Akidetu’t-Tevhid

 

Ahmed Muhammed Davud

 

İMAN.. 2

Giriş. 2

Tevhid Akidesi 4

İmanın Rükünleri 4

Allah'a İman. 5

Allah'ın Varlığının Delilleri 5

Tevhid'in Çeşitleri 8

2. Ulûhiyet Tevhidi 8

Yüce Allah'ın İsimleri "Esma-İ Hüsna". 10

Yüce Allah'ın Sıfatları 12

Tevhıd Akidesinden Doğan Neticeler 14

Meleklere İman. 15

Cinler 19

İblis Ve Şeytanlar 21

Semavi Kitaplara İman. 22

Kur'an-I Kerım'ın Özellikleri 23

Tevratın Tahrifi 24

İncil'in Tahrifi 24

Barnaba İncili 26

Kur'an'ı Kerım'de Mesih. 27

Ahiret Gününe İman. 30

Kıyametin Büyük Alametleri 34

Kıyamet Günü Ve Olayları 37

Ba's (Yeniden Dirilme): 39

Haşr 41

Şefaat 41

Arz Ve Hesap. 42

Mizan. 44

Sırat 45

Kaza Ye Kadere İman. 50

İmanın Hakikati 51

Allah'ın Dinine Girmenin Şekli 53

Rıddet 53

Günahlar 55

PEYGAMBERLERE İMAN.. 57

Mucize. 64

Hz. Muhammed (Sav)'İn Mucizeleri 64

Kaza Ve Kadere İman. 67

Kader Başka Bir Kaderle Giderilir 70

Kadere İman Ve Sebeblere Yapışmak. 70

Tevbe. 75

 

 


İMAN

 

Giriş

 

Bütün hamdler Allah'a mahsustur? O'na hamd eder O'n~ dan yardım bekler ve mağfiret dileriz. Allah kime hidayet eder­se, işte o, Hakk'a ulaşmıştır? Kimi de hidayetten mahrum eder­se artık onu doğruya yöneltecek bir dors bulamazsın. Şahadet ederim ki Allah'dan başka İlah yokdur. Yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve Rasülüdür. Allah; ona âline ashabı­na ve kıyamete kadar, doğru yolda giden herkese salat ve selam etsin.

"Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanların faydasına olan şeyleri denizde taşıyarak yüzüp giden gemilerde, Al­lah'ın gökten indirdiği bir su ile ölmüş olan toprağı dirilt­mesinde, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârlan ve yer ile gök arasında emre amade bekleyen bulutlan döndürmesinde elbette düşünen bir topluluk için pek çok deliller vardır". (Bakara: 164)

Allah Teâlâ'nın kitabından apaçık bir ayet bu... İnsan aklı­nı, yaratma ve idare etme konusunda bu kâinatın güzelliklerine çekiyor. Böylece insan, devamlı yenilenen bir duyguyla evrenin manzalaralarını temaşa ediyor. Kalbi imanla aydınlanıyor.

Bu ayet, Cenab-ı Hakk'ın şu sözünden sonra gelir: "İlahı­nız tek bir ilahtır. Ondan başka İlah yoktur. O Rahman'dır, Rahim'dir." (Bakara: 163). Dolayısıyla, gözün, aklın ve kal­bin açılmasını sağlayan en isabetli delili teşkil eder. Göz açılır; bu evrenin garipliklerini müşahede eder. Akıl açılır; düşünür ve idrak eder, sonra kalbde, kainatın Yaratıcısının bahşettiği iman ve hidayetle aydınlığa kavuşur.

İşte bu iki ayet; kâinat, insan ve hayat felsefesine ışık tutuyor. Bu felsefe, bir çok araştırmacının derinliklerine daldığı, tabîat ve insan yaratıldığından beri devamlı olarak zihinleri meşgul eden şu sorulardan oluşuyor:

Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz? Ve niçin ya­ratıldık? Eski ve yeni felsefeler bu sorulan cevaplamaya çalıştılar fakat cevapları yetersiz kaldı.

Bilakis İslâmi bu sorulan gayet net ve açık bir biçim­de cevaplandırdı. Kur'an'ı Kerim bu konuda bir çok ayet­ler serdetti. Ve insan aklını, bu kainatta Allah'ın, bir Yara­tıcının varlığını gösteren emareleri anlamaya davet etti. Zi­ra bu mahlûkat, Halik' (Yaratıcı) sız kalamazdı.

"Haydi siz, akşama ulaştığınızda, sabaha kavuştu-ğımıı/fla, gündü/ün sonunda ve öğle vaktine eriştiği­nizde -Allah ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsus­tur- teşbih edin. Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çı­karıyor, yer yüzünü ölümün ardından O canlandırıyor.

İste siz de böyle çıkarılacaksınız. Sizi topraktan yarat­ması O'nun (varlığının) delillerindendir. Sonra siz -her tarafa- yayılan birer insan oluverirsiniz. Kaynaşmanız için size kendinizden eşler yaratıp da aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de O'nun delillerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünen bir kavim için ibretler var­dır. O'nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yarat­ması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için dersler vardır. Geceleyin uyumanız, gündüzün Allah'ın lütfundan -nasibinizi-aramanız da O'nun delillerindendir. Gerçekten bunda işiten bir kavim için ibretler vardır. Yine O'nun delille­rindendir ki, size korku ve ümit vermek üzere şimşeği gösteriyor, gökten su indirip ölümün ardından arzı onunla diriltiyor. Doğrusu bunda, aklını kullanan bir kavim için dersler vardır. Göğün ve yerin O'nun buy­ruğu ile durması da O'nun delillerindendir. Sonra sizi bir çağırdı mı hemen topraktan çıkıverirsiniz. Gökler ve yerde olanlar hep O'nundur. Hepsi ona boyun eğ­miştir. İlkin mahlûkunu yaratıp sonra bunu tekrarla­yan O'dur, ki bu, O'nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde bulunan en yüce sıfatlar O'nundur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.". (Rum: 17-27)

"O sizi bir tek nefisten yaratandır. Sizin için bir kalma yeri, birde emanet olarak konulacağınız yer var­dır. Böylece biz, anlayan bir toplum için ayetleri ayrın* tılı bir şekilde açıkladık.". (Enam: 98)

Nitekim Kur'an'i Kerim insan nefsindeki fıtrî sese -kulak vermeye- dikkat çekiyor: "-Rasülüm- Sen yüzü­nü hanif olarak dine, yani Allah insanları hangi fıtrat

üzere yaratmış ise o fıtrata çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insan­ların çoğu bilmezler.". (Rum: 30)

İşte iman, nefİsde ayrılmaz fıtrî bir sestir. Fakat bu te-miz-ı pak ses bazen bazı kötü duyguları susturuyor (engel­liyor.). Bazende sahibi bu fıtrî sesi susturuyor. Bu da ge­nellikle rahavet hallerinde oluyor. Ama insanoğlu sıkıntılı hadiselerle karşılaşınca tekrar asıl fıtratına dönüyor. "İn­sana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarıp sonra kendisine tarafından bir nimet verdiğimiz zaman "Bu bana bilgimden dolayı verilmiştir" der. Hayır o bir im­tihandır, fakat çokları bilmezler.". (Zümer: 49)

Sağlam fıtrata kainatın yaratıcısı sorulduğunda he­men, O'nun yalnızca Allah olduğunu söyler. "Andolsun ki onlara "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buy­ruğu altında tutan kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Al­lah" derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülü­yorlar." (Ankebut: 61)

İkinci soruya gelince; Bu gidiş nereye?.. Materya­lizm bu soruya saçma cevaplar verdi. İnsan hayatının do­ğum ve ölüm çığlıkları arasında sahnede oynayan bir oyun olduğunu savundu. Rahimler çocuk oluşturur, yeryüzü bi­tirir. Bundan ötesi yoktur. Kur'an'ı Kerim bu durumu şöy­le tasvir etmiştir. De ki Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra şüphe götürmeyen Kıyamet gününde sizi bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bunu anlamazlar." (Casiye: 26)

"Ey İnsanlar! Eğer yeniden dirilmekte şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan sonra nutfeden, sonra pıhtilaşmış kandan, sonra hilkati belli-belirsiz

bîr lokma et parçasından yarattık. Sonra (kudretimizi) açıkça gösterelim, diye dilediğimiz bir süreye kadar ra­himlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkartırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi bü­yütürüz). İçinizden kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür; ta ki her şeyi bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve Ölü bir hal­de görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır, ve her çeşitten iç açıcı bitkiler verir. Çünkü: Allah hakkın ta kendisidir, O, ölüleri di­riltir, yine O, her şeye hakkıyla kadirdir. Kendisinde şüphe olmayan kıyamet vakti de gelecek. Allah, kabir-lerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır." (Hacc: 5-7)

Bu giriş kısmında Kur'an'i Kerim'in bu iki soruya verdiği cevaptan sonra sıra üçüncü soruya geldi.

İnsan niçin yaratıldı?

Bu hayattaki görevi nedir?

Bu görevin gerekleri nelerdir?

Kur'an, Allah Tealânın insanı yaratırken abes yere yaratmadığını beyan etmiştir: "Sizi sadece boş yere ya­rattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getiril­meyeceğinizi mi sandınız? Mutlak Hakim ve Hak olan Allah çok yücedir. O'ndan başka İlah yoktur. O, bere­ketli Arşın sahibidir.". (Mümînun: 115-116)

O takdirde Allah'ın kendisi sebebiyle yarattığı insanın bir görevi olmalıdır. İşte bu görevde şöyle anlatılmaktadır:

"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsin­ler, diye yarattım. Ben onlardan rızık istemiyorum. Be­ni doyurmalarını da istemiyorum. Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.". (Zari-yat: 56-58)

"Bu ayetler, çok Önemli evrensel gerçeklerden bir ger­çeği içeriyor. O gerçek olmadan ne ferd ne de ümmetin ayakta kalması mümkün değildir. Bu gerçek te "İbadet Görevi" nde kendini gösterir. Kim bu ibadet görevini yeri­ne getirirse yaratılış gayesini gerçekleştirmiş olur, kimde yapmazsa bu gayeyi yok etmiş sayılır. Allah'a ibadette ise emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçmmakla mümkündür." (Kitabu Teysiri'l Azizil Hamid 47)

İbn-i Teymiyye'ye ibadetin ne olduğu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:

"İbadet; Allah'ın hoşlandığı ve razı olduğu açık-gizli, söz-iş her şeyin genel adıdır... Namaz, Zekat, Oruç, Hac, doğru konuşma, emaneti (ehline) vermek ana babaya iyi­lik, akraba ziyareti, sözleri yerine getirmek, iyiliği emir, kötülükden alıkoyma, cihad, komşuya yetime, fakire, yol­da kalmışlara ve hayvanlara iyilik, dua, zikir, Kur'an oku­mak... vs. ibadetler.". (el-Şuhudiyye, 38)

Allah'a ibadetin gereği olarak kul; bütün işlerini Allah'ın dilediği şekilde düzenler ve hayat çizgisini o-nun emirleri doğrultusunda çizer. (el-İbade Fil-İslam, 50-53)

Bundan sonra, sıra bu görevin gereklerine geliyor. O da şudur: Her insan kıyamet gününde, işlediklerinden do­layı hesap verecektir. İtaat etmişse cennetlik, isyan etmişse cehennemlikdir. Alemlerin Rabbi olan Allah Tealâ'nın adaleti böyledir.

"Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıkla­rında kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimseler ile bir mitutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyor­lar. Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Böylece her­kes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez.". (Casiye: 21-22)

Kullar, bedbahtlar ve mutlular olmak üzere ikiye ayrı­lırlar:

Behbaht (şakî olanlar) Allah'a isyan edenlerdir. On­lar mahlûkatm en kötüsüdürler. Artık yaptıkları işlerden dolayı cehennem onlara müstahaktır.

"Şüphesiz ayetlerimizi inkâr edenleri yakında bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, onların derilerini başka yerilerle değiştiririz ki acı duymaya devam etsinler. Allah daima üstün ve hakimdir. (Nisa: 36)

Andolsun biz cin ve insandan bir çoğunu cehen­nem için yaratmışız. Zira onların kalbleri vardır, ama onlarla gerçeği kavramazlar, gözleri vardır, lakin on­larla göremezler, kulakları vardır, fakat onlarla işite-mezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da sa­pıktırlar. Onlar gaflete düşenlirin ta kendileridir". (Araf: 179)

Mutlulara (Saidlere) gelince; onlar iman edip amel-i salih işleyenlerdir: "İman edip iyi davranışlarda bulu­nanlara gelince, onlar için konak olarak Firdevs Cen­netleri vardır. Orada ebedi kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler.". (Kehf: 107- 108)

Kulun Allah ve Rasülünün çağrılarına uyması onlara itaat etmesiyledir: "Ey İnsanlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasülüne uyun. Ve bilin ki Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve mutlaka O'nun huzurunda toplanacaksınız.". (Enfal: 24)

("Öldükten sonra dirilip) bize kavuşmayı bekle­meyenler dünya hayatına razı olup onunla rahat bu­lanlar ve ayetlerimizden gafil olanlar var ya!.. İşte on­ların, kazanmakta oldukları yüzünden varacakları yer, ateştir. İman edip güzel işler yapanlara gelince, imanla­rı sebebiyle Rabbleri onları nimet dolu cennetlerde alt­larından ırmaklar akan (köşklere) erdirir. Onların ora­daki duası, "Ey Allah'ım seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!" (sözleridir) Orada birbirlerine sağlık dilekleri ise "selâm"dır. Onların dualarının sonuda şudur: "Hamd; Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur." (Yunus: 7-10)

Bu giriş kısmından sonra, gelecek bölümlerle tevhid inancının meselelerini anlatacağım. Bu konular, Yermük Üniversitesinde İslâm Kültürünü okuturken ele aldığım konulardır. Şüphesiz ki bu bilgiler, yalnızca öğrencilerin değil her müminin bilmesi gereken konulardır. Zira her in­san yaratılış gayesini idrak etmek zorundadır. Her işimizde Allah Tealâ'nın bizlere doğruluğu ve başarıyı ilham etme­sini dilerim. Şüphesiz ki O; duaları işiten ve kabul edendir. [1]

 

Tevhid Akidesi

 

"Akide" kelimesinin Sözlük ve Şer'î Manası (el-Mu'cemul Vasit 1/28, 2/620, 2/1027 Şerhu Cevherefi-

TevhidS: 10-11)

Sözlük Anlamı: Herhangi bir şeye kesin olarak inan­mak ve tasdik etmek. Veya; inanana göre şüphe kabul et­meyecek kadar kesin hüküm.

Şer'î Anlamı: Allah'ın birliği, kemâl sıfatlara sahip olup eksikliklerden münezzeh olması, vahyin inmesi ve Peygamberlerin gönderilmesi gibi İslâm açısından inanıl­ması zaruri olan konular.

"Tevhid" Kelimesinin Sözlük Anlamı: Bir şeyin tek olduğunu ifade etmektir.

Şer'î Anlamı: Tek olduğuna inanarak, zatı, sıfatları ve işleri açısından da o tekliği tasdik etmek, ibadeti ve kul­luğu yalnızca ona yapmak.

Tevhid akidesinden bahseden ilim; Tevhid ilmi (İl-müt-Tevhid) dir. Bu ilim kesin delillere dayandırılmıştır.

En önemli konusunu da vahdaniyet konusu oluşturduğun­dan dolayı bu adı almıştır. [2]

 

Tevhid İlmi Üç Konu Üzerinde Durur:

 

1-  Allah Tealâ'nın birliği ve inanılması gereken konular ve ilgili meseleler.

2- Nübüvvet: Vahiy, nübüvvet, risalet gibi inanılması lazım olan konular.

3-  Sem'iyyat: Hükümleri yalnızca nakli delillere dayanan gaybı Aleminden bilinmesi-inanılması gere­ken konular. Kıyamet, melekler gibi.

Tevhid İlminin Faydası: Kesin delillerle Allah'a inanmak ve ebedi mutluluğa kavuşmak.

Değeri: Tevhid ilmi ilimlerin en değerlisidir. Çünkü o Allah'ın zatıyla, peygamberleriyle ilgilidir.

Nisbeti: İlimlerin aslı, anası durumundadır. Diğer ilimler ise onun kollarıdır. [3]

 

İmanın Rükünleri

 

İmanın rükünleri altıdır: Allah'a, meleklerine, ki­taplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve haynyla şer-riyle kadere inanmaktır.

Bu konuda bir çok şer'î deliller vardır:

a) Kur'an'ı Kerim'den Deliller: "Gönderilen pey­gamber Rabbi tarafından gönderilene iman etti, mü­minler de iman ettiler. Onlardan her biri, Allah'a O'-nun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. (Biz de onun için Allah'ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız (hepsine inanırız). Onlar: "İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz mağfiretini niyaz ederiz. Dö­nüş yalnızca sanadır." dediler.". (Bakara: 285)

"Gerçek iyilik; yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik o kimsenin iyiliğidir ki; Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygam­berlere inanır. Allah rızası için yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara dilencilere ve boyunduruk altında bulunan köle ve esirlere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Andlaşma yaptığı zaman söz­lerini yerine getirirler. Sıkıntı, hastalık ve savaş zaman­larında sabreder. İşte doğru olanlar bu vasıfları taşı­yanlardır. Müttakiler ancak onlardır.". (Bakara: 177)

"Ey İman Edenler! Allah'a peygamberine, indirdi­ği kitab'a ve daha önce indirdiği kitab'a iman (da se­bat) ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, pey­gamberlerini ve kıyamet gününü inkar ederse tam ma­nasıyla sapıtmıştm". (Nisa: 136)

b) Sünnetten Deliller: "Ömer b. Hattab (r.a.)'dan şöyle rivayet edildi: "Bir gün Rasülullah (a.s.)'ın yanında otururken aniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsi­yah bir zat çıka geldi. Üzerinde hiçbir yolculuk eseri bu­lunmuyor; bizden de hiç kimse kendisini tanımıyordu. Doğru peygamberin yanma oturdu; ve dizlerini onun diz­lerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve: "Ya Muhammed! Bana İslâm'ın ne olduğunu haber ver" dedi. Rasülullah (s.a.v.): İslâm: Allah'dan başka ilah ol­madığına, Muhammed (a.s.v)'in de Allah'ın Rasûlü ol­duğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zeka­tı vermen, Ramazan orucunu tutman ve yol (külfetleri) cihetine gücün yeterse beyti hacc etmendir." buyurdu. O zat:

"Doğru söyledin"dedi. Babam dedi ki: Biz buna hayret ettik. Hem soru soruyor hem de tasdik ediyordu? "Bana imandan haber ver" dedi. Rasûlüllah (a.s.): "Al­lah'a, Allah'ın meleklerine,kitaplarına, peygamberleri­ne ve ahiret gününe inanman, bir de hayrıyla şerriyle kadere inanmandır." buyurdular. O zat yine; "Doğru söyledin." dedi. Bu sefer: "Bana ihsandan haber ver" dedi. Rasûlüllah (a.s.); "Allah'a O'nu görüyormuş gibi ibadet etmendir. Çünkü her nekadar sen onu görmü­yorsan da o seni muhakkak görür," buyurdu. O zat:

"Bana kıyametten haber ver." dedi. Rasûlüllah (a.s.) "Bu konuda, sorulan sorandan daha bilgili değil­dir." buyurdu. "O halde bana bari onun alâmetlerinden haber ver." dedi. Peygamberimiz (s.a.v.): "Cariyenin kendi sahibesini doğurması ve yalın ayak çıplak, yok­sul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle ya­rış ettiklerini görmendir." buyurdular.

Bundan sonra o zat gitti. Ben hayli bir müdalet (bek­ledim) durdum. Nihayet Rasûlüllah (a.s.): "Ya Ömer o so­ru soran zatın kim olduğunu biliyor musun? buyurdu­lar. Allah ve Rasûlü daha iyi bilir." dedim. "Gerçekten o Cibril'dir. Size dininizi öğretmeye gelmiş." buyurdu­lar.

Mezkur Hadis, İslâm'ın şu hadiste belirtilen beş rük­nünü de içine almıştır: "İslâm beş (temel) üzerine kurul­muştur: Allah'dan başka ilah olmadığına ve Muham-med (a.s.)'in onun Rasûlü olduğuna şehadet etmek, na­maz kılmak, zekat vermek, ramazan orucunu tutmak, yol bakımından imkânı olanlar için hacca gitmek.".

İşte bir müminin imanın rükünlerinin hepsine birden inanması gerekir. Bunlardan birini inkar eden kafir olur.

İslâm'ın ve imanın rükünlerini zikrettikten sonra, di­nin emareleri (alâmetleri) konusunda kayda değer bir beyt vardır.

Dinin alâmetleri (dörttür): Samimi niyet, sözünde durmak, yasağı terketmek (yapmamak) ve sağlam inançlı olmak. [4]

 

Allah'a İman

 

Allah'a İmânın Manası: Kesin olarak; Allah'ın var­lığına, tek olup, ortağı olmadığına, her şeyin yaratıcısı ol­duğuna, bütün kemâl sıfatlarına sahip olduğuna ve bütün noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna ve tek ibadet olu­nanın O olduğuna inanmaktır. [5]

 

Konuyla İlgili Âyetler:

 

"De ki: O Allah birdir. Allah sameddir. O doğur­mamış ve doğrulmamıştır. Hiçbirşey O'na eş denk de­ğildir.". (İhlâs: 1-4)

"Allah, kendinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah'dır. O, hayy ve kayyumdur. Kendisini ne uyku yakalar ne de uyuklama. Göklerde ve yerde bulunanla­rın hepsi O'nundur. İzni olmadan katında kimse şefaat edemez. O, kullarının yapmakta olduklarını ve önce­den yaptıklarını bilir. O'nun dilemişi hariç insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'­nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine ağır gelmez. O yücedir, büyük­tür.". (Bakara: 255)

"O, ilktir, sondur, zahirdir, batındır. O her şeyi bi­lendir." (Fussilet: 54)

"Onun zatında başka her şey helak olacaktır. Hü­küm O'nundur. Ve siz ancak ona döndürüleceksiniz.". (Kasas: 88)

"O her şeyin yaratıcısıdır.". (Enam: 102, Rad: 16, Zümer: 62)

"Bilesinizki yaratmak da emretmek de O'na mah­sustur." (A'raf: 54)

"Onun benzeri hiçbir şey yoktur." (Şura: 11)

"Onun işi bir şeyi yaratmak istediği zaman sadece (ol) demektir. Ve o şey derhal oluverir. Ve siz elbette sa­dece ona döndürüleceksiniz." (Yasin: 82-83)

"Kullarım sana beni sorduğu vakit de ki: Ben her halde yakınım. Dua edenin duasını bana dua ettiği an­da işitir, ona karşılık veririm. O halde kullarım da be­nim davetime uysunlar ve bana inansınlar, umulur ki doğru yolu bulurlar.". (Bakara: 186)

"Göklerde ve yerde bulunanlar ister istemez secde ederler." (Rad: 15)

Ey İnsanlar! Sizi ve sizden öncekini yaratan Rab-binize ibadet ediniz, umulur ki böylce korunmuş olur­sunuz. O Rab ki yeri sizin için bir zemin, göğü de tavan yaptı. Gökten size bir su indirdi. O su sebebiyle türlü meyvelerden size bir rızık çıkardı. Bunları bilerek sa­kın Allah'a ortaklar koşmayın." (Bakara: 21-22)

"İşte bu ayetler İslâm'da tevhid inancının genel pren­siplerine değiniyor. Bu inançlarda Allah'ın irade edip kullanna emrettiği katıksız tevhid inancıdır. Ayetler iki varlı­ğa işaret ediyor: Birinci varlık her şeyi yaratan, evveli ahi­ri olmayan her şeyi bilen benzeri olmayan Allah Tealâ'nın varlığıdır. Diğer varlık ise; Allah'ın yarattığı ve yine Al­lah'a dönecek olan yaratıkların varlığıdır.

Bu düşüncenin insanın iç âlemine yerleşmesi, şahsi­yetinin oluşmasında rol oynayan ve yaşamını biçimlendi­ren bir çok neticeler doğuracaktır.". (lel-Felsefetül-Kur'aniyye, 101.) [6]

 

Allah'ın Varlığının Delilleri

 

Allah'n varlığını ispatlayan delilleri fıtri, akli ve Kur'an mucizesi delili olmak üzere üç grupta toplaya­biliriz. [7]

 

a) Fıtri Delil.

 

Allah'ın varlığını fark eden, insanın içinde köksalan bu his fitri bir duygudur. Allah insanları bu fıtrat üzere ya­ratmıştır. Din duygusu diye ifade edilen de budur.

"Rasûlüm) Sen yüzünü hanif olarak dine Allah in­sanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa o fıtrata çevir. Al­lah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler. Hepiniz O'na yönelerek O'na karşı gelmekten sakının, namazı kılın; müşriklerden olmayın.". (Rum: 30-31)

Ebu Hüreyre şöyle rivayet ediyor: "Her doğan (İs­lâm) fıtratı üzere doğar. Sonra anasıyla babası onu Yahudi veya Hristiyan veya mecüsi yaparlar. Nasılki her hayvanın yavrusu bütün azalan tam olarak doğar. Hiç o yavrusunun burnunda kulağında eksik, kesik bir şey görülür mü?" Sonra EbuHüreyre diyor ki: Dilerseniz (şu ayeti) okuyun: "Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa o fıtrata çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur, işte dosdoğ­ru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.". (Buhâ-rı)

Hadis-i şerifin anlamı şudur: Her doğan, hakkı benim­semekten ibaret olan İslâm fıtratı üzerine doğar. Fakat da­ha sonra çevre ona engel olur. Bu şuur bazı sebeplerle unutulur. Ama yine de onu rahat bırakmayan acılar ve sı­kıntılarla uyandırır. Şu ayeti kerimede buna işaret etmekte­dir: "İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak bize dua eder. Fakat biz onların sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan Ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gi­der.". (Yunus: 12)

"İnsanlar bir darlığa uğrayınca, Rablerine yönele­rek O'na yalvarırlar." (Rum: 33)

"Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman dini tamamen Allah'a has kılarak (ihlasla) O'na yalvarır­lar.", (Lokman: 32) [8]

 

b)- Akli Delil:

 

İslâm'ın, aklı uyarmak ve onu düşünmeye sevketmek konusunda en büyük gayesi; insanı hayat kanunlarına, ka­inat düzenine ve eşyaların hakikatlerine ulaştırmak ve bunları anlamaya çağırmaktır. Çünkü insan bu yolla evre­nin yaratıcısını düşünür ve neticede onu tanır. İşte bu Kur'an'ı Kerim'in, Allah'ın varlığını kanıtlarken izlediği metodlardan biridir. O aklı uyarır ve önüne tabiat kitabını açar ki; böylece O'nun kemal ve büyüklük sıfatlarını, azametini, küdsiyetinin delillerini, ilminin genişliğini, kudre­tinin geçerliliğini ve tek yaratıcı ve icad edicinin o olduğu­nu anlasın ve bilsin.

Allah Tealâ insana, gökler ve yer saltanatına ve içinde geçen olaylara bakmasını emretmiştir. Şüphe yok ki, birbi­rine bağlı olarak "her sonradan olan" bir "var eden"e muhtaçtır. Zaruri olarak anlaşılıyor ki, bu kâinatın ibadet edilmeye ve kulu olunmaya layık bir yaratıcısı vardır.

Şimdi akli yollarla Allah'ın varlığını isbat eden ayet­lere bir göz atalım:

"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündü­zün birbiri ardınca gelip gidişinde aklı selim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. Ayakta dururken otururken, yanlan üzerine yatarken Allah'ı ananlar (şöyle dua ederler): Rabbimiz sen bunu boşuna yarat­madın. Seni teşbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru.". (Ali İmran: 90-91)

"De ki!: Göklerde ve yerde neler var. Bakın (da ib­ret alın.)". (Yunus: 101)

"Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için bir çok ayetler vardır." (Casiye: 3)

"De ki!: Hamdolsun Allah'a, selâm olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı hayırlı yoksa O'na koştukla­rı ortaklar mı? (Onlar mı hayırlı) yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? Çünkü biz onunla bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirmişizdir. Allah'la beraber başka bir ilâh mı var? Doğrusu onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir. (Onlar mı hayırlı) yoksa yeryüzünü oturma­ya elverişli kılan, aralarından nehirler akıtan, onun için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka ilâh var öyle mi? Doğrusu onların çoğu (hakikatleri) bilmiyorlar. (Onlar mı ha­yırlı) yoksa kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşı­lık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzü­nün hakimleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Ne kıt düşünüyorsunuz. (Onlar mı hayırlı) yoksa karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurunun) önünde rüzgârla­rı müjdeci olarak gönderen mi? Allah'ın yanında baş­ka bir tanrı var öyle mi? Allah onların koştukları or­taklardan çok yücedir, münezzehtir. (Onlar mı hayırlı) yoksa önce yaratan; sonra yaratmayı tekrar eden ve si­zi hem gökten hem yerden rizıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? de ki: Eğer doğru söy­lüyorsanız, kesin delilinizi getirin haydi." (Nemi: 59-64)

"Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanların faydasına olan şeyleri denizde taşıyarak yüzüp giden gemilerde, Allah'ın gökten indirdiği bir su ile Ölmüş olan toprağı diriltmesinde, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında rüzgarları ve yer ile gök arasında emre âmâde bekleyen bulutları döndürmesinde, elbette dü­şünen bir topluluk için çok deliller vardır.". (Bakara: 164)

"Kesin olarak inananlar için yeryüzünde işaretler vardır. Kendi nefislerinde de ibretler vardır. Görmü­yor musunuz?". (Zariyat: 20-21)

"Ondan sonra yerküreyi (geord şeklinde) yuvar­lattı.". (Nasiret: 30)

"Kendisine hayat verdiğimiz ölü toprak hakikatte bir ibret âyetidir. Çünkü biz onu yağmurla dirilttik de ondan pek çok tarım ürünleri çıkardık. İşte onlar bun­lardan yerler. Biz yeryüzünde nice, nice hurma bahçe­leri, üzüm bağları yarattık ve oralarda birçok pınarlar kaynattık. Onların meyvelerinden ve elleriyle bunlar­dan imal ettiklerinden yemeleri için (bu nimetleri ver­dik.). Hal böyleyken onlar şükretmezler mi? Yerin bi­tirdiklerinden, insanoğlunun kendi varlığından ve he­nüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri ya­ratan Allah'ı teşbih ederim. Gecede onlar için bir ibret âyetidir. Biz ondan gündüzü sıyırıp çekeriz de, onlar karanlıklara gömülürler. Güneş kendine mahsus yö­rüngesinde akıp gitmektedir. İşte bu aziz ve alim olan Allah'ın takdiridir. Ay için bir takım menziller tayin ettik. Nihayet o, eğri hurma dalı gibi olur da geri dö­ner. Ne güneş aya yetişebilir ne de gece gündüzü geçe­bilir. Bunlardan her biri belli bir yürüngede yüzmeye devam ederler. (Yasin: 33-40)

"Gökte burçları vareden, onların içinde bir kandil ve aydınlatıcı bir ay vareden Allah yüceler yücesidir.". (Furkan: 61)

"Biz yakın göğü, bir süslü yıldızlarla süsledik.". (Safaât: 6)

"Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, bi­lirseniz gerçekten bu büyük bir yemindir.". (Vakıa: 75-76)

"Şüphesiz Allah tohum ve çekirdeği yaran, ölüden diri, diriden Ölü çıkarandır. İşte size vasıfları anlatılan o zat Allah'tır. O halde (ona imandan) nasıl çevriliyorsunuz?". (En'am: 95)

"O gökten suyu indirendir. İşte biz, bitip gelişen her bitkiyi onunla yetiştirdik. O bitkiden bir yeşillik çı­kardık ki ondan birbiri üzerine binmiş taneler çıkart­tık. Hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, bir kısmı birbirine benzeyen, bir kısmı da ben­zemeyen zeytin ve nar bahçeleri çıkardık. Meyve verir­ken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın! Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ib­retler vardır." (En'am: 99)

"Yeryüzüne bir bakmadılar mı ki orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz. Şüphesiz bunlarda bi­rer nişane vardır; ama çoğu iman etmezler.". (Şuara: 7-

"Allah her canlı şeyi sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üzerinde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür.

Allah dilediğini yapar; çünkü Allah her şeye ka­dirdir.". (Nur: 45)

"Üstlerinde kanatlarını açıp kapatarak uçan kuş­ları görmediler mi? Onları Rahman olan Allah'dan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi görmektedir.". (Mülk: 19)

"Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlar­dan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine ev­ler edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylanın yollarına git. Onların ka­rınlarından renkleri çeşitli bir şerbet çıkar.Onda insan­lar için bir şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir ka­vim için büyük bir ibret vardır.". (Nahl: 68-69)

"Kendi nefislerinde de ibretler vardır. Görmüyor musunuz? Rızkınızda, size vadedilen şeylerde semada­dır. Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir. (Zariyat: 21-23)

"Andolsun ki biz insanı çamurdan (süzülüp çıka­rılmış) bir özden yarattık. Sonra onu emin ve sağlam karargahta nutfe haline getirdik. Sonra nutfeyi bir kan pıhtısı haline soktuk; bu bir lokmacık eti kemiklere çe­virdik. Bu kemikleri etle kapladık. Sonunda onu bam­başka bir yaratık olarak teşekkül ettirdik. -Yapıp- Ya­ratanların en güzeli olan Allah pek yücedir. (Müminun: 12-14)

"İnsan kendisinin kemiklerini bir araya toplaya-mayacağımızı sanar öyle mi? Evet, bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz ye­ter.". (Kiyamet: 3-4)

"Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. O mutlak güç ve hikmet sa­hibidir.". (Ali İmran: 6)

"Mezkur ayetleri serdettikten sonra görülüyor ki Al­lah Tealâ insan aklını "Büyük Hakikat"e çeviriyor ki O;da Allah'ın varlığıdır. Zaten bu O' Allah'ın yarattığı ta­biatın kâinatın nişanelerinden bellidir. Kainattaki herşey O'na muhtaçtır ve dolayısıyla Allah'ın varlığına şahittir­ler... Feza âlemi ve içinde bulunan güneş, ay ve yıldızlar, gezegenler, yeryüzü ve içinde bulunan insanlar, hayvanlar, bitkiler ve cansız varlıklar...

Bu âlemi bir araya getiren ve iyice sağlamlaştıran bu sapasağlam bağlantı ve ipincecik düzen...

İşte bunların hepsi sadece yegâne bir gerçeği ortaya koyar: Allah vardır ve bunları yaratan, yoktan vareden yal­nız ve yalnızca O'dur. Nasıl ki hiçbir sanat eseri sanatçısı olmadan meydana gelmiyorsa, en değerli'sanatsal değere sahip olan bu alemde elbetteki sanatkarsız olmaz.

Eğer akıl, yapıcısı olmayan bir uçağın göklerde uçma­sını, üreteni olmayan bir denizaltının da denizin derinlikle­rine dalmasını imkânsız görüyorsa, bu demektir ki; o akıl, kesin olarak bu benzersiz âlemin ve güzel tabiatın da bir yaratanın varlığına inanıyor. Böylece bu ahenk ve düzen bozulmuyor." (Seyyd Sabit el- Akidetül-İslamiyye, 39.) [9]

 

c) Kur'an-ı Kerim Delaleti.

 

Kur'an'ı Kerim Allah'ın varlığını kanıtlayan delille­rin en hayırlısıdır. Çünkü alemlere önder, yol gösterici ol­mak üzere Rasûlü Muhammed'e (a.s.) indirdiği Kitap o ki­taptır. Ayetleri; pek hikmetli, ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ifade edilmiştir. O bir mucizedir. O'nu korumayı Allah Tealâ kendi üzerine almıştır: "Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyaca­ğız.". (Hicr: 9)

Malumdur ki kendisine Kitap indirilen Rasûlüllah (s.a.v.) okurna-yazma bilmeyen bir yüce zattır. Buna rağ­men Kur'an'ı Kerim Araplara meydan okumuş ve onları Kur'an'in bir benzerini veya bir süresinin bir benzerini meydana getirmeye çağırmıştır. Fakat onlar bunu başara­mamış, âciz kalmışlardır. Sebebi de Kur'an'm, yaratıcı olan Allah tarafından vahyedilmiş olmasıdır.

"Deki! Andolsun ki; Kur'an'm bir benzerini orta­ya koymak üzere insanlar ve cinler bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, O'nun benzerini ortaya getiremezler.". (İsra: 88)

"Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi O'nun benzeri bir süre getirin eğer iddianızda doğru iseniz. Allah'dan gayrı şahitlerinizi de çağırınız. Bunu yapamazsanız -ki elbet­te yapamayacaksınız- yakıtı insan ve taş olan ateşten sakının. Çünkü (o ateş) kafirler için hazırlanmıştır.". (Bakara: 23-24)

Nitekim Kur'an'ı Kerim'in ince sağlam düzeni de O' nun Allah tarafından indirilen bir kitap olduğunu ispatlar..

"Hâlâ Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecek­ler mi? Eğer O, Allah'tan başkası tarafından gelmiş ol­saydı, O'nda birçok tutarsızlık bulurlardı.". (Nisa: 82)

İşte bu Kur'an'ı Kerim, Alemlerin Rabbi olan Al­lah'ın kelamıdır. Bu söz insanların, dinlemeğe, okumağa alışageldikleri türden bir şey değildir. Hiçbir kelâm, söz, ibare ona benzeyemez. Hiç kimsenin yapamayacağı muci­zevi bir eserdir. Bu da Allah'ın varlığının delilidir. O Allah ki Kur'an'ı, Rasûlü Muhammed'e (a.s.v) alemlere uyarıcı olsun diye indirdi:

"Alemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed'e furkanı indiren Allah, yüceler yücesidir.". (Furkan: 1)

Hazret-i Ali (r.a.) bir hutbesinde şöyle buyuruyor: "O Kur'an'da her şeyin izahı vardır. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: "Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.". (E-nam: 38)

Bu ayetler birbirini tasdik eder ve aralarında kesinlik­le çelişki yoktur. Allah Tealâ şöyle buyuruyor: "Eğer O, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı O'nda bir çok tutarsızlık bulunurdu.". (Nisa: 82)

Zahiri çok hoş, batını da çok derindir. Güzellikleri bitmez hoşluklaf1 tükenmez. Karanlıklar ancak onunla ay­dınlanır.".

İmam SUî'ûti der ki: "Kur'an, ilimlerin menbaı ve ilimler güneşi^11 doğma yeridir. Allah her şeyin bilgisini ona bırakmış, sapıklığın da hidâyetin de ayırımını onda yapmıştır Görüsün ^ ner bilim ondan yardım bekler ve ona dayanır. Fakih» hükümleri ondan çıkarır. Haram helâli ondan elde ed^r- Nahivci de irab kaidelerini onun üzerine kurar Yanlış ve doğruyu anlamak için ona müracaat eder. Beyan ilmiyle uğraşan da onun sayesinde güzel ifadeler kullanabilir B^a§ât, metodlarını ona göre düzenler ve ka­lıp döker. O'fl^a' basiret sahipleri için birçok kıssalar ve haberler fikir ve ^ret sahipleri içinde birçok vaazlar ve örnekler vardıf- Bunların dışında sayısız bilim dalları var­dır ki onlar d^Kur'an'ı Kerim'den istifade ederler. Buna rağmen akıllaf1 kahredecek ve kalpleri sıkıştıracak kadar fasih ve beliği ve gayblan bilen Allah'tan başka kimse­nin kadir olatftf30^1 mucizevi bir sisteme sahiptir.". (Ce-laleddin es suYut*' eı-İtkan Fi Ulumil Kur'an, 1/34)

Kur'an'ı £erim'i öğretmek hakkında Rasûlüllah (sav) şöyle buyuruyor; "Sizin en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir. [10]

 

Tevhid'in Çeşitleri

 

Allah'ın Tevmd Konusu Üç Kısma Ayrılır

1. Rubûbiyet Tevhidi.

2. Ulûhiyet Tevhidi.

3. İslam ve sıfatların Tevhidi. [11]

 

1. Rubûbiyet Tevhidi

 

Anlamı: Kesin olarak şöyle inanmak ve şunları itiraf etmektir: Allah Tealâ her şeyin Rabbidir. O'ndan başka Rab yoktur. Mahrukatın yaratıcısı yalnızca O'dur. Onların sahibi ve işlerinin düzenleyicisidir. Onları dirilten de, öl­düren de, fayda ve zarar veren de engel olan da, veren de O'dur. Yaratma ve emretme O'na aittir. Her şeyin mülkü O'nun elindedir. Kainatta "mutlak yapan" O'dur, ortağı da yoktur.

Allah'ın kaderine inanmakta bu bölüme girer. Yani her yoktan var edilen şey muhakkak Allah'ın bilgisinden, iradesinden ve kudretinden geçmiştir. Bu konuda Kur'an ayetleri pek çoktur:

"Bütün hamdler alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur." (Fatiha: 2)

"Bilesiniz ki yaratmak da emretmek de O'na mah­sustur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir." (Araf: 54)

"Bu "Rubûbiyet Tevhidi," tevhid'in diğer bölümleri­nin esasım teşkil etmektedir. Çünkü; ibadet ve itaat edil­meğe, boyun eğilmeye layık olan; yalnızca yaratıcı, mâlik ve evrenin idarecisi olan Allah'dır. Hamdler, şükürler, zi­kirler, dualar, ricalar ve korkular da yalnızca O'na aittir. İbadetler, sadece yaratma ve emretme kendisine mahsus olan Allah'a yapılabilir. Diğer bir açıdan da azamet güzel­lik ve olgunluk sıfatlarının sahibi de elbette malik ve mü­debbir olan Allah'dır. Çünkü bu sıfatlar yalnız âlemlerin Rabbinin olabilir. Zira diri olan, işiten, gören, kadîr olan istediğini yapan ve işlerinde ve sözlerinde hikmet sahibi olan da Rabb'den başkası olamaz.". (Şerhül-Akideti't-Tahaviyye, 76-77; Tefsiru Kurtubi, 1/127) [12]

 

2. Ulûhiyet Tevhidi

 

Bunun anlamı şüphesiz olarak şu inancı taşımaktır:

Tek ilâh Allah Tealâ'dır. İbadete layık olan da sadece O'dur. Hiçbir şeye öncelik tanımadan, Allah'ı samimiyetle sevmek, duayı,tevekkülü, ricayı, korkuyu itaati, boyun eğ­meyi vs. bütün ibadetleri yalnızca O'na yapmak.

Tevhidin bu nevi, diğer nevilerini de içine alır. Rubû-biyet tevhidine isim ve sıfatların tevhidi de girer. Fakat ter­si mümkün değildir. Çünkü kulun Allah'ı rububiyetle tev­hidi, O'nu ulûhiyet konusunda da tevhid etmesini gerektir­mez. Rabliğini kabul eder fakat Rabbine ibâdet etmeyebilir. İsim ve sıfatların tevhidi de böyledir; diğerlerini kapsamaz. Fakat Allah'ın tek olduğunu ikrar eden kul aynı zamanda, ibadet edilenin yalnızca O olup O'ndan başkası olamayaca­ğına inanıyor ve Allah'ın âlemlerin Rabbi olduğunu O'nun güzel olgun sıfatlara sahip bulunduğunu itiraf ediyor, de­mektir. Çünkü samimi kulluk Rabden başkasına ve noksan olanlara yapılmaz. Zira kul insanı' yaratıcısı olmayana ta­pabilir. Noksan olan bir varlığa ibadet edebilir. Bu sebeple kelime-i şehâdet, tevhidin bütün çeşitlerini kapsar. Çünkü onun zarurû bir manası da Allah'ı ülühiyyette isim ve sıfat­larında tevhid etmektir. Tevhid bu açıdan dinin öncesi-son-rası açığı ve gizlisidir. Ve yine bu kulluk sebebiyle yaratık­lar yaratılmıştır. "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.". (Zariyat: 56). Peygamber­lerin gayesi ve davetlerinin özü de işte bu tevhid inancıdır. Ortağı olmayan, tek ilân olan Allah'a ibadet etmek"dir. "Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona;

"Benden başka ilah yoktur; şu halde bana kulluk edin." diye vahyetmiş olmayayım." (Enbiya: 25) Uluhiyyet [13]

 

Tevhidi İki Çeşittir

 

a. Allah'ın Varlığında ve O'nu Tanıma da Tevhid:

 

Bu, Allah Tealâ'nın isim ve sıfatlarının ve fiillerinin varlığını kanıtlamaktadır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. Allah Tealâ kendisinden bahsettiği gibi, yine bu konulan Rasûlüllah da (s.a.v.) ele almıştır. Nitekim Kur'an'ı Ke-rim'de ; Hadid ve Taha sürelerinin başında Haşr Sûresinin sonunda, Secde ve Âli İmran Sûresinin başında ve İhlas Sûresinin tamamında bu konu açıklanmıştır. [14]

 

b. Taleb ve Yönelişte Tevhid

 

Bu da Kâfirim Sûresinde, Âli İmran Sûresinin 64. ayetinde, A'raf Sûresinin başında ve sonunda Yasin Sûresi­nin başında, ortasında ve sonunda ve En'am Sûresinin ta­mamında belirtilmiştir.

Kur'an'ı Kerim'in çoğu sûreleri Ulûhiyet tevhidinin iki çeşidini de kapsar. Hatta bütün k. kerim. Zira k. kerim ya; Allah Tealâ'nın zatından, isimlerinden, sıfatlarından haber verir ki; bu haberi ve ilmi tevhiddir.

Ya da; ortağı olmayan, sadece Allah'a ibadete ve O'n­dan başkasına da tapınmamaya çağırır. İşte bu da talebi iradi tevhiddir, tevhid'in gerektirdiklerindendir. Ya da: Al­lah Tealâ'nın tevhid ehline olan ikramını, onlara dünyada yaptığı iyilikleri ve ahirette yapacağı ihsanları anlatır. Bu da tevhid mükafatıdır.

Ya da; şirk ehlinden, onlara dünya'da yaptıklarından ve ahirette vereceği cezalardan bahseder ki bu da tevhid çizgisinden sapanların cezalandır.

Kısaca K. Kerim tevhidden, tevhid ehlinden ve onla­rın mükâfatlarından; şirkden, şirk ehlinden ve onların kar­şılaşacakları azaplardan bahseder. [15]

 

3. İsim ve Sıfatların Tevhidi

 

Bunun anlamı, kesin olarak şöyle inanmaktır: Allah birdir. Bütün olgunluk sıfatlarına sahip ve noksanlık sıfat­larından münezzehtir. Allah Tealâ bu konuda tekdir. Bu isim ve sıfatları da Allah Tealâ veya Rasûlü tarafından Ki­tap ve Sünnette ifade edilen ve lafız ve manaları hiçbir de­ğişikliğe uğratılmadan eksiltilmeden; şekillendirme ve benzetmelerden kaçınılarak muhafaza edilendir. "Onun benzeri hiçbir şey yoktur.". (Şura: 11) "Hiçbir şey O'na eş veya denk değildir.". (İhlas: 4) İsimlerden maksat: Allah lafzı gibi sırf Allah Te-alâ'nın zatına delâlet eden kelimelerdir.

Sıfatlardan maksat: İlim, kudret gibi Allah'ın sıfatla­rından her hangi bir sıfata delâlet eden kelimelerdir. Rah­man kelimesi gibi bazı kelimeler hem isim hem de sıfat olabilirler. İsim oluşunun örnekleri:

"Rahman arşa istiva etmiştir.". (Tana: 5) "Rahman Kur'an'i öğretti.". (Rahman: 1) Sıfat oluşunun örnekleri: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.".

"O esirgeyen bağışlayandır.". (Haşr: 22)

İsim ve sıfatların Tevhidi üç esasa dayanır.

a- Allah'ı mahlûkata benzemekten ve noksanlıklar­dan tenzih etmek.

b- Ziyâde, noksanlık ve değiştirme yapmaksızın Kitap ve Sünnetteki bütün isim ve sıfatlara inanmak.

c- Bu sıfatların şekillerini düşünmemek.

Birinci esasa göre: Her müslümanın Allah'ı ortaktan, denk (eş)'den O'nu izni olmaksızın şefaatçiden tenzih et­mesi ve uyuma, yorulma, unutma, ölüm, zulüm gibi vasıf­ların Allah'da bulunmayacağına inanması gerekir.

İkinci esasa göre: Müslüman; Kitap ve Sünnette gel­diği gibi hiçbir değişiklik yapmaksızın isim ve sıfatlara i-man etmesi gerekir.

Üçüncü esasa göre de; Müslümanın bu isim ve sıfat­ların şekillerini düşünmemesi araştırmaması ve sormaması gerekir. Zira Ehli sünnetin çağunluğuna göre Allah Te-alâ'nın isim ve sıfatları tevkifidir, yani; Allah Tealâ'nın bunların manalarını bildirmesine ihtiyaç vardır. Bunlara Kitap ve Sünnette geldiği şekil üzere inanmak lazımdır.

İmam Ahmed b. Hanbel; "Kitap ve sünnetin dışında hiçbir vasıfla Allah Tealâ vasıflandrnlamaz." demektedir.

İbn-i Teymiye de şöyle diyor: "Hiçbir değişiklik, şe­killendirme ve benzetme yapmaksızın Allah'ın sıfatlanyla O'nu vasıflandırmak imanın gereğidir. Müminler Allah'ın benzeri olmadığına inanırlar. Kelimeleri yerlerinden oy­natmazlar. İsim ve sıfatları inkâr etmezler. Allah mahlû-kattm herhangi bir çeşidine de benzetmezler.

Anlatılanlardan da anlaşıldığı gibi şunlar Tevhid inan­cını sarsar:

1.  Tahrif; Kelimelerin lafızlarını ve manalarını fazla­lık katarak veya eksilterek değiştirmek.

2. Şekil kazandırmak.

3.  Mahlûkata benzetmek; Müşriklerin putları Allah'a benzetmeleri, hristiyanların Hz. İsa (a.s.)'ı Allah kabul etmesi gibi.

4. Ta'til ve ilhad: (Ta'til) Allah'ın mezkur ilahi sıfat­lara sahip olmadığını iddia etmek, isim ve sıfatlarının ol­madığını savunmak.

(İlhad) Kelimelerin lafız ve manalarını gerçeklerden saptırarak, başka yorumlar katmak.

Fahreddin Râzi bu konuyla ilgili olarak şöyle diyor:

Allah'ın isimlerinde ilhad üç türlüdür:

1.  Allah'dan başka varlıkları da ilâh olarak isimlen­dirmek. Putperestlerin putlara ilâh dedikleri gibi.

2.  Allah'a O'na yakışmayan bir isim vermek. Allah| Mesihin babasıdır, demek gibi.

3. Kişinin Yüce Allah'ı manası bilinmeyen ve sahibi-| de düşünülmeyen bir ifâdeyle anması gibi. [16]

 

Yüce Allah'ın İsimleri "Esma-İ Hüsna"

 

1-ALLAH: Doksandokuz ismiden birincisi Allah is­midir. Uluhiyyete mahsus sıfatların hepsini kendinde top­ladığı için "İsm-i Âzam"dır. Diğer isimler bir sıfat veya fiile delalet ederler. Ancak lafz-ı celâl bunların tümünü içi­ne alır.

2-ER-RAHMAN: Dünya'da sevdiği ve sevmediği herkesi nimetiendiren.

3-ER-RAHIM: Ahirette mü'min kullarını sonsuz ni­metlerle nzıklandıran.

4-EL-MELIK: Bütün kainatın sahibi ve hükmedicisi.

5-EL-KUDDÜS: Hatadan, gafletten ve hertürlü ek­siklikten uzaktır.

6-ES-SELÂM: Kullarını her türlü tehlikelerden ko­ruyan.

7-EL-MÜ'MİN: Kendine sığınanları koruyan.

8-EL-MÜHEYMİN: Gözeten ve koruyan.

9-EL-AZIZ: Mağlup edilmesi mümkün olmayan, galip.

10-EL-CABBAR: Dilediğini zorla yaptırmaya muk­tedir olan.

11-EL-MÜTEKEBBİR: Herşey ve hadisede büyük­lüğünü gösteren.

12-EL-HALİK: Yaratan, yoktan var eden.

13-EL-BARİ: Herşeyin âzâ ve cihazım birbirine uy­gun yaratan, kainattaki bütün yaratıklar lüzumlu hayat or-ganlarıyla, yaratılış gayesine uygun cihazlarla donatılmış­tır. Her yaratığın bir görevi vardır ve bütün yaratıklar tek bir mekanizma gibidir.

14-EL-MUSAVVİR: Her şeye şekil ve hususiyet ve­ren.

15-EL-GAFFAR: Bağışlaması çok olan.

16-EL-KAHHAR: Her istediğini yapacak güçte ga­lip ve hakim, o her şeyi kuşatandır. Bütün her şeyin boynu O'na karşı büküktür.

17-EL-VEHHAB: Çeçişt, çeşit nimetler bahşeden.

18-ER-REZZAK: Rizıklandıran. Yaratılmışlara fay­dalanacakları şeyleri veren.

19-EL-FETTAH: Her türlü müşkülleri açan, kolay­laştıran.

20-EL-ALİM: Her şeyi çok iyi bilen.

21-EL-KÂBİD: Sıkan, daraltan. Allah dilediği kulla­rına sıkıntı ve darlık vererek imtihan eder.

22-EL-BASÎT: Açan, genişleten. Dilediği kullarını bolluk ve sevinçle deneyen.

23-EL-HÂFID: Alçaltan, yüce Allah dilediği kulları­na şan şöhret ve zenginlik sahibi iken yaptıkları davranış­lardan ötürü al aşağı eder.

24-ER-RÂFİ: Yükselten.

25-EL-MUİZ: İzzet veren.

26-EL-MÜZÎL: Zillete düşüren, hor ve hakir eden.

27-ES-SEMF: Her şeyi işiten.

28-EL-BASÎR: Her şeyi gören.

29-EI-HAKEM: Her şeye hakkıyla hükmeden.

30-EL-ADL: Çok adaletli.

31-E1-LÂTIF: En ince işlerin bütün inceliklerini bilen.

32-EL-HABİR: Herşeyin içyüzünden, gizli taraflarından haberdar olan.

33-EL-HALIM: Merhameti çok olan, suçluları ba­ğışlayan.

34-EL-AZÎM: Azametli olan.

35-EL-ĞAFÛR: Bağışlaması bol olan.

36-EL-ŞEKÛR: Kendi rızası için yapılan iyi işleri daha fazlası ile mükafatlandıran.

37-EL-ÂLî: Pek yüksek.

38-EL-KEBIR: Pek büyük, göklerde ve yerde eşsiz tek büyük O'dur.

39-EL-HAFIZ: Yapılan işleri bütün tefsilatıyla tutan, her şeyi belirlenmiş vakte kadar afat ve belalardan sakla­yan.

40-EL-MUKIT: Her yaratılmışın azığını veren.

41-EL-HASİB: Herkesin hayatı boyunca yapıp, ettik­lerinin, bütün tafsilat ve teferruatıyla hesabını iyi bilen.

42-EL-CELİL: Celalet ve ululuk sahibi.

43-E1-KERİM: Keremi bol olan. Yoce Allah iyilik edenleri mükafatlandırır.

44-EL-RAKİB: Bütün varlıkları gözeten. Allah bü­tün kullarını görür ve herkese yaptığının karşılığını verir.

45-EL-MÜ'CİB: Kendine yalvaranların isteklerini veren.

46-E1-VASI: Geniş ve müsaadekar.

47-EL-HAKİM: Bütün emirleri ve işleri yerli y-erinde olan.

48-EL-VEDÜD: Sevilmeye ve dostluğunu kazanma­ya layık olan.

49-EL-MECİD: Şanı büyük ve yüce olan.

50-EL-BÂİS: Ölüleri dirilten.

51-EŞ-ŞEHİD: Her şeyi gözetip bilen.

52-EL-HAK: Varlığı hiç değişmeden duran.

53-EL-VEKİL: Kendisine güvenip dayananların işle­rini düzeltin.

54-EL-KAVİ: güçlü ve kuvvetli. Yüce Allah kayıtsız şartsız her şeye kadirdir.

55-EL-METİN: Çok güçlü ve sağlam. Yüce Allah kuvvet ve kudretinde metindir.

56-EL-VELÎ: İyi kullarına dost..

57-EL-HAMîD: Bütün varhklarca hamd edilen öğü-len.

58-EL-MUHSî: Her şeyin sayısını bilen.

59-EL-MUBDî: Her şeyi bir örneği yokken yoktan var eden.

60-EL-MUîD: Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.

61-EL-MUHYî: Can bağışlayan, sağlık veren.

62-MUMîT: Öldüren.

63-EL-HAY: Diri olan.

64-EL-KAYYÛM: Gökleri yeri ve her şeyi tutan. Yüce Allah her şeye taktir ettiği vakte kadar durmak için sebeplerini ihsan eden.

65-EL-VÂCİD: İstediğini, istediği vakit bulan.Hiç bir şey yüce Allaha karşı kendini gizleyemez.Her şey dâ­ima O'nun huzurundadır.

66-EL-MÂCİD: Şanı büyük olan.

67-EL-VÂHİD: Benzeri ve ortağı olmayan, tek.

68-ES-SAMED: İhtiyaçları ve ızdıraplan gideren.

69-EL-KÂDIR: İstediğini istediği gibi yapmaya gü­cü yeten.

70-E1-MUKTEDİR: Kudret ve kuvvet sahipleri üze­rine istediği gibi tasarruf eden.

71-EL-MUKADDİM: İstediğini ileri geçiren öne alan.

72-EL-MUHARRİR: İstediğini geri koyan arkaya bırakan.

73-EL-EL-EVVEL: Varlığının başlangıcı olmayan.

74-EL-AHIR: Son.Her şey biter helak olur ancak yü­ce Allah'ın varlığının sonu yoktur.

75-EZ-ZÂHİR: Aşikar. Yüce Allahm varlığı kesin ve aşikardır. Hissettiğimiz, gördüğümüz, dokunduğumuz her şey O'nun varlığına delalet eder.

76-EL-BATIN: Zatının görülmesi ve mahiyetinin bilinmesi açısından gizli.

77-EL-VALİ: Bu evreni ve burada olup biten her şe­yi idare eden. Kainatta olan her şey O'nun izni ve irade­siyle meyldana gelir. Bir yaprağın düşmesi, hakete geçen bir zerrenin kımıldayışı hep O'nun izin vermesiyle olur.

78-EL-MUTEÂL: Yüce ve ulu. Yaratılmışlar için düşünülebilecek her hal ve tavırdan Allah Teala uzak ve yücedir.

79-EL-BERR: İyiliği ve bahşişi bol olan. Yüce Allah kulları için daima kolaylık ve rahatlık ister. Zorluk iste­mez. Zorluk çıkaranları sevmez.

80-ET-TEVVÂB: Tövbeleri kabul edip, günahları bağışlayan.

81-EL-MUNTAKİM: Suçları adaleti ile hak ettikleri cezaya çarptıran.

82-EL-AFÜV: Afvı çok olan. 83-ER-RÂÛF: Şefkatli, çok merhametli. 84-MÂLİKÜ'L-MÜLK: Mülkün ebedi sahibi.

85-ZÜL-CELÂLİ VE'L-İKRÂM:Hem büyüklük sahibi, hemde fazl-ı kerem sahibi.

86-EL-MUKSİT: Bütün işlerini denk ve birbirineiıy-gun yapan.

87-EL-CAMİ: İstediğini istediği zaman, istediği yerde tophlayan, Yüce Allah; çürüyüp,suya, topraüğa. ha­vaya savrulmuş zerreleri toplayarak tekrar diriltecektii.

88-EL-GÂNİ: Çok zengin ve hiç bir şeye muhtaç ol­mayan.

89-EL-MUĞNİ: İstediğini zengin eden.

90-EL-MANİ: Bir şeyin meydana gelmesine müsa-da etmeyen.

91-EL-DÂRR: Elem ve mazarrat verici şeyleri yara­tan.

92-EN-NÂFİ: Hayır ve menfaat verici şeyleri yara­tan.

93-EN-NÛR: Alemleri nurlandıran zihinlerde ve gö­nüllerde nur yağdıran.

94-EL-HÂDİ: Hidayete erdiren.

95-EL-BEDİ: Bütün her şeyi yoktan icad eden.

96-EL-BÂKİ: Varlığı ebedi olan. Sonu olmayan.

97-EL-VÂRİS: Servetlerin gerçek sahibi.

98-ER-REŞİD: Bütün işleri ezeli taktirine göre yürü-tüp belli bir nizam ve hikmet üzere sonuca ulaştıran.

99-ES-SABÛR: Çok sabırlı.

Alimlere göre Allah Tealâ'nın isimleri bu kadarıyla sınırlı değildir. Hadiste belirtilmek istenen sayı değil, to kadarını sayanın cennete girebileceğidir.

Çünkü Allah Tealâ'nın bizlere bildirmediği bir takım isimleri de vardır. [17]

 

Yüce Allah'ın Sıfatları

 

Allah Tealâ'nın Kur'an'ı Kerim'de saydığı birçok sı­fatlan vardır. Fakat bunlar başlıca yirmi kadardır. Ve dörde ayrılırlar:

1.  Sıfat-ı Nefsiyye Allah'ın varlığını ifade eden sıfat­tır.

2.  Sıfat-ı selbiye Allah'a yakışmayan şeyleri Al­lah'tan izale eden sıfatlar.

3. Sıfatul Meâni: Allah'ın zatıyla kaim olan sıfatlar.

4.  Sıfatı Maneviyye: Sıfatul Meaniden kaynaklanan sıfatlar. [18]

 

Sıfat-ı Nefsiyye

 

Bundan maksad Allah'ın var olduğunu varlığım ge­rektiren vucüd sıfatıyla muttasıf olduğunu ifade etmektir. Bu yalnızca "Vücud" sıfatıdır.

Allah'ın varlığı mutlaktır. O'nun varlığı başka etken­lerden kaynaklanmaz. Varlığı vaciptir. Yokluğu kabul et­mez.

Kendisinden Başkalarının varlığı ise eksiktir. Her şey ona muhtaçtır.

"O size anlatılan Allah (c.c.)'tır. O'ndan başka İlah yoktur. O her şeyin yaratıcısıdır. Onun için O'na

kulluk edin,o her şeye vekildir." (En'am: 102) [19]

 

Sıfat-ı Selbiye

 

Bunlar Allah'a (c.c.) isnadı mümkün olmayan sıfatlan Allah'dan tenzih eden sıfatlardır. Beş tanedirler:

1. Vahdaniyet: Allah zatında, sıfatlarında ve işlerinde tektir.

Allah zatında tektir: Yani; Allah birdir. Cüzlerden de meydana gelmemiştir. Ortağı yoktur.

Allah sıfatlarında birdir. Yani; Hiç kimsede Allah'da bulunan sıfatlara benzer bir sıfat yoktur.

Allah fiillerinde tektir. Hiç kimse Allah gibi yapamaz. O herşeyi yapan, icad edendir. Bütün işler O'nun elindedir.

"Eğer yer ve gökte Allah'tan başka ilâhlar bulun­saydı yer ve gök kesinlikle bozulup giderdi." (Enbiya: 22)

"Allah evlat edinmemiştir. O'nunla beraber hiçbir İlah da yoktur. Aksi takdirde her ilah kendi yarattığını sevkü idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri di­ğerine galabe çalardı. Allah onların (müşriklerin) ya­kıştırdıkları şeylerden münezzehtir. (Müminûn: 91)

"De ki: Eğer söyledikleri gibi Allah'la beraber başka ilâhlarda bulunsaydı, o takdirde bu ilâhlar arşın sahibi olan Allah'a ulaşmak için çareler arayacaklardı. Allah onların söyledikleri şeylerden münezzehtir, son derece yücedir ve uludur.". (İsra: 1-2-43)

2. Kıdem: Allah'ın varlığının başlangıcı bulunmama­sı demektir.

el-Akidetüt-Tahaviyye'de şöyle denmektedir. (Allah c.c): "Başlangıcı olmayan ezeli, sonu olmayan ebedidir.".

"O hem eveldir, hem âhirdir." (Hadid: 3)

3. Beka: Allah'ın ebedi olması, dima var olması, var­lığının sonu olmamamasıdır.

"Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacak.". (Rahman: 26-27)

4. Kıyam Binefsihi: Allah (c.c.) kendi kendine kaim­dir. Başkasına muhtaç değildir. Allah her şeyden önce ve hatta zamandan bile önce vardı. "Allah sameddir." (Yani o hiçbir şeye muhtaç değil fakat her şey ona muhtaçtır. (İhlas: 2)

5.  Muhalefettin Li'1-Havadis: Allah Tealâ kainattan ve mahlukattan hiçbir şeye benzemez.

"Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O pek işiten ve görendir." (Şura: 11)

Ebu Hanife "el-Fıkhul-Ekber" adlı eserinde der ki: "O (Allah c.c.) mahlûkatından da hiçbir şeye benzemez. Bütün sıfatları mahlûkatmınkine zıttır. (Ondan başkadır). Bilir fakat bizim bilmemiz gibi değil. Her şeye gücü ye­tendir. Ancak bizim gibi değil. Görür fakat bizim görme­miz gibi değil." Allah'ın bütün sıfatları umumidir, kap­samlıdır. Mahlûkatın sıfatları ise kapsayıcı değildir. "En yüce sıfatlar ise Allah'a aittir. O her şeyden üstün ve hikmet sahibidir." (Nahl: 60) [20]

 

Sıfatü'l-Meânî

 

Bu sıfatlara subuti sıfatlar da denir. Bunlar Allah Te-alâ'nm zatıyla kaim olan sıfatlardır. Yedi tanedirler. Kud­ret, irade, ilim, semi, basar, kelam, hayat.

1. Kudret: Yüce Allah'ın zatıyla bulunan ezeli bir sıfattır. Allah her şeyi bununla yapar ve yok eder ve şekil­lendirir. Allah herşeyi kadirdir. Hiçbir şey onu aciz bıraka­maz.

Yeri, gökleri, gece ve güdüzü ve bütün evreni düşüne­rek bu sıfat idrak edilebilir.

"Mutlak hükümdarlık elinde olan Allah yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter. O öyle yüce Al­lah ki hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O mutlak galiptir, çok bağışlayandır.". (Mülk: 1-2)

"Ne göklerde ne de yerde Allah'ı aciz bırakacak bir güç yoktur. O, bilir ve güçlüdür.". (Fatır: 44)

"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocukları, dilediğine de erkek ço­cukları bahşeder. Yahut onları hem erkek hem kız ol­mak üzere çift verir. Dilediğini de kısır bırakır. O her şeyi bütünüyle bilendir, (her şeye) gücü yetendir.". (Şu­ra: 49-50)

2. İrade: Allah Tealâ'yla kaim ezeli bir sıfattır. Allah Tealâ bu sıfatla mümkinatı varlık yokluk ve şekille tahsis eder. Yani dilerse var eder, yok eder, kısa eder, uzun eder, âlim eder, cahil eder. Burada da yapar başka bir yerde de. Kâinatta dilediği gibi hareket edebilme yalnızca Allah'a aittir.

"Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona sö­zümüz sadece "ol" dememizdir. Hemen oluverir.".

(Nahl: 40)

"Allah bir topluma kötülük diledimi artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Al­lah'tan başka yardımcıları da yoktur.". (Rad: 11)

3. İlim: Yüce Allah'la kaim olan'ezelî bir sıfattır.

Bu sıfatla Allah her şeyi bilir ve bilgisiyle kaplar. Al­lah her şeyi bilendir. Geçmiş, şimdiki zaman, gelecek kı­saca her şey O'nun malumu olur.

Allah'ın bilgisi tamdır ve mekan'a bağlı değildir. Ka­inatın düzeni, sağlamlığı da bunun bariz delilidir.".

"Hiç yaratan bilmez mi O en ince işleri görüp bi­lendir. Ve her şeyden haberdardır.". (Mülk: 14)

"Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır.". (Tana: 98)

"O öyle bir Allah'tır ki O'ndan başka ilâh yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O esirgeyen bağışla­yandır.". (Haşr: 22)

"Allah kalblerinizde olanı bilir. Allah hakkıyla bi­len cezada acele etmeyendir.". (Ahzab: 51)

"Göklerde ve yerde olanları Allah'ın bildiğini gör­müyor musun? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dör­düncü mutlaka O'dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yer­de altıncısı mutlaka O'dur. Bunlardan az veya çok ol­sunlar ve nerde bulunursa bulunsunlar mutlaka O, on­larla beraberdir. Sonra kıyamet günü onlara yaptıkla­rını haber verecektir. Doğrusu Allah her şeyi bilen­dir,". (Mücadele: 7)

4. Semi: Allah'ın zatıyla kaim ezelî bir sıfattır. Dinle-nen-işitilen bütün varlıklarla ilgilidir. Ne hayalden ne de evhamdan kaynaklanır.

Allah her şeyi işitendir. O, karanlık gecede sonsuz çölde bile siyah karıncanın yürümesini işitir.

"Allah'a tevekkül et çünkü o çok iyi işiten ve pek iyi bilendir.". (Enfal: 61)

"Allah adaletle hükmeder. Onu bırakıp taptıkları ise hiç bir şeyle hükmedemezler. Şüphesiz Allah kak-kıyla işiten ve görendir.". (Gafir: 20)

5.  Basar: Allah'ın zatıyla kaim ezelî bir sıfattır. Gö­rünen varlıklara tealluk eder. Hayal ve evhamdan kaynak-| lanmaz. Duyu organlarının etkisiyle de oluşmaz.

"Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla görendir." (Mülk: 19) "Böyle iken kiminiz kafir kiminiz mümindir. Allah yaptıklarınızı görendin". (Teğabun: 2)

6. Kelâm: Allah Tealâ'nın zatıyla kaim ezeli bir sıfat­tır. Allah Tealâ bu sıfatla emreder nehyeder.

el-Akidetüt-Tahaviyye" adlı eserde şöyle denmekte­dir: "Kur'an Allah Kelamıdır. Söz biçimi olmaksızın Al-lah'dan sadır olmuştur. Allah onu vahiy ile peygamberine indirmiş, müminlerde onu hak olarak tasdik etmiş ve onun Allah kelamı olduğuna kesin iman etmişlerdir. İnsanların sözleri gibi mahlûk (yaratılmış) değildir. Kim onu dinler de beşer kelamı olduğunu iddia ederse şüphesiz kafir olur.".

"Ve Allah Musa ile de gerçketen konuştu." (Nisa: 164)

"De ki, Rabbimizin sözleri için derya mürekkeb olsa ve bir okadar da ilave getirsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenir.". (Kehf: 109)

"Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem deniz de mü­rekkep olsa ve hatta buna yedi deniz daha eklense yine Allah'ın sözleri yazmakla tükenmez.". (Lokman: 27)

7. Hayat: Allah Tealâ ile kaim ezeli bir sıfattır. Önc&j ki sıfatların varlığı bu sıfatla hasıl olabilir.

"Allah kendinden başka hiçbir ilâh bulunmayaı Allah'dir. O hayy ve kayyumdur.". (Bakara: 255)

"O daima diridir ondan başka hiçbir ilâh yoktur". (Gafir: 65) [21]

 

Sıfat-Maneviyye

 

Bu sıfatlar, mana sıfatlarının sonuçlan durumundadır. O sıfatlardan kaynaklanır. Mana sıfatlarına parelel olarak yedi tanedirler; Allah'ın; Kadir, Mürid, Alim, Semi, Basar, Mütekillim ve Hayy olmasıdır.

Bu sıfatlara sahip olmak, mana sıfatlarına sahip olma­nın gereği olduğundan bunlara da manevi sıfatlar denmiş­tir.

Zira kudret sıfatına sahip olmayana kadir; irade sıfatı­na sahip bulunmayana da mürid denemez. [22]

 

Tevhıd Akidesinden Doğan Neticeler

 

Şüphesiz ki Allah'a iman etmenin, tevhid inancının gerek fertlere nisbetle ve gerekse toplumlara nisbetle bir çok önemli sonuçlar doğurur. Bu sonuçlarından bazıları şunlardır:

1- Nefsi Başkalarının Tahakkümünden ve Korku­sundan Kurtarmak.

"Allah'ı bırakıp da sana fayda veya zarar verme­yecek şeylere tapma. Eğer bunu yaparsan o takdirde sen mutlaka zalimlerden olursun. Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse O'nun keremini ge­ri çevirecek yoktur. O hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Çünkü O çok bağışlayan pek esirgeyendir.".

(Yunus: 106-107)

2- Nefsi Hayat Korkusundan Kurtarmak

Zira mümin kesin olarak inanır ki ölüm de hayat da Allah'ın elindedir. Ne zaman olursa olsun hiçbir yaratık ömrünü kısaltamaz, uzatamaz.

"HiçUir kimse yok ki ölümü Allah'ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm) belli bir süreye göre yazılmıştır.". (Ali İmran: 145)

"Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır. Sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile." (Nisa: 78)

Bu inanç insanın kalbinde cesaret ve şecaat ruhu uyandırır. Çünkü mümin inanır ki ömür sınırlıdır. Eğer sa­vaşa gider de şehit düşerse o zaman da cennettedir.

3- Nefsi Rızık Korkusundan Kurtarmak

Müminin inanması gerekir ki; rızık veren Allah'dır. Hiç kimsenin hırsı teşvik edemeyeceği gibi istemeyenin de istememesi O'nu rızık vermekten alı koymaz.

"Allah kullarından dilediğine rızkı bol verir, dile­diğine de kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilen­dir.". (Ankebut: 61)

"Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı yalnızca Allah'ın üzerindedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. Çünkü (bunların) hepsi açık bir kitapta (Levhimahfuzda)dır.". (Hud: 6)

4-  İnsanı Sınıflaşma ve Makam Korkusundan Kurtarmak

"De ki mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine Verirsin ve mülkü dilediğinden geri, alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye ka­dirsin.". (Âli İmran: 26)

5- Güven Vermek ve Ümitsizliği Gidermek

"Onlar Allah'a) iman ederler ve gönülleri Allah'ı anmakla sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki kalbler ancak Allah'ı anmakla sükûnet bıriur." (Ra'd: 28)

"İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalp­lerine güven indiren O'dur.". (Fetih: 4)

6. İstikamet Üzere Olmayı Sağlamak

Yaşamında hiçbir şeyin kendine gizli kalmadığı, âlemlerin Rabbi olan Allah'ın istediği şekilde, ilâhi metod

üzere hareket etmek.

"Emrolunduğun gibi doğdoğru ol." (Şura: 15)

7- Dünya'da Hoş Bir Hayat Sağlamak, İmkanlar Tanımak ve Bereket Kapılarını Açmak.

"Erkek veya kadın kim mümin olarak iyi amel iş­lerse, onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız. Ve onla­rın mükafatlarım yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.". (Nahl: 97)

8- Mümini Düşmanlarından Korumak, Müdafa Etmek ve Onlara Karşı Onu Desteklemek.

"Bu yüzden) koruyucu olarak Allah en hayırlı olandır. O acıyanların en merhametlisidir.". (Yusuf: 64)

"Şüphesiz peygamberlerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında hem şahitlerin (şahitlik) edecek­leri günde yardımederiz.". (Gafir: 51)

9- İnsanı, Mal Şan-Şeref, Neseb, Makam Gibi Sos­yal Değerlere Tapmaktan korumak.

"Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üs­tün olanınız, O'ndan en çok korkamnızdır.". (Hücûrat:13)

"Ve ilave ettiler; Biz malca ve evlatça daha çoğuz, biz azaba uğratılacak da değiliz. De ki, Rabbim diledi­ğine bol rızık verir ve (dilediğinden) kısar; fakat insan­ların çoğu bilmezler. Hiç birinizin malları ve evlatları, huzurumuzda size bir yakınlık sağlamaz. İman edip iyi amellerde bulunanlar müstesna. Ancak onlara yaptık­larının kat kat fazlası vardır. Onlar (Cennet) odaların­da güven (ve huzur) içindedirler.". (Sebe: 35-37)

10- İnsanı, Dünya Lezzetlerinden ve Şehevi Arzu­lardan Emin Kılar.

"Kadınlardan, oğullardan, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşten,salma atlardan, sağmal hayvanlar­dan ve ekinlerden gelen zevklere düşkünlük ve bağlılık insanlar için bezenip süslendi.Bunlar dünya hayatının metaıdır. Nihayet varılacak güzel yer, Allah'ın huzuru­dur. (Rasûlüm) De ki; Size bunlardan daha iyisini bil­direyim mi? Takva sahipleri için Rableri yanında için­den ırmaklar akan ebediyyen kalacakları, tertemiz eş­ler ve (hepsinin üstünde) Allah'ın hoşnutluğu vardır. Allah kullarını çok iyi görür." (Âli İmran: 14-15)

11- "Ahirette Cennete Girmek.".

"İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için konak olarak Firdevs cennetleri vardır. Ora­da ebedi kalacaklar. Oradan hiç ayrılmak istemezler."

(Kehf: 107-108) [23]

 

Meleklere İman

 

"el-Melaike" kelimesi "melek" veya "melak" keli­mesinin çoğuludur. Aslı ise elçilik anlamına gelen "ülü-ke" kelimesinden türeyen "melekedir.

Melekler mahlûkatm bir çeşididir. Allah onları gökle­re yerleştirmiş, mahlûkatıyla ilgili görevleri onlara yükle­miştir. Onlar Allah'a isyan etmez ve emrolunanlanm he­men yaparlar. Gece gündüz Allah'ı tenzih ederler ve ke­sinlikle Allah'a isyan etmezler. Bu sebeple bizim onlar hakkında Kitap ve Sünnette varid olan haberlere inanıp bunun dışındaki bilgilerden kaçınmamız gerekir. Bu konu­lar bizim bilebileceğimiz konular değil. Bunları Allah ve Rasûlünün bildirmesiyle biliriz. (Fethu'1-Bari, 4/332; Şer-hu'1-Akidetü't-Tahaviyye, 15)

Meleklere imanda imanın rükünlerinden biridir. Bu Kitap ve Sünnetin kesin delilleriyle sabittir:

Kitaptan Delili: "Gönderilen peygamber, Rabbi ta­rafından kendisine gönderilene iman etti, mü'minler de iman ettiler. Onlardan her biri Allah'a O'nun me­leklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler.". (Bakara: 285)    

Sünnetten Delili: Cimril'in "İman nedir?" diye sor­duğu meşhur hadiste meleklere imanda belirtilmiştir. [24]

 

Yaratılışı Ve Özellikleri

 

Allah Tealâ melekleri Adem (a.s.)'den önce yaratmış­tır. "Hatırla ki Rabbin meleklere; Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar bizler hamdinle sana teşbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesad çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler. Allah onlara sizin bilemeyeceğinizi ben bili­rim, dedi.". (Bakara: 30)

Onlar nurdan yaratılmışlardır. Müslim'de Hz. Aişe (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Rasûlüllah şöyle buyur­muştur: "Melekler nurdan yaratıldı. Cinler de halis ateşten yaratıldı. Adem de size vasfedilenden yaratıl­dı." Buharı ve İmam Ahmed'in rivayetine göre Rasûlüllah (a.s.) Cibril'e; "Seni, bizi daha fazla ziyaretden alıkoyan nedir?" diye sordular, dedi ki: Hemen şu ayet nazil oldu: "Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önünüzde arka­nızda ve bunlar arasında olan her şey ona aittir. Senin Rabbin unutkan değildir.". (Meryem: 64) (Lübabü'n-Nükul-Fi Ashabi'n-Nükul, 408)

Melekler duyu organlarıyla anlaşılmayan latif bir gayb alemidirler. Onlar insanlar gibi değildirler.

Yemezler, içmezler, uyumazlar, evlenmezler, dişi-er-kek olma gibi özellikleri de yoktur. Hayvani arzulardan! uzak; günah ve hatalardan beridirler. Ademoğlunun nite-] lendirildiği hiçbir vasıfla vasıflanamazlar. İnsan suretin* ve diğer hissi suretlere bürünebilirler. Bu suretleri onlarJ asıl özelliklerini kaybettirmez. Harikulade güce sahiptirler.}

"Kitapta; Meryem'i de an." Hani o, ailesinden ay: rılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti. Meryem oni lara karşı bir perde çekmişti. Derken biz ona ruhumu* zu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şekj linde göründü.". (Meryem: 16-17)

"Andolsun ki elçilerimiz İbrahim'e müjde getirdîl ler de selâm (sana) dediler. O da (size de) selâm, dedr ve beklemeden kızartılmış bir buzağı getirdi. Ellerini, yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan kalbine bir korku girdi.

Dediler ki; korkma. Çünkü biz melekiz. Lut kav­mine gönderildik. O esnada hanımı ayakta idi (ve bu sözleri duyunca) güldü. O'na da İshak'ı, İshak'ın ar­dından da Yakub'u müjdeledik (İbrahim'in karısı), vah halime! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçketen şaşılacak bir şey, dedi. (Melekler) dediler ki: Allah'ın emrine şa­şıyor musun! Ey ev halkı Allah'ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinizedir. Şüphesiz ki o övülmeye layıktır, iyili­ği boldur.". (Hud: 69-73)

Ve sonraki ayetlerde Lut (a.s.)'un başına gelen hadi­seler.

Onların yaratılış şekillerinden biri de değişik kanatla­rının olmasıdır. "Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer üçer dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a hamdol-sun. O yaratmada (istediğine) dilediği kadar fazla ve­rir. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir.". (Fatır: 1)

Buhari ve Müslim'in rivayetine göre Rasûlüllah (a.s.) Cibril'i altıyüz kanatlı iken görmüştür. [25]

 

Sayıları ve Reisleri

 

Sayılan bilinemiyecek kadar çoktur. Reisleri ise üç­tür: Cebrail, Mikail, İsrail. Hayat görevleri bunlara veril­miştir. Vahiy, Cibrile; su ve yağmur işleri, Mikail'e, sura üfürme görevi de İsrafil'e verilmiştir.

Cebrail ve Mikail Kur'an'ı Kerim'de anılmışlardır.

"Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Al­lah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir hidayet rehbe­ri, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak O indirmiştir. Zira kim Allah'a, düş­man olursa bilsin ki Allah da inkarcı kafirlerin düşma­nıdır.". (Bakara: 97-98)

Kur'an'ı Kerim'de adı geçen meleklerden biri de Ce­hennem bekçisi olan "Malik"dir. "Ey Malik! Rabbin bi­zim işimizi bitirsin, diye seslendiler." (Zuhruf: 77)

Bazı meleklerin adları da sahih hadislerde zikredil­miştir. [26]

 

Görevleri

 

1. İbadet ve Teşbih

"Kuşkusuz Rabbin katmdakiler O'na kulluk et­mekten asla kibirlenmezler, O'nu teşbih eder ve yalnız O'na secde ederler.". (Araf: 206)

"Melekleri görürsün ki Rablerine hamd ile teşbih ederek arşın etrafını kuşatmışlardır. Artık aralarında adaletle hükmolunmuş ve "Alemlerin Rabbi olan Al­lah'a hamdolsun" denilmiştir.". (Zümer: 75).

2. Arşı Taşımak

Melekler onun (göğün) etrafındadır. O gün Rabbi-nin arşını, bunlarında üstünde (sekiz) (melek) yüklenir.

(Hakka: 17)

3. Cennet Ehlini Selâmlamak

"Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise bölük bölük cennete sevkedilir, oraya varıp da kapıları açıldı­ğında bekçileri onlara selam size tertemiz geldiniz ar­tık ebedî kalmak üzere girin buraya, derler.". (Zümer: 73)

4. Cehennem İşleri ve Ehliyle İlgilenmek            

"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında iri   gövdeli, sert tabiatlı, Allah'ın kendilerine buyurduğu­na karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır." (Tahrim: 6)

"Biz cehennem işlerine bakmakla ancak melekeri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkarcılar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptık". (Müddessir: 31)

5. Vahyi İnzal Etmek Vahiy meleği Cibril'dir.

"De ki! Cibril'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak O' indirmiştir.". (Bakara: 97)

6. Mükelleflerin Amellerini Sözlerini Gözetmek ve Onların Sayımı ve Yazımı. (Kiramen Katibin)

Allah bu görevleri yapan meleklere rakip (gözeten) ve atid (hazır bulunan) vasfını vermiştir.

"Andolsun ki insanı biz yarattık ve nefsinin kendi­sine fısıldadıklarım biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız. Çünkü onun sağında ve solunda oturan her davranışı yakalayıp tesbit eden iki melek vardır. İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında gözetleyen, dedik­lerini zapteden (bir) melek hazır bulunmasın.". (Kaf: 16-18)

"Şunu iyi biliniz ki; üzerinizde muhafızlık eden değerli kâtipler vardır. Onlar yapmakta olduklarınızı bilir ve yazar." (İnfitar: 10-12)

"Her insanın amel defterini boynuna astık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. Kitabını oku! Bugün sana hesap so-rucu olarak kendi nefsin yeter.". (İsra: 13-14)

Bir Kutsi hadisi şerifte, Rasûlüllah (sav), şöyle buyu­ruyor: "Allah Tealâ buyurdu ki; Kulum bir günah işle­mek istediği zaman, onu hemen yazmayın. İşlerse ona bir günah yazın. Kulun bir iyilik yapmak isterse ve he­nüz yapmamışsa ona bir sevap yazın. Eğer onu yapar­sa on olarak yazın." (Buhari-Müslim)

7. Ruhların Kabzı

"Nihayet birinize ölüm geldimi elçilerimiz (melekler) onun canını alırlar. Onlar asla geri kalmazlar."

(En'am: 61)

"De ki sana vekil kılman ölüm meleği canımızı ala­cak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz. (Secde: 11)

Cumhur Ulemaya göre ölüm meleği tektir. Fakat Al­lah Tealâ ona bir grup yardımcı melekler de vermiştir. O orduda bulunan komutan gibidir.

 

8. Tabiat Kanunlarını Allah'ın İradesine Göre Uy­gulamak

Gökler ve yeryüzü,bunların içindeki her türlü olay bu meleklerin işindir.

"Derken bir iş çevirenler.". (Naziat: 5)

"İşi ayıranlara.". (Zariyat: 6)

Kitab ve Sünnetten anlaşıldığına göre her türlü iş için ayrı ayrı melekler vardır. Allah Tealâ, dağlar, bulutlar, yağ­mur, insanın yaratılışı, kulun işlerini saymak ve yazmak, kabir suali i/s. her türlü olay ve işe ayrı, ayrı melekler tah­sis etmiştir.

Melekler Allah'ın en büyük ordusudur. "Yemin olsun iyilik için birbiri peşinden gönderilenlere.". (Mürselat: 1) "Hakikat tohumlarım yaydıkça yayanlara.". (Mürse­lat: 4) "Öğüt telkin edenlere.". (Mürselat: 5) "Söküp çı­karanları yavaşça çekenler, kolayca yüzenler, yarış edenler.". (Maziat: 1-4) "Saf saf dizilenler, toplayıp sü­renler, zikir okuyanlar.". (Zaffat: 1-3)

İşte bunlar Allah'ın melekleridir.

9. Müminlere Dua ve İstiğfarda Bulunmak "Arşı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunai

(melekler), Rablerini hamd ile teşbih ederler, ona iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını şöyle isterler: Ey Rabbimiz senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmış­tır. O halde tevbe eden ve senin yolunda gidenleri ba­ğışla onları cehennem azabından koru.

Rabbimiz onları da, onların atalarından zevcele­rinden nesillerinden iyi olanları da kendilerine vadetti-ğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz aziz ve hakim olan sensin. Bir de onları her türlü kötülüklerden koru. Sen kimi kötülükten korursan o gün muhakkak ki onu rah­metine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük kurtuluş­tur.". (Gafir: 7-9)

10. Sabah ve İkindi Namazlarında Bulunmaları

"... bir de sabah namazını (kıl) çünkü sabah nama­zı şahitlidir.". (İsra: 78)

Buharı ve Müslim'in rivayetine göre Rasûlüllah (a.s.) şöyle buyurmuşlardır: "Birbiri ardınca birtakım me­lekler geceleyin, birtakım melekler de gündüzleyin,sizin aranıza gelirler. Bunlar sabah namazı ile ikindi namazında toplanırlar. Sonra sizin aranızda geceleyenler semaya çı­karlar. Rableri kullarının hallerini pekale bildiği halde on­lara kullarımı ne halde bıraktınız? diye sorar. Melekler: Onları namaz kılarken bıraktık. Kendilerine vardığımız za­man dahi namaz kılarken bulduk, derler.".

11. Zikir Meclislerinde Bulunmaları

Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayetine göre Rasûlüllah (a.s.) şöyle buyurmuştur: Muhakkak Allah'ın yolda dola­şan, zikir ehlini arayan melekleri vardır.

Allah'ı zikreden bir topluluk görürler ve geliniz hace­tinize, diye nida ederler. O zikredenleri dünya semasına kadar kanatlarıyla kuşatırlar. Rableri kullarının durumunu onlardan daha iyi bildiği halde onlara: Kullarım ne diyor­lar? diye sorar.

— Seni teşbih ediyorlar, seni tekbir ediyorlar ve st ulutuyorlar." derler. Allah:(cc)

— Onlar beni gördüler mi? buyurur. Melekler:

— Hayır, vallahi seni görmediler." derler. Allah (cc) şayet beni görseler nasıl olurdu? buyurur. Melekler:

— Şayet seni görselerdi sana daha sağlam ibadet eder, seni daha fazla ulular ve sana daha çok teşbih ederlerdi, derler. Allah (cc):

— Benden ne istiyorlar? buyurur. Melekler:

— Senden cennet istiyorlar, derler. Allah:

— Onlar cenneti gördüler mi? buyurur. Melekler:

— Hayır vallahi Yarabbi cenneti görmediler, derler. Allah:

— Şayet onlar cenneti görseler nasıl olur? buyurur. Melekler:

— Onu daha şiddetle isterler, ve onun hakkındaki rağ­betleri de artar, derler. Allah:

—Onlar neden (korkup) sığınıyorlar?, buyurur.

Melekler:

Cehennemden, derler. (Allah (cc):

—Onlar cehennemi gördüler mi? buyurur. Melekler:

—Hayır vallahi onu görmediler, derler. Allah (cc):

—Onu görselerdi nasıl olurdular? buyurdu. Melekler:

— Şayet onu görselerdi ondan daha şiddetle kaçarlar daha fazla da korkarlardı, derler. Allah:

— Sizi şahit tutuyorum ki Ben onlan atfettim, buyu­rur. Meleklerden bir tanesi:

— Aralarında onlardan olmayan filan da var. Bir ihti­yaç için gelmişti, der. Allah: (cc)

  Onlar öyle bir cemaat ki onlarda oturan kimseler şaki olamazlar, buyurur.". (Buhari-Müslim)

12. İtim Ehlini Tebrik ve Onlara Karşı Tevazu:

Resûlüllah şöyle buyurmuşlardır: "Şüphesiz melekler ilim tahsil edenin yaptıklarından duydukları memnuniyet­leri sebebiyle kanatlarını (talebelerin ayaklarının altına) sererler."

13. Kur'an Okunurken İnmeleri ve Dinlemeleri:

Ebu Said el-Hudri'den rivayet edildiğine göre bir ge­ce Useyd b. Hudayr hurma harmanında (Kur'an) okurken birden bire atı şahlanmış. Fakat yine o okumaya devam et­miş. Sonra at tekrar şahlanmış.

İbn-i Hudayr demiş ki: Atın (oğlum) Yahya'yı çiğne­mesinden korktum. Kalkıp yanına gittim. Bir de ne göre­yim. Başımın üstünde gölgelik gibi bir şey! İçinde kandil­lere benzer birşeyler var. Bu gölgelik göğe çıktı, hatta onu göremez oldum. Ertesi sabah Resûlüllah (a.s.)'a giderek:

— Ya Resûlüllah! Dün akşam ben gece yansı hurma harmanında Kur'an okurken birden atım şahlandı." dedim. Resûlüllah hemen:

— Oku ibn-i Hudayr, buyurdular. (Dedem ki):

— Ben yine okudum. Fakat hayvan sonra tekrar şah­landı. Resûlüllah yine:

— Oku İbn-i Hudayr, buyurdular. (Dedem ki):

__Ben artık okumaktan vazgeçtim. (Oğlum) Yahya ata yakındı. Onu çiğner diye korktum. O sırada gölgelik gi­bi birşey gördüm. İçinde kandillere benzeyen birşeyler vardı. Bu gölgelik göğe çıktı. Nihayet onu göremez ol­dum.".

Bunun üzerine Rasûlüllah (a.s.):

— Bunlar meleklerdir. Seni dinliyorlarmış. Eğer oku­maya devam etseydin, sabaha kadar seni dinlerler, halkta onları görür, halktan gizlenmezlerdi." buyurdular. (Buhari-Müslim.).

14. Namaz Kılanlarla Beraber "AMİN" Demeleri:

Peygamberimiz (a.s.) şöyle buyururlar: "İmam; "Ga­zaba uğramışların ve sapıkların yoluna değil" ayetini oku­duğu zaman. Amin deyin. Zira melekler de amin, der. İmam da amin der. Her kim meleklerle beraber âmin, der­se geçmiş günahları bağışlanır.

15.  Müminlere Özellikle Onlardan İlim Ehline D-ua Etmeleri:

"Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üze­rinize melekleriyle beraber rahmetini gönderen O'dur. Allah, müminlere karşı çok merhametlidir.". (Ahzab:43)

Diğer bir rivayete göre Resûlüllah şöyle buyurmuşlar­dır: "Şüphesiz ki Allah, melekler ve gökler ile yeryüzünün ehli insanlara hayrı Öğretenlere elbette salat eder.".

16. Hakkı ve Hayrı İlham Etmek Suretiyle İnsan­da Bulunan Ruhi Güçleri Gayrete Getirmek (Uyandirmak).

İbn-i Mesud (r.a.)'un rivayet ettiğine göre Resûlüllah (a.s.) şöyle buyurmuşlardır:

"Şüphesiz ki şeytanın Ademoğlu için kalbe inmesi ve meleğinde kalbe inmesi vardır. Şeytanın kalbe inme­si şerri vadetmek, hakkı yalanlamaktır. Meleğin kalbe girmesi ise hayrı vadetmek ve hakkı tasdik etmektir. Her kim bundan (meleğin kalbe girmesinden birşey se­zerse bilsin ki o Allah'tandır, ona hamdetsin. Her kim diğerini sezerse şeytandan (Allah'a) sığınsın. Sonra da (Rasûlüllah (a.s.) şu ayeti okudu; "Şeytan sizi fakirlikle tehdit eder ve sizin cimri olmanızı emreder. Allah ise size katından mağfiret ve lütuf vadeden Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir.". (Bakara: 263)

Şeytanın kalbe girmesi vesvese ile, meleğin kalbe gir­mesi ise ilham ile olur.

17. Allah'ın Sevdiğini ve Sevmediğini İlan Etmek

Müslim Resûlüllah (a.s.)'ın şöyle buyurduğunu riva­yet eder: "Allah Tealâ bir kulunu sevdiği zaman Cibril'i çağırır ve buyururki; Ben falanı seviyorum sen de onu sev. Cibril de onu sever. Sonra gökyüzünde nida eder ve der ki: "Allah falanı sever siz de onu sevin.". Gök ehli de onu se­ver. Sonra o yeryüzünde de (İnsanlar tarafından) kabul gö­rür. Bir kuluna da buğz ettiği zaman Cibril'i çağırır ve der ki, "Ben falana buğzediyorum, sen de buğzet." Cibril de ona buğzeder. Sonra gök ehline şöyle nida eder: "Allah fa­lan kuluna buğzetti sîz de ona buğzedin."

Sonra yeryüzünde de (herkes tarafından) buğz ile kar­şılanır.".

18.  Müminleri Güçlendirmeleri ve Onlara Destek Olmaları.

"Hani Rabbin meleklere; "Muhakkak ben sizinle beraberim, haydi iman edenlere destek olun." diy* vahyediyor.". (Enfal: 12)

19.  Temiz Kimseler Ölürken Onları Selamlama] ve Müjdelemek.

"Kafir ve fasıkların ise (o anda) yüzlerine ve arka­larına vururlar.".

"(Onlar) Meleklerin "Selâm sizin üzerinize ol­sun"... diyerek iyilikle canlarını aldıkları kimselerdir." (Nahl: 32)

"Şüphesiz Rabbimiz Allah'tır, deyip sonra dosdoğ­ru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara; "korkmayın, üzülmeyin, size vadolunan cennetle sevi­nin, derler.". (Fussulet: 30)

"Melekler o kafirlerin yüzlerine ve arkalarına vu­rarak canlarını alırken onları bir görseydin.". (Enfal: 50)

20.  İnsanı Hayat Merhalelerinde Çeşitli İşlerinde Korumak:

"Onun önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçi (Melek)Ier vardır.". (Ra'd: 11)

"O kullarının üzerinde yegane kudret ve tasarruf sahibidir. Size koruyucu (melekler) gönderir." (En'am: 61) [27]

 

Cinler

 

Mümin akidesinin ikinci rüknü olan Meleklere İman konusunu işledikten sonra şimdi de cinler mevzuuna deği­neceğiz. Zira onların varlığına inanmak İslam akidesinin bir parçasıdır. [28]

 

İsimleri

 

Cinlere gizlendiklerinden dolayı Cin adı verilmiştir. Çünkü "ictinas" gizlenmek anlamındadır. Cennet de ehlini ağaçlarıyla gizlediğinden bu adı almıştır.

Kur'an'ı Kerim'de cinn, cânn ve cinnet adlarıyla anıl­mışlardır. Erkeklerine cinni, dişilerine ise cinniyye adı ve­rilir. [29]

 

Özellikleri

 

Onlar insanlar gibi mükellef ve akıllı yaratıklardır. Fakat insan yapısından farklıdırlar. Duyu organlarıyla an­laşılmazlar. Tabiatları üzere ve gerçek şekilleriyle görün­mezler. İstedikleri şekle bürünürler. Fakat girdikleri şekil onları bağlar, yani; bir cinni, insan veya kuş suretine girse, biri de ona oku yöneltse ok atsa, o eziyet görür yaralanır. Fakat melekler böyle değildirler.

Cinler de insanlar gibi evlenirler, çoğalırlar, zürriyet-leri de olur. Yerler içerler insanlar gibi onlar da gaybı bil­mezler. Bir keresinde Süleyman (a.s.)'a mahkûm olmuş­lardı.

"Rabbinûı izniyle cinlerden bir kısmı, onun önün­de çalışırdı. Onlardan kim emrimizden sapsa ona alevli azabı tattırırdık. Onlar Süleyman'a kalelerden, heykel­lerden havuzlar kadar (geniş) leğenlerden, sabit kazan­lardan ne dilerse yaparlardı.". (Sebe: 12-13) [30]

 

Varlıkları ve Bunun Delilleri

 

Onların varlığı Kitap ve Sünnetle sabittir. [31]

 

1- Kitaptan Delili

Cin Sûresine ek olarak, Kur'an'ı Kerim bir çok yerin­de onlardan bahsetmiştir. Onlardan bir kaçı:

"Ben cinleri ve insanları sadece bana ibadet etsin­ler, diye yarattım.". (Zariyat: 56)

"Hani cinlerden bir grubu Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik.". (Ahkaf: 29)

2- Sünnetten Delili

Sünneti Nebeviyede de cinlerin varlıklarını isbat eden ve onlardan haber veren bir çok hadisi şerif vardır. Onlar­dan bir kaçı:

"Rasûlüllah (sav) ashabından bir cemalle birlikte Ukâz panayırına gitmeğe kasdederek yola çıktılar. O tarih­te şeytanlara gökten haber almak yasaklanmış; üzerlerine göktaşları atılmış,bunun üzerine şeytanlar kavimlerinin ya­nma dönmüşler. Kavimleri onlara: Size ne oldu? demişler. Şeytanlar: Semadan haber almaktan menedildik. Üzerimi­ze göktaşları gönderildi, diye cevap vermişler. Kavimleri:

Bu mutlak yeni meydana gelmiş birşeyden olacak. Siz hemen yeryüzünün doğusunu batısını dolaşın da bakın se­madan haber almamıza mani olan bu şey nedir? demişler. Tihame taraflarını tutan takım Ukâz panayırına gitmekte olan Peygamber (sav) Nahle denilen yerde ashabına sabah namazı kıldırırken onun yanına uğramışlar. Cinler Kur'an'ı işitince onu dinlemişler ve (birbirlerine) semedan haber almanızı engelleyen işte budur, 'demişler. Sonra ka­vimlerine dönerek:

"Ey kavmimiz! Biz doğru yolu gösteren şaşılacak bir kıraat dinledik. Ve ona iman ettik, bundan sonra Rabbimi-ze asla hiçbir şeyi şirk koşmayacağız." demişler. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle Peygamberimize (sav);

"De ki! Bana cinlerden bir takımının (okuduğu) Kur'an'la dinledikleri vahiy olundu." ayetini inzal etti. [32]

 

Yaratıldıkları Madde

 

Allah Tealâ cinlerin yaratıldıkları madde hakkında şöyle buyuruyor:

"Andolsun ki biz insanı (pişmiş) kuru bir çamur­dan, şekillenmiş cıvık bir balçıktan yarattık.

Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık.".

(Hicr: 26-27)

Kur'an'ı nassdan anlaşıldığına göre, cinler insanlar­dan önce yaratılmışlardır. [33]

 

Sınıfları

 

Cinler bir kaç tayfadırlar. Kimisi çok iyidir, kimisi bi­raz, kimi kafir kimi de mümindir.

"Gerçekten biz kimimiz salih kişiler, kiminiz ise bunlardan aşağıda türlü türlü yollar tutmuştuk.".

(Cinn: 11)

"İçimizde Allah'a teslimiyet gösterenler de var. Hak yoldan sapanlar da var. (Allah'a) teslimiyet gösteren kimseler doğru yolu arayanlardır. Hak yoldan sapanlara gelince onlar cehenneme odun olurlar." (Cinn: 15) [34]

 

Sorumlulukları

 

Cinler de insanlar gibi mükeleftirler. Peygamberleri

de insanlardandır.

"Ben cinleri ve insanları sadece bana kulluk etsin­ler, diye yarattım.". (Zariyat: 56)

"Ey cinn ve insan topluluğu içinizden size ayetleri­mi anlatan ve bu gününüzle karşılaşacağınıza dair, sizi uyaran peygamber gelmedi mi? Derler ki: Kendi aley­himize şahitlik ederiz. İşte böylece dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kafir olduklarına yine kendileri şahitlik ettiler.". (En'am: 130)

"Ey insan ve cinn sizin de hesabınızı ele alacağız. Hal bu iken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalan­lıyorsunuz? Ey cinn ve insan toplulukları göklerin ve yerin çevresinden geçmeğe gücünüz y etiyorsa geçin. Ama Allah'ın verdiği bir güç olmadan geçemezsiniz. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?".

(Rahman: 31-34)

"el-Akidetü't-Tehaviyye" de şöyle denilmektedir: "Muhammed (Aleyhisselam) Allah'ın seçilmiş kulu, biricik nebisi, razı olunmuş elçisidir. O peygamberlerin so­nuncusu, müttaküerin imamı, gönderilen (peygamberlerin) efendisi, âlemlerin Rabbinin sevgilisidir. O hakla, hidayet­le, nurla, bütün cinlere ve mahlukatin tümüne gönderilmiş­tir.". (el-Akidetü't-Tahaviyye 157, 176) [35]

 

İblis Ve Şeytanlar

 

İblis, İblas kökünden gelir. İblas da Allah'ın rahme­tinden ümit kesmek, hayırdan uzaklaştırılmak anlamında­dır.

İblis; şeytanların aslı, onların babasıdır. (Ebu'ş-şeyâ-tin). Şeytan da azgın veya uzaklaştırılmış anlamındadır.

Şeytan ifadesi, sapıklık davetçileri içinde kullanılır. "Böylece biz her peygambere insan ve cinn şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar) aldatmak için birbirlerine yal­dızlı sözler fısıldarlar." (En'am: 12)

Şeytan İblis ve zürriyeti için de kullanılır.

Nasıl melekleri Allah'ın orduları olarak hayrı ve iyili­ği temsil ediyorlarsa İblis ve yanındaki şeytanlar da Al­lah'ın düşmanları olarak kötülüğü ve fenalığı temsil edi­yorlar.

Şem ve masiyetleri süsleyen o şeytandır. Cinsî, ahla­kî, içtimaî, siyasi, İktisadî ve insanın başına gelen ne kadar bela musibet varsa, işte muhakkak bunlar İblis ve onun şerli ordusunun çalışmaları neticesindedir.

Şeytan insanı ancak o insan hidayetten yüz çevirdik­ten ve çizili yoldan çıktıktan sonra etkileyebilir.

"Kim Rahman'ın Kur'an-m'dan yüz çevirirse ona biz şeytanı arkadaş veririz ve o şeytan artık onun ayrıl­maz dostudur. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yol­dan saptırırlar da onlar kendilerinin doğru yolda ol­duklarını sanarlar. O şeytan dostu kimse en son bize geldiği zaman "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı ne kötü arkadaşsın sen!" der. İkinizde zalim olduğunuz için bugün piş­manlık size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü sîz azapta müştereksiniz.". (Zuhruf: 36-39)

Azgınlık ve sapıklıkta uzun süre devam edince, şey­tan artık insan nefsini tamamen istila eder. Hatta öyle ki; bazısı İblisin askeri veya onun topluluğunun bir üyesi hali­ne gelir.

"Şeytan onları istila etmiş, onlara Allah'ı anmayı unutturmuştur. İyi bilin ki şeytanın taraftarları mutla­ka kaybedenlerdir.". (Mücadele: 19)

"Fakat imanlarında sebat eden, Allah'a sığınan, ondan yardım isteyen, onun hidayetiyle hidayet bulanlar, ahka-mıyla amel edenler ve işlerinde ondan korkanlar... İşte bunlara kesinlikle şeytanın etkisi yoktur.".

"Şurası muhakkak ki benim (ihlaslı) kullarım üze­rinde senin hiçbir ağırlığın (hakimiyetin) olmayacak­tır.". (İsra: 65)

"Kur'an okunduğu zaman önce o kovulmuş şey­tandan Allah'a sığın. Gerçek şu ki; iman edipte yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun bir hakimi­yeti yoktur. O'nun hakimiyeti ancak onu dost edinenle­re ve onu Allah'a ortak koşanlaradır.". (Nahl: 98-100)

Ayakları kayıp, hatayı düştükleri vakit onda ısrar et­mezler ve hemen tevbeye, Allah'a dönmeye koşarlar.

"Ne zaman şeytandan kötü bir düşünce gelip seni dürtüklerse hemen Allah'a sığın. Çünkü o işiten ve bi­lendir. Takvaya erenler varya; onlara şeytan tarafın­dan bir vesvese dokunduğu zaman (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler.". (A'raf: 200-201)

Şüphesiz ki insanın mutluluğu ancak, şeytanın etkili-yebileceği yerler olan nefsi hastalıklardan kurtulmakla mümkündür. Bu hastalıklarından bir kısmı şunlardır: Zafi­yet, ümitsizlik, şımarıklık, zulüm, cimrilik, gurur, sabırsız­lanmak, sızlanmak, fitneye düşmek, haddi aşmak vs.

Bunlardan kurtulmanın yolu da, nefse uymaktan vaz­geçmek, Allah'ın vahyine tabi olup, nefsin arzularına sa­hip çıkmak ve şeytanın vesveselerine ilanı harp etmektir. [36]

 

İblis'in Yaratılışının Hikmeti

 

Onun yaratılışının birçok hikmetleri vardır. Onlardan birkaçı:

1. Allah Tealâ'mn kudretinin kullar için zıtlar üzerin­de de anlaşılması.

Allah Tealâ yaratıkların en kötüsü olan bu pis varlığı, hayrın sebebi, pak ve temiz olan Cibril ile karşılaştırdı ki; kudreti bilinsin. Gündüze karşı geceyi, hastalığa karşı şifa­sını yarattığı gibi.

İşte bu da Allah Tealâ'nın kemalinin ve kudretinin en bariz delilidir.

2.  Allah Tealâ'nın kahredici isimlerinin etkilerinin te­zahürü:

Örneğin; pek kahraden, intikam sahibi, adil, zarar ve­ren, fayda veren, azabı şiddetli olan, ikabı serî olan... İşte bu isimlerin muhakkak bir uygulama alanı olmalı. Eğer cinler ve insanlar, melekler gibi olsaydılar, bu isimlerin bir anlamı kalmazdı.

3. Hilmini, affını, mağfiretini, günahları örtmesini, di­lediğini azad etmesi gibi vasıfları içine alan isimlerin etki-sini belirtmesi.

Mezkur isimlerin neticelerinin meydana gelmesini sağlayan kötü sebepleri yaratmasaydı, e zaman bu isimle­rin bir hikmeti ve faydası kalmazdı.

4. Hikmet ve haberle ilgili isimlerin etkilerinin gözük­mesini sağlamak. Zira Allah pek hikmet sahibi ve ziyade haberdar olandır. O her şeyi yerli yerine münasib mekanla­ra yerleştirir. Hiçbir şeyi ilminin, kemalinin, hikmetinin gerektirdiği yerin dışına koymaz, yerleştirmez.

5. Çeşitli ibadetlerin meydana gelmesi: Şayet İblis ya-ratılmasaydı, bu ibadetler olmazdı. Cihad ibadeti Allah'a olan ibadetlerin en sevimlilerindendir. Eğer bütün insanlar mümin olsaydılar, o takdirde bu ibadet ve onunla ilgili olan, Allah'a yaklaşmak ve onun için düşman kazanmak, onun için sevmek, onun için nefret etmek, onun düşmanıy-la savaşda canı harcamak, emri bilmaruf-nehyi anilmün-ker, sabır, tevbe istiğfar vb. ibadetlerin hiçbir anlamı kal­maz ve bir hikmeti bulunmazdı. [37]

 

Semavi Kitaplara İman

 

İmanın rükünlerinden biri de Allah Tealâ'nın nebi ve rasûllerine indirdiği kitaplara iman etmektir.

"Gönderilen peygamber, Rabbi tarafından kendi­sine indirilene iman etti müminler de iman ettiler. On­lardan herbiri Allah'a O'nun meleklerine iman etti­ler.". (Bakara: 285)

"Kim Allah'ı meleklerini, kitaplarını peygamber­lerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyla sapitmıştır." (Nisa: 136)

(Meşhur) hadiste de geçtiği gibi Cibril Rasûlüllah (a.s.)'a imanı sormuş o (Rasûlüllah (sav) da şöyle cevap vermiştir: "iman: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, pey­gamberlerine, kıyamet gününe ve bir de haynyla şerriyle kadere inanmandır.".

Allah Tealâ semavi kitapların bazısının isimlerini Kur'an'ı Kerim'de de anmış, bazısını ise anmamıştır. Biz­lere isimlerini bildirdiği kitaplar şunlardır: [38]

 

1. Musa (a.s.)'ya İndirilen Tevrat:

 

"Biz içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat'ı indirdik. Kendilerini (Allah'a) vermiş pey­gamberler onunla yahudilere hükmederlerdi. Allah'ın kitabını korumaları kendilerinden istendiği için Rable-rine teslim olmuş zahidler ve bilginler de (onunla hük­mederlerdi.). Hepsi ona (Hak olduğuna) şahidlerdi.". (Maide: 44) [39]

 

2. İsa (a.s.)'ya İndirilen İncil

 

"Önündeki Tevratı doğrulayıcı olarak izleri üzeri­ne, Meryem oğlu İsa'ya, arkasından gönderdik. Ve ona içinde doğruya rehberlik ve nur bulunmak, önündeki Tevrat'ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.". (Maide: 46) [40]

 

3. Davud (a.s.)'a İndirilen Zebur

 

"Biz Davud'a Zebur'u verdik.". (İsra: 55) [41]

 

4. Allah Tealâ'nın İbrahim ve Musa (a.s.)'ya İndir­diği Sahifeler:

 

"Yoksa kendisine haber verilmedi mi, Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar? Ve sözünü yerine getiren İbrahim'in sahifelerindekiler? Gerçekten hiçbir gü­nahkâr başkasının günah yükünü yüklenemez. Bilinsin ki insan için kendi çalışmasından başka birşey yoktur. Ve çalışması da ileride görülecektir. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir. Ve şüphesiz en son varış Rabbi-nedir.". (Necm: 36-42)

"Temizlenen, Rabbinin adını anıp ona kulluk eden kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir. Fakat siz (Ey İn­sanlar!) Âhiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde dünya hayatını tercih ediyorsunuz.

Şüphesiz bunlar, ilk gönderilen kitaplarda İbrahim ve Musa'nın Kitaplarında da vardır." (el-Â'lâ: 14-19)

Ebu Zer (r.a.)'den şöyle rivayet olunmuştur: "Dedim ki; Ey Allah'ın Rasûlü! İbrahim'in sayfaları ne idi?" "Hepsi emsal (meseleler)" buyurdular. Şöyle ki;

"Ey imtihan olunan, aldanmış güç sahibi! Dünya'yi üst üste yığasm diye seni göndermedim. Mazlumun duası­nı bana ulaşfirmayasın, diye gönderdim. Çünkü kâfir de olsa mazlumun duasmı geri çevirmem.

Aklına yenik düşmedikçe, akıllı kişinin bir takım belirli saatleri olması lazımdır. Bir saat Rabbine yalvanr,bir saat nefis muhasebesi yapar, bir saatte Allah'ın yarattıklarını dü­şünür. Ve bir saatini de yeme, içme gibi ihtiyaçları için ayırır.

Akıllı kişi ancak üç şeyden dolayı (bir yese) düşebilir: Ahiret veya yaşam için-hazırlık ya da helalinden lezzet sağlamak için. Akıllı kişinin zamanım iyi değerlendirmesi, işine iyice sarılması ve dilini tutması lazımdır. Konuşmayı da önemli bir iş sayan kişi kendisini ilgilendirmeyen konu­larda fazla konuşmaz."

Dedim ki: "Ey Allah'ın Rasûlü! Musa (a.s.)'nm sahi-feleri nelerden ibaretti?" Buyurdular ki:

"Hepsi ibret-öğüttü." şöyle ki;

Şaşarım o kimseye ki kesin öleceğini bildiği halde eğ­lenir.

Şaşarım o kimseye ki cehenneme kesin inandığı halde güler.

Şaşarım o kimseye ki kadere kesin inandığı halde yo­rulur. Şaşarım o kimseye ki dünyayı ve onun ehliyle birlik­te değiştiğini gördüğü halde onda huzur-sukunet bulur. Şa­şarım o kimseye ki yarınki hesaba kesin inandığı halde amel etmez.".

Dedim ki: "Ey Allah'ın Rasûlü bana öğüt ver" buyur­dular ki: "Allah'tan korkmam tavsiye ederim. Çünkü bü­tün işlerin başı O'dur.". Beni biraz daha aydınlat, dedim.". Buyurdular ki: "Kur'an okumaya ve Allah'a inanmaya de­vam et. Çünkü sana yerde nur, gökte azıktır.". Biraz daha aydınlat, dedim. Buyurdular ki; Çok gülmekten sakın. Çünkü o kalbi öldürür ve yüzün nurunu giderir.". "Biraz daha aydınlat" dedim. Buyurdular ki: "Cihada devam et, çünkü bu ümmetin ububiyeti odur.". Biraz daha, dedim. Buyurdular ki: "Senden üstte olana değil, altta olana bak. Çünkü o Allah'ın senin üzerindeki nimetini küçümseme-men için en uygundur.".

"Biraz daha" dedim. Buyurdular ki; Senden olduğunu bildiğin şey seni halktan alıkoysun. Yaptığın şeyleri onlara anlatıp durma. Halkın durumunu bildiğin halde, kendi du­rumunu bilmemen ve yaptığın şeyleri onlara anlatıp dur­man ayıp olarak sana yeter.".

Sonra eliyle göğsüne vurdular ve şöyle buyurdular: "Ey Eba Zer! Tedbir gibi akıl, (Haramlardan) kaçınmak gi­bi takva ve güzel ahlâk gibi de şeref yoktur.". (el-Akide-tü'lislamiyye 161, 163) [42]

 

5. Muhammed (a.s.)'e İndirilen Kur'an'ı Kerim:

 

O semavi kitapların en son indirilenidir.

"Allah ki, ondan başka tanrı yoktur, daima diri ve (yaratıklarını) koruyup yöneticidir. Sana Kitabı hak ile ve kendinden öncekini doğrulaycı olarak indirdi. Bun­dan önce de insanlara doğru yolu göstermek için Tev­rat ve İncil'i indirmişti. (Doğruyu ve eğriyi birbirin­den) ayırdeden (Kitapları) da indirdi.". (Âli İmran: 2-4) [43]

 

Kur'an-I Kerım'ın Özellikleri

 

Allah Tealâ Kur'an'ı Kerim'i önceki kitapların tü­münden ayırdedici birtakım özelliklere sahip kılmıştır. Bunların en önemlileri şunlardır:

Kur'an'ı Kerim; önceki semavi kitapların içerdiği ila­hî öğretilerin tümünün özünü kapsar. Onlarda bulunan; Al­lah'ın tevhidi, O'na ibadet ve itaatin vacip oluşu, cezayı tasdik etmek, hakkı uygulamanın vacib olması ve güzel huylarla ahlaklanmak gibi, konulan destekleyici ve onay-layıcı olarak gelmiştir. O kitaplardaki, dağınık olan güzel­lik ve faziletleri bir araya getirmiştir. Ve yine onlardaki gerçekleri kabullenerek, yapılan tahrif ve tağyirleri de açıklamak suretiyle, Öncekileri kontrol edici olarak nazil olmuştur.

"Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere Kitabı gönderdik. Artık aralarında Al­lah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma.". (Maide: 48)

2. Kur'an'ı Kerim kolaydır ve anmak, ezberlemek an­lamak ve onun hükümleriyle amel etmek içinde kolaylaştı­rılmıştır. Onda anlaşılması veya amel edilmesi güç hiçbir-şey yoktur.

"Andolsun ki biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaş­tırdık. Düşünüp öğüt alan yok mudur?". (Kamer: 17)

3.  Kur'an'ı Kerim Allah Kelamıdır. Bu kainatta onun yapısıdır. Öyleyse Allah Tealâ'nın kelâmı ve yapısı birbiri­ne aykırı düşmez, bilakis her biri diğerini doğrular. İşte bundan dolayı ilmi gerçekler, Kur'an'i Kerim'in önceden açıkladığı konuları destekler mahiyette çıkmıştırlar. Al­lah'ın ebedî kalmasını dilediği bu Kur'an'ı, bilimin gün gelip de Kur'an'ın ihtiva ettiği gerçeklerden birine ters düşmesi düşünülemez.

"Ufuklarda (yer, gök ve dünya üzerinde) ve kendi nefislerinde insanlara ayetlerimizi göstereceğiz ki, o Kur'an'ın gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rab-binin her şeye şahit olması yetmiz mi?". (Fussilet: 53)

4.  Kur'an-ı Kerim'in dışındaki diğer semavi kitaplar bütün milletlere değil de belli bir millete indirilmişlerdi. Her ne kadar bunlar dinin aslı (Tevhid Akidesi)'nde aynıy-salar da, onlarda bulunan hükümler belli zamanlarda belli topluluklara mahsustu.

"(Ey Ümmetler!) Herbirinize bir şeriat ve bir yol verdik." (Maide: 48)

Kur'an'ı Kerim ise bütün beşeriyete mahsus bir şeriat olarak gelmiştir. Onda insanların dünya ve âhiret mutlu-için gereken her şey vardır. Kendinden önceki bü­tün şeriatları neshetmiştir. Şeriatın da, her zaman ve me­kan için elverişli olan ebedi ve nihaî hükümleri (kendinden sonra başka hüküm verilmesine gerek duyulmayan son hü­kümler) toplamıştır. Böylece bütün insanların akide ve şe­riatı "tek" hale gelmiş oldu.

"Alemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed'e (Aleyhisselam) Furkanı indiren Allah yüceler yücesi­dir.". (Furkan: 1)

"De ki: Ey İnsanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi Allah'ın (gönderdiği) elçiyim.". (Araf: 158)

"Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönder­dik.". (Enbiya: 107)

"Kim İslâm'dan başka din ararsa,bilsin ki kendi­sinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, âhi-rette ziyan edenlerden olacaktır." (Âli İmran: 85)

5. Allah Tealâ; Kur'an'ı Kerim'in ebediliğini sağla­mayı ve onu her türlü değişimden korumayı kendi üzerine almıştır.

"Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.", (Hicr: 9)

"Halbu ki o (Kur'an) eşsiz bir kitaptır. O'na önün­den de ardından da batıl gelemez, o, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir.". (Fussilet: 41-42)

Adı geçen kitaplardan başka, diğer peygamberlere in­dirilen birtakım kitaplar da vardır. Bunların isimlerini Al­lah Tealâ Kur'an'ı Kerim'de anmamış; yalnızca gönderdi­ği, her peygambere kavmine tebliğ etmesi için bir kitap verdiğini bizlere haber vermiştir: "İnsanlar (aslında) bir tek ümmet (millet) idi. Bu durumda iken Allah, müjde verici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İn-sanlar arasında anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için onlarla beraber hak yolu göste­ren kitapları da indirdik.". (Bakara: 213)

"Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde Kitabı ve mizanı indirdik.". (Hadid: 25)

Semavi Kitaplara iman açısından imanın önemli rük­nü şöyledir; Allah Tealâ bu kitapları dosdoğru olarak nebi ve rasûllerine indirmiştir. Bu kitapların hepsi hakkı, nuru, hidayeti ve Allah Tealâ'nm uluhiyet ve rububiyet sıfatla-rındaki birliğini tamamıyla kapsar. Allah Tealâ'nın muha­fazasını üzerine aldığı semavi kitapların sonuncusu olan Kur'an'ı Kerim'den başka, zamanlar boyunca o kitaplar­dan hiçbirinin koruma işini taahhüd etmemiştir. İnsanların bizzat kendi elleriyle Tevrat ve İncil'i tahrif ettiklerini Al­lah Tealâ Kur'an'ı Kerim'de bizlere haber vermiştir. [44]

 

Tevratın Tahrifi

 

Yahudiler Tevrat'ı tahrif etmişlerdi.

"Şimdi Ey Müminler! Onların size inanacaklarını mı sanıyorsunuz? Gerçek şu ki; onlardan vaktiyle bir zümre vardı. Allah'ın kelamını işitirler, sonra onu iyice anlamalarını müteakib bile bile tahrif ederlerdi.". (Ba­kara: 75)

"Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değjştirirler.". (Nisa: 46)

Şüphesiz ki Musa (a.s.)'ya indirilen Tevrat şu anda mevcut bulunan Tevrat değildir. Mevcut Tevrat, tamamen değiştirilmiş olup; değişik zamanlarda birçok kişi tarafın­dan kaleme alınmıştır. Kur'an'i Kerim'in bugünkü Tev­rat'a yaptığı ve Allah'ın hidayet ve nur olarak Musa'ya gönderdiği Tevrat'ın bütünüyle kendisi olmadığını ileri sürdüğü tenkitlerin doğruluğuna ilk delil, bugünkü Tev­rat'ta, Allah'ın kemal ve celaline yakışmayan şeylerle ni-telendirilmesidir. Örneğin Tekvir kitabının 3. babında şöy­le denilmektedir: "Ve Rab ilah, dedi. O bu insanın kendisi­dir. Bizden hayrı ve şerri bilen biri gibi olmuştur. Belki o da şimdi elini uzatıyor ve hayat ağacından alıyor, yiyor ve ebediyete kadar yaşıyor.".

Yine aynı kitabın 6. babında şöyle denilmektedir: "İn­sanlar yeryüzünde çoğalmaya ve onların da kızları doğma­ya başlayınca Allah'ın oğulları insanların kızlarının güzel­liklerine göz diktiler. Beğendiklerini kendilerine seçtiler. Rab dedi ki: Benim ruhum kayganlığından insanda durma­yacaktır. Çünkü o beşerdir... Rab gördü ki insanın şerri yeryüzünde çoğaldı ve hergün kalbinin efkarını tasavvur şerr oldu. Rab onun yeryüzünde insanın ameli olduğuna üzüldü ve kendi kendine teessüf etti ve Rab dedi ki: Yara­tığım, insanları yeryüzünden sileceğim. Hem de hayvanat, haşarat ve gökteki kuşlarla beraber. Zira ben onu yarattığı­ma pişman oldum.

II. Samuel kitabının .24. babında (Fıkra 15-İ6)'da şöyle denmektedir:

Ve Rab sabahtan, tayin olunan vakti kadar İsrail'in üzerine veba gönderdi; ve Dandan Beer-Şebaya kadar ka-vimden yetişbin kişi öldü. Ve melek Yeruşalimi helak et­mek için ona doğru elini uzatınca, Rab mücazattan nadim olup kavmi helak eden meleğe; Yeter şimdi elini çek, de­di."

Bu sözlerin Allah kelâmı olması düşünülebilir mi? Hiç Allah'a yaptığı birşeyden dolayı pişman olması ve üzülmesi nisbet edilebilir mi?

Bunlardan biri de; peygamberlerin şereflerini lekele­yen, sahip oldukları ismet sıfatı; yüksek mevki ve ahlak ile bağdaşmayan şeyler ihtiva etmesidir. Örneğin İbrahim (a.s.) hakkında; "O yalancıdır.". Lut (a.s.) hakkında; "O iki kızıyla zina etmiştir.". Harun (a.s.) hakkında; "İsrail oğul­larını buzağıya tapmaya çağırdı.". Davud (a.s.) hakkında; "O Riya'nm karısıyla zina etti" ve Süleyman (a.s.) hakkın­da da; "Karısını hoşnud etmek için putlara taptı." denil­mektedir.

İşte tahrif edildiğine dair bundan daha kuvvetli delil olabilir mi? Yahudi reformistlerden birçok eleştirmen, biz­zat şu gerçeği itiraf etmek zoruda kalmışlardır. "Kuşkusuz ki Tevrat tahrif edilmiştir.". Bu görüşlerini Paris Hahamı Uculya Vill "Yahudilik" adlı eserinde anlatmıştır. (el-Aki-deül-İslamiyye) [45]

 

İncil'in Tahrifi

 

Hristiyanların İncil'i tahrif etmeleriyle ilgili olarak Allah Tealâ şöyle buyurmaktadır:

"Biz Hristiyanız, diyenler"den de kesin sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine zikredilenin önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah onla­ra yaptıklarım haber verecektir. Ey Ehli Kitap! Rasû-lüm size kitaptan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affedi­yor. Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.". (Maide: 14-15)

Yahudilerin, Hazreti Üzeyr'in Hristiyanların da Haz-reti İsa'nın Allah'ın oğlu olduklarım iddia etmeleri de bu tahriflerden biridir.

"Yahudiler; Üzeyr Allah'ın oğludur," dediler. Hristiyanlar da: "İsa Allah'ın oğludur," dediler. Öu on­ların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) ön­ceden kafir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin. Nasıl hakdan (batıla) döndürü­lüyorlar."

Kur'an'ı Kerim onların, kendi kendilerine yaptıkları bu tahrifi düzeltti ve Allah Tealâ'nm çocuk sahibi olmak­tan münezzeh olduğunu açıkladı.

"De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O doğur­mamış ve doğrulmamıştır. Hiçbirşey O'na eş ya da denk değildir.". (İhlas: 1-4)

Yine Kur'an'ı Kerim ifade etmiştir ki bütün peygam­berler beşerdirler. Fakat Allah Tealâ onları vahiy ve vahyi kabullenip insanlara tebliğ etmeye ehil kılan birtakım Özelliklerle üstün kılmıştır. "De ki: Ben yalnızca sizin gi­bi bir beşerim. (Şu var ki) bana ilahınızın, sadece bir i-lah olduğu vahyolunuyor.". (Kehf: 110)

Allah Tealâ'nm Kur'an'ı Kerim'de bizlere haber ver­diği, Hristiyanların yaptıkları tahriflerden biri de Hazreti İsa (a.s.)'ya nübüvvet gerçeği üzerine ilahlık iddiası ve teslis, inancıdır.

"Andolsun ki "Allah, kesinlikle Meryem oğlu Me-sihtir." diyenler kafir olmuşlardır.". (Maide: 72)

"Ondolsun "Allah, üçün üçüncüsüdür," diyenler de kafir olmuşlardır. Halbuki bir tek ilahtan hiçbir ilah yoktur.". (Maide: 73)

Kur'an'ı Kerim bu tahrifi açıklamış ve İsa (a.s.) ve anası hakkında şüphelerden uzak olan akideyi beyan et­miştir.

"Meryem oğlu Mesih ancak bir rasûldür. Ondan önce de (birçok) rasûller gelip geçmiştir. Anası da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak onlara delilleri nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl (hak­tan) yüz çeviriyorlar.". (Maide: 75)

Hristiyanlarm, İncil'lerine göre akidelerini açıkladık­tan sonra, bunun ardından (Kur'an'ı Kerim'de Mesih) ko­nusunu teferruatıyla açıklayacağız. [46]

 

Mevcut İndilere Göre Hıristiyanlık Akidesi

 

İsa (a.s.)'ya indirilen İncil tektir. Fakat bugün biz hristiyanlarm elinde dört İncil görmekteyiz. Bunlar; Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncil'leridir. Bu İncil'ler yetmiş kadar incilden seçilmiştir. İsa (a.s.)'nın hayatını konu edin­mişlerdir.

Hristiyan eliştirmenlerin de itiraf ettikleri gibi bu İn­cil'lerin akidesi, diğer havarilerin değil sadece Pavlus'un görüşleridir.

Aşağıda o İncil'lerden bazı metinler sunup, bu metin­lere dayalı olan Hristiyanlık akidesini ele alacağız. Daha sonra da Kur'an'ı Kerim'in, İsa (a.s.) hakkındaki görüşle­rini açıklayacağız.

Matta İncil'i: 3. bab. 16,17-fıkralarda şöyle denmek­tedir:

"Ve İsa vaftiz olunup hemen sudan çıktı; ve işte gök­ler açıldı ve Allah'ın ruhunun güvercin gibi inip üzerine geldiğini gördü; ve işte göklerden bir ses geldi. Sevgili oğ­lum budur ondan razıyım."

Yuhanna İncil'i 1. Bab, 1,3,13 ve 15. fıkralarda şöyle d enmektedird:

"Kelam başlangıçta vardı ve kelam Allah nezdinde idi ve kelam Allah idi. Her şey onun ile oldu ve (var) olmuş olaylardan hiç birşey onsuz olmadı. Ve kelam beden olup inayet ve hakikatle dolu olarak aramızda sabin oldu; biz de onun izzetini, babanın biricik izzeti olarak gördük. Yahya onun hakkında şahadet etti ve çağırıp dedi: Benden sonra gelen benden ileri oldu, zira benden önce idi, diye söyledi­ğim budur."

Mezkur Yahanna İncil'inin 10. babının 30. fıkrasında da şöyle deniyor: "Ben ve baba biliriz.".

Aynı babın 38. fıkrasında da şöyle ifade ediliyor: "Şüphesiz ki baba bende, ben de babadayım.".

Matta İncil'i, 28. bab, 10. fıkra: Baba, Oğul ve Ruhul Kudüs ismiyle vaftiz ediniz.

İşte görülüyor ki hristiyanlar akidelerini, İncillerinde-ki ifadeler üzerine kurmuşlardır.

M. Ebu Zehra "Hristiyanlık Üzerine Konferanslar" adlı eserinde bu konuyu açıklayarak şöyle diyor: "Hristi­yan bir yazar olan Nevfel b. Nimetullah b. Circis, 'Süley­man'ın Gülleri' adlı eserinde der ki: Bütün kiliselerin üze-rinde ittifak ettikleri hristiyanlık inançları, İznik Konsü­lünde tesbit edilen şu ana düsturdan ibarettir: Bir tek ilaha, bir tek babaya iman, o her şeyin idarecisi, göklerin ve ye­rin yaratıcısı, görünen ve görünmeyenlerin sahibidir. Bu­nun yamsıra tek Rabbe, yani babadan doğan bir tek oğula Meşine inanmaktır. Mesih asırlarca evvel Allah'ın nurun­dan doğmuştur, hak bir tanndan doğmuş hak bir tanrıdır. Yaratılmamış, doğrulmuştur. Her şey ancak kendisiyle var olabildiği gibi cevher de baba ile eşittir. O bizim yüzümüz­den, bizim hatalarımızdan dolayı gökten inmiş, Ruhun Ku­düs'ten ayrılıp beden haline gelmiş ve bakire Meryem'den doğarak insanlaşmıştır. Bizim yüzümüzden Platus devrin­de haça gerilmiş, acılar çekerek Öldürülmüştür. Kabre gö­müldükten sonra Kutsal kitapta anlatıldığına göre ölümü­nün üçüncü günü dirilerek ayağa kalkmış ve gökyüzüne çıkarak Rabbin sağ yanma oturmuştur. İleride ölüleri ve dirileri hesaba çekmek için yeniden büyük bir şerefle yer­yüzüne inecektir. Mülkü yok olmayacaktır. Babadan dün­yaya gelen canlı Rabbe, Ruhul Kudüs'e iman etmek Hris-tiyan inancının temel esaslarındandır. Baba ile oğula bir­likte secde ve hamd edilir.". İşte Hristiyan inancının özü bundan ibarettir. Bu konuda hristiyanlar arasında ihtilaf yoktur.".

Yukarıda sunduğumuz pasajlardan anlaşıldığına göre

Hristiyan inanç sistemi şu üç esasa dayanmaktadır:

I. Esas: Teslis; üç unsuru kabullenmek.

II. Esas: İnsanın, insanlığı kurtarmak için haça geril­mesi ve kabrinden kalkıp göğe çıkması.                   

III. Esas: Ölü ve dirileri hesaba çekmesi.

Dr. Poust. (Kutsal Kitabın Tarihi) adlı eserinde şöyle der:

"Allah'ın tabiatı birbirine eşit üç unsurdan ibarettir:

a) Baba Allah

b) Oğul Allah

c) Ruhul Kudüs Allah

İnsanlar oğul vasıtasıyla babaya bağlanır. Kendilerini feda ederek oğula ve temizleyerek de Ruhul Kudüs'e inti-sab ederler.". Bu ifadeden anlaşılıyor ki, bu üç unsur birbi­riyle iç içedir. Ve yaratıcının zatı bu üçlü esası zaruri kıl­maktadır? (Prof. Muhammed Ebu Zehra: Muhadaratün-Fin-Nasraniyye, 117, 118)

Seyyid Sabık da der ki: "Hristiyanlık akidesinin esası mukaddes teslistir. Yani üç unsurdan (Baba, Oğul, Ruhul Kudüs) oluşan mürekkeb bir varlıktır. Üç cevherdir. Her biri diğerinden bağımsızdır."

Buna rağmen üçü tek ilahtır. Hristiy ani ardan biri der ki: O ilandır, ilahın oğlu ve ruhudur üçü de bölünemez bir­dir, tektir. Teslis inancı sadece hristiyanlara mahsus değil­dir. Teslis sözünü açıklamaya çalışan "Fransız, Ondoku-zuncu Asır Ansiklopedisinde şöyle denilmektedir:

"Hristiyanlık ve diğer bazı dinlerin inançlarından tes­lis bir tek ilahı oluşturan birbirinden farklı üç kişinin bile­şimidir. Mesela Hristiyanlık teslisi, Hint teslisi gibi.

Ebu Zehra şöyle der:

"Kıpt Milletinin Tarihi" adlı kitabın yazarı, İznik Konsili'nin belli bir inanç sistemi tesbit ettiğini söyler ve Şöyle der: Bu kutsal konsil ve peygamberlik kilisesi Al­lah'ın oğlunun bulunmadığı zamanın var olduğunu, doğ­madan Önce mevcut bulunmadığını tek bir şeyden vücuda geldiğini, oğulun babanın cevherinin dışında bir cevher veya maddeden meydana geldiğini, oğulun yaratılmış ol­duğunu söyleyen ve kabul eden herkesi aforoz eder.

"325 (m.) de toplanan İznik Konsili şu kararları al­mıştı: Mesih ilahtır. Allah'ın cevherinden meydana gel­miştir. Allah'ın kıdemi ile kadimdir. Hiçbir değişime uğra­maz."

Bu inançlar, toplantıyı hazırlatan o zamanın Roma imparatoru Konstantin tarafından zorla bütün Hristiyanlara kabul ettirildi. Toplantıya 2048 Piskopos katılmışdı. Bun­lardan 318'i Pavlus'un görüşünü benimsiyorlardı.

Konstantin'de bu görüşe sempati duyuyordu. Bu, 318 kişiye özel toplantı tertib etti. Onlar da mezkur kararlan ve bu kararlara ters düşen bütün vesikaların yok edilmesi ka­rarım aldılar. (Muhadaratün-Fin-Nasraniyye, 151, 159)

318.'de de I. İstanbul Konsili Ruhul Kudüs'ün ilahlı-ğına dair karar aldı. İbnul Patrik alınan kararlan şöyle açıklar:

"İznik'te toplanmış olan 318 papazın kararlarına ila­veten İstanbul konsili babadan doğma, diriltici ruha sahip bulunan Ruhul Kudüs'ün de aynen baba ve kendisine sec­de edilen oğul gibi inanılması gereken bir ilah olduğunu kabul etti. Babanın, Oğulun ve Ruhul Kudüs'ün üç uk­num; üç cevher, üç özellik olup,üçlükte birlik, birlikte üç­lük olduklarını, üç uknumda birleşmiş tek bir birlik olup, bir tek tabiattan tek bir cevher de, bir tek ilah olduğunu i-lan ettiler.

Hristiyan inanç sistemine göre -inanç sistemlerinin üç unsurunda da belirtildiği gibi- Mesih insanları hesaba çe­kecek, Kıyamet gününde insanları hesaba çekmek için yakında gelecek, herkesi yaptığı işe göre hesaba çekecek. Eğer iyilik yapmışsa iyilikle kötülük yapmışsa kölülükle-İcarşılık verecek. Onun,bununla beraber ebedî mülkü de vardır. Mülkü yok olmaz.

Hristiyanlar derler ki: "Allah kıyamet gününde yeryü-zündekileri İsa Mesih ile hesaba çekecek". Zira onların id­dialarına göre, Allah hesaba çekmez fakat, bu yetkiyi oğu-la vermiştir. Çünkü o da insanoğludur. Bütün insanların Mesih'in kürsüsü önünde bulunmaları gerekir. Böylece herkes iyi veya kötü yapmış olduklarının karşılığına ula­şır.". İşte hristiyanların akidesi bunlardan ibarettir.

Yuhanna İncil'i, 5. bab. 25-30 fıkralarında şöyle den­mektedir:

"Doğrusu ve doğrusu size derim. Allah'ın oğlunu ölü­lerin işitecekleri saat geliyor. Ve şimdidir; ve işitenler ya­şayacaklardır. Çünkü Babanın kendisinde hayat olduğu gi-bi,böylece kendisine hayat olmayı oğula da verdi. Ve hük­metmek selahiyetini ona verdi. Çünkü insanoğludur. Buna şaşmayın; çünkü saat geliyor, o saatte kabirlerde olanların hepsi onun sesini işitecekler, iyilik işitenler hayat kıyame­tine kötülük işitenler hüküm kıyametine çıkacaklardır. Ben kendiliğimden birşey yapamam, işittiğim gibi hükmederim ve benim hükmüm doğrudur. Zira ben kendi irademi değil, fakat beni gönderenin iradesini ararım.

Pavlus'un II. mektubunun 5. babının 10. fıkrasında şöyle denmektedir:

"Çünkü Mesih'in hüküm kürsüsü önünde hepimizin görünmesi gerekir; tabi herkes gerek iyi gerek kötü yaptığı şeylere göre bedende yapılan şeyleri alsın."

Burada kayda değer bir konu da şudurMezkur dört

İncil'e ve onların inanç sistemlerine ters düşen bir İncil daha vardır ki bu Barnaba İncil'idir.

Bu İncil'de, Tevhid inancı, peygamberimiz (sav)'in peygamberliği, Mesih'in aşılmadığı gibi konular yer al­maktadır. Fakat hristiyanlar bu İncil'den şüphe ederler. Biz bu İncil'den kısaca bahsedeceğiz. [47]

 

Barnaba İncili

 

Barnaba, kilise adamlarını rasûl olarak adlandırdıkla­rı, Mesih'in havarilerinden biriydi. Barnaba İncil'i ilk de­fa, papa Klasius'un okunması yasak kitaplar arasında zik~ retmesiyle ortaya çıktı.

Klasius miladî V. asrın sonlarında peygamberimizin (sav) gönderilmesinden önce papalığa getirildi.

Şeyh Muhammed Bayram bir İngilizden naklettiğine göre bu İncil Vatikan Papalık Kütüphane'sinde, himyerî hattıyla yazılmış bir eser olarak bulundu. Orada aynen şöyle deniyordu:

"Benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir pey­gamberi müjdeleyen..." Bu ifadeler ise Kur'an'ı Kerim-nassına harfiyyen uymaktaydı.

Bu eser İtalyancadan, İngilizceye, İngilizceden de Arapçaya çevrildi. Arapça çevirisini, Menar dergisini çıka­ran Muhammed Reşid Rıza 1908 yılında yayımladı.

Bu İncil'de daha Önce de ifade ettiğimiz gibi Tevhid inancı, Mesih'in aşılmadığı, yerine başkasının asıldığı, o-nun ise göğe çıkarıldığı belirtiliyor, Hz.' Muhammed (sav) peygamberliğine de birçok yerde değiniliyordu.

Bu İncil'den bazı örnekler:

"Ben tek olan tanrıyım ve benden başka tanrı yok­tur.". (Fasıl: 29)

"Ayağı üstüne kalkan adam, havada güneş gibi parla­yan bir yazı gördü. Allah'tan başka ilah yoktur. Ve Mu­hammed (Aleyhisselam) Allah'ın rasûlüdür.". (Fasıl: 39)

"Adem çevresine bakınarak kapının üstünde yazılı olan "Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed (aleyhis­selam) Allah'ın Rasûlüdür." sözünü gördü." (Fasıl: 41)

"İsa kalp coşkusuyla cevap verdi. "O Allah'ın elçisi Muhammed (Aleyhisselam)dir. Ve o dünyaya geldiği za­man getireceği bol rahmetle insanlar arasında salih ameller için bir fırsat olacak.". (Fasıl: 163)

"Ben hiç ölmedim. Allah beni dünyanın sonuna kadar saklamış bulunuyor.". (Fasıl: 220)

"Bakın size diyorum ki, ben değil hain yahuda Öldü.".(Fasü: 221)

"O zaman kuluna gelen tehlikeyi gören Allah, (elçile­ri Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail'e İsa'yı dünya'dan al­malarını emretti.)

Kutsal melekler gelip, İsa'yı güneye bakan percere-den çıkardılar. Onu götürüp üçüncü göğe daima Allah'ı teşbih ve takdis "etmekte olan meleklerin yanına bıraktı­lar.". (Fasıl: 215)

"Sonra havariler dediler: Söyle bize ey muallim, ne sebeple insanın sünnet olması gerekir?"

İsa cevap verdi: Allah'ın İbrahim'e olan şu emri yet­sin, "İbrahim, kendinin ve evinde bulunanların önderisini al (Sünnet et) bu seninle benim aramda ebedi bir ahiddir.". (Fasıl: 22)

"Göğün huzurunda itiraf ediyor ve yeryüzünde oturan herkesi tanıklığa çağırıyorum ki, insanların hakkımda de­dikleri, yani, benim insandan öte olduğum (şeklinde söyle­dikleri) şeylerin tümüne yabancıyım ben.

Çünkü, bir kadından doğma, Allah'ın hükmüne tabi bir insanım ben.". (Fasıl: 94)

"Benim sözlerime, benim Allah'ın oğlu olduğumu ka­tanlara lanet olsun.". (Fasıl: 53)

Ayrıca bu İncil 53. fasıldan 60. fasıla kadar kıyamet alametleri ve kıyamet günüyle ilgili birtakım meselelere değinmiştir.

Kur'an'ı Kerim apaçık bir gerçekle ve her türlü tahri­fatı ortadan kaldırarak gelmiştir. [48]

 

Kur'an'ı Kerım'de Mesih

 

Kur'an'ı Kerim'de Mesih (a.s.)'in adı, Allah Te-alâ'nın kulu ve onun yüce peygamberlerinden biri olan "İsa"dır. Kur'an'ı Kerim Mesih inancının bütünüyle tam bir tevhid akidesi olduğunu belirtmiştir. Kullukta tevhid; Allah'dan başkasına tapılamaz. Tekvin sıfatında Tevhid; gökleri yeryüzünü ve ikisi arasındaki bütün her şeyi yara­tan, ortağı olmayan sadece O'dur. Zât ve sıfatlarda tevhid; O'nun zatı mürekkeb değildir. O sonradan olanlara benze­mekten uzaktır.

Kur'an'ı Kerim İsa (a.s.)'ın insanları sadece tevhid inancı etrafında toplamaya çalıştığını ifade eder. Allah Te-alâ kıyamet gününde kendisiyle İsa (a.s.) arasında geçecek muhavereyi şöyle anlatır: "Allah: "Ey Meryem oğlu İsa!

İnsanlara: "Beni ve anamı, Allah'tan başka iki tanrı bilin" diye sen mi dedin?" buyurduğu zaman o; şöyle (jedi: "Haşa! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin. Halbuki ben senin zatında olanı bilemem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yal­nız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin.". (Maide: 116-117)

Mesih (a.s.)'e indirilen kitab İncil'dir. O Tevrat'ı doğ­rulayıcı ve kendisinden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyiçidir: "Hatırla ki Meryem oğlu İsa, "Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim, ben­den önce gelen Tevratı doğrulayıcı ve benden sonra ge­lecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim", demişti.". (Saff: 6)

Kur'an'ı Kerim İsa (Alehisselam)'mn annesi Mer­yem'in üstünlüğünden, temizliğinden ve onu doğurmasın­dan şöyle bahseder: "Hani melekler demişlerdi: "Ey Meryem! Allah seni seçti; seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına tercih etti (üstün kıldı). (Ali İmran: 42)

"Irzını iffetle korumuş olanı (Meryem'i)da an. Biz, ona ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu, cümle alem için bir ibret kıldık.". (Enbiya: 91)

"(Biz ona ruhumuzdan üfledik.) yani; Cibril'e emret­tik o da Meryem'in gömleğinin yakasına üfledi. Bu üfleme ile onun karnında İsa'yı meydana getirdik.

Kur'an'ı Kerim Mesih (a.s.)'in doğum müjdesini de şöyle açıklar: "Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Al­lah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa'dır. Mesih'dir, dünyada da âhirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın kıldıklarından-dır. O, beşikte de, yetişkinlikte de insanlara peygamber sözleri ile konuşacakve salihlerden olacak. Meryem "Rabbim! dedi. Bana bir erkek eli değtnediği halde na­sıl çocuğum olur?" Allah şöyle buyurdu: "Öyle de olsa, Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmedince sadece "Ol" demesiyle oluverir.". (Âli-İmran: 45-47)

Ayeti kerimede geçen "kendisinden bir kelime" ifade­sinden maksat, Meryem oğlu Mesih meydana geldiğinde Allah Tealâ'dan sadır olan "ol" kelimesiyle yaratılmış ol­masıdır. Zira Allah Tealâ ona, yaratmayı dilediği zaman "ol" buyurmuştur o da hemen oluvermiştir. Ayetin $on kıs­mı bunu izah etmektedir: "Allah şöyle buyurdu: Öylede olsa, Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmedince "ol" demesiyle oluverir.". (Âli İmran: 47)

"Allah nezdinde İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi ve oluverdi.". (Âli İmran: 59)

Fahruddin Razı "kendisinden bir kelime" ifadesini tef­sir ederken şöyle der: Her ne kadar her mahluk "ol" keli­mesi vasıtasıyle yaratılmışsa da, İsa (a.s.) hakkında bilinen malum sebep bulunmuyordu. O da "baba"dır. Dolayısıyla onun yaratılmasını "ol" kelimesine bağlamak daha uygun olmuştur. Nitekim çok cömert ve iyilik sahibi kişiye müba­lağa için "cömertliğin kendisi" ve "sıf iyilik dendiği gibi."-

Kur'an'ı Kerim doğum müjdesini genişçe açıklar: "(Rasûlüm!) Kitapta Meryem'i de an. Hani o, ailesin­den ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti. Mer­yem, onlara karşı bir perde çekmişti. Derken biz ona ruhumuzu gönderdik de o kendisine tastamam bir in­san şeklinde göründü, Meryem dedi ki; Senden, çok esirgeyici olan Allah'a sığınırım! Eğer Allah'tan sakı­nan bir kimse isen (bana dokunma) Ruh; "Ben, yalnız­ca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim." dedi. Meryem: "Bana bir in­san eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir" dedi. Melek: "Öyledir, (zira) Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır. Çünkü biz onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılaca­ğız." dedi. Bu hüküm ve karara bağlanmış bir iş idi. Meryem ona hamile kaldı. Bunun üzerine onunla uzak bir yere çekildi. Doğumsancısı onu bir hurma ağacına (dayanmaya) şevketti "Keşke," dedi, "bundan önce öl-seydim de unutulup gitseydim!" Altından ona şöyle seslendi: "Tasalanma! Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirmiştir.". "Hurma ağacını kendine doğru silkele ki üzerine olgun taze hurma dökülsün. Ve iç gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini gö­rürsen, de ki: Ben çok merhametli olan Allah'a oruç adadım; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım. Nihayet onu kucağında taşıyarak kavmine getirdi. De­diler ki: "Ey Meryem! Hakikaten sen çok garip bir iş yapmışsın! Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü ^r insan değildi; annen de iffetsiz değildi.". Bunun üzerine çocuğu gösterdi. "Biz," dediler, "beşikteki bir sabi ile nasıl konuşuruz?" Çocuk şöyle dedi: "Ben Al­lah'ın kuluyum. O, bana kitabı verdi ve beni peygam­ber yaptı. Yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı em­retti. Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır.". İşte, hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu İsa hak sözünce budur. Allah için bir evlat edinmek, olur şey değildir. O, münezzehtir. Bir işe hükmettiği zaman, ona sadece "Ol" der ve hemen olur.". (Meryem: 16-35)

"Ruhumuz"dan maksat, Cibril (a.s.)'dır. "Altından seslenen" de Cibril'dir. "De ki... ben adadım" bu sözden maksat "işaret et" demektir. Yoksa lafız konuşma kasdedil-miyor.

Kur'an'ı Kerim, Allah Tealâ'nın İsa (a.s.)'a bahşettiği mucizelerden söz ettiği gibi, onun peygamberliğinden ve Cibril (Aleyhi s selam) ile desteklendiğinden de bahsediyor. "Meryem oğlu İsa'ya mucizeler verdik ve onu Ruhul Kudüs (Cibril) ile destekledik.". (Bakara: 87)

"Allah ona yazmayı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğ­retecek. İsrail oğullarına bir elçi olacak (ve onlara şöy­le diyecek:) Size Rabbiniz tarafından bir mucize ile gel­dim. Size çamurdan bir kuş sureti yapar, ona üflerim ve Allah'ın izni ile o, kuş oluverir. Yine Allah'ın izni ile körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim. Ayrıca ev­lerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer iman edenler iseniz, bunda sizin için bir ibret var­dır.". (Âli İmran: 48-49)

"Hani havariler: "Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bi­ze gökten donatılmış bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O: "İman etmiş kimseler iseniz Allah'tan kor­kun." demişti. Onlar: "İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun,bı'/e doğru söylediğini (ke­sin olarak) bilelim ve onu gözleriyle görmüş şahitler olalım." demişlerdi. Meryem oğlu İsa şöyle dedi: "Ey Rabbimiz! Bize gökten bir fayda indir ki bizim için geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen rızık ve­renlerin en hayırlisisın.". Allah da şöyle buyurdu: "Ben onu size şüphesiz indireceğim, ama bundan sonra içi­nizden kim inkâr ederse, kainatta hiçbir kimseye etme­diğim azabı ona edeceğim.". (Maide: 112-115)

İsa Aleyhisselam insanları ortağı olmayan, sadece Al­lah'a ibadet-kulluk etmeye çağırıyordu: "Ey İsrail oğulla­rı! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Bi­liniz ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur."

İsa (as) açık delillerle gelince, şöyle dedi: "Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Allah'tan korkun ve bana itaat edin. Çünkü Allah, benim de Rabbim, si­zin de Rabbinizdir. O'na ibadet edin. İşte bu doğru bir yoldur.".(Zuhruf: 63-64)

Fakat İsrailoğullarının cevabı nasıl olmuştu. "Onlar­dan küfredenler "bu apaçık bir sihirdir, başka bîrşey değildir." demişlerdi." (Maide: 110)

"İsrail oğullarından bir zümre inanmış, bir zümre de inkâr etmişti.". (Saffa: 14)

İsrailoğullarmdan birtakım kafirler İsa (a.s.)'yı öldürmek istediler fakat Ailah onları önledi ve onu kendi tarafı­na çekti. "(Yahudiler gizlice) tuzak kurdular Allah da onların hilelerine karşılık verdi. Allah hilelere karşılık vermekte en güçlü olandır.". (Âli İmran: 54)

"Hani İsrailoğullarını, kendilerine apaçık deliller getirdiğin zaman (seni öldürmekten) önlemiştim.". (Maide: 110)

"Halbuki onu ne Öldürdüler ne de astılar fakat (öl­dürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürme­diler. Bilakis Allah onu kendi (nezdi)ne kaldırmıştır. Allah büyük izzet ve hikmet sahibidir.". (Nisa: 157-158)

Birbirleri arasında da ihtilafa düştüler: "Sonra grup­lar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne şa­hit olunduğu zamanda vay o kâfirlerin haline!". (Mer­yem: 37)

Kurtubî bu ayetin tefsirinde der ki: ehli Kitap İsa (a.s.) konusunda ihtilafa düştüler; yahudiler sihirbaz oldu­ğunu söylerken hristiyanlar bu meselede üç gruba ayrıl­mışlardı. Nasturiler; Allah'ın oğlu olduğunu, Melkaniler üçün üçüncüsü olduğunu Yakubîler de Allah olduğunu id­dia ediyorlardı.

İbn-i Kesir'de aynen bu açıklamaları yaptıktan sonra şöyle diyor: "Bir grup daha var ki onlar İsa'nın Allah'ın kulu ve rasûlü olduğunu savunurlar işte onlar doğru yolu bulan müminlerdir..." İbn-i Kesir ekliyor ve diyor ki; bir gün Kostantin o grupları büyük bir mecliste topladı ve hepsini dinledi. Sonra da onlardan birini desteğine aldı ve diğerlerini dışladı.

"Yahudiler, "Üzeyir Allah'ın oğludur." dediler. Hristiyanlar da Mesih Allah'ın oğludur." dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdi. (Sözlerini) önceden kafir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin. Nasıl da (haktan batıla) döndü­rülüyorlar? (Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını) Hristiyanlar da) Rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i Rabler edindiler. Halbuki hepsine de tek tanrıya kulluk etmekten başka birşey emrolunmadı. Ondan başka hiçbir tanrı yoktur. O bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.". (Tevbe: 30-31)

"Şüphesiz ki "Allah Meryem oğlu Mesih'dir" di­yenler andolsun ki kâfir olmuşlardır.". (Maide: 17)

"Andolsun Allah üçün üçüncüsüdür, diyenler de kâfir olmuşlardır. Halbuki bir tek İlandan başka hiçbir ilah yoktur. Eğer söyleyegeldiklerinden vaz geçmezler­se, içlerinden kâfir olanlara acı bir azap vardır.". (Ma­ide: 73)

Kur'an'ı Kerim, ehli kitabı sağlam inanca uymaya ça­ğırmıştır: "Ey ehli kitap dininizde aşırı gitmeyin ve Al­lah hakkında gerçekten başkasını söylemeyin. Mesih ancak Meryem'in oğlu İsa'dır. (O) Allah'ın rasûlüdür, Meryem'e ulaştırdığı (ol) kelimesi (nin esiri)dir. Ondan bir ruhtur. Buna göre Allah'a ve peygamberlerine i-man edin. Tanrı üçtür, demeyin, sizin için hayırlı ol­mak üzere bundan vazgeçin. Allah ancak bir tek tanrı­dır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yer­de ne varsa hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. Ne mesih ne de Allah'a yakın melekler Allah'ın kulu olmaktan çekinirler. Ona kulluktan çekinip büyükle-nen kimselerin hepsini yakında huzurunda toplayacak­tır.". (Nisa: 171-172)

Meryem'e ulaştırdığı kelimesi'nden maksat,yani; o (ol) kelimesiyle yaratılmıştır. Babasız olarak meydana gel­miştir. Bir görüşe göre ise Allah'ın Meryem (a.s.)'e müj­desi anlamındadır. Zira şu ayette bunu teyid eder: "Melek­ler demişlerdi ki: "Ey Meryem Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor.". (Âli İmran: 45)

Diğer bazı görüşlere göre ise buradaki 'Kelime" ayet anlamındadır.

İsa (a.s.)'nın dört ismi vardır: el-Mesih, İsa, Kelime ve. Ruh. Birinci görüş en sağlam görüştür.

1.  Ondan bir ruh sahibidir. Değer kazandırmak için Allah Tealâ'ya isnad edilmiştir. Hristiyanların iddia ettiği gibi Allah'ın oğlu, onunla beraber bir ilah veya üçün üçün­cüsü değildir. Çünkü ruh sahibi mürekkeb, ilah ise terkib-den münezzehtir.

2.  Geleneksel olarak insanlar son derece temiz ve pak olan şeylere Ruh adı verirler. İsa (a.s.) da babameni-sinden değil de Cibril'in üfürmesinden oluştuğu için bu ad verilmiştir. Allah'dan olmasıda değişik bir farziyettir.

3.  İnsanların dini hayatlarına sebep olduğu için. Bu durumda olana da ruh adı verilir.

"İşte böylece sana da emrimizle Kur'an'ı (ruh) vahyettik.". (Şura: 52)

4.  Allah'tan bir rahmet; "Allah onları katından bir ruh ile desteklemiştir.". (Mücadele: 22)

Yani katından bir rahmetle. İsa (a.s.) insanları dünyevi ve uhrevi menfaatlere irşad ettiğinden dolayı rahmet sayı, ruh olmasına da bir engel yoktur.

5.  Ruh Cibril'in üflemesinden ibarettir. (Ondan) ifa­desi bu üfleme Allah'ın emri ve izniyle oldu demektir. Do­layısıyla o (İsa a.s.) da Allah bir ruhtur. Nitekim Allah Te-alâ şöyle buyuruyor: "Biz ona ruhumuzdan üfledik.". (Bnbiya: 91)

6.  Ruh ifadesi belirsiz olarak kullanılmıştır. Bu da ta­zim ifade eder. Dolayısıyla şöyle mana çıkar: Yüce Kadrî ve değerli ruhlardan bir ruh. Allah'a izafe edilmesi de da­ha da değer kazandırmak içindir.

7.  "Ondan bir ruh" demek yani onun mahrukatından manasınadır. Allah Tealâ buyurduğu gibi: "O göklerde ve yerde ne varsa kendinden size boyun eğdirmiştir.". (Casiye: 13) (Yani mahlukatından)

8.  Allah'tan bir delil anlamındadır. Zira İsa aleyhisse-lam kavmi için delildi.

9.  Bazen kendinde garip haller beliren kişiye "rahi" adı verilir ve Allah'a izafe edilir. Allah'dan, yani mahruka­tından bir ruh denir. İsa (a.s.)'da alacalan ve anadan doğ­ma körleri iyeleştirip ölüleri diriltebildiğine göre gayet ta­bi bu ismi de kullanabilecektir.

10.  Her ne kadar bütün ruhlar Allah'ın yaratmasıyla meydana geliyorlarsa da burda Allah'a izafe edilmesi fazi­letli kılmak içindir. Şu ayette olduğu gibi "Tavaf edenler için evimi temiz tut.". (el-Hacc: 26)

Kur'an'ı Kerim ehli kitabdan tevhid akidesine uyma­larını ister: "De ki, Ey ehli kitap! Sizinle bizim aramız­da anlamı eşit bir kelimeye geliniz. Allah'tan başkasına tapmayalım; ona hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse işte o zaman, "bizim müslü-man olduğumuza şahitlik olsun!" edin." (Âli İmran: 64) Bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, hiçbir insaf sahi­binin karşı çıkmayacağı gerçek var ki bugün yeryüzünde Kur'an'ı Kerim'den başka tahrif edilmeyen hiçbir semavi Kitap yoktur. Kur'an'ı Kerim'in mevcut kitaplardaki tahri­batı anlatmasını bir tarafa bıraksa bile hissi deliller bunu kanıtlar.

1. Kur'an'ı Kerim'den önceki kitapların asıl nüshaları kalmamıştır. Bugün piyasadaki kitaplar tercüme eserlerdir. Kur'an'ı Kerim ise süreleri harfleri ve hareketleriyle ko­runmaktadır.

2.  Bu kitaplar Allah'ın, insanların, peygamberlerin ve etrafmdakilerin sözleriyle iyice karışmıştır. Bunları birbi­rinden ayırmak mümkün değildir.

Kuran-ı Kerim ise ne Rasülüllah (Aleyhisselam)'m ne de sahabenin sözleriyle hiçbir surette karışmamıştır.

3.  Bu kitapların hiçbiri bugünkü şekliyle hiçbir pey­gambere isnad edilemez. Kur'an'ı Kerim ise Rasûlüllah'a kadar tevatür yolayla dayanır. Ayetleri ve tertibiyle Allah Tealâ'nm koruması altındadır.

4.  Bu kitaplardaki çelişkili ifadeler ve kitapların deği­şik nüshaları apaçık bir tahrif kanıtıdır.

5.  Kesin delillerden biri de bu kitaplarda geçen bozuk inançlar ve Allah'a yakışmayan görüşleri içermesidir. Zira içinde Allah'ı insana benzeten ve peygamberlerin şerefle­rine leke süren birçok ifadeler vardır.

Bu tahrifler ve değişikliklerle beraber bu kitaplara i-man, aslının Allah tarafından olduğunu tasdik İslâm'ın emridir. Biz onların muhtaviyatma ancak Allah'ın ve Rasülünün bahsettiği şekilde inanırız.

Kur'an'ı Kerim'e gelince her mümin onun sırf Allah kelamı olup her lafzının korunmakta olduğuna inanmak emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak, getirdiği haberleri tasdik etmek ve kabul etmediklerini de reddet­mek zorundadır. [49]

 

Ahiret Gününe İman

 

Ahiret gününe inanmak, iman esaslarından biridir. Mümin, Allah'ın ve peygamberinin haber verdiklerine ina­nır. Bu başlık altında şu konular zikredilebilir:

Ölüm anında ruhun yakalanması, ölümden sonra ka­birdeki azab veya nimetler, yeniden dirilme, insanların toplanması, ahiret meydanına yayılmaları, amel defterleri, hesaba çekilme, mizan, havuz, sırat köprüsü, cennet, ce­hennem ve ahiretle ilgili diğer olaylar. Şimdi bunları ince­leyeceğiz. [50]

 

1) Ölüm Meleği ve Ruhların Yakalanması

 

Şüphe yok ki Allah, hayat veren ve öldürendir. Allah şöyle buyurur: "Hükümranlık elinde olan Allah yücedir ve o herşeye Kadiredir. Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi yaratan O'dur. O, güç­lüdür, bağışlayandır." (Mülk 1,2)

Yine Allah: "Dirilten de öldüren de Allah'tır. Al­lah işlediklerinizi görür. (Al-i İmran 156)

"Allah, öleceklerin ölümleri anında ruhlarını alır."(Zümer 42)

Fakat Allah'ın hikmeti ruhların teslim alınması göre­vini, kendine yakın kıldığı meleklerinden birine vermiştir. Nitekim yine onun hikmeti, çeşitli yaratıkların varlığını görünen sebeblere bağlamıştır. Halbuki o sebeplerin etkin­likleri sadece O'nun iradesine bağlıdır. Şöyle buyurur: Ey Muhammedi De ki: "Size vekil kılman ölüm meleği ca­nınızı alacak,sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.". (Secde 11)

Büyük müfessir Mücahid'den şöyle dediği nakledilir: "Ölüm meleğinin önünde dünya, insanın önündeki sa­han gibidir. Dilediği yerden alır. Alimlerin çoğunluğu­nun görüşüne göre; ölüm meleği (Azrail)'in bu işi yap­masında ona yardımcı olması için Allah, başka melek­leri de görevlendirmiştir." (Tefsiru Kurtubi 14/94)

Allah şöyle buyurur: Artık birinize ölüm gelince el-çilerimiz,bir eksiklik yapmaksızın onun canını alırlar. (Enfal 61)

Kurtubî, bu ayetin tefsirinde şöyle der: Allah, ölüm meleğini yarattı, o melek vasıtasıyla ruhları teslim almayı ve bedenlerden çekip çıkarmayı da yarattı.

Allah o melekle beraber olan, onun emriyle aynı işi yapan bir melek ordusu da yaratmıştı. Allah şöyle buyu­rur: Melekleri inkar edenlerin canlarını alırken bir gör-seydin! (Enfal 50)

Ve yine Allah: Elçilerimiz onun canını alırlar. (En'am 61) buyurur.

Allah, herşeyi yaratan, her işi gerçekten yapandır. Şöyle buyuruyor: Allah, öleceklerin ölümleri anında, öl-meyeceklerin de uykuları esnasında ruhlarım alır. (Zü-mer 42)

Başka bir ayette: Ölüm ve hayatı yaratan O'dur.(Mülk 12)

O, diriltir ve öldürür. (Al-i İmran 156) buyurur.

Ölüm meleği (Azrail) ruhu yakalar, yardımcıları insa­nı hazırlar Allah da ruhu çıkarır. [51]

 

2) Kabir İmtihanı ve İki Meleğin (Mürker-Nekir) Sorgulaması

 

Bu konuda birçok hadis mevcuttur.

a) Buharı ve Müslim'de Esma (r.a.)'dan rivayet edil­miştir: "Birgün peygamberimiz sahabeye güneş tutulma­sından dolayı namaz kıldırdı. Sonra halka hitab etti. Evve­la Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu: Bundan sonra, cennet ve cehenneme kadar (evvelce) bana gösterilmemiş hiçbir şey kalmadı ki bu maka­mımdan görmüş olmayayım. Bana vahy olundu ki siz kabirlerde Deccâl (yüzünden) çekilecek imtihanlara benzer, yahut ona yakın bir imtihan geçireceksiniz. (Kabre girmiş olan) Herhangi birinize gelinecek de ona: Bu adam hakkındaki bilgin nedir? diye sorulacak. Mü'min yahut yakın sahibi olan kimse: O zat, Muham-med'dir. O, Allah'ın Rasûlü'dür. Bize açık delillerle hi­dayet getirdi. Biz de davetine icabet ve itaat ettik, diye­cek. Sonra o kimseye: Sen uyu. Yat da rahatına bak. O zata inandığına şüphemiz kalmamıştır, denilecek. Yok eğer münafık ise yahut kalbinde şüphe varsa o soruya karşı: Ben ne bileyim? İnsanlardan işittim, bir şeyler söylüyorlardı, ben de söyledim, cevabını verecek. (Sahih-i Müslim 111/81)

b) Yine Buhari ve Müslim'de Enes b. Malik'den riva­yet edilmiştir. Peygamberimiz buyurdular ki: "Kul kabri­ne konulup da arkadaşları geri dönüp gittikleri zaman -ki ölü,bunlar yürürken ayakkabılarının seslerini mu­hakkak işitir- ona (Münker ve Nekir) adlı iki melek gelir. Bunlar ölüyü oturturlar ve ona: Şu kişi hakkında ne diyorsun? diye sorarlar. Eğer mü'min ise; Onun Al­lah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehadet ederim, diye cevap verir. Bunun üzerine ona: Cehennemdeki otura­cak yerine bak! Allah cehennemdeki bu oturan yerini senin için cennetten bir oturak yeri ile değiştirdi, deni­lir. Allah'ın peygamberi: "O mü'min cehennem ve cennet­teki iki makamını birden görür." buyurdu. Kabirdeki mü­nafık veya kafir ise soruya cevaben: Ben ne bileyim! İn­sanlar birşeyler söylüyorlardı, ben de söyledim, der. Ona: Tabi bilemezsin, zaten okumazsın da! der, Melek­ler tarafından demirden çekiçlerle dövülmeye başlanır. Öyle çok bağırır ki insan ve cinlerden başka bütün mahlukat onu işitir. (Sahih-i Müslim 8/394)

c) Yine Buhari ve Müslim'de Bera b. Azib'den riva­yet edilmiştir. Peygamberimiz buyurdu: Mü'min kabirde oturtulunca gelen (melek) gelir. Mü'min Allah'tan baş­ka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun Rasûlü ol­duğuna şehadet eder. İşte bu, Aziz ve Celil olan Al­lah'ın: "Allah, iman edenlere dünya hayatında da âhi-rette de o sabit sözde daima sebat ihsan eder..." ayetin-deki sabit sözün gösterdiği manadır. (Sahih-i Müslim 8/396)

Diğer sahih hadislerde de kabre konan mü'minin,ölüm meleğine, doğru cevaplar verdikden sonra kendisi için cennette bir yer hazırlanacağı ve cennetten bir kapının ona açılacağı belirtilir. Kafirlerin de ruhları, melekler tara­fından dünya semasına getirilir ve kapının açılması istenir, fakat açılmaz. Konunun devamında peygamberimiz (sav) şu ayeti okur: "Onlara göğün kapıları açılmaz, deve iğ-nenin deliğinden geçmedikçe cennete de giremezler. (A'raf 40)

Sonra Allah meleklere şöyle buyurur: Onu en al­çak yerdeki "Siccin"e ("Siccin" hakkında Mutaffifin su­resi 7, 8, 9 ayetlerde şöyle buyurulur; "Allah'ın buyurdu­ğundan dışarı çıkanlar muhakkak siccin adlı deftere yazı­lır. Siccinin ne olduğunu nereden bilirsin? O yazılmış bir kitaptır") yazın!"

Sonra o kafirin ruhu yere doğru atılır. Peygamberimiz şu ayeti okudu: "Allah'a ortak koşan kimse, gökten dü­şüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma at­tığı şeye benzer.". (Hacc 31)

Sonra kafirin cesedine ruhu iade edilir ve iki melek gelip onu oturturlar ve ona şöyle derler: Rabbin kim? o da: (Şaşkınlıktan) Ha! Hah! Bilmiyorum, der. Sonra melekler ona: Size gönderilen adam (peygamber) kim? derler. O da: Ha! Hah! Bilmiyorum, der. Sonra gökten biri bağırır: Ya­lan söylüyorsa (kabrini) cehennemden döşeyin ve ona ce­hennemden bir kapı açın! Böylece ona cehennemden şid­detli bir hararet gelir, kabri daralır, kaburga kemikleri bir­birine geçer, o kafire çirkin yüzlü, kötü elbiseli, pis kokan bir adam gelir ve ona: Başına gelen bu kötü durumla seni müjdeliyorum. Sana vaad olunan gün, işte bu gündür, der. O da ona: Sen kimsin? Yüzün kötü bir şey getirenin yüzüne benziyor, der. O da: Ben senin kötü amelinim, der. [52]

 

Kabir Azabı veya Kabirdeki Nimetler

 

Kabirde insanların karşılaşacağı azab veya nimetler hakkında Kur'an'dan ve sünnetden çeşitli deliller vardır. Kur'an'daki ayetlerde Allah (cc) şöyle buyurur:

a) "Bu zalimleri can çekişirlerken melekler ellerini uzatmış, "Canlarınızı verin, bugün Allah'a karşı hak­sız yere söylediklerinizden ötürü alçaltıcı bir azabla ce­zalandırılacaksınız.", derken bir görsen!" (En'am 93)

b)  "Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vura­rak canlarını alırken durumları nice olur?" (Muham-med 27)

c)  "Melekler, inkar edenlerin yüzlerine ve sırtları­na vurarak, "Yakıcı azabı tadın" diyerek canlarını alır­ken bir görseydin!" (Enfal 50)

İbn Hacer bu konuda şöyle der: "Can alırken veri­len azab her ne kadar definden önce ise de kıyamet ön­cesi azablardandır ve bu tür azabların kabir azabın­dan sayılması, bu azabların büyük bir bölümünün ka­birde meydana geliyor olmasındandır." (Fethül-Bâri III /180)

d) "Kötü azab Firavun'un adamlarını sardı. Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, "Firavun'un adamlarını azabın en ağırına sokun." de­nir." (Mü 'min 45,46)

Bu ayet iki türlü azaba işaret eder:

1) "Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar.".

2)  Kıyamet çattığı gün, "Firavun'un adamlarını aza­bın en ağırına sokun" denir. İkinci tür azab birinciye atıf

yolayla bağlanmıştır. Bu tür bağlanma değişik olmayı ge­rektirir. Bu şekilde iyice bilinmiş oluyor ki sabah, akşam sunuldukları ateş, kıyamet günü sunulacakları ateşten baş­ka bir ateştir. O halde birinci tür azab onlara Ölüm ile yeni­den dirilme arasında gelecek olan kabir azabıdır.

Sünnete gelince:

Kabir azabı veya nimetleri hakkında birçok hadisi şe­rif mevcuttur.

a)  Buhari, Müslim ve diğer hadis imamları İbn-i Ab-bas'ın şöyle rivayet ettiğini belirtirler: Rasûlüllah (s.a.v.) i-ki kabrin yanına uğradı ve şöyle buyurdu: "Dikkat edin. Bunlar muhakkak azab olunuyorlar. Hem de büyük bir şeyden dolayı azab olunmuyorlar. Onlardan biri koğuculuk yapardı. Diğeri ise sidiğinden çekinmez, sa­kınmazdı." (Müslim 1/361)

b)  Buhari, Müslim ve diğer hadis imamları Abdullah b. Ömer (r.a.)'mn şöyle rivayet ettiğini naklederler: Rasû­lüllah şöyle buyurdu: "Kişi Öldüğü zaman sabah akşam oturacağı yer kendisine arzolunup gösterilir. O kimse cennet ehlinden ise ona cennet, cehennem ehlinden ise cehennem gösterilir. Sonra kendisine: İşte burası, kıya­met günü gönderileceğin oturak yerindir (karargahın­dır) denilir.". (Müslim 8/392)

c)  Müslim de Zeyd b. Sabit'ten şu hadis nakledilir. Peygamberimiz sahabeye şöyle buyurdu: Cehennem aza­bından Allah'a sığınınız! Sahabe de: Cehennem aza­bından Allah'a sığınırız, dediler. Peygamberimiz: "ka­bir azabından Allah'a sığınırız." dedi. Sahabe de: Ka­bir azabından Allah'a sığınırız." dediler. Peygamberimiz: Gizli olan ve açıktan olan bütün fitnelerden Al­lah'a sığınınız! buyurdu. Sahabe de: Gizli olan ve açık­tan olan bütün fitnelerden Allah'a sığınırız, dediler.

İşte, her insanın, kabre defnedilsin veya edilmesin öl­dükten sonra sorguya çekileceğine Ehl-i Sünnet ve'lCe-ma'at ittifak etmiştir. Kabre defnedilemeyen kişiyi ister yırtıcı hayvanlar yesin ister yanıp kül olsun ve toz halinde külü havaya dağılsın, ister denizde boğulsun hiçbirşey de­ğişmez. Kabirdeki azabı veya nimetleri hem ruh hem de beden bareberce tadarlar. (Akideni'1-İslamiyye 237)

Şayet, "bütün bu durumlarda ölmesine rağmen kişi nasıl sorguya çekilebilir?" diye bir soru sorulursa şöyle ce­vap verilir: İnsan bedeninin zerreleri, ister mezarda toplu bulunsun, ister boş bir arazide saçılsın isterse yırtıcı bir hayvanın midesinde parçalanmış olsun onları tekrar hayata geri çevirmek Allah'a da zor bir iş değildir. Her halükarda kişi, meleklerin sorgulamasından yorgun düşecek, kendisi­ne soru soran ve konuşan meleği görecektir. Bu meselenin çözüm şeklini öğrenmek için merak edilecek bir durum yoktur. Çünkü ölüm sonrasının hakikatleri başka bir siste­me göre programlanmıştır. Şu anda yaşayan canlıların gör­düğü şu alemden ve sistemden tamamen farklıdır.

Bu meselenin açıklanmasında Gazali şöyle diyor: Bu göz, ruhlara mahsus gaib aleminin işlerini -ki ahiretle ilgi­li konularda gaib alemiyle ilgilidir, gözlemlemeye elverişli değildir. Sahabe-i kiramı görmez misin? Cibril (a.s.)'in in­diğine onu görmedikleri halde nasıl inanıyorlardı? Pey­gamberimizin de O'nu gördüğünü nasıl tasdik ediyorlardı? Eğer bunlara inanmıyorsan, meleklere ve vahye olan ima­nının esaslarını düzeltmek, yapacağın en önemli iştir. Eğer buna inanıyor ve Peygamberimizin diğer insanların göre­mediği şeyleri görebileceğine ihtimal verebiliyorsan aynı şey ölü hakkında neden olmasın!...

El-Akîdetü't-Tahaviyye şârihi kitabında şöyle diyor: "İnsanların durumlarına göre kabirde azab görecekleri ve­ya nimetlenecekleri ve iki meleğin sorgulaması, Peygam­berimizden nakledilen birçok haberlerde sağlam bir şekil­de tesbit edilmiştir. Meselenin bu şekilde tesbit edildiğine inanmamız ve iman etmemiz gerekir. Bunun şekli hakkın­da da konuşmayız, çünkü bunun keyfiyyetini anlayamaz ve akla bu dünyada iken bu konuda bir bilgi de verilme­miştir. İslâm, akim hiçbir şekilde hayal edemeyeceği şey­leri insanlara sunmaz. Fakat bazen insan aklını hayrete dü­şüren, şaşırtan konuları gündeme getirebilir. Öldükden sonra ruhun bedene dönmesi de bu dünyada aklın normal olarak bileceği şeylerden değildir. Bu dönüş, dünyada alı­şılagelmiş dönüşden farklı bir şekilde meydana gelir.

Ruh bedende her durumda değişik şekillerde bulunur:

1) Ruhun, ana karnındaki ceninde bulunma durumu.

2) Ruhun, insanın dünyaya geldikten sonra bedeninde bulunuşu.

3) Ruhun, insan bedeninde uyku halinde bulunma du­rumu.

4)  Ruhun, Berzah aleminde (ölümle yeniden dirilme arası yaşanan alem) insanın bedeninde bulunma durumu. Ruh bu durumda her ne kadar bedenden ayrılsa bile, hiçbir ilişki kalmayacak şekilde tamamen ayrılmış sayılmaz. Berzah aleminde ruhun bedenle var olan ilişkisi özel bir durumdur. Kıyamet gününden Önce bedenin tam bir canlı olmasını gerektirmez.

5) Ruhun, cesetlerin yeniden diriltildiği bedende bu­lunuşu. Bu, ruhun bedende en kâmil bir şekilde bulunuşu­dur. Bu durumla, ruhun bedende bulunduğu önceki dört durum arasında bir orantı yoktur. Çünkü bu son durumda ruhun bulunduğu beden ölümü, uykuyu ve bozulmayı asla kabul etmez. Uyku, ölümün kardeşidir. Bunları düşünen kişiye birçok kapalı meseleler açık hale gelir.

Şu da bilinmelidir ki kabir azabı; Berzah alemi aza-bındandır. Çünkü her ölüm, eğer azaba müstehak ise mut­laka o azabdan hissesine düşene ulaşacaktır. Bu kişi kabre defnedilsin veya yırtıcı hayvanların yemesiyle veya yanıp kül olması ve havaya saçılmasıyla veya asılmasıyla veya denizde boğulması sebebiyle defnedilmemiş olması du­rumları aynıdır. Bu durumlardaki kişinin ruhuna ve bede­nine kabirde bulunan kişiye olduğu gibi aynı azab ulaşır. Ve yine aynı şekilde meleklerin karşısında oturtulması, ke­miklerinin birbirine geçmesi ve diğer şeyler hadislerde an­latıldığı gibi aynen uygulanır.

Peygamberimizin bu hadislerdeki maksadını, fazla aşırıya kaçmadan anlamak gerekir. Onun sözü, ihtimali ol­mayan şekillerde yorumlanamaz. Açıklamak istediği mak­sadı eksik bırakan yorumlar da yapılamaz.

Büyük alim İbn-ül, Kayyim el-Cevziyye şöyle der: "Ümmetin selefinin ve imamlarının görüşü şudur: İnsan ölünce ya nimetler içinde olur ya da azab içinde olur. Her iki durum da insanın hem bedeni hem ruhu için meydana gelir. Ruh bedenden ayrıldıktan sonra ya azab çeker ya da nimetlerden faydalanır. Ruh bazen bedene bitişir ve beden­de aynı şekilde ya azab çeker ya da nimetlenir. Sonra Bü­yük Kıyamet günü olunca ruhlar bedenlere tamamen iade edilir ve insanlar kabirlerinden kalkarak Rab.'lerine doğru yönelirler. Bedenlerin yeniden diriltilmeleri müslümanla-rın, yahudilerin ve hristiyanların fikir birliği ettikleri bir konudur. (Akidetü'l-İslamiyye 237) [53]

 

Kıyamet Alametleri

 

"Es Sâ'at" kıyamet gününün isimlerinden biridir. Kı­yamet günü, çok büyük kainat olaylarının meydana geldiği bir gündür. O günde gökler dürülür, yer yüzü parçalanır, kainattaki maddî düzen dağılır. Bu olayın meydana gelece­ği zaman ve vakitle ilgili bilgiyi Allah (cc), peygamberler de dahil bütün insanlardan gizlemiştir. Kim olursa olsun hiçbir insanın ömründen geriye kalan süreyi bilmesine im­kân yoktur.

Allah (cc) şöyle buyurur: Ey Muhammed! Sana, kı­yamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar, de ki:"Onu ancak Rabbin bilir, onun vaktini O'ndan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir." Sen sanki Öğrenmişsin gibi sana soruyorlar, de ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur, ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler." (A'raf 187)

Ve yine Allah şöyle buyurur: "Doğru sözlü iseniz bildirin bu azab sözü ne zamandır.", derler. De ki: "O bilmek ancak Allah'a mahsustur. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.". (Mülk 25, 26)

Diğer bir ayette de Yüce Allah: Ey Muhammed! Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar. Nerde senden onu anlatması? Onun bilgisi Rabbine aittir, (Naziat 42, 43,44) buyuruyor.

Peygamberimiz bu durumu,üzerine ittifak edilen sa­hih bir hadiste Cibril'in "Kıyamet ne zamandır?" sorusuna verdiği cevapta şu şekilde açıklamıştır: "Sorulan kişi so­randan daha bilgili değildir."

Kıyamet kopmadan önce meydana gelecek bazı olay­lara "Kıyamet Alâmetleri" denir. Allah şöyle buyurur: "Onlar kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar? Şüphesiz onun alametleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?" (Muhammed 18)

Kıyamet alametleri iki bölüme ayrılır.

a) Küçükal amerler,

b) Büyük alametler. [54]

 

Kıyametin Küçük Alemetleri

 

Bu konuda birçok sahih hadis nakledilmiştir ki onlar­dan bazıları şunlardır:

1)  Buhari, Müslim ve Tirmizi'de Enes (r.a.)'den şu şekilde nakledilmiştir: Peygamberimiz: "Ben ve kıyamet, şu iki parmak gibi gönderildim, buyurdu ve şahadet parmağı ile orta parmağını birbirine bitiştirdi. (Müslim

8/505)

Hadis peygamberimiz ile kıyamet arasında başka bir peygamberin gelmeyeceğini göstermektedir. Peygamberi­mizden sonra kıyametin kopması, zamanının yakın oldu­ğunu da gösterir.

2)  Cibril hadisinde de Cibril (a.s.) Peygamberimize kıyametten sordu. Peygamberimiz de: "Bu meselede so-rulan sorandan daha bilgili değildir," buyurdu. Cibril de: "Öyle ise bana onun alâmetlerinden haber ver," de­di. Rasûlüllah: "Cariyenin sahibesini doğurması, (Diğer bir rivayet ise "sahibini doğurması" şeklindedir) yalın ayak, çıplak ve fakir olan davar çobanlarının bina yap­makta birbirleriyle yarış yapar olduklarını görmen-dir," buyurdu.

Bu hadisi Buhari ve Müslim Hz. Ömer vasıtasıyla nakletmişlerdir.

Cariyenin sahibesini doğurmasının anlamı; evlatların anne-babaya itaatsizliklerinin artması, çocuğun annesine, efendinin cariyesine yaptığımız amele gibi söverek, döve­rek ve hizmet ettirerek ihanet etmesidir. (Fetu'1-Bâri U/293)

3) Buhari'de Ebu Hureyre (ra)'den şu hadisi nakleder. Peygamberimiz şöyle buyurdu: "İki büyük (İslâm) ordu­su birbirleriyle harp etmedikçe kıyamet kopmayacak-tır. Bu iki camianın ikisinin de davaları bir olduğu ikisi de İslâm ve hak iddiasında bulundukları halde arala­rında büyük bir harp olacaktır. Otuza yakın bir takım yalancı Deccâllar türeyip hepsi de Allah'ın Rasûlü ol­duğunu iddia etmedikçe kıyamet kopmaz. İlim (ehli) alınmadıkça, zelzeleler çoğalmadıkça, zamanın bereke­ti gitmedikçe, çeşitli fitneler ortaya çıkmadıkça, Here (öldürmek) çoğalmadıkça kıyamet kopmaz. İnsanların malları o kadar çoğalır ve bollaşır ki zengin zekatını verecek birisini bulup ona zekat borcunu vermeye te­şebbüs edince verilen kişi: "Benim ona ihtiyacım yok" diyerek onu geri çevirir. İnsanlar bina yapmakta yarısırlar. (Belalar çoğaldığından) bir adam birinin kabri­nin yanından geçerken: "Keşke ben de orada ölü olsay­dım" der. Güneş batıdan doğar. İşte o zaman bütün in­sanlar iman ederler fakat o an, daha önce iman etme­miş veya imanıyla bir hayır kazanmamış kişilerin ima­nının hiçbir fayda vermey