Hükümdarın Bir Araziye Harâc Koyması
Hâkimin, Verdiği Hükümden Dönmesi
Bir Akarın Satıldığını Gören Akrabaların Davası
Mehrini Kocasına Bağışlayan Kadın
Vekil Tayin Edilen Kimsenin Susması
Zekât Alması Helâl Olmayan Kişi
Köleye "Efendim" Denilirse....
Sonradan Getirilen Şahit Ve Deliller
Manifaturacılar Arasındaki Fırın
Yol İçin Mescidden Mescid İçin Yoldan Yer Almak
Sünnet Olmayı Terk Edenlerle Savaş
Küçük Çocuk Adına, Babasının Sulh Akdi Yapmasi
Bir Kocanın, Mehir Hususunda Baskı Yapması
Bir Kocanın, Mühâlaa Hususunda Baskı Yapması
Havaleden Sonra, Mehrin Bağışlanması
Bir Kimsenin Kendi Yerine Su Kuyusu Kazması
Bir Kimsenin, Karısının Evini Tamir Ettirmesi
Emânet Bir Malı, Hükümdarın Zorla Alması
Koyunun Yenilmesi Mekruh Olan Yerleri
Küpe İçin, Kızların Kulaklarının Delinmesi
Hâmile Kadına Zarar Verecek Şeyler
Zararlı Hayvanların Öldürülmesi
Sahabe, Tabun Ve Ondan Sonrakiler Anılınca Ne Denir?
Bulûğa erişmeyen
hünsânın şehâdeti kabul edilmez. Çünkü o, ya sabidir veya sabiyyedir. (= ya
erkek çocuktur veya kız çocuk-dur.) Hünsâların hâlleri, buluğa eriştikten sonra
da belli olmaz ise, şehâdet hakkında görüşleri, —erkekliği belli olana kadar—
mevkuf tutulur.
Bir adam, eğer kadının
karnındaki erkek çocuksa, ona bin dirhem; kız ise, beş yüz dirhem vereceğini
söyler; o kadın da hürisâyi müşkil doğurursa, ona beş yüz dirhem verilir; beş
yüz dirhemi ise, —çocuğun hâli belli olana kadar veya hâli belli olmadan ölene
kadar— bekletilir.
Şayet hâli belli olur ve
erkek olduğu meydana çıkarsa, o beş yüz dirhem, ona verilir. Kadın olduğu
anlaşılınca da, kalan beş yüz dirhem, vasînin vârislerine verilir. Keza, adam
ölür; hünsânın hâli de belli olmaz ise, o beş yüz dirhem vârislere verilir.
Eğer erkek olduğu meydana çıkarsa ona verilir. Kadın olduğu belli olursa,
varislere verilir. Bu, imamlarımızın kavlidir. Zehiyre'de de böyledir. [1]
Abrasın (= dilsizin)
Yemini ve yazması, vasiyetde, nikâhda, talâkda satışta, satın alışta ve diyetde
beyan gibidir. Hadde ise, bunun hilafınadır.
Vasiyet yazısı ahrasa
karşı okunsa ve ona: "Sana karşı bu yazıda olana şahit olalım mı?"
denilse; oda başı ile işaret ederek "evet" demiş olsa veya yazsa işte
bu kabul, caiz olur.
Dili konuşmayan bir
adama aynısı yapılsa ve o da başıyla "olur.'' diye işaret yapsa; işte bu
geçerli olmaz.
Ahras, (= dilsiz)
nikâhı, talâkı, ıtâkı, satışı, satın alası, bedel verişi veya bedel alışını ima
eder veya yazarsa, işte bu caizdir.
Ancak, işaretiyle ona
had uygulanınıyacağı gibi, yazmasıyla da başkasına had yapılmaz. [2]
Üç çeşit yazı vardır:
1-)
Anlaşılır bir şekilde kağıt üzerine yazılmış olan yazı.
Bu yazı, huzurda
olanın veya olmayanın konuşması yerindedir.
2-) Anlaşılır
fakat mersûm olmayan yazı.
Duvara veya ağaç
yaprağına yazılmış yazı gibi...
Bu yazı; bir hüccet
olamaz. Bu, yalnız bir beyan ve açıklamadır.
3-)
Anlaşılmayan yazı.
Havaya ve suya yazmak
gibi...
Bu yazı, duyulmayan
ses gibidir. Bununla hüküm sabit olmaz.
Bir adam, bir gün veya
iki gün bir özüründen dolayı, konuşmaz ve bir şey hakkında yazar veya işaret
yaparsa; onun bu tasarrufu geçerli olmaz. Ve, bu yazıya itibar edilmez. [3]
Aralarında İaşe
bulunan boğazlanmış koyunlar hakkında taharri (= araştırma) yapılır: Eğer
boğazlanmış olanların sayısı çok-sa, etleri yenir. Şayet sayıları müsavi ise
veya lâşe çoksa, etleri yenilmez. Bu, ihtiyar hâlinde iken böyledir.
Yanı onları kesen bir
şahsın bulunduğu, yakînen biliniyorsa bu böyledir.
Fakat, zaruret halinde
taharri edilir: İster boğazlanan az; ister sayıları müsavi, isterse, boğazlanan
çok olsun, etleri yenilir. Kâfî'de de böyledir. [4]
Yaş ve pis bir elbise,
temiz ve kuru bir elbisenin içine sarılıp, o yaş ve necis elbisenin ıslaklığı,
temiz ve kuru elbisede görünürse; yaş ve necis elbise sıkılmış olması hâlinde,
kuru elbise necis olmuş olmaz. [5]
Boğazlanmış bir
koyunun başı, kanıyla birlikte yakılıp ütülenerek kan zâiî olur ve ondan,
yemek (paça) yapılırsa; bu caiz olur. Zira yakmak, yıkamak gibidir. [6]
Hükümdarın, arazi
sahibine'haraç koyması caiz olur. Eğer öşrü alınıyorsa, caiz olmaz. Ken/'de de
böyledir.
Bu, İmim Ebû Yûsuf
(R.A.)'a göre böyledir. İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.):
"Her ikisi de caiz olmaz. buyurmuşlardır.
Fetva ise İmâm Ebû
Yûsuf (R.A.)'un kavli üzerinedir. [7]
Harâc ehli, araziyi
ekmekten ve haraç vermekten âciz kalırsa; hükümdar, o araziyi, ücretle
başkalarına (yani onu ekeceklere) icara verir. Ve haracım, icarından alır.
Eğer, artan olursa,
onu icarcıya verir. Eğer, o yeri icara tutacak bir kişi bulamaz ise, o
araziyi, —onu ekip biçecek olan kimselere— satar ve haracı varsa, çıkan
mahsûlden alır; artanını ziraatçıya geri verir.
İmâmeyn şöyle
buyurmuştur:
Hâkim, borcu için,
borçlunun malını satar; nafaka için de satar.
imâm Ebû Hanîfe
(R.A.)'ye göre, hâkim, borçlunun malını, sahibinin izni olmadan satamaz.
"Bu sözlerin
tamamı, Tebyin kitabında mevcuttur." denilmiştir. [8]
Bir adam ramazan
orucunu kaza etmeye niyet ettiğinde, onun gününü ta'yin etmese; kazası sahih
olur. İsterse iki ramazan olsun bu böyledir. Namazın-kazası da böyledir.
"Önce kalana..." veya "sonra kalana..." demeye ihtiyaç
yoktur. Kenz'de de böyledir.
Bu kavil, ba'zi
âlimlerin kavlidir.
"Esahh olanı, tek
bir gün ramazan orucu da böyledir. Kazaya kalan ramazan orucu iki olursa;
kazası, onun ta'yin etmeden caiz olmaz." buyurmuşlardır.
Keza, kaza edeceği
namazın gününü, vaktini ta'yin etmesi gerekir.
Şayet "üzerimde
kazaya kalan, önceki öğle namazına veya son öğle namazına" derse; bu caiz
olur. Tebyîn'de de böyledir. [9]
Bir oruçlu, ağzına
giren, bir veya iki damla göz yaşını yutarsa, orucu bozulmaz. Göz yaşı fazla
olursa, orucu bozulur. [10]
Bir adam, başkasının
tükrüğünü yutarsa, ona keffaret gerekmez. Sevdiğinin tükrüğünü yutarsa,
keffaret gerekir.[11]
Bazı hacıların, yolda
öldürülmeleri, bir kimsenin haccı terk etmesi için mazerettir. [12]
Bir adam, dişi eşeğini
sattığında, bu satışa, o eşeğin sıpası dâhîî olmaz. [13]
Bir akar hususunda
münazaa yapılsa, bu akar, onu elinde bulunduran şahıs, da'vacıya ibra
etmedikçe, kendisinin elinden çıkmaz.
Akar hakkında hâkimia
velayeti yoktur. O hususta hükmü de sahih olmaz. [14]
Bir hâkim, bir hâdise
hakkında beyyine ile hükmettikten sonra: "Hükmümden döndüm." veya
"O hükmü değiştirdim." yahut: "Şahitlerin yalanı çıktı."
veya: "Hükmümü ibtâl eyledim." der yahut bunlara benzer sözler
söylerse; ona itibar edilmez. Önceki hüküm geçerlidir.
Şayet da'vâ yenilenir
ve şahitler doğruyu söylerlerse; bu yeni da'-vâ sahih olur. [15]
Hâkim bir topluluğu
bir yere gizledikten sonra, bir adamdan, bir şeyi sorar; oda, onu ikrar eder ve
bu durumda saklananlar o adamı görür; fakat o adam saklananları göremez ve
saklananlar, o adamın söylediklerini duyarlarsa, onun üzerine yapacakları
şehâdet kabul edilir.
Eğer sesini duydukları
hâlde, kendisini görmezlerse, şehâdetle-ri caiz olmaz. [16]
Bir adam, bir akar
satar; akrabalarının ba'zıları da satış sırasında hazır bulunurlar ve o akarın
satıldığını bilirler ve daha sonra da'vâ ederlerse; bu da'vâları dinlenmez. [17]
Bir kadın, mehrini
kocasına bağışladıktan sonra ölür ve vârisleri, onun mehrini isterler ve:
"Bağışı, ölüm hastalığında yaptı." derler; kocası da: "Hayır,
sıhhatli iken yaptı." derse; bu durumda kocanın sözü geçerlidir. [18]
Bir adam, diğerine:
"Seni satış için vekil eyledim." der; o da susup bir şey söylemezse,
vekil olmuş olur. [19]
Bir adam, karısını
boşamaya, onu vekil yaptığında; ona "seni ne zaman azletsem, sen yine
vekilimsin." derse; bu durumda onu azledemez. Kenz'de de böyledir.
Bir adam, diğerine:
"Seni azlettikçe, sen benim vekilimsin." dedikten sonra:
"Muallak vekâletinden döndüm; geçerli vekâletinden de azleyledim."
dediğinde "ne zaman vekil etsem, sen azledilmişsin." deseydi,
"azledilmiş olurdu." denilmiştir. Önceki kavil daha evcehdir.
Tebyîn'de de böyledir. [20]
Fasid şart, bilgisiz
bedel ıtâkada, nikâhda, mühâlade, sulh da ve kasden öldürmekte geçersizdir;
bâtıldır. [21]
Bir adam, diğerine:
"Şu iki köleyi sana bin dirheme sattım." veya "Her birini beşyüz
dirheme sattım." der; diğeri de onlardan birisini kabul ederse; bu satış
sahih olmaz. [22]
Keza, bir adam, iki
şeyi, bir kimseye icara verse de, o şahıs, bu şeylerden birisini kabul eylese,
bu caiz olmaz.[23]
Keza, bir adam:
"Şunu şunu, bana; şunu şunu da sana ayırdım." der; o da, onlardan
birini kabul ederse, bu taksim caiz olmaz.
Keza, satışla icâreyi
veya taksimle, satışı yahut kısmet ve kasemeyi satışla cem eder; diğeri de
bunun —sadece— birini kabul ederse; caiz olmaz. Çünkü, bu sözleşmeler fâsid,
akidler bâtıl olurlar. Keza, tazeyi eskiye ilâve eylese sarf fâsid olur. [24]
Bir kimse, diğerine:
"Şu iki cariyeyi sana bin dirheme nikahladım." der; diğeri de, bu
cariyelerden birini kabul ederse veya bir adam, iki karısına: "Birinizi,
şu kadar mala hulû eyledim." dese de, bunu, onlardan birisi kabul eylese
yahut iki kölesi olan bir adam, onlara: "İkinizi bin dirheme azad
eyledim." dese de; birisi kabul eylese; veya üzerlerinde diyet borçlan
olan şahıs, borçlu olduğu iki şahsa: "Birinizi bin dirhem anlaşmaya
bağladım." dese de, onlardan biri sulhu kabul eylese; bu sözleşmeler,
fâsid şartla bâtıl olmazlar.
Bir adamın iki kölesi
olur ve onlara hitaben: "İkinizi bin dirheme kitabete bağladım." der
ve bunu onlardan birisi bunu kabul ederse, işte bu sahih olmaz..
Eğer aralarını
ayırarak söyler ve bu durumda birisi kabul ederse, bu sahih olur.
Nikâhla satışı, veya
icâre ile satışı cem edip, onlardan da birisini kabul ettiğinde; nikâhı kabul
ederse; bu caiz olur. Satışı veya icâreyi kabul ederse; bu sahih olmaz.
Diğerleri de buna
göredir.
Kitabetle, talâkı veya
ıtâkı cem eylese de; birisi, talâkı veya ıtâ-kı kabul eylese; bu caiz ve sahih
olur. İster icmal eylesin ister ayırsın fark etmez.
Eğer kitabeti
ayırmışsa, kabulü caiz olur; değilse olmaz. [25]
Bir adamın arazisi
olur ve onu ekip biçer veya dükkanı olur ve o getir getirir; onların geliri de
kendisi ve ailesine kâfi gelirse; bu adamın zekât alması helâl olmaz.
Bu gelirler kâfi gelmez
ise, zekât alması helâl olur. [26]
Bir adam,
karısını.serkeşliğinden dolayı, önce iki talâk; sonra da, bin dirheme karşılık
üç talâk boşasa; o bin dirhem, bir talâk karşılığı olur. [27]
Bir adam, kölesine:
"Ey efendim." veya cariyesine: "Ben senin kölenim." dese;
onlar azad olmuş olmazlar. [28]
Bir adam:
"Buhara'da durduğum müddetçe, şu işi yapmıyacağım." diye yemin etse;
sonra da Buhara'dan çıkıp, tekrar girse ve o işi yapsa; yemininde hânis olmaz. [29]
Da'vâcı: "Benim
beyyinem yoktur." dedikten sonra, burhan getirse; veya şahitler: "Biz
şahitlik yapmayız." dedikten sonra, şahitlik yapsalar; bunlar kabul
edilir.
İmâm Muhammed (R.A.):
"Kabul edilmez." buyurdu. Esahh olan, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'nin
kavlidir; ki O: "Kabul edilir." buyurmuştur. [30]
Bir adam, birine borç
ikrarında bulunduktan sonra: "Ben, ikrarımda yalancıyım." der; ikrar
olunan da: "Gerçekten ikrar eden şahıs, yalancı değildir." diye yemin
etse; İmâra Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre iddiası bâtıl olmaz. İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)
ile İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, ikrar edilen şeyi, ikrar olunana verip teslim
eylemesi emredilir.
Fetva ise ikrar
olunanın yemin etmesi üzerinedir. [31]
Bir adam: "onun,
benim üzerimde on dirhemi var; illâ üç dirhemi illâ bir dirhemi hariç."
dese; onun, sekiz dirhem ödemesi gerekir.
Şayet: "illâ
yedi, illâ beş, illâ üç, illâ bir dirhemi müstesna." derse; altı dirhem
ödemesi gerekir. [32]
Bir ekmekçi,
manifaturacılar arasına, bir ekmek dükkanı (fırın) açsa; bundan men, edilir. [33]
Yol geniş mescid dar
ise, yoldan mescide; mescid, geniş yol dar ise, ammeye zarar vermemesi şartıyle
mescidden yola, verilir. Yâni, halka zarar vermemek için yoldan mescide,
mescidden yola ilâve yapılır. Bu sahihdir ve caizdir. [34]
Bir belde ahâlisi
sünnet olmayı terk ederse, imâm (= devlet başkanı) onlarla savaşır. [35]
Ekmekle eli ve çakıyı
silmek mekruhtur. Ekmeği kabın altına koymak mekruhtur. Ekmeği tuzluğun altına
koymak mekruhtur. Ekmek konmuş sofrada katık beklemek mekruhtur.
Sıcak yemek yemek ve
yemeği koklamak veya yemeği üflemek mekruhtur. Kâfî'de de böyledir. [36]
Bir adam, bir sabiye
karşı, bir ev iddiasında bulunur; sabinin babası da, o sabinin malıyla anlaşma
yaparsa; idiacının beyyinesi-nin bulunması hâlinde, bu sulh caizdir. Bunun için
anlaşma bedelinin evin kıymeti kadar veya bundan —ancak— halkın aldanmış demiyeceği
kadar fazla olması gerekir.
Fakat, iddiacının
beyyinesi yoksa veya iddia âdilâne değilse; bu babanın sulh bedeli vermesi caiz
değildir.
Şayet iddiacı baba ise
ve beyyinesi yoksa her hâlde sulh yapması caizdir. Eğer beyyinesi varsa,
kıymetinin mislinden fazlaya anlaşması caiz olmaz.
Bu hususta vasî de
baba gibidir. [37]
Bir adam, karısını
mehrini bağışlaması için korkutsa, —onun mehrini bağışlaması, dövmeye gücü
yetse bile— sahih olmaz. [38]
Bir koca, karısını
mühâlaaya (= mal mukabili boşanmaya) cebrederse, bu durumda talak vâki olur;
mal sakıt olmaz. (= düşmez.) [39]
Bir kadın, kocasına
bir adamı havale ettikten sonra, mehrini kocasına bağışlasa, bu sahih olmaz. [40]
Bir adam mülküne bir
kuyu veya su çukuru kazar; komşusu da "bu yüzden duvarının yıkılacağı
için, onun tahvilini (= yerinin değiştirilmesini) isterse; kazan şahıs buna
cebredilmez. Bu yüzden duvar yıkılsa, tazminat gerekmez. [41]
Bir adam, karısının
izniyle, onun evini kendi malıyla tamir ettirse; harcadığı para karısında alacak
olur.
Şayet, kendiliğinden
tamir ettirirse, masraf kendisine ait olur; karısı borçlu olmaz. Bu, nafile bir
masraf olur. Ve kadına müracaat ederek, o masrafı isteme hakkı olmaz. [42]
Bir adam, borçlusunu
yakaladığında, başka bir adam da, onu, ondan çekip alır ve borçlu kaçarsa;
çekip alan şahıs, borcu tazmin eylemez. [43]
Bir adamın yanında,
bir başkasının malı olduğunda, hükümdar: "Bu malı bana ver. Değilse,
elini keserim veya elli kırbaç vururum." der; o da, onu verirse, onu
sahibine tazmin etmesi gerekmez. [44]
Bir adam, sahraya
vahşî bir eşeği avlamak için tuzak kurar; ikinci gün gelir ve bu tuzağa düşen
bir eşeğin yaralanmış ve ölmüş olduğunu görürse, bu yaban eşeğinin eti yenmez.
Çünkü, onun boğazlanması veya avcı tarafından vurulması gerekir. Başka şekilde
helâl olmaz. O, süsülerek ölen veya bir yerden düşerek ölen hayvan gibidir.
Bunlar âyet-i kerimede zikredilmiştir. "İkinci gün" kaydı, ittifakın
vukuu içindir. Hatta o saatte ölü olarak bulsa, zikredilen şart olmayınca yine
helâl olmaz. Tebyîn'de de böyledir. [45]
Koyunun ferci,
husyeleri (= taşakları), bezi, mesanesi, ödü, akan kanı, zekeri ve murdar
iliğini yemek mekruhtur. Kenz'de de böyledir. [46]
Hâkim bir gaibin ve
çocuğun malını ve buluntu olan malı borç olarak verebilir. [47]
Bir sabinin haşefesi
(zekerinin başı, kerliği) açıkta olur ve onu gören şahıs, "bu çocuğun
sünnet olduğunu zannederse; onun zekerinin derisi kesilmez.
İhtiyar bir gayr-i
müslim, müslüman olsa, onun sünnet edilmesi terk edilir. Basîret ehli, onun
sünnet olmaya gücünün yetmeyeceğini, buna dayanamayacağını söylemişlerdir. [48]
Sünnetin en uygun
vakti, çocuğun yedi yaşında oiduğu sıradır. [49]
Kadının sünnet olması,
sünnet değildir. Ancak, bu, erkekler için bir ikramdır. Zira ciması lezzetli
olur. "kadının sünnet olması sünnettir." de denilmiştir. [50]
Küçük çocuğun tedavisi
için, yarasının dağlanması; yarasının battı ve emsali caizdir. [51]
Kız çocukların, —küpe
takmaları için— kulaklarının delinmesi caizdir. [52]
Hamile bir kadına,
zarar verecek bir şeyi yapmayız. Karnındaki çocuk hareket etmeden, hamile
kadına hacâmet yapılması, uygun olmaz. Çocuk hareket edince, bunda bir beis
olmaz. Doğum yaklaşınca yine hacamet yapılmaz. Hâmile kadından, kan alınmaz.
Doğuracak hayvandan da kan almak caiz değildir.
Menfaatü olan her
ilacın kullanılması caizdir. [53]
Zarar veren hayvan
öldürülür; kudurmuş köpek gibi; kedi gibi...
Bu hayvanlar güvercini
veya tavuğu yerlerse, yine öldürülürler. [54]
At yarışı, deve
yarışı, insanların birbiri ile yarışı ve atıcılık müsabakası caizdir. [55]
Tek taraflı olmayan
çift taraflı müsabaka şartı ve ödülü haramdır.
İki taraflı ödül
şartının ma'nası: "Senin atın geçerse, ben sana şu kadar vereceğim; benim
atım geçerse, sen de bana şu kadar vereceksin." demektir. İşte bu bir
kumardır ve caiz değildir.
Tek taraflı olursa
(Şöyle ki: "Sen, beni geçersen, senin için ben şunu veririm; şayet ben
seni geçersem, sen bana bir şey vermeyeceksin." demek) istihsânen
caizdir. Bundan maadası caiz değildir. Bu dördü kitabta mezkûrdur. Katır yarışı
caiz değildir.
Eğer ödül, (müsabıka
verilecek olan şey), iki tarafın birinden şart kılınırsa, her iki atın da ileri
geçme ihtimalinin bulunması şarttır. Fakat, onlardan belli birinin öne
geçeceği bilinirse; bunda muhal yoktur ve bu caiz değildir.
Şayet iki taraf dan
ödül şartını koşarlar ve üçüncü bir şahsı, helâl edici olarak aralarına
girdirirlerse, bu caiz olur. Eğer o muhal-lilin atı da, ikisinin atına denk
ise, kendinin öne geçmesi de önüne geçilmeside caizdir; geçse de geçilse de
caiz olmamasına mahal yoktur.
Muhallilin (= helâl
edicinin) giriş sureti: Önceki, iki yarış atı sahibi olan zatlar, üçüncüye
"Eğer bizi geçersen, iki ikramiye de senin olacak; şayet, biz seni
geçersek senden bize bir şey olmayacak." derler; fakat kendi aralarındaki
şart, "kim diğerini geçerse, ikramiye onun olacak; eğer üçüncü şahıs öne
geçerse, ikramiyeler onun
olur." Eğer bu
ikisi onu geçerse, ona göre bir şey yoktur. Hangisi-ninki diğerini geçmişse,
aradaki ikramiyeyi o alır. Böylece alana helal olur.
Eğer cemaatten bir
kişi, üçüne veya ikisine: "Hanginiz geçerseniz, benim malımdan şu kadar
ikramiye var." der, veya "hedefe okunu, kurşununu veya attığı
herhangi bir şeyi, isabet ettirene, (şu kadar ikramiye var." derse; işte
buda caizdir.
Bunun üzerine âlimler:
"Bu mes'elede şart iki tarafdan olmaz ise, ikramiye caizdir."
buyurdular.
Müsabaka babmdaki
ikramiyenin cevazından murad, onun helâl olmasıdır; yoksa, istihkak değildir.
Hatta yenilen zat, ikramiyeyi vermekten imtina eylese (yâni vermekten kaçınsa),
Hâkim, ona hükmedip de cebredemez. [56]
Peygamberler ve
meleklerden başkasına salat getirilmez. Ancak onlara tâbi olarak getirilirse,
bu caiz olur.
Şöyleki:
"Allâhumme salli alâ muhammedin va alâ âlihi ve sahbihi" demek ve
benzeri gibi...
Nebî (S.A. V.) üzerine
terâhhümde ihtilaf edildi. "Allahummerham Muhammeden (S.A.V.)" demeye
bazı âlimler: "Caiz olmaz." dediler; bazıları ise: "Caiz
olur." buyurdular. [57]
Evlâ olan sahabeler
için: "Radıyallâhü teâlâ anhiiro" demektir.
Tabiîn için de:
"Rahimallâhü teâlâ anhüm." Demektir. Ondan sonrakiler
için de: "Gafarallâhü anhüm"
ve ya "tecâveze anhüm." demektir. [58]
Nevruz ve Mehrican
isimlerine vermek caiz değildir. Câmiu'l-Esğar sahibi, şöyle buyurmuştur:
Nevruz günü, bir
müslümanın, diğerine, o gün ta'zim etmeksizin hediye vermesi, küfür olmaz.
Fakat uygun olanı, hediyeyi o güne tahsis etmemek ve o kavme benzememek için,
ya bir gün önce veya bir gün sonra vermektir. [59]
Başa, takye (takke),
bere, külah giymekte bir beis yoktur. [60]
Siyah elbise giymek
mendubtur. [61]
Sarığın ucunu, iki
omuz arasından, sırtın yarısına kadar uzatmak mendubtur.
Sarığını yeniden
sarmak isteyen kişi, onun sargısını bozup, daha güzel sararak başından alıp bir
defa yere atması iyi olur. [62]
Sarıya boyanmış veya,
za'feran ile boyanmış bir elbiseyi giymek mekruhtur. [63]
Erkeklerin güzel
elbise giymeleri müstehabtır.
İmâm Ebû Hanîfe (RA.),
arkadaşlarına böyle vasiyyet ederdi. [64]
Âlim bir gencin, câhil
bir yaşlının önünde yürümesinde bir beis yoktur. [65]
Hafız olanlar, kırk
günde bir hatim yapmalıdırlar. Zira, Kur'-an okumakdan maksad, Onun ma'nasını
düşünmek ve anlamaktır; içinde olana itibar edip, gereği gibi amel eylemekdir.
Yoksa, mücer-red okumak* değildir.
Yüce Allah, Kur'an'da Kur'anı
tedeb-bür (= tefekkür, tefehhüm) etmiyorlar mı? (Yâni düşünüp anlamıyorlar
mı?) buyurmaktadır.
Bu da feenni ile yavaş
okumakla olur. Acele okumakla ve ma'nasını düşünmemekle olmaz.
Büyükler, Kur'an-ı
Kerîm'in, en azından kırk günde bir hatme-dilmesini uygun görmüşlerdir.
Bir kimse, Kur'an-ı
Kerîm'den, bir günde, mânâsını anlayarak, bir hızb, yarım hızb veya daha az
okumalıdırlar. Tebyîn'de de böyledir.
En doğrusunu ancak
Allahu Teâlâ bilir. [66]
[1] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları:
14/393.
[2] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/394.
[3] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/394.
[4] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/395.
[5] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/395.
[6] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/395.
[7] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/395.
[8] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/396.
[9] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/396.
[10] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/397.
[11] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/397.
[12] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/397.
[13] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/397.
[14] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/397.
[15] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/397-398.
[16] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/398.
[17] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/398.
[18] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/398.
[19] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/398.
[20] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/399.
[21] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/399.
[22] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/399.
[23] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/399.
[24] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/399-400.
[25] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/400.
[26] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/400-401.
[27] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/401.
[28] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/401.
[29] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/401.
[30] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/401.
[31] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/402.
[32] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/402.
[33] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/402.
[34] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/402.
[35] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/402.
[36] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/403.
[37] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/403.
[38] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/403.
[39] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/403.
[40] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/404.
[41] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/404.
[42] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/404.
[43] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/404.
[44] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/404.
[45] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/405.
[46] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/405.
[47] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/405.
[48] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/405.
[49] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/406.
[50] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/406.
[51] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/406.
[52] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/406.
[53] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/406.
[54] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/406.
[55] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/407.
[56] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/407-408.
[57] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/408.
[58] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/408.
[59] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/409.
[60] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/409.
[61] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/409.
[62] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/409.
[63] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/409.
[64] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/409.
[65] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/410.
[66] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ
Yayınları: 14/410.