
Timaş Yayınları
20. ASIRDA KUR’AN İLİMLERİ ÇALIŞMALARI
20. Asır Kur'ân İlimleri Çalışmaları
20. Asır Kur'ân Çalışmalarının Tasnifi
20. Asır Kur'ân Çalışmalarının Özellikleri
I. BİRDEN FAZLA KONU İHTİVA EDEN KUR'ÂN İLİMLERİ
ÇALIŞMALARI
A- Ulumu'l Kur'an'ın Tarihçesi Ve Tanımı
Çağdaş Bazı Çalışmaların Tanıtımı
2- Muhammed Abdulazîm Ez-Zerkânî (Ö. 1367/1948)
Menahilu'l-İrfan fi Ulumi'l-Kur'ân:
3- Sübhî es-Salih-Mebâhisu fi Ulümi'l-Kur'ân:
4- Muhammed b. Muhammed Ebu Şehbe-El-Madhal ilâ
Dirâseti'l-Kur’ani'l-Kerîm:
5- Mennâ' Halilu'l-Kattân-Mebâhisu fî Ulumi'l Kur'ân:
6- Abdullah Mahmud Şehhâte-Ulumu'l-Kur'ân:
7- Muhammed Adnan Zerzur-Ulumu'l-Kur'ân:
8- Muhammed Ali es-Sabunî-et-Tibyan fi Ulumi'l-Kur'ân:
9- Nüreddin Itr-Muhaderatun fi Ulumi'l-Kur'ân:
10- Muhammed Ali el-Hasan-el-Menar fi Ulumi'l-Kur'ân:
11- Mühammed İbrahim El-Hafnavî-Dirasatun
fi'l-Kur'ânı'l-Kerim:
Çağımızda Yapılan Kür'ân İlimleri Çalışmaları
Yeni Alanlarda Müstakil Konu Çalışmaları
1- Muhammed Osman Necati-el-Kur'ânu ve İlmun-Nefsi
2-Et-Tıhamî Nakra-Saykolijiyetil-Kıssati fil-Kur'ân
(Kur'ân Kıssalarının Psikolojisi):
Dr. Muhammed Mahmud Hicazi-el-Vahdetu'l-Mevduiyetu
f'i'l-Kur'ânı'l-Kerim (Kur'ân'da Konu Birliği)
A-Tasvır Üslûbunun Özellikleri: .
Seyyid Kutub-et-Tasviru'l-Fenniyu li'l-Kur'ân:
A- Kur'ân Üslûbu'nun Özellikleri:
1- Lafzın Azlığı ve Mânânın Çokluğu:
2. Kur'ân Hitabının Avam Ve Havasa Yönelik Olması;
3. Kur'ân
Üslûbunun Hem İcmali (Genelleyici), Hem Beyanı (Açıklayıcı) Olması:
1- Hasan Tabl-Üslübu'l-Îltifatı
fi'l-Belağati'l-Kur'âniyye:
2- Ahmed Mahir el-Bakari-Esalibu'n-Nefy fi'l-Kur'ân:
Üslûp Alanında 20. Asırda Yazılmış Eserler:
a- Kur'ân Kıssalarının Çeşitleri:
b- Kıssaların Fayda ve Amaçları:
Vehbe ez- Zuheyli-el-Kıssatü'l-Kur'âniyye Hidâyetün ve
Beyanün:
Kitap Hakkında Bazı Mülahazalar:
Kur'ân Kıssaları Sahasında Yapılan Çalışmalar:
1- Muhammed Hüseyin ez-Zehebî-et-Tefsir ve'I-Müfessirûn:
2- Halid Abdürrahman el-Akk-Usulu't-Tefsir ve Kavaiduhu:
3- Muhyiddin Baltacı-Dırasetun fi't-Tefsiri ve Usulihi:
Tefsir Usûlü Sahasında Yapılan Diğer Çalışmalar:
Adnan eş-Şerif-Min Ulumi'l-Ardi'l-Kur'âniyye:
Kevni âyetler Alanındaki Çağdaş Çalışmalar:
Toshihiko İzutsu-Kur'ân'da Allah ve İnsan:
Kitap Hakkında Bazı Mülahazalar:
a- Mu'cem Çalışmalarının Tasnifi:
2- Muhammed Mustafa Muhammed el-Fihrisü'l-Mevduiyye li
Âyâti'l-Kur'âni'l-Kerim:
Ahmed Muhammed Cemal-el-Kur'ânu'l-Kerimu Kitâbun Uhkimet
Ayatuhu:
Kitap Hakkında Bazı Mülahazalar:
1- Şeyh Halid Abdurrahman El-Akk (Suriye Dimeşk'li)
El-Furkan Ve'l-Kur'ân:
Kitap Hakkında Bazı Mülahazalar:
2- Muhammed Beyyumî Mehran-Dirasatun Tarihiyyetun
mine'l-Kur'âni'l-Kerim:
Kür'ân Araştırmaları Sahasında Yapılan Çalışmalar:
A- Kıraetlerin Ortaya Çlkış Sebebleri Ve Tarihçesi:
C- Kıraetlerîn Kabul Şartları:
d- Ahrufu Seb'a ile Kıraati Seb'a Arasındaki Fark:
Muhammed Salim Muhaysin el-Kıraatu ve Eseruha fi
Ulumi'l-Arabiyye:
Kıraat ve Tecvid Sahasında Yapılan Çalışmalar:
Mustafa Zeyd-en-Neshu fi'l-Kur'âni-Kerim:
Nesihle İlgili Çağdaş Eserler:
C- İlmî Bir Disiplin Olarak İ'cazın Ortaya Çıkışı:
D- Î'cazın Tarifi ve Vecihleri:
E- 20. Asır Kur'ân İ'cazı Çalışmaları
1- Mustafa Sadık er-Rafi'î-İ’cazu'l-Kur'ân:
2- Mustafa Müslim-Mebahisu fi Î'cazi'l-Kur'ân:
3- Muhammed Hasan Heyto-el-Mu'cizetu'l-Kur'âniyye:
4- Muhammed Abdullah Draz-en-Nebe'u'l-Azim:
Kur'ân Î'cazı Sahasında Yapılan Çalışmalar:
A- Kur'ân Tarihine Genel Bir Bakış:
1- Muhammed Hamidullah-Kur'ân Tarihi
2- Abdussabur Şahin-Tarihu'l-Kur'ân:
20. Asır Kur'ân Tarihi Çalışmaları:
Mühyiddin Derviş-İ'rabul'Kur'ân:
Kitap Hakkında Bazı Mülahazalar:
A- Ğaribu'l-Kür'ân'ın Tarih İçerisinde Oluşumu ve
Nedenleri:
Ğaribü'l-Kur'an Alanında Yapılan Çalışmalar:
1. Abdu'l-'Âli Salim Makram-Kadâyâ Kur'ân'iyye fî
Dav’i’d-Dirâsâti'l-Luğaviyye:
2- Salah Abdu'l-Fettah el-Halidî-Letâifu Kur'âniyye:
20. Asır Kur'ân Filolojisi Çalışmaları:
III. ÇAĞDAŞ
TEFSİRLERİN MUKADDİMELERİNDE KUR'ÂN İLİMLERİ
1- Cemaleddin el-Kasımi-Mehasinu't-Te'vil:
Mukaddime Hakkında Bazı Mülahazalar
2- Muhammed et-Tahir ibnu Aşur-et-Tahrir ve't-Tenvîr:
3- Muhammed El-Emin Eş-Şankitî-Adva'u'l-Beyan fi
Tefsiri'l-Kur'âni bi'l-Kur'ân:
4- Muhammed Reşid Rıza-el-Menar:
5- Vehbe ez-Zuhayli-et-Tefsiru'l-Münir:
6- Muhammed Hamdi Yazır Elmalılı-Hak Dini Kur'ân Dili:
7- Süleyman Ateş-Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefsiri:
8- Ebu'l-A'lâ El-Mevdudi-Tefhimu'l-Kur'ân:
IV. TÜRKÇE YAZILAN KUR'AN İLİMLERİ ÇALIŞMALARI
1- Abdullah Aydemir-Tefsirde İsrailiyat:
2- Abdurrahman Çetin Kur'ân İlimleri ve Kur'ân-ı Kerim
Tarihi:
3- Ali Turgut-Tefsir Usûlü ve Kaynakları:
4- Bursalı Mehmed Tahir-Delilu't'Tefasir:
5- Bergamalı Cevdet Bey-Tefsir Tarihi:
6- Celal Kırca-İlimler ve Yorumlar Açısından Kur'ân'a
Yönelişler:
7. İsmail Hakkı İzmirli-Tarih-i Kur'ân:
8- İsmail Cerrahoğlu-Tefsir Usûlü:
8- İsmail Cerrahoğlu-Tefsir Tarihi:
9- Mehmet Sofuoğlu-Tefsire Giriş:
10- Osman Keskioğlu-Kur'ân Tarihi:
10- Osman Keskioğlu-Nüzulünden Günümüze Kur'an-ı Kerim
Bilgileri:
12- Ömer Nasuhî Bilmen-Büyük Tefsir Tarihi:
13- Sait Şimşek-Kur'ân Kıssalarına Giriş:
14- Suat Yıldırım-Peygamberimizin Kur'ân'ı Tefsiri:
14- Suat Yıldırım-Kur'ân-ı Kerim ve Kur'ân ilimlerine
Giriş:
15- Süleyman Ateş-İşari Tefsir Okulu:
C- Manevî Tercümenin Şartları:
GAYRI MÜSLÜMLERÎN KUR'ÂN ÇALIŞMALARI
1- J. J. G. Jansen-Kur'ân'a Bilimsel Filolojik Pratik
Yaklaşımlar:
2- J. M. S. Baljon-Kur'ân Yorumunda Çağdaş Yönelişler:
Oryantalistlerin Kur'ân çalışmaları
ULÜMU'L KUR'ÂN ÇALIŞMALARIYLA İLGİLİ ÖNERİLERİMİZ:
Yüce Kur'ân,
insanlığın fert ve toplum düzenini, mutluluğunu sağlamak, güçsüzleri zulüm ve
haksızlıktan kurtarmak, şirkin kirine bulaşmış olan insanoğlunu Allah'a halis
kul yapmak suretiyle kalp, akıl, vicdan ve ruhunu temizlemek için inmiştir.
Kur'ân, insanlığa yeni mesajlar, önemli ve yararlı ilahi emirler ve yasaklar
getirmiştir. Kur'ân, insanoğlunun dini hayatını tevhidi esaslar ekseninde
yeniden düzenlediği gibi, dünya hayatını da değişik kurallar, kanunlar ve
nizamlar çerçevesinde farklı biçimlerle ve arı formlarla tanzim etmiştir.
Kur'ân, din, dünya,
ahlâk, kanun, ilim ve sanat gibi birçok hususta ilham kaynağı olmuştur. Zira
o, inançtan felsefeye, ahlâktan eğitime ve sanattan fenne kadar çok sayıda ilim
dallarının normlarını ihtiva etmektedir.
Bu yüce Kitab,
herkesin kendi gücü nisbetinde istifade edebileceği bir özelliğe sahiptir.
İnmeye başladığı ilk
günden itibaren, gerek güzel üslubuyla, gerek olağanüstü içeriğiyle
muhataplarını ciddi bir şekilde etkilemiştir.
İşte bu ve daha birçok
özelliğe sahip olan Kur'ân, insanlığın dikkatini çekmiş ve tarih boyunca hep
ilgi odağı olmaya devam etmiştir.
Müslüman alimler, ona
karşı hem bir vefa borcunu yerine getirme, hem ümmet tarafından daha iyi
anlaşılmasına yardımcı olmak için, okunuşundan, içeriğinin kapsadığı değişik
hukuki ve metodolojik hususlara kadar birçok yönden onu incelemeye ve ona
hizmet etmeye çalışmışlar. İslâm âlimleri, Kur'ân'a hizmet sadedinde binlerce
eser yazmışlar ve on dört asır boyunca Kur'ân'a yönelik bu hizmet aşkı devam
etmiştir.
Biz Müslümanlar için
çok sevindirici bir olaydır ki, materyalizm, ateizm ve pozitivizm gibi inkarcı
felsefe ve düşüncenin en çok yaygın olduğu yirminci asırda Kur'ân'a yönelik
çalışmaların azalması beklenirken aksine, bu asırda diğer çağlara nisbetle daha
fazla artmıştır. Umulmadık bir şekilde Kur'ân ilimleri sahasında büyük gelişmeler
olmuştur.
Sadece ona inananlar
değil, farkında olmadan düşmanları tarafından bile Kur'ân'a hizmet edilmiştir.
Kur'ân, çok değişik açılardan incelenmeye tabi tutulmuştur. Özellikle Kur'ân'ın
muhtevası, farklı zaviyelerden irdelenmiştir. Bunun için Kur'ân'la ilgili
çalışmalar arasında konulu tefsir, günümüzde en çok yer kaplayan alan
olmuştur.
Günümüzde Kur'ân'a
yönelik bu yoğun ilgi dikkatimizi çekti. Yirminci asırda Kur'ân ilimleri
sahasında yapılan çalışmalara bir ışık tutmak istedik. Önceleri bu çalışmamızı
kırk-elli sayfalık bir makale olarak düşündük. Ancak araştırmaya daldıkça bu
konunun bir iki makaleyle tam olarak ortaya konulamayacağı kanaati hasıl oldu.
Nihayet çalışmamızı "Yirminci Asır Kur'ân İlimleri Çalışmaları" adı
altında orta hacimli bir kitap olarak yayınlamaya karar verdik.
Çalışmamız bir giriş,
dört bölüm ve bir sonuçtan meydana gelmektedir. Kur'ân ilimlerini
incelediğimiz birinci bölümde, Kur'ân ilimlerinin kısa bir tarihçesini ve
tarifini sunduktan sonra, konuyla ilgili yazılan bir kısım eserlerin tanıtımını
yaptık. Müstakil konu çalışmalarına ayırdığımız ikinci bölümü iki kısma
ayırdık: Yeni ve eski konu çalışmaları. Konuları ele almadan önce her konunun
felsefesini yaparak bazı lüzumlu bilgiler sunduk. Ardından ele alınan sahada
örnek olarak bazı çalışmaları tanıttık. Konuyu, bu sahada yapılan çağdaş
eserlerin isim listesiyle bitirdik.
Üçüncü bölümde,
mukaddimelerinde Kur'ân ilimlerine yer veren çağdaş tefsirleri ele aldık.
Kasımı, İbn Aşur, Muhammed
Reşid Rıza, ez-Zuhaylî, Mevdudî, Süleyman Ateş ve Elmalılı Muhammed Hamdi
Yazır'ın tefsirlerinin mukaddimelerinde işlenen hususları tanıttık.
Dördüncü bölümde de
Arapça olmayan Kuran ilimleriyle ilgili çalışmaları inceledik. İmkanlarımızın
kısıtlı oluşundan münhasıran Türkçe ve Batı Dillerinde yapılan çalışmalar
üzerinde durduk Ancak Ortadoğu ve dünyanın Arapça dışındaki dillerde yapılan
bütün çalışmaları tesbit etme imkanını bulamadık.
Çalışmamızı, Kur'ân
ilimleri hususunda sunduğumuz öneriler ve sonuç kısmıyla bitirdik.
Gayret bizden
muvaffakiyet Allah'tandır.
M. Halil Çiçek
Van-1995.
[1]
Kur'ân-ı Kerim tarih
boyunca gerek Müslümanlar, gerekse Müslüman olmayan diğer bazı insanlar
nezdinde büyük bir ihtimam görmüş ve devamlı olarak akademik çevrelerin ilgi
odağı olmuştur. Kur'ân diğer semavî kitaplardan hiç birisine nasip olmayan
ilmî bir teveccühe mazhar olmuştur.[2] İlim
çevreleri, Kur'ân'ı birçok yönden ele almış ve onun bu muhtelif yönlerini ilmî
kurallarla disiplinize ederek birçok ilim dalı geliştirmişlerdir. Kur'ân'a
gösterilen bu yoğun ilgi neticesinde îslâm tarihinin erken dönemlerinde
"Ulumu'l-Kur'ân" adı altında çok zengin ilmî bir disiplin ortaya
çıkmıştır.[3]
Gün geçtikçe
gelişmekte olan bu ilim, Kur'ân'ın mânâ yönünden ihtiva ettiği bütün konuları
ve lafız yönünden ilgisi bulunan tüm hususları müstakil ilim kolları halinde
işlemektedir. Kur'ân'ın müfred, cümle, üslûp, kasem, darb-ı mesel, mecaz, nesh,
istiare, nüzul sebebi...v.b. onlarca konu ilim çevrelerinin ilgi odağı olmuş ve
bu konular müstakil eserler halinde detaylı bir şekilde incelenmiştir. Hatta
Kur'ân'ın kimi konuları hakkında müstakil ilim dalları bile kurulmuştur. Bazı
konular hakkında da onlarca eser yazılmıştır, islâm tarihinin erken
dönemlerinden itibaren başlayan bu çalışmalar, bazı dönemlerde hızlanmış bazı
dönemlerde ise yavaşlamıştır. Hicri üçüncü ve dördüncü asırlar Kur'ânla ilgili
çalışmalar açısından altın devirdir.[4]
Îbnü'n-Nedim (ö. 380/990) in el-Fihrist'inde h. üçüncü ve dördüncü asırda
Kur'ân'la ilgili telif edilmiş yaklaşık 400 eserin ismi yer almaktadır.[5]
Kur'ân'a yönelik bu yoğun teveccüh zaman zaman dumura uğramış olsa bile, asla
tümden kesintiye uğramamıştır. Yetişen her ilim nesli Kur'ân'da orijinal bir
şey bulmaya çalışmış ve araştırmalarını orijinal bulduğu o sahaya teksif
etmiştir. Tabiatıyla bu çalışmaların bir kısmı temel kaynak vazifesi görmüş ve
ilim dünyası birçok yönden onlardan istifade etmiştir.
Bazı çalışmalar ise ön
yargılı; Kur'ân'a ve İslam'a husumet dürtüsüyle yazılmıştır. Bunlar İslamî
camiaya er veya geç de olsa zararlı olmuştur.
Konu buraya
çekilmişken, geniş bir parantez açma zaruretini hissetmekteyim. İslam'ı ve
kaynaklarını söz konusu yapan çalışmalar tarihte kısmen, günümüzde ise ciddi
mânâda oryantalist çevreler ve onların zihniyetini taşıyan bazı kişiler
tarafından kaleme alınmıştır. Bu çalışmalar, İslama hizmetten ziyade husumet
amaçlı kaleme alındıkları için bazı ilmî hususları ihtiva etseler bile,
zarardan hali değiller.[6]
Bahsi geçen
oryantalistler en azından üslûp olarak Müslüman bir alimin kullanamayacağı
kuşku dolu bir dil kullanmışlardır.[7]
Kimileri ise, kendi milliyetlerinin propagandasını yapmak ve Müslümanları
geri kalmışlık, güçsüzlük ve cehalet nitelemeleriyle lanse edip, özellikle
Müslüman okuyucuyu kendine güvenmeme psikolojisine sokmayı hedeflemektedir.[8]
Bu sebepten ötürü
Müslüman okuyucunun bu tür çalışmaları okurken çok müteyakkız olması gerekir.
Neyi kabul edeceğini neyi rededeceğini iyi bilmelidir. Söylenen her şeyi kuru
bir teslimiyetle almamalıdır. Özellikle Kitap ve Sünnetle ilgili oryantalist
araştırmaların arka planındaki hedeflere alet olmamaya özen göstermelidir.
Batının teknolojide, siyasette, iktisatta, sosyal fikir ve organizasyonlarda
ve bilimler metodolojisindeki üstünlüğünü kimse inkar etmez. Ayrıca bunlardan
istifade etmeyi de akıl sahibi hiç kimse reddedemez. Ne var ki, Batının bu
üstünlüğü kendisine aşırı ve şımarıkça bir gurur verdiği gibi, Batı karşısında
güçsüz düşmüş ve geri kalmış ülkelere de kendi kendilerine karşı fazla bir
güvensizlik ve şüphe halini kazandırmıştır. Durum böyle olunca geri kalmışlık
ve güçsüzlük psikolojisinin zebûnu olmuş milletler, büyük bir ekseriyetle Batıya
karşı aşırı hayranlık, güven ve teslimiyetle bağlanmışlardır. Oysa bu mutlak
güven ve teslimiyet, özellikle islâm alemi açısından oldukça riskli ve
tehlikeli bir durumdur. Çünkü Müslümanlar şunu hiç akıllarından
çıkarmamalıdırlar ki; Batı yeryüzünde kendisine ezelî düşman olarak İslâm'ı
kabul etmektedir. Fikrî, coğrafî, hukukî ve idarî güç potansiyelinden ötürü de
kendisine sadece islam'ı rakip görmektedir. Her fırsatta bu rakibi güçsüz
düşürmek ve ayağa kalkmasını geciktirmek için uluslararası platformlarda tuzak
kurmaktadır. Bugünkü islâm dünyasının hali ve Batının buna karşı vurdum duymaz
tavrı bunun en bariz şahididir. Şu halde Müslümanlar vasat bir yol
izlemelidirler. Batının faydalı olan her türlü bilim ve teknolojisinden ve
özellikle sosyal bilimler alanındaki metodolojisinden ihtiyatli bir şekilde
istifade etmelidirler. Ancak Batı'nın Kitap, Sünnet ve İslâm tarihi alanındaki
çalışmalarını çok büyük bir ihtiyatla ele almalıdırlar. Bu önerimiz Batılı ilmî
çalışmaları hiç almamak anlamında anlaşılmamalı. Aksine biz İslam'ı ve
kaynaklarını konu edinen tüm oryantalistlerin veya bu eğilimi gösteren yerli
yazarların bütün çalışmalarının titizlikle, hiç bir taassuba ve ön yargıya
kapılmadan takip edilmesinin zaruretine ve hatta İslamî bir görev olduğuna
kaniyiz. Ancak şunu ısrarla tekrarlıyoruz: Batı kaynaklı çalışmalar ön
teslimiyet ve mağlubiyet pskolojisiyle okunduğu zaman bize zarardan başka
birşey kazandırmaz.[9]
Selef alimlerimiz
Kur'ân ilimlerini kendi asırlarının bilimsel şartlarına göre yeteri kadar
doyurucu ve kapsamlı bir şekilde incelemiş ve derlemişlerdir. Oldukça zengin
bir ilim mirasını ve çok faydalı ve verimli eserleri kendi asırlanndaki ilim
nesline ve daha sonra gelecek nesillere bırakmışlardır. Ne var ki, onlar, kendi
asırlarının kültür materyallerini kullanarak çalışmalarını kendi üslûp ve yöntemleriyle
kaleme almışlardır. 20. Asra kadar Ulumu'l-Kur'ân'la ilgili çalışmalar,
kullanım malzemesi olan ilmî metaryal açısından ve üslûp yönünden pek bir fark
göstermediğinden, Ulumu'l-Kur'ân çalışmaları klasik üslûbunu ve metaryalini
korudu. 19. asrın son çeyreğinden itibaren ise İslâm alemi ciddi bir şekilde
Batıdan esen dil, kültür, düşünce, idare, hukuk, sanat...v.b. sahalardaki
değişim rüzgarlarının etkisine maruz kaldı. Bu değişim gittikçe de etkisini
daha fazla hissettirdi.
Bu değişimlerden özellikle
üslûp, kültür ve inanç değişimleri Ulumu'l-Kur'ân alanını da ilgilendiriyordu.
Çünkü dildeki bazı radikal değişiklikler yeni üslûbu eski üslûptan kalın
çizgilerle ayırıyordu. Ayrıca kompozisyonun yeni formu da belirgin tonlarla
klasik kompozisyon biçiminden ayrılmakta idi. Öyle ki artık eski kompozisyon
şekli yeni nesillere sıkıcı geliyordu.
Batıdan gelen
pozitivist akımlar ve buna eşlik eden oryantalizmin Kur'ân'a yönelik yersiz ve
haksız eleştirileri Batıya karşı kompleksli olan ve teslimiyet, taklitçilik
pskolojisiyle Batıdan gelen her şeyi tam bir güvenle alıp kabul eden Batı
meftunlarını ve bunlarla yakın temas halinde olan elit çevreleri hem kültür hem
de inanç yönünden derinden etkilemiştir. Böylece İslâm alemi yeni bir kültürel
ve düşünsel yapılanma sürecine girmiştir. Özellikle İslamî inançlarda
korkutucu bir dejenerasyon süreci başlıyor ve islâm alemi profan bir dünyaya
doğru hızla kaymaktaydı.
İşte bu ve buna benzer
nedenlerden dolayı Kur'ân ilimleri asrın icablarına uygun olarak çekici, akıcı
ve yepyeni bir üslûpla ele alınmalı idi. Eleştirileri reddeden, kuşkuları
gideren ve okuyucunun.ilgisini çeken ciddi bir ilmî üslûba olan ihtiyaç,
kendini her geçen gün daha şiddetli bir şekilde hissettiriyordu, işte bu
ihtiyaç 20. asırda Kur'ân ilimleri alanında yeni bir oluşum sürecine yolaçtı.
Bu yeni oluşum Kur'ân ilimlerini birçok yönden etkiledi. Biz önce bu asırdaki
çalışmaların tasnifini daha sonra da özelliklerini sunacağız. Böylece hem
tasniften hem de özelliklerden yeni oluşumun daha belirgin bir şekilde
tanınmış olacağını ummaktayız.[10]
Bu asırda yapılan
Kur'ân'la ilgili çalışmaları yirmi grup altında toplamak mümkündür:
1-
Bütüncül
Tefsir çalışmaları,
2-
Konulu
tefsir çalışmaları,
3- Konu itibarıyla
klasik Ulumu'l-Kur'ân kaynakları tarzında Kur'ân ilimlerini ele alan
çalışmalar,
4-
Kur'ân
ilimlerinden herhangi birini müstakil olarak inceleyen çalışmalar,
5-
Kur'ân'ın
mesel ve kıssalarını sosyolojik, pedagojik, psikolojik... v.b. sosyal bilimler
açısından inceleyen çalışmalar,
6-
Kur'ân'ı
modern bir bakış açısıyla yorumlamaya yönelik yeni yazılmış el-Menar gibi
tefsirleri irdeleyen araştırmalar,
7-
Kur'ân'ın
kelime, cümle, âyet ve konularını bulabilmek için kaleme alınan fihrist
çalışmaları,
8-
Gibb ve
Goldizher gibi oryantalistler tarafından kaleme alınan Kur'ân'ı Müslümanların
gözünde gerçeklikten düşürebilmek ve Kur'ân'a olan güveni sarsmak için
bilimsellik adı altında ama bilimden çok uzak olan eleştirel çalışmalar,
9-
Tefsir
tarihi ve ekollerini inceleyen araştırmalar,
10-
Eski/yeni
kaynakların edisyon kritiğini yapan çalışmalar,
11-
Tefsirin
sınıflandırılmasına yönelik çalışmalar
12- Kur'ân'ın
hakkaniyetini modern bir bakış açısıyla ispatlamaya yönelik çalışmalar,
13- Nefy,
nehiy ve iltifat gibi Kur'ân üslûbunun müşahhas bir materyalini inceleyen
çalışmalar,
14-
Kur'ân'ın
aksiyon yönünü ele alan çalışmalar,
15-
Kur'ân
tarihiyle ilgili çalışmalar,
16- Tefsir
kaynaklarından herhangi birini toplu halde veya bir yönünü inceleyen
araştırmalar.
17-
Filolojik çalışmalar,
18- Kıraetle
ilgili çalışmalar,
19- Garibu’l-Kur'ân
çalışmaları,
20- Kur'ân
semantiği ile ilgili çalışmalar
Şunu sevinerek
belirtmek gerekir ki, 20. asır, ayni zamanda Kur'ân İlimleri ve tefsiri
açısından oldukça velûd bir asırdır. Akademik çalışmaların ivme kazanması,
gayri müslimlerin kuşku verici eleştirel yaklaşımları, yazım ve ulaşım
teknolojisinin gelişmesi ve İslâm aleminin konjonktürel durumu 20. asrın bu
sahalardaki üretkenliğinin temel faktörleridir. Kur'ân'la ilgili bu
çalışmaları daha pratik ve daha derli toplu bir taksimle verecek olursak tüm
çalışmaları dört ana başlık altında toplamak mümkündür.
a- Tefsir
b-
Tefsir
Tarihi
c- Kur'ân
İlimleri
d- Kur'ân'ın
genel konularıyla ilgili araştırmalar. Biz bu dört alandan, tefsir hariç diğer
üç alanla ilgili bir değerlendirmede bulunacağız. 20. asırda yapılan tefsir
çalışmaları genişçe bir alan kapladığından, bu çalışmamız, onu almaya müsait
değildir. Tefsir çalışmalarını müstakil bir çalışmada ele almak daha uygundur.
Bu grupların detayına
geçmeden evvel 20. asırda yapılan Kur'ân ilimleri çalışmalarının ayırıcı
özelliklerine bir göz atmamız uygun olacaktır:[11]
1- 20. asır
Ulumu'1-Kur'ân çalışmalarının çoğu, oryantalist veya o eğilimde olanların
eleştirilerine hedef olan konulara ağırlık vermektedir. Yani bu çalışmalar
mücadeleci bir ruha sahiptirler.[12]
2- 20. asrın
Ulumu'l-Kur'ân'la. ilgili çalışmaları kısmîdir, bütüncül değildir. Zira bu
çalışmaların çoğu Kur'ân ilimlerini kapsayıcı bir şekilde içermemektedir.
Es-Suyûtî (ö.910/1504)'nin el-İtkân'ı Kur'ân ilimlerinden 80 nini ihtiva
etmektedir. Halbuki 20. asırda Kur'ân ilimleri sahasında yapılmış en geniş
çalışma olarak kabul edebileceğimiz Menahilu'l-İrfan bile, Kur'ân ilimlerinden
sadece on altı konuyu içerir. Onların dışında kalan birçok konuyu ihtiva etmemektedir.
20. asırda Kur'ân ilimleri sahasında yazılan çalışmaların çoğu muhtasar olarak
kaleme alınmıştır. Özellikle Batılıların eleştiri konusu yaptıkları Kur'ân'ın
Kaynağı, Kur'ân'ın Cem'i, Hurufu-Mukatta'a, Hurufu-Seb'a meseleleri ve
aktüalite ile yakın ilişkisi vardır diyebileceğimiz Kur'ân İcazı gibi
hususlara daha fazla ağırlık verilmiştir. Böylece 20. asrın Kur'ân ilimleri
çalışmaları dünya gündemini yakalama özelliğine de sahiptir denilebilir.
3- Bu çalışmaların büyük bir kısmı eleştireldir.
Eski kaynaklardan devralınan bilgileri hiç eleştirmeden olduğu gibi
aktarmazlar. İlgili konuda önce malumat verdikten sonra yazar konuyu değişik
bir açıdan irdelemeye çalışır ve kendi tercihini kaydeder.[13]
4- 20. asır
Kur'ân ilimleri çalışmaları, zaman zaman Kur'ân'ın bazı yönlerini modern bir
bakış açısıyla incelemeye tabi tutar. Mesela Kur'ân kıssalarını veya emsalini
incelerken modern bazı kıstaslarla inceliyerek kıssaların teknik yönlerini
ortaya koyarlar.[14] Sonra kıssalarda
psikolojik, sosyolojik, pedagojik bazı kurallara riâyet edildiğine de dikkat
çekerler.[15]
5- Ayrıca bu
çalışmalarda Araplar ve Arap olmayanlar genelde çağdaş bir dil kullanmışlardır.
Dil özellikle Arapların çalışmalarında akıcıdır; üslûp açık ve çarpıcıdır.
Mesela ez-Zerkâni’nin Menahil veya Draz'ın en-Nebe'ü'l-Azîm adlı eserini
okurken çok nefis bir edebî eser okuduğunuzu hissedersiniz.[16]
6- 20. asrın
bir takım kültür normlarını da bu çalışmalarda zaman zaman görmek mümkündür.
Dr. Abdullah Draz'ın el-Medhal ila Dırâseti'l-Kur'âni'l-Kerim'i ve Seyyid
Kutub'un et-Tasviru'l-Fenniyyu fi'l-Kur'ân'ı, Abdurrahman Halid el-Akk'ın
el-Furkan'ı, Mâlik b. Nebi'nin ez-Zâhiretu'l-Kur'âniyye'si günümüz kültür
normlarını en bariz şekilde taşıyan eserlerdir.
7- Bu
çalışmalar ihtilaflara fazla yer vermezler. Konunun gereği olmadıkça muhalif
görüşleri kaydetmezler, kaydettikleri taktirde de daha evvel işaret ettiğimiz
gibi gerekli irdelemeleri yapıp kendi tercihlerini yapmadan geçmezler.
8- Bu
çalışmalarda aktarılan rivayetlerin senetlerine de genellikle yer verilmez.
Ancak gerekli görülen yerde ya rivayetin derecesi veya Bahari, Müslim gibi sika
raviler tarafından rivayet edildiği kaydedilir.[17]
9- 20.
asırda kaleme alınan Kur'ân ilimleri çalışmaları îsrailiyat gibi makul olmayan
bilgileri toplamaktan kaçınırlar.
10- 20. asır
Ulumu'l-Kur'ân çalışmaları davetçi bir üslûba sahiptirler. Böylece aksiyoner
bir yapıya bürünmüş oluyorlar. Yani Kur'ân'ın aksiyoner yönünü ön plana çıkarırlar.
Özellikle Muhammed Abdülazim ez-Zerkânî (ö. 1367/1948), Ebû Şehbe ve Adnan Zerzûr
buna fazlaca değinmektedirler.
11- 20. asır
Kur'ân ilimleri çalışmaları atomiktir. Yani günümüz araştırmacıları Kur'ân'ı
atomize ederek çok küçük parçalara ayrıştırarak incelemeye tabi tutarlar.
Bunun en tipik örnekleri Kur'ân'ın üslûp ve muhteva elemanlarının en küçük
parçalarının birer çalışma konusu yapıldığı akademik araştırmalardır. Örneğin
Kur'ân'da nefiy, nehiy, istifham, da'vet v.b. birçok hususun üzerinde bugün
yapılmış müstakil çalışmalar azımsanmayacak kadar çoktur.
12- Asrımızdaki
Kur'ân ilimleri çalışmalarının diğer bir özelliği de müstakil konu
çalışmalarının daha fazla çoğunlukta olmasıdır. Bu durum daha evvelki
dönemlerde de Kur'ân ilimleri sahasında görülüyordu. Mesela, İbnu Kayyım
(ö.751/1350) Kur'ân'ın kasemlerini, ve edebî sanatlarını, el-İzz b. Abdüsselam
(ö.660/1261) i'cazmı müstakil eserler halinde te'lif etmişler. Kur'ân i'câzı,
vucûh ve nezâiri, ahkâmı ve garip kelimeleri sahalarında da birçok müstakil
eser, öteden beri yazılagelmiştir. Ancak zaman dilimine göre oranlama yapılırsa
günümüzde Kur'ân ilimlerinin çeşitli dallarında te'lif edilmiş müstakil
eserlerin daha fazla olduğu görülür. Bu konudaki listemizi daha sonra
sunacağız.
20. asır Kur'ân
ilimleri çalışmalarının tesbit edebileceğimiz bu özelliklerini sıraladıktan
sonra şimdi de dört grup altında topladığımız Kur'ân'la ilgili çalışmalardan
tefsir dışındaki gruplar alanında günümüzde (20. asırda) yapılan çalışmaları
sunmaya geçeceğiz. Ancak her bir konu başında konunun tanımı, tarihçesi ve
eski kaynakları hakkında özet bir bilgi sunmayı yeğledik. Zira bu sayede konunun
geçmişiyle bugünü arasında bağlantı kurma imkanı sağlanmış olacaktır. Böylece
okuyucu konuyu genel hatlarıyla görme imkanına sahip olur.[18]
Kur'ân, çok zengin
mânâları ve değişik konuları ihtiva ederek Arapça nazil oldu. Mânâsını anlamak,
onu hayata geçirmek, verdiği mesajı iyi anlayıp başkasına da götürebilmek ve
nihayet bu değerli serveti gelecek nesillere aktarmak bütün mü'minlerin aslî
görevlerinden biridir. Sahabe ve onlardan sonra gelenler bu işin tamamen
farkında idiler. Zira müminlerin dünya ve ahiret saadetini temin eden hususlar,
hayatlarını düzenleyen kanunlar, bireysel davranışlarını ve sosyal
ilişkilerini tanzim eden hukukî ve ahlakî normlar, başka toplum ve devletlerle
münasebetlerini belirleyen ilkeler, Allah ile insan arasındaki rububiyet ve
ubudiyet kurallarını tesbit eden esaslar, Allah'ın yüceliğini gösteren
kainattaki çeşitli tablolar, insanlığa istikamet veren çok yüce mesajlar, Hz.
Peygamber (s.a.v.)'in mücadelesini, tebliğini, ümmet içerisindeki konumunu
dile getiren beyanlar, kıyamet gününün tablolarını, cennet nimetlerini ve
cehennem azabını hatırlatan ilahî buyruklar bu yüce kitapta yer almaktadır.[19]
Bu mânâ zenginliğinin
yanısıra, Kur'an'ın üslûbu, aksamı, emsali, nasih-mensuhu, delaleti, hitabı,
belagatı, muhkem-müteşabihi, esbab-ı nüzulü, kıraatleri v.b. muhtevasıyla
ilgili onlarca ilim kolu daha. vardır.
Sahabe, halis Arap oldukları
için Kur'ân'ı genelde anlıyorlardı.[20]
Ancak daha sonra gelen nesillerin durumu farklıydı.
İşte gelecek
nesillerin, muhteva ve üslûp yönünden bu kadar zengin bir kitabı
anlayabilmeleri ve içeriğindeki hususları net bir şekilde izah edebilmeleri
için gerekli olan bilgi dallarının, ilmî disiplinlerin kurulması gerekiyordu.
Fazla geçmeden Kur'ân ile ilgili ilimler kurulmaya başladı. Ancak H. I. yy. ile
II. yy.'ın ilk yarısına kadar İslâm alimleri bu tür bilgileri çoğunlukla
rivayet yoluyla birbirlerine aktarmakta idiler.[21]
Gün geçtikçe Kur'ân'la
ilgili daha değişik yeni bilgi dalları ortaya çıkıyordu. Günümüze kadar da bu
devam etmektedir, işte aynı hedefe yönelik ve aralarında kuvvetli bir birliğin
bulunduğu bu ilim dallarını bir isim altında toplamak gerekiyordu. Nihayet bu
ilim dalları Ulumu'l-Kur'ân adı altında toplandı. Ulumu'l-Kur'ân teriminin ne zaman
ortaya çıktığına gelince; önce şunu kaydetmemiz gerekir: Takriben H. II. asrın
ikinci çeyreğinde Kur'ân İlimleri'nin ilk nüvesini teşkil eden tefsir,[22]
hadis mecmualarının bir babı olarak telif dönemine girdi.
[23]
Bu dönemde tefsirin
öncüleri arasında şu simaları zikredebiliriz. Yezid b. Harun es-Sülemi (ö.
117/735), Şube b. Haccac (ö. 160/777), Mukatil b. Süleyman (ö. 150/767), Veki'
b. el-Cerrah (ö. 197/812), Süfyan b. Uyeyne (ö. 198/813) Abdurrezzak b. Hammam
es Sağanî (ö. 211/826) v.b.[24]
Tefsirin tam ve
müstakil olarak yazıldığı dönemin öncüleri olarak da şu simaları
kaydedebiliriz: İbnu Maceh (ö. 273/885), Muhammed b. Cerir et-Tabarî (ö.
310/922), Ebu Bekr b. el-Mûnzir en- Nisaburî (ö. 318/930) v.b.[25]
Tefsirin bu
gelişmesine paralel Ulumu'l Kur'ân'ın diğer dallarında da müstakil kitaplar
yazıldı. Esbabı nüzulde Buharî'nin şeyhi Ali b. el-Medini (ö. 234/843);
kıraatte el-Hasan el-Basrî (ö. 110/728); ğaribu'l-Kur'ân'da Ebu Ubeyde (ö.
209/824); fedailinde Ebu Ubeyde (ö. 224/839); nasih ve mensuhta Ebu Ubeyd
el-Kasim b. Sellam (ö. 230/839); muşkil ve mecazda Abdullah İbnu Kuteybe (ö.
276/889); İ'cazda Muhammed b. Yezid el-Vasitî (ö. 306/918); i'rabda Muhammed b.
Said el-Hufi (ö. 340/951); emsalda. Ebu'l-Hasan el-Maverdî (ö. 450/1058);
aksamda Îbnu Kayyim (ö. 751/1350) ve cedelde Necmeddin et-Tufî (ö. 716/1316)
v.b. müstakil eserler yazmışlar.[26]
Özet olarak sunduğumuz
bu malumattan iki husus anlaşılmaktadır:
a) Ulumu'l
Kur'ân'ın tedvinine başlanıldığı ilk yıllarda konuların müstakil kitab halinde
yazılmasına önem verildiği
b) Ulumu'l
Kur'ân ifadesinin bu günkü şekliyle tedvinin başladığı yıllarda olmadığıdır.
Tedvinin başladığı H.
I. asırdan üçüncü asra kadar Ulumu'l-Kur'ân terimine rastlanmamaktadır. Ancak
Muhammed b. Halef el-Merzuban'ın (ö. 309/921) yazdığı el-Havi fi Ulumi'l-Kur'ân
adlı kitabıyla bu terimi kullandığını görmekteyiz.[27]
Daha erken bir tarihte
İmam Şafii'nin Harun er-Reşid'le karşılaştığında Ulumu'l-Kur'ân terimini
şifahî olarak kullandığı rivayet edilmektedir.[28]
Ancak Dr. Adnan Zerzur bu olaya şüpheyle bakmaktadır.[29]
Durum ne olursa olsun bu terimin H. üçüncü asırda kullanıldığını adı geçen
kitabın isminden anlamamız mümkündür.[30]
Ulumu'l-Kur'ân
sahasında bu kadar eser verildiğine ve kapsamına bunca bilgi dalları girdiğine
göre onu diğer bilimlerden ayıran, kendi simgesini taşıyan, konusu ve hedefi
belli olan müstakil bir ilim olarak belirlenmesi ve tanımlanması gerekir.[31]
Ancak gördüğümüz
kadarıyla eski alimler Ulumu'l Kur'ân’ı ilmî bir disiplin olarak
tanımlamamışlardır. Sadece Îbnu'l-Arabî (ö. 543/1148) gibi bazı alimler Ulumu'l
Kur'ân'ı sayısal yönden belirlemeye çalışmışlar.[32]
Ulumu'l Kur'ân'ı ilmî bir disiplin olarak tanıtmaya yeni alimlerden de fazla
yanaşan olmamıştır. Ulumu'ul-Kur'ân sahasında eser veren çağdaş alimlerden
gördüklerimiz arasında sadece Suriyeli alim Nureddin İtr ve Suudlu Fahd
er-Rumi Ulumu'l-Kur'ân’ı ilmî bir disiplin olarak tanımlamışlardır. İkisinin
tanımı aşağı yukarı aynıdır. Onlara göre Ulumu'l-Kur'ân: Kur'ânı Kerimin nüzulü,
tertibi, toplanması, yazılması, okunması, tefsiri, i'cazı, nasih-mensuhu v.b.
konularıyla ilgili bahislerdir.[33]
Ulumu'l-Kur'ân'ın
tarihçesini ve tanımını kısaca sunduktan sonra yirminci asırda Ulumu'l-Kur'ân
sahasında yapılan çalışmaları tanıtmaya geçeceğiz.
Birden fazla konuyu
içeren eski kaynaklar arasında en kapsamlı ve faydalı eserler; Burhaneddin
ez-Zerkeşî (ö.794/1392)'nin el Burhan fi Ulumi'l-Kur'ân adlı dört ciltlik eseri
ve es-Suyutî (ö.911/1505)'nin el-İtkan fi Ulumi'l-Kur'ân adlı iki ciltlik
eseridir. Bunları tanıtmak çalışmamızın asıl amacının dışında olduğundan biz
kendi konumuz olan 20. asırdaki Kur'ân İlimleri çalışmalarını tanıtmaya ve
kısmen değerlendirmeye çalışacağız. Ancak karıştırılmaması gereken bir hususa
dikkat çekme gereğini duymaktayım:
Ulumu'l-Kur'ân ve Usulu't-Tefsir Arasındaki Fark:
Tefsirin dışındaki
Kur'ân'la ilgili çalışmalar, tefsir tarihi dahil Ulumu'l-Kur'ân adı altında
incelendiğini görmekteyiz. Ülkemizde Kur'ân ilimleri sahasında yürütülen bu tür
çalışmalar Tefsir Usulü adıyla takdim edilmektedir. Şah Veliyullah ed-Dihlevî
(ö. 1176/1762)'den önce Usulu't-Tefsir deyiminin ilim çevreleri tarafından
kullanıldığına tanık olmamaktayız. Günümüzde bazı Arap araştırmacıların
Usulu't-Tefsir deyimini muhteva yönünden Ulumu'l-Kur'ân'dan ayrı bir formda
kullandıklarını görmekteyiz. Muhteva yönünden görülen bu farklılık
Usulu't-Tefsir deyiminin Ulumu'I-Kur'ân'la eş anlamlı olmadığını
göstermektedir.
Şimdi biz her iki
terkibin muhteva yönünden gösterdikleri farka bir göz atalım:
Tefsir Usulü özel;
Ulumu'l-Kur'ân ise geneldir. Çünkü Ulumu'l-Kur'ân, Kur'ân ve tefsiriyle ilgili
tüm bilgi dallarım içerisinde toplayan geniş bir yapıya sahiptir.
Usulü't-Tefsir ise tefsirle ilgili kural, kaide ve izahları içerisinde
bulundurmaktadır. Tefsirin sakıncaları, çeşitleri, şartları ve kuralları,
delaletin çeşitleri ve tercüme gibi tefsirle yakın ilişkisi olan konular,
Tefsir Usulünün konularıdır. Kur'ân ilimlerinin ise, bunlardan çok daha geniş
bir muhtevası vardır. Nehyin çeşitlerinden edebî sanatlara, Kur'ân'ın
yazılışına kadar Kur'ân'la ilgili birçok ilim dalını ihtiva etmektedir[34].
Kur'ân'ın anlaşılmasında dolaylı olarak etkilidir. Usulu't-Tefsir ise, isminden
de anlaşıldığı gibi metodolojiktir ve Kur'ân'ın anlaşılmasında doğrudan
etkilidir. Ulumu'1-Kur'ân, daha ziyade pratiktir ve Kur'ân'ın anlaşılması için
destekleyici bilgileri ihtiva eder.
Usulü't-Tefsir adı
altında günümüzde Araplar tarafından kaleme alman şu çalışmaları kaydedeceğiz;
Halid el-Akk'ın Usulut-Tefsiri ve Kavaiduhu, Fahd er-Rumî'nin Buhûsun fi
Usuli't-Tefsiri, Fethi Baltacı’nın Dırâsatun fi't-Tefsiri ve Usulihi ve Dr. Muhammed
Lütfî es-Sabâğ'ın Buhusûn Fî Usûli't-Tefsir. Bu isim ile başka çalışmalar da
vardır.
el-Akk, kitabında
Usulü't-Tefsir'i bağımsız bir ilmî disiplin olarak düşündüğünden ötürü kitabın
mukaddimesinde önce Usûtu't-Tefsir'in ehemmiyetini,[35]
tarifini, konusunu, faydasını ve gayesini müstakil olarak kaydeder.[36] Daha
sonra Ulumu'l-Kur'ân'ın tarifini ayrı olarak zikreder.[37]
İşte el-Akk’ın hem
Ulumu'l-Kur'ân'a hem Usulu't-Tefsir'e ayrı ayrı tarif getirmesi ikisini ayrı
ilim olarak kabul ettiğinin çok açık bir kanıtıdır. Ne var ki, el-Âkk her ne
kadar ikisine ayrı tarif getirmiş ise de ikisinin daha önceki alimler nezdinde
aynı veya ayrı olduğunu açıkça ifade etmemiştir. Ayrıca el-Akk
Usulu't-Tefsir'in tarihçesine de değinmemiştir.
Fahd er-Rumî'nin
Usulu't-Tefsir'i ve Ulumu'l-Kur'ân’ı ayrı ayrı birer te'lif halinde kaleme
alması da ikisini ayrı düşündüğünün net bir göstergesidir.
Ayrıca Dr. Muhyeddin
Baltacı'nın Dırasatun Fi't-Tefsiri ve Usûlihi adlı tefsirle ilgili çalışmasının
önsüzünden de Usulu't-Tefsir'in Ulûmul-Kur'ân'dan ayrı olduğu açıkça
anlaşılmaktadır.[38]
Ancak Dr. Baltacı'nın
Usulu't-Tefsir hakkındaki anlayışı el-Akk'ın konu hakkındaki anlayışından
farklıdır. Çünkü el-Akk'a göre Usulu't-Tefsir Kur'ân'ı tefsir edebilmenin
ilmidir. Onunla doğru tefsir yanlış tefsirden ayırt edilebilir. Gayesi Kur'ân'ı
Kerim'in mânâlarının anlaşılmasıdır. Faydası ise Kur'ân'ı tefsir edebilme
melekesinin elde edilmesidir.[39]
Baltacı'ya, göre ise,
Usulu't-Tefsir, tefsirin ekollerini, tarihi gelişimini, eğilim ve
kaynaklarını, her eğilimin özelliklerini, müfessirlerin metodlarını, İslâm
alimlerinin buna karşı tutumlarını, tefsir kaynaklarının farklı formlar
almasını etkileyen faktörleri ve tefsir hayatının muhtelif şartlarını
inceleyen bir ilimdir.[40]
Dr: Nureddin Itr'ın da
aynı kanaati Baltacıyla paylaştığı yazdıklarından açıkça anlaşılmaktadır.[41]
Ulumu'l-Kur'ân ve
Usulu't-Tefsir arasındaki farkı böylece gösterdikten sonra Kur'ân ilimleri
sahasında 20. asırda kaleme alman çalışmalardan bir kaç tanesini örnek olarak
tanıtmaya çalışacağız.[42]
Örnek olarak aldığımız
eserlerin bir kısmını fihristi (içindekiler kısmını) ölçü alacak şekilde; bir
kısmını ise muhtevasını biraz detaylı olarak tanıtacak şekilde sunmaya çalışacağız.
Böylece bu asrın Ulumu'l-Kur'ân çalışmaları hakkında daha somut bir bilgiye
sahip oluruz. Menahil gibi tanınan eserlerin tanıtımında fazla detaya girmedik.
Aksi taktirde malumu ilam etmiş olurduk. Genel bir şekilde muhtevasına dikkat
çektik ve bazı özelliklerini sunmakla yetindik. Eserleri tanıtırken birbiriyle
çağdaş olmayanlarda tarihî kronolojiye riâyet ettik.[43]
Kitap Şeyh Tahir
el-Cezâirî tarafından te'lif edilmiştir; Abdulfettah Ebu Ğudde tarafından
tahkik edilerek yayınlanmıştır. Ancak eser Ebu Ğudde'nın tahkikli nüshasının
basımından önce ve müellifinin vefatından dört yıl evvel 1334/1915 Kahire’de
basılmıştı. Ayrıca 1411'de ikinci, 1412'de üçüncü defa Beyrut’ta basılmıştır.
Kitabın muhtevası
kısaca şöyledir: Mekkî-Medenî Kur'ân, Kur'ân'ın nüzulü, Yedi Harf, bununla
ilgili görüşler, Kur'ân'ın cem'i, Kıraati Seb'a, âyet ve sûrelerin taksimi,
âyetlerdeki ihtilaf sebepleri, Kur'ân'ın fasılaları ve Kur'ân'da vakf ve
ibtida. Bu başlıklar kitabın ana konularını teşkil eder.[44]
1) Üslûbu
basit ve sade olup, kapalılık ve ta'kitten uzaktır.
2) Ele
aldığı konuları derinlemesine ince detayına kadar irdeler, konuyla ilgili
birçok malumatı aktarmaya çalışır.
3) Yazar,
basiretli ve maharetli bir şekilde önemli konuları birçok güvenilir kaynaktan
seçmiştir.[45]
4) Yazar
ihtiyaç duydukça alimlerin söz konusu mevzuda ilgili görüşlerini zikreder.[46]
Ancak yazar bu ihtilafları naklederken çoğu zaman görüş sahiplerini tanıtmadan
müphem bırakmıştır.[47]
5) Kitaptaki
konular çok ciddi bir şekilde tahkik edilmiştir. Bunun için kitap, hadis,
lügat, fıkıh, edebiyat, şiir ve kıraatte ilgili birçok malumata değinmiştir.[48]
Biz bu çok değerli
eserle ilgili sözümüzü Ebu Ğudde'nin tahkikiyle basılan nüshanın kapak
sayfasında yazılan şu ibareyle bitireceğiz:
"Bu kitap,
tefsirci, hadisçi, fıkıhçı, Kur'ân karii, mücevvid, edebiyatçı, şiir
araştırmacısı ve seçkin bir Kur'ân kültürüne istekli olan herkese faydalı olan
nefis bir kitaptır. Bu kitap okuyucuya Müslüman alimlerin Kur'ân'ı Kerim'e ve
Ulumu'l-Kur'ân'a yönelik gayret ve üstün ihtimamlarını tanıtır."[49]
İki cilt halinde telif
edilen bu eser birçok defa basılmıştır.
Kitap Kur'ân
ilimlerinin tüm konularını almazsa bile asrımızda Kur'ân ilimleri sahasında
yazılan en geniş eserdir.
Yazar, kitabını onyedi
mebhasa ayırmış. Birinci mebhasta farklı ilim zaviyelerinden Kur'ân'ın terim
manasını verir. İkinci mebhasta Ulumu'l-Kur'ân'ın ta'rifine, tarihçesine ve son
asırdaki durumuna değinir. Üçüncü mebhasta Kur'ân'ın nüzulünü ele alır. Burada
Kur'ân nüzulünün terim manasını, Kur'an nüzulünün çeşitlerini, Cibril (a.s.)ın
Kur'ân'ı kimden ve nasıl aldığını, getirdiğinin ne olduğu, nüzul süresini,
Kur'ân'ın kist kist nazil olmasının dört hikmetini, vahyin hakikatini,
hikmetini ve çeşitlerini, vahyin isbatı için beş tane delili, vahy hususundaki
müsteşriklerin onbir tane eleştirisini getirir ve bunlara ikna edici cevaplar
verir. Dördüncü mebhasta ilk ve son nazil olanla bazı konularda ilk nazil olan
ayetleri kaydeder. Beşinci mebhasta nüzul sebebinin tarifini, onu tanımanın
faydalarını ve yolunu, nüzul sebebi hususunda kullanılacak ifadeyi, sebebler
sayılı olduğu halde nazil olanın bir veya nazil birden fazla olduğu halde
sebebin bir olmasını, nazil olanla sebeb arasında umum-husus ilişkisini ve bu
konuda ihtilaf edenlerin karşılıklı eleştiri ve cevaplarını anlatır. Altıncı
mebhasta Kur'ân'ın yedi harf üzere nüzülünü inceler. Bu mebhasta ahrufu seb'a'nın
delillerini, faydalarını, manasındaki kırk görüşü ve bunlardan racih olanı, bu
husustaki karşılıklı görüş ve eleştirileri, ahrufu seb'a konusunda ileri sürülen
dört şüphe ve cevaplarını anlatır. Yedinci mebhasta mekki ve medeniyi inceler.
Burada mekki ve medeniyi bilmenin faydalarını, kaidelerini, mekki ve medeni
sûrelerin türlerini, ikisinin arasındaki farkları ve oryantalistlerin bu
hususta ileri sürdükleri altı eleştiriyi cevaplarıyla zikreder. Sekizinci
mebhasta Kur'an cemini ve tarihini ele alır. Burada yazar, Kur'an ceminin
merhalelerini, bu merhalelerin özelliklerini, islam düşmanlarının ileri
sürdükleri yedi eleştiriyi, cevaplarını; sahabeyi Kur'an ve sünneti çok iyi
korumaya sevk eden on tane faktörü akıcı bir şekilde anlatır. Dokuzuncu
mebhasta şu konular incelenir: Ayet ve sürelerin tertibi, ayetleri tanımanın
yolları, ayetlerin sayısı, ayetleri tanımanın faydaları ve tertib hakkındaki görüşleri.
Onuncu mebhas Kur'an kitabeti ve resmine tahsis edilmiştir. Burada şu konulara
yer verilir: Kur'an resminin kaideleri, resm-i osmanin özellikleri ve
faydaları, resmi osmaniye uymanın gerekliliği hususunda alimlerin görüşleri,
Kur'an yazılışı konusunda ileri sürülen on eleştiri ve cevapları; Hz. Osman'ın
mushafları üzerinde genel bir değerlendirme ve mushafların noktalanması.
Onbirinci mebhas kıraat, kurra ve bu konudaki eleştirilere tahsis edilmiştir.
Sırasıyla şu konular incelenir: Kıraetler, kiraet sayısı, sened yönünden kıraetlerin
çeşitleri, kıraat-ı aşerenin durumu, kıraat imamlarının kısa tarihçesi,
kıraat-ı aşerenin üzerindeki kıraat ve kıraat hususunda ileri sürülen
eleştiriler ve cevapları. Onikinci mebhas tefsir ve müfessirlere dairdir. Yazar
burda tefsirin tarifini, kısımlarını, tabiin müfessirler ve tabakaları, me'sur
tefsirin tedvini ve bu alanda telif edilen ana kaynakların özellikleri, mezmum
ve memduh tefsirler; rey tefsiri, onun caiz olanla caiz olmayanı, müfessir için
gerekli olan ilimler, rey tefsirini caiz görenlerle caiz görmeyenlerin
delilleri, rey müfessirlerin metodu, sünnetin Kur'an'ı açıklama şekilileri, rey
ve mesur tefsirin çatışması, en önemli rey tefsirinin kaynakları, işarı tefsir
ve şartları, en önemli kaynakları, kelamcıların tefsirleri ve gerekli şartları.
Onüçüncü mebhas Kur'an tercemesi ve hükmüne dairdir. Yazar bu mebhasta şu
konuları inceler: Tercümenin sözlük ve terim manalarını, harfi ve tefsiri
terceme, tercemenin şartları, tefsir ile terceme arasındaki farkları, tercemenin
hükümleri, tercümenin çeşitleri, namazda tercümenin fıkhı hükmü ve dört
mezhebin görüşleri. Ondördüncü mebhas neshe dairdir. Bu bahiste şu konular
kaydedilmiştir: Neshin sözlük ve terim manası, nesh ile bida, nesh ile tahsis
arasındaki farklar, neshin kabulü ile reddi, kabul edenlerin delilleri, reddedenlerin
delilleri, bu konuda ileri sürülen eleştiriler ve cevapları, neshi tanımanın
yolları, Kur'an'da neshin çeşitleri, neshin çeşitleri hususunda vaki olan bazı
itirazlar ve cevapları ve mensuh olduğu meşhur olan yirmi iki ayetin
değerlendirmesi. Onbeşinci mebhasta muhkem ve müteşabih konusunu kaydeder. Önce
her iki kelimenin lügat ve terim manalarını kaleme alır. Daha sonra şu konuları
inceler: Her iki terim hakkında alimlerin görüşleri, bu görüşlerin değerlendirmesi,
müteşabihliğin kaynağı, çeşitleri ve örnekleri, müteşabih hikmetleri,
müteşabih sıfatlar, müteşabih konusunda vaki olan eleştiriler ve cevapları.
Onaltıncı mebhasta Kur'an'ın üslûbunu inceler. Bu mebhasta şu konulara yer
verir: Üslûbun luğat ve terim manaları, Üslûbu'l-Kur'an'ın hangi manaya
geldiğini, üslûb ile müfred ve terkibler arasındaki farklar, Kur'an üslûbunun
yedi tane özelliğini ve bu konuda vaki olan itirazlar ve cevapları. Onyedinci
ve son mebhas Kur'an i'cazına dairdir. Yazar i'cazı çok boyutlu bir şekilde ele
almaktadır. Kur'an i'cazının on dört vechini inceler. Her birisinin de- varsa
-alt vecihlerini detaylı bir şekilde irdelemeye çalışır. Konunun sonunda ileri
sürülen yedi eleştiriyi cevaplarıyla kaydeder ve kitabını burada bitirir.[50]
1- Zerkânî,
aldığı konuları çok geniş bir yelpazede ve detaylı bir şekilde inceleyerek
konuyla ilgili lüzumlu leh ve aleyhteki bilgileri verir. Mesela nüzul konusunu
incelerken ilk ve son nazil olanla ilgili görüşleri, bunu bilmenin faydaları,
bu konudaki bazı şüpheleri ve cevaplarını kaydeder.[51]
2- Kitabın
en bariz faydalı tarafı tartışmacı bir ruh taşımasıdır.
Yazar kaleme aldığı
her hangi bir konu hakkındaki birçok şüphe ve eleştirileri cevaplarla birlikte sıralamaktadır.
Kitap baştan sona kadar bu tür eleştiri ve cevaplarla doludur. Keza başkasından
aktardığı bilgileri de çoğu zaman irdeleyip münakaşasını yaparak kaydeder.
Yani bilgileri ön teslimiyetle değerlendirmeden aktarmaz.[52]
3- Kitap
akıcı, edebî ve güzel bir üslûba sahiptir. Bu sayede Arap aleminde büyük rağbet
görmektedir.
4- Kitap
zaman zaman aksiyoner bir yapıya bürünür, Kur'ân'ın aksiyonla ilgili yönlerini
çarpıcı üslubuyla nazara verir.[53]
5-
Yazar
aşırı bir şekilde Kur'ân âyetleriyle istişhad eder. Ayrıca zaman zaman
ibarelerinde de Kur'ân'dan iktibaslar yapar. Birinci durum, kitabın delil
yönünden kuvvetli olduğunu ifade ederken; ikincisi, kitabın ifade ve üslûbunu
alabildiğine güzelleştirir.
6- Kitap
başkasından alıntı yapsa bile, bugün alışıldığı şekliyle kaynak
göstermemektedir.
Menahil hakkında son
sözümüz şudur:
Menahil 20. asrın
iftihar edebileceği bir şaheserdir. Kitap, Kur'ân'la ilgili ileri sürülen şüphe
ve eleştirilere genelde isabetli ve keskin cevaplar veren nadide bir eserdir.
Kur'ân araştırmacısının asla bigane kalamayacağı ciddi bir kaynaktır. Bunun
için Menahil, Zerkânî’den sonra Kur'ân ilimlerinde eser yazanların başvuru
kaynağı olmuştur.[54]
Kitabın yazarı Lübnan
alimlerinden Dr. Subhî es-Salih'tir. Kitap, hacim olarak fazla büyük değildir;
345 orta boy sayfadan ibarettir.
Küçük hacmiyle beraber
çok değerli malumatı ve birçok konuyu özet bir şekilde ihtiva etmektedir. Bunun
için ilim çevrelerince fazla tutulmaktadır. Birçok defa basılmıştır.
Kitap dört bab, bir
hatimeden oluşmaktadır. Birinci bab Kur'ân ve Vahye dair olup üç fasıldan
meydana gelmektedir. Bu babta vahiy olayı detaylı olarak ispatlanacak şekilde
anlatılmıştır. Vahyi ispatlayıcı hususlar yine vahyin kendisinden somutlaştırılarak
anlatılmaktadır.[55]
Kur'ân tarihinin
incelendiği ikinci bab yine üç fasıldan oluşmaktadır. Bu babta Kur'ân'ın
cem'i, âyetlerin tertibi, Hz. Osman'ın mushafları, Kur'ân'ın noktalanması, ahruf-u
seb'a ve bu konulardaki oryantalistlerin eleştirileri ve cevapları
kaydedilmiştir.
Üçüncü bab Ulumu'l-Kur'ân'a
dair olup sekiz fasıldan meydana gelmektedir. Bu babta Ulumu'l-Kur'ân tarihi,
eski ve yeni kaynakları, çok yönlü bir şekilde nuzül sebepleri, tafsilatlı
olarak Mekkî ve Medenî sûreler ve her ikisinin özellikleri, hurufu mukatta'adan
oluşan sûre başlangıçları, bu konudaki hem sufîlerin hem de oryantalistlerin
görüşleri ve değerlendirmesi, kıraat ilmi, kıraat-ı seb'a, kıraat-ı aşere ve
şazz, nasih-mensuh, neshin çeşitleri, nesh ile bidâ ve tahsis arasındaki farkı,
Kur'ân'ın hattı, muhkem-müteşâbih, bunların te'vili, te'ville ilgili selef ile
halefin görüşleri ve müteşâbihin hikmetleri incelenmektedir.
Dördüncü bab, tefsir
ve i'caza dairdir. Bu bab dört fasıldan meydana gelir. Yazar bu son babta tefsir
tarihi, ekolleri, kaynakları hakkında özet bilgi sunmaktadır. Bu Babın ikinci
faslında Kur'ân'ın delaleti, mefhum-u muvafık ve mefhum-u muhalifi, mefhumun
diğer çeşitleri, amm-hass, mücmel-mübeyyen ve has-zahir hakkında lüzümlü
bilgileri okuyucuya sunmaktadır. Yazar bu babta Kur'ân i'cazının eski ve yeni
kaynaklarını, i'cazın birer unsuru olan teşbih ve istiareyi, mecaz, kinaye,
ta'riz ve mecazın çeşitlerini incelemeye çalışır. Dördüncü babın son faslını
Kur'ân nağmelerindeki i'caza ayırır. Âyetteki kelimelerin, sûrelerdeki
âyetlerin ses uyumuna dikkat çeker. Kur'ân lafzındaki ahengin harf, kelime ve
cümlelerden nasıl kaynaklandığını kaydeder. Hatimede ise, Kur'ân'ın ilahî vahiy
olduğuna ve Kur'ân ilimleri sahasında alimlerin gayretlerine dikkat çeker.[56]
1- Üslubu
basit ve sadedir.
2- Kitap
muhtasardır. Yazar konuları fazla uzatmamaya özen gösterir.
3- Kitap
diğer çağdaş çalışmalarda olduğu gibi ele alınan konular hakkındaki
oryantalistlerin görüşlerini aktarır ve cevap vermeye çalışır.
4- Kitapta
kaleme alınan konularda ispat etme çabası bariz bir şekilde kendini
göstermekte.[57]
5- Kitab,
hem muhtevasından hem de dipnotlarından anlaşıldığı gibi birçok yerli ve
müsteşrik kaynaklardan istifade edilerek yazılmıştır.[58]
Kitabın yazarı,
el-Ezher Üniversitesi Usul'ud-Din Fakültesi Ulumu'l-Kur'ân hocasıdır. 1992'de
birinci baskısının tükenmesi üzerine ilaveli ikinci baskısı yapılmıştır. Kitap
orta boy 423 sayfadır.
Kitab, evvela
Kur'ân'ın tarifini, Peygamber (s.a.v.)'in en büyük mucizesi olduğunu, büyük
hidâyet rehberi ve Arap dilinin de en büyük kaynağı olduğunu, cahiliyenin
ırkçılık ve sapıklığıyla mücadele ederek ideal bir toplumu nasıl meydana
getirdiğini ve üslûbunun bazı üstünlüklerini anlatır.
Kitap, bu girişten
sonra 10 mebhas ve yazarın bahislerin sonuna Kur'ân'ın tilavet ve hıfzıyla
ilgili ilave ettiği mesaili müteferrika'dan meydana gelir.
Birinci mebhas,
Ulumu'l-Kur'ân'ın terminolojik mânâsı, tarihçesi, asrımızda yazılan en önemli
kaynakları, bu alanla ilgili faaliyetler, müsteşrik ve misyonerlerin
eleştirileri ve cevaplarını ihtiva eder.
İkinci Mebhas, Kur'ân'ın
nüzulü, nüzulünün çeşitleri, parça parça inişin hikmetleri, vahiy, vahyin
çeşitleri ve oryantalistlerin bu konudaki eleştirileri ve ciddi ilmî
cevaplarını ihtiva eder.
Üçüncü mebhas, ilk ve
son nazil olan âyetler, bu konudaki ihtilaflar ve bazı özel konularda nazil
olan ilk âyetler hakkındadır.
Dördüncü mebhas nüzul
sebepleri ve faydalarına dairdir.
Beşinci mebhas ahrufu
seb'a, onun mânâsı hakkındaki görüşler ve oryantalistlerin eleştiri ve
cevaplarını kapsar.
Altıncı mebhas
Mekkî-Medenî sûreler, özellikle konuyla ilgili müsteşriklerin itiraz ve
cevaplarını içerir.
Yedinci mebhas,
Kur'ân'ın yazılışı, cem'i, tarihi ve müsteşriklerin konuyla ilgili ileri
sürdükleri eleştiri ve cevaplarını kapsar.
Sekizinci mebhas, âyet
ve sûre tertibine ve taksimine dairdir.
Dokuzuncu mebhas
Kur'ân hattı, konuyla ilgili bazı alimlerin görüşlerini, yine konuyla ilgili
müsteşriklerin ileri sürdükleri 12 eleştiri ve cevaplarını ihtiva eder.
Onuncu mebhas, Kur'ân
nassının tevatürle sabit olduğuna ve bu konuda sahabe ve sonraki nesillerin
Kur'ân hıfzına gösterdiği öneme dairdir.[59]
1- Kitabın
üslûbu açık ve akıcıdır.
2- Kitap
mücadeleci bir ruha sahiptir; yukarıdan da anlaşıldığı gibi konularla ilgili
misyoner ve müsteşriklerin eleştirilerini sıralar ve mutlaka bunlara cevap
verir.
3- Kitap
davetçi bir üslûp ve muhtevaya sahiptir, islâm davetçilerinin istifadesi
düşünülerek kaleme alındığı üslûbundan anlaşılmaktadır.[60]
4- Oryantalistlere
verdiği cevaplarda -varsa- çağdaş kültürün bir takım normlarını kullanmıştır.
Kur'ân ilimlerinin az
bir kısmım almasına rağmen faydalı ve güzel bir çalışmadır.[61]
Rıyad Yüksek Yargı
Enstitüsü müdürü Mennâ' Halilu'l-Kattân tarafından telif edilen bu eser Subhî
es-Salih'in Mebâhis’i gibi küçük hacimli olup 390 sayfadan meydana gelmektedir.
Kitap pratik bilgileri özet olarak ihtiva ettiği için çok tutulmaktadır. 1990
da 17. baskısını yapmıştır.
Kitap, şu konuları
ihtiva etmektedir: Kur'ân'ın tarifi, isimleri, Kur'ân'la kudsi Hadis arasındaki
fark, vahy, vahyin çeşitleri; Mekkî-Medenî Kur'ân, aralarındaki fark ve özellikleri,
bunu bilmenin faydaları, ilk ve son nazil olan âyetler ve bunu bilmenin
faydaları, nüzul sebepleri; faydaları, âyet ve sûre arasındaki münasebetler,
Kur'ân'ın nüzulü, parça parça nazil olmanın hikmetleri, Kur'ân'ın cem'i ve
tertibi, Kur'ân'ın yedi harf üzere nazil oluşu, Kıraat ve kurra, müfessir için
gerekli kaideler; muhkem ve müteşabihin farkı, amm-hass, nasih-mensuh, neshin
çeşitleri, neshle ilgili görüşler ve örnekleri, mutlak ve mukayyedin tarifi,
taksimi ve hükümleri, mefhumun kısımları; Kur'ân'ın i'cazı, tarifi ve
vecihleri, Kur'ân emsali, emsalin çeşitleri ve faydaları, Kur'ân aksamı;
aksamın tarif, taksim ve faydaları, Kur'ân cedeli; cedelin tarifi, çeşit ve
üslûbu, Kur'ân kıssaları, çeşitleri, faydaları ve tekrarı, Kur'ân'ın tercümesi;
hükmü, tefsir ve te'vîl arasındaki fark, müfessirin şartları ve edepleri,
tefsirde oluşan ekoller, önemli eski ve yeni tefsir kaynakları ve önemli müfessirlerin
biyografisi.[62]
1-
Basit ve
açık bir üslûba sahiptir.
2-
Konuları klasik
bir şekilde ele almaktadır.
3-
Çağdaş
yazarlar gibi konularla ilgili oryantalist ve benzerlerinin eleştiri ve
cevaplarına hemen hiç yer vermemektedir.
4-
Fazla
kaynak göstermez.
5-
Kitapta
çağdaş kültürün izlerine fazla rastlanılmaz.
Her şeye rağmen kitap
ihtiva ettiği öz bilgilerden ötürü güzeldir. Lisans derslerinde ondan istifade
edilebilir.[63]
Kitap el-Ezher
Ünniversitesi hocalarından Dr. Abdullah Mahmud Şehhâte tarafından telif
edilmiştir. Günümüzde bu isimle telif edilmiş bir çok çalışma vardır. Biz
yalnız iki tanesini tanıtacağız. Birincisi 1980-85 arasında üç baskı yapan,
orta boy 414 sayfa olan Şehhate'nin Ulumu'l-Kur'an'ıdır.
Kitabın tamamı üç
fasıldır. Bu fasıllarda sırasıyla şu konular incelenmektedir. Kur'ân'ın
yazılışı, Kur'ân'ın nüzulü, nüzul sebepleri, Kur'ân'ın i'cazı, Kur'ân'ın kıssa,
kasem meselleri, israiliyat numune ve çeşitleri, Kur'ân'da sıfatı İlahiyeyi
içeren âyetler, bunlarla ilgili mezhebi görüşler, Kur'ân'ın yedi harf üzere
nazil oluşu, Kur'ân'ın tercümesi, Kur'ân sûrelerinde konu birliği ve bazı
sûrelerin hedefleri, Kur'ân kıraati ve hıfzı, muhkem-müteşabih, amm-hass,
mutlak-mukayyed, mantûk-mefhûm, Kur'ân cedeli, nesih, inkar edenlerle kabul
edenler arasında nesih, ictihad başlangıcı, ilk dönemde ictihad, müctehidin
özellikleri ve ictihadın şartları.[64]
Kitabın tesbit
edebildiğimiz özellikleri şunlardır.
1- Kitap,
fazla kaynak kullanmamıştır.
2- Kitap,
ders notu olma görünümünü verir.
3- Verilen
bilgiler, fazla sistematize edilmemiştir. Dolayısıyla bilgi dağınıklığı göze
çarpmaktadır.
4- Günümüzün
ilim gündemini sık sık meşgul eden müsteşriklerin eleştiri ve cevaplarına yer
vermeyişi kitap için önemli bir eksikliktir.[65]
Şam Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi hocalarından Dr. Muhammed Adnan Zerzur'un öğrencilerine
verdiği ders notları, kitabın ilk iskeletini teşkil etmektedir. Daha sonra
yazar tarafından gözden geçirilerek te'lif haline getirilmiştir. 1991'de
üçüncü baskısı yapılmıştır. Kitap 458 sayfadan meydana gelir. Yazar, altı
babtan meydana gelen kitabını iki cüz'e ayırmıştır. Birinci cüz, Kur'ân tarihi
ve ilimlerine dairdir. Üç babtan meydana gelir. Yazar, bu cüz'ün birinci
babını, Kur'ân'a ve tefsire tahsis etmiştir. Bu babta, Kur'ân'ı Kerim'in Arap
diline, uygarlığa, İslâm kültürüne ve ilim metodolojisine etkisi anlatılır.
Yazar bu babın son faslında Kur'ân'ın zaman boyunca İslâm ümmetinin güç kaynağı
olduğunu izah eder.[66]
İkinci babta, Kur'ân
ilimlerini ele alır. Önce bir girişle Ulumu’l-Kur'ân terimini ele alır. Daha
sonra nüzul sebeplerini, Mekkî ve Medenîyi, sûre başlangıçlarını, muhkem ve
müteşabihi, Kur'ân kıraetleri, nasih ve mensuhu birer fasılda inceler.
Kitabın ikinci
cüz'ünü, Kur'ân'ın edebî yönüne ayırmış, bu cüz' de üç babtan meydana gelir.
Dördüncü babın, birinci faslında i'cazın tarihî gerçekliğini ele alır. İkinci
fasılda i'cazın mânâsını ve vechini, üçüncü fasılda i'cazla ilgili bazı görüş
ve teorileri serdeder. Dördüncü fasılda Kur'ân üslûbunun özelliklerini ve
Kur'ân'î ifadenin üstünlüğünü dile getirir. Beşinci fasılda, fasıla ve seci';
tanımlayarak aralarındaki farkı anlatır. Son fasılda ise, Kur'ânî tasvirde
mânâ ve üslûbun etkisini kaleme alır.
Kitabın beşinci babı,
teknik özelliklere dairdir. Birinci babta Kur'ân'î teşbihler ve bu teşbihlerin
Arap toplumundaki etkileri, Kur'ân'ın tasviri ve teknik uyumu, Kur'ân'ın kasem
ve kıssaları anlatılır.
Altıncı babın konusu
tefsirin başlangıcı ve gelişmesidir. Bu babta, tefsirin başlangıcı, kaynakları
ve evreleri, beyanî tefsirin özellikleri, Fizilâli'l-Kur'ân'ın tanıtımı ve
tefsirler arasındaki yeri ve edebî tefsirin çeşitleri; el-Fecr, et-Tekâsür ve
ve'1-Âdiyât sûrelerinin tefsiri numune olarak kaleme alınır.[67]
1-
Kitap, kaynaklara
sıkça başvurmasına rağmen dipnotla fazla kaynak göstermemektedir.
2-
Zerkânî
ve Ebu Şehbe'de olduğu gibi sistemli değilse ve fazla olmasa bile, zaman zaman
müsteşriklerin leh ve aleyhteki görüşlerini nakledip cevap vermektedir.[68]
3- Kitap,
Kur'ân'ın edebî yönüne değişik bir bakış açısıyla bakma çabasını taşımaktadır.
Bu, beşinci babta somut bir şekilde hissedilmektedir.[69]
Kitap, Mekke-i
Mükkereme'deki Ummu'l-Kurra Üniversitesi hocalarından Şeyh Muhammed Ali
es-Sabunî'nin te'lifidir. Kitap, 1987'de üçüncü baskısını yapmıştır. 310
sahifeden meydana gelir.
On fasıldan oluşan
eserin muhtevası şöyledir: Ulumu'l-Kur'ân, nüzul sebepleri, parça parça nazil
olmasının hikmetleri, Kur'ân'ın cem'i, nesih, tefsir ve müfessirler, tabi'in
müfessirler, Kur'ân i'cazı, Kur'ân'ın ilmî mucizeleri, muhtelif eğilimlerin
eski ve yeni tefsir kaynakları, Kur'ân tercümesi, Kur'ân'ın yedi harf üzere
nuzülü, bu konuyla ilgili eleştiriler ve son olarak kıraetler ve yedi kıraat
imamlarının biyografisi incelenir.[70]
1- Kitabın
üslûbu Sabunî’nin bildiğimiz o sade, kolay, akıcı ve anlaşılır üslûbudur.
2- Kitap
daha ziyade öğrencinin ihtiyacı paralelinde yazıldığı anlaşılmaktadır. Bunun
için tefsir eğilimlerine, kaynaklarına, Kur'ân'ın ilmî mucizelerine detaylı bir
şekilde yer vermiştir.
3- Konuların
daha kolay kavranmasını sağlamak için mümkün olduğu kadar bilgileri
maddeleştirerek verir.
4- İki üç
yer dışında müsteşriklerin görüşlerine yer vermemektedir.
5- Kitap,
tartışmalara fazla yer vermez.[71]
Şam Üniversitesi
Şeriat Fakültesi hocalarından Nureddin Itr'ın ders notlarıdır. Öyle olmasına
rağmen Kitap, konuları ciddi ve tahkikli bir şekilde incelemektedir. 1988'de
basılan eser 232 sayfadan oluşur.
Kitap, muhteva olarak
asrımızın Kur'ân ilimleri çalışmalarının temel konuları olan Ulumu'l-Kur'ân,
tefsir eğilimleri ve kaynakları, nüzul sebepleri, Kur'ân hattı, kıraati, cemi',
nüzulü, tertibi, i'cazı, ahrufu seb'a, Mekkî ve Medenî, nasih-mensuh,
muhkem-müteşabih, Kur'ân'ın tercümesi, kıssaları ve tasviri ve ilgili konularda
oryantalistlerin görüş ve cevapları. Ayrıca yazar, "Kur'ân'da Kevn"
adıyla bir başlık koymuştur. Bu başlık altında Kur'ân'ın ilmî i'cazını incelemektedir.[72]
Kitap, Kral Suud
Üniversitesi Eğitim Fakültesi İslamî ilimler bölümü hocalarından Dr. Mühammed
Ali el-Hasen tarafından ders notları olarak kaleme alınıp 1983 yılında ilk
baskısını yapmıştır. 165 sayfadan oluşur.
Konuları: Kur'ân ve
vahy; tefsir tarihi, merhaleleri ve kaynakları; Kur'ân'ın nuzülü, cem'i, hattı,
neshi ve i'cazı ve mutlak-mukeyyed, amm-hass, mantûk-mefhûm, muhkem-müteşabih
ve mücmel-mübeyyen gibi Kur'ân'ın hitap çeşitleridir.
Yazarın ihtiyaç
duyulan yerlerde tahkikte bulunup aktarılan bilgileri olduğu gibi kabul
etmemesi kitabın takdire şayan bir yönünü teşkil eder ve kitabın ilmî
seviyesini yükseltmektedir.[73]
Dirasat adı altında bu
gün Kur'ân'la ilgili birçok çalışma vardır. Bunlar Kur'ân'ı muhteva yönünden
incelemektedir. Biz sadece mısırlı Dr. Mühammed İbrahim el-Hafnavî'nin
Dirasatun fi'l-Kur'ân'ıl-Kerim adlı çalışmasını biraz tanıtıp Ulumu'l-Kur'ân
dalındaki eserlerinin tanıtımını noktalıyacağız.
Kitap, altı bab ve 27
fasıldan oluşmaktadır. Kitabın konu başlıkları genellikle Ulumu'l-Kur'ân'ın konularıdır.
Kendisi hatimede Ulumu'1-Kur'ân kaynaklarının hülasası olduğunu söylemektedir.[74] Ancak
konuların incelenmesinde yazarın daha ziyade usulü fıkıh yöntemini izlediği
görülmektedir.
Kitap, birçok eski ve
yeni kaynakların taranmasının sonucudur.[75] Şu
konuları içerir:
Kur'ân'ın tarifi,
tevatürü, tertibi, tercümesi, i'cazı ve özellikleri, ahkamı, üslûbu, hüküm
çıkarma yolları, lafzın kullanıldığı mânâya göre durumu, nesih, neshin
çeşitleri, Kur'ân-sünnet ilişkisi, Hz. Peygamber (s.a.v)'in Kur'ân'ı
açıklaması, Mekkî, Medenî sûreler ve özellikleri, ihtilaflı sûreler, Kur'ân'ın
nuzülü ve ayrı ayrı inişin hikmetleri, ilk ve son nazil olan âyetler.
Kur'ân ilimlerinden
birden fazla konu ihtiva eden eserleri tanıtma hususunda bu kadarla yetindik.
Zira hepsini tanıtma imkanına sahip değiliz. Gerisini aşağıda sunacağımız
listede vereceğiz.
Tanıtımını yaptığımız
bu eserler hakkında araştırmacı ve akademisyenlere şunu sunmak istiyorum:
Cezairî'nin et-Tibyan'i ve Ebu Şehbe'nin el-Medhal’i, Zerzur'un Ulumu'l-Kur'ân’ı
Hafnavî’nin Dırasat'ı başvuru kaynağı olarak istifade edilebilir. Geriye
kalanlar ise ders kitabı olmaya daha elverişlidir.[76]
1- Abdulğani
Avd er-Racihî, en-Nahcu'l-Kavim, Daru't-Ta'lif, 1965.
2- Adil,
Ahmed Kemal, Ulumu'l-Kur'ân, Beyrut 1976.
3- Ahmed,
Ahmed Ali, Müzekkiretu Ulumi'l-Kur'ân.
4- Bennurî,
Muhammed Yusuf, Yetimetu'l-Beyan fi Şey'in min Ulumi'l-Kur'ân, Pakistan 1976.
5- Berî,
Abdullah Hurşîd, el-Kur'ânu ve Ûlûmuhu fi’ş-Şam, Mısır 1987.
6- Berî,
Abdullah Hurşîd, el-Kur'ânu ve Ulumuhu fi Mısır,
7- Butî,
Muhammed Said, Min Revai'i'l-Kur'ân, 1977.
8- Davud,
Ahmed Muhammed Ali, Ulumu'l-Kur'âni ve'l-Hadis.
9- Ebu
Selame, Muhammed, Menhecu'l-Furkaan ila Ulumi'l-Kur'ân, 1938.
10- Emir,
Abdulaziz, Dirasatun fi Ulumi'l-Kur'ân.
11- Ferşuc,
Muhammed Emin, el-Medhal ile'l-Ulûmi'l-Kur'âniyeti ve'l-Ulumi'l-Islamiyeti.
12- Gızlan,
Abdülvehhab, el-Beyan fî U'lûmi'l-Kur'ân, Kahire
13- Halil,
es-Seyyid Ahmed, Nezeratun fi Ulumi'l-Kur'ân, 1985.
14- Hammade,
Faruk, Medhalun ila Ulumi'l-Kur'ân’i ve't-Tefsir.
15- Hasan
Muhammed bin Ali-Süleyman b. Salih el-Keremanî, el-Beyanu fî Ulûmi'l-Kur'âni
mea Medhalin fî Usuli't-Tefsir.
16- Havvas,
Abdurrahman Ali, Bedi'u'l-Beyan fi Ulumi'l-Kur'ân, Kahire 1985.
17- Hayder,
Abdullah Ahmed Osman, İcmalu'l-Beyan fi Mebahis; min Ulumi'l-Kur'ân, H. 1398.
18- İsmail,
Muhammed Bekir, Dirasâtün fi Ulûmi'l-Kur'ân, Dâru'l-Muhabbe, 1991.
19- Kamhavî,
Muhammed Sadık, el-îcazu ve'l-Beyan fi Ulûmi'l-Kur'ân, Kahire 1980.
20- Kefanî,
Abdullah Şerif-Muhammed Abdusselam, fi Ulûmi'l-Kur'ân Dirasâtün ve Muhâdaratün,
Daru'n-Nehdeti'l-Arabiyye, 1990.
21- Nemr,
Abdulmun'im et-Tahir, Ulûmu'l-Kur'âni'l-Kerim, Kahire
22- Racihî,
Abdulğani, Dirasâtün fi Ulumi'l-Kur'ân, Kahire.
23- Rıda,
Fuad Ali, Min Ulumi'l-Kur'ân.
24- Rumî,
Fehd Abdurrahman, Dirasâtün fi Ulûmi'l-Kur'âni'l-Kerim, Riyad H. 1413.
25- Sa'dî,
Abdurrahman b. Nasır, el-Kevaidu'l-Hisan li Tefsiri'l-Kur'ân, Kahire H. 1366.
26- Sabbağ,
Muhammed, Lemâhatun fî Ulûmi'l-Kur'ân.
27- Zalat,
Muhammed, et-Tıbyan fi Ulumi'l-Kur'ân.[77]
Kur'ân ilimlerinin
yazılmaya başlandığı İslâm tarihinin erken dönemlerinden itibaren Kur'ân
ilimleri sahasında müstakil konu çalışmaları da varolagelmiştir. Hatta Kur'ân
ilimleri alanında telif evvela müstakil konu alanında başlamıştır. Zira Kur'ân
ilimleri kapsamına giren konuların çoğu, bir kitabın bir bölümüne sığmaktan
çok daha geniştir. Oysa Zerkeşî'nin el-Burhan'ı olsun; Suyutî'nin el-İtkan'ı
v.b. olsun birçok konuyu bir arada ihtiva etmektedir. Örneğin el-İtkan, Kur'ân
ilimlerinden 80 konu/dal içerir. Tabiatıyla bu kadar konu kalabalığı içerisinde
yer alan konuların çoğu özet olarak verilmiş, detayına inilmemiştir. Konunun
tam olarak anlaşılması, tüm boyutlarıyla incelenebilmesi için bağımsız olarak
kaleme alınması gerekir.
Geçmiş alimlerimiz,
Kur'ân'ın faziletleri, kasemleri, meselleri, garibi, i'cazı, i'rabı, adabı,
tecvidi, kıraati, vucüh ve nezairi, edebî sanatları, nüzul sebebleri, îcazı,
belagatı, vakf-ibtida ve nesih gibi birçok konuda müstakil eserler
yazmışlardır.[78] Konuyu müstakil olarak
inceleyen yazarlar, daha detaylı irdeleme imkanına sahiptirler. Bu itibarla
eskide olduğu gibi günümüzde de her hangi bir konuyu daha etraflı bir şekilde
incelemek isteyenler onu bağımsız olarak kaleme alırlar. Bu çalışmalar
günümüzde hayli artmıştır. Ayrıca ilerde de göreceğimiz gibi bugün Kur'ân
ilimleri sahasında yeni çıkan bazı konular vardır. Bu tür konuların münferid
bir şekilde kaleme alınması gerekir. Şu veya bu sebebten ötürü bugün Kur'ân
ilimleri müstakil konu çalışmaları alanında daha evvel sahip olduğumuzdan daha
zengin bir bibliyografya ile karşı karşıyayız. Bu da oldukça sevindiricidir.
Örnek olarak şunu söyleyebiliriz;
Kur'ân üslûbu veya
üslûbun elemanları olan nefy, nehy, takdim, te'hir, hazf, iltifat v.b ile
ilgili müstakil çalışmalar günümüzde daha fazla bir ivme kazanmıştır. Eski alimler
bunları ya Ulumu'l-Kur'ân veya İ'caz konusu altında işlemekteydiler. Günümüzde
ise bunların müstakil eserler halinde incelendiğini görmekteyiz. Çok ciddi insanî
bir tecrübe, çaba ve fikir telahukunun neticesi olarak günümüzde fennî, beşerî
ve dinî ilimlerde büyük bir genleşme ve ayrışma gözlenmektedir. Bu genleşme ve
ayrışmanın tabii sonucu olarak beşerî ve dinî ilimlerde ciddi bir sistematize
olayı müşahede edilmektedir.
Kur'ân'ı Kerimle
ilgili ilimler de, bundan nasibini almıştır. Bunun için Kur'ân ilimlerine
muhtelif zaviyelerden baktığımızda bazı yeniliklerin ortaya çıktığını
görmekteyiz. Mesela, Seyyid Kutub'un et-Tasviru'l-Fenniyyu fi'l-Kur'ân adlı
eseri Kur'ânî anlatımı yepyeni bir üslûp ve muhteva ile irdelemeye çalışan ve
bize göre büyük ölçüde başarılı olan teknik bir çalışmadır. Daha evvel de
işaret ettiğimiz gibi Malik b. Nebi'nin ez-Zahiretu'l-Kur'ân'iye'si de
Kur'ân'ın Allah kelamı olduğunun ispatını yeni bir yaklaşımla ele alan ciddi
bir çalışmadır.
Yine daha evvel
değindiğimiz gibi bu yenilenmenin bir tezahürü olarak Kur'ân'ın bazı yönlerinin
yeni bir formla ele alındığını görmekteyiz. Yenilenmenin açıkça görüldüğü
Kur'ânî sahalar şunlardır:
a) Kevnî
âyetlerin yorumu,
b) Kur'ân
kıssa, mesel..vb.ni psikolojik, pedagojik ve sosyolojik bakış açılarıyla
değerlendirmeye tabi tutan çalışmalar
c) Kur'ân İ'cazı
d) Kur'ân
anlatımının teknik yönü
e) Genel
olarak Kur'ân'da, özel olarak sûrelerinde konu birliği
f) Tefsir
ekolleri ve tarihi
g) Kur'ân'da
yer alan bazı içtimaî, siyasî, hukukî ve tarihî konuların modern bir bakış
açısıyla kaleme alınışı
h) Kur'ân
üslûbu
ı) Kur'ân
tarihi,
j) Kur'ân
semantiği
k) Kur'ân
filolojisi
m) Tefsir
kaynaklarından birinin veya bir kaçının tanıtımı
p) Mu'cem
çalışmaları
Tesbit edebildiğimiz
değişim ve yenilenmenin belirgin bir şekilde görüldüğü alanlar bunlardır. Bu
alanlarda bizim sözünü ettiğimiz yenilik şudur: Konular, klasik muhtevadan ayrı
bir muhteva ve eski metodlara değişik bir metod ve yeni bir bakış açısıyla ele
alınmaktadır. Buna, bir kısmına daha evvel işaret ettiğimiz şu eserleri örnek
verebiliriz: Draz'ın en-Nebe'ul-Azim ve el-Medhal ile'l-Kur'ân'ıl-Kerim'i, Abdülmecid
el-Beyanunî'nin Darbu'l-Emsal'i, Malik b. Nebi’nin ez-Zahiretu'l-Kur'âniye'si,
Mustafa Sadık er-Rafii'nin İ'cazu'l-Kur'ân'ı, Dr. Adnan Şerifin es-Sevabitu'l-ilmiye
fi'l-Kur'ân'ı, Mahmud Hicazi'nin el-Vahdetu'l-Mevadiyye fi'l-Kur'ân’ı ve tefsir
usulüyle ilgili tüm çalışmalar.
Dikkatimizi çeken bir
husus da şudur :
Kur'ân ilimleri
sahasında yapılan münferid konu çalışmaları genellikle yeniliğin olduğu bu
alanlarda olduğu gibi klasik konulardan da nesih, kıssa, mesel, garip, gramer,
tecvid, fezail, kıraat, israiliyat ve konulu tefsir sahalarında da belirgin bir
şekilde görülmektedir.
Bu durumda şunu
söyleyebiliriz: Kur'ân ilimlerinde münferid konu çalışması daha çok, yeni
ortaya çıkan veya değişimin olduğu konulardadır. Öyleyse biz burada her iki
alanla ilgili bazı eserleri örnek olarak bazen kısa ve öz olarak, bazen de
detaylı bir şekilde tanıtmaya çalışacağız.[79]
Yukarıda da
değindiğimiz gibi yirminci asırda Kuran ilimleri sahasına giren birçok yeni
konu ortaya çıkmıştır. Örneğin Kur'ân kıssalarının psikolojik, sosyolojik ve
pedagojik yönden ele alınması tamamen yeni bir olaydır. Keza Kur'ân'da veya
sûrelerinde konu birliği de günümüzde fazla ilgi gören bir sahadır.
[80]
Kur'ân ilimlerinin bu
yeni dallarından tasvir ve üslûp gibi alanlar Kur'ân'ın dil yapısını ve
anlatım şeklini ilgilendirir. Konu birliği, psikoloji ve ilmi i'caz gibi
alanlar da muhtevayla ilgilidir. Şimdi biz her iki alanla ilgili eserlerden
temin edebildiğimizin bir kısmını tanıtıp, kalanları listeler halinde
sunacağız.[81]
İnsanoğlu yaratılış
itibarıyla birçok yeteneklerle donatılarak dünyaya gelmiştir. İnsanın bu
yeteneklerine paralel olarak varlık dünyasında da çok farklı olaylar cereyan
etmektedir, insanın zekâ, akıl ve irade gibi kavrayıcı ve motive edici, bazı
kabiliyetlerle donanımlı olması nedeniyle insan, ister istemez etrafında
yaşanan ve cereyan eden bazı olaylardan etkilenmektedir. İşte psikoloji ilmi
bu etkilenmeyi araştırmaktadır.[82] Yani
insanın, etrafındaki olaylardan ne derece ve nasıl etkilendiğini, bu etkilemeyi
sağlayan ne gibi duygulara sahip olduğunu, bu duyguların neler olduğunu ve
etkileme sürecini, etkilenmenin sonucu olan tepkisini araştırır, bunlar için
bazı temeller ve çerçeveler çizer.
Psikoloji ilminin
Batılılar tarafından geliştirildiği kuşkusuzdur. Zira modern
psikoloji/sistematik psikoloji'nin kurucusu Alman Filozufu Wilhelm Wundt
(ö.l923)'dır. Wilhelm Wundt'un 1879'da Leipzig'te ilk psikoloji laboratuarını kurmasıyla,
bütün Avrupa ve Amerika’da da kısa sûrede bu laboratuarlar kurulmaya başladı.
Gün begün bu bilim farklı gelişmeler kaydetti.[83]
Bilindiği üzere
Psikolojinin alanı oldukça geniştir. Dinî eğitim, tıp, ordu, iş ve idare hayatı
gibi birçok alana yönelmektedir. Asrımızdaki teknolojik gelişmeler nedeniyle
psikolojinin ilgi alanı olan birçok sahada bilgi patlaması olmuştur, işte hem
bilgi patlaması, hem de psikolojinin ilgi alanının genişlemesiyle, kısa sürede
birçok alt dala ayrıldı.[84] Bu
dallardan bizi ilgilendiren, din psikolojisidîr. Din psikolojisi de, Genel
psikoloji gibi Batılılar tarafından geliştirilmiştir. Bunun için Din
psikolojisi Batılıların kültür normlarıyla ve pozitivist mantalitenin
anlayışıyla oluşmuştur. Netice itibariyle o, Hıristiyan inanç, töre ve
ahlakını, kilisenin hayata bakış felsefesini ve olayları değerlendirme
kıstaslarını, psikolojik problemlerin çözümünde kullandı. Çünkü bu saha,
Hıristiyanlığın beşiği olan Avrupa'da kurulup gelişiyordu. Zaten başka şey de
beklenemez. Batıda kurulup gelişen din psikolojisinin bazı kural, prensip ve
kriterleri; inanç, ibadet, töre, kültür ve ahlak yönünden tamamen farklı olan orta
doğunun Müslüman halkları için geçerli olamazdı.[85]
Bu boşluk Müslüman
psikologlar tarafından doldurulmalıydı. Özellikle Kur'ân, psikolojinin ilgi alanı
olan birçok insan davranışlarını ve bunların sonuçlarını ihtiva etmektedir.
Mesela: Kur'ân; İbadet,[86] dua,[87] pişmanlık,[88]
suçluluk duygusu sonucunda insanın fizyonomisindeki değişiklik,[89]
sıkılma duygusu,[90] stres,[91]
şımarıklık,[92] depresyon,[93]
intihar,[94] nankörlük,[95]
tartışmacılık,[96] öfke[97] temenni[98] v.b
gibi yüzlerce davranış türünü ihtiva eder. Ayrıca Kur'ân olumsuz insan
tiplerinden riyakar,[99]
aceleci,[100] zayıf,[101] kıskanç,[102]
kaba,[103] azgın[104] ve
tartışmacı insan;[105]
karakter açısından olumsuz insan tipleri arasında da riyakar insan,[106]
cimri insan,[107] hasetçi insan,[108]
kibirli insan;[109]
bunun yanı sıra sevgi ve çeşitleri,[110]
acıma,[111] merhamet[112] vb.
duyguları da işlemektedir.[113]
Şayet bunlar İslamî
bir mantalite ile Müslüman psikologlar tarafından ele alınmış olsaydı ve
bilimsel metodlarla sistematize edilseydi mükemmel bir İslamî/ Kur'ânî
psikoloji meydana gelirdi.
Bilindiği gibi Kur'ân
psikolojisi üzerine değişik çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmaların yeterli
olup olmadığı yönünde bir fikir beyan edemeyeceğiz. Çünkü hem
değerlendirebileceğimiz o tür çalışmalar elimizde yoktur; hem de biz bu sahanın
uzmanı değiliz.[114]
Elimizde Kur'ân
psikolojisi alanında bize iyi bir fikir verebilecek bazı çalışmalar mevcuttur.
Biz bunlardan önemli bulduğumuz iki eseri tanıtmakla yetineceğiz. Bu eserleri
tanıttıktan sonra tesbit ettiğimiz diğer eserlerin listesini sunacağız.[115]
Kur'ân psikolojisi ile
ilgili gördüğümüz eserler arasında en derli toplu ve konunun mantığını
yakalayıp okuyucusuna kavratma noktasında en etkin çalışma budur. Beyrut'ta
dördüncü baskısı 1989 yılında yapılan bu eser 290 sayfadan meydana gelir.
Kitap on fasıldan ibarettir. Birinci faslı Kur'ân'daki davranış faktörlerine
ayrılmıştır. Burada şu hususlara yer verilmiştir:
A-
Fizyolojik
faktörler: Kendini koruma faktörleri, insan türü kalıcılığının iki faktörü
1-
Cinsel
faktör
2- Annelik faktörü.
B- Psikolojik
faktörler: mülkiyet faktörü, saldırganlık faktörü, yarışma faktörü ve
dindarlık faktörü.
C- Bilinçaltı
faktörler, faktörlerarası çatışma, faktörler istila etme ve faktörlerin
inhirafı (sapması).
İkinci fasılda
Kur'ân'daki etkileşimler incelenmiştir. Burada kaleme alman konular şunlardır:
Korku ve çeşitleri, öfke, sevgi ve sevginin çeşitleri olan kendisini sevmesi,
insanları sevmesi, karşı cinsi sevmesi, ebeveynini sevmesi, Allah'ı sevmesi,
Resulullah'ı sevmesi; sevinç, hoşlanmamak, her iki anlamıyla kıskançlık,
üzüntü, pişmanlık, diğer bazı etkileşimler, etkileşime eşlik eden fizyonomik
değişimler, etkileşimlere istila etmek, ölüm korkusuna, yoksulluk korkusuna,
öfkeye ve sevgiye istila etmek ve diğer bazı etkileşimlere istila etmek.
Üçüncü fasılda
Kur'ân'daki hissî idraklar kaleme alınmıştır. Burada şu konulara yer
verilmiştir: Kur'ân'da hasseler (duyu organları), cildin duyguları, duyguların
alanı dışındaki harici duygusal kavrama, göz yanılması, faktör ve değerlerin
uyarma ve duygusal kavramadaki etkisi.
Dördüncü fasıl
Kur'ân'daki tefekküre ayrılmıştır: Problemlerin çözümünde düşüncenin evreleri,
düşüncenin hataları:
a- Eski
düşüncelere sarılmak
b- Açıklamaların
yetersizliği
c-
Etkisel
ve duygusal sakınma.
Beşinci fasılda
Kur'ân'daki öğrenim meselesi incelenmiştir. Bu fasılda şu konulara yer
verilmiştir: Bilgi kaynağı, dil öğrenimi, Adem (a.s.)ın dil öğrenmesi, karar
verebilme ve seçim yapabilme azmini öğrenmesi, taklid, amelî tecrübe, çaba ve
hata, düşünce. Kur'an'a göre öğrenimin ilkeleri:
a-
Terğib ve
terhible faktörü harekete geçirme
b-
Kıssalarla
faktörü harekete geçirme
c-
Önemli
olayların desteğini sağlamak.
2-
Tekrar
3-
Uyarma
4-
Aktif
katılım
5-
Öğrenimin
dağılımı
6-
Davranışın
düzeltmesinde tedricilik.
Altıncı fasıl
Kur'ân'daki ledünî ilme tahsis edilmiştir. Bu başlık altında ilham ve rüyalar
incelenmiştir.
Kur'ân'da yer alan
unutma ve hatırlama olaylarına tahsis edilen yedinci fasılda şu başlıklar yer
almaktadır: Unutma, unutma ve şeytan, Kur'ân'da unutmanın ilacı.
Sekizinci fasılda
Kur'ân'da yer alan insanın sinir sistemi ile beyni incelenmiştir.
Dokuzuncu fasılda
Kur'ân'daki kişilik meselesi kaleme alınmıştır. Bu başlık altında şu konulara
yer verilmiştir: İnsanın oluşumu, psikolojik mücadele, kişilikte denge, düzgün
kişilik. Kur'ân'da kişilik tipleri: Müminler, kafirler, münafıklar, Kur'ân'da
aklî hileler, kendi kusur ve zaaflarını başkasına yıkma, meşrulaştırma,
tepkinin oluşumu, Kur'ân'da bireysel farklar, Kur'ân'da insanın gelişmesi, doğum
öncesi gelişme, doğum sonrası gelişme ve bebekte duygunun gelişmesi.
Son fasılda ise,
Kur'ân'daki psikolojik tedavi kaleme alınarak bu başlık altında şu hususlar
incelenmiştir: îman ve güven duygusu, iman ve cemaata mensubiyet duygusu,
Kur'ân'ın psikolojik tedavideki yöntemi, tevhid akidesine inanmak, takva,
ibadetler (namaz, oruç, zekat ve hac), sabır, zikir ve tevbe.
Bu kitap Kur'ân
psikolojisine ilgi duyanların bigane kalamayacakları değerli bir eserdir.[116]
Kitap, Dr. et-Tihami
Nakra'nin 1971 yılında Cezair Üniversitesine sunduğu bir doktora tezidir. 1974
yılında Tunus'ta basılmıştır. Kitabın ana kısmı 594 sayfa ise de, fihristlerle
beraber 650 sayfaya ulaşmaktadır.
Kitabın iskeleti
birincisi altı, ikincisi beş fasıl olmak üzere iki babdan oluşur. Müellif, iki
babdan önce, bir "Mukaddime", "Geçmiş Araştırmalar" ve
"Çalışmanın Konusu ve Metodu" başlıkları altında bir "Giriş"
yazmıştır. Birinci bab konunun teorik bilgilerini içermektedir. Bu babın
birinci faslı (s.49-84) Kur'ân kıssalarının kaynağına dairdir. Bu fasılda
yazar, vahy ve nübüvveti, semavî vahyin tesirini, Kur'ân ve kıssalarına dair
oryantalistlerin görüşlerini ve Zat-i Nebevi ile Kur'ân vahyini incelemeye tabi
tutar. İkinci fasılda (s.85-110) Kur'ân'ın kıssayla ilgili metodunu ele alır.
Bu Fasılda üslûp, icmal-tafsil, kıssa unsurlarının ortaya çıkarılması ve
Kur'ân'la Kitab-ı Mukaddes arasında konuların mukayesesi kaleme alınmıştır.
Yazar,Üçüncü fasılda
(s.111-151) Kur'ân kıssalarının tekrarı, sebepleri, yerleri, hedefleri, amaçları
tekrarın stili ve tekrarda çelişkinin olup olmadığını incelemektedir. Dördüncü
fasıl (s.156-256) Kur'ân kıssalarının çeşitlerine, Kur'ân kıssalarında efsane
ve sembolizmin olmadığına, tarihî kıssalar içinde umumi kanunlara nasıl yer
verildiğine, Kur'ân haberlerinde doğruluk durumuna ve temsilî kıssalara
dairdir. Beşinci fasılda (s.257-274) Kur'ân kıssalarının bilgi kaynağı oluşuna,
bu arada Kur'ân'ın bilgi kaynağı olarak evreni, tarihi ve insanın psişik
durumunu kullandığını da nazara verir. Altıncı fasılda (s.275-305) da
müfessirlerin kıssalar hususundaki tutumlarının bir eleştirisi yer almaktadır.
Bu fasılda yazar kıssalarda israiliyatın durumunu, müfessirlerin ihtilafını ve
örneklerini kaydeder.
Yazar, kitabın ikinci
babını konunun analizine tahsis etmiştir. Birinci faslı (s.309-347) Kur'ân
kıssalarının tahliline ayırarak burada tahlilin genel ilkelerini dinî, insanî,
kültür ve sanatsal birikim açılarından değerlendirir. Ayrıca kıssanın ciddi
mânâda tahlil edilebilmesi için bu kıssalarda davetçi konumunda görünen Hz.
Peygamber (s.a.v)'in kişiliğini, kıssaların nazil olduğu çevreyi ve insan
unsurunu değişik boyutlarıyla ele almanın gerekliliğini vurgulamaktadır.[117]
Örnek olarak Salih (a.s) ve Semud kıssasını mercek altına alır ve tahlilini
yapar.[118]
Birinci fasıl
Peygamber ve kıssalar başlıklı bir konuyla bitmektedir.
Müellif ikinci fasılda
(s.348-420) Kur'ânî kıssaların unsurlarını incelemeye alır. Kıssanın unsurları
olarak olayları ve kişilikleri ele alır. Kıssaların unsuru olan insan
tiplemelerini inceler.[119]
Analitik psikolojiye de atıfta bulunarak özellikleri sebebiyle teşekkül eden
tipleri sunar.[120]
Yazar Kur'ân'ın önemli unsurlarından olan kişiliğin çeşitlerinden, özel
konumundan ötürü kadın kişiliğine özel bir yer vermektedir. Çeşitli kıssalarda
yer alan kadınların kişiliklerinden örnekler verir.[121]
Kur'ânî kıssaların bir
unsuru olan kişilikler arası diyaloga da yer ayırır. Ancak bu unsurun tedricî
bir şekilde kıssalarda yer aldığını ve bunun için de ilk inen kıssalarda yer
almadığına dikkat çeker.[122]
Yazar kıssalardaki
diyalogu çok geniş bir perspektiften değerlendirir.[123]
Yazar üçüncü fasılda (s.421-508) Kur'ân kıssalarında etkilemenin faktörlerini
inceler. Evvela insanları etkileyen faktörlerin çeşitliliğine dikkat çeker.
Daha sonra bu amilleri çok geniş bir yelpazede ele alır. Bu fasılda müellif
ilginç bazı tesbitlerde bulunur. Şöyle ki; psişik etki, huzuru İlahiyi, kaderi,
korkutma ve müjdelemeyi, siyak sibak ve münasebetin tanınmasını, etkilenme ve
duygusal yönünü, telkini, karşılaştırmayı, ikna ve sanatsal güzelliği
etkilemenin faktörleri arasında saymaktadır.
Dördüncü fasılda
şimdiye kadar geçmiş olan teorik bilgileri pratiğe çevirmek amacıyla Yusuf
(a.s.)'ın kıssasını mercek altına alır. Kıssada olayların gelişmesini,
psikolojik yönlerini ve kıssada özel konumundan ötürü özellikle rüyaları
inceler. Faslın sonunda kıssanın Kur'ân'ı Kerimle Ahdikadim arasındaki
mukayesesini sunarak faslı bitirir.
Beşinci fasılda
(s.543-597) kıssaların pedagojik yönünü araştırır. Kıssaların inanç ve
yaşayıştaki rolüne dikkat çeker. Peygamberin eğitimini ve Kur'ân kıssalarında
eğitim yollarını nazara verdikten sonra günahların tevbe ile nasıl tedavi
edildiğini açıklamaya çalışarak kitabını bitirir.
Kitabın ilmî seviyesi
oldukça yüksektir. Kendi sahasında büyük bir açığı kapatmaktadır. Kur'ân
araştırmacısının ilgisiz kalamayacağı faydalı bir eser olduğu kanaatindeyiz.
Kur'ân psikolojisi sahasında şu eserlerin isimlerini kaydedebiliriz:
1- Abdulvehhab
Hammude, el-Kur'ânu ve İlmu’n-Nefsi, Daru'l-Kalem, el-Kahire, 1962
2- Şerif
Adnan, Min İlmi'n-Nefsi'l-Kur'ânî.[124]
Kur'ân 23 sene gibi
uzun bir sürede, farklı olaylar nedeniyle, değişik konuları ihtiva ederek
muhtelif zaman ve mekanlarda, ayrı inançtaki kitlelere hitap eder vaziyette
nazil olmuştur.[125] 114
sûreden meydana gelen bu yüce kitap yüzlerce ilmî, itikadi, içtimaî, idarî,
iktisadî, ahlakî ve hukukî konuları ihtiva etmektedir. Bu kutsal kitap, çok
zengin bir bilgi mozayiği görünümünü arz etmektedir.
Kur'ân'ın ihtiva
ettiği konulardan kimisinin ispatı, Kur'ân'ın asıl amacı iken; kimi konular da,
Kur'ân'da başka hususların ispatı için vasıta olarak bahse konu edilmektedir.
Kur'ân, üslûbunun karakteristik özelliğinin gereği olarak konular arasında
seri geçişlerde bulunmaktadır. Bunun için her biri, Kur'ân'ın kısa bir
hülasası mesabesinde olan birçok sûrede birden fazla konuya yer verilmiştir. Kimi
sûrelerde ise tek bir konu işlenmiştir.
Kur'ân'ın birden fazla
konu ihtiva eden sûreleri, içinde çok güzel kokulu rengarenk çiçeklerin,
güllerin, ağaç ve nehirlerin bulunduğu bir bahçeye benzer. Kişi böyle bir
bahçeye girer bahçenin çeşitlerini seyrettikçe zevki ve beğenisi daha fazla
artar. Usanç şöyle dursun, bahçeye daldıkça derin hazlar duyar ve daha değişik
manzaralar görmek ister. Bunun gibi Kur'ân okuyucusunun, sûrenin akışı içerisinde
farklı konularla karşılaştıkça dikkati daha fazla toplanmış olur. Sûreyi daha
bir istekle okur. Sûreye dalıp yeni ve değişik konuları yeni üslûplarla
aldıkça kalbi, aklı ve zihni daha zinde olur ve bıkkınlığı önlenmiş olur.
Özellikle okuma alışkanlığı fazla gelişmemiş olanlarda (ki, Kur'ân
okuyucusunun büyük bir kısmı böyledir.) sürekli konu değişikliği bıkkınlığı
önlemede mühim bir faktördür. Çünkü o, uzun konulara dalma yeteneğini henüz
kazanmış değildir.
İşte yukarıda
anlatmaya çalıştığımız hususlardan ötürü Kur'ân'ın küçük sûrelerinin çoğunda
tek konu işlendiği halde, orta ve uzun sûrelerde birden fazla konu işlenmiştir.
Bu konular karma bir şekilde ele alınmaktadır. Günümüz kitap te'lif etme
geleneğinde olduğu gibi Kur'ân, konuları birbiri peşi sıra düzenli bir şekilde
ele almaz.
Aksine ele aldığı
konuları sûrenin tamamına serpiştirerek ve araya konuları destekliyecek başka
hususları yerleştirerek sunar.
Kur'ân ruhuna iyi
nüfuz etmeyen biri, sûrelere ilk baktığında sûrelerin dağınık bilgiler
sunduğunu ve bir konu birliğinin olmadığını zannedebilir.[126]
Ancak, bu kimse sûrelere iyice baktığında ya bir veya iki yahutta üç, nihayet
dört konu etrafında bilgilerin yoğunlaştığını görecektir.[127]
Diğer bilgiler bu konunun/konuların çerçevesinde ya tamamlayıcı ve destekleyici
veya konunun/konuların bazı parçalarının sonucu olarak yer almaktadır. İşte
günümüz Kur'ân araştırmacıları buna konu birliği demektedirler.
Ancak, bu deyimden,
sûrelerdeki konu birliği anlaşıldığı gibi, Kur'ân'ın konuları işlerken
gösterdiği metod/sunuş birliği de anlaşılmaktadır. Konu birliği her iki
manasıyla da aklî tefsir ekolünün ısrarla üzerinde durduğu hususlardandır.
Bu konu daha evvelki
dönemlerde sûrenin maksadı adı altında incelenmekteydi. Geçmiş alimlerimizden
gördüğümüz kadarıyla bu konu Şatıbî gibi bazı alimler tarafından -fazla olmasa
bile- gündeme getirilmişti. Dr. Zahir b. Avvâd el-Elma'î adlı Riyad'lı bir
yazar Dırasatun fi't-Tefsiru'l-Mevdu'i adlı bir çalışmasında konu birliğine
genişçe yer vermiştir. Dr Zahir Avvad, bu konu birliğini ilk tesbit edenin İbnu
Kayyım el-Cevz'ıyye olduğunu iddia eder.[128]
Oysa Dr. Draz'm tesbitine göre İbnu Kayyim'dan önce Razı, Îbnu'l-Arabî ve Ebu
Bekr en-Nisaburi konu birliğini tesbit etmişlerdir.[129]
Ancak bunu kim başlatmışsa başlatsın, gördüğümüz kadarıyla konuyu en geniş
işleyen ve en güzel inceleyen Firuz'abadî (ö.817/1415)'dir. Her sûrenin bir ana
hedefinin olduğunu izaha çalışır. Bunu Besairu Zevi't-Temyiz fi Letaifi'l-Kitabi'l-Aziz
adlı altı ciltlik değerli eserinde her sûre için ayrı ayrı kaydeder.
Konu Birliği terimi
ise, Kur'ân ilimleri terminolojisine yeni girmektedir. Selef alimleri
tarafından işlenmiş olmasına rağmen, günümüz konu birliği anlayışına uygun
olacak şekilde ilmî bir zemine oturtulmuş değildi. Bazı oryantalistlerin kinci
ve dar düşüncelerinden dolayı Kur'ân sûrelerinin birden fazla konuyu karma bir
şekilde işlemesine yönelik eleştirilerine[130]
tanık olan Müslüman alimler, konu birliğine ilgi duydular. Özellikle yukarda
da işaret edildiği gibi aklî tefsir ekolünün müntesipleri Konu Birliğine fazla
ilgi göstermektedirler.[131] Bu
ekolun müntesipleri konu birliğini hem sûredeki konu birliği hem de Kur'ân'ın
tümündeki konu birliği anlamında kullanırlar.[132]
Ayrıca konulu tefsirle meşgul olanlar da konu birliğini terime fazla yer
vermeden içerik olarak kullanırlar.
Konu birliğini
inceleyenlerin başında Dr Muhammed Abdullah Draz gelir. Dr Draz bu konuyu uzun
uzadıya en-Nebeu’l-Azlm ve el-Medhal adlı eserlerinde anlatır.[133]
Draz, Kur'ân sûrelerindeki konu birliğini o kendisine özgü, orijinal, mantıkî,
edebî ve delil dolu ilmî üslubuyla anlatır. Bir konunun diğer bazı konular
arasında ilk etapta görülmeyecek kadar gizlenip yayılması hususunun şiirde de
görüldüğünü vurgular.[134]
Draz, Kur'ân
sûrelerindeki konu birliğinin mantığını, felsefesini ve delillerini,
anlattıktan sonra el-Bakara süresindeki konu birliğini örnek olarak anlatır.[135]
Sûrelerdeki konu
birliği'ni biz de 1992 yılında henüz Draz'ın bu konudaki tezini görmeden evvel
Mülk sûresine yazmış olduğumuz Adva'un alâ Sûreti'l-Mülk adlı çalışmamızda
Draz'ın söylediğinin aynısı olmasa bile, ona çok yakın bir şekilde yazmıştık.[136]
Draz'ın dışında çağdaş alimlerden Muhammed Reşid Rıza el-Menar'da; Fehd b.
Abdurranhman er-Rumî Menhecu'l-Medreseti'l-Aliyyeti'l- Hadiseti fi't-Tefsîr'de;
kısmen de Dr. Mustafa Müslim Mebahisu
fi't-Tefsiri'l-Mevzu'î adlı eserinde kimisi konu birliği ismini kullanarak
kimisi kullanmayarak konuyu incelemişler. Ayrıca aşağıda isimlerini ve bu
alandaki eserlerinin adlarını sıralayacağımız simalar da konu birliği mevzu'unu
ele almışlar. Ne var ki, konuyu hem ele alış biçimi hem de özünün ne olduğu
noktasında birbirinden farklı bir şekilde incelemişler. Hem bu farklılığa
dikkati çekmek, hem de bu hususun okuyucunun zihnine daha net bir şekilde
yerleşmesini temin etmek için kısmen detaylı olarak bu mevzuyu nasıl
işlediklerine ışık tutmaya çalıştım. Bu simaların hepsi de eserlerinde honu
birliği'ni müstakil bir başlık altında incelemişler. O simalar şunlardır:
1- Dr. Abdullah Şehhate Ulumu'l-Kur'ân
adlı çalışmasında sûrelerde konu birliği adlı bir başlıkta Draz’dan bazı
nakillerde bulunur. Sonra el-Bakara sûresinden el-Enfal sûresine kadar olan ve
es-Seb'u't-Tıvâl adıyla bilinen yedi uzun sûrenin ana konularını konu birligi
çerçevesinde tesbite çalışır.[137]
Ancak, Şehhate'nin
çalışmasında şu iki husus dikkatimizi çekmektedir:
a-) Konu
birliği tezinin yeteri kadar ispatını ve mantıkî argümanlarla
temellendirmesini yapmadan, aceleci bir tavırla yukarıda anılan sûrelerde konu
birliği tesbitine geçmiştir. Söz konusu mevzuyla ilgili Draz’dan yaptığı
alıntılar az olduğu için doyurucu değildir. Halbuki, böylesine önemli ve ilginç
bir mevzuun mutlaka yeteri kadar ispatlanması gerekirdi.
b-) Sûrelerde
tesbit ettiği konuların sayısında bize göre şişkinlik vardır. Dolayısıyla
hedeflenen konu birliği dağılmış olmaktadır. Meselâ: en-Nisa sûresi için on
konu tesbit eder.[138]
Oysa bu konuları açıp, sayısını çoğaltarak birliği dağıtmaktansa, şu üç ana
konu altında toplamak daha uygun olurdu: Akaid, Ahkam ve ehl-i kitabın durumu.[139]
Ayrıca konunun
işlenmesinde bir dağınıklık da göze çarpmaktadır.
2- Halid el-Akk el-Furkan ve'l-Kur'ân adlı
eserinde, Beşinci bahis Kur'ân'ın yüceliği ve konu birliği adıyla bir başlık
koymuş. Ancak ne ilginçtir ki, yazar yedi sayfalık olan bu başlığın
muhtevasında Kur'ân'da konu birliği'ne tek kelime ile değinmemiştir.[140]
3- Abdülkadir Ata da Kur'ân Yüceliği ve
Konu Birliği adı ile bir başlık atmış. Ata burada Kur'ân'nın tümünün bazı temel
kavramları ispatlamaya yönelik olduğunu söyler. Bu kavramlar ise: kulluk, insanların
haşre gönderilmesi, Allah'ın varlığı, insan hürriyeti, kölelik ve adalet
vb....dir.”[141]
Abdülkadir Ata'ya göre
Kur'ân'da geçen tüm konular, insanın bir fakir kul olduğunu ancak, Allah'ın ona
hürriyeti bahşettiği hususunu ispata yöneliktir.[142]
Ata, konu birliği
denince Kur'ân'ın yukarıda geçen konuları birbirlerini ispatlayıcı ve
destekleyici bir şekilde anlatması hususunu anlamaktadır. Hatta o, bu temel
kavramların tümünün de adalet konusunu ispata yönelik olduğu iddiasındadır.[143]
Buna göre Ata'nın
sunmaya çalıştığı Konu Birliği ayrı; Dr. Draz'ın ileri sürdüğü konu birliği
ayrı; Mahmud Hicazî’nin konu birliği ayrıdır. Her üçü de Kur'ân'ın yüceliğini
ispatlamaktadır. Ancak Ata'nın ileri sürdüğü birlikte, zorlama açıktır. Ayrıca
o, oryantalistlerin eleştirilerine fazla cevap vermez.
4- Zahir b. Avvad el-Elma'î, konulu tefsir
alanında yazdığı Dirasatün fi't-Tefsiri'l-Mavdu'î
li’l-Kur'âni’l-Kerim adlı çalışmasında konu birliği mevzuuna
değinmektedir. Riyad’lı yazar, çalışmasında Draz’dan alıntı yaparak önce
mevzuyu sûre içindeki konu birliği çerçevesinde inceler. Bu cümleden olarak
es-Seb'u't-Tıval, et-Tevbe, Yusuf, el-Kehf ve en-Nur sûrelerinin konu
birliğini kaydeder.[144]
Ancak kanaatimizce Riyad'h yazar, sûrenin konu birliğini tesbitte Şehhate'den
daha başarılı görünmektedir. Çünkü o, el-En'am sûresinin konularını ustalıkla
beşe indirmiştir (tevhid, nübüvvet, haşr, kıssa ve ahlak).[145]
Oysa Şehhate'nin en-Nisa sûresinin konularını ona çıkardığı daha önce
belirtilmişti.
Ne var ki, el-En'am
sûresinin konularını daha da azaltarak daha fazla birlik sağlamak mümkündür:
Akide, tarih ve ahkam şeklinde.
Görülen şu ki,
Draz'dan sonra gelen hiç birisi bu hususta Draz kadar başarılı olamamıştır.
Görebildiğimiz kadarıyla kitaplarının bir bölümünde konu birliğini inceleyenler
bunlardır. Konu birliği alanına tahsis edilmiş bir eser temin edebildik. Şimdi
onu tanıtmaya çalışalım.[146]
Kitap, bir doktora
tezidir. 1970 yılında Kahire'de basılmıştır. Eserin ana metni 408 sahifedir.
Yazar ana konulara
başlamadan önce konu birliğinden neyi kast ettiğini izaha çalışır. Kısaca konu
birliğinden muhtelif sûrelerde ele alınan konular arasındaki birliği kast
ettiğini ifade eder.[147]
Kitap dört bölümden
meydana gelir:
Birinci bölüm,
Kur'ân'da konuların tekrarına, tekrarın gerekliliğine, konunun tekrarını
gerektiren amillere ve her sûrenin belli sınırlarının olduğuna dairdir.
İkinci bölümde
konuların bir sûrede tam zikredilmediğine dairdir. Bu bölümde Kur'ân'ın parça
parça nazil oluşunun hikmetlerini ve konunun bütünüyle bir sûrede
zikredilmemesinin sebeplerini kaydeder.
Üçüncü bölümde
Kur'ân sûrelerinde tekrarlanan konular arasında tam bir birlik ve uyumun
olduğunu, konu tekrarının adeta Kur'ânî bir özellik olduğunu bir iki misalle
anlatmaya çalışır.
Dördüncü bölümde
bir konunun sûrede tam olarak anlatılmadığını kaleme alır. Yazar bu istikamette
konu birliği çerçevesinde Kur'ân sûrelerini genel bir değerlendirmeye tabi
tutar. Kur'ânî konulardan ahd, vefa, Mesih, uluhiyet, teşri', Kur'ân'da kıssa
ve kıssadan da Musa (a.s.)'ın kıssasını detaylı bir şekilde incelemeye tabi tutar.
Yazar, kitabıyla
Kur'ân sûrelerinde geçen konular arasında birliğin olduğunu ve muhtelif
sûrelerde geçen aynı konunun bir birlik oluşturduğunu, bu sayede ihtilaf ve
çelişkinin olmadığını ve böylece de konuların çeşitli sûrelerde geçen
parçalarının birbirlerini tamamladıklarını ispatlamaya çalışır.[148]
Kitap, ciddi bir
çalışmanın ürünüdür. Kur'ân'da her hangi bir konu ele alınırken konuyu
oluşturan unsurların arasında doğal hiyerarşiye dikkat edildiği tezini
savunması açısından orijinal bir çalışmadır.[149]
istifade edilebilir kanaatindeyiz.
Konu birliği sahasında
Dr. Abdullah Şehhate'nin Ehdafu Külli Suretin ve Mekasiduha
adlı çalışması ve Tahmaz, Abdulhamid
Mahmud'un Min Mevadi'i
Suveri'l-Kur'âni'l-Kerim adlı eserinden başka isim tesbit edemedik.[150]
Kur'an, ahlak ve dinî
pratiklerle ilgili durumlardan, cennet ve cehennem gibi hususlardan söz
ederken muhatabın ilgisini uyandırmak, nimete karşı isteğini, azaba karşı da
korkusunu artırmak ve bu vesileyle de verilen emirlerin yerine getirilmesini, yasaklardan
da kaçınılmasını daha etkin ve daha süratli bir şekilde sağlamak için bazı
edebî yöntemler kullanmıştır. Keza tevhid, nübüvvet, haşr... v.b.nın ispatı
için kaydettiği delillerden emin bir şekilde sonuca varılmasını temin amacı
ile Kur'ân kendisine özgü bir üslûp kullanmıştır.[151] Bu
üslûbun Kur'ân'a özgü birçok yönleri vardır. Bu yönlerden en önemlisi ve en
etkini kuşkusuz mânâ tasviridir. Tasvir, muhatabı çabucak mânâya götüren ve
beninin dile getirilen olaya katılmasını sağlayan kestirme bir yoldur. Tasvir
ne kadar güzel, ilgi çekici ve ustaca yapılmış ise; mânânın somutlaşması ve
okuyucu, muhatap...vb.nin ben'inin ona katılması o kadar kolay ve süratli olur.
Günümüzde düşüncelerin ve olayların sinema, tiyatro, piyes...vb vasıtası ile
görüntülenerek verilmesinin amacı seyirci ve dinleyicinin ben'inin bizzat olaya
katılmasını ve psişik olarak onu yaşamasını sağlamaktır. İşte bu canlı tasvir
türüdür.
Kur'ân'ı Kerim'de
yukarıda anlatılan konularda çokça tasvire başvurulmaktadır.
Kur'ân soyut bir
mânâyı, psikolojik bir durumu, manevî bir vasfı, insanî bir tiplemeyi,
yaşanmış bir olayı, geçmiş bir kıssayı, kıyametin bir manzarasını, bir nimet
veya azab tablosunu ve bir tartışma havasını sunarken hep tasvir yöntemini
izler.[152] Yani canlılık, hayat, hareket
renklilik, tablo, manzara, görüntü ve bütün bunları güzel bir düzenle, ilginç
bir tertiple sentezleyerek aktarılmak istenen şeyi tasvir etmek. İşte muhatabın
/dinleyicinin aktif olarak olaya katılmasını, olayın göz önünde
canlandırılmasını ve zihnî /hayali olanın hissileştirmesini sağlayan en etkin
üslûp bu tasvire dayalı üslûptur.
Bunun için Kur'ân,
sunmak istediği herhangi soyut bir mânâyı anlatırken o mânâyı muhatabın
hayalinde canlı bir vaziyete, hareketli bir şekle sokacak, ona canlılık, hareketlilik
ve renklilik kazandıracak unsurlar, ta'birler ve tablolar seçer. Birden o
soyut mânâ somutlaşmış, hareketli ve canlı hale gelmiştir. Sanki o sahnede
canlandırılan bir tiyatro perdesiymiş gibi görünür bir hal almıştır.[153]
Yine bu sayede Kur'ân'daki soyut durumlar, hareketli manzaralara; psikolojik
haller, görünür tablolara; insanî tiplemeler, diri şahıslara; insanî
karakterler, gözle görülür durumlara dönüşmüş olurlar.
Buna bazı örnekler
verelim:
1. Kur'ân,
kafirlerin yaptıkları amellerin kendilerine hiç bir fayda vermeyeceğini ifade
ederken şöyle der: Onların yaptıkları amele yöneldik ve onu dağınık toz haline
getirdik.[154] Burada onların
yaptıkları ve kendilerine uhrevî bir faydası olmayan amellerinin dağınık bir
toz haline getirdik denmesiyle soyut bir durum olan amelin fayda vermeyişi
gözler önünde canlandırılmış bir durum haline sokulmuş olur.
2. Kur'ân,
Kafirlerin Allah nezdinde hiç makbul olamayacakları ve asla cennete
giremeyecekleri durumunu anlatırken şu ilginç ifadeyi kullanmıştır:
"Âyetlerimizi yalanlayıp onlara karşı
böbürleneler için gök. kapısı açılmadıkça ve kalın gemi halatı iğnenin
deliğinden geçmedikçe onlar cennete girmezler."[155]
Görüldüğü üzere
onların makbuliyetsizliği ve cennete giremeyişleri somut olaylarla
anlatılmıştır.[156]
Bu iki örnek gibi
Kur'ân'dan daha fazla örnekler verilebilir.[157]
Konumuz fazla uzamaya müsait olmadığı için bu kadarla yetinmek durumundayız.[158]
Kur'ân üslûbunun en
önemli unsurlarından biri olan tasvirin birçok özelliği arasında şunları
sıralayabiliriz:
1. Kur'ân
tasvirinin en önemli özelliklerinden biri ibarelerin terkibindeki insicamdır.
Bu da uygun lafızların seçilmesi ve sonra bu lafızların özenle özel bir kalıba
dökülmesi. Bu sayede Kur'ân, fesahetin ve belagatın en üst derecesindedir. Eski
alimler bu konuyu zaman zaman tekellüfe varacak şekilde işlemişlerdir.[159]
2. Uygun
lafızların seçilip bir kalıba dökülmesinden ortaya çıkan ses ahengi ve ses
uyumu. Bu olağanüstü olay Kur'ân'da çok açık olmasına rağmen eski alimlerin
bununla ilgili verdikleri bilgiler onun dış vurgusunu geçmemektedir.
3. Birçok
alimin dikkat çektiği belagat nükteleri[160]
mesela âyetin son fezlekesi (âyeti bitiren ve bazen Allah'ın bir veya iki ismi
ile sona eren cümlesi ) nin âyetin genel havasına uyması. Örneğin bilgiyi konu
eden âyetin son cümlesiyle ve düşmanlık ve aftan söz eden et-Teğabun sûresinin
son cümlesinin mağfireti dile getiren şu isimlerle bitmesi gibi; el-Aziz'ül
Hakim
4. Âyetin
siyakındaki konular arasında uygun ve uyumlu geçişler.[161]
Tabiatıyla bu uyumlu geçişler, beraberinde muhatabda tedrici bir şekilde
psikolojik bir uyum oluşturur. Eski alimler de buna kendi üslûpları ile dikkat
çekmişler. Mesela Ebu's-Suud (ö.951/1544)'ayetler arasında var olan geçişi ve
geçişteki uyumu şu şekilde izah eder: "Evvelki âyetlerde yüce sıfatların
Allah için zikredilmesi, O'nun ibadete mahsus olmasını gerektirir"[162]
Kur'ân'daki tasvirin
pratize edilebilmesi için birçok vasıta vardır. Muhayyileyi harekete geçiren,
düşünceye hissi suret veren, hareketi hızlandıran ve kalp, akıl ve vicdanın
duygularına ulaşan her türlü ta'bir tasvirin birer vasıtasıdır. Öyleyse
Kur'ân'daki harfler, kelimeler, cümleler, edebî sanatlar, vurgular, renkler,
hareketler, nitelemeler, karşılıklı konuşmalar, kelimelerin fonetiği,
ibarelerin ve siyakın ses ahengi... bütün bunlar tasvirin birer vasıtasıdır.[163]
Bunlar birbirlerine omuz vererek, reaksiyona girerek Kur'ân'ın i'cazlı
tasvirini meydana getirirler.
Ancak bütün bunların
bilinebilmesi ve ilmen zevkine varılabilmesi için Arap dilinde büyük bir edebî
birikime sahip olmak gerekir.
Kur'ân tasviri modern
edebî çalışmalar sonucunda ortaya çıkmış bir ilim dalıdır. Bunun terkib
materyali eski alimler tarafından nazm başlığı altında işleniyordu. Eski
alimlerimizin Nazmu'l-Kur'ân başlığı altında sundukları malumat bugünkü Kur'ân
Tasviri için bilimsel terkip malzemesini oluşturur. Ancak bu malzemeye bazı
yeni maddeler katılarak değişik bir biçimde ve yeni bir yapı içerisinde işlenmesi
gerekiyordu. İşte bunu Seyyid Kutub et-Tasvîr adlı eseriyle gerçekleştirdi.
Ondan sonra Kur'ân araştırmacıları O'nun yolunu izleyerek bu konuya ilgi
duydular. Kimisi bunu müstakil eserlerde işledi; kimisi de bunu kitaplarının
bir bölümünde işledi.[164]
Gerçek şu ki, biz bu
gün Kur'ân ilimleri sahasında çok önemli, hassas, Arap dili ve edebiyatında
büyük bir yetenek ve maharet isteyen ve ciddi bir gayret bekleyen yepyeni iki
ilim dalı ile karşı karşıyayız. Birisi Kur'ân Üslûbu diğeri Kur'an üslûbu'nun
bir bölümü sayılan, ama haddizatında çok kolları ve alt bölümleri olan Kur'ân
tasviri'dir. Gördüğümüz şu ki, ikisine de ilgi henüz istenen seviyede değildir.
Biz önce Seyyid Kutub'un tasvir alanındaki kıymetli eserini kısmen tanıtmaya
çalışacağız. Daha sonra bu sahada tesbit edebildiğimiz çağdaş eserlerin
isimlerini liste halinde sunacağız.[165]
Kitap, Seyyid Kutub'un
te'lifidir. 191 sayfadan meydana gelir. Kur'ân'ın, mânâları, olayları,
inançları, insanların bir takım psişik durumlarını, salih amellerin
faydalarını, küfrün onarılmaz zararlarını nasıl ustaca tablolaştırdığını, bazı
mânevi ve soyut hususların portresini çizerek somutlaştırdığını ve gözler önüne
serdiğini anlatır. Seyyid Kutub, Fizilâl'ıyla tefsirde aksiyoner yeni bir
çığır açtığı gibi, bu kitabıyla da Kur'ân'ın mânâ tasvirinin tekniğine taptaze
mülahazalarla, ilginç olduğu kadar ideal olan; ideal olduğu kadar da ilmî
olan yeni bir Kur'ânî ufkun vetiresini başlatmıştır.
Bu kitap, yazarda çok
yüksek edebî bir zevk ve duyarlılığın var olduğunun ifadesidir.
Bizce bu, Kur'ân
ilimlerinde yeni ve günümüz alimlerinin ciddiyetle eğilmesi gereken bir
konudur. Çünkü daha evvelki çalışmalarda Kur'ân tasviriyle ilgili böyle
disiplinli, sistemli ve metodik bir çalışmaya rastlanmamaktayız.
Kur'ân tasviri
sahasında şu eserlerin isimlerini zikredebiliriz:
1- Beyyumî,
Muhammed Receb, el-Beyanu'l-Kur'ânî, Kahire 1971.
2- Dubel,
Muhammed b. Sa'd, en-Nazmu'l-Kur'ânî fi Sureti'r-Ra'd, Kahire 1981.
3- Sa'idî,
Abdulmuteal, en-Nazmu'l-Fenniyu fı'l-Kur'ân, Kahire.
4- Seyyid,
Kutub, Meşahidu'l-Kiyameh.
5- Şeyh Emin,
Bekrî, et-Ta'biru'l-Fenniyu fi'l-Kur'ân, Beyrut 1973.[166]
“Uslûp" kelimesi
lüğatta; uzanan yol, çeşit, vecih, mezhep, burun kıvırmak, arslanın boynu ve
konuşmacının kendi konuşmasında izlediği yol anlamlarına gelir.[167]
İstilahî mânâsına
gelince üslûp yeni bir istilah olduğu[168]
için, eski mustalahât kitapları ve eski ansiklopedik eserler ona yer vermemektedir.
Yeni alimlerden ez-Zerkanî üslûbun istilahî mânâsını şöyle kaydeder: Konuşmacının
konuşmasını oluştururken ve kelime ve cümlelerin diziliş biçimlerini seçerken
izlediği yoldur.[169]
Hasan Tabl: "İnsanın,
kullanışın belli bir anında dilin bazı yönlerini diğer bazı yönlerine tercih
etmesidir"[170]
şeklinde üslûbu tarif eder. Hasan Tabl bu tarifin yanısıra üç tarif daha
kaydeder.[171]
Yukarıda terim
mânâsını sunduğumuz üslûp bu günkü modern filolojik çalışmalar sonucunda ortaya
çıkmış ve kendi başına bir ilmî disiplin haline gelmiştir. Özellikle Arap
aleminde üslûp ilmi sahasında azımsanamayacak çalışmalar yapılmıştır.[172]
Konumuzun gereği
olarak biz burada yeni üslûp ilminin amaç ve kurallarını ele almayacağız. Hemen
Kur'ân üslûbunu izaha geçeceğiz. Yukarıda üslûp için kaydettiğimiz tariften de
anlaşılabileceği gibi Kur'ân üslûbu; kelimelerin seçiminde ve cümlelerin
tertibinde Kur'ân'ın kendisine mahsus yöntemiyle takip ettiği metottur.[173]
Kur'ân'ı Kerim
kendisine mahsus eşsiz üslûbu sayesinde asırlardan beri gönüllerde taht
kurmuş, düşmanını susturmuş, dostunu sevindirmiş ve davet ettiği mübâreze
meydanında hep galip gelmiştir.
Dün dilciler,
konuşmanın konuşulduğu ortama uygun olma noktasını ölçü alarak
"Belagat" ilmini kurdular ve geliştirdiler. Onun kriterleriyle
Kur'ân'a baktılar, eşsiz gördüler ve ona erişilemeyeceği kanaatına oybirliği
ile vardılar.
Bugünkü modern dünyada
çağdaş dil bilimcileri konuşmacının muhatabını daha fazla etkilemesi için
konuştuğu kelime ve cümlenin seçimini[174] hareket
noktası yaparak üslûp ilmi'ni kurdular. Bu yeni bilimin kıstaslarıyla da
Kur'ân'a baktılar ve yine Kur'ân'ı eşsiz, erişilmeyecek bir zirvede buldular.
Her konuşmacının,
konuşmasında ve yazarın, yazısında takib ettiği özel bir yöntemi vardır. O
özel yöntem onun kendisine özgü üslûbunu oluşturur. Kur'ân gibi dünya ile
âhireti, yaratanla yaratılanı, küfür ile imanı... v.b. birçok eş ve zıt konuyu
kapsayan yüce bir kitabın meseleleri, konuları, emir ve yasakları, tavsiye ve
öğütleri sunuşta takip ettiği özel bir yöntemi de vardır elbette. İşte bu özel
yöntem Kur'ân'ın üslûbudur.
Gerek dünkü belagat ölçüleriyle
gerekse modern üslûp kriterleriyle Kur'ân'ın dil yapısı incelendiğinde
kendisine özgü yapısal birçok özelliğe sahip olduğu görülür. Ancak hemen şunu
kaydedelim ki, daha evvel de değindiğimiz gibi bu ilim dalı yeni olduğu için
Kur'ân üslûbu sahasında henüz fazla bir birikim mevcut değildir. Her ne kadar
Kur'ân üslûbu sahasında atomcu bir anlayışla nefy, nehy gibi birçok küçük üslûp
elemanı çalışması yapılmış ise de; genel bir bakış açısıyla bakıldığında bütün
Kur'ân'ın üslûbu hakkında fazla bir şeyin yapıldığı görülmemektedir. Bu gün
bile, birçok Ulumu'l-Kur'ân çalışmasında "Kur'ân üslûbu" konusuna
hâlâ yer verilmiş değildir.
Yeni yazarlardan
Kur'ân üslûbunu şunlar incelemiştir: Ez-Zerkanî Menahil’de (s.198-226), Draz,
en-Nebeu'l-Azim'de (108-142), Halid el-Akk el-Furkan'da (164-173), Dr. Zerzur
Ulumu'l-Kur'ân'da (255-298), Dr. Abdülğani Muhammed Said Burke,
ed-Davetu'l-Kur'âniye'de (285-352) ve Seyyid Kutub et-Tasviru'l-Fenniyu
fil-Kur'ân adlı eserinin "et-Tenasuku'l-Fennî" başlıklı kısımda (69-110).
Özellikle Seyyid'in anılan eserinde Kur'ân üslûbunun birçok özellikleri tesbit
edilmiştir.
Bu yazarlardan
ez-Zerkanî Kur'ân üslûbu için yedi tane özellik saymış ve bunları uzun uzadıya
anlatmıştır. Ancak biz ikinci, üçüncü özelliği pek yerinde bulmadık. Çünkü
Kur'ân'ın avam ve havas herkesi memnun ve razı etmesini ve akıl ve duyguyu
tatmin etmesini Kur'ân Üslûbunun ikinci ve üçüncü özelliği saymış.[175]
Oysa iyi dikkat edildiğinde görülecektir ki, bunlar üslûb'un özelliği olmaktan
daha ziyade üslûpla elde edilen sonuçlardır. Çünkü üslûp kendisini oluşturan
mantıkî ve ilmî özellikler sayesinde avam ve havassı, memnun kılar; akıl ve
duyguyu tatmin eder. Yoksa durup dururken hiç bir özelliği olmayan bir üslûp ne
insanları memnun eder, ne de akıl ve duyguyu tatmin eder.[176]