İkinci Akabe Buluşma ve Bey'atı
Berâ' b. Ma'rur ile Ka'b b. Malik'in
Peygamberimizle Görüşmeleri
Uveym b. Sâide, Sa'd b. Hayseme ve Arkadaşlarının
Teklifleri
Buluşma Yerinde Gizlice Toplanış
Peygamberimiz (a.s.)ın Konuşması
Çıkarılan Nakîbler (Temsilciler)
Abbas b. Ubâde'nin Bey'at Hakkındaki Açıklaması
Bey'atın Nasıl Yapılacağının Açıklanışı
Es'ad b. Zürâre'nin Bey'at Hakkındaki Son Uyarısı
Ebu'l-Heysem Malik b. Teyyihan'ın Son Konuşması
Abdullah
b. Revâha'nm Bey'atı:
Peygamberimiz
Afeyhisselamm İki K adınla Bey'atı:
Berâ' b. Ma'rur'un Bey'at Kapanış Konuşması
Akabe Bey'atı Üzerine Koparılan Çığlık
Kureyş Müşriklerinin Bey'at İşini Soruşturmaları
Müşriklerin Sa'd b. Ubâde'yi Yakalamaları
İkinci Akabe Bey'atında Bulunan Medineli
Müslümanların İsimleri
Akabe Bey'atında Bulunan Ensarın Muhacir Sayılışı
Ensardan
Cabir b. Abdullah Der ki:
"Resûlullah
(a.s.) hac mevsimlerinde halkın Ukâz, Mecenne ve Mina'daki konak yerlerine
vanp:
'Rabbimin
elçilik vazifesini yerine getirinceye kadar beni barındıracak kim var? Bana
yardım edecek kim var ki, kendisine Cennet verilsin?1 diye
seslenirdi.[1]
Fakat,
ne barındıracak, ne de yardım edecek bir kimse bulunmazdı. Yemen'den veya
Mudarlardan bir kimse panayırlara gelmek için yola çıkacağı zaman, kavmi veya
akrabası,[2] onun
yanına varıp:
'Sakın
hâ! Kureyşîlerin genci seni dininden döndürmesin!1 derlerdi.
Resûlullah
(a.s.) aralarından geçerken de, onlar Resûlullah (a.s.)ı birbirlerine parmaklarıyla
işaret ederlerdi.
Nihayet,
Yüce Allah bizi Yesrib (Medine)'den ona gönderdi de, biz iman ettik ve
kendisini barındırdık.
Bizden
biri, gidip ona iman ederdi, o da ona Kur'ân okurdu.
Evine
döndüğü zaman, bütün ev halkı da, ona uyarak Müslüman olurlardı.
Ensar
evlerinden, içinde Müslümanlardan bir topluluk bulunmayan ve İslâmiyeti açıklamayan
bir ev kalmadı.
Sonra
da, Medineli Müslümanların hepsi, biraraya gelerek konuştular, konuştuk:
'Resûlullah
(a.s.)ı daha ne zamana kadar Mekke dağlarında, kovulur, korkutulur ve korkar
bir halde bırakacağız?!' dedik.
Bunun
üzerine, hac mevsiminde, bizden yetmiş kişi, onun yanına vardı."[3]
Yüce
Allah Ensara kerem ve ihsanda, Peygamberine de yardımda bulunmayı; İslâmiyeti
ve Müslümanları aziz, müşrikliği ve müşrikleri zelil kılmayı dilediği zaman,[4]
nübüvvetin onüçüncü yılında,[5] hac
mevsiminde,[6] Peygamberimiz (a.s.)ın
Medine'ye hicretinden üç ay veya üç aya yakın bir süre önce, Zilkade ayında,[7]
Mus'ab b. Umeyr,[8] yanında kırkı Ensarın
yaşlılarından ve eşrafından, otuzu da gençlerinden olarak üzere, yetmiş[9] veya
yetmişten bir veya iki erkek fazla,[10] ya
da yetmişüç erkek ve iki kadın Müslümanla-Medinelilerin müşrik hacıları da
yanlarında bulunduğu halde-[11]
beşyüz kişilik bir kafile ile Mekke'ye gelmişti.[12]
Ka'b
b. Malik der ki:
"Kavmimizin
müşrik olan hacılanyla birlikte, Medine'den yola çıktık. Seyyidimiz ve
büyüğümüz, seferlerde yöneticimiz Berâ1 b. Ma'rur da, yanımızda idi.[13]
Zâhire'l-Beydâ'da
bulunduğumuz sırada,[14] Berâ1
b. Ma'rur, bize:
'Ey
şu cemaat! Ben bir görüşe varmış bulunuyorum!
Vallahi,
onun üzerinde bana muvafakat eder misiniz, yoksa etmez misiniz, bilmiyorum?'
dedi.
Kendisine:
'Nedir
bu görüş?' diye sorduk.
'Ben
şu görüşe vardım ki, şu Beyt'i (Kabe'yi) arkama almayayım! Namazı ona doğru
kılayım!' dedi.
Biz
de:
'Vallahi,
Peygamberimiz (a.s.)dan bize erişen, ancak namazın Şam'a doğru yönelinerek
kılınmasıdır. Biz ona aykırı davranmak istemeyiz' dedik.
Berâ'
ise:
'Ben,
muhakkak, namazımı Kabe'ye doğru kılacağım!' dedi.
Ona:
'Fakat
biz böyle yapmayız!' dedik.
Namaz
vakti olunca, biz namazlarımızı Şam'a doğru yönelerek kıldık.
O
da, namazını Kabe'ye doğru yönelerek kıldı.
Biz
onu yaptığı şeyden dolayı ayıplamakta ve kınamakta idik. O ise, bizim Kıblemize
yönelmekten kaçınmakta, ancak Kabe'ye doğru namaz kılmakta idi.
Nihayet
Mekke'ye geldik. Mekke'ye gelince, Berâ' b. Ma'rur, bana:
'Ey
kardeşimin oğlu! Bizi Resûlullah (a.s.)a götür!
Şu
yolculuğum sırasında yaptığım şeyi ona soralım:
Benim
yapmış olduğum ve sizin ise muhalefet ettiğinizi gördüğüm şey hakkında,
vallahi, içime şüphe düştü!' dedi.
Birlikte
gittik. Resûlullah (a.s.)ı sorduk.
Kendisini
bundan önce görmemiştik, tanımıyorduk.[15]
Ebtah'da,[16]
Mekkelilerden bir adama rastladık. Resûlullahı ondan sorduk. Adam bize:
'Onu
tanıyor musunuz?' diye sordu.
Biz:
'Hayır!
Tanımıyoruz!' dedik.
Adam:
'Onun
amcası Abbas b. Abdulmuttalib'i tanıyor musunuz?' diye sordu.
'Evet!
Tanıyoruz!' dedik.
Çünkü,
biz Abbas'ı tanıyorduk. Kendisi, tüccar olarak yanımıza gelip gitmekten geri
kalmazdı.
Adam:
'Mescid-i
H aram'a girin! Aradığınız o zât, şimdi orada Abbas ile birlikte oturuyor!1
dedi.
Mescid-i
Haram'a girdik.
Abbas
oturuyor, Resûlullah (a.s.) da onun yanında oturuyordu.
Selam
verdikten sonra, biz de yanlarına oturduk.
Resûlullah
(a.s.), Abbas'a:
'Ey
Ebe'l-Fadl! Sen bu zâtları tanıyor musun?' diye sordu.
Abbas:
'Evet,
tanıyorum: Şu, kavminin seyyidi, ulu kişisi Berâ' b. Ma'rur'dur! Şu da, Ka'b b.
Malik'tir!' dedi.
Vallahi,
Resûlullah (a.s.)ın:
'Şair
olan mı?' dediğini, hâlâ unutmamı sırrıdır.
Abbas:
'Evet!'
dedi.
Berâ'
b. Ma'rur, Resûlullah (a.s.)a:
'Ey
Allah'ın Peygamberi! Ben bu yolculuğa çıktım. Allah beni İslâmiyete hidayet
etti.
Ben
şu Beyt'i, Kabe'yi arkama almamayı uygun görüp ona doğru namaz kıldım.
Arkadaşlarım ise, bu hususta bana muhalefet ettiler. Benim de bundan içime
şüphe düştü.
Yâ
Rasûlallan! Sen bunu nasıl görürsün? Buna ne buyurursun?' dedi.
Resûlullah
(a.s.):
'Sen
bir Kıble üzerinde bulunuyordun. Onda sabır ve sebat etsen olurdu1
buyurdu.
Bunun
üzerine, Berâ' b. Ma'rur, Resûlullah (a.s.)ın Kıblesine döndü. Bizimle birlikte,
Şam'a doğru namaz kıldı."[17]
Ensardan
Uveym b. Sâide, Sa'd b. Hayseme ve daha başkaları,[18]
Mekke'ye gelince, Peygamberimiz (a.s.)ın nerede bulunduğunu sordular.
"O,
şimdi, amcası Abbas'ın yanındadır!" denildi.
Peygamberimiz
(a.s.)ın yanına vanp selam verdiler ve:
"Yâ
Rasûlalları! Biz servet, silah ve hayvan bakımından çok hazırlıklıyız.
Senin
üzerinde söz birliği yapılmış bulunmaktadır.
Bizim
yanımızda sana yardım var!
Senin
için canları verme var!
Kendilerimizi
nelerden korur ve savunursak, seni de onlardan koruma ve savunma var!
Seninle
ne zaman buluşalım?" dediler.
Hz.
Abbas:
"Sizinle
hacca gelen kavminizden, görüşünüze ve kararınıza muhalefet edecek olanlar
varsa, hacılar dağılıp gidinceye kadar, onlardan kendilerinizi ve işinizi gizli
tutunuz!" dedi.[19]
Peygamberimiz
(a.s.), onlarla[20] Mina'da.[21]
Teşrik günlerinin ortasında.[22]
Akabe'nin dibinde[23]
buluşmaya söz verdi.
Uyuyanı
uyandırmamalarını, bulunmayanı beklememelerini de, kendilerine emretti.[24]
Ka'b
b. Malik der ki:
"...Sonra,
hacca çıktık.
Resûlullah
(a.s.)la, Teşrik günlerinin ortasında, Akabe'de buluşmak üzere vaadleştik.
Hac
ibadetini yerine getirip boşaldığımız ve Resûlullah (a.s.)la buluşmayı
vaadleştiğimiz gece, seyyidlerimizden bir seyyid, şeriflerimizden bir şerif
olan Ebu Cabir Abdullah b. Amr b. Haram yanımızda idi.
Kendisini
yanımızda tutup, bırakmadık.
Halbuki,
kavmimizin, yanımızda bulunan ve müşrik olan kimselerinden, işimizi gizli
tutuyorduk.
Fakat,
Abdullah b. Amr b. Haram'la konuştuk. Ona:
'Yâ
Ebâ Câbir! Sen bizim seyyidlerimizden bir seyyid, şeriflerimizden bir şerifsin!
Biz
seni içinde bulunduğun şirk yüzünden Cehennemin odunu olmandan uzaklaştırmak
istiyoruz!' dedik ve kendisini İslâmiyete davet ettik.
Resûlullah
(a.s.)ın Akabe'de bizimle buluşmak üzere vaadleştiğini de haber verdik.
Abdullah
b. Amr b. Haram hemen Müslüman oldu ve Akabe'de kabilesinin temsilcisi olarak
bizimle birlikte bulundu.
O
gece, ağırlıklarımızın yanında, kavmimizle birlikte uyuduk.
Gecenin
üçte biri geçince; Resûlullah (a.s.)la buluşmaya vaadleşilen yerde bulunmak
üzere, bağırtlak kuşunun ayrılışı gibi, ağırlıklarımızın yanından gizlice
sıyrılıp, Akabe yanındaki Şı'b'da toplandık.
Biz
yetmişüç erkek idik.
Yanımızda,
kadınlarımızdan iki kadın da bulunuyordu ki, birisi Mazin b. Neccar oğulları
kadınların-dan Ümmü Umâre Nesîbe binti Ka'b, öbürü de Selime oğulları
kadınlarından Ümmü Meni' Esma binti Amr idi.
Şı'b'da
toplanıp, Resûlullah (a.s.)ı beklemeye başladık.
Nihayet,
Resûlullah (a.s.) geldi.
Kendisinin
yanında da, amcası Abbas b. Abdulmuttalib bulunuyordu.
Kendisi,
o zaman, kavminin dininde idi*
Ancak,
yeğeninin işinde hazır bulunmayı ve onun işini sağlama bağlamayı arzu ediyordu.
Oturulunca,
ilk konuşan da, Abbas b. Abdulmuttalib oldu ve:
'Ey
Hazrec cemaatı!**
Siz
de bilirsiniz ki; Muhammed bizdendir.[25]
Bu,
benim kardeşimin oğludur ve bana insanların en sevgilisidir!
Eğer
siz onu tasdik ve kendisinin Allah'tan getirdiklerine iman ediyor, onu alıp
yanınıza götürmek istiyorsanız; yardımsız bırakmayacağınıza, aldatmayacağınıza
dair, sizden kesin bir söz almak istiyorum!
Çünkü,
sizin komşularınız Yahudilerdir. Yahudiler ise buna düşmandırlar.
Onların
tuzak kurmayacaklarından emin değilim. [26]
Eğer
siz; sizi tek yaydan ok yağmuruna tutacak olan Arap kabilelerinin de
düşmanlıklarına göğüs gerebilecek kadar savaş gücüne malikseniz, aranızda iyice
görüşüp konuşarak kararlaştırınız da, sonradan tefrikaya düşmeyiniz![27]
Biz
onu kavmimizden koruya gelmişizdir.
O
kendi kavminin içinde bulunmakta ve korunmaktadır.
Fakat,
buradan ayrılmak, ancak size katılmak arzusundadır.
Eğer
siz kendisine vaadle davette bulunduğunuz yardım, barındırma ve muhaliflerinden
koruma gibi şeyleri yerine getireceğinize kani iseniz, ne âlâ!
Şayet,
yanınıza vardıktan sonra, korkup yardım edemeyecek, kendisini muhaliflerinin
eline bırakacak iseniz, şimdiden bırakınız!
O,
kendi kavminin içinde ve beldesinde şerefiyle bulunmakta ve korunmakta devam
etsin![28]
Sizin konuşma yapacak olanınız konuşsun!
Fakat,
konuşmasını uzatmasın![29]
Çünkü,
üzerimizde, müşriklerden gözcüler, casuslar vardır![30]
Buradan
konak yerlerinize dağıldığınız zaman da,[31]
işinizi gizli tutunuz!' dedi."[32]
Hz.
Abbas'ın, konuşmasında Es'aci b. Zürâre'ye ve arkadaşlarına söz dokundurması,
Es'ad b. Zürâre'nin ağırına gitti. Peygamberimiz (a.s.)a:
"Yâ
Rasûlallah! Bize izin ver de, canını sıkmaksızın ve senin hoşlanmayacağın
birşeyle itiraz etmiş olmaksızın, sadece sana icabetimizi ve imanımızı
doğrulamak üzere, ona cevap verelim?" dedi.
Peygamberimiz
(a.s.):
"Suçlayıcı
olmaksızın, ona cevap veriniz!" buyurdu.
Bunun
üzerine, Es'ad b. Zürâre, Peygamberimiz (a.s.)a dönerek:
"Yâ
Rasûlallah! Her davetin, yumuşak veya sert, bir yolu ve usûlü vardır.
Bugün
senin yaptığın davet, insanların yüzünü ekşitecek, kendilerine ağır gelecek bir
davettir:
Sen
bizi öteden beri üzerinde bulunduğumuz dinimizi bırakmaya ve kendi dinine tâbi
olmaya davet ettin ki, bu çok zor ve ağır birşey olduğu halde, biz senin bu
teklifini kabul ettik!
Sen
bizi insanlarla aramızdaki yakın, uzak bütün akrabalık ve komşuluk ilişkilerini
kesmeye davet ettin! Bu da çok zor ve ağır birşey olduğu halde, biz senin bu
teklifini de kabul ettik!
Bizler,
yurdumuzda, izzetli ve her tecavüzden masun; değil kendisini kavminin yalnız
bırakmış olduğu, hatta amcalarının bile öldürülmek üzere düşmanlarına teslim
etmek istedikleri bir zâtın, hatta kendimizden başka hiç kimsenin başımıza
geçmeye göz dikemeyeceği bir topluluk olmamıza ve bunun bizim için kabulü çok
zor bulunmasına rağmen, biz senin bu husustaki teklifini de kabul ettik-ki,
bütün bunlar, Allah'ın doğru yolu bulma azmini ve hayırlı sonuçlara ulaşma
umudunu ihsan ettiği kimseler hariç, insanlar nazarında hiç de hoşa gidecek
şeyler olmadığı halde, biz senin bu husustaki teklifini de dillerimizle ikrar,
kalblerimizle tasdik etmek suretiyle kabul ettik!
Biz,
senin Allah'tan getirdiklerine inanarak ve kalblerimize yerleşen bir marifetle
tasdikte bulunarak, sana bey'at edeceğiz!
Biz,
Rabbimize, senin Rabbine bey'at edeceğiz!
Allah'ın
Kudret Eli, ellerimizin üzerindedir!
Bizim
kanlarımız senin kanınla, ellerimiz senin elinledir!
Biz,
kendilerimizi, oğullarımızı ve kadınlarımızı savunduğumuz ve koruduğumuz
şeylerden, seni de savunacak ve koruyacağız!
Eğer
biz bu ahdimizi bozarsak, Allah'ın ahdini bozmuş bedbaht, yaramaz kimseler
olmuş olalım!
Yâ
Rasûlallah! Bu, sana karşı, bizim sadâkatyeminimizdir!
Yardımına
sığınılacak, ancak Allah'tır!" dedi.
Sonra
da, Hz. Abbas'a dönerek:
"Ey
konuşurken Peygamber (a.s.)ın önünde bize söz dokunduran zât! Kardeşinin
oğlunun sana insanların en sevgilisi olduğu sözünle neyi anlatmak istediğini
Allah bilir.
Biz,
yakın uzak bütün akrabalarımızla ilişkilerimizi keserek şehadet etmiş
bulunuyoruz ki, bu zât Allah'ın Resûlüdür!
Allah,
onu yanındaki (Kur'ân) ile göndermiştir.
Kendisi
asla yalancı değildir!
Getirdiği
Kur'ân da, insan sözüne benzemez.
Resûlullah
(a.s.) hakkında seni tatmin edecek sözü bizden alma isteğine gelince:
Resûlullah
(a.s.) için istediğin sözü al!" dedi.
Sonra
da, Peygamberimiz (a.s.)a dönerek:
"Yâ
Rasûlallah! Bizden, kendin için, dilediğin sözü al!
Rabbin
için de, istediğin şartı koş!" dedi.[33]
Abdullah
b. Revâha da:
"Kendin
ve Rabbin için, ne dilersen onu şart kıl!" dedi.[34]
Berâ'
b. Ma'rur, Hz. Abbas'a:
"Söylediklerini
dinledik!
Vallahi,
kalblerimizde senin söylediğinden başkası olsaydı, muhakkak ki, biz onu
söylerdik!
Fakat,
biz ahde vefa ve sadâkat göstermek, Resûlullah (a.s.)ın önünde canlarımızı feda
etmek arzusundayız![35]
Bizler
bol silahlara, savunma ve koruma gücüne sahip kimseleriz!
Taşlara
taptığımız sıralarda da böyle idik!
Bugün;
Allah, bizden başkalarının göremediği şeyleri bize gördürmüş ve Muhammed (a.s.)
bizi daha da güçlendirmiştir!" dedi.[36]
Ensardan
bazıları da, Hz. Abbas'a:
"Senin
söylediklerini dinledik!" dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Yâ
Rasûlallan! Sen de konuş!
Bizden,
kendin için, Rabbin için, istediğin sözü al!" dediler.
Bunun
üzerine, Peygamberimiz (a.s.) konuştu ve Kur'ân-ı Kerîm okudu.
Onları
Allah'a davet ve İslâmiyete teşvik etti.[37]
"Yüce
Rabbim için şartım;[38]
sizden istediğim,[39] O'na
hiçbir şeyi eş ortak koşmaksızın ibadet etmeniz dir.[40]
Kendim
için şartıma,[41] isteğime gelince:
Kendimi
ve ashabımı barındırmanız,
Bana
ve ashabıma yardımcı olmanız,
Kendilerinizi
savunduğunuz, koruduğunuz şeylerden bizleri de savunup korumanızdır.[42]
Kadınlarınızı
ve çocuklarınızı savunup koruduğunuz şeylerden beni de savunup koruyacağınız
hakkında, sizinle bey'atyapayım!" buyurdu.[43]
Berâ1
b. Ma'rur, hemen, Peygamberimiz (a.s.)ın elini tutup:
"Olur!
Seni hak din ve kitabla peygamber gönderen Allah'a andolsun ki; çoluk
çocuklarımızı savunup koruduğumuz şeylerden seni de koruyacağız!
Bizimle
bey'atlaş yâ Rasûlallah!
Biz,
vallahi, savaş erleri ve silah erleriyiz!
Bu,
bize ecdadımızdan miras kalmıştır!" diyerek konuşurken, Ebu'l-Heysem Malik
b. Teyyihan sözün arasına girdi ve:
"Yâ
Rasûlallah! Bizlerle o adamlar (Yahudiler) arasında antlaşmalar, sözleşmeler
var!
Biz,
onları, seninle yapacağımız bu bey'atımızla kesip atmış oluyoruz!
Allah
seni muzaffer kıldıktan sonra, bizi bırakıp kavminin yanına dönmeyi arzu eder
misin?" dedi.
Peygamberimiz
(a.s.) gülümsedi. Sonra da:
"Hayır!
Benim kanım, sizin kanınızdır!
Benim
zimmetim, sizin zimmetinizdir!
Ben
sizdenim! Siz de bendensiniz!
Ben,
sizin savaştığınız kimselerle savaşırım!
Ben,
sizin barıştığınız kimselerle barışırım![44]
Sizlerden
bana oniki nakîb çıkarınız ki, onlar kavimlerinin vekili, temsilcisi
olsunlar!" buyurdu.
Bunun
üzerine, Medineli Müslümanlar, dokuzu Hazrec'den, üçü de Evs'ten olmak üzere,
oniki nakîb (temsilci) çıkardılar.[45]
Medinenlerin
çıkardığı nakîbler, Ensardan şu kişilerdi:
1. Es'ad b. Zürâre,
2. Sa'd b. Rebia,
3. Abdullah b. Revana,
4. Râfi1 b. Malik,
5. Bera1 b. Ma'rur,
6. Abdullah b. Amrb. Haram,
7. Ubâde b. Sâmit,
8. Sa'd b. Ubâde,
9. Münzir b. Amr,
10. Useyd b. Hudayr,
11. Sa'd b. Hayseme,
12. Rifâa b. Abdulmünzir.
Ka'b
b. Malik, bu husustaki şiirinde, Rifâa b. Abdulumünzirln yerine, Ebu'l-Heysem
Malik b. Teyyi h an' ı g ö sterm i şti r.[46]
Peygamberimiz
(a.s.), temsilcilere:
"Havarilerin
İsa b. Meryem için kefillikleri gibi, sizler de kavminizin kefillerisiniz. Ben
de, Müslüman olan kavmimin kefiliyim!" buyurdu. "Evet!" dediler.[47]
Es'ad
b. Zürâre:
"Evet
yâ Rasulallah!" deyince, Peygamberimiz (a.s.):
"Sen
de, kavminin temsilcisisin!" buyurdu.[48] Ve
onu, oniki temsilcinin de temsilcisi yaptı .[49]
Medineli
Müslümanlar Akabe'de geceleyin ağaç altında[50]
Peygamberimiz (a.s.)la bey'at-laşmak üzere toplandıkları zaman, Salim b. Avf
oğullarının kardeşi Abbas b. Ubâde:
"Ey
Hazrec cemaatı! Siz bu zât ile ne için bey'atlaşacağınızı biliyor
musunuz?" diye sordu.
"Evet!
Biliyoruz!" dediler.
Abbas
b. Ubâde:
"Sizler;
insanların kızıl ve kara derilileriyle savaşmak üzere kendisi ile
bey'atlaşacaksınız!
Eğer
sizler karşılaşacağınız musibetle mallarınız azaldığı, eşrafınız öldürüldüğü
zaman ona yardım etmeyecek, kendisini muhaliflerinin eline bırakacaksanız,
vallahi, bu, dünyada da, âhirette de yüzkarasıdır! Şimdiden bundan vazgeçin!
Eğer
sizler kendisine vaadde bulunduğunuz yardım, barındırma, muhaliflerinden koruma
gibi şeyleri yerine getireceğinize kani iseniz, mallarınızın azalması ve
eşrafınızın öldürülmeleri pahasına da olsa, onu tutunuz ki, vallahi, bu,
dünyada da, âhirette de hayırlıdır!" dedi.[51]
Medineli
Müslümanlar:
"Mallarımızın
yok olma tehlikesine uğraması ve eşrafımızın öldürülmeleri pahasına da olsa,
bizler, vereceğimiz sözü yerine getireceğiz!" dediler ve Peygamberimiz (a.s.)a:
"Yâ
Rasûlallah! Biz bu husustaki taahhüdümüzü yerine getirirsek, bizim için ne
var?" diye sordular.
Peygamberimiz
(a.s.):
"Cennet
var!" buyurdu.[52]
Medineli
Müslümanlardan Enes b. Sabit:
"Yâ
Rasûlallah! Biz, kendilerimizi ve çocuklarımızı savunup koruduğumuz şeylerden
seni de savunacak ve koruyacağız!
Bize
ne var?" dedi.[53]
Diğerleri
de:
"Biz
bu vazifemizi yerine getirirsek, bizim için ne var?" diye sordular.
Peygamberimiz
(a.s.):
"Cennet
var!" buyurunca, Medineli Müslümanlar
"Kazançlı
bir alışveriş bu! Biz bundan ne cayarız, ne de caymak isteriz!" dediler.[54]
Medineli
Müslümanlar:
"Yâ
Rasûlallan! Sana ne üzerine ve nasıl bey'at yapalım?" diye sordular.[55]
Peygamberimiz (a.s.): "Sizler;
Allah'tan
başka hiçbir ilah olmadığına, Benim Resûlullah olduğuma şehadette bulunmak,
Namaz kılmak, Zekat vermek,
Emirlik
işinde, ehil olanla çekişmemek,[56]
İsteklilikte isteksizlikte dinlemek ve boyun eğmek, Darlıkta ve varlıkta
geçimlik sağlamak üzere, İyiliği buyurmak, kötülükten sakındırmak üzere,
Allah
hakkında hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeksizin konuşmak üzere, Bana
yardım etmek,
Yanınıza
geldiğim zaman, kendilerinizi, kadınlarınızı ve çocuklarınızı savunup
koruduğunuz şeylerden beni de savunup korumak üzere, bana bey'at ediniz! Sizin
için Cennet var!" buyurdu.[57]
Es'ad
b. Zürâre:
"Biraz
müsaade ediniz ey Yesribliler!
Bizler,
ancak bu zâtın Resûlullah olduğunu bilerek, develerimizin böğürlerini tepe tepe
buraya gelmiş bulunuyoruz.
Bugün
kendisini alıp Medine'ye götürmek, bütün Araplardan ayrılmak, ayrı baş çekmek
ve neticede en hayırlılarınızın öldürülmesi ve sizlerin de kılıç darbeleriyle
kesilip biçilmeniz demektir!
Sizler
bu husustaki taahhüdünüzde sebat edebilecek bir kavimseniz, ecriniz Allah'a
aittir.
Eğer
sizler canlarınızdan korkar ve korkak bir kavimseniz, bunu açıkça bildiriniz
ki, böyle yapmanız Allah katında sizin için bir mazeret sayılabilir.[58]
Ey
insanlar! Muhammed ((a.s.))'e ne üzerine bey'at edeceğinizi biliyor musunuz?
Siz,
ona; Arap ve Arap olmayanlarla, bütün cin ve insani ar topluluğu ile savaşmak
üzere bey'at edeceğinizin farkında mısınız?" diye sordu.
Medineli
Müslümanlar:
"Biz,
savaşanlarla savaşırız, barışanlarla barışırız!" dediler.
Bunun
üzerine, Es'ad b. Zürâre:
"Yâ
Rasûlallah! Koş artık şartını!" dedi.[59]
Medineli
Müslümanlar:
"Ey
Es'ad! Sen çekil artık aradan!
Vallahi,
biz, bu bey'atı hiçbir zaman terk ve iptal etmeyeceğiz!" dediler.[60]
Peygamberimiz
(a.s.)ın amcası Hz. Abbas, Medineli Müslümanlara:
"Sizler,
şu Haram olan ayda ve Haram olan şehirdeki taahhüd ve zimmetinizle, Allah'a
karşı taah-hüd ve zimmette bulunmuş oluyorsunuz.
Resûlullaha
yapacağınız bey'afla, Allah'a bey'at etmiş olacaksınız!
Allah,
sizin Rabbinizdir.
Allah'ın
Eli, sizin elinizin üzerindedir.
Allah,
bu bey'aûnızla, sizin üzerinize murâkıb ve vekildir" dedi.
Medineli
Müslümanlar:
"Evet!"
dediler.
Hz.
Abbas:
"Allah'ım!
Sen, onların, şu kardeşimin oğlu hakkındaki taahhüdlerini yerine getirecekleri,
kendisini koruyacakları hususundaki sözlerini işiten ve görensin!
Ey
Allah'ım! Kardeşimin oğlu hakkında, onlar üzerinde şahit ol!" dedi.
Medineli
Müslümanlar:
"Yâ
Rasûlalları! Sana bu istediğini verdiğimiz zaman bize ne var?" diye,
tekrar sordular.
Peygamberimiz
(a.s.):
"Allah'ın
hoşnutluğu ve Cennet var!" buyurdu.
Medineli
Müslümanlar:
"Razı
olduk ve kabul ettik!" dediler.[61]
Ebu'l-Heysem
Malik b. Teyyihan, arkadaşlarına:
"Sizler
bu zâtın Allah tarafından size peygamber gönderildiğine iman ve tasdikte
bulunduğunuzu biliyorsunuz, değil mi?" diye sordu.
Medineli
Müslümanlar:
"Evet!
Biliyoruz!" dediler.
Ebu'l-Heysem:
Kendisinin
Belde-i Haram'da oturduğunu, doğum yerinin de orası olduğunu, ailesinin de
Belde-i Haram'da bulunduğunu biliyorsunuz, değil mi?" diye sordu.
"Evet!
Biliyoruz!" dediler.[62]
Ebu'l-Heysem:
"Ey
kavmim! Bu, Allah'ın Resûlüdür! Ben onun doğruluğuna şehadet ediyorum!
Kendisi,
bu gün, Allah'ın Harem'inde, kavim ve kabilesinin himayesi altında emniyet
içinde bulunmaktadır.
İyi
biliniz ki; Onu alıp yanınıza götürdüğünüz zaman,[63]
bütün Araplar, sizi ondan dolayı tekyaydan oka tutacaklardır!
Allah
yolunda savaşmak, mallarımızı, çoluk ve çocuklarımızı kaybetmek gönlünüzden
kopuyor, hoşunuza gidiyorsa[64]-ki,
Allah katındaki sevab, canlarınızdan, mallarınızdan, çoluk ve çocuklarınızdan
daha hayırlı di r!-[65]
kendisini yurdunuza davet ediniz!
Çünkü,
o, Allah'ın gerçek resûlüdür!
Eğer
ileride ona yardım edememekten korkuyorsanız, şimdiden, bundan geri durunuz![66]
Eğer
siz, onu alıp götürdükten sonra, zaman içinde bir gün yardımsız veya
muhaliflerinin ellerine bırakacak olursanız, muhakkak, üzerinize belâ
çöker!" dedi.
Medineli
Müslümanların hepsi:
"Hayır!
Biz onu asla yardımsız ve yalnız bırakmayacağız!
Her
zaman vefa ve sadâkatla kendisinin yanında bulunacağız![67]
Ey
Ebu'l-Heysem! Bizim aramızla Resûlullah (a.s.)ın arasından çekil de, ona bey'at
yapalım!" dediler.
Ebu'l-Heysem:
"Bu
hususta ona ilk bey'at yapacak kişi benim!" dedi.[68]
Hz.
Abbas, Akabe'de geceleyin bir ağacın altında,[69]
Peygamberimiz (a.s.)ın elinden tutup, Medineli Müslümanları Peygamberimiz (a.s.)a
birer birer bey'at ettirdi.[70]
Peygamberimiz
(a.s.)ın bey'atta şöyle buyurduğu da rivayet edilir:
"Allah'a
hiçbir şeyi şerik koşmayasınız!
Hırsızlık
etmeyesiniz!
Çocuklarınızı
öldürmeyesiniz!
Uyduracağınız
bir yalanla kimseye iftirada bulunmayasınız!
Mâruf
olan hiçbir işte bana karşı gelmeyesiniz!... diye sizden bey'at alıyorum.
İçinizden
kim ahdine vefa gösterir, sözünde durursa, onun ecir ve mükâfatı Allah'a
aittir.
Kim
sözünü bozarak bunlardan birisini işlerde, bu yüzden dünyada azaba uğrarsa, bu
azab, onun için bir keffâret ve temizlik olur.
İşlemiş
olduğu suçu Allah'ın örttüğü kimsenin işi ise, Allah'a kalır. Allah dilerse ona
azab eder, dilerse onu affeder."[71]
Ebu’l-Heysem'in
Bey'atı:
Ebu'l-Heysem
Malik b. Teyyihan:
"Yâ
Rasulallah! İsrail oğullarından oniki nakîb (temsilci) Musa b. İmran'a ne
üzerine bey'at etti ise, ben de sana onun üzerine bey'at ediyorum" dedi.[72]
Abdullah
b. Revâha:
"Yâ
Rasulallah! Oniki havari İsa b.
Meryem'e ne üzerine bey'at etti ise, ben de sana onun üzerine bey'at
ediyorum!" dedi. [73]
Es'ad
b. Zürâre:
"Ben
Allah'a bey'at ediyorum! Resûlullah (a.s.)a bey'at ediyorum! Ahdimi yerine
getirerek tamamlamak, sana yardım hususundaki sözümü işimle gerçekleştirmek üzere!" dedi. [74]
Numan
b. Harise:
"Ben
Allah'a bey'at ediyorum!
Yâ
Rasulallah! Sana da bey'at ediyorum.
Allah
yolunda azimli, sebatlı ve devamlı olmak, bu yolda yakın uzak gözetmemek üzere![75]
İstersen,
vallahi, yâ Rasulallah! Şu Mina halkını da kılıçtan geçiririz!" dedi.
Peygamberimiz
(a.s.):
"Ben
daha bununla emrolunmadım!" buyurdu.[76]
Ubâde
b. Sâmit:
"Yâ
Rasulallah! Allah yolunda hiçbir kmayıcınm kınaması beni tutmamak, alıkoymamak
üzere, sana bey'at ediyorum!" dedi. [77]
Sa'd
b. Rebia:
"Ben
Allah'a bey'at ediyorum!
Yâ
Rasulallah! Sana da bey'at ediyorum. Sana ve Allah'a hiçbir isyanda ve hiçbir
yalanlamada bulunmamak üzere!" dedi.[78]
Peygamberimiz
(a.s.) Akabe Bey'atında yalnız iki kadına elini vermeyip;[79]
"Gidiniz! Siz bey'at etmiş oldunuz!" buyurdu.[80]
Berâ'
b. Ma'rur, Allah'a hamd ü senâda bulunduktan sonra:
"Hamdolsun
Allah'a ki, Muhammed (a.s.) ile ve onun Allah'tan getirdikleriyle bize ikramda
bulundu.
Bizler,
İslâmiyete davet olunanların sonuncusu ve bu daveti kabullenenlerin ilki olup,
Yüce Allah'ın davetine icabet ettik, dinledik ve itaat ettik.
Ey
Evs ve Hazrec cemaatı! Allah, sizleri dini ile şereflendirdi.
Bunun
şükrânesi olarak, dinlemek, boyun eğmek ve yardımlaşmak yolunu tutunuz! Allah'a
ve Resûlüne boyun eğiniz!" dedi ve oturdu.[81]
Hz.
Abbas; Ensarın Peygamberimiz (a.s.)a gösterdikleri bu derin sevgi, saygı,
bağlılık ve fedakârlık karşısında çok duygulandı ve babası Abdulmuttalib'in
annesi Selmâ Hatunun, Amr b. Zeyd b. Adiyy b. Neccar'ın kızı olduğunu andı.[82]
İkinci
Akabe Bey'atının yapılıp tatmamlandığı sırada idi ki,[83]
Akabe'nin üzerinden, şeytan:
"Ey
konak yerlerinde konaklayan halk![84] Ey
Ehâşib (Cebacib=Mina) halkı! [85] Ey
Kureyş cemaatı! [86] Müzemmem (yerilmiş) olan
ile yanında bulunan ve dinlerini değiştirmiş olanların sizinle savaşmak üzere
toplanıp sözleşmiş olduklarından haberiniz yok mudur?!" diyerek, keskin ve
uzun bir çığlık kopardı. [87]
İşitilen
sesin, Kureyş müşriklerinden Münebbih b. Haccac'ın sesine benzediği rivayet
edilir.[88]
Peygamberimiz
(a.s.):
"Bu
ses sizi korkutmasın! Bu ses, ancak Allah düşmanı İblis'in, şeytanın sesidir![89] Bu,
İbn Uzeyb'dir! Dinle ey Allah düşmanı! Senin de hakkından geleceğim!"
buyurduktan sonra, Medineli Müslümanlara, "Hemen konak yerlerinize
dağılınız!" buyurdu.[90]
Abbas
b. Ubâde:
"Seni
hak din ve kitabla peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki; dilersen, Mina
halkını da kılıçtan geçiririz!" dedi.
Peygamberimiz
(a.s.), "Biz henüz bununla emrolunmadık! Sizler şimdi ağırlıklarınızın
yanına dönünüz!" buyurdu.
Medineli
Müslümanlar konak yerlerine, ağırlıklarının yanına dönüp, sabaha kadar
uyudular.[91]
Sabahleyin,
Kureyş müşriklerinin ulularından bazıları, Medineli Müslümanların konak
yerlerine gelerek:
"Ey
Hazrec cemaat! Bize erişen habere göre, siz bizim sahibimizle konuşmuşsunuz.
Kendisini aramızdan çıkarıp yanınıza götürmek istiyormuşsunuz!
Vallahi,
Arap kabilelerinden, aramızda savaşacağımız ve size olduğu kadar kin
bağlayacağımız hiçbir kabile yoktur!" dediler.
Puta
tapan ve olan bitenlerden haberleri olmayan Medinelilerden bazıları, Allah'a
yemin ederek:
"Böyle
birşey olmadı ![92] Biz böyle birşey
yapmadık![93] Biz böyle birşey
bilmiyoruz!" dediler, doğru söylediler.
Çünkü,
onların olan bitenlerden haberleri yoktu.[94]
Medineli
Müslümanlar ise, birbirlerine bakıştılar.
Kureyş
müşrikleri, kalkıp Abdullah b. Übeyy b. Selûl'ün yanına vardılar. Ona da aynı
sözü söylediler.
Abdullah
b. Übeyy:
"Vallahi,
bu çok büyük bir iştir![95] Her
halde, bu, boş birşey olsa gerek! Böyle birşey olmamıştır![96]
Benim
kavmim, bunun gibi birşeyi bana danışmadan yapmazlar. Ben böyle birşeyin
olduğunu bilmiyorum.[97]
Ben
Yesrib'de bile bulunsaydım, kavmim bunu bana danışmadıkça yapmazlar!"
dedi.[98]
Medineli
Müslümanlar, sevinçli ve hoşnut olarak yurtlarına dönmek üzere, Akabe'den
ayrıldılar.[99]
Arap
hacıları da, Mina'dan yurtlarına dağılmaya başladılar.
Kureyş
müşrikleri ise, Mekke'de, Akabe Bey'atı işini soruşturmaktan, araştırmaktan
geri dur-madılar.[100]
Bey'at
işinin doğru olduğunu anlayınca.[101]
Medine yollarından, kesmedik yol bırakmadılar.
Medineli
Müslümanları arayıp bulmak için, her tarafa birlikler saldılar.[102]
Berâ'
b. Ma'rur, Kureyş soruşturucuları yanlarından ayrılır ayrılmaz yola çıkmış,
Batn-ı Ye'cec'de Müslüman arkadaşlarına kavuşmuştu.[103]
Müşriklerin
takipçileri Sa'd b. Ubâde'ye[104] ve
Münzir b. Amr'a Ezâhir mevkiinde yetiştiler.
Münzir
b. Amfi yaka layam adıl ar, kaçırdılar.[105]
Sa'd
b. Ubâde'ye:
"Sen
Muhammed'in dininde misin?" diye sordular.
"Evet!"
deyince,[106] onun iki elini boynuna
sımsıkı bağladılar.
Döve
döve ve uzun saçının perçeminden çeke çeke, Mekke'ye getirip soktular.[107]
Kureyş
müşriklerinden Ebu'l-Bahterî, onu görünce:
"Yazık
sana! Seninle Kureyş'ten herhangi birisi arasında bir himaye veya sözleşme yok
mu?" diye sordu.
Sa'db.Ubâde:
"Evet,
var! Vallahi, ben Cübeyr b. Mut'im'i de, Haris b. Harb'i de, memleketimizde
ticaret yaparken, haksızlık etmek isteyenlere karşı korumuştum" deyince,
Ebu'l-Bahterî:
"Yazık
sana! Sen bu iki adamın ismini söyleve aranızda olanı anlat!" dedikten
sonra, acele gidip, onları Kabe'nin yanında, Mescid'de buldu ve:
"Hazrec'den
bir adam Ebtah'da dövülüyor, o da, aranızdaki himayeden bahsediyor!" dedi.
"Kimmiş
o?" diye sordular.
Ebu'l-Bahterî:
"Sa'd
b. Ubâde'dir!" deyince, onlar
"Vallahi
doğrudur! Biz tüccar iken, onun memleketinde bize haksızlık etmek isteyenlere
karşı o bizi korumuştu" dediler. [108]
Cübeyr
b. Mut'im ile Haris b. Harb, hemen gidip, Sa'd b. Ubâde'yi hemşehrilerinin
ellerinden kur-tardılar.[109]
Ensarın
Sa'd b. Ubâde'nin işini konuşmak için toplandığı sırada, Sa'd b. Ubâde yanlarına
çıkageldi.[110]
Medineli
Evs ve Hazreclerden olup, Akabe'de Peygamberimiz (a.s.)a bey'at eden yetmişüç
erkek ile iki kadının isimleri ve kabileleri:
Evs
b. Harise, b. Salebe, b. Amr, b. Âmirlerin Abduleşhel oğullarından:
1. Useyd b. Hudayr,
2. Ebu'l-Heysem Malik b. Teyyihan,
3. Seleme b. Selâme.
Harise
b. Haris, b. Hazrec, b. Amr, b. Malik, b. Evs oğullarından:
4. Zuheyr b. Râfi'
5. Ebu Bürde b. Niyar,
6. Nüheyr b. Heysem.
Amr
b. Avf, b. Malik, b. Evs oğullarından:
7. Sa'd b. Hayseme,
8. Rifâa b. Abdulmünzir,
9. Abdullah b. Cübeyr,
10. Ma'n b. Adiyy,
11. Uveym b. Sâide,
Hazrec
b. Harise, b. Salebe, b. Amr, b. Âmir, b. Neccar oğullarından:
12. Ebu Eyyub Halid b. Zeyd,
13. Muaz b. Haris,
14. Avf b. Haris,
15. Muavviz b. Haris,
16. Umâre b. Hazm,
17. Es'ad b. Zürâre.
Amr
b. Mebzul, b. Âmir, b. Malik, b. Neccar oğullarından:
18. Sehlb.Atik.
Amr
b. Malik, b. Neccar oğullarından:
19. Evs b. Sabit,
20. Ebu Talha.
Mazin
b. Neccar oğullarından:
21. Kays b. Ebi Sa'saa,
22. Amr b. Gâziyye.
Belharis
b. Hazrec oğullarından:
23. Sa'd b. Rebia
24. Hârice b. Zeyd,
25. Abdullah b. Revâha,
26. Beşir b. Sa'd,
27. Abdullah b. Zeyd,
28. Hallâd b. Süveyd,
29. Ukbe b.Âmir.
Beyaza
b. Âmir, b. Zurayk, b. Abdi Harise oğullarından:
30. Ziyad b. Lebid,
31. Ferve b. Amr,
32. Halid b. Kays.
Zurayk
b. Âmir, b. Zurayk, b. Abdi Harise, b. Malik, b. Gadb, b. Cüşem, b. Hazrec
oğullarından:
33. Râfi'b. Malik,
34. Zekvan b. Abdi Kays,
35. Abbâd b. Kays,
36. Haris b. Kays.
Selime
b. Sa'd, b. Ali, b. Esed, b. Sâride, b. Tezid, b. Cüşem, b. Hazrec
oğullarından:
37. Berâ' b. Ma'rur,
38. Bişr b. Berâ1 b. Ma'rur,
39. Sinan b. Sayff,
40. Tufeyl b. Numan,
41. Ma'kıl b. Münzir,
42. Yezid b. Münzir,
43. Mes'ud b. Yezid,
44. Dahhâk b. Harise,
45. Yezid b. Haram,
46. Cebbar b. Sahr,
47. Tufeyl b. Malik.
Sevad
b. Ganm, b. Ka'b, b. Selime oğullarından:
48. Ka'b b. Malik.
Ganm
b. Sevad, b. Ka'b, b. Selime oğullarından:
49. Süleym b. Amr,
50. Kutbe b.Âmir,
51. Yezid b.Âmir,
52. Ebu'l-YeserKa'b,
53. Sayfî b. Sevad (Esved).
Nâbi
b. Amr, b. Sevad, b. Ganm, b. Ka'b, b. Selime oğullarından:
54. Salebe b. Ganeme,
55. Amr b. Ganeme,
56. Abs b.Âmir,
57. Abdullah b. Üneys,
58. Halid b. Amr,
59. Haram b. Ka'b, b. Ganm, b. Ka'b, b. Selime oğullarından:
60. Abdullah b. Amr b. Haram,
61. Cabir b. Abdullah, b. Amr, b. Haram,
62. Muaz b. Amr, b. Cemûh,
63. Sabit b. Ciz',
64. Umeyr b. Haris,
65. Hadîc b. Selime,
66. Muaz b. Cebel.
Avf
b. Hazrec oğullarından:
67. Ubâde b. Sâmit,
68. Abbas b. Ubâde,
Ebu
Abdurrahman Yezid b. Salebe,
69. Amr b. Haris,
Salim
b. Ganm, b. Avf, b. Hazrec oğullarından:
70. Rifâa b. Amr,
71. Ukbe b. Vehb.
72. Sâide b. Ka'b, b. Hazrec oğullarından:
Sa'd
b. Ubâde,
73. Münzir b. Amr.
Mazin
b. Neccar oğulları kadınlarından:
74. Ümmü Umâre Nesîbe binti Ka'b,
Selime
oğulları kadınlarından:
75. Ümmü Meni1 Esma binti Amr.[111]
İbn
Abbas'a göre; Resûlullah (a.s.)la Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer nasıl Mekkeli
müşrikler yüzünden Medine'ye hicret ederek Muhacirlerden oldularsa, Ensardan
olanlar da, şirk yurdu olan Medine'den Akabe gecesinde Resûlullah (a.s.)m
yanına gelmekle, Muhacirlerden olmuşlardır.[112]
[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 3, s. 322, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 442, Zehebî, Târihiu'l-islâm,
s. 297-298, Ebu'l- Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 159.
[2] Beyhakî, Delâil.c. 2, s.
442, Zehebî, Târih, c. 298, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 159.
[3] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 3, s. 322, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 624-625, Beyhakî, Delâil, c. 2, s.
442, Zehebî, Târih, s. 298, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, Meanau'z-zevâid,
c. 6, s. 46.
[4] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 81, Taberî, Târih, c. 2, s. 237.
[5] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 224, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 317.
[6] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 81, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 220.
[7] Hâkim,Müstedrek,c.2, s.
625.
[8] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 81, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 220, Taberî, Târih, c.
2,5.237.
[9] Ebu Nuaym ,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 308, Zehebî, Târıhu'l-islâm, s. 300.
[10] İbn Sa'd, Taba kât, c.
1.S.221.
[11] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 81, 84, 97.
[12] İbn Sa'd, Tabakât, c.
1.S.221.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/261-262.
[13] İbn İshak,İbnHişam,Sîre,c. 2, s. 81, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.
3, s. 460461, Taberî, Târih, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâil ü'n-nübüvve, c. 2, s.
444, İbn Esir, Usdu'l -g âbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyi d, U yûnu'l -eser, c. 1 ,
s. 161-162, Zehebi, Târıh, s. 300, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s.
158, Heysemi, Mecmau'i-zevâid, c. 6, s. 42.
[14] Beyhakî, Delâil, c. 2,
s. 444, Zehebî, Târîh.s. 300.
[15] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 81-82, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberi, Târih, c.
2, s. 237, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 444, İbn Esir, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 207,
İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 162, Zehebî, Târihu'l-islâm, s. 300, Ebu'l-
Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 158, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s.
4243.
[16] Beyhaki, D el âil, c. 2,
s. 4 44, Zehebî, Tânh, s. 300.
[17] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 82-83, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târih, c.
2, s. 237-238, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 444-445, İbn Esir,
Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyünu'l-eser, c. 1, s. 162, Zehebî,
Târîhu'l-islâm , s. 301-302, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 158,
Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 42-43.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/262-265.
[18] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 253-254.
[19] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 221, Belâzurı, Ensâb, c. 1, s. 254.
[20] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 221.
[21] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 83, İbn Sa'd, c. 1, s. 221, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 461, Taberî, c. 2,
s. 238, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid.d, s. 162, Zehebî, s.
302, Ebu'l-Fidâ, c.3,s. 158, Heysemî, c. 6, 43, İbn Haldun, Târih, c. 2,ks. 2,
s.12.
[22] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 221.
[23] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 221, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, t 1, s. 254.
[24] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/265.
[25] * Hz. Abbas, İslâm iyete
hizmet için, Müslümanlığını müşriklerden gizlemekte idi. Onun Müslüman oluşuyla
ilgili bahse bakınız.
** Araplar, Ensar kabilelerini Hazrec diye
anarlardı.
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s.
83-84, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târih, c. 2, s. 238,
Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 446, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.
162, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 302, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3,
s. 160, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 44.
[26] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 302.
[27] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 222.
[28] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 84, Taberî,c.2, s. 238, Beyhakî, c. 2, s. 446, İbn Seyyid, c. 1, s. 162,
Zehebî, s. 302, Ebu'l-Fidâ, c. 3,5.160.
[29] İbn Sa'd, c. 4, s. 9,
Beyhakî, c. 2, s. 450, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 48.
[30] İbn Sa'd, c. 1, s. 222,
Belâzuri, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 254, Beyhakî, c. 2, s. 450, Heysemî, c. 6,
s. 48.
[31] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4,
s. 8.
[32] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4,
s. 8, Belâzurî, E nsâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 254.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/266-268.
[33] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 302-303.
[34] Taberî, Tefsîr, c. 11,
s. 35, Zemahşerî, Keşşaf, c. 2, s. 21 6, Fahru'r-Râzî, Tefsir, c. 16, s. 199, Kurtubî,
Tefsir, c. 8, s. 267, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 391 , Hâzin, Tefsir, c. 2,
s. 268, Bedrüddin Aynî, Umdetu'l-Kari, c. 14, s. 78, İbn Hacer, Fethu'l-bârî,
c. 6, s. 3, Suyûtî, Dürru'l-mensûr, c. 3, s. 280, Kastalânî, İrşâdü's-sârÎ, c.
5, s. 37, Ebussuud, Tefsir, c. 4, s. 106.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/268-270.
[35] İbn Sa'd
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 222.
[36] İbn Sa'd. Tabakât. c. 4. s. 8.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/270.
[37] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 2, s. 84, İbn Sa'd, c. 1, s. 222,
Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târîh, c. 2, s. 228, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 446, İbn Esir, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn
Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 163, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 302-303,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 160, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 44.
[38] Ebu Nuaym, Delâil.c.1,
s. 303, Zehebî, Târîh, s. 303, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 163.
[39] İbn Sa'd, c. 4, s. 9,
Beyhakî, c. 2, s. Zehebî, s. 302, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 163, Heysemî, c. 6, s.
48.
[40] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 9, Taberî, Tefsîr, c. 11, s. 35, Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 303, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 451,
Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 300, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 48.
[41] Ebu Nuaym, Delâil.c.1,
s. 303, Zehebî, s. 299-300.
[42] Beyhakî, Delâil, c. 2,
s. 451, Zehebî, Târîh, s. 299, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s.
162-163, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 4849.
[43] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, c. 2, s. 84, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târîh, c. 2,
s. 238, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 447, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn
Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 163, Zehebî, s. 303.
[44] Taberî, Târîh, c. 2, s.
238-239, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 447, Zehebî, s. 303, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s.
159-161, Heysemî, Mecma, c.6,s.44.
[45] İbn İshak, İbn Hişam ,
c. 2, s. 85, İbn Sa'd, c. 3, s. 602, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c.
2, s. 239, Beyhakî, c. 2,s. 447448, İbn Esîr, Kâmil, c.2,s. 99, İbn Seyyid, c.
1 , s. 164, Zehebî, s. 303, Ebu'l-Fidâ, c.3,s. 161, Heysemî, c. 6, s. 44, İbn
Haldun. Târih. c. 2. ks.2. s. 13.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/270-272.
[46] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 86-87, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvvie.c. 2, s. 448, İbn Hazm,
Cevâmiu's-Sîre, s. 75-77, İbn Kayyım, Zâdü'l-mead, c. 2,s. 57, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 164-165, Zehebî,Târîhu'l-islâm, s. 303, 305, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 161-162, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s.
4546, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 13.
[47] İbn İshak, İbn Hişam ,c.
2, s. 88, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 602-603, Belâzurî,
Ensâbu'l-eşraf, c. 1, s. 253, Taberî, Târîh, c. 2, s. 239, Beyhakî, c. 2, s.
452-453.
[48] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4,
s. 9, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 450, Zehebî, Târîh, c. 299, Ebu'l-Fidâ, c. 3,
s. 163.
[49] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3,
s. 602-603, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 254.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/272-273.
[50] Beyhak f, c. 2, s. 450,
Zehebî, s. 299, E bul -f i dâ, c. 3, s. 163.
[51] İbn İshak, İbn Hisam ,
Sîre, c. 2, s. 88, Taberî, Târih, c. 2, s. 239, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.
2, s. 450, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 99, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 299-300, E
bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 163.
[52] İbn İshak, İbn
Hisam,c.2, s. 88-89, Taberî, c. 2, s. 239, Beyhakî, c. 2, s. 450, İbn Esîr, c.
2, s. 99-100, E bu'l-Fidâ, c. 3, s. 162.
[53] Heysemî,
Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 48.
[54] Taberî, Tefsîr, c. 11,
s. 35, 36, Zemahşerf, Keşşaf, c. 2, s. 216, Fahru'r-Râzî, TefsiY, c. 16, s.
199, Kurtubî, TefsiY, c. 8, s. 267, E bu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 391, Hâzin, Tefsîr,
c. 2, s. 268, Bedrüddin Aynî, Umdetu'l-Kari, c. 14, s. 78, İbn Hacer,
Fethu'l-bârf, c. 6, s. 3, Suyûtî, Dürru'l-mensur, c. 3, s. 280, Kastalânî,
İrsâdü's-sârf, c. 5, s. 37.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/273-274.
[55] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 3, s. 322, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 625, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2,
s. 443, Ebu'l-F erec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 227, İbn Kayvım,
Zadü'l-mead, c. 2, s. 5 7, Zehebî, Târihu 'l-islâm, s. 298, Ebu'l-Fidâ, el
-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 159, Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, c. 6, s. 46.
[56] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 609.
[57] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/274-275.
[58] Ahmed b.Hanbel, c. 3,s.
322-323, Hâkim , c. 2, s. 625, Beyhakî c. 2, s. 443, Ebu'l-Ferec, c. 1, s.
227-228, İbn Kayyım, c. 2, s. 57, Zehebî, s. 298, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 1 59, Heysemi,
c. 6, s. 46.
[59] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 609.
[60] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 3, s. 323, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 625, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2,
s. 443, Ebu'l-F erec İ bn C evzi, el -Vefa, c. 1, s. 228, İbn Kayyım, Zâd ü'l-mead,
c. 2, s. 5 7, Zehebi, Târihu 'l-islâm, s. 298, Ebu'l-F idâ, el -Bidâ ye
ve'n-nihâye, c. 3, s. 159, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 46.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/275-276.
[61] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/276-277.
[62] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 304.
[63] Heysemî,
Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 47.
[64] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 304, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 47.
[65] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 304.
[66] Heysemî,
Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 47.
[67] Ebu Nuaym, Delâil, c.1,
s. 304.
[68] Heysemî,
Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 47.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/277-278.
[69] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c.4, s. 9, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 450, Zehebî,
Târîhu'l-islâm, s. 299, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 163.
[70] İbn Sa'd, c. 1, s. 222,
Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 253, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 31 8.
[71] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 5, s. 320, Buhârî, Sahih, c. 8, s. 18.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/278.
[72] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279
[73] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279
[74] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279
[75] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 304, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 177-178.
[76] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 304.
[77] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279
[78] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 304, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 177.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.
[79] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 109, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1 , s. 253, Diyarbekri, Hamis,
c. 1, s. 308.
[80] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 109, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 177.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.
[81] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 618-619, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 1 81.
[82] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 454, Zehebî, Târıhu'İslâm, s. 300.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.
[83] İbn Sa'd, Tabakât, c.
1.S.223, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 166.
[84] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, c. 2, s. 90, İbn Sa'd, c. 1, s. 223, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 3, s.
462, Taberî, Târîh.c .2, s. 239, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 448, İbn Esîr,
Kâmil, c. 2, s. 100, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 304, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 1, s. 166, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 164, Heysem T,
Mecmau'i-ievâid, c. 6, s. 44, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 179.
[85] İbn Sa'd, c. 1, s. 223,
İbn Kayyım, c. 2, s. 57, Halebî, c. 2, s. 178.
[86] Ebu Nuaym, Delâil
ü'n-nübüvve, c. 1, s. 309, H eysem f, M eon au'z-zevâi d, c. 6, s. 47.
[87] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 90, İbn Sa'd, c. 1, s. 223, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2,
s. 239-240, Beyhakî, c. 2, s. 448, Ebu'l-FerecİbnCevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 226,
İbn Esîr, c. 2, s. 100, İbn Seyyid, c. 1, s. 166, Zehebî, s. 304, Ebu'l-Fidâ,
c. 3, s. 1 64, Heysem f, c. 6, s. 45, Diyarbekrî, c. 1, s. 319, Halebî, c. 2,
s. 177.
[88] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c
. 2, s. 1 77.
[89] Ebu Nuaym, Delâil, c.1,
s. 309, Halebî, c. 2, s. 178.
[90] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 90-91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 240, Beyhakî, c.
2, s. 449, İbn Esîr, c. 2, s. 1 00, İbn Kayyım , c. 2, s. 57, İbn Seyyid, c. 1,
s. 1 66, Zehebî, s. 304, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 164, Heysem f, c. 6, s. 45.
[91] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280-281.
[92] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 91, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 223, Ahmed b.Hanbel, Müsned,
c. 3, s. 462, Taberî, Târih, c. 2, s. 240, Beyhakî, Delâil ü'n-nübüvve,
c. 2, s. 449, Ebu'l-Ferec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 226-227, İbn
Esır, Kâm il, c. 2, s. 100, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 304, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 164, Heysemî, Mecmau'i-ievâid, c. 6, s. 45,
Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319.
[93] Beyhaki, Delâil, c. 2,
s. 4 49, Zehebî, Târih, s. 304.
[94] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 90-91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 240, Ebu'l-F erec,
c. 1 , s. 227, Ebu'l- Fidâ, c. 3, s. 164, Heysemî, c. 6, s. 45, Diyarbekrî, c.
1, s. 319,Halebî, c. 2, s. 179.
[95] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s:. 91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s:. 241, Zehebî, s:.
304, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s:. 164, Heysemî, c. 6, s. 45, Halebî, c. 2, s:. 179.
[96] İbn Sa'd, Tabakât, c.
1,s.223, İbn Kayyım, Zâd.c. 2, s. 58, Halebî, c. 2, s. 179.
[97] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 91, İbn Sa'd.c.1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241. Beyhakî, c. 2, s. 449,
İbn Kayyım, c. 2,s.58, Zehebî, s:. 305, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s:. 164, Halebî, c.
2, s. 179.
[98] İbn Sa'd, c. 1, s. 223,
İbn Kayyım, c.2 , s:. 58, Halebî, c. 2, s:. 179.
[99] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s:. 309-310.
[100] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 91, Taberî, Târih, c.2, s. 241 , E bu'l-F erec İbn Cevzî, el-Vefâ,
c. 1 , s. 228, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 164, İbn Haldun,
Târîh, c. 2, ks. 2, s. 13, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319.
[101] Ebu'l-Ferec,c.1, s. 229,
Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 308, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 13, Halebî,
İnsânu'l-uyun, c.2, s. 179.
[102] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 223.
[103] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 223.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/281-283.
[104] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 91 , İbn
Sa'd.c.1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241, Ebu'l-Fenec, c. 1 , s. 228, İbn Kayyım,
c. 2, s. 58, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 166. Zehebî, Târih, s. 308, İbn
Haldun, c. 2, ks. 2, s. 13.
[105] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 91, Taberî, c. 2, s. 241, Ebu'l-Fenec, c. 1 , s. 228, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 166, Diyarbekri, Hamis. C. 1, s. 319.
[106] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 254.
[107] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 92, İbn Sa'd, c. 1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241, İbn Kayyım, c. 2, s.
58,Halebî, c. 2, s. 179.
[108] İbn İshak, İbn Hişa,
Sîre, c. 2, s. 92-93, Taberî, Târih, c. 2, s. 241, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 3, s. 184-185.
[109] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 93, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241,
Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el- Vefâ, c. 1 ,s.228, İbn Kayyım, Zâdü'l-mead, c. 2, s.
58, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 166, Zehebî, Târihu'l-islâm , s. 308,
Ebu'l- Fidâ, c. 3, s. 165, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 13, Diyarbekrî, Hamis,
c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 179.
[110] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 223, İbn Kayyım, Zâdü'l-mead, c. 2, s. 58.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/283-284.
[111] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 97-11 0, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 240-251, İbn Hazm,
Cevâmiu's-are, s. 78-85, İbn Seyyid,Uyûnu'l-eser, c.1, s. 162-170, Zehebî,
Târîhu'l-islâm, s. 305-307, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s.
166-168.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/284-288.
[112] Nesâî. Sünen. c. 7. s.
144-145.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/288.