1. Rubûbiyet Tevhidi
Anlamı: Kesin olarak
şöyle inanmak ve şunları itiraf etmektir: Allah Tealâ her şeyin Rabbidir.
O'ndan başka Rab yoktur. Mahrukatın yaratıcısı yalnızca O'dur. Onların sahibi
ve işlerinin düzenleyicisidir. Onları dirilten de, öldüren de, fayda ve zarar
veren de engel olan da, veren de O'dur. Yaratma ve emretme O'na aittir. Her
şeyin mülkü O'nun elindedir. Kainatta "mutlak yapan" O'dur, ortağı da
yoktur.
Allah'ın kaderine
inanmakta bu bölüme girer. Yani her yoktan var edilen şey muhakkak Allah'ın
bilgisinden, iradesinden ve kudretinden geçmiştir. Bu konuda Kur'an ayetleri
pek çoktur:
"Bütün hamdler
alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur." (Fatiha: 2)
"Bilesiniz ki
yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne
yücedir." (Araf: 54)
"Bu
"Rubûbiyet Tevhidi," tevhid'in diğer bölümlerinin esasım teşkil
etmektedir. Çünkü; ibadet ve itaat edilmeğe, boyun eğilmeye layık olan;
yalnızca yaratıcı, mâlik ve evrenin idarecisi olan Allah'dır. Hamdler,
şükürler, zikirler, dualar, ricalar ve korkular da yalnızca O'na aittir.
İbadetler, sadece yaratma ve emretme kendisine mahsus olan Allah'a yapılabilir.
Diğer bir açıdan da azamet güzellik ve olgunluk sıfatlarının sahibi de elbette
malik ve müdebbir olan Allah'dır. Çünkü bu sıfatlar yalnız âlemlerin Rabbinin
olabilir. Zira diri olan, işiten, gören, kadîr olan istediğini yapan ve
işlerinde ve sözlerinde hikmet sahibi olan da Rabb'den başkası olamaz.".
(Şerhül-Akideti't-Tahaviyye, 76-77; Tefsiru Kurtubi, 1/127) [12]
Bunun anlamı şüphesiz
olarak şu inancı taşımaktır:
Tek ilâh Allah
Tealâ'dır. İbadete layık olan da sadece O'dur. Hiçbir şeye öncelik tanımadan,
Allah'ı samimiyetle sevmek, duayı,tevekkülü, ricayı, korkuyu itaati, boyun eğmeyi
vs. bütün ibadetleri yalnızca O'na yapmak.
Tevhidin bu nevi,
diğer nevilerini de içine alır. Rubû-biyet tevhidine isim ve sıfatların tevhidi
de girer. Fakat tersi mümkün değildir. Çünkü kulun Allah'ı rububiyetle tevhidi,
O'nu ulûhiyet konusunda da tevhid etmesini gerektirmez. Rabliğini kabul eder
fakat Rabbine ibâdet etmeyebilir. İsim ve sıfatların tevhidi de böyledir;
diğerlerini kapsamaz. Fakat Allah'ın tek olduğunu ikrar eden kul aynı zamanda,
ibadet edilenin yalnızca O olup O'ndan başkası olamayacağına inanıyor ve
Allah'ın âlemlerin Rabbi olduğunu O'nun güzel olgun sıfatlara sahip bulunduğunu
itiraf ediyor, demektir. Çünkü samimi kulluk Rabden başkasına ve noksan
olanlara yapılmaz. Zira kul insanı' yaratıcısı olmayana tapabilir. Noksan olan
bir varlığa ibadet edebilir. Bu sebeple kelime-i şehâdet, tevhidin bütün
çeşitlerini kapsar. Çünkü onun zarurû bir manası da Allah'ı ülühiyyette isim ve
sıfatlarında tevhid etmektir. Tevhid bu açıdan dinin öncesi-son-rası açığı ve
gizlisidir. Ve yine bu kulluk sebebiyle yaratıklar yaratılmıştır. "Ben
cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.". (Zariyat:
56). Peygamberlerin gayesi ve davetlerinin özü de işte bu tevhid inancıdır.
Ortağı olmayan, tek ilân olan Allah'a ibadet etmek"dir. "Senden önce
hiçbir peygamber göndermedik ki ona;
"Benden başka
ilah yoktur; şu halde bana kulluk edin." diye vahyetmiş olmayayım."
(Enbiya: 25) Uluhiyyet [13]
Tevhidi İki Çeşittir
a. Allah'ın Varlığında ve O'nu Tanıma da Tevhid:
Bu, Allah Tealâ'nın
isim ve sıfatlarının ve fiillerinin varlığını kanıtlamaktadır. O'nun benzeri
hiçbir şey yoktur. Allah Tealâ kendisinden bahsettiği gibi, yine bu konulan
Rasûlüllah da (s.a.v.) ele almıştır. Nitekim Kur'an'ı Ke-rim'de ; Hadid ve Taha
sürelerinin başında Haşr Sûresinin sonunda, Secde ve Âli İmran Sûresinin
başında ve İhlas Sûresinin tamamında bu konu açıklanmıştır. [14]
b. Taleb ve Yönelişte Tevhid
Bu da Kâfirim
Sûresinde, Âli İmran Sûresinin 64. ayetinde, A'raf Sûresinin başında ve sonunda
Yasin Sûresinin başında, ortasında ve sonunda ve En'am Sûresinin tamamında
belirtilmiştir.
Kur'an'ı Kerim'in çoğu
sûreleri Ulûhiyet tevhidinin iki çeşidini de kapsar. Hatta bütün k. kerim. Zira
k. kerim ya; Allah Tealâ'nın zatından, isimlerinden, sıfatlarından haber verir
ki; bu haberi ve ilmi tevhiddir.
Ya da; ortağı olmayan,
sadece Allah'a ibadete ve O'ndan başkasına da tapınmamaya çağırır. İşte bu da
talebi iradi tevhiddir, tevhid'in gerektirdiklerindendir. Ya da: Allah
Tealâ'nın tevhid ehline olan ikramını, onlara dünyada yaptığı iyilikleri ve
ahirette yapacağı ihsanları anlatır. Bu da tevhid mükafatıdır.
Ya da; şirk ehlinden,
onlara dünya'da yaptıklarından ve ahirette vereceği cezalardan bahseder ki bu
da tevhid çizgisinden sapanların cezalandır.
Kısaca K. Kerim
tevhidden, tevhid ehlinden ve onların mükâfatlarından; şirkden, şirk ehlinden
ve onların karşılaşacakları azaplardan bahseder. [15]
3. İsim ve Sıfatların Tevhidi
Bunun anlamı, kesin
olarak şöyle inanmaktır: Allah birdir. Bütün olgunluk sıfatlarına sahip ve
noksanlık sıfatlarından münezzehtir. Allah Tealâ bu konuda tekdir. Bu isim ve
sıfatları da Allah Tealâ veya Rasûlü tarafından Kitap ve Sünnette ifade edilen
ve lafız ve manaları hiçbir değişikliğe uğratılmadan eksiltilmeden;
şekillendirme ve benzetmelerden kaçınılarak muhafaza edilendir. "Onun
benzeri hiçbir şey yoktur.". (Şura: 11) "Hiçbir şey O'na eş veya denk
değildir.". (İhlas: 4) İsimlerden maksat: Allah lafzı gibi sırf Allah
Te-alâ'nın zatına delâlet eden kelimelerdir.
Sıfatlardan maksat:
İlim, kudret gibi Allah'ın sıfatlarından her hangi bir sıfata delâlet eden
kelimelerdir. Rahman kelimesi gibi bazı kelimeler hem isim hem de sıfat
olabilirler. İsim oluşunun örnekleri:
"Rahman arşa
istiva etmiştir.". (Tana: 5) "Rahman Kur'an'i öğretti.".
(Rahman: 1) Sıfat oluşunun örnekleri: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın
adıyla.".
"O esirgeyen
bağışlayandır.". (Haşr: 22)
İsim ve sıfatların
Tevhidi üç esasa dayanır.
a- Allah'ı
mahlûkata benzemekten ve noksanlıklardan tenzih etmek.
b- Ziyâde,
noksanlık ve değiştirme yapmaksızın Kitap ve Sünnetteki bütün isim ve sıfatlara
inanmak.
c- Bu
sıfatların şekillerini düşünmemek.
Birinci esasa göre:
Her müslümanın Allah'ı ortaktan, denk (eş)'den O'nu izni olmaksızın şefaatçiden
tenzih etmesi ve uyuma, yorulma, unutma, ölüm, zulüm gibi vasıfların Allah'da
bulunmayacağına inanması gerekir.
İkinci esasa göre:
Müslüman; Kitap ve Sünnette geldiği gibi hiçbir değişiklik yapmaksızın isim ve
sıfatlara i-man etmesi gerekir.
Üçüncü esasa göre de;
Müslümanın bu isim ve sıfatların şekillerini düşünmemesi araştırmaması ve
sormaması gerekir. Zira Ehli sünnetin çağunluğuna göre Allah Te-alâ'nın isim ve
sıfatları tevkifidir, yani; Allah Tealâ'nın bunların manalarını bildirmesine
ihtiyaç vardır. Bunlara Kitap ve Sünnette geldiği şekil üzere inanmak lazımdır.
İmam Ahmed b. Hanbel;
"Kitap ve sünnetin dışında hiçbir vasıfla Allah Tealâ
vasıflandrnlamaz." demektedir.
İbn-i Teymiye de şöyle
diyor: "Hiçbir değişiklik, şekillendirme ve benzetme yapmaksızın Allah'ın
sıfatlanyla O'nu vasıflandırmak imanın gereğidir. Müminler Allah'ın benzeri
olmadığına inanırlar. Kelimeleri yerlerinden oynatmazlar. İsim ve sıfatları
inkâr etmezler. Allah mahlû-kattm herhangi bir çeşidine de benzetmezler.
Anlatılanlardan da
anlaşıldığı gibi şunlar Tevhid inancını sarsar:
1. Tahrif; Kelimelerin lafızlarını ve manalarını
fazlalık katarak veya eksilterek değiştirmek.
2. Şekil
kazandırmak.
3. Mahlûkata benzetmek; Müşriklerin putları
Allah'a benzetmeleri, hristiyanların Hz. İsa (a.s.)'ı Allah kabul etmesi gibi.
4. Ta'til ve
ilhad: (Ta'til) Allah'ın mezkur ilahi sıfatlara sahip olmadığını iddia etmek,
isim ve sıfatlarının olmadığını savunmak.
(İlhad) Kelimelerin
lafız ve manalarını gerçeklerden saptırarak, başka yorumlar katmak.
Fahreddin Râzi bu konuyla
ilgili olarak şöyle diyor:
Allah'ın isimlerinde
ilhad üç türlüdür:
1. Allah'dan başka varlıkları da ilâh olarak
isimlendirmek. Putperestlerin putlara ilâh dedikleri gibi.
2. Allah'a O'na yakışmayan bir isim vermek.
Allah| Mesihin babasıdır, demek gibi.
3. Kişinin
Yüce Allah'ı manası bilinmeyen ve sahibi-| de düşünülmeyen bir ifâdeyle anması
gibi. [16]
1-ALLAH:
Doksandokuz ismiden birincisi Allah ismidir. Uluhiyyete mahsus sıfatların
hepsini kendinde topladığı için "İsm-i Âzam"dır. Diğer isimler bir
sıfat veya fiile delalet ederler. Ancak lafz-ı celâl bunların tümünü içine
alır.
2-ER-RAHMAN:
Dünya'da sevdiği ve sevmediği herkesi nimetiendiren.
3-ER-RAHIM:
Ahirette mü'min kullarını sonsuz nimetlerle nzıklandıran.
4-EL-MELIK:
Bütün kainatın sahibi ve hükmedicisi.
5-EL-KUDDÜS:
Hatadan, gafletten ve hertürlü eksiklikten uzaktır.
6-ES-SELÂM:
Kullarını her türlü tehlikelerden koruyan.
7-EL-MÜ'MİN:
Kendine sığınanları koruyan.
8-EL-MÜHEYMİN:
Gözeten ve koruyan.
9-EL-AZIZ:
Mağlup edilmesi mümkün olmayan, galip.
10-EL-CABBAR:
Dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.
11-EL-MÜTEKEBBİR: Herşey ve hadisede büyüklüğünü gösteren.
12-EL-HALİK:
Yaratan, yoktan var eden.
13-EL-BARİ:
Herşeyin âzâ ve cihazım birbirine uygun yaratan, kainattaki bütün yaratıklar
lüzumlu hayat or-ganlarıyla, yaratılış gayesine uygun cihazlarla donatılmıştır.
Her yaratığın bir görevi vardır ve bütün yaratıklar tek bir mekanizma gibidir.
14-EL-MUSAVVİR:
Her şeye şekil ve hususiyet veren.
15-EL-GAFFAR:
Bağışlaması çok olan.
16-EL-KAHHAR:
Her istediğini yapacak güçte galip ve hakim, o her şeyi kuşatandır. Bütün her
şeyin boynu O'na karşı büküktür.
17-EL-VEHHAB:
Çeçişt, çeşit nimetler bahşeden.
18-ER-REZZAK:
Rizıklandıran. Yaratılmışlara faydalanacakları şeyleri veren.
19-EL-FETTAH:
Her türlü müşkülleri açan, kolaylaştıran.
20-EL-ALİM:
Her şeyi çok iyi bilen.
21-EL-KÂBİD:
Sıkan, daraltan. Allah dilediği kullarına sıkıntı ve darlık vererek imtihan
eder.
22-EL-BASÎT:
Açan, genişleten. Dilediği kullarını bolluk ve sevinçle deneyen.
23-EL-HÂFID:
Alçaltan, yüce Allah dilediği kullarına şan şöhret ve zenginlik sahibi iken
yaptıkları davranışlardan ötürü al aşağı eder.
24-ER-RÂFİ:
Yükselten.
25-EL-MUİZ:
İzzet veren.
26-EL-MÜZÎL:
Zillete düşüren, hor ve hakir eden.
27-ES-SEMF:
Her şeyi işiten.
28-EL-BASÎR:
Her şeyi gören.
29-EI-HAKEM:
Her şeye hakkıyla hükmeden.
30-EL-ADL:
Çok adaletli.
31-E1-LÂTIF:
En ince işlerin bütün inceliklerini bilen.
32-EL-HABİR:
Herşeyin içyüzünden, gizli taraflarından haberdar olan.
33-EL-HALIM:
Merhameti çok olan, suçluları bağışlayan.
34-EL-AZÎM:
Azametli olan.
35-EL-ĞAFÛR:
Bağışlaması bol olan.
36-EL-ŞEKÛR:
Kendi rızası için yapılan iyi işleri daha fazlası ile mükafatlandıran.
37-EL-ÂLî:
Pek yüksek.
38-EL-KEBIR:
Pek büyük, göklerde ve yerde eşsiz tek büyük O'dur.
39-EL-HAFIZ:
Yapılan işleri bütün tefsilatıyla tutan, her şeyi belirlenmiş vakte kadar afat
ve belalardan saklayan.
40-EL-MUKIT:
Her yaratılmışın azığını veren.
41-EL-HASİB:
Herkesin hayatı boyunca yapıp, ettiklerinin, bütün tafsilat ve teferruatıyla
hesabını iyi bilen.
42-EL-CELİL:
Celalet ve ululuk sahibi.
43-E1-KERİM:
Keremi bol olan. Yoce Allah iyilik edenleri mükafatlandırır.
44-EL-RAKİB:
Bütün varlıkları gözeten. Allah bütün kullarını görür ve herkese yaptığının
karşılığını verir.
45-EL-MÜ'CİB:
Kendine yalvaranların isteklerini veren.
46-E1-VASI:
Geniş ve müsaadekar.
47-EL-HAKİM:
Bütün emirleri ve işleri yerli y-erinde olan.
48-EL-VEDÜD:
Sevilmeye ve dostluğunu kazanmaya layık olan.
49-EL-MECİD:
Şanı büyük ve yüce olan.
50-EL-BÂİS:
Ölüleri dirilten.
51-EŞ-ŞEHİD:
Her şeyi gözetip bilen.
52-EL-HAK:
Varlığı hiç değişmeden duran.
53-EL-VEKİL:
Kendisine güvenip dayananların işlerini düzeltin.
54-EL-KAVİ:
güçlü ve kuvvetli. Yüce Allah kayıtsız şartsız her şeye kadirdir.
55-EL-METİN:
Çok güçlü ve sağlam. Yüce Allah kuvvet ve kudretinde metindir.
56-EL-VELÎ:
İyi kullarına dost..
57-EL-HAMîD:
Bütün varhklarca hamd edilen öğü-len.
58-EL-MUHSî:
Her şeyin sayısını bilen.
59-EL-MUBDî:
Her şeyi bir örneği yokken yoktan var eden.
60-EL-MUîD:
Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.
61-EL-MUHYî:
Can bağışlayan, sağlık veren.
62-MUMîT:
Öldüren.
63-EL-HAY:
Diri olan.
64-EL-KAYYÛM:
Gökleri yeri ve her şeyi tutan. Yüce Allah her şeye taktir ettiği vakte kadar
durmak için sebeplerini ihsan eden.
65-EL-VÂCİD:
İstediğini, istediği vakit bulan.Hiç bir şey yüce Allaha karşı kendini
gizleyemez.Her şey dâima O'nun huzurundadır.
66-EL-MÂCİD:
Şanı büyük olan.
67-EL-VÂHİD:
Benzeri ve ortağı olmayan, tek.
68-ES-SAMED:
İhtiyaçları ve ızdıraplan gideren.
69-EL-KÂDIR:
İstediğini istediği gibi yapmaya gücü yeten.
70-E1-MUKTEDİR:
Kudret ve kuvvet sahipleri üzerine istediği gibi tasarruf eden.
71-EL-MUKADDİM:
İstediğini ileri geçiren öne alan.
72-EL-MUHARRİR:
İstediğini geri koyan arkaya bırakan.
73-EL-EL-EVVEL:
Varlığının başlangıcı olmayan.
74-EL-AHIR:
Son.Her şey biter helak olur ancak yüce Allah'ın varlığının sonu yoktur.
75-EZ-ZÂHİR:
Aşikar. Yüce Allahm varlığı kesin ve aşikardır. Hissettiğimiz, gördüğümüz,
dokunduğumuz her şey O'nun varlığına delalet eder.
76-EL-BATIN:
Zatının görülmesi ve mahiyetinin bilinmesi açısından gizli.
77-EL-VALİ:
Bu evreni ve burada olup biten her şeyi idare eden. Kainatta olan her şey
O'nun izni ve iradesiyle meyldana gelir. Bir yaprağın düşmesi, hakete geçen
bir zerrenin kımıldayışı hep O'nun izin vermesiyle olur.
78-EL-MUTEÂL:
Yüce ve ulu. Yaratılmışlar için düşünülebilecek her hal ve tavırdan Allah Teala
uzak ve yücedir.
79-EL-BERR:
İyiliği ve bahşişi bol olan. Yüce Allah kulları için daima kolaylık ve rahatlık
ister. Zorluk istemez. Zorluk çıkaranları sevmez.
80-ET-TEVVÂB:
Tövbeleri kabul edip, günahları bağışlayan.
81-EL-MUNTAKİM:
Suçları adaleti ile hak ettikleri cezaya çarptıran.
82-EL-AFÜV:
Afvı çok olan. 83-ER-RÂÛF: Şefkatli, çok merhametli. 84-MÂLİKÜ'L-MÜLK: Mülkün
ebedi sahibi.
85-ZÜL-CELÂLİ VE'L-İKRÂM:Hem büyüklük sahibi, hemde fazl-ı kerem sahibi.
86-EL-MUKSİT:
Bütün işlerini denk ve birbirineiıy-gun yapan.
87-EL-CAMİ:
İstediğini istediği zaman, istediği yerde tophlayan, Yüce Allah; çürüyüp,suya,
topraüğa. havaya savrulmuş zerreleri toplayarak tekrar diriltecektii.
88-EL-GÂNİ:
Çok zengin ve hiç bir şeye muhtaç olmayan.
89-EL-MUĞNİ:
İstediğini zengin eden.
90-EL-MANİ:
Bir şeyin meydana gelmesine müsa-da etmeyen.
91-EL-DÂRR:
Elem ve mazarrat verici şeyleri yaratan.
92-EN-NÂFİ:
Hayır ve menfaat verici şeyleri yaratan.
93-EN-NÛR:
Alemleri nurlandıran zihinlerde ve gönüllerde nur yağdıran.
94-EL-HÂDİ:
Hidayete erdiren.
95-EL-BEDİ:
Bütün her şeyi yoktan icad eden.
96-EL-BÂKİ:
Varlığı ebedi olan. Sonu olmayan.
97-EL-VÂRİS:
Servetlerin gerçek sahibi.
98-ER-REŞİD:
Bütün işleri ezeli taktirine göre yürü-tüp belli bir nizam ve hikmet üzere
sonuca ulaştıran.
99-ES-SABÛR:
Çok sabırlı.
Alimlere göre Allah
Tealâ'nın isimleri bu kadarıyla sınırlı değildir. Hadiste belirtilmek istenen
sayı değil, to kadarını
sayanın cennete girebileceğidir.
Çünkü Allah Tealâ'nın
bizlere bildirmediği bir takım isimleri de vardır. [17]
Allah Tealâ'nın
Kur'an'ı Kerim'de saydığı birçok sıfatlan vardır. Fakat bunlar başlıca yirmi
kadardır. Ve dörde ayrılırlar:
1. Sıfat-ı Nefsiyye Allah'ın varlığını ifade
eden sıfattır.
2. Sıfat-ı selbiye Allah'a yakışmayan şeyleri Allah'tan
izale eden sıfatlar.
3. Sıfatul
Meâni: Allah'ın zatıyla kaim olan sıfatlar.
4. Sıfatı Maneviyye: Sıfatul Meaniden
kaynaklanan sıfatlar. [18]
Sıfat-ı Nefsiyye
Bundan maksad Allah'ın
var olduğunu varlığım gerektiren vucüd sıfatıyla muttasıf olduğunu ifade
etmektir. Bu yalnızca "Vücud" sıfatıdır.
Allah'ın varlığı
mutlaktır. O'nun varlığı başka etkenlerden kaynaklanmaz. Varlığı vaciptir.
Yokluğu kabul etmez.
Kendisinden
Başkalarının varlığı ise eksiktir. Her şey ona muhtaçtır.
"O size anlatılan
Allah (c.c.)'tır. O'ndan başka İlah yoktur. O her şeyin yaratıcısıdır. Onun
için O'na
kulluk edin,o her şeye
vekildir." (En'am: 102) [19]
Sıfat-ı Selbiye
Bunlar Allah'a (c.c.)
isnadı mümkün olmayan sıfatlan Allah'dan tenzih eden sıfatlardır. Beş
tanedirler:
1. Vahdaniyet:
Allah zatında, sıfatlarında ve işlerinde tektir.
Allah zatında tektir:
Yani; Allah birdir. Cüzlerden de meydana gelmemiştir. Ortağı yoktur.
Allah sıfatlarında
birdir. Yani; Hiç kimsede Allah'da bulunan sıfatlara benzer bir sıfat yoktur.
Allah fiillerinde
tektir. Hiç kimse Allah gibi yapamaz. O herşeyi yapan, icad edendir. Bütün işler
O'nun elindedir.
"Eğer yer ve
gökte Allah'tan başka ilâhlar bulunsaydı yer ve gök kesinlikle bozulup
giderdi." (Enbiya: 22)
"Allah evlat
edinmemiştir. O'nunla beraber hiçbir İlah da yoktur. Aksi takdirde her ilah
kendi yarattığını sevkü idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine
galabe çalardı. Allah onların (müşriklerin) yakıştırdıkları şeylerden
münezzehtir. (Müminûn: 91)
"De ki: Eğer
söyledikleri gibi Allah'la beraber başka ilâhlarda bulunsaydı, o takdirde bu
ilâhlar arşın sahibi olan Allah'a ulaşmak için çareler arayacaklardı. Allah
onların söyledikleri şeylerden münezzehtir, son derece yücedir ve
uludur.". (İsra: 1-2-43)
2. Kıdem:
Allah'ın varlığının başlangıcı bulunmaması demektir.
el-Akidetüt-Tahaviyye'de
şöyle denmektedir. (Allah c.c): "Başlangıcı olmayan ezeli, sonu olmayan
ebedidir.".
"O hem eveldir,
hem âhirdir." (Hadid: 3)
3. Beka:
Allah'ın ebedi olması, dima var olması, varlığının sonu olmamamasıdır.
"Yeryüzünde
bulunan her canlı yok olacak ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki
kalacak.". (Rahman: 26-27)
4. Kıyam Binefsihi: Allah (c.c.) kendi kendine kaimdir. Başkasına muhtaç değildir. Allah
her şeyden önce ve hatta zamandan bile önce vardı. "Allah sameddir."
(Yani o hiçbir şeye muhtaç değil fakat her şey ona muhtaçtır. (İhlas: 2)
5. Muhalefettin
Li'1-Havadis: Allah Tealâ kainattan
ve mahlukattan hiçbir şeye benzemez.
"Onun benzeri
hiçbir şey yoktur. O pek işiten ve görendir." (Şura: 11)
Ebu Hanife
"el-Fıkhul-Ekber" adlı eserinde der ki: "O (Allah c.c.)
mahlûkatından da hiçbir şeye benzemez. Bütün sıfatları mahlûkatmınkine zıttır.
(Ondan başkadır). Bilir fakat bizim bilmemiz gibi değil. Her şeye gücü yetendir.
Ancak bizim gibi değil. Görür fakat bizim görmemiz gibi değil." Allah'ın
bütün sıfatları umumidir, kapsamlıdır. Mahlûkatın sıfatları ise kapsayıcı
değildir. "En yüce sıfatlar ise Allah'a aittir. O her şeyden üstün ve
hikmet sahibidir." (Nahl: 60) [20]
Sıfatü'l-Meânî
Bu sıfatlara subuti
sıfatlar da denir. Bunlar Allah Te-alâ'nm zatıyla kaim olan sıfatlardır. Yedi tanedirler.
Kudret, irade, ilim, semi, basar, kelam, hayat.
1. Kudret:
Yüce Allah'ın zatıyla bulunan ezeli bir sıfattır. Allah her şeyi bununla yapar
ve yok eder ve şekillendirir. Allah herşeyi kadirdir. Hiçbir şey onu aciz
bırakamaz.
Yeri, gökleri, gece ve
güdüzü ve bütün evreni düşünerek bu sıfat idrak edilebilir.
"Mutlak
hükümdarlık elinde olan Allah yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter. O
öyle yüce Allah ki hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve
hayatı yaratmıştır. O mutlak galiptir, çok bağışlayandır.". (Mülk: 1-2)
"Ne göklerde ne
de yerde Allah'ı aciz bırakacak bir güç yoktur. O, bilir ve güçlüdür.".
(Fatır: 44)
"Göklerin ve
yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocukları,
dilediğine de erkek çocukları bahşeder. Yahut onları hem erkek hem kız olmak
üzere çift verir. Dilediğini de kısır bırakır. O her şeyi bütünüyle bilendir,
(her şeye) gücü yetendir.". (Şura: 49-50)
2. İrade:
Allah Tealâ'yla kaim ezeli bir sıfattır. Allah Tealâ bu sıfatla mümkinatı
varlık yokluk ve şekille tahsis eder. Yani dilerse var eder, yok eder, kısa
eder, uzun eder, âlim eder, cahil eder. Burada da yapar başka bir yerde de.
Kâinatta dilediği gibi hareket edebilme yalnızca Allah'a aittir.
"Biz bir şeyin
olmasını istediğimiz zaman ona sözümüz sadece "ol" dememizdir. Hemen
oluverir.".
(Nahl: 40)
"Allah bir
topluma kötülük diledimi artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur.
Onların Allah'tan başka yardımcıları da yoktur.". (Rad: 11)
3. İlim:
Yüce Allah'la kaim olan'ezelî bir sıfattır.
Bu sıfatla Allah her
şeyi bilir ve bilgisiyle kaplar. Allah her şeyi bilendir. Geçmiş, şimdiki
zaman, gelecek kısaca her şey O'nun malumu olur.
Allah'ın bilgisi
tamdır ve mekan'a bağlı değildir. Kainatın düzeni, sağlamlığı da bunun bariz
delilidir.".
"Hiç yaratan
bilmez mi O en ince işleri görüp bilendir. Ve her şeyden haberdardır.".
(Mülk: 14)
"Onun ilmi her
şeyi kuşatmıştır.". (Tana: 98)
"O öyle bir
Allah'tır ki O'ndan başka ilâh yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O
esirgeyen bağışlayandır.". (Haşr: 22)
"Allah
kalblerinizde olanı bilir. Allah hakkıyla bilen cezada acele
etmeyendir.". (Ahzab: 51)
"Göklerde ve
yerde olanları Allah'ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişinin gizli konuştuğu
yerde dördüncü mutlaka O'dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı
mutlaka O'dur. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerde bulunursa bulunsunlar
mutlaka O, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber
verecektir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir,". (Mücadele: 7)
4. Semi:
Allah'ın zatıyla kaim ezelî bir sıfattır. Dinle-nen-işitilen bütün varlıklarla
ilgilidir. Ne hayalden ne de evhamdan kaynaklanır.
Allah her şeyi
işitendir. O, karanlık gecede sonsuz çölde bile siyah karıncanın yürümesini
işitir.
"Allah'a tevekkül
et çünkü o çok iyi işiten ve pek iyi bilendir.". (Enfal: 61)
"Allah adaletle
hükmeder. Onu bırakıp taptıkları ise hiç bir şeyle hükmedemezler. Şüphesiz Allah
kak-kıyla işiten ve görendir.". (Gafir: 20)
5. Basar: Allah'ın zatıyla kaim ezelî bir sıfattır. Görünen
varlıklara tealluk eder. Hayal ve evhamdan kaynak-| lanmaz. Duyu organlarının
etkisiyle de oluşmaz.
"Şüphesiz ki O
her şeyi hakkıyla görendir." (Mülk: 19) "Böyle iken kiminiz kafir
kiminiz mümindir. Allah yaptıklarınızı görendin". (Teğabun: 2)
6. Kelâm:
Allah Tealâ'nın zatıyla kaim ezeli bir sıfattır. Allah Tealâ bu sıfatla
emreder nehyeder.
el-Akidetüt-Tahaviyye"
adlı eserde şöyle denmektedir: "Kur'an Allah Kelamıdır. Söz biçimi
olmaksızın Al-lah'dan sadır olmuştur. Allah onu vahiy ile peygamberine indirmiş,
müminlerde onu hak olarak tasdik etmiş ve onun Allah kelamı olduğuna kesin iman
etmişlerdir. İnsanların sözleri gibi mahlûk (yaratılmış) değildir. Kim onu
dinler de beşer kelamı olduğunu iddia ederse şüphesiz kafir olur.".
"Ve Allah Musa
ile de gerçketen konuştu." (Nisa: 164)
"De ki,
Rabbimizin sözleri için derya mürekkeb olsa ve bir okadar da ilave getirsek
dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenir.". (Kehf: 109)
"Şayet
yeryüzündeki ağaçlar kalem deniz de mürekkep olsa ve hatta buna yedi deniz
daha eklense yine Allah'ın sözleri yazmakla tükenmez.". (Lokman: 27)
7. Hayat:
Allah Tealâ ile kaim ezeli bir sıfattır. Önc&j ki sıfatların varlığı bu
sıfatla hasıl olabilir.
"Allah kendinden
başka hiçbir ilâh bulunmayaı Allah'dir. O hayy ve kayyumdur.". (Bakara:
255)
"O daima diridir
ondan başka hiçbir ilâh yoktur". (Gafir: 65) [21]
Sıfat-Maneviyye
Bu sıfatlar, mana
sıfatlarının sonuçlan durumundadır. O sıfatlardan kaynaklanır. Mana sıfatlarına
parelel olarak yedi tanedirler; Allah'ın; Kadir, Mürid, Alim, Semi, Basar,
Mütekillim ve Hayy olmasıdır.
Bu sıfatlara sahip
olmak, mana sıfatlarına sahip olmanın gereği olduğundan bunlara da manevi
sıfatlar denmiştir.
Zira kudret sıfatına
sahip olmayana kadir; irade sıfatına sahip bulunmayana da mürid denemez. [22]
Şüphesiz ki Allah'a
iman etmenin, tevhid inancının gerek fertlere nisbetle ve gerekse toplumlara
nisbetle bir çok önemli sonuçlar doğurur. Bu sonuçlarından bazıları şunlardır:
1- Nefsi Başkalarının Tahakkümünden ve Korkusundan
Kurtarmak.
"Allah'ı bırakıp
da sana fayda veya zarar vermeyecek şeylere tapma. Eğer bunu yaparsan o
takdirde sen mutlaka zalimlerden olursun. Eğer Allah sana bir zarar
dokundurursa, onu yine O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır
dilerse O'nun keremini geri çevirecek yoktur. O hayrını kullarından dilediğine
eriştirir. Çünkü O çok bağışlayan pek
esirgeyendir.".
(Yunus: 106-107)
2- Nefsi Hayat Korkusundan Kurtarmak
Zira mümin kesin
olarak inanır ki ölüm de hayat da Allah'ın elindedir. Ne zaman olursa olsun
hiçbir yaratık ömrünü kısaltamaz, uzatamaz.
"HiçUir kimse yok
ki ölümü Allah'ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm) belli bir süreye göre
yazılmıştır.". (Ali İmran: 145)
"Nerede olursanız
olun ölüm size ulaşır. Sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile." (Nisa: 78)
Bu inanç insanın
kalbinde cesaret ve şecaat ruhu uyandırır. Çünkü mümin inanır ki ömür
sınırlıdır. Eğer savaşa gider de şehit düşerse o zaman da cennettedir.
3- Nefsi Rızık Korkusundan Kurtarmak
Müminin inanması
gerekir ki; rızık veren Allah'dır. Hiç kimsenin hırsı teşvik edemeyeceği gibi
istemeyenin de istememesi O'nu rızık vermekten alı koymaz.
"Allah
kullarından dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah
her şeyi hakkıyla bilendir.". (Ankebut: 61)
"Yeryüzünde
yürüyen her canlının rızkı yalnızca Allah'ın üzerindedir. Allah o canlının
durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. Çünkü (bunların) hepsi açık
bir kitapta (Levhimahfuzda)dır.". (Hud: 6)
4- İnsanı
Sınıflaşma ve Makam Korkusundan Kurtarmak
"De ki mülkün
gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine Verirsin ve mülkü
dilediğinden geri, alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her
türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin.". (Âli
İmran: 26)
5- Güven Vermek ve Ümitsizliği Gidermek
"Onlar Allah'a)
iman ederler ve gönülleri Allah'ı anmakla sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki
kalbler ancak Allah'ı anmakla sükûnet bıriur." (Ra'd: 28)
"İmanlarına iman
katsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O'dur.". (Fetih: 4)
6. İstikamet Üzere Olmayı Sağlamak
Yaşamında hiçbir şeyin
kendine gizli kalmadığı, âlemlerin Rabbi olan Allah'ın istediği şekilde, ilâhi
metod
üzere hareket etmek.
"Emrolunduğun
gibi doğdoğru ol." (Şura: 15)
7- Dünya'da Hoş Bir Hayat Sağlamak, İmkanlar Tanımak
ve Bereket Kapılarını Açmak.
"Erkek veya kadın
kim mümin olarak iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız. Ve
onların mükafatlarım yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.".
(Nahl: 97)
8- Mümini Düşmanlarından Korumak, Müdafa Etmek ve
Onlara Karşı Onu Desteklemek.
"Bu yüzden)
koruyucu olarak Allah en hayırlı olandır. O acıyanların en
merhametlisidir.". (Yusuf: 64)
"Şüphesiz
peygamberlerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında hem şahitlerin
(şahitlik) edecekleri günde yardımederiz.". (Gafir: 51)
9- İnsanı, Mal Şan-Şeref, Neseb, Makam Gibi Sosyal
Değerlere Tapmaktan korumak.
"Muhakkak ki
Allah yanında en değerli ve en üstün olanınız, O'ndan en çok
korkamnızdır.". (Hücûrat:13)
"Ve ilave
ettiler; Biz malca ve evlatça daha çoğuz, biz azaba uğratılacak da değiliz. De
ki, Rabbim dilediğine bol rızık verir ve (dilediğinden) kısar; fakat insanların
çoğu bilmezler. Hiç birinizin malları ve evlatları, huzurumuzda size bir
yakınlık sağlamaz. İman edip iyi amellerde bulunanlar müstesna. Ancak onlara
yaptıklarının kat kat fazlası vardır. Onlar (Cennet) odalarında güven (ve
huzur) içindedirler.". (Sebe: 35-37)
10- İnsanı, Dünya Lezzetlerinden ve Şehevi Arzulardan
Emin Kılar.
"Kadınlardan,
oğullardan, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşten,salma atlardan, sağmal
hayvanlardan ve ekinlerden gelen zevklere düşkünlük ve bağlılık insanlar için
bezenip süslendi.Bunlar dünya hayatının metaıdır. Nihayet varılacak güzel yer,
Allah'ın huzurudur. (Rasûlüm) De ki; Size bunlardan daha iyisini bildireyim
mi? Takva sahipleri için Rableri yanında içinden ırmaklar akan ebediyyen
kalacakları, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah'ın hoşnutluğu vardır.
Allah kullarını çok iyi görür." (Âli İmran: 14-15)
11- "Ahirette Cennete Girmek.".
"İman edip iyi
davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için konak olarak Firdevs cennetleri
vardır. Orada ebedi kalacaklar. Oradan hiç ayrılmak istemezler."
(Kehf: 107-108) [23]
"el-Melaike"
kelimesi "melek" veya "melak" kelimesinin çoğuludur. Aslı
ise elçilik anlamına gelen "ülü-ke" kelimesinden türeyen
"melekedir.
Melekler mahlûkatm bir
çeşididir. Allah onları göklere yerleştirmiş, mahlûkatıyla ilgili görevleri
onlara yüklemiştir. Onlar Allah'a isyan etmez ve emrolunanlanm hemen yaparlar.
Gece gündüz Allah'ı tenzih ederler ve kesinlikle Allah'a isyan etmezler. Bu
sebeple bizim onlar hakkında Kitap ve Sünnette varid olan haberlere inanıp
bunun dışındaki bilgilerden kaçınmamız gerekir. Bu konular bizim
bilebileceğimiz konular değil. Bunları Allah ve Rasûlünün bildirmesiyle
biliriz. (Fethu'1-Bari, 4/332; Şer-hu'1-Akidetü't-Tahaviyye, 15)
Meleklere imanda
imanın rükünlerinden biridir. Bu Kitap ve Sünnetin kesin delilleriyle sabittir:
Kitaptan Delili:
"Gönderilen peygamber, Rabbi tarafından kendisine gönderilene iman etti,
mü'minler de iman ettiler. Onlardan her biri Allah'a O'nun meleklerine,
kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler.". (Bakara: 285)
Sünnetten Delili: Cimril'in "İman nedir?" diye sorduğu meşhur hadiste
meleklere imanda belirtilmiştir. [24]
Yaratılışı Ve Özellikleri
Allah Tealâ melekleri
Adem (a.s.)'den önce yaratmıştır. "Hatırla ki Rabbin meleklere; Ben
yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar bizler hamdinle sana teşbih ve
seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesad çıkaracak, orada kan dökecek birini
mi yaratacaksın? dediler. Allah onlara sizin bilemeyeceğinizi ben bilirim,
dedi.". (Bakara: 30)
Onlar nurdan
yaratılmışlardır. Müslim'de Hz. Aişe (r.a.)'den rivayet edildiğine göre
Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: "Melekler nurdan yaratıldı. Cinler de halis
ateşten yaratıldı. Adem de size vasfedilenden yaratıldı." Buharı ve İmam
Ahmed'in rivayetine göre Rasûlüllah (a.s.) Cibril'e; "Seni, bizi daha
fazla ziyaretden alıkoyan nedir?" diye sordular, dedi ki: Hemen şu ayet
nazil oldu: "Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önünüzde arkanızda ve
bunlar arasında olan her şey ona aittir. Senin Rabbin unutkan değildir.".
(Meryem: 64) (Lübabü'n-Nükul-Fi Ashabi'n-Nükul, 408)
Melekler duyu
organlarıyla anlaşılmayan latif bir gayb alemidirler. Onlar insanlar gibi
değildirler.
Yemezler, içmezler,
uyumazlar, evlenmezler, dişi-er-kek olma gibi özellikleri de yoktur. Hayvani
arzulardan! uzak; günah ve hatalardan beridirler. Ademoğlunun nite-]
lendirildiği hiçbir vasıfla vasıflanamazlar. İnsan suretin* ve diğer hissi
suretlere bürünebilirler. Bu suretleri onlarJ asıl özelliklerini kaybettirmez.
Harikulade güce sahiptirler.}
"Kitapta;
Meryem'i de an." Hani o, ailesinden ay: rılarak doğu tarafında bir yere
çekilmişti. Meryem oni lara karşı bir perde çekmişti. Derken biz ona ruhumu* zu
gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şekj linde göründü.".
(Meryem: 16-17)
"Andolsun ki
elçilerimiz İbrahim'e müjde getirdîl ler de selâm (sana) dediler. O da (size
de) selâm, dedr ve beklemeden kızartılmış bir buzağı getirdi. Ellerini, yemeğe
uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan kalbine bir korku girdi.
Dediler ki; korkma.
Çünkü biz melekiz. Lut kavmine gönderildik. O esnada hanımı ayakta idi (ve bu
sözleri duyunca) güldü. O'na da İshak'ı, İshak'ın ardından da Yakub'u
müjdeledik (İbrahim'in karısı), vah halime! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir
ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçketen şaşılacak bir şey, dedi.
(Melekler) dediler ki: Allah'ın emrine şaşıyor musun! Ey ev halkı Allah'ın
rahmeti ve bereketi sizin üzerinizedir. Şüphesiz ki o övülmeye layıktır, iyiliği
boldur.". (Hud: 69-73)
Ve sonraki ayetlerde
Lut (a.s.)'un başına gelen hadiseler.
Onların yaratılış
şekillerinden biri de değişik kanatlarının olmasıdır. "Gökleri ve yeri
yaratan, melekleri ikişer üçer dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a hamdol-sun.
O yaratmada (istediğine) dilediği kadar fazla verir. Şüphesiz Allah her şeye
gücü yetendir.". (Fatır: 1)
Buhari ve Müslim'in
rivayetine göre Rasûlüllah (a.s.) Cibril'i altıyüz kanatlı iken görmüştür. [25]
Sayıları ve Reisleri
Sayılan bilinemiyecek
kadar çoktur. Reisleri ise üçtür: Cebrail, Mikail, İsrail. Hayat görevleri
bunlara verilmiştir. Vahiy, Cibrile; su ve yağmur işleri, Mikail'e, sura
üfürme görevi de İsrafil'e verilmiştir.
Cebrail ve Mikail
Kur'an'ı Kerim'de anılmışlardır.
"Cebrail'e kim
düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir
hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci
olarak O indirmiştir. Zira kim Allah'a, düşman olursa bilsin ki Allah da
inkarcı kafirlerin düşmanıdır.". (Bakara: 97-98)
Kur'an'ı Kerim'de adı
geçen meleklerden biri de Cehennem bekçisi olan "Malik"dir. "Ey
Malik! Rabbin bizim işimizi bitirsin, diye seslendiler." (Zuhruf: 77)
Bazı meleklerin adları
da sahih hadislerde zikredilmiştir. [26]
Görevleri
1. İbadet ve Teşbih
"Kuşkusuz Rabbin
katmdakiler O'na kulluk etmekten asla kibirlenmezler, O'nu teşbih eder ve
yalnız O'na secde ederler.". (Araf: 206)
"Melekleri
görürsün ki Rablerine hamd ile teşbih ederek arşın etrafını kuşatmışlardır. Artık aralarında
adaletle hükmolunmuş ve "Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun"
denilmiştir.". (Zümer: 75).
2. Arşı Taşımak
Melekler onun (göğün)
etrafındadır. O gün Rabbi-nin arşını, bunlarında üstünde (sekiz) (melek)
yüklenir.
(Hakka: 17)
3. Cennet Ehlini Selâmlamak
"Rablerine karşı
gelmekten sakınanlar ise bölük bölük cennete sevkedilir, oraya varıp da
kapıları açıldığında bekçileri onlara selam size tertemiz geldiniz artık
ebedî kalmak üzere girin buraya, derler.". (Zümer: 73)
4. Cehennem İşleri ve Ehliyle İlgilenmek
"Ey iman edenler!
Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun
başında iri gövdeli, sert tabiatlı,
Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan
melekler vardır." (Tahrim: 6)
"Biz cehennem
işlerine bakmakla ancak melekeri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da
inkarcılar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptık". (Müddessir: 31)
5. Vahyi İnzal Etmek Vahiy meleği Cibril'dir.
"De ki! Cibril'e
kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir
hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci
olarak O' indirmiştir.". (Bakara: 97)
6. Mükelleflerin Amellerini Sözlerini Gözetmek ve
Onların Sayımı ve Yazımı. (Kiramen Katibin)
Allah bu görevleri
yapan meleklere rakip (gözeten) ve atid (hazır bulunan) vasfını vermiştir.
"Andolsun ki
insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarım biliriz ve biz ona
şah damarından daha yakınız. Çünkü onun sağında ve solunda oturan her davranışı
yakalayıp tesbit eden iki melek vardır. İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında
gözetleyen, dediklerini zapteden (bir) melek hazır bulunmasın.". (Kaf:
16-18)
"Şunu iyi biliniz
ki; üzerinizde muhafızlık eden değerli kâtipler vardır. Onlar yapmakta
olduklarınızı bilir ve yazar." (İnfitar: 10-12)
"Her insanın amel
defterini boynuna astık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne
konacak bir kitap çıkarırız. Kitabını oku! Bugün sana hesap so-rucu olarak
kendi nefsin yeter.". (İsra: 13-14)
Bir Kutsi hadisi
şerifte, Rasûlüllah (sav), şöyle buyuruyor: "Allah Tealâ buyurdu ki;
Kulum bir günah işlemek istediği zaman, onu hemen yazmayın. İşlerse ona bir
günah yazın. Kulun bir iyilik yapmak isterse ve henüz yapmamışsa ona bir sevap
yazın. Eğer onu yaparsa on olarak yazın." (Buhari-Müslim)
7. Ruhların Kabzı
"Nihayet birinize
ölüm geldimi elçilerimiz (melekler) onun canını alırlar. Onlar asla geri
kalmazlar."
(En'am: 61)
"De ki sana vekil
kılman ölüm meleği canımızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz. (Secde:
11)
Cumhur Ulemaya göre
ölüm meleği tektir. Fakat Allah Tealâ ona bir grup yardımcı melekler de
vermiştir. O orduda bulunan komutan gibidir.
8. Tabiat Kanunlarını Allah'ın İradesine Göre Uygulamak
Gökler ve
yeryüzü,bunların içindeki her türlü olay bu meleklerin işindir.
"Derken bir iş
çevirenler.". (Naziat: 5)
"İşi
ayıranlara.". (Zariyat: 6)
Kitab ve Sünnetten
anlaşıldığına göre her türlü iş için ayrı ayrı melekler vardır. Allah Tealâ,
dağlar, bulutlar, yağmur, insanın yaratılışı, kulun işlerini saymak ve yazmak,
kabir suali i/s. her türlü olay ve işe ayrı, ayrı melekler tahsis etmiştir.
Melekler Allah'ın en
büyük ordusudur. "Yemin olsun iyilik için birbiri peşinden
gönderilenlere.". (Mürselat: 1) "Hakikat tohumlarım yaydıkça
yayanlara.". (Mürselat: 4) "Öğüt telkin edenlere.". (Mürselat:
5) "Söküp çıkaranları yavaşça çekenler, kolayca yüzenler, yarış
edenler.". (Maziat: 1-4) "Saf saf dizilenler, toplayıp sürenler,
zikir okuyanlar.". (Zaffat: 1-3)
İşte bunlar Allah'ın
melekleridir.
9. Müminlere Dua ve İstiğfarda Bulunmak "Arşı
yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunai
(melekler), Rablerini
hamd ile teşbih ederler, ona iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını şöyle
isterler: Ey Rabbimiz senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde
tevbe eden ve senin yolunda gidenleri bağışla onları cehennem azabından koru.
Rabbimiz onları da,
onların atalarından zevcelerinden nesillerinden iyi olanları da kendilerine vadetti-ğin
Adn cennetlerine koy. Şüphesiz aziz ve hakim olan sensin. Bir de onları her
türlü kötülüklerden koru. Sen kimi kötülükten korursan o gün muhakkak ki onu
rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük kurtuluştur.". (Gafir: 7-9)
10. Sabah ve İkindi Namazlarında Bulunmaları
"... bir de sabah
namazını (kıl) çünkü sabah namazı şahitlidir.". (İsra: 78)
Buharı ve Müslim'in
rivayetine göre Rasûlüllah (a.s.) şöyle buyurmuşlardır: "Birbiri ardınca
birtakım melekler geceleyin, birtakım melekler de gündüzleyin,sizin aranıza
gelirler. Bunlar sabah namazı ile ikindi namazında toplanırlar. Sonra sizin
aranızda geceleyenler semaya çıkarlar. Rableri kullarının hallerini pekale
bildiği halde onlara kullarımı ne halde bıraktınız? diye sorar. Melekler:
Onları namaz kılarken bıraktık. Kendilerine vardığımız zaman dahi namaz
kılarken bulduk, derler.".
11. Zikir Meclislerinde Bulunmaları
Ebu Hüreyre'nin (r.a.)
rivayetine göre Rasûlüllah (a.s.) şöyle buyurmuştur: Muhakkak Allah'ın yolda
dolaşan, zikir ehlini arayan melekleri vardır.
Allah'ı zikreden bir
topluluk görürler ve geliniz hacetinize, diye nida ederler. O zikredenleri
dünya semasına kadar kanatlarıyla kuşatırlar. Rableri kullarının durumunu
onlardan daha iyi bildiği halde onlara: Kullarım ne diyorlar? diye sorar.
— Seni teşbih
ediyorlar, seni tekbir ediyorlar ve st ulutuyorlar." derler. Allah:(cc)
— Onlar beni gördüler
mi? buyurur. Melekler:
— Hayır, vallahi seni
görmediler." derler. Allah (cc) şayet beni görseler nasıl olurdu? buyurur.
Melekler:
— Şayet seni
görselerdi sana daha sağlam ibadet eder, seni daha fazla ulular ve sana daha
çok teşbih ederlerdi, derler. Allah (cc):
— Benden ne
istiyorlar? buyurur. Melekler:
— Senden cennet
istiyorlar, derler. Allah:
— Onlar cenneti
gördüler mi? buyurur. Melekler:
— Hayır vallahi
Yarabbi cenneti görmediler, derler. Allah:
— Şayet onlar cenneti
görseler nasıl olur? buyurur. Melekler:
— Onu daha şiddetle
isterler, ve onun hakkındaki rağbetleri de artar, derler. Allah:
—Onlar neden (korkup)
sığınıyorlar?, buyurur.
Melekler:
Cehennemden, derler.
(Allah (cc):
—Onlar cehennemi
gördüler mi? buyurur. Melekler:
—Hayır vallahi onu
görmediler, derler. Allah (cc):
—Onu görselerdi nasıl
olurdular? buyurdu. Melekler:
— Şayet onu görselerdi
ondan daha şiddetle kaçarlar daha fazla da korkarlardı, derler. Allah:
— Sizi şahit tutuyorum
ki Ben onlan atfettim, buyurur. Meleklerden bir tanesi:
— Aralarında onlardan
olmayan filan da var. Bir ihtiyaç için gelmişti, der. Allah: (cc)
— Onlar öyle bir cemaat ki onlarda oturan
kimseler şaki olamazlar, buyurur.". (Buhari-Müslim)
12. İtim Ehlini Tebrik ve Onlara Karşı Tevazu:
Resûlüllah şöyle
buyurmuşlardır: "Şüphesiz melekler ilim tahsil edenin yaptıklarından
duydukları memnuniyetleri sebebiyle kanatlarını (talebelerin ayaklarının
altına) sererler."
13. Kur'an Okunurken İnmeleri ve Dinlemeleri:
Ebu Said el-Hudri'den
rivayet edildiğine göre bir gece Useyd b. Hudayr hurma harmanında (Kur'an)
okurken birden bire atı şahlanmış. Fakat yine o okumaya devam etmiş. Sonra at
tekrar şahlanmış.
İbn-i Hudayr demiş ki:
Atın (oğlum) Yahya'yı çiğnemesinden korktum. Kalkıp yanına gittim. Bir de ne
göreyim. Başımın üstünde gölgelik gibi bir şey! İçinde kandillere benzer
birşeyler var. Bu gölgelik göğe çıktı, hatta onu göremez oldum. Ertesi sabah
Resûlüllah (a.s.)'a giderek:
— Ya Resûlüllah! Dün
akşam ben gece yansı hurma harmanında Kur'an okurken birden atım
şahlandı." dedim. Resûlüllah hemen:
— Oku ibn-i Hudayr,
buyurdular. (Dedem ki):
— Ben yine okudum.
Fakat hayvan sonra tekrar şahlandı. Resûlüllah yine:
— Oku İbn-i Hudayr,
buyurdular. (Dedem ki):
__Ben artık okumaktan
vazgeçtim. (Oğlum) Yahya ata yakındı. Onu çiğner diye korktum. O sırada
gölgelik gibi birşey gördüm. İçinde kandillere benzeyen birşeyler vardı. Bu
gölgelik göğe çıktı. Nihayet onu göremez oldum.".
Bunun üzerine
Rasûlüllah (a.s.):
— Bunlar meleklerdir.
Seni dinliyorlarmış. Eğer okumaya devam etseydin, sabaha kadar seni dinlerler,
halkta onları görür, halktan gizlenmezlerdi." buyurdular.
(Buhari-Müslim.).
14. Namaz Kılanlarla Beraber "AMİN"
Demeleri:
Peygamberimiz (a.s.)
şöyle buyururlar: "İmam; "Gazaba uğramışların ve sapıkların yoluna
değil" ayetini okuduğu zaman. Amin deyin. Zira melekler de amin, der.
İmam da amin der. Her kim meleklerle beraber âmin, derse geçmiş günahları
bağışlanır.
15. Müminlere
Özellikle Onlardan İlim Ehline D-ua Etmeleri:
"Sizi
karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize melekleriyle beraber
rahmetini gönderen O'dur. Allah, müminlere karşı çok merhametlidir.".
(Ahzab:43)
Diğer bir rivayete
göre Resûlüllah şöyle buyurmuşlardır: "Şüphesiz ki Allah, melekler ve
gökler ile yeryüzünün ehli insanlara hayrı Öğretenlere elbette salat
eder.".
16. Hakkı ve Hayrı İlham Etmek Suretiyle İnsanda
Bulunan Ruhi Güçleri Gayrete Getirmek (Uyandirmak).
İbn-i Mesud (r.a.)'un
rivayet ettiğine göre Resûlüllah (a.s.) şöyle buyurmuşlardır:
"Şüphesiz ki
şeytanın Ademoğlu için kalbe inmesi ve meleğinde kalbe inmesi vardır. Şeytanın
kalbe inmesi şerri vadetmek, hakkı yalanlamaktır. Meleğin kalbe girmesi ise
hayrı vadetmek ve hakkı tasdik etmektir. Her kim bundan (meleğin kalbe
girmesinden birşey sezerse bilsin ki o Allah'tandır, ona hamdetsin. Her kim
diğerini sezerse şeytandan (Allah'a) sığınsın. Sonra da (Rasûlüllah (a.s.) şu
ayeti okudu; "Şeytan sizi fakirlikle tehdit eder ve sizin cimri olmanızı
emreder. Allah ise size katından mağfiret ve lütuf vadeden Allah her şeyi ihata
eden ve her şeyi bilendir.". (Bakara: 263)
Şeytanın kalbe girmesi
vesvese ile, meleğin kalbe girmesi ise ilham ile olur.
17. Allah'ın Sevdiğini ve Sevmediğini İlan Etmek
Müslim Resûlüllah
(a.s.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Allah Tealâ bir kulunu sevdiği
zaman Cibril'i çağırır ve buyururki; Ben falanı seviyorum sen de onu sev.
Cibril de onu sever. Sonra gökyüzünde nida eder ve der ki: "Allah falanı
sever siz de onu sevin.". Gök ehli de onu sever. Sonra o yeryüzünde de
(İnsanlar tarafından) kabul görür. Bir kuluna da buğz ettiği zaman Cibril'i
çağırır ve der ki, "Ben falana buğzediyorum, sen de buğzet." Cibril
de ona buğzeder. Sonra gök ehline şöyle nida eder: "Allah falan kuluna
buğzetti sîz de ona buğzedin."
Sonra yeryüzünde de
(herkes tarafından) buğz ile karşılanır.".
18. Müminleri
Güçlendirmeleri ve Onlara Destek Olmaları.
"Hani Rabbin
meleklere; "Muhakkak ben sizinle beraberim, haydi iman edenlere destek
olun." diy* vahyediyor.". (Enfal: 12)
19. Temiz
Kimseler Ölürken Onları Selamlama] ve Müjdelemek.
"Kafir ve
fasıkların ise (o anda) yüzlerine ve arkalarına vururlar.".
"(Onlar)
Meleklerin "Selâm sizin üzerinize olsun"... diyerek iyilikle
canlarını aldıkları kimselerdir." (Nahl: 32)
"Şüphesiz
Rabbimiz Allah'tır, deyip sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler
iner. Onlara; "korkmayın, üzülmeyin, size vadolunan cennetle sevinin,
derler.". (Fussulet: 30)
"Melekler o
kafirlerin yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını alırken onları bir
görseydin.". (Enfal: 50)
20. İnsanı
Hayat Merhalelerinde Çeşitli İşlerinde Korumak:
"Onun önünde ve
arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçi (Melek)Ier vardır.". (Ra'd:
11)
"O kullarının üzerinde
yegane kudret ve tasarruf sahibidir. Size koruyucu (melekler) gönderir."
(En'am: 61) [27]
Mümin akidesinin
ikinci rüknü olan Meleklere İman konusunu işledikten sonra şimdi de cinler
mevzuuna değineceğiz. Zira onların varlığına inanmak İslam akidesinin bir
parçasıdır. [28]
İsimleri
Cinlere
gizlendiklerinden dolayı Cin adı verilmiştir. Çünkü "ictinas"
gizlenmek anlamındadır. Cennet de ehlini ağaçlarıyla gizlediğinden bu adı
almıştır.
Kur'an'ı Kerim'de
cinn, cânn ve cinnet adlarıyla anılmışlardır. Erkeklerine cinni, dişilerine
ise cinniyye adı verilir. [29]
Özellikleri
Onlar insanlar gibi
mükellef ve akıllı yaratıklardır. Fakat insan yapısından farklıdırlar. Duyu
organlarıyla anlaşılmazlar. Tabiatları üzere ve gerçek şekilleriyle görünmezler.
İstedikleri şekle bürünürler. Fakat girdikleri şekil onları bağlar, yani; bir
cinni, insan veya kuş suretine girse, biri de ona oku yöneltse ok atsa, o
eziyet görür yaralanır. Fakat melekler böyle değildirler.
Cinler de insanlar
gibi evlenirler, çoğalırlar, zürriyet-leri de olur. Yerler içerler insanlar
gibi onlar da gaybı bilmezler. Bir keresinde Süleyman (a.s.)'a mahkûm olmuşlardı.
"Rabbinûı izniyle
cinlerden bir kısmı, onun önünde çalışırdı. Onlardan kim emrimizden sapsa ona
alevli azabı tattırırdık. Onlar Süleyman'a kalelerden, heykellerden havuzlar
kadar (geniş) leğenlerden, sabit kazanlardan ne dilerse yaparlardı.".
(Sebe: 12-13) [30]
Varlıkları ve Bunun Delilleri
Onların varlığı Kitap
ve Sünnetle sabittir. [31]
1- Kitaptan Delili
Cin Sûresine ek olarak,
Kur'an'ı Kerim bir çok yerinde onlardan bahsetmiştir. Onlardan bir kaçı:
"Ben cinleri ve
insanları sadece bana ibadet etsinler, diye yarattım.". (Zariyat: 56)
"Hani cinlerden
bir grubu Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik.". (Ahkaf: 29)
2- Sünnetten Delili
Sünneti Nebeviyede de
cinlerin varlıklarını isbat eden ve onlardan haber veren bir çok hadisi şerif
vardır. Onlardan bir kaçı:
"Rasûlüllah (sav)
ashabından bir cemalle birlikte Ukâz panayırına gitmeğe kasdederek yola
çıktılar. O tarihte şeytanlara gökten haber almak yasaklanmış; üzerlerine
göktaşları atılmış,bunun üzerine şeytanlar kavimlerinin yanma dönmüşler.
Kavimleri onlara: Size ne oldu? demişler. Şeytanlar: Semadan haber almaktan
menedildik. Üzerimize göktaşları gönderildi, diye cevap vermişler. Kavimleri:
Bu mutlak yeni meydana
gelmiş birşeyden olacak. Siz hemen yeryüzünün doğusunu batısını dolaşın da
bakın semadan haber almamıza mani olan bu şey nedir? demişler. Tihame
taraflarını tutan takım Ukâz panayırına gitmekte olan Peygamber (sav) Nahle
denilen yerde ashabına sabah namazı kıldırırken onun yanına uğramışlar. Cinler
Kur'an'ı işitince onu dinlemişler ve (birbirlerine) semedan
haber almanızı engelleyen işte budur,
'demişler. Sonra kavimlerine dönerek:
"Ey kavmimiz! Biz
doğru yolu gösteren şaşılacak bir kıraat dinledik. Ve ona iman ettik, bundan
sonra Rabbimi-ze asla hiçbir şeyi şirk koşmayacağız." demişler. Bunun
üzerine Allah Azze ve Celle Peygamberimize (sav);
"De ki! Bana
cinlerden bir takımının (okuduğu) Kur'an'la dinledikleri vahiy olundu."
ayetini inzal etti. [32]
Yaratıldıkları Madde
Allah Tealâ cinlerin
yaratıldıkları madde hakkında şöyle buyuruyor:
"Andolsun ki biz
insanı (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş cıvık bir balçıktan yarattık.
Cinleri de daha önce
zehirli ateşten yaratmıştık.".
(Hicr: 26-27)
Kur'an'ı nassdan
anlaşıldığına göre, cinler insanlardan önce yaratılmışlardır. [33]
Sınıfları
Cinler bir kaç
tayfadırlar. Kimisi çok iyidir, kimisi biraz, kimi kafir kimi de mümindir.
"Gerçekten biz
kimimiz salih kişiler, kiminiz ise bunlardan aşağıda türlü türlü yollar
tutmuştuk.".
(Cinn: 11)
"İçimizde Allah'a
teslimiyet gösterenler de var. Hak yoldan sapanlar da var. (Allah'a) teslimiyet
gösteren kimseler doğru yolu arayanlardır. Hak yoldan sapanlara gelince onlar
cehenneme odun olurlar." (Cinn: 15) [34]
Sorumlulukları
Cinler de insanlar
gibi mükeleftirler. Peygamberleri
de insanlardandır.
"Ben cinleri ve
insanları sadece bana kulluk etsinler, diye yarattım.". (Zariyat: 56)
"Ey cinn ve insan
topluluğu içinizden size ayetlerimi anlatan ve bu gününüzle karşılaşacağınıza
dair, sizi uyaran peygamber gelmedi mi? Derler ki: Kendi aleyhimize şahitlik
ederiz. İşte böylece dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kafir
olduklarına yine kendileri şahitlik ettiler.". (En'am: 130)
"Ey insan ve cinn
sizin de hesabınızı ele alacağız. Hal bu iken Rabbinizin nimetlerinden
hangisini yalanlıyorsunuz? Ey cinn ve insan toplulukları göklerin ve yerin
çevresinden geçmeğe gücünüz y etiyorsa geçin. Ama Allah'ın verdiği bir güç
olmadan geçemezsiniz. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?".
(Rahman: 31-34)
"el-Akidetü't-Tehaviyye"
de şöyle denilmektedir: "Muhammed (Aleyhisselam) Allah'ın seçilmiş kulu,
biricik nebisi, razı olunmuş elçisidir. O peygamberlerin sonuncusu,
müttaküerin imamı, gönderilen (peygamberlerin) efendisi, âlemlerin Rabbinin
sevgilisidir. O hakla, hidayetle, nurla, bütün cinlere ve mahlukatin tümüne
gönderilmiştir.". (el-Akidetü't-Tahaviyye 157, 176) [35]
İblis, İblas kökünden
gelir. İblas da Allah'ın rahmetinden ümit kesmek, hayırdan uzaklaştırılmak
anlamındadır.
İblis; şeytanların
aslı, onların babasıdır. (Ebu'ş-şeyâ-tin). Şeytan da azgın veya uzaklaştırılmış
anlamındadır.
Şeytan ifadesi,
sapıklık davetçileri içinde kullanılır. "Böylece biz her peygambere insan
ve cinn şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar) aldatmak için birbirlerine yaldızlı
sözler fısıldarlar." (En'am: 12)
Şeytan İblis ve
zürriyeti için de kullanılır.
Nasıl melekleri
Allah'ın orduları olarak hayrı ve iyiliği temsil ediyorlarsa İblis ve
yanındaki şeytanlar da Allah'ın düşmanları olarak kötülüğü ve fenalığı temsil
ediyorlar.
Şem ve masiyetleri
süsleyen o şeytandır. Cinsî, ahlakî, içtimaî, siyasi, İktisadî ve insanın
başına gelen ne kadar bela musibet varsa, işte muhakkak bunlar İblis ve onun
şerli ordusunun çalışmaları neticesindedir.
Şeytan insanı ancak o
insan hidayetten yüz çevirdikten ve çizili yoldan çıktıktan sonra
etkileyebilir.
"Kim Rahman'ın
Kur'an-m'dan yüz çevirirse ona biz şeytanı arkadaş veririz ve o şeytan artık
onun ayrılmaz dostudur. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar
da onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanarlar. O şeytan dostu kimse
en son bize geldiği zaman "Keşke benimle senin aranda doğu ile
batı arası kadar uzaklık olsaydı ne kötü
arkadaşsın sen!" der. İkinizde zalim olduğunuz için bugün pişmanlık size
hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü sîz azapta müştereksiniz.". (Zuhruf:
36-39)
Azgınlık ve sapıklıkta
uzun süre devam edince, şeytan artık insan nefsini tamamen istila eder. Hatta
öyle ki; bazısı İblisin askeri veya onun topluluğunun bir üyesi haline gelir.
"Şeytan onları
istila etmiş, onlara Allah'ı anmayı unutturmuştur. İyi bilin ki şeytanın
taraftarları mutlaka kaybedenlerdir.". (Mücadele: 19)
"Fakat
imanlarında sebat eden, Allah'a sığınan, ondan yardım isteyen, onun hidayetiyle
hidayet bulanlar, ahka-mıyla amel edenler ve işlerinde ondan korkanlar... İşte
bunlara kesinlikle şeytanın etkisi yoktur.".
"Şurası muhakkak
ki benim (ihlaslı) kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın (hakimiyetin)
olmayacaktır.". (İsra: 65)
"Kur'an okunduğu
zaman önce o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. Gerçek şu ki; iman edipte
yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun bir hakimiyeti yoktur. O'nun
hakimiyeti ancak onu dost edinenlere ve onu Allah'a ortak koşanlaradır.".
(Nahl: 98-100)
Ayakları kayıp, hatayı
düştükleri vakit onda ısrar etmezler ve hemen tevbeye, Allah'a dönmeye
koşarlar.
"Ne zaman
şeytandan kötü bir düşünce gelip seni dürtüklerse hemen Allah'a sığın. Çünkü o
işiten ve bilendir. Takvaya erenler varya; onlara şeytan tarafından bir
vesvese dokunduğu zaman (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği
görürler.". (A'raf: 200-201)
Şüphesiz ki insanın
mutluluğu ancak, şeytanın etkili-yebileceği yerler olan nefsi hastalıklardan
kurtulmakla mümkündür. Bu hastalıklarından bir kısmı şunlardır: Zafiyet,
ümitsizlik, şımarıklık, zulüm, cimrilik, gurur, sabırsızlanmak, sızlanmak,
fitneye düşmek, haddi aşmak vs.
Bunlardan kurtulmanın
yolu da, nefse uymaktan vazgeçmek, Allah'ın vahyine tabi olup, nefsin
arzularına sahip çıkmak ve şeytanın vesveselerine ilanı harp etmektir. [36]
İblis'in Yaratılışının Hikmeti
Onun yaratılışının
birçok hikmetleri vardır. Onlardan birkaçı:
1. Allah
Tealâ'mn kudretinin kullar için zıtlar üzerinde de anlaşılması.
Allah Tealâ
yaratıkların en kötüsü olan bu pis varlığı, hayrın sebebi, pak ve temiz olan
Cibril ile karşılaştırdı ki; kudreti bilinsin. Gündüze karşı geceyi, hastalığa
karşı şifasını yarattığı gibi.
İşte bu da Allah
Tealâ'nın kemalinin ve kudretinin en bariz delilidir.
2. Allah Tealâ'nın kahredici isimlerinin
etkilerinin tezahürü:
Örneğin; pek kahraden,
intikam sahibi, adil, zarar veren, fayda veren, azabı şiddetli olan, ikabı
serî olan... İşte bu isimlerin muhakkak bir uygulama alanı olmalı. Eğer cinler
ve insanlar, melekler gibi olsaydılar, bu isimlerin bir anlamı kalmazdı.
3. Hilmini,
affını, mağfiretini, günahları örtmesini, dilediğini azad etmesi gibi
vasıfları içine alan isimlerin etki-sini belirtmesi.
Mezkur isimlerin
neticelerinin meydana gelmesini sağlayan kötü sebepleri yaratmasaydı, e zaman
bu isimlerin bir hikmeti ve faydası kalmazdı.
4. Hikmet ve
haberle ilgili isimlerin etkilerinin gözükmesini sağlamak. Zira Allah pek
hikmet sahibi ve ziyade haberdar olandır. O her şeyi yerli yerine münasib
mekanlara yerleştirir. Hiçbir şeyi ilminin, kemalinin, hikmetinin gerektirdiği
yerin dışına koymaz, yerleştirmez.
5. Çeşitli
ibadetlerin meydana gelmesi: Şayet İblis ya-ratılmasaydı, bu ibadetler olmazdı.
Cihad ibadeti Allah'a olan ibadetlerin en sevimlilerindendir. Eğer bütün
insanlar mümin olsaydılar, o takdirde bu ibadet ve onunla ilgili olan, Allah'a
yaklaşmak ve onun için düşman kazanmak, onun için sevmek, onun için nefret
etmek, onun düşmanıy-la savaşda canı harcamak, emri bilmaruf-nehyi anilmün-ker,
sabır, tevbe istiğfar vb. ibadetlerin hiçbir anlamı kalmaz ve bir hikmeti
bulunmazdı. [37]
İmanın rükünlerinden
biri de Allah Tealâ'nın nebi ve rasûllerine indirdiği kitaplara iman etmektir.
"Gönderilen
peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti müminler de iman
ettiler. Onlardan herbiri Allah'a O'nun meleklerine iman ettiler.".
(Bakara: 285)
"Kim Allah'ı
meleklerini, kitaplarını peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam
manasıyla sapitmıştır." (Nisa: 136)
(Meşhur) hadiste de
geçtiği gibi Cibril Rasûlüllah (a.s.)'a imanı sormuş o (Rasûlüllah (sav) da
şöyle cevap vermiştir: "iman: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine,
kıyamet gününe ve bir de haynyla şerriyle kadere inanmandır.".
Allah Tealâ semavi
kitapların bazısının isimlerini Kur'an'ı Kerim'de de anmış, bazısını ise
anmamıştır. Bizlere isimlerini bildirdiği kitaplar şunlardır: [38]
1. Musa (a.s.)'ya İndirilen Tevrat:
"Biz içinde
doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat'ı indirdik. Kendilerini (Allah'a)
vermiş peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi. Allah'ın kitabını
korumaları kendilerinden istendiği için Rable-rine teslim olmuş zahidler ve
bilginler de (onunla hükmederlerdi.). Hepsi ona (Hak olduğuna) şahidlerdi.".
(Maide: 44) [39]
2. İsa (a.s.)'ya İndirilen İncil
"Önündeki Tevratı
doğrulayıcı olarak izleri üzerine, Meryem oğlu İsa'ya, arkasından gönderdik.
Ve ona içinde doğruya rehberlik ve nur bulunmak, önündeki Tevrat'ı tasdik
etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.".
(Maide: 46) [40]
3. Davud (a.s.)'a İndirilen Zebur
"Biz Davud'a
Zebur'u verdik.". (İsra: 55) [41]
4. Allah Tealâ'nın İbrahim ve Musa (a.s.)'ya İndirdiği
Sahifeler:
"Yoksa kendisine
haber verilmedi mi, Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar? Ve sözünü yerine
getiren İbrahim'in sahifelerindekiler? Gerçekten hiçbir günahkâr başkasının
günah yükünü yüklenemez. Bilinsin ki insan için kendi çalışmasından başka
birşey yoktur. Ve çalışması da ileride görülecektir. Sonra ona karşılığı
tastamam verilecektir. Ve şüphesiz en son varış Rabbi-nedir.". (Necm:
36-42)
"Temizlenen,
Rabbinin adını anıp ona kulluk eden kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir. Fakat
siz (Ey İnsanlar!) Âhiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde dünya
hayatını tercih ediyorsunuz.
Şüphesiz bunlar, ilk
gönderilen kitaplarda İbrahim ve Musa'nın Kitaplarında da vardır."
(el-Â'lâ: 14-19)
Ebu Zer (r.a.)'den
şöyle rivayet olunmuştur: "Dedim ki; Ey Allah'ın Rasûlü! İbrahim'in
sayfaları ne idi?" "Hepsi emsal (meseleler)" buyurdular. Şöyle
ki;
"Ey imtihan
olunan, aldanmış güç sahibi! Dünya'yi üst üste yığasm diye seni göndermedim.
Mazlumun duasını bana ulaşfirmayasın, diye gönderdim. Çünkü kâfir de olsa
mazlumun duasmı geri çevirmem.
Aklına yenik
düşmedikçe, akıllı kişinin bir takım belirli saatleri olması lazımdır. Bir saat
Rabbine yalvanr,bir saat nefis muhasebesi yapar, bir saatte Allah'ın
yarattıklarını düşünür. Ve bir saatini de yeme, içme gibi ihtiyaçları için
ayırır.
Akıllı kişi ancak üç
şeyden dolayı (bir yese) düşebilir: Ahiret veya yaşam için-hazırlık ya da
helalinden lezzet sağlamak için. Akıllı kişinin zamanım iyi değerlendirmesi,
işine iyice sarılması ve dilini tutması lazımdır. Konuşmayı da önemli bir iş
sayan kişi kendisini ilgilendirmeyen konularda fazla konuşmaz."
Dedim ki: "Ey
Allah'ın Rasûlü! Musa (a.s.)'nm sahi-feleri nelerden ibaretti?" Buyurdular
ki:
"Hepsi
ibret-öğüttü." şöyle ki;
Şaşarım o kimseye ki
kesin öleceğini bildiği halde eğlenir.
Şaşarım o kimseye ki
cehenneme kesin inandığı halde güler.
Şaşarım o kimseye ki
kadere kesin inandığı halde yorulur. Şaşarım o kimseye ki dünyayı ve onun
ehliyle birlikte değiştiğini gördüğü halde onda huzur-sukunet bulur. Şaşarım
o kimseye ki yarınki hesaba kesin inandığı halde amel etmez.".
Dedim ki: "Ey Allah'ın
Rasûlü bana öğüt ver" buyurdular ki: "Allah'tan korkmam tavsiye
ederim. Çünkü bütün işlerin başı O'dur.". Beni biraz daha aydınlat,
dedim.". Buyurdular ki: "Kur'an okumaya ve Allah'a inanmaya devam
et. Çünkü sana yerde nur, gökte azıktır.". Biraz daha aydınlat, dedim.
Buyurdular ki; Çok gülmekten sakın. Çünkü o kalbi öldürür ve yüzün nurunu
giderir.". "Biraz daha aydınlat" dedim. Buyurdular ki:
"Cihada devam et, çünkü bu ümmetin ububiyeti odur.". Biraz daha,
dedim. Buyurdular ki: "Senden üstte olana değil, altta olana bak. Çünkü o
Allah'ın senin üzerindeki nimetini küçümseme-men için en uygundur.".
"Biraz daha"
dedim. Buyurdular ki; Senden olduğunu bildiğin şey seni halktan alıkoysun.
Yaptığın şeyleri onlara anlatıp durma. Halkın durumunu bildiğin halde, kendi durumunu
bilmemen ve yaptığın şeyleri onlara anlatıp durman ayıp olarak sana
yeter.".
Sonra eliyle göğsüne
vurdular ve şöyle buyurdular: "Ey Eba Zer! Tedbir gibi akıl, (Haramlardan)
kaçınmak gibi takva ve güzel ahlâk gibi de şeref yoktur.".
(el-Akide-tü'lislamiyye 161, 163) [42]
5. Muhammed (a.s.)'e İndirilen Kur'an'ı Kerim:
O semavi kitapların en
son indirilenidir.
"Allah ki, ondan
başka tanrı yoktur, daima diri ve (yaratıklarını) koruyup yöneticidir. Sana
Kitabı hak ile ve kendinden öncekini doğrulaycı olarak indirdi. Bundan önce de
insanlara doğru yolu göstermek için Tevrat ve İncil'i indirmişti. (Doğruyu ve
eğriyi birbirinden) ayırdeden (Kitapları) da indirdi.". (Âli İmran: 2-4) [43]
Allah Tealâ Kur'an'ı
Kerim'i önceki kitapların tümünden ayırdedici birtakım özelliklere sahip
kılmıştır. Bunların en önemlileri şunlardır:
Kur'an'ı Kerim; önceki
semavi kitapların içerdiği ilahî öğretilerin tümünün özünü kapsar. Onlarda
bulunan; Allah'ın tevhidi, O'na ibadet ve itaatin vacip oluşu, cezayı tasdik
etmek, hakkı uygulamanın vacib olması ve güzel huylarla ahlaklanmak gibi,
konulan destekleyici ve onay-layıcı olarak gelmiştir. O kitaplardaki, dağınık
olan güzellik ve faziletleri bir araya getirmiştir. Ve yine onlardaki
gerçekleri kabullenerek, yapılan tahrif ve tağyirleri de açıklamak suretiyle,
Öncekileri kontrol edici olarak nazil olmuştur.
"Sana da, daha
önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere Kitabı gönderdik. Artık
aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da
onların arzularına uyma.". (Maide: 48)
2. Kur'an'ı
Kerim kolaydır ve anmak, ezberlemek anlamak ve onun hükümleriyle amel etmek
içinde kolaylaştırılmıştır. Onda anlaşılması veya amel edilmesi güç hiçbir-şey
yoktur.
"Andolsun ki biz
Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Düşünüp öğüt alan yok mudur?".
(Kamer: 17)
3. Kur'an'ı Kerim Allah Kelamıdır. Bu kainatta
onun yapısıdır. Öyleyse Allah Tealâ'nın kelâmı ve yapısı birbirine aykırı
düşmez, bilakis her biri diğerini doğrular. İşte bundan dolayı ilmi gerçekler,
Kur'an'i Kerim'in önceden açıkladığı konuları destekler mahiyette çıkmıştırlar.
Allah'ın ebedî kalmasını dilediği bu Kur'an'ı, bilimin gün gelip de Kur'an'ın
ihtiva ettiği gerçeklerden birine ters düşmesi düşünülemez.
"Ufuklarda (yer,
gök ve dünya üzerinde) ve kendi nefislerinde insanlara ayetlerimizi
göstereceğiz ki, o Kur'an'ın gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rab-binin
her şeye şahit olması yetmiz mi?". (Fussilet: 53)
4. Kur'an-ı Kerim'in dışındaki diğer semavi
kitaplar bütün milletlere değil de belli bir millete indirilmişlerdi. Her ne
kadar bunlar dinin aslı (Tevhid Akidesi)'nde aynıy-salar da, onlarda bulunan
hükümler belli zamanlarda belli topluluklara mahsustu.
"(Ey Ümmetler!)
Herbirinize bir şeriat ve bir yol verdik." (Maide: 48)
Kur'an'ı Kerim ise
bütün beşeriyete mahsus bir şeriat olarak gelmiştir. Onda insanların dünya ve
âhiret mutlu-için gereken her şey vardır. Kendinden önceki bütün şeriatları
neshetmiştir. Şeriatın da, her zaman ve mekan için elverişli olan ebedi ve
nihaî hükümleri (kendinden sonra başka hüküm verilmesine gerek duyulmayan son
hükümler) toplamıştır. Böylece bütün insanların akide ve şeriatı
"tek" hale gelmiş oldu.
"Alemlere uyarıcı
olsun diye kulu Muhammed'e (Aleyhisselam) Furkanı indiren Allah yüceler yücesidir.".
(Furkan: 1)
"De ki: Ey
İnsanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi Allah'ın
(gönderdiği) elçiyim.". (Araf: 158)
"Biz seni ancak
alemlere rahmet olarak gönderdik.". (Enbiya: 107)
"Kim İslâm'dan
başka din ararsa,bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek
ve o, âhi-rette ziyan edenlerden olacaktır." (Âli İmran: 85)
5. Allah
Tealâ; Kur'an'ı Kerim'in ebediliğini sağlamayı ve onu her türlü değişimden
korumayı kendi üzerine almıştır.
"Kur'an'ı
kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.", (Hicr: 9)
"Halbu ki o
(Kur'an) eşsiz bir kitaptır. O'na önünden de ardından da batıl gelemez, o,
hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir.". (Fussilet: 41-42)
Adı geçen kitaplardan
başka, diğer peygamberlere indirilen birtakım kitaplar da vardır. Bunların
isimlerini Allah Tealâ Kur'an'ı Kerim'de anmamış; yalnızca gönderdiği, her
peygambere kavmine tebliğ etmesi için bir kitap verdiğini bizlere haber vermiştir: "İnsanlar (aslında)
bir tek ümmet (millet) idi. Bu durumda iken Allah, müjde verici ve uyarıcı
olarak peygamberleri gönderdi. İn-sanlar arasında anlaşmazlığa düştükleri
hususlarda hüküm vermeleri için onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da
indirdik.". (Bakara: 213)
"Andolsun biz
peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine
getirmeleri için beraberlerinde Kitabı ve mizanı indirdik.". (Hadid: 25)
Semavi Kitaplara iman
açısından imanın önemli rüknü şöyledir; Allah Tealâ bu kitapları dosdoğru
olarak nebi ve rasûllerine indirmiştir. Bu kitapların hepsi hakkı, nuru,
hidayeti ve Allah Tealâ'nm uluhiyet ve rububiyet sıfatla-rındaki birliğini
tamamıyla kapsar. Allah Tealâ'nın muhafazasını üzerine aldığı semavi
kitapların sonuncusu olan Kur'an'ı Kerim'den başka, zamanlar boyunca o kitaplardan
hiçbirinin koruma işini taahhüd etmemiştir. İnsanların bizzat kendi elleriyle
Tevrat ve İncil'i tahrif ettiklerini Allah Tealâ Kur'an'ı Kerim'de bizlere
haber vermiştir. [44]
Yahudiler Tevrat'ı
tahrif etmişlerdi.
"Şimdi Ey
Müminler! Onların size inanacaklarını mı sanıyorsunuz? Gerçek şu ki; onlardan
vaktiyle bir zümre vardı. Allah'ın kelamını işitirler, sonra onu iyice
anlamalarını müteakib bile bile tahrif ederlerdi.". (Bakara: 75)
"Yahudilerden bir
kısmı kelimeleri yerlerinden değjştirirler.". (Nisa: 46)
Şüphesiz ki Musa
(a.s.)'ya indirilen Tevrat şu anda mevcut bulunan Tevrat değildir. Mevcut
Tevrat, tamamen değiştirilmiş olup; değişik zamanlarda birçok kişi tarafından
kaleme alınmıştır. Kur'an'i Kerim'in bugünkü Tevrat'a yaptığı ve Allah'ın
hidayet ve nur olarak Musa'ya gönderdiği Tevrat'ın bütünüyle kendisi olmadığını
ileri sürdüğü tenkitlerin doğruluğuna ilk delil, bugünkü Tevrat'ta, Allah'ın
kemal ve celaline yakışmayan şeylerle ni-telendirilmesidir. Örneğin Tekvir
kitabının 3. babında şöyle denilmektedir: "Ve Rab ilah, dedi. O bu
insanın kendisidir. Bizden hayrı ve şerri bilen biri gibi olmuştur. Belki o da
şimdi elini uzatıyor ve hayat ağacından alıyor, yiyor ve ebediyete kadar
yaşıyor.".
Yine aynı kitabın 6.
babında şöyle denilmektedir: "İnsanlar yeryüzünde çoğalmaya ve onların da
kızları doğmaya başlayınca Allah'ın oğulları insanların kızlarının güzelliklerine
göz diktiler. Beğendiklerini kendilerine seçtiler. Rab dedi ki: Benim ruhum
kayganlığından insanda durmayacaktır. Çünkü o beşerdir... Rab gördü ki insanın
şerri yeryüzünde çoğaldı ve hergün kalbinin efkarını tasavvur şerr oldu. Rab
onun yeryüzünde insanın ameli olduğuna üzüldü ve kendi kendine teessüf etti ve
Rab dedi ki: Yaratığım, insanları yeryüzünden sileceğim. Hem de hayvanat,
haşarat ve gökteki kuşlarla beraber. Zira ben onu yarattığıma pişman oldum.
II. Samuel kitabının
.24. babında (Fıkra 15-İ6)'da şöyle denmektedir:
Ve Rab sabahtan, tayin
olunan vakti kadar İsrail'in üzerine veba gönderdi; ve Dandan Beer-Şebaya kadar
ka-vimden yetişbin kişi öldü. Ve melek Yeruşalimi helak etmek için ona doğru
elini uzatınca, Rab mücazattan nadim olup kavmi helak eden meleğe; Yeter şimdi
elini çek, dedi."
Bu sözlerin Allah
kelâmı olması düşünülebilir mi? Hiç Allah'a yaptığı birşeyden dolayı pişman
olması ve üzülmesi nisbet edilebilir mi?
Bunlardan biri de;
peygamberlerin şereflerini lekeleyen, sahip oldukları ismet sıfatı; yüksek
mevki ve ahlak ile bağdaşmayan şeyler ihtiva etmesidir. Örneğin İbrahim (a.s.)
hakkında; "O yalancıdır.". Lut (a.s.) hakkında; "O iki kızıyla
zina etmiştir.". Harun (a.s.) hakkında; "İsrail oğullarını buzağıya
tapmaya çağırdı.". Davud (a.s.) hakkında; "O Riya'nm karısıyla zina
etti" ve Süleyman (a.s.) hakkında da; "Karısını hoşnud etmek için
putlara taptı." denilmektedir.
İşte tahrif edildiğine
dair bundan daha kuvvetli delil olabilir mi? Yahudi reformistlerden birçok
eleştirmen, bizzat şu gerçeği itiraf etmek zoruda kalmışlardır. "Kuşkusuz
ki Tevrat tahrif edilmiştir.". Bu görüşlerini Paris Hahamı Uculya Vill
"Yahudilik" adlı eserinde anlatmıştır. (el-Aki-deül-İslamiyye) [45]
Hristiyanların İncil'i
tahrif etmeleriyle ilgili olarak Allah Tealâ şöyle buyurmaktadır:
"Biz Hristiyanız,
diyenler"den de kesin sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine
zikredilenin önemli bir
bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin
saldık. Yakında Allah onlara yaptıklarım haber verecektir. Ey Ehli Kitap!
Rasû-lüm size kitaptan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi;
birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçık bir
kitap geldi.". (Maide: 14-15)
Yahudilerin, Hazreti
Üzeyr'in Hristiyanların da Haz-reti İsa'nın Allah'ın oğlu olduklarım iddia
etmeleri de bu tahriflerden biridir.
"Yahudiler; Üzeyr
Allah'ın oğludur," dediler. Hristiyanlar da: "İsa Allah'ın
oğludur," dediler. Öu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir.
(Sözlerini) önceden kafir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah
onları kahretsin. Nasıl hakdan (batıla) döndürülüyorlar."
Kur'an'ı Kerim
onların, kendi kendilerine yaptıkları bu tahrifi düzeltti ve Allah Tealâ'nm
çocuk sahibi olmaktan münezzeh olduğunu açıkladı.
"De ki: O, Allah
birdir. Allah sameddir. O doğurmamış ve doğrulmamıştır. Hiçbirşey O'na eş ya
da denk değildir.". (İhlas: 1-4)
Yine Kur'an'ı Kerim
ifade etmiştir ki bütün peygamberler beşerdirler. Fakat Allah Tealâ onları
vahiy ve vahyi kabullenip insanlara tebliğ etmeye ehil kılan birtakım Özelliklerle
üstün kılmıştır. "De ki: Ben yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki)
bana ilahınızın, sadece bir i-lah olduğu vahyolunuyor.". (Kehf: 110)
Allah Tealâ'nm
Kur'an'ı Kerim'de bizlere haber verdiği, Hristiyanların yaptıkları
tahriflerden biri de Hazreti İsa (a.s.)'ya nübüvvet gerçeği üzerine ilahlık iddiası ve teslis,
inancıdır.
"Andolsun ki
"Allah, kesinlikle Meryem oğlu Me-sihtir." diyenler kafir
olmuşlardır.". (Maide: 72)
"Ondolsun
"Allah, üçün üçüncüsüdür," diyenler de kafir olmuşlardır. Halbuki bir
tek ilahtan hiçbir ilah yoktur.". (Maide: 73)
Kur'an'ı Kerim bu
tahrifi açıklamış ve İsa (a.s.) ve anası hakkında şüphelerden uzak olan akideyi
beyan etmiştir.
"Meryem oğlu
Mesih ancak bir rasûldür. Ondan önce de (birçok) rasûller gelip geçmiştir.
Anası da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak onlara
delilleri nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl (haktan) yüz çeviriyorlar.".
(Maide: 75)
Hristiyanlarm,
İncil'lerine göre akidelerini açıkladıktan sonra, bunun ardından (Kur'an'ı Kerim'de
Mesih) konusunu teferruatıyla açıklayacağız. [46]
Mevcut İndilere Göre Hıristiyanlık Akidesi
İsa (a.s.)'ya
indirilen İncil tektir. Fakat bugün biz hristiyanlarm elinde dört İncil
görmekteyiz. Bunlar; Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncil'leridir. Bu İncil'ler
yetmiş kadar incilden seçilmiştir. İsa (a.s.)'nın hayatını konu edinmişlerdir.
Hristiyan
eliştirmenlerin de itiraf ettikleri gibi bu İncil'lerin akidesi, diğer
havarilerin değil sadece Pavlus'un görüşleridir.
Aşağıda o İncil'lerden
bazı metinler sunup, bu metinlere dayalı olan Hristiyanlık akidesini ele
alacağız. Daha sonra
da Kur'an'ı Kerim'in, İsa (a.s.) hakkındaki görüşlerini açıklayacağız.
Matta İncil'i: 3. bab.
16,17-fıkralarda şöyle denmektedir:
"Ve İsa vaftiz
olunup hemen sudan çıktı; ve işte gökler açıldı ve Allah'ın ruhunun güvercin
gibi inip üzerine geldiğini gördü; ve işte göklerden bir ses geldi. Sevgili oğlum
budur ondan razıyım."
Yuhanna İncil'i 1.
Bab, 1,3,13 ve 15. fıkralarda şöyle d enmektedird:
"Kelam
başlangıçta vardı ve kelam Allah nezdinde idi ve kelam Allah idi. Her şey onun
ile oldu ve (var) olmuş olaylardan hiç birşey onsuz olmadı. Ve kelam beden olup
inayet ve hakikatle dolu olarak aramızda sabin oldu; biz de onun izzetini,
babanın biricik izzeti olarak gördük. Yahya onun hakkında şahadet etti ve
çağırıp dedi: Benden sonra gelen benden ileri oldu, zira benden önce idi, diye
söylediğim budur."
Mezkur Yahanna
İncil'inin 10. babının 30. fıkrasında da şöyle deniyor: "Ben ve baba
biliriz.".
Aynı babın 38.
fıkrasında da şöyle ifade ediliyor: "Şüphesiz ki baba bende, ben de
babadayım.".
Matta İncil'i, 28.
bab, 10. fıkra: Baba, Oğul ve Ruhul Kudüs ismiyle vaftiz ediniz.
İşte görülüyor ki
hristiyanlar akidelerini, İncillerinde-ki ifadeler üzerine kurmuşlardır.
M. Ebu Zehra "Hristiyanlık
Üzerine Konferanslar" adlı eserinde bu konuyu açıklayarak şöyle diyor:
"Hristiyan bir yazar olan Nevfel b. Nimetullah b. Circis, 'Süleyman'ın
Gülleri' adlı eserinde der ki: Bütün kiliselerin üze-rinde ittifak ettikleri
hristiyanlık inançları, İznik Konsülünde tesbit edilen şu ana düsturdan
ibarettir: Bir tek ilaha, bir tek babaya iman, o her şeyin idarecisi, göklerin
ve yerin yaratıcısı, görünen ve görünmeyenlerin sahibidir. Bunun yamsıra tek
Rabbe, yani babadan doğan bir tek oğula Meşine inanmaktır. Mesih asırlarca
evvel Allah'ın nurundan doğmuştur, hak bir tanndan doğmuş hak bir tanrıdır.
Yaratılmamış, doğrulmuştur. Her şey ancak kendisiyle var olabildiği gibi cevher
de baba ile eşittir. O bizim yüzümüzden, bizim hatalarımızdan dolayı gökten
inmiş, Ruhun Kudüs'ten ayrılıp beden haline gelmiş ve bakire Meryem'den
doğarak insanlaşmıştır. Bizim yüzümüzden Platus devrinde haça gerilmiş, acılar
çekerek Öldürülmüştür. Kabre gömüldükten sonra Kutsal kitapta anlatıldığına
göre ölümünün üçüncü günü dirilerek ayağa kalkmış ve gökyüzüne çıkarak Rabbin
sağ yanma oturmuştur. İleride ölüleri ve dirileri hesaba çekmek için yeniden
büyük bir şerefle yeryüzüne inecektir. Mülkü yok olmayacaktır. Babadan dünyaya
gelen canlı Rabbe, Ruhul Kudüs'e iman etmek Hris-tiyan inancının temel
esaslarındandır. Baba ile oğula birlikte secde ve hamd edilir.". İşte
Hristiyan inancının özü bundan ibarettir. Bu konuda hristiyanlar arasında
ihtilaf yoktur.".
Yukarıda sunduğumuz
pasajlardan anlaşıldığına göre
Hristiyan inanç
sistemi şu üç esasa dayanmaktadır:
I. Esas:
Teslis; üç unsuru kabullenmek.
II. Esas:
İnsanın, insanlığı kurtarmak için haça gerilmesi ve kabrinden kalkıp göğe
çıkması.
III. Esas:
Ölü ve dirileri hesaba çekmesi.
Dr. Poust. (Kutsal Kitabın
Tarihi) adlı eserinde şöyle der:
"Allah'ın tabiatı
birbirine eşit üç unsurdan ibarettir:
a) Baba
Allah
b) Oğul
Allah
c) Ruhul
Kudüs Allah
İnsanlar oğul
vasıtasıyla babaya bağlanır. Kendilerini feda ederek oğula ve temizleyerek de
Ruhul Kudüs'e inti-sab ederler.". Bu ifadeden anlaşılıyor ki, bu üç unsur
birbiriyle iç içedir. Ve yaratıcının zatı bu üçlü esası zaruri kılmaktadır?
(Prof. Muhammed Ebu Zehra: Muhadaratün-Fin-Nasraniyye, 117, 118)
Seyyid Sabık da der
ki: "Hristiyanlık akidesinin esası mukaddes teslistir. Yani üç unsurdan
(Baba, Oğul, Ruhul Kudüs) oluşan mürekkeb bir varlıktır. Üç cevherdir. Her biri
diğerinden bağımsızdır."
Buna rağmen üçü tek
ilahtır. Hristiy ani ardan biri der ki: O ilandır, ilahın oğlu ve ruhudur üçü
de bölünemez birdir, tektir. Teslis inancı sadece hristiyanlara mahsus değildir.
Teslis sözünü açıklamaya çalışan "Fransız, Ondoku-zuncu Asır
Ansiklopedisinde şöyle denilmektedir:
"Hristiyanlık ve
diğer bazı dinlerin inançlarından teslis bir tek ilahı oluşturan birbirinden
farklı üç kişinin bileşimidir. Mesela Hristiyanlık teslisi, Hint teslisi gibi.
Ebu Zehra şöyle der:
"Kıpt Milletinin
Tarihi" adlı kitabın yazarı, İznik Konsili'nin belli bir inanç sistemi
tesbit ettiğini söyler ve Şöyle der: Bu kutsal konsil ve peygamberlik kilisesi
Allah'ın oğlunun bulunmadığı zamanın var olduğunu, doğmadan Önce mevcut
bulunmadığını tek bir şeyden vücuda geldiğini, oğulun babanın cevherinin dışında bir
cevher veya maddeden meydana geldiğini, oğulun yaratılmış olduğunu söyleyen ve
kabul eden herkesi aforoz eder.
"325 (m.) de
toplanan İznik Konsili şu kararları almıştı: Mesih ilahtır. Allah'ın
cevherinden meydana gelmiştir. Allah'ın kıdemi ile kadimdir. Hiçbir değişime
uğramaz."
Bu inançlar,
toplantıyı hazırlatan o zamanın Roma imparatoru Konstantin tarafından zorla
bütün Hristiyanlara kabul ettirildi. Toplantıya 2048 Piskopos katılmışdı. Bunlardan
318'i Pavlus'un görüşünü benimsiyorlardı.
Konstantin'de bu
görüşe sempati duyuyordu. Bu, 318 kişiye özel toplantı tertib etti. Onlar da mezkur
kararlan ve bu kararlara ters düşen bütün vesikaların yok edilmesi kararım
aldılar. (Muhadaratün-Fin-Nasraniyye, 151, 159)
318.'de de I. İstanbul
Konsili Ruhul Kudüs'ün ilahlı-ğına dair karar aldı. İbnul Patrik alınan
kararlan şöyle açıklar:
"İznik'te
toplanmış olan 318 papazın kararlarına ilaveten İstanbul konsili babadan
doğma, diriltici ruha sahip bulunan Ruhul Kudüs'ün de aynen baba ve kendisine
secde edilen oğul gibi inanılması gereken bir ilah olduğunu kabul etti.
Babanın, Oğulun ve Ruhul Kudüs'ün üç uknum; üç cevher, üç özellik olup,üçlükte
birlik, birlikte üçlük olduklarını, üç uknumda birleşmiş tek bir birlik olup,
bir tek tabiattan tek bir cevher de, bir tek ilah olduğunu i-lan ettiler.
Hristiyan inanç
sistemine göre -inanç sistemlerinin üç unsurunda da belirtildiği gibi- Mesih
insanları hesaba çekecek, Kıyamet gününde insanları hesaba çekmek için yakında
gelecek, herkesi yaptığı işe göre hesaba çekecek. Eğer iyilik yapmışsa iyilikle
kötülük yapmışsa kölülükle-İcarşılık verecek. Onun,bununla beraber ebedî mülkü
de vardır. Mülkü yok olmaz.
Hristiyanlar derler
ki: "Allah kıyamet gününde yeryü-zündekileri İsa Mesih ile hesaba
çekecek". Zira onların iddialarına göre, Allah hesaba çekmez fakat, bu
yetkiyi oğu-la vermiştir. Çünkü o da insanoğludur. Bütün insanların Mesih'in
kürsüsü önünde bulunmaları gerekir. Böylece herkes iyi veya kötü yapmış
olduklarının karşılığına ulaşır.". İşte hristiyanların akidesi bunlardan
ibarettir.
Yuhanna İncil'i, 5.
bab. 25-30 fıkralarında şöyle denmektedir:
"Doğrusu ve
doğrusu size derim. Allah'ın oğlunu ölülerin işitecekleri saat geliyor. Ve
şimdidir; ve işitenler yaşayacaklardır. Çünkü Babanın kendisinde hayat olduğu
gi-bi,böylece kendisine hayat olmayı oğula da verdi. Ve hükmetmek selahiyetini
ona verdi. Çünkü insanoğludur. Buna şaşmayın; çünkü saat geliyor, o saatte
kabirlerde olanların hepsi onun sesini işitecekler, iyilik işitenler hayat
kıyametine kötülük işitenler hüküm kıyametine çıkacaklardır. Ben kendiliğimden
birşey yapamam, işittiğim gibi hükmederim ve benim hükmüm doğrudur. Zira ben
kendi irademi değil, fakat beni gönderenin iradesini ararım.
Pavlus'un II. mektubunun
5. babının 10. fıkrasında şöyle denmektedir:
"Çünkü Mesih'in
hüküm kürsüsü önünde hepimizin görünmesi gerekir; tabi herkes gerek iyi gerek
kötü yaptığı şeylere göre bedende yapılan şeyleri alsın."
Burada kayda değer bir
konu da şudurMezkur dört
İncil'e ve onların
inanç sistemlerine ters düşen bir İncil daha vardır ki bu Barnaba İncil'idir.
Bu İncil'de, Tevhid
inancı, peygamberimiz (sav)'in peygamberliği, Mesih'in aşılmadığı gibi konular
yer almaktadır. Fakat hristiyanlar bu İncil'den şüphe ederler. Biz bu
İncil'den kısaca bahsedeceğiz. [47]
Barnaba, kilise
adamlarını rasûl olarak adlandırdıkları, Mesih'in havarilerinden biriydi.
Barnaba İncil'i ilk defa, papa Klasius'un okunması yasak kitaplar arasında
zik~ retmesiyle ortaya çıktı.
Klasius miladî V. asrın
sonlarında peygamberimizin (sav) gönderilmesinden önce papalığa getirildi.
Şeyh Muhammed Bayram
bir İngilizden naklettiğine göre bu İncil Vatikan Papalık Kütüphane'sinde,
himyerî hattıyla yazılmış bir eser olarak bulundu. Orada aynen şöyle deniyordu:
"Benden sonra
gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen..." Bu ifadeler ise
Kur'an'ı Kerim-nassına harfiyyen uymaktaydı.
Bu eser İtalyancadan,
İngilizceye, İngilizceden de Arapçaya çevrildi. Arapça çevirisini, Menar
dergisini çıkaran Muhammed Reşid Rıza 1908 yılında yayımladı.
Bu İncil'de daha Önce
de ifade ettiğimiz gibi Tevhid inancı, Mesih'in aşılmadığı, yerine başkasının
asıldığı, o-nun ise göğe çıkarıldığı belirtiliyor, Hz.' Muhammed (sav)
peygamberliğine de birçok yerde değiniliyordu.
Bu İncil'den bazı
örnekler:
"Ben tek olan
tanrıyım ve benden başka tanrı yoktur.". (Fasıl: 29)
"Ayağı üstüne
kalkan adam, havada güneş gibi parlayan bir yazı gördü. Allah'tan başka ilah
yoktur. Ve Muhammed (Aleyhisselam) Allah'ın rasûlüdür.". (Fasıl: 39)
"Adem çevresine
bakınarak kapının üstünde yazılı olan "Allah'tan başka ilah yoktur ve
Muhammed (aleyhisselam) Allah'ın Rasûlüdür." sözünü gördü." (Fasıl:
41)
"İsa kalp
coşkusuyla cevap verdi. "O Allah'ın elçisi Muhammed (Aleyhisselam)dir. Ve
o dünyaya geldiği zaman getireceği bol rahmetle insanlar arasında salih
ameller için bir fırsat olacak.". (Fasıl: 163)
"Ben hiç ölmedim.
Allah beni dünyanın sonuna kadar saklamış bulunuyor.". (Fasıl: 220)
"Bakın size
diyorum ki, ben değil hain yahuda Öldü.".(Fasü: 221)
"O zaman kuluna
gelen tehlikeyi gören Allah, (elçileri Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail'e
İsa'yı dünya'dan almalarını emretti.)
Kutsal melekler gelip,
İsa'yı güneye bakan percere-den çıkardılar. Onu götürüp üçüncü göğe daima
Allah'ı teşbih ve takdis "etmekte olan meleklerin yanına bıraktılar.".
(Fasıl: 215)
"Sonra havariler
dediler: Söyle bize ey muallim, ne sebeple insanın sünnet olması gerekir?"
İsa cevap verdi:
Allah'ın İbrahim'e olan şu emri yetsin, "İbrahim, kendinin ve evinde
bulunanların önderisini al (Sünnet et) bu seninle benim aramda ebedi bir
ahiddir.". (Fasıl: 22)
"Göğün huzurunda
itiraf ediyor ve yeryüzünde oturan herkesi tanıklığa çağırıyorum ki, insanların
hakkımda dedikleri, yani, benim insandan öte olduğum (şeklinde söyledikleri)
şeylerin tümüne yabancıyım ben.
Çünkü, bir kadından
doğma, Allah'ın hükmüne tabi bir insanım ben.". (Fasıl: 94)
"Benim sözlerime,
benim Allah'ın oğlu olduğumu katanlara lanet olsun.". (Fasıl: 53)
Ayrıca bu İncil 53.
fasıldan 60. fasıla kadar kıyamet alametleri ve kıyamet günüyle ilgili birtakım
meselelere değinmiştir.
Kur'an'ı Kerim apaçık
bir gerçekle ve her türlü tahrifatı ortadan kaldırarak gelmiştir. [48]
Kur'an'ı Kerim'de
Mesih (a.s.)'in adı, Allah Te-alâ'nın kulu ve onun yüce peygamberlerinden biri
olan "İsa"dır. Kur'an'ı Kerim Mesih inancının bütünüyle tam bir
tevhid akidesi olduğunu belirtmiştir. Kullukta tevhid; Allah'dan başkasına
tapılamaz. Tekvin sıfatında Tevhid; gökleri yeryüzünü ve ikisi arasındaki bütün
her şeyi yaratan, ortağı olmayan sadece O'dur. Zât ve sıfatlarda tevhid; O'nun
zatı mürekkeb değildir. O sonradan olanlara benzemekten uzaktır.
Kur'an'ı Kerim İsa
(a.s.)'ın insanları sadece tevhid inancı etrafında toplamaya çalıştığını ifade
eder. Allah Te-alâ kıyamet gününde kendisiyle İsa (a.s.) arasında geçecek
muhavereyi şöyle anlatır: "Allah: "Ey Meryem oğlu İsa!
İnsanlara: "Beni
ve anamı, Allah'tan başka iki tanrı bilin" diye sen mi dedin?"
buyurduğu zaman o; şöyle (jedi: "Haşa! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan
şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen
benim içimdekini bilirsin. Halbuki ben senin zatında olanı bilemem.
Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz
olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine
kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız
sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin.". (Maide: 116-117)
Mesih (a.s.)'e
indirilen kitab İncil'dir. O Tevrat'ı doğrulayıcı ve kendisinden sonra gelecek
Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyiçidir: "Hatırla ki Meryem oğlu
İsa, "Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen
Tevratı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de
müjdeleyici olarak geldim", demişti.". (Saff: 6)
Kur'an'ı Kerim İsa
(Alehisselam)'mn annesi Meryem'in üstünlüğünden, temizliğinden ve onu
doğurmasından şöyle bahseder: "Hani melekler demişlerdi: "Ey Meryem!
Allah seni seçti; seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına tercih
etti (üstün kıldı). (Ali İmran: 42)
"Irzını iffetle
korumuş olanı (Meryem'i)da an. Biz, ona ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu,
cümle alem için bir ibret kıldık.". (Enbiya: 91)
"(Biz ona
ruhumuzdan üfledik.) yani; Cibril'e emrettik o da Meryem'in gömleğinin
yakasına üfledi. Bu üfleme ile onun karnında İsa'yı meydana getirdik.
Kur'an'ı Kerim Mesih
(a.s.)'in doğum müjdesini de şöyle açıklar: "Melekler demişlerdi ki: Ey
Meryem! Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu
İsa'dır. Mesih'dir, dünyada da âhirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın
kıldıklarından-dır. O, beşikte de, yetişkinlikte de insanlara peygamber sözleri
ile konuşacakve salihlerden olacak. Meryem "Rabbim! dedi. Bana bir erkek
eli değtnediği halde nasıl çocuğum olur?" Allah şöyle buyurdu: "Öyle
de olsa, Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmedince sadece "Ol" demesiyle
oluverir.". (Âli-İmran: 45-47)
Ayeti kerimede geçen
"kendisinden bir kelime" ifadesinden maksat, Meryem oğlu Mesih
meydana geldiğinde Allah Tealâ'dan sadır olan "ol" kelimesiyle
yaratılmış olmasıdır. Zira Allah Tealâ ona, yaratmayı dilediği zaman "ol"
buyurmuştur o da hemen oluvermiştir. Ayetin $on kısmı bunu izah etmektedir:
"Allah şöyle buyurdu: Öylede olsa, Allah dilediğini yaratır. Bir işe
hükmedince "ol" demesiyle oluverir.". (Âli İmran: 47)
"Allah nezdinde
İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona
"ol" dedi ve oluverdi.". (Âli İmran: 59)
Fahruddin Razı
"kendisinden bir kelime" ifadesini tefsir ederken şöyle der: Her ne
kadar her mahluk "ol" kelimesi vasıtasıyle yaratılmışsa da, İsa
(a.s.) hakkında bilinen malum sebep bulunmuyordu. O da "baba"dır.
Dolayısıyla onun yaratılmasını "ol" kelimesine bağlamak daha uygun
olmuştur. Nitekim çok cömert ve iyilik sahibi kişiye mübalağa için
"cömertliğin kendisi" ve "sıf iyilik dendiği gibi."-
Kur'an'ı Kerim doğum
müjdesini genişçe açıklar: "(Rasûlüm!) Kitapta Meryem'i de an. Hani o,
ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti. Meryem, onlara karşı
bir perde çekmişti. Derken biz ona ruhumuzu gönderdik de o kendisine tastamam
bir insan şeklinde göründü, Meryem dedi ki; Senden, çok esirgeyici olan
Allah'a sığınırım! Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma) Ruh;
"Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin
bir elçisiyim." dedi. Meryem: "Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz
de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir" dedi. Melek:
"Öyledir, (zira) Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır. Çünkü biz onu
insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız." dedi. Bu hüküm
ve karara bağlanmış bir iş idi. Meryem ona hamile kaldı. Bunun üzerine onunla
uzak bir yere çekildi. Doğumsancısı onu bir hurma ağacına (dayanmaya) şevketti
"Keşke," dedi, "bundan önce öl-seydim de unutulup
gitseydim!" Altından ona şöyle seslendi: "Tasalanma! Rabbin senin alt
yanında bir su arkı vücuda getirmiştir.". "Hurma ağacını kendine
doğru silkele ki üzerine olgun taze hurma dökülsün. Ve iç gözün aydın olsun!
Eğer insanlardan birini görürsen, de ki: Ben çok merhametli olan Allah'a oruç
adadım; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım. Nihayet onu kucağında
taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki: "Ey Meryem! Hakikaten sen çok
garip bir iş yapmışsın! Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü ^r insan
değildi; annen de iffetsiz değildi.". Bunun üzerine çocuğu gösterdi.
"Biz," dediler, "beşikteki bir sabi ile nasıl konuşuruz?" Çocuk şöyle dedi:
"Ben Allah'ın kuluyum. O, bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı.
Yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti. Beni anneme saygılı kıldı;
beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak
kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır.". İşte, hakkında şüphe
ettikleri Meryem oğlu İsa hak sözünce budur. Allah için bir evlat edinmek, olur
şey değildir. O, münezzehtir. Bir işe hükmettiği zaman, ona sadece
"Ol" der ve hemen olur.". (Meryem: 16-35)
"Ruhumuz"dan
maksat, Cibril (a.s.)'dır. "Altından seslenen" de Cibril'dir.
"De ki... ben adadım" bu sözden maksat "işaret et"
demektir. Yoksa lafız konuşma kasdedil-miyor.
Kur'an'ı Kerim, Allah
Tealâ'nın İsa (a.s.)'a bahşettiği mucizelerden söz ettiği gibi, onun
peygamberliğinden ve Cibril (Aleyhi s selam) ile desteklendiğinden de
bahsediyor. "Meryem oğlu İsa'ya mucizeler verdik ve onu Ruhul Kudüs
(Cibril) ile destekledik.". (Bakara: 87)
"Allah ona
yazmayı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek. İsrail oğullarına bir elçi
olacak (ve onlara şöyle diyecek:) Size Rabbiniz tarafından bir mucize ile geldim.
Size çamurdan bir kuş sureti yapar, ona üflerim ve Allah'ın izni ile o, kuş
oluverir. Yine Allah'ın izni ile körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri
diriltirim. Ayrıca evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber
veririm. Eğer iman edenler iseniz, bunda sizin için bir ibret vardır.".
(Âli İmran: 48-49)
"Hani havariler:
"Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten donatılmış bir sofra indirebilir
mi?" demişlerdi. O: "İman etmiş kimseler iseniz Allah'tan korkun."
demişti. Onlar: "İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain
olsun,bı'/e doğru söylediğini (kesin olarak) bilelim ve onu gözleriyle görmüş
şahitler olalım." demişlerdi. Meryem oğlu İsa şöyle dedi: "Ey
Rabbimiz! Bize gökten bir fayda indir ki bizim için geçmiş ve geleceklerimiz
için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen
rızık verenlerin en hayırlisisın.". Allah da şöyle buyurdu: "Ben onu
size şüphesiz indireceğim, ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse,
kainatta hiçbir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim.". (Maide: 112-115)
İsa Aleyhisselam
insanları ortağı olmayan, sadece Allah'a ibadet-kulluk etmeye çağırıyordu:
"Ey İsrail oğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Biliniz
ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun
yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur."
İsa (as) açık
delillerle gelince, şöyle dedi: "Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa
düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Allah'tan korkun
ve bana itaat edin. Çünkü Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na
ibadet edin. İşte bu doğru bir yoldur.".(Zuhruf: 63-64)
Fakat
İsrailoğullarının cevabı nasıl olmuştu. "Onlardan küfredenler "bu
apaçık bir sihirdir, başka bîrşey değildir." demişlerdi." (Maide:
110)
"İsrail
oğullarından bir zümre inanmış, bir zümre de inkâr etmişti.". (Saffa: 14)
İsrailoğullarmdan
birtakım kafirler İsa (a.s.)'yı öldürmek istediler fakat Ailah onları önledi ve
onu kendi tarafına çekti. "(Yahudiler gizlice) tuzak kurdular Allah da
onların hilelerine karşılık verdi. Allah hilelere karşılık vermekte en güçlü
olandır.". (Âli İmran: 54)
"Hani
İsrailoğullarını, kendilerine apaçık deliller getirdiğin zaman (seni
öldürmekten) önlemiştim.". (Maide: 110)
"Halbuki onu ne
Öldürdüler ne de astılar fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi. Onun
hakkında ihtilafa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu
hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak
onu öldürmediler. Bilakis Allah onu kendi (nezdi)ne kaldırmıştır. Allah büyük
izzet ve hikmet sahibidir.". (Nisa: 157-158)
Birbirleri arasında da
ihtilafa düştüler: "Sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler.
Büyük güne şahit olunduğu zamanda vay o kâfirlerin haline!". (Meryem:
37)
Kurtubî bu ayetin
tefsirinde der ki: ehli Kitap İsa (a.s.) konusunda ihtilafa düştüler; yahudiler
sihirbaz olduğunu söylerken hristiyanlar bu meselede üç gruba ayrılmışlardı.
Nasturiler; Allah'ın oğlu olduğunu, Melkaniler üçün üçüncüsü olduğunu Yakubîler
de Allah olduğunu iddia ediyorlardı.
İbn-i Kesir'de aynen
bu açıklamaları yaptıktan sonra şöyle diyor: "Bir grup daha var ki onlar
İsa'nın Allah'ın kulu ve rasûlü olduğunu savunurlar işte onlar doğru yolu bulan
müminlerdir..." İbn-i Kesir ekliyor ve diyor ki; bir gün Kostantin o
grupları büyük bir mecliste topladı ve hepsini dinledi. Sonra da onlardan
birini desteğine aldı ve diğerlerini
dışladı.
"Yahudiler,
"Üzeyir Allah'ın oğludur." dediler. Hristiyanlar da Mesih Allah'ın
oğludur." dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdi.
(Sözlerini) önceden kafir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah
onları kahretsin. Nasıl da (haktan batıla) döndürülüyorlar? (Yahudiler)
Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını) Hristiyanlar da) Rahiplerini ve
Meryem oğlu Mesih'i Rabler edindiler. Halbuki hepsine de tek tanrıya kulluk
etmekten başka birşey emrolunmadı. Ondan başka hiçbir tanrı yoktur. O bunların
ortak koştukları şeylerden uzaktır.". (Tevbe: 30-31)
"Şüphesiz ki
"Allah Meryem oğlu Mesih'dir" diyenler andolsun ki kâfir
olmuşlardır.". (Maide: 17)
"Andolsun Allah
üçün üçüncüsüdür, diyenler de kâfir olmuşlardır. Halbuki bir tek İlandan başka
hiçbir ilah yoktur. Eğer söyleyegeldiklerinden vaz geçmezlerse, içlerinden
kâfir olanlara acı bir azap vardır.". (Maide: 73)
Kur'an'ı Kerim, ehli
kitabı sağlam inanca uymaya çağırmıştır: "Ey ehli kitap dininizde aşırı
gitmeyin ve Allah hakkında gerçekten başkasını söylemeyin. Mesih ancak
Meryem'in oğlu İsa'dır. (O) Allah'ın rasûlüdür, Meryem'e ulaştırdığı (ol)
kelimesi (nin esiri)dir. Ondan bir ruhtur. Buna göre Allah'a ve peygamberlerine
i-man edin. Tanrı üçtür, demeyin, sizin için hayırlı olmak üzere bundan
vazgeçin. Allah ancak bir tek tanrıdır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir.
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. Ne mesih
ne de Allah'a yakın melekler Allah'ın kulu olmaktan çekinirler. Ona kulluktan çekinip büyükle-nen
kimselerin hepsini yakında huzurunda toplayacaktır.". (Nisa: 171-172)
Meryem'e ulaştırdığı
kelimesi'nden maksat,yani; o (ol) kelimesiyle yaratılmıştır. Babasız olarak
meydana gelmiştir. Bir görüşe göre ise Allah'ın Meryem (a.s.)'e müjdesi
anlamındadır. Zira şu ayette bunu teyid eder: "Melekler demişlerdi ki:
"Ey Meryem Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor.". (Âli
İmran: 45)
Diğer bazı görüşlere
göre ise buradaki 'Kelime" ayet anlamındadır.
İsa (a.s.)'nın dört
ismi vardır: el-Mesih, İsa, Kelime ve. Ruh. Birinci görüş en sağlam görüştür.
1. Ondan bir ruh sahibidir. Değer kazandırmak
için Allah Tealâ'ya isnad edilmiştir. Hristiyanların iddia ettiği gibi Allah'ın
oğlu, onunla beraber bir ilah veya üçün üçüncüsü değildir. Çünkü ruh sahibi
mürekkeb, ilah ise terkib-den münezzehtir.
2. Geleneksel olarak insanlar son derece temiz
ve pak olan şeylere Ruh adı verirler. İsa (a.s.) da babameni-sinden değil de
Cibril'in üfürmesinden oluştuğu için bu ad verilmiştir. Allah'dan olmasıda
değişik bir farziyettir.
3. İnsanların dini hayatlarına sebep olduğu
için. Bu durumda olana da ruh adı verilir.
"İşte böylece
sana da emrimizle Kur'an'ı (ruh) vahyettik.". (Şura: 52)
4. Allah'tan bir rahmet; "Allah onları
katından bir ruh ile desteklemiştir.". (Mücadele: 22)
Yani katından bir
rahmetle. İsa (a.s.) insanları dünyevi ve uhrevi menfaatlere irşad ettiğinden
dolayı rahmet sayı, ruh olmasına da bir engel yoktur.
5. Ruh Cibril'in üflemesinden ibarettir. (Ondan)
ifadesi bu üfleme Allah'ın emri ve izniyle oldu demektir. Dolayısıyla o (İsa
a.s.) da Allah bir ruhtur. Nitekim Allah Te-alâ şöyle buyuruyor: "Biz ona
ruhumuzdan üfledik.". (Bnbiya: 91)
6. Ruh ifadesi belirsiz olarak kullanılmıştır.
Bu da tazim ifade eder. Dolayısıyla şöyle mana çıkar: Yüce Kadrî ve değerli ruhlardan
bir ruh. Allah'a izafe edilmesi de daha da değer kazandırmak içindir.
7. "Ondan bir ruh" demek yani onun
mahrukatından manasınadır. Allah Tealâ buyurduğu gibi: "O göklerde ve
yerde ne varsa kendinden size boyun eğdirmiştir.". (Casiye: 13) (Yani mahlukatından)
8. Allah'tan bir delil anlamındadır. Zira İsa
aleyhisse-lam kavmi için delildi.
9. Bazen kendinde garip haller beliren kişiye
"rahi" adı verilir ve Allah'a izafe edilir. Allah'dan, yani mahrukatından
bir ruh denir. İsa (a.s.)'da alacalan ve anadan doğma körleri iyeleştirip
ölüleri diriltebildiğine göre gayet tabi bu ismi de kullanabilecektir.
10. Her ne kadar bütün ruhlar Allah'ın
yaratmasıyla meydana geliyorlarsa da burda Allah'a izafe edilmesi faziletli
kılmak içindir. Şu ayette olduğu gibi "Tavaf edenler için evimi temiz
tut.". (el-Hacc: 26)
Kur'an'ı Kerim ehli
kitabdan tevhid akidesine uymalarını ister: "De ki, Ey ehli kitap!
Sizinle bizim aramızda anlamı eşit bir kelimeye geliniz. Allah'tan başkasına
tapmayalım; ona hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz
kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse işte o zaman,
"bizim müslü-man olduğumuza şahitlik olsun!" edin." (Âli İmran:
64) Bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, hiçbir insaf sahibinin karşı çıkmayacağı
gerçek var ki bugün yeryüzünde Kur'an'ı Kerim'den başka tahrif edilmeyen hiçbir
semavi Kitap yoktur. Kur'an'ı Kerim'in mevcut kitaplardaki tahribatı
anlatmasını bir tarafa bıraksa bile hissi deliller bunu kanıtlar.
1. Kur'an'ı
Kerim'den önceki kitapların asıl nüshaları kalmamıştır. Bugün piyasadaki
kitaplar tercüme eserlerdir. Kur'an'ı Kerim ise süreleri harfleri ve
hareketleriyle korunmaktadır.
2. Bu kitaplar Allah'ın, insanların,
peygamberlerin ve etrafmdakilerin sözleriyle iyice karışmıştır. Bunları birbirinden
ayırmak mümkün değildir.
Kuran-ı Kerim ise ne
Rasülüllah (Aleyhisselam)'m ne de sahabenin sözleriyle hiçbir surette
karışmamıştır.
3. Bu kitapların hiçbiri bugünkü şekliyle hiçbir
peygambere isnad edilemez. Kur'an'ı Kerim ise Rasûlüllah'a kadar tevatür
yolayla dayanır. Ayetleri ve tertibiyle Allah Tealâ'nm koruması altındadır.
4. Bu kitaplardaki çelişkili ifadeler ve
kitapların değişik nüshaları apaçık bir tahrif kanıtıdır.
5. Kesin delillerden biri de bu kitaplarda geçen
bozuk inançlar ve Allah'a yakışmayan görüşleri içermesidir. Zira içinde Allah'ı
insana benzeten ve peygamberlerin şereflerine leke süren birçok ifadeler
vardır.
Bu tahrifler ve
değişikliklerle beraber bu kitaplara i-man, aslının Allah tarafından olduğunu
tasdik İslâm'ın emridir. Biz onların muhtaviyatma ancak Allah'ın ve Rasülünün
bahsettiği şekilde inanırız.
Kur'an'ı Kerim'e
gelince her mümin onun sırf Allah kelamı olup her lafzının korunmakta olduğuna
inanmak emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak, getirdiği haberleri
tasdik etmek ve kabul etmediklerini de reddetmek zorundadır. [49]
Ahiret gününe inanmak,
iman esaslarından biridir. Mümin, Allah'ın ve peygamberinin haber verdiklerine
inanır. Bu başlık altında şu konular zikredilebilir:
Ölüm anında ruhun
yakalanması, ölümden sonra kabirdeki azab veya nimetler, yeniden dirilme,
insanların toplanması, ahiret meydanına yayılmaları, amel defterleri, hesaba
çekilme, mizan, havuz, sırat köprüsü, cennet, cehennem ve ahiretle ilgili
diğer olaylar. Şimdi bunları inceleyeceğiz. [50]
1) Ölüm Meleği ve Ruhların Yakalanması
Şüphe yok ki Allah,
hayat veren ve öldürendir. Allah şöyle buyurur: "Hükümranlık elinde olan
Allah yücedir ve o herşeye Kadiredir. Hanginizin daha iyi iş işlediğini
belirtmek için, ölümü ve dirimi yaratan O'dur. O, güçlüdür,
bağışlayandır." (Mülk 1,2)
Yine Allah:
"Dirilten de öldüren de Allah'tır. Allah işlediklerinizi görür. (Al-i
İmran 156)
"Allah,
öleceklerin ölümleri anında ruhlarını alır."(Zümer 42)
Fakat Allah'ın hikmeti
ruhların teslim alınması görevini, kendine yakın kıldığı meleklerinden birine
vermiştir. Nitekim yine onun hikmeti, çeşitli yaratıkların varlığını görünen
sebeblere bağlamıştır. Halbuki o sebeplerin etkinlikleri sadece O'nun
iradesine bağlıdır. Şöyle buyurur: Ey Muhammedi De ki: "Size vekil kılman
ölüm meleği canınızı alacak,sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.". (Secde
11)
Büyük müfessir
Mücahid'den şöyle dediği nakledilir: "Ölüm meleğinin önünde dünya, insanın
önündeki sahan gibidir. Dilediği yerden alır. Alimlerin çoğunluğunun görüşüne
göre; ölüm meleği (Azrail)'in bu işi yapmasında ona yardımcı olması için
Allah, başka melekleri de görevlendirmiştir." (Tefsiru Kurtubi 14/94)
Allah şöyle buyurur:
Artık birinize ölüm gelince el-çilerimiz,bir eksiklik yapmaksızın onun canını
alırlar. (Enfal 61)
Kurtubî, bu ayetin
tefsirinde şöyle der: Allah, ölüm meleğini yarattı, o melek vasıtasıyla ruhları
teslim almayı ve bedenlerden çekip çıkarmayı da yarattı.
Allah o melekle
beraber olan, onun emriyle aynı işi yapan bir melek ordusu da yaratmıştı. Allah
şöyle buyurur: Melekleri inkar edenlerin canlarını alırken bir gör-seydin!
(Enfal 50)
Ve yine Allah:
Elçilerimiz onun canını alırlar. (En'am 61) buyurur.
Allah, herşeyi
yaratan, her işi gerçekten yapandır. Şöyle buyuruyor: Allah, öleceklerin
ölümleri anında, öl-meyeceklerin de uykuları esnasında ruhlarım alır. (Zü-mer
42)
Başka bir ayette: Ölüm
ve hayatı yaratan O'dur.(Mülk 12)
O, diriltir ve
öldürür. (Al-i İmran 156) buyurur.
Ölüm meleği (Azrail)
ruhu yakalar, yardımcıları insanı hazırlar Allah da ruhu çıkarır. [51]
2) Kabir İmtihanı ve İki Meleğin (Mürker-Nekir)
Sorgulaması
Bu konuda birçok hadis
mevcuttur.
a) Buharı ve
Müslim'de Esma (r.a.)'dan rivayet edilmiştir: "Birgün peygamberimiz
sahabeye güneş tutulmasından dolayı namaz kıldırdı. Sonra halka hitab etti.
Evvela Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu: Bundan sonra, cennet
ve cehenneme kadar (evvelce) bana gösterilmemiş hiçbir şey kalmadı ki bu makamımdan
görmüş olmayayım. Bana vahy olundu ki siz kabirlerde Deccâl (yüzünden)
çekilecek imtihanlara benzer, yahut ona yakın bir imtihan geçireceksiniz.
(Kabre girmiş olan) Herhangi birinize gelinecek de ona: Bu adam hakkındaki
bilgin nedir? diye sorulacak. Mü'min yahut yakın sahibi olan kimse: O zat,
Muham-med'dir. O, Allah'ın Rasûlü'dür. Bize açık delillerle hidayet getirdi.
Biz de davetine icabet ve itaat ettik, diyecek. Sonra o kimseye: Sen uyu. Yat
da rahatına bak. O zata inandığına şüphemiz kalmamıştır, denilecek. Yok eğer
münafık ise yahut kalbinde şüphe varsa o soruya karşı: Ben ne bileyim?
İnsanlardan işittim, bir şeyler söylüyorlardı, ben de söyledim, cevabını
verecek. (Sahih-i Müslim 111/81)
b) Yine
Buhari ve Müslim'de Enes b. Malik'den rivayet edilmiştir. Peygamberimiz
buyurdular ki: "Kul kabrine konulup da arkadaşları geri dönüp gittikleri
zaman -ki ölü,bunlar yürürken ayakkabılarının seslerini muhakkak işitir- ona
(Münker ve Nekir) adlı iki melek gelir. Bunlar ölüyü oturturlar ve ona: Şu kişi
hakkında ne diyorsun? diye sorarlar. Eğer mü'min ise; Onun Allah'ın kulu ve
Rasûlü olduğuna şehadet ederim, diye cevap verir. Bunun üzerine ona:
Cehennemdeki oturacak yerine bak! Allah cehennemdeki bu oturan yerini senin
için cennetten bir oturak yeri ile değiştirdi, denilir. Allah'ın peygamberi:
"O mü'min cehennem ve cennetteki iki makamını birden görür."
buyurdu. Kabirdeki münafık veya kafir ise soruya cevaben: Ben ne bileyim! İnsanlar
birşeyler söylüyorlardı, ben de söyledim, der. Ona: Tabi bilemezsin, zaten
okumazsın da! der, Melekler tarafından demirden çekiçlerle dövülmeye başlanır.
Öyle çok bağırır ki insan ve cinlerden başka bütün mahlukat onu işitir.
(Sahih-i Müslim 8/394)
c) Yine
Buhari ve Müslim'de Bera b. Azib'den rivayet edilmiştir. Peygamberimiz
buyurdu: Mü'min kabirde oturtulunca gelen (melek) gelir. Mü'min Allah'tan başka
ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun Rasûlü olduğuna şehadet eder. İşte bu,
Aziz ve Celil olan Allah'ın: "Allah, iman edenlere dünya hayatında da
âhi-rette de o sabit sözde daima sebat ihsan eder..." ayetin-deki sabit
sözün gösterdiği manadır. (Sahih-i Müslim 8/396)
Diğer sahih hadislerde
de kabre konan mü'minin,ölüm meleğine, doğru cevaplar verdikden sonra kendisi
için cennette bir yer hazırlanacağı ve cennetten bir kapının ona açılacağı
belirtilir. Kafirlerin de ruhları, melekler tarafından dünya semasına
getirilir ve kapının açılması istenir, fakat açılmaz. Konunun devamında
peygamberimiz (sav) şu ayeti okur: "Onlara göğün kapıları açılmaz, deve
iğ-nenin deliğinden geçmedikçe cennete de giremezler. (A'raf 40)
Sonra Allah meleklere
şöyle buyurur: Onu en alçak yerdeki "Siccin"e ("Siccin"
hakkında Mutaffifin suresi 7, 8, 9 ayetlerde şöyle buyurulur; "Allah'ın
buyurduğundan dışarı çıkanlar muhakkak siccin adlı deftere yazılır. Siccinin
ne olduğunu nereden bilirsin? O yazılmış bir kitaptır") yazın!"
Sonra o kafirin ruhu
yere doğru atılır. Peygamberimiz şu ayeti okudu: "Allah'a ortak koşan
kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma attığı şeye
benzer.". (Hacc 31)
Sonra kafirin cesedine
ruhu iade edilir ve iki melek gelip onu oturturlar ve ona şöyle derler: Rabbin
kim? o da: (Şaşkınlıktan) Ha! Hah! Bilmiyorum, der. Sonra melekler ona: Size
gönderilen adam (peygamber) kim? derler. O da: Ha! Hah! Bilmiyorum, der. Sonra
gökten biri bağırır: Yalan söylüyorsa (kabrini) cehennemden döşeyin ve ona cehennemden
bir kapı açın! Böylece ona cehennemden şiddetli bir hararet gelir, kabri
daralır, kaburga kemikleri birbirine geçer, o kafire çirkin yüzlü, kötü
elbiseli, pis kokan bir adam gelir ve ona: Başına gelen bu kötü durumla seni
müjdeliyorum. Sana vaad olunan gün, işte bu gündür, der. O da ona: Sen kimsin?
Yüzün kötü bir şey getirenin yüzüne benziyor, der. O da: Ben senin kötü
amelinim, der. [52]
Kabir Azabı veya Kabirdeki Nimetler
Kabirde insanların karşılaşacağı
azab veya nimetler hakkında Kur'an'dan ve sünnetden çeşitli deliller vardır.
Kur'an'daki ayetlerde Allah (cc) şöyle buyurur:
a) "Bu
zalimleri can çekişirlerken melekler ellerini uzatmış, "Canlarınızı verin,
bugün Allah'a karşı haksız yere söylediklerinizden ötürü alçaltıcı bir azabla
cezalandırılacaksınız.", derken bir görsen!" (En'am 93)
b) "Melekler, onların yüzlerine ve
sırtlarına vurarak canlarını alırken durumları nice olur?" (Muham-med 27)
c) "Melekler, inkar edenlerin yüzlerine ve
sırtlarına vurarak, "Yakıcı azabı tadın" diyerek canlarını alırken
bir görseydin!" (Enfal 50)
İbn Hacer bu konuda
şöyle der: "Can alırken verilen azab her ne kadar definden önce ise de
kıyamet öncesi azablardandır ve bu tür azabların kabir azabından sayılması,
bu azabların büyük bir bölümünün kabirde meydana geliyor olmasındandır."
(Fethül-Bâri III /180)
d)
"Kötü azab Firavun'un adamlarını sardı. Onlar, sabah akşam ateşe
sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, "Firavun'un adamlarını azabın en ağırına
sokun." denir." (Mü 'min 45,46)
Bu ayet iki türlü
azaba işaret eder:
1)
"Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar.".
2) Kıyamet çattığı gün, "Firavun'un
adamlarını azabın en ağırına sokun" denir. İkinci tür azab birinciye atıf
yolayla bağlanmıştır.
Bu tür bağlanma değişik olmayı gerektirir. Bu şekilde iyice bilinmiş oluyor ki
sabah, akşam sunuldukları ateş, kıyamet günü sunulacakları ateşten başka bir
ateştir. O halde birinci tür azab onlara Ölüm ile yeniden dirilme arasında
gelecek olan kabir azabıdır.
Sünnete gelince:
Kabir azabı veya
nimetleri hakkında birçok hadisi şerif mevcuttur.
a) Buhari, Müslim ve diğer hadis imamları İbn-i
Ab-bas'ın şöyle rivayet ettiğini belirtirler: Rasûlüllah (s.a.v.) i-ki kabrin
yanına uğradı ve şöyle buyurdu: "Dikkat edin. Bunlar muhakkak azab
olunuyorlar. Hem de büyük bir şeyden dolayı azab olunmuyorlar. Onlardan biri
koğuculuk yapardı. Diğeri ise sidiğinden çekinmez, sakınmazdı." (Müslim
1/361)
b) Buhari, Müslim ve diğer hadis imamları
Abdullah b. Ömer (r.a.)'mn şöyle rivayet ettiğini naklederler: Rasûlüllah
şöyle buyurdu: "Kişi Öldüğü zaman sabah akşam oturacağı yer kendisine
arzolunup gösterilir. O kimse cennet ehlinden ise ona cennet, cehennem ehlinden
ise cehennem gösterilir. Sonra kendisine: İşte burası, kıyamet günü gönderileceğin
oturak yerindir (karargahındır) denilir.". (Müslim 8/392)
c) Müslim de Zeyd b. Sabit'ten şu hadis
nakledilir. Peygamberimiz sahabeye şöyle buyurdu: Cehennem azabından Allah'a
sığınınız! Sahabe de: Cehennem azabından Allah'a sığınırız, dediler.
Peygamberimiz: "kabir azabından Allah'a sığınırız." dedi. Sahabe de:
Kabir azabından Allah'a sığınırız." dediler. Peygamberimiz: Gizli olan ve
açıktan olan bütün fitnelerden Allah'a sığınınız! buyurdu. Sahabe de: Gizli
olan ve açıktan olan bütün fitnelerden Allah'a sığınırız, dediler.
İşte, her insanın,
kabre defnedilsin veya edilmesin öldükten sonra sorguya çekileceğine Ehl-i
Sünnet ve'lCe-ma'at ittifak etmiştir. Kabre defnedilemeyen kişiyi ister yırtıcı
hayvanlar yesin ister yanıp kül olsun ve toz halinde külü havaya dağılsın,
ister denizde boğulsun hiçbirşey değişmez. Kabirdeki azabı veya nimetleri hem
ruh hem de beden bareberce tadarlar. (Akideni'1-İslamiyye 237)
Şayet, "bütün bu
durumlarda ölmesine rağmen kişi nasıl sorguya çekilebilir?" diye bir soru
sorulursa şöyle cevap verilir: İnsan bedeninin zerreleri, ister mezarda toplu
bulunsun, ister boş bir arazide saçılsın isterse yırtıcı bir hayvanın midesinde
parçalanmış olsun onları tekrar hayata geri çevirmek Allah'a da zor bir iş
değildir. Her halükarda kişi, meleklerin sorgulamasından yorgun düşecek,
kendisine soru soran ve konuşan meleği görecektir. Bu meselenin çözüm şeklini
öğrenmek için merak edilecek bir durum yoktur. Çünkü ölüm sonrasının
hakikatleri başka bir sisteme göre programlanmıştır. Şu anda yaşayan
canlıların gördüğü şu alemden ve sistemden tamamen farklıdır.
Bu meselenin
açıklanmasında Gazali şöyle diyor: Bu göz, ruhlara mahsus gaib aleminin
işlerini -ki ahiretle ilgili konularda gaib alemiyle ilgilidir, gözlemlemeye
elverişli değildir. Sahabe-i kiramı görmez misin? Cibril (a.s.)'in indiğine
onu görmedikleri halde nasıl inanıyorlardı? Peygamberimizin de O'nu gördüğünü
nasıl tasdik ediyorlardı? Eğer bunlara inanmıyorsan, meleklere ve vahye olan
imanının esaslarını düzeltmek, yapacağın en önemli iştir. Eğer
buna inanıyor ve Peygamberimizin diğer
insanların göremediği şeyleri görebileceğine ihtimal verebiliyorsan aynı şey
ölü hakkında neden olmasın!...
El-Akîdetü't-Tahaviyye
şârihi kitabında şöyle diyor: "İnsanların durumlarına göre kabirde azab
görecekleri veya nimetlenecekleri ve iki meleğin sorgulaması, Peygamberimizden
nakledilen birçok haberlerde sağlam bir şekilde tesbit edilmiştir. Meselenin
bu şekilde tesbit edildiğine inanmamız ve iman etmemiz gerekir. Bunun şekli
hakkında da konuşmayız, çünkü bunun keyfiyyetini anlayamaz ve akla bu dünyada
iken bu konuda bir bilgi de verilmemiştir. İslâm, akim hiçbir şekilde hayal
edemeyeceği şeyleri insanlara sunmaz. Fakat bazen insan aklını hayrete düşüren,
şaşırtan konuları gündeme getirebilir. Öldükden sonra ruhun bedene dönmesi de
bu dünyada aklın normal olarak bileceği şeylerden değildir. Bu dönüş, dünyada
alışılagelmiş dönüşden farklı bir şekilde meydana gelir.
Ruh bedende her
durumda değişik şekillerde bulunur:
1) Ruhun, ana
karnındaki ceninde bulunma durumu.
2) Ruhun,
insanın dünyaya geldikten sonra bedeninde bulunuşu.
3) Ruhun,
insan bedeninde uyku halinde bulunma durumu.
4) Ruhun, Berzah aleminde (ölümle yeniden
dirilme arası yaşanan alem) insanın bedeninde bulunma durumu. Ruh bu durumda
her ne kadar bedenden ayrılsa bile, hiçbir ilişki kalmayacak şekilde tamamen
ayrılmış sayılmaz. Berzah aleminde ruhun bedenle var olan ilişkisi özel bir
durumdur. Kıyamet gününden Önce bedenin tam bir canlı olmasını gerektirmez.
5) Ruhun,
cesetlerin yeniden diriltildiği bedende bulunuşu. Bu, ruhun bedende en kâmil
bir şekilde bulunuşudur. Bu durumla, ruhun bedende bulunduğu önceki dört durum
arasında bir orantı yoktur. Çünkü bu son durumda ruhun bulunduğu beden ölümü,
uykuyu ve bozulmayı asla kabul etmez. Uyku, ölümün kardeşidir. Bunları düşünen
kişiye birçok kapalı meseleler açık hale gelir.
Şu da bilinmelidir ki
kabir azabı; Berzah alemi aza-bındandır. Çünkü her ölüm, eğer azaba müstehak
ise mutlaka o azabdan hissesine düşene ulaşacaktır. Bu kişi kabre defnedilsin
veya yırtıcı hayvanların yemesiyle veya yanıp kül olması ve havaya saçılmasıyla
veya asılmasıyla veya denizde boğulması sebebiyle defnedilmemiş olması durumları
aynıdır. Bu durumlardaki kişinin ruhuna ve bedenine kabirde bulunan kişiye
olduğu gibi aynı azab ulaşır. Ve yine aynı şekilde meleklerin karşısında
oturtulması, kemiklerinin birbirine geçmesi ve diğer şeyler hadislerde anlatıldığı
gibi aynen uygulanır.
Peygamberimizin bu
hadislerdeki maksadını, fazla aşırıya kaçmadan anlamak gerekir. Onun sözü,
ihtimali olmayan şekillerde yorumlanamaz. Açıklamak istediği maksadı eksik
bırakan yorumlar da yapılamaz.
Büyük alim İbn-ül,
Kayyim el-Cevziyye şöyle der: "Ümmetin selefinin ve imamlarının görüşü
şudur: İnsan ölünce ya nimetler içinde olur ya da azab içinde olur. Her iki
durum da insanın hem bedeni hem ruhu için meydana gelir. Ruh bedenden
ayrıldıktan sonra ya azab çeker ya da nimetlerden faydalanır. Ruh bazen bedene
bitişir ve bedende aynı şekilde ya azab çeker ya da nimetlenir. Sonra Büyük
Kıyamet günü olunca ruhlar bedenlere tamamen iade edilir ve insanlar kabirlerinden kalkarak Rab.'lerine
doğru yönelirler. Bedenlerin yeniden diriltilmeleri müslümanla-rın, yahudilerin
ve hristiyanların fikir birliği ettikleri bir konudur. (Akidetü'l-İslamiyye
237) [53]
Kıyamet Alametleri
"Es Sâ'at"
kıyamet gününün isimlerinden biridir. Kıyamet günü, çok büyük kainat
olaylarının meydana geldiği bir gündür. O günde gökler dürülür, yer yüzü
parçalanır, kainattaki maddî düzen dağılır. Bu olayın meydana geleceği zaman
ve vakitle ilgili bilgiyi Allah (cc), peygamberler de dahil bütün insanlardan
gizlemiştir. Kim olursa olsun hiçbir insanın ömründen geriye kalan süreyi
bilmesine imkân yoktur.
Allah (cc) şöyle
buyurur: Ey Muhammed! Sana, kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını
soruyorlar, de ki:"Onu ancak Rabbin bilir, onun vaktini O'ndan başka
belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat,
sizlere ansızın gelecektir." Sen sanki Öğrenmişsin gibi sana soruyorlar,
de ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur, ama insanların çoğu bu gerçeği
bilmezler." (A'raf 187)
Ve yine Allah şöyle
buyurur: "Doğru sözlü iseniz bildirin bu azab sözü ne zamandır.",
derler. De ki: "O bilmek ancak Allah'a mahsustur. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.".
(Mülk 25, 26)
Diğer bir ayette de
Yüce Allah: Ey Muhammed! Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar.
Nerde senden onu anlatması? Onun bilgisi Rabbine aittir, (Naziat 42, 43,44)
buyuruyor.
Peygamberimiz bu
durumu,üzerine ittifak edilen sahih bir hadiste Cibril'in "Kıyamet ne
zamandır?" sorusuna verdiği cevapta şu şekilde açıklamıştır: "Sorulan
kişi sorandan daha bilgili değildir."
Kıyamet kopmadan önce
meydana gelecek bazı olaylara "Kıyamet Alâmetleri" denir. Allah
şöyle buyurur: "Onlar kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi
bekliyorlar? Şüphesiz onun alametleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca
ibret almaları neye yarar?" (Muhammed 18)
Kıyamet alametleri iki
bölüme ayrılır.
a) Küçükal
amerler,
b) Büyük
alametler. [54]
Kıyametin Küçük Alemetleri
Bu konuda birçok sahih
hadis nakledilmiştir ki onlardan bazıları şunlardır:
1) Buhari, Müslim ve Tirmizi'de Enes (r.a.)'den
şu şekilde nakledilmiştir: Peygamberimiz: "Ben ve kıyamet, şu iki parmak
gibi gönderildim, buyurdu ve şahadet parmağı ile orta parmağını birbirine
bitiştirdi. (Müslim
8/505)
Hadis peygamberimiz
ile kıyamet arasında başka bir peygamberin gelmeyeceğini göstermektedir.
Peygamberimizden sonra kıyametin kopması, zamanının yakın olduğunu da
gösterir.
2) Cibril hadisinde de Cibril (a.s.)
Peygamberimize kıyametten sordu. Peygamberimiz de: "Bu meselede so-rulan
sorandan daha bilgili değildir," buyurdu. Cibril de: "Öyle ise bana
onun alâmetlerinden haber ver," dedi. Rasûlüllah: "Cariyenin
sahibesini doğurması, (Diğer bir rivayet ise "sahibini doğurması"
şeklindedir) yalın ayak, çıplak ve fakir olan davar çobanlarının bina yapmakta
birbirleriyle yarış yapar olduklarını görmen-dir," buyurdu.
Bu hadisi Buhari ve
Müslim Hz. Ömer vasıtasıyla nakletmişlerdir.
Cariyenin sahibesini
doğurmasının anlamı; evlatların anne-babaya itaatsizliklerinin artması, çocuğun
annesine, efendinin cariyesine yaptığımız amele gibi söverek, döverek ve
hizmet ettirerek ihanet etmesidir. (Fetu'1-Bâri U/293)
3) Buhari'de Ebu Hureyre (ra)'den şu hadisi nakleder. Peygamberimiz şöyle buyurdu: "İki büyük (İslâm) ordusu birbirleriyle harp etmedikçe kıyamet kopmayacak-tır. Bu iki camianın ikisinin de davaları bir olduğu ikisi de İslâm ve hak iddiasında bulundukları halde aralarında büyük bir harp olacaktır. Otuza yakın bir takım yalancı Deccâllar türeyip hepsi de Allah'ın Rasûlü olduğunu iddia etmedikçe kıyamet kopmaz. İlim (ehli) alınmadıkça, zelzeleler çoğalmadıkça, zamanın bereketi gitmedikçe, çeşitli fitneler ortaya çıkmadıkça, Here (öldürmek) çoğalmadıkça kıyamet kopmaz. İnsanların malları o kadar çoğalır ve bollaşır ki zengin zekatını verecek birisini bulup ona zekat borcunu vermeye teşebbüs edince verilen kişi: "Benim ona ihtiyacım yok" diyerek onu geri çevirir. İnsanlar bina yapmakta yarısırlar. (Belalar çoğaldığından) bir adam birinin kabrinin yanından geçerken: "Keşke ben de orada ölü olsaydım" der. Güneş batıdan doğar. İşte o zaman bütün insanlar iman ederler fakat o an, daha önce iman etmemiş veya imanıyla bir hayır kazanmamış kişilerin imanının hiçbir fayda vermey