MEKKELİ SAHABİLERİN MEDİNE'YE
HİCRETİ
Mekkeli Müslümanların Medine'ye Hicretleri
Âmir b. Rebia
ile Zevcesi Leylâ Hatunun Medine'ye Hicreti
Ganm b. Dudan Oğullarının Medine'ye Hicretleri
Hz. Ömer ve Arkadaşlarının Medine'ye Hicretleri
Muhacirlerin Kimlere Konuk Oldukları
Kuba'daki Muhacir Cemaatının İmamı
Mekke'den Medine'ye Hicrete Devam Edilişi
Ebu Cehil'in Ayyâş b. Ebi Rebia'yı Aldatıp
Mekke'ye Götürüşü
Hz. Ümmü Seleme'nin Medine'ye Hicret Edip Gidişi
Cübeyr b. Mut'im'in Şam Manastırlarında
Peygamberimiz (a.s.)ın Resmine Rastlayışı
Kayser Herakliyus'un Çekmecesinde Sakladığı
Peygamber Resimlerini İslam Elçilerine Gösterişi
Peygamberimiz (a.s.)ın Şekil ve Şemaili
Mekke'nin Müslümanlardan Boşalışı ve Hz. Ebu
Bekir'in Hicrete Hazırlanışı
Kureyş Müşriklerinin Peygamberimiz (a.s.)ı
Öldürmeyi Kararlaştırmaları
Dârü'n-Nedve'de
Toplanan Müşriklerden Başlıcaları
Necidli Olduğunu Söyleyen Bir Şahsın Toplantıya
Katılışı
Peygamberimiz Aleyhinde Yapılan Konuşmalar ve
Verilen Korkunç Karar
Suikast Hadisesinin Kur'an-ı Kerîm'de Anılışı
İkinci Akabe
Bey'atında, Ensandan yetmişüç erkek ile iki kadın bey'at ederek[1]
Peygamberimiz (a.s.)ın yanından ayrıldıkları ve Yüce Allah yiğit, savaşçı,
hazırlıklı ve koruyucu bir kavim ile Resûlünün gönlünü huzur ve sükûna
kavuşturduğu zaman,[2] Resûlullah (a.s.)a böylece
koruyucu bir kavim ve bir hicret yurdu hazırlandığını gören[3] ve
Mekke'deki Müslümanların da bir gün Medine'ye çıkıp gideceklerini anlayan
müşrikler,[4]
birbirlerini kışkırttılar, kızıştırdılar.[5]
Müslümanları dinlerinden döndürmek için,[6]
onlara[7] ve
Peygamberimiz (a.s.)a[8]
yapageldikleri işkenceleri büsbütün şiddetlendirdiler, yapmadık işkence
bırakmadılar.[9]
Müslümanlar,
bu dayanılmaz işkencelerden dolayı Mekke'de oturamayacak hale geldikleri zaman,[10]
durumlarını Peygamberimiz (a.s.)a arzettiler ve hicret için Peygamberimiz (a.s.)dan
izin istediler.[11]
Peygamberimiz
(a.s.):
"Sizin
hicret edeceğiniz yurt bana gösterildi.
Orasının, iki
kara taşlık arasında, hurmalık, çorak
bir yer olduğunu gördüm.[12]
Orası, Yesrib
(Medine)'dir.
Gitmek
isteyen, oraya gitsin! [13]
Orası yakın
bir beldedir. Siz orayı biliyorsunuz.
Orası, Şam'a
giderken, ticaret kervanınızın yoludur!" buyurdu.[14]
Peygamberimiz
(a.s.), böylece, Habeş ülkesinden Mekke'ye dönmüş bulunan Mekkeli Muhacirler
ile [15]
Mekke'de yanında bulunan Müslümanlara, Medine'ye hicret edip gitmelerini[16] ve
Ensar kardeşleriyle birleşmelerini emretti ve:
"Yüce
Allah, onları sizin için kardeşler; ve Medine'yi de, emniyet ve huzur bulacağınız
bir yurt kıldı!" buyurdu.[17]
Bunun
üzerine, Müslümanlar, hiç sezdirmeden,[18]
acele, yardımlaştılar, birbirlerini hazırladılar. [19]
Birbiri
ardınca, Medine'ye hicret etmeye başladılar.[20]
Hayvanları
olanlar hayvanlarına binerek, hayvan bulamayanlar da yaya olarak çıkıp gittiler.[21]
Bir yıl önce Medine'ye
hicret eden[22] Ebu Seleme'den sonra,
Mekke Muhacirlerinden, zevcesi Leylâ Hatunla birlikte Medine'ye hicret edip
gidenlerin ilki, Âmir b. Rebia oldu.[23] Küba
köyünde Meysere b. Abdulmünzir'in evine indi.[24]
Âmir b.
Rebia'dan sonra.[25] Ganm b. Dudan oğullarının
bütün erkekleri ve kadınları, Medine'ye hicret etmek üzere, derlenip
toparlandılar.[26] Evlerini kapalı olarak terkedip
yola çıktılar.[27] Onlar, yirmiiki erkek ile
yedi kadın idiler.
Erkekler:
1. Abdullah b. Cahş,
2. Ebu Ahmed Abd b. Cahş,
3. Ükkâşe b. Mıhsan,
4. Ebu Sinan b. Mıhsan,
5. Sinan b. Ebi Sinan,
6. Şüca1 b. Vehb,
7. Ukbe b.Vehb,
8. Erbed b. Humeyre,
9. Munkız b. Nübâte,
10. Saîd b. Rukayş,
11. Yezid b. Rukayş,
12. Muhriz b. Nadla,
13. Kays b. Câbir,
14. Amr b. Mıhsan,
15. Malik b. Amr,
16. Safvan b. Amr,
17. Sakf b. Amr,
18. Rebia b. Eksem,
19. Zübeyr b. Ubeyde,[28]
20. Temmam b. Ubeyde,
21. Sahbere b. Ubeyde,
22. Muhammed b. Abdullah b. Cahş.
Kadınlar
1. Zeyneb binti Cahş (Mü'minler Annesi),
2. Hamne binti Cahş,
3. Cüzâme binti Cendel,
4. Ümmü Kays binti Mıhsan,
5. Ümmü Habib binti Nübâte (Sümâme),
6. Âmine binti Rukayş,
7. Ümmü Habib binti Cahş,
8. Sahbere binti Temim.[29]
Bunların,
erkek kadın hepsi, Küba köyünde oturan Mübeşşir b. Abdulmünzir'e konuk oldular.[30]
Hicret sebebiyle Cahş oğullarının evlerinin kapanmış, içinde hiç kimseler
kalmamış olduğunu gören
Utbe b.
Rebia, içini çekip:
"Selâmeti
uzayan her ev, bir gün, yıkıcı rüzgâra ve acıklı akıbete uğrar!" mealli
beyti okumuştur.[31]
Beytin Ebu
Süfyan b. Harb tarafından okunduğu da rivayet edilir.[32]
Cahş oğullarından
sonra, Hz. Ömer de,[33]
yirmi kişilik bir kafile ile Medine'ye hicret edip,[34] Küba
köyünde Rifâa b. Abdulmünzir'e konuk oldular.[35]
Hz. Ömer der
ki:
"Ben,
Ayyaş b. Ebi Rebia ve Hişam b. Âs; Medine'ye hicret etmek istediğimiz zaman,
hazırlandık. Şerifin üzerinde, Gitar oğullarına ait Edâet'teki Tenâdıb'da*
sabahleyin erkence hazır bulunmayı vaadleştik.
'Hangimiz
orada sabahleyin bulunamazsak, o yakalanmış demektir. Artık arkadaşları, onu
beklemesinler, yollarına devam etsinler' dedik.
Benimle Ayyaş
b. Ebi Rebia, Tenâdıb'ın yanında, sabahleyin erkenden hazır bulunduk.
Hişam ise
tutuldu, bizden geri kaldı. Dininden döndürülmek için işkenceden işkenceye
uğratıldı ve saptın İdi ."[36]
Hz. Ali
derki:
"Muhacirlerden
hiç kimse bilmiyorum ki, gizli olarak hicret etmiş olmasın. Ömerb. Hattab,
bundan müstesnadır.
O, hicret
edeceği zaman, kılıcını kuşandı, yayını omuzuna astı, oklarını ve mızrağını
eline aldı, Kabe'ye vardı.
Kureyş
müşriklerinin ileri gelenleri, Kabe'nin yanında bulunuyorlardı.
Ömer b.
Hattab; Kabe'yi yedi kere tavaf ettikten sonra, halkın birer birer başuçlarına
dikilip:
'Anasını
ağlatmak, yahut çocuğunu yetim ya da karısını dul bırakmak isteyen varsa, şu
vadinin arkasında gelip benimle karşılaşsın!' dedi. Hiç kimse, ardına düşüp onu
takip edemedi."[37]
Hz. Ömer'le
birlikte hicret edenlerden Küba'da Rifâa b. Abdulmünzir'e konuk olanlar
1. Ömer b. Hattab,
2. Zeyd b. Hattab,
3. Saîd b. Zeyd, b. Amr, b. Nüfeyl,
4. Ömer b. Sürâka,
5. Abdullah b. Sürâka,
6. Ayyaş b. Ebi Rebia,
7. Vâkıd b. Abdullah,
8. Havlî b. Ebi Havlî,
9. Malik b. Ebi Havlî,
10. Huneys b. Huzâfe,
11. İyas b. Bükeyr,
12. Âkil b. Bükeyr,
13. Âmir b. Bükeyr,
14. Halid b. Bükeyr.[38]
Mekkeli
Muhacirlerden Küba'da Külsûm b. Hidm'e konuk olanlar
1. Hz. Hamza b. Abdulmuttalib,
2. Zeyd b. Harise,[39]
3. Ebu Mersed Kennaz b. Hısn (Husayn),
4. Enes (Peygamberimiz (a.s.)ın azadlısı),
5. Ebu Kebşe (Peygamberimiz (a.s.)ın azadlısı).[40]
Mekkeli
Muhacirlerden Küba'da Bel'aclanların kardeşi Abdullah b. Selemeye konuk olanlar
1. Ubeyde b. Haris,
2. Husayn b. Haris,
3. Tufeyl b. Haris,
4. Mıstah b. Üsâse,
5. Suveybıtb. Sa'd,
6. Tuleyb b. Umeyr,
7. Utbe b. Gazvan'ın azadlısı Habbab.
Mekkeli
Muhacirlerden Küba'da Bel haris b. Hazreclerden Sa'd b. Rebia'ya konuk olanlar
1. Abdurrahman b. Avf
ve daha
bazıları.
Münzir b.
Muhammed b. Ukbe'ye konuk olan Mekkeli Muhacirler:
1. Zübeyr b. Avvam,
2. Ebu Sebre b. Ebi Rühm.
Abduleşhellerin
kardeşi Abbâd b. Bişr'e konuk olan Muhacirler:
1. Ebu Huzeyfeb. Utbe,
2. Salim Mevlâ Ebi Huzeyfe,
3. Utbe b. Gazvan.
Hassan b.
Sâbit'in kardeşi Evs b. Sâbit'e konuk olan Muhacirler
1. Hz. Osman,
ve başka
bazıları.[41]
Bekâr
Muhacirler de, Küba'da Sa'd b. Haysemeye konuk oldular. Sa'd b. Hayseme'nin
kendisi de bekârdı.[42]
Kuba köyünde,
içlerinde Hz. Ömer ve Ebu Seleme'nin de bulunduğu Muhacir cemaatına, Salim
Mevlâ Ebi Huzeyfe imamlık etmiş, namazlarını kıldırmıştır.[43]
Mekke'de
kalan Müslümanlar da, birbiri ardınca, Medine'ye hicret ettiler.[44]
Ayyaş b. Ebi
Rebia Hz. Ömer'le Küba'ya vardıkları zaman, Ebu Cehil Amr b. Hişam ve kardeşi
Haris b. Hişam, Ayyaş b. Ebi Rebia'nın arkasından gittiler.
Ayyaş b. Ebi
Rebia, bunların hem amcalarının oğlu, hem de bir anneden doğma kardeşi idi.[45]
Bunlar, Ayyaş
b. Ebi Rebia'yı buldular ve ona:
"Ey
Ayyaş! Anan hastalandı. [46]
Anan, seni görünceye kadar,[47]
başına tarak değdirmemeye,[48] yağ
sürmemeye;[49] seni görünceye kadar, güneşten
gölge altına gitmemeye,[50]
birşey yememeye, içmemeye[51]
yemin etti.
Ona acı![52] Sen
ananın sevgili oğlusun!
Senin dininde
anaya babaya iyilik etmek var!
Mekke'ye dön!
Medine'de
Rabbine ibadet ettiğin gibi, Mekke'de de ibadet et!" dediler.[53]
Hz. Ömer:
"Ey
Ayyaş! Vallahi, kavmin seni[54]
aldatmak,[55] dininden döndürmek
istiyorlar.[56] Onlardan kork![57]
Vallahi,
senin anan, bitten rahatsız olacak olursa, muhakkak başını tarar.
Mekke'nin
sıcağı kendisinin üzerinde şiddetlenecek olursa, muhakkak gölgelenmek ister
de!" dedi.
Ayyaş b. Ebi
Rebia:
"Ben
anamın yeminini yerine getireceğim! Hem, benim orada biraz malım da var. Gider,
onu da alınm" dedi.[58]
Hz. Ömer:
"Vallahi,
sen de bilirsin ki, ben Kureyşîlerin malı en çok olan kişilerindenim.[59]
Malımın yarısı senin olsun! Tek, sen onlarla gitme!" dedi.
Ayyaş b. Ebi
Rebia Hz. Ömer'in teklifine yanaşmayıp ille de onlarla gitmeye kalkınca, Hz.
Ömer:
"Artık,
sen yapmak istediğin şeyi yapacaksın! Bari şu devemi al!
Bu, soylu ve
uysal bir devedir.
Sen daima
onun üzerinde bulun. Kavminden şüphelenirsen, onun üzerinde olarak kaç,
kurtul!" dedi.[60]
Ayyaş b. Ebi
Rebia deveye binip onlarla birlikte gitti.
Nihayet,
yolun bir kısmında bulundukları sırada,[61] Ebu
Cehil ona:
"Ey
kardeşim! Vallahi, bu devem artık beni taşıyamıyor!
Sen beni şu
devenin üzerine, terkine alamaz mısın?" dedi.
Ayyaş b. Ebi
Rebia:
"Olur!"
deyip devesini çöktürdü. Yere indiği zaman, onlar, üzerine atılıp[62] onu
sımsıkı bağladılar.
Öylece
Mekke'ye götürdüler.
Gündüzün
Mekke'ye girdiklerinde:
"Ey
Mekkeliler![63] Bizim bu beyinsizimize
yaptığımız gibi,[64] siz de kendi beyinsizlerinize
böyle yapınız!" dediler.[65]
Ayyaş b. Ebi
Rebiayı hapsettiler.[66]
Ebu Cehil ile
Haris, ona yüzer sopa vurdular![67]
Kendisini,
işkenceden işkenceye uğratıp, dininden döndürdüler.[68]
Ebu Seleme
Abdullah b. Abdulesed bir yıl veya ona yakın bir müddet önce zevcesi Hz. Ümmü
Seleme ile oğlu Seleme'yi devesine bindirip Medine'ye götürmek isterken Hz.
Ümmü Seleme'nin mensup bulunduğu Mugîre oğullarının erkekleri görmüş, Hz. Ümmü
Seleme'yi yabancı beldelerde gezdirip dolaştırmasına müsaade edemeyeceklerini
söyleyerek elinden almışlar, onlara kızan ve Ebu Seleme'nin kabile halkı olan
Abdulesed oğulları da, Seleme'yi Hz. Ümmü Selemeye vermemişlerdi.[69]
Hz. Ümmü
Seleme der ki:
"Mugîre
oğulları beni yanlarında hapsettiler.
Kocam Ebu
Seleme ise Medine'ye gitti.
Böylece, benimle
kocamın arasını ve oğlumun arasını ayırdılar.
Ben, biryıl
veya biryıla yakın bir müddet, her sabah Ebtah'a çıkıp oturur; akşama kadar
ağlar dururdum.
Mugîre
oğulları ailesinden, amcamın oğullarından biradam, birgünyanıma uğradı. Halimi
görünce, bana acıdı. Mugîre
oğullarına:
'Siz şu
zavallı kadıncağızı kocasının yanına daha ne diye göndermezsiniz?!
Onun, hem
kocasıyla arasını, hem oğluyla arasını ayırdınız' dedi.
Bunun
üzerine, Mugîre oğulları, bana:
'İstersen,
git, kocana kavuş!' dediler.
Abdulesed
oğulları da oğlumu bana geri verince, deveme binip oğlumu kucağıma aldıktan
sonra, Medine'deki kocamın yanına gitmek üzere yola çıktım.
Yanımda,
Allah'ın kullarından hiç kimse yoktu. Kendi kendime:
'Beni kocamın
yanına ulaşıncaya kadar götürecek bir kimseye rastlayabilir miyim ki?' deyip
gittim.
Ten'im'de
bulunduğum sırada idi ki, Abduddar oğullarının kardeşi Osman b. Talha b. Ebi
Talha'ya rastladım. Bana:
'Ey Ebi
Ümeyye'nin kızı! Nereye gidiyorsun?' diye sordu.
Ona:
'Medine'deki
kocamın yanına gitmek istiyorum' dedim.
Bana:
'Senin
yanında gidecek bir kimse yok mu?' diye sordu.
Ona:
'Yok!
Vallahi, ancak Allah var! Bir de, şu oğulcuğum!' dedim.
Bana:
'Vallahi,
seni bu yolda yalnız bırakmak doğru olmaz!' dedi ve hemen devenin yularını
tutup benimle birlikte hızlı hızlı gitmeye devam etti.
Vallahi, Arap
erkekleri içinde, hiçbir zaman, ondan daha saygılı ve nezaketli bir yoldaş
görmedim:
Bir konak
yerine erişince devemi çöktürür, ben ininceye kadar bana arkasını döner, benden
uzaklaşır, ben deveden indikten sonra gelip deveyi götürür, semerini indirir,
onu bir ağaca bağlar, kendisi de gidip bir ağacın altına uzanırdı.
Hareket
zamanı gelince kalkar, tekrar semeri devenin sırtına koyar, deveyi yanıma
getirip çök-türdükten sonra arkasını döner, bana:
'Bin!1
derdi.
Ben bindikten
sonra, gelir, devenin yularından tutar ve yederdi.
Beni
Medine'ye ulaştırıncaya kadar, bana hep böyle yapmaktan geri durmadı.
Küba'da Amr
b. Avf oğullarının köyüne bakınca:
'Senin kocan
işte bu köydedir![70]
Artık, Allah'ın bereketi üzere, gir oraya!' dedikten sonra, Mekke'ye dönmek
üzere, yanımdan aynldı .[71]
Ben,
İslâm'da, Ebu Seleme ailesinin uğradığı musibet kadar, hiçbir ev halkının
musibete uğradığını bilmiyorum.
Ben, hiçbir
zaman, Osman b. Talha'dan daha ikramlı ve saygılı bir yoldaş da görmedim
!"[72]
Cübeyr b.
Mut'im der ki:
"Yüce
Allah Peygamber (a.s.)ı gönderdiği ve onun peygamberliğini açığa vurduğu zaman,
Şam'a gitmiştim.
Busra'da
iken, Hıristiyanlardan bir cemaat, yanıma gelip, bana:
'Sen Harem
(Mekke) halkından mısın?' diye sordular.
Ben:
'Evet!'
dedim.
Bana:
İçinizde
peygamberlik dâvasında bulunan zâtı tanır mısın?' diye sordular.
Ben:
'Evet!'
dedim.
Beni bir
kiliseye koydular ki, orada birtakım resimler vardı. Bana:
'Bak! Onun
resmini görebilir misin?' dediler.
Baktım, onun
resmini orada göremedim.
'Onun resmini
göremedim!1 dedim.
Beni bundan
daha büyük bir odaya koydular. Bakınca, orada Resûlullahın vasfı ve resmi ile,
arkasında yer alan Ebu Bekir'in vasfını ve resmini gördüm.
Bana:
'Onun vasfını
gördün, buldun mu?' diye sordular.
Ben:
'Evet!'
dedim.
Bana:
'Bu, o
mudur?' diye sordular.
'Evet!'
dedim. Bana:
'Biz de,
bunun sizin sahibiniz olduğuna ve arkasındaki şu zâtın da, sonradan, onun halifesi
olacağına şehadet ederiz![73]
Bu
peygamberden sonra bir peygamber daha olmayacak, gelmeyecek!1
dediler."[74]
"Kureyşîlerin
Resûlullah (a.s.)a işkence yapmalarını hiç istemezdim.
Kureyşîlerin
onu öldürmeye kalkacaklarını sandığım zaman, manastırlardan bir manastıra varıp
kavuştum.
Manastırın
bakıcısı başkanlarına gidip haber verdi.
Toplanılınca,
durumu başkana anlattım.
Bana:
'Kureyşîlerin
onu öldüreceklerinden korkuyor musun?' diye sordu.
Ben:
'Evet!'
dedim.
Bana:
'Sen ona
benzeyen, çizilmiş bir resim görsen, tanıyabilir misin?' diye sordu.
Ben:
'Evet!
Tanırım!' dedim. Bana, üzeri örtülü bir resim gösterdi ki, sanki tıpkı o idi!
Bana:
'Vallahi,
onlar onu öldüremezler! Onu öldürmek isteyeni, biz öldürürüz! Çünkü, o,
muhakkak peygamberdir!' dedi.
Onların
yanında bir müddet kaldım.
Mekke'ye
döndüğüm zaman, Resûlullah (a.s.) Medine'ye gitmiş bulunuyordu."[75]
Hz. Ebu Bekir
de, Rum Kayseri Herakliyus'u İslâmiyete davet etmek üzere,[76]
Hişam b. Âs
el-Emevî'yi,[77]
Nuaym b.
Abdullah'ı ,[78]
Ubâde b.
Sâmit'i,[79]
Amr b.Âs'ı,
Adiyy b.
Ka'b'ı
gönderdi.[80]
Gönderilen elçilerden bazıları, bu husustaki anılarını şöyle anlatmışlardır:
"Rum
hükümdarını İslâmiyete davet edelim diye, hayvanlarımıza binip yola çıktık.
Dımaşk'a vardık.
O zaman, Şam
ülkesi, Herakliyus adına, Cebele b. Eyhemü'l-Gassânî'nin idaresinde idi.
Şam'a girmek
için izin istedik, izin verildi.
Cebele, bize
bakınca, hoşlanmadı. Emretti, bir tarafa çekilip oturduk. Kendisi ise, özel
minderde, ileri gelen adamlarıyla birlikte oturmakta idi.[81]
Bizimle
konuşmak ve söyleyeceklerimizi kendisine eriştirmek üzere, bize bir adam
gönderdi.
'Vallahi, biz
hiçbir zaman elçi ile konuşmayız! Biz ancak hükümdara gönderildik!' dedik.[82]
Elçi, gidip
bunu anlatınca, Cebele oturduğu minderden inip başka bir mindere oturdu.
Bizim yanına
kadar gelmemize izin verdi.[83]
Cebele'nin
üzerinde kara, kaba bir elbise vardı. [84]
Çevresine
bakıldığı zaman, herşeyin de kapkara olduğu görülüyordu."[85]
Cebeleye:
"Senin
şu kara, kaba giymenin sebebi nedir?" diye sorulunca,[86]
Cebele:
"Sizi
bütün Şam'dan,[87] beldelerimden[88]
çıkarıp giderinceye kadar, bunu adak olarak giyeceğim ve üzerimden
çıkarmayacağım!" dedi.[89]
İslâm elçileri:
"Sen
biraz yumuşak davran ve acele etme![90]
Vallahi, sen
şu oturduğun yerden bizi menedinceye kadar, biz onu muhakkak senden alacağız![91]
Vallahi, biz burayı inşaallah senden de, en büyük kraldan da alacağız! Bunu,
bize Peygamberimiz (a.s.) haber verdi!" dediler.[92]
Cebele İslâm
elçilerinin konuşmak istediklerini konuşmalarına "Konuşunuz!" diye
izin verince,[93] Hişam b. Âs konuşmaya
başlayıp onu Allah'a imana davet etti,[94]
İslâm iyete davet etti.[95]
Ubâde b.
Sâmit der ki:
"Biz,
onu böylece Allah'a imana ve İslâmiyete davet ettikse de, hayra ermeyi kabul
etmedi.[96]
Cebele:
'Demek, siz Sümerâsınız
ha?' dedi.
Ona:
'Sümerâ, ne
demek?' diye sorduk.
Cebele:
'Siz onlar
değilsiniz!' dedi.
Ona:
'Ya kimlermiş
onlar?' diye sorduk.
Cebele:
'Onlar,
geceleri namaz kılan, gündüzleri oruç tutan bir kavimdir!' dedi.
Biz de:
'Vallahi, biz
onlanz![97]
Geceleri namaz kılar, gündüzleri oruç tutarız1 dedik.[98]
Cebele:
'Sizin
namazınız nasıldır?' diye sordu.
Kendisine
namazımızı tarif ettik.[99]
Cebele:
'Sizin
orucunuz nasıldır?' diye sordu.
Ona orucumuzu
da tarif ettik. [100]
Cebele bize
daha başka şeyler hakkında da sorular sordu.
Sorularının cevaplarını
verdiğimiz zaman,[101]
Allah bilir ki,[102]
yüzünü kara bürüdü, yüzü kapkara oldu,[103]
tencere karasına döndü.[104]
Azarlandık.[105]
Bize:
'Kalkın!'
dedi.[106]
Krala gönderilmemizi,
adamlarına emretti.[107]
Bizi, elçiler
ve kılavuzlarla birlikte Rum kralına yolladı.[108]
Kostantiniyyeye
[İstanbul'a] yaklaştık.[109]
Şehrin kapısına vardık.[110]
Hayvanlarımızın üzerinde olduğumuz halde, sarıklarımızı ve kılıçlarımızı
düzenledik.[111]
Bizimle
birlikte gelen elçi:
'Şu hayvanlarınız
kralın şehrine sokulmaz![112]
Size, isterseniz
katırlar, isterseniz eğerli ve uysal atlar getireyim,[113]
getirelim.[114] Sizi eğerli, uysal atlara
ve katırlara bindirelim.[115]
Eğerli uysal
atlar ve katıriar getirinceye kadar, siz burada durup bekleyin' dedi. [116]
Biz:
'Hayır![117]
Vallahi, biz bulunduğumuz gibi,[118]
hayvanlarımızın üzerinde olmadıkça,[119]
buraya girmeyiz!' dedik.[120]
Kaysere:
'Onlar şehre
atlar ve katırlar üzerinde girmeyi kabul etmiyorlar!?' diye haber göndendiler.[121]
Kayser
'Onların yollarını açın!'[122]
diyerek şehre hayvanlarımızın üzerinde girmemize emir,[123]
izin verince,[124] hemen kılıçlarımızı kuşandık,
hayvanlarımıza bindik.[125]
Sarıklarımızı
sarınmış, kılıçlarımızı kuşanmış olarak, hayvanlarımızın üzerinde şehre girdik.[126]
Kostantiniyye
(İstanbul) halkı, bizi böyle, sarıklarımıza sarınmış, kılıçlarımızı kuşanmış
olduğumuz halde hayvanlarımızın üzerinde görünce, şaşırdılar.[127]
Kayserin sarayının
kapısına kadarvardık.[128]
Hayvanlarımızı
sarayın duvarının dibinde ıhdırdık.[129]
Kayser o
sırada sarayının yüksek bir odasında oturuyor ve bize bakıyor, yanında da
kumandanlar ve Rum ileri gelenleri bulunuyordu.
Başımızı
kaldırıp yüksek sesle:
'Lâ ilahe
illallâhu vallâhu ekber!' diyerek tekbir getirdik.
Allah bilir
ki, bütün saray, rüzgârın hurma ağacını salladığı gibi sallandın[130]
Kayser, bize:
'Dininizi[131]
bana böyle[132] kapımda[133]
açıklamanız sizin için uygun değildir!1 diyerek acele haber
gönderdiği gibi;
'İçeri girin!'
diye de haber gönderdi.[134]
Kayserin
yanına girdik.[135]
Kayser,
kendisine mahsus yüksek bir minderde oturuyordu. Meclisindeki, çevresindeki
herşey kırmızı, üzerindeki elbise de kırmızı idi.
Kumandanlar
ve Rum ileri gelenleri de yanında bulunuyordu.[136]
Kendisine
söylemek istediğimiz şeyi elçiye söylememizi isteyince:
'Hayır!
Vallahi, biz elçi ile konuşmayız!
Biz, ancak
krala gönderildik!
Eğersen bizim
seninle konuşmamızı istiyorsan, bize izin ver, seninle konuşalım' dedik.[137]
Selam
vermeden, yanına girdik.[138]
'Lâ ilahe
illallah!' dedik.
Allah bilir
ki, saray sallandı!
Hatta, Kayser
ve adamları, başlarını kaldırdılar.[139]
O sırada,
Kayserin yanında, açık ve güzel Arapça bilen bir adam bulunuyordu.[140]
O, bize:
'Oturunuz!1
diye işaret edince, bir tarafa çekilip oturduk.[141]
Kayser,
gülerek: [142]
'Beni
aranızdaki selamla selamlamaktan sizi meneden nedir?[143]
Peygamberinizi
selamladığınız selamla beni selamlamaktan sizi men eden nedir?1 diye
sordu.[144]
'Sizin beni
aranızdaki selamınızla selamlamanız gerekmez mi idi?1 dedi.[145]
Ona:
'Bizim seni
aramızdaki selamımızla selamlamamız sana, senin selamlandığın selamla selamlamamız
da bize helâl olmaz![146]
Ne bizim
peygamberimizi selamladığımız selamla seni selamlamamız sana helâl olur, ne de
senin selamlandığın selamla seni selamlamamız bize helâl olur' dedik.[147]
Kral:
'Sizin
aranızdaki selamınız nasıldır?1 diye sordu.[148]
'Esselâmü
aleyke'dir!'[149]
'Esselâmü
aleyküm'dür![150] Cennetliklerin
selamıdır' dedik.[151]
Kral, bize:
'Siz peygamberinizi
de mi bununla selamlarsınız?1 diye sordu.
'Evet!'
dedik.[152]
Kral:
'Hükümdarlarınızı
nasıl selamlarsınız?' diye sordu.
'Bununla
selamlarız1 dedik.[153]
Kral:
'Size verilen
selama da mı bununla karşılık verirsiniz?' diye sordu.
'Evet,[154]
bununla![155] Böyle! dedik.[156]
Kral:
İçinizden,
peygamberinize herhangi bir şeyde vâris olan var mı?' diye sordu.
'Yoktur! Bir
kimse, ölünce vârisini veya yakınını bırakır; vârisi veya yakını, ona vâris
olur. Fakat, Peygamberimize bizden, hiçbir şeyde vâris olan olmamıştır!' dedik.[157]
Kral:
'Hükümdarınızda
da, hal böyle midir?' diye sordu.
'Evet!'
dedik.[158]
Kayser:
'Sizi
katınızda, en büyük kelâmınız nedir?' diye sordu.[159]
'Lâ ilahe
illallâh![160] Lâ ilahe illallâhu
vallâhu ekber!' dedik.[161]
Deyince,
saray tekrar sallandı!
Kayser
gözlerini açtı, tavana doğru baktı ve:
'Siz bu
kelimeyi söyleyince, oda sallandı ha?!' dedi.
'Evet!'
dedik.[162]
Kayser:
'Siz bunu
düşmanlarınızın beldelerinde söylediğiniz zaman, tavanları sallanır mı?' diye
sordu.
'Hayır!'
dedik.
Kayser:
'Siz bunu
kendi beldelerinizde söyleyince, tavanlarınız sallanır mı?' diye sordu.
Biz:
'Hayır! Biz
bunun böyle yaptığını hiç görmedik! O bu şeyi ancak senin yanında yaptı.[163] O,
bize öğütten başka birşey olamaz!' dedik.
Kayser,
yanında oturanlara dönerek: [164]
'Ne güzel
doğru söz!' dedi[165] ve:
'Siz,
şehirleri fethettiğiniz sıralarda ne dersiniz?' diye sordu.
'Lâ ilahe
illallâhu vallâhu ekber, deriz' dedik.
Kayser:
'Lâ ilahe
illallah dediğinizde,[166]
O'nunla birlikte ortak yok![167]
O'nunla birlikte hiçbir şey yok; [168]
Vallâhu ekber
dediğinizde de, Allah herşeyden büyüktür![169]
O'ndan daha büyük birşey yok! Onun eni boyu yok,[170]
demek istiyorsunuzdur herhalde?1 dedi.
'Evet!'
dedik.[171]
Kayser bize
birtakım şeyler daha sorduktan ve cevaplarını aldıktan sonra:
'Sizin
namazınız ve orucunuz nasıldır?' diye sordu.
Bunları da
kendisine anlattık.[172]
Kayser bizim
güzel, büyük bir yerde ağırlanmamız için, ilgililere emir verdi ve bize de:
'Kalkınız!' dedi.[173]
Orada üç gün
kaldık.[174]
Kayserin,
sabah ve akşam, bize lütuf ve ikramları geldi.[175]
Kayser
geceleyin bize haber gönderdi. Yanına girdik. Kendisinin yanında hiç kimse
yoktu.[176]
Kayser oturmamızı
emretti, oturduk. [177]
Kendisine
söylemiş olduğumuz sözleri tekrarlamamızı istedi, onları tekrarladık. [178]
Kayser
hizmetçisini çağırıp ona birşey söyledi.
Hazırlattığı
,[179]
büyük ve altın işlemeli, dör tköşe
çekmece gibi birşeyi getirtti.
Çekmecenin
birçok küçük ve kilitli gözleri vardı. [180]
Kayser,
gözlerden birisini açtı. Oradan, siyah ipekli bir bez parçası çıkarıp yaydı.
Bezin
üzerinde, ak benizli, yüzü ayın ondördü gibi parlak,[181]
uzun boylu, çok saçlı,[182]
saçı iki bölük halinde örgülü,[183]
büyük gözlü,[184] uzun boyunlu, [185]
kalın baldırlı,[186]
sakalsız[187] bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
'Bunu tanıyor
musunuz?1 diye sordu. Biz:
'Hayır!'
dedik. Kayser:
'Bu,
Âdem'dir!1 dedi. Onu çıkardığı yere koydu.
Sonra, başka
bir göz açtı. İçinden siyah ipekli bir bez parçası çıkarıp yaydı. Üzerinde, ak
benizli,[188] çok saçlı, hüzünlü, kederli, güzel yüzlü,[189]
güzel sakallı,[190]
büyük başlı, kıvırcık saçlı, kalın baldırlı, gözlerinde kırmızılık
bulunan,[191] büyük gözlü, iki omzunun
arası geniş olan[192] bir
insan resmi vardı.
Kayser, bize:
'Bunu tanıyor
musunuz?1 diye sordu.
Biz:
'Hayır!'
dedik.
Kayser:
'Bu,
Nuh'tur!' dedi.[193]
Kayser, onu
da çıkardığı yere koydu.
Sonra, başka
bir göz açtı. Gözün içinden, siyah ipekli bir bez parçası çıkarıp yaydı. Bezin
üzerinde, ak tenli, ak sakallı,[194] ak saçlı, güzel gözlü, açık alınlı, uzunca
yanaklı,[195] güzel yüzlü,[196]
gülümser gibi bir zâtın resmi vardı.
Kayser, bize:
'Bunu tanıyor
musunuz?1 diye sordu.
Biz:
'Hayır!'
dedik.
Kayser:
'Bu,
İbrahim'dir!' dedi.[197]
Kayser onu da
çıkardığı yere koydu.
Sonra, başka
bir göz açtı. Gözün içinden, siyah ipekli bir bez parçası çıkarıp yaydı.
Bezin
üzerine, aktenli bir insan resmi çizilmiş olup,[198]
Peygamberimiz Muhammed (a.s.)a göre çizilmişti.[199]
Ona bakınca,[200]
kendi kendimize:
'Peygamberimiz
Muhammed (a.s.)![201]
Vallahi, Resûlullah (a.s.)!'[202]
dedik[203] ve ağladık.[204]
Kayser 'Size ne oluyor?![205] Siz
bunu tanıyor musunuz?' diye sordu.[206]
Biz:
'Evet![207] Bu,
bizim peygamberimiz Muhammed (a.s.)ın resmidir!' dedik.[208]
Kayser:
'Size Allah
adına,[209] dininiz adına and
veriyorum![210] Bu, sizin
peygamberinizin resmidir' dedi.
Biz:
'Evet! Bu,
peygamberimizin resmidir![211]
Allah ve dinimiz adına yemin ederiz ki; bu, peygamberim-izdir![212]
Sanki onu sağ
olarak görür gibiyiz![213]
Sanki ona sağ
olduğu halde bakıyor gibiyiz!1 dedik.[214]
Allah bilir,
Kayser ayağa kalktı, sonra oturdu ve:
'Allah
aşkına! Bu, gerçekten o mudur?' dedi.
Biz:
'Evet!
Gerçekten odur. Sanki biz ona bakıyor gibiyiz!1 dedik.
Kayser ona
bir müddet baktı durdu.[215]
Sonra da:
'Bu resim,
gözlerin en sonuncusunda idi. Fakat, ben onun üzerinizde ne etki yapacağını[216]
bileyim,[217] göreyim diye, çıkarıp
göstermekte acele ettim1 dedi. Sonra da, onu çıkardığı yere
koydu."[218]
Hz. Ali'nin
bildirdiğine göre, Peygamberimiz (a.s.):
Ne öyle uzun
boylu, ne de kısa olmayıp, uzuna yakın orta boylu idi.
Kendisinin el
ve ayak parmaklan kalınca,
Başı, vücut
yapısıyla dengeli biçimde, büyükçe idi.
Omuzlan,
dizleri ve bilekleri kemikli idi.
Saçı ne
kıvırcık, ne de düzdü.
Sakalı sık
idi.
Yüzü uzunca idi.
Boynu uzundu,
gümüş gibi ak ve parlaktı.
Teni
kırmızıyla karışık ak ve pembe idi.
Gözleri
büyükçe idi.
Gözbebeklerinin
siyahı, pek siyahtı.
Gözlerinin
beyazında biraz kırmızılık vardı.
Kirpikleri
sık ve uzundu.
Vücudu ne
zayıf, ne de şişmandı.
İki küreğinin
arası enli idi.
Omuz
küreklerinin arasında peygamberlik mührü vardı.
Peygamberimiz
(a.s.)ı birdenbire görenler, onun vakar ve manevî heybetinden sarsılırlar,
kendisini yakından tanıyınca da, ona en derin sevgi ve saygı ile bağlanırlardı.
Kendisinin yüce
haslet ve meziyetlerini anlatmak isteyen kimse:
'Ben, ne
ondan önce, ne de sonra, onun bir benzerini daha görmedim!' demekten kendini
alamazdı. [219]
Peygamberimiz
(a.s.)ın üvey oğlu Hind b. Ebi Hâle'ye göre:
Resûlullah (a.s.)ın
yüzü ayın ondördü gibi parlardı.
Saçı
kendiliğinden ikiye ayrılıp yanlarına dökülürse, onları birieştirmezdi.
Birleştiklerinde de onları ayırmaz, oldukları gibi bırakırdı.
Saçını
uzattığı zaman, saçı kulaklarının memesini aşardı.
Alnı açık ve
genişti.
Kaşları uzun
ve kavisli idi.
Kaşlarının
uçları ince, araları çok yakındı, fakat çatık değildi.
İki kaşının
arasında bir damar vardı ki, kızgınlık zamanında kabanr, görünürdü.
Bumunun iki
kaş arasında başladığı yer yüksekçe, bumunun ucu da ince idi. Bumundaki
ölçülülük ve denklik, dikkat edenlerin gözünden kaçmazdı.
Bumunda ayrı
bir parlaklık da vardı.
Diğer
sahabilerin anlattıklarına göre de:
Peygamberimiz
(a.s.)ın yanaklan düzdü, yumru değildi.
Dişleri inci
taneleri gibi idi.
Bütün
uzuvları (organları) düzgündü.
Kamı ve göğsü
bir düzeyde idi, çıkık değildi.
Vücudu kıllı
değildi. Yalnız, omuz başlarında, pazularında biraz kıllar vardı.
Bilek
kemikleri uzun, el ayalan genişti.
Ayaklarının
altı düz değil, çukurca idi.
Ayakları
hafif etli idi.
Ayaklarının
üzerine su döküldüğü zaman, etrafa yayılirdi. [220]
Resûlullahın
yüzü ve sesi çok güzeldi.[221]
Sanki,
yüzünde güneş çağlandı.[222]
Ümmü
Ma'bed'in bildirdiğine göre:
Peygamberimiz
(a.s.)ın gözü, Kudretten sürmeli idi.
Sustuğu
zaman, kendisinde, bir vakar ve ağırbaşlılık; konuştuğu zaman da, güleryüzlülük
görünürdü.
Sözleri,
sanki dizilmiş birer inci gibi, ağzından tatlı tatlı dökülürdü.
Sözü açık, ve
hak ile bâtıl arasını ayırıcı olup; ne acizlik sayılacak derecede az, ne de boş
ve gereksiz sayılacak derecede çoktu.
Kendisi, ekşi
ve asık suratlı değil, güleçti.[223]
İslâm elçileri,
Kayserin sarayında gördükleri peygamber resimleri hakkındaki anılarını
anlatmaya şöyle devam etmişlerdir:
"Kayser
çekmeceden başka bir göz açtı ve içinden siyah ipekli bir bez parçası çıkardı.[224]
Bezin
üzerinde, esmer tenli,[225]
kaba sakallı,[226] çukur gözlü, dudaklarını
büzmüş, yüzünü ekşitmiş,[227]
kıvırcık saçlı, sert ve hiddetli
bakışlı, öfkeli bir insan resmi vardı.[228]
Kayser, bize:
'Bunu tanıyor
musunuz?1 diye sordu.
Biz:
'Hayır!'
dedik.
Kayser:
'Bu,
Musa'dır!' dedi.[229]
Musa (a.s.)ın
yanında, ona benzeyen ve fakat, başının saçı yağlı, geniş alınlı, gözünün
siyahında bumuna doğru akı klik bulunan bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
'Bunu tanıyor
musunuz?1 diye sordu.
'Hayır!'
dedik.
Kayser:
'Bu, Harun b.
İmran'dır!' dedi.
Sonra, onu
eski yerine kaldırıp, çekmeceden başka bir göz açtı ve içinden beyaz ipekli bir
bez parçası çıkardı ki, üzerinde esmer tenli, düz saçlı, orta boylu,[230]
güzel yüzlü, öfkeli gibi[231] bir
insan resmi vardı.
Kayser:
'Bunu tanıyor
musunuz?1 diye sordu.
'Hayır!'
dedik.
Kayser:
'Bu, Lûttur!'
dedi.
Kayser başka
bir göz açıp, içinden beyaz ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde
kırmızıya çalar ak tenli, seyrek sakallı, ince burunlu, güzel yüzlü bir insan
resmi vardı.
Kayser, bize:
'Bunu tanıyor
musunuz?1 diye sordu.
'Hayır!'
dedik.
Kayser:
'Bu,
İshaktır!1 dedi.
Sonra, başka
bir göz açıp, içinden beyaz ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde İshak (a.s.)ın
resmine benzeyen, fakat alt dudağında bir ben bulunan bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
'Bunu tanıyor
musunuz?1 diye sordu.
'Hayır!'
dedik.
Kayser:
'Bu,
Yâkub'dur' dedi.
Sonra, başka
bir göz açıp, içinden siyah ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde
kırmızıya çalar ak tenli, güzel yüzlü, ince burunlu, güzel boylu, yüzünde nur
yükselen, huşuu yüzünden belli olan bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
'Bunu tanıyor
musunuz?1 diye sordu.
'Hayır!'
dedik.
Kayser:
'Bu, sizin
peygamberinizin atası İsmail'dir!1 dedi.
Sonra, başka
bir göz açıp, içinden beyaz ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde Âdem (a.s.)ın
resmini andıran, ak tenli, yüzü güneş gibi parlayan bir insan resmi vardı.
'Bunu tanıyor
musunuz?1 diye sordu.
'Hayır!'
dedik.
Kayser:
'Bu,
Yusuf'tur!' dedi.[232]
Sonra, başka
bir göz açıp, içinden siyah ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde kalın
baldırlı, uzun bacaklı, at üstünde bir insan resmi vardı.
'Bunu tanıyor
musunuz?1 diye sordu.
'Hayır!'
dedik. Kayser:
'Bu, Süleyman
b. Davud'dur!' dedi.[233]
Kayser, en
sonra, bir göz açıp, içinden siyah ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde
ak tenli, simsiyah sakallı, çok saçlı,
güzel gözlü ve güzel yüzlü,[234]
açık ve geniş alınlı [235]elinde
asa, sırtında softan kaftan bulunan[236] bir
genç insan resmi vardı.
Kayser, bize:
'Bunu tanıyor
musunuz?1 diye sordu.
'Hayır!'
dedik.
'Bu, İsa b. Meryem'dir!1 dedi.[237]
Onu da
çıkardığı yerine koyduktan sonra, vazifeliye emredip, çekmeceyi bulunduğu
yerine kaldırt-tl .[238]
Kaysere:
'Görmüş
olduğumuz resmin Peygamberimiz (a.s.)ın resmi olduğunu-kendisini sağlığında
görmüş bulunduğumuz için-tanıdık. Öteki resimlerin-kendilerini görmediğimiz hal
de-kimlere ait olduklarını nasıl bilelim, tanıyalım?[239]
Peygamberler (a.s.)lara
ait olmak üzere çizildiklerini anladığımız bu resimlerden, Peygamberimiz için
çizilenin, kendisi gibi olduğunu gördük.[240]
Bunlar size
nereden geldi?!' dedik.[241]
Kayser:
'Âdem, çocuklarından
gelecek peygamberleri göstermesini, Rabbinden dilemişti.[242]
Allah da,
Âdem'e, onların suretlerini indirdi.
Bunlar,
Âdem'in, güneşin battığı yerdeki hazinesinde bulunuyordu.[243]
Zülkameyn,
onu güneşin battığı yerdeki yerinden çıkarıp Danyal'a verdi.[244]
Danyal da, o
suretlere göre, bu suretleri[245]
ipek bezler üzerine[246]
aynen tasvir etti, geçirdi.
İşte, bunlar,
Danyal'ın çizdiği suretlerdir.[247]
Bu resimler,
tevarüs yoluyla krallardan krallara geçe geçe, bana kadar gelmiştir!' dedi.[248]
Bunun
üzerine, Kayseri İslâmiyete davet ettik.[249]
Kayser:
'Vallahi,
nefsim mülk ve saltanatımdan aynlmaklığımı hoş karşılasaydı,[250]
dininiz üzere[251] size tâbi olmayı[252] ne
kadar arzu ederdim ![253]
Fakat, nefsim
hoş karşılamıyor!' dedi.[254]
Bize güzel
hediyeler verdi.[255]
Sonra, dönmemize izin verdi,[256] döndük.[257]
Ebu Bekir'in
yanına vardık.[258]
Ona, gördüğümüz şeyleri, Kayserin bize söylediği sözleri,[259]
bize gösterdiği yakınlığı[260]
anlatınca, Ebu Bekir ağladı ve Kayser hakkında:
'Miskin
(zavallı)! Yüce Allah onun hakkında hayır dileseydi, muhakkak yapardı' dedikten
sonra:
'Resûlullah (a.s.)
bize haber verdi ki; onlar (Hıristiyanlar) ve Yahudiler, Muhammed (a.s.)ın
na'tini,[261] yanlarında,[262]
yanlarındaki Tevrat ve İncil'de[263]
bulmuşlardır.[264] Yüce Allah da:
'Onlar,
yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı bulacakları o ümmî nebî olan Resûle tâbi
olanlardır.
O,
kendilerine iyiliği emr ve onları kötülükten nehy ediyor, onlara temiz şeyleri
helâl, murdar şeyleri de üzerlerine haram kılıyor. Onlardan, ağıryüklerini,
sırtlarında olan zincirleri indiriyor.
İşte, ona
iman edenler, onu tazim edenler, ona yardım edenler ve ona indirilmiş olan,
yanında bulunan Nur^a tâbi olanlar! Onlar, selâmete erenlerin ta
kendileridir!' [A'râf: 157] buyurmuştur' dedi."[265]
Müslümanlardan
kimisi Habeş ülkesine, kimisi de Medine'ye hicret etmişti. Mekke'de,
müşriklerin hapsettikleri[266]
veya zorla dinlerinden döndürdükleri,[267]
veya hasta, ya da hicret etmekten âciz[268]
kimseler ile birlikte, hemen hemen, Peygamberimiz (a.s.)dan, Hz. Ebu Bekir ve
Hz. Ali'den başka erkek kimse kalmam işti.[269]
Hz. Ebu Bekir
sık sık hicret için izin istedikçe, Peygamberimiz (a.s.):
"Hele
acele etme bakalım. Belki Allah sana bir sahib hazırlar!" buyurur, Hz. Ebu
Bekir de Peygamberimiz (a.s.)a hicret arkadaşı ve yoldaşı olmayı umardı.[270]
Hz. Ebu Bekir
Medine'ye hicrete hazırlanınca da, Peygamberimiz (a.s.) ona:
"Sen
biraz sabret! Bana da hicrete izin verileceğini umuyorum!" buyurdu.[271]
Hz. Ebu
Bekir:
"Ey
Allah'ın Peygamberi![272]
Babam, anam sana feda olsun! Sen bunu umuyor musun?" diye sordu.
Peygamberimiz
(a.s.):
"Evet!
Umuyorum" buyurunca, Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz (a.s.)a arkadaş olmak
için, kendisini hicret etmekten alıkoydu.[273]
Buna bir
hazırlık olmak üzere de,[274]
Hureyş[275] veya Kuşeyr[276]
oğulları develerinden, sekiz yüz dirheme[277]
satın aldığı iki deveyi[278]
evde semür ağacının yaprağıyla dört ay[279]
besledi.[280]
Kureyş
müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)a başka yerlerden birtakım sahabiler ve
yardımcılar çıktığını, Mekkeli sahabilerin[281]
çoluk çocuklarıyla birlikte Medine'ye, savaşçı ve hazırlıklı Evs ve Hazrec
kabilelerinin[282] yanına gittiklerini
gördükleri[283] ve orada konuklanıp
korunduklarını[284]
öğrendikleri zaman, Peygamberimiz (a.s.)ın da onların yanına gideceğini[285] ve
kendileriyle savaşacağını[286]
anladılar ve korktular;[287]
Dârü'n-Nedve'de toplandılar.[288]
Abduşşems oğullarından:
1. Utbe b. Rebia,
2. Şeybe b. Rebia,
3. Ebu Süfyan Sahr b. Harb
Nevfel b.
Abdi Menaf oğullarından:
4. Tuaym b. Adiyy,
5. Cübeyr b. Mut'im (veya Habib b. Mufim),
6. Haris b. Âmir b. Nevfel.
Abduddar b.
Kusayy oğullarından:
7. Nadr b. Haris
Esed b.
Abduluzzâ oğullarından:
8. Ebu'l-Bahterî b. Hişam,
9. Zem'a b. Esved, b. Muttalib (veya Rebia b. Esved)
10. Hakîm b. Hizam.
Mahzum
oğullarından:
11. Ebu Cehil Amr b. Hişam.
Sehm
oğullarından:
12. Nübeyh b. Haccac,
13. Münebbih b. Haccac.
Cumah
oğullarından:
14. Ümeyye b. Halef.
Toplantıya
bunlarla ve bunlardan başkalarıyla birlikte gelen Kureyş müşrikleri sayısızdı.[289]
Rivayete göre, sayıları yüzü bulmuş;[290]
Kureyş müşriklerinin görüş ve rey sahiplerinden, toplantıya gelmeyen kimse kalmamış;[291]
ancak, alınacak karardan haberleri olmasın diye, toplantıya Hâşim oğulları ailesinden
kimse alınmamıştı.[292]
Kureyş
müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)ın işini konuşmak üzere belirledikleri günün
sabahında Dârü'n-Nedve'de toplanmaya başladıkları sırada idi ki, üzerine kalın
bir elbise giyinmiş bir şeyhin kapıda dikilip durduğunu gördüler ve:
"Kim bu
şeyh?" diye sordular.
Şeyh:
"Necid
halkından bir şeyh! Onun [Peygamber (a.s.)] için hazırlandığınızı işitip,
yanınızda bulunmak ve konuşmalarınızı dinlemek üzere gelmiş bulunuyor. Kendisi,
görüş ve öğütlerini sizden esirgemeyeceğini umuyor!" dedi.
"Olur!
Gir, içeri!" dediler.
O da, onlarla
birlikte içeri girdi.
Teşhis ve
tasvir edildiği gibi, bu, Necidli şeyh suretine girmiş bir şeytandı.[293]
Kureyş
müşrikleri Peygamberimiz (a.s.) hakkında birbirlerine:
"Bu
adamın işi, görmüş olduğunuz gibi,
yaygın bir hale gelmiş bulunuyor.
Biz, vallahi,
onun, bizden olmayan tâbileriyle üzerimize yürümeyeceğinden emin değiliz!
O halde, onun
hakkındaki görüşlerinizi birleştiriniz!" dediler.
Aralarında
görüşmeye, konuşmaya başladılar.
İçlerinden
birisi,[294] Ebu'l-Bahterî[295]
veya Hişam b. Amr[296]
"Onu
zincire vurarak hapsediniz ve üzerinden kapıyı kilitleyiniz! Sonra, ondan önce
geçen Züheyr, Nâbiga ve onlardan da önce geçmiş olan şairlerin başlarına gelen
akıbet gibi bir akıbetin bunun da başına gelmesini, ölmesini bekleyiniz!"
dedi.
Necidli şeyh:
"Hayır!
Vallahi bu sizin için yerinde bir görüş değildir:
Vallahi,
dediğiniz gibi onu hapsedecek olursanız, kendisinin işi kilitlediğiniz kapının arkasına
çıkar, ashabına ulaşır, hemen üzerinize yürüyüp onu elinizden çeker alırlar,
sonra da size galebe çalacak, hakim olacak kadar çoğalırlar.
Bu, sizin
için, yerinde bir görüş değildir. Siz bundan başkasını düşünmeye bakınız!"
dedi.[297]
Toplanüdakiler:
"Şeyh
doğru söylüyor!" dediler.[298]
Tekrar
düşünmeye ve konuşmaya başladılar.
İçlerinden
birisi,[299] Ebu'l-Bahterî[300]
veya Ebu'l-Esved Rebia b. Amr:[301]
"Onu
aramızdan çıkaralım, yurdumuzdan sürelim. O, bizden çıkınca, vallahi, nereye
giderse gitsin! Nereye düşerse düşsün! Nemize gerek! O bizden uzak olunca, biz
ondan kurtulunca, işimiz düzelir, ülfetimiz de olduğu gibi devam eder"
dedi.
Necidli şeyh:
"Hayır! Vallahi, bu da sizin için yerinde bir görüş değildir! Siz onun
sözünün güzel, konuşmasının tatlı olduğunu, getirdiği şeylerle insanların
kalblerine hakim olup durduğunu görmüyor musunuz? Vallahi, siz bu dediğinizi
yapacak olursanız, onun Araplardan bir kabilenin yanında yerleşmeyeceğinden ve
onları hükmü altına alıp kendisine tâbi kılmayacağından ve onlarla birlikte
üzerinize yürüyüp sizi beldelerinizde tepelemeyeceğinden, işinizi elinizden
almayacağından, size istediğini yapmayacağından emin olamazsınız! Siz, onun
hakkında, bundan başka bir tedbir düşününüz!" dedi. [302]
Müşrikler:
"Vallahi,
şeyh doğru söylüyor!" dediler. [303]
Ebu Cehil:
"Vallahi,
benim onun hakkında, sizin daha düşünmediğiniz, dile getirmediğiniz bir görüşüm
var!" dedi.
"Ey
Hakem'in babası! Nedir o görüş?" diye sordular.
Ebu Cehil:
"Benim
görüşüm: İçimizdeki her kabileden, güçlü, kuvvetli, özü gözü pek, şerefli,
soylu birer delikanlı alalım. Sonra,
onlardan her birine keskin birer kılıç verelim. Onlar gidip, ellerindeki
kılıçlarla hepsi birden tek adamın vuruşu gibi vurup, onu öldürsünler! Böylece
ondan kurtulalım, rahata kavuşalım! Delikanlılar bunu bu şekilde yapınca, onun
kanı bütün kabilelere dağılmış, düşmüş olur! Abdi Menaf oğulları ise, bütün
kabilelerle savaşmaya güç yetiremezler, bizden diyet almaya razı olurlar. Biz
de, Abdi Menaf oğullarına onun diyetini öderiz!" dedi.
Necidli şeyh:
"İşte,
yerinde söz bu adamın sözüdür! Bu öyle bir görüştür ki, ondan başka, yerinde
bir görüş yoktur!" dedi.
Bunun
üzerine, müşrikler Ebu Cehil'in görüşü üzerinde birleşmiş olarak dağıldılar. [304]
Beş kabileden
hemen beş cellat seçilip, ellerine birer keskin kılıç verildi. [305]
Yüce Allah,
Peygamberimiz (a.s.)a, Kureyş müşrikleri tarafından hazırlanan suikastı da,
Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle açıklar:
"Hani,
bir zamanlar o küfredenler seni tutup bağlam alan, yahut öldürmeleri, ya da
(yurdundan) zorla sürüp çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı.
Onlar bu
tuzağı kurarlarken, Allah da onun karşılığını yapıyordu. Allah tuzak kuranlara
mukabele edenlerin hayırlı sı di r." [306]
"Yoksa
'O bir şairdir. Biz, ona da zamanın, ölüm musibetinin gelmesini gözlüyoruz!1
mu diyorlar?"[307]
[1] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 81-91, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 226, Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 257.
[2] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1
, s. 226.
[3] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,
c. 1, s. 257.
[4] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1
, s.226.
[5] Taberî, Târîh, c. 2, s.
240.
[6] Taberî, c. 2, s. 240,
İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 101, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 14.
[7] İbn Sa'd, c. 1, s. 226,
Belâzurî, c. 1, s. 257, Taben, c. 2, s. 240, İbn Esîr, c. 2, s. 101, Zehebî,
Târîhu'l-islâm, s. 313, İbn Haldun, c. 2, s. 14, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2,
s. 1 80.
[8] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 459, Zehebî, s. 31 3.
[9] İbn Sa'd, c. 1, s. 226,
Belâzurî, c. 1, s. 257, Taberî, c. 2, s. 240, İbn Esîr, c. 2, s. 101, Zehebî,
s. 313, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 14, Halebî, c. 2, s. 180.
[10] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1,
s. 320.
[11] İbn Sa'd.c. 1, s. 226,
Belâzurî, c. 1, s. 257, Halebî, c. 2, s. 180.
[12] Abdurrezzak, Musannef,
c. 5, s. 387, İbn Sa'd, c. 1, s. 226, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 198,
Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 59, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 34, Beyhakî, c. 2, s.
459, Zehebî, s. 311 , Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 168,
Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 320, Halebî, c. 2, s. 180.
[13] Abdurrezzak,c.5, s. 387,
İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 226, Belâzurî, c. 1, s. 257, Halebî, c. 2, s. 180.
[14] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 257.
[15] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 111, Taberî, Târîh, c. 2, s. 242, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 3, s. 1 69.
[16] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 111, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 85 Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 459, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 311, Ebu'l-Fidâ, c.
3, s. 169.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 111, Taberî, c. 2, s. 242, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 169.
[18] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c.1 , s. 226, Belâzurî, E nsâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 257.
[19] İbn Sa'd, Tabakât, c.
1,s.226.
[20] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 111, İbn Sa'd, c. 1 , s. 226, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Hazm,
Cevâmiu's-Sîre, c. 85-86, Zehebî, s. 313.
[21] İbn Sa'd. Tabakât. c. 3.
s. 271.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/289-291.
[22] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 112, Belâzurî, c. 1, s. 258, İbn Hazm,
s. 86.
[23] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 11 4, Taberî, c. 2, s. 242, İbn
Hazm, s. 86, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 101, İtan Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.
173, Zehebî, s. 313, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 170.
[24] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 115, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 171.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/291.
[25] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 115, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Hazm, s. 86, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s.
14.
[26] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 115, İbn Sa'd, c. 3, s. 89, İbn Haim, s. 86, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 171.
[27] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3,
s. 89.
[28] İbn İshak, İbn Hisam,
Sîre, c. 2, s. 115-116, İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 89-90, İbn Hazm,
Cevâmiu's-Sîre, s. 86-87, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 173-174,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 171.
[29] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 116, İbn Hazm, s. 87, İbn Seyyid, c. 1, s. 174, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 1
71.
[30] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 90, İbn Seyyid, c. 1,s.175, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s.
170.
[31] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 115, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 171.
[32] Süheylî, Ravdu'l-ünüf,
c. 4, s. 163.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/291-292.
[33] İbn İshak.İbn Hişam,
Sîre,c.2, s. 118.
[34] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 4, s. 284, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 460, İbn Hazm,
Cevâmiu's-Sîre, s. 87, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 174, Zehebî, Târıhu'l-islâm,
s. 313, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 1 73, İbn Haldun, Târih, c.
2, ks. 2, s. 14, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 78, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 183.
[35] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 121, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 271, İbn Hazm, s. 88, İbn
Seyyid, t 1, s. 175.
* Tenâdıb; Mekke'ye on mil uzaklıktadır (Süheylî,
Ravdu'l-ünüf, c. 4, s. 190).
[36] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 118, İbn Sa'd, c. 3, s. 271, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 13-1 4,
İbn Esir, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 253, Zehebî, Târih, s. 314, Ebu'l-Fidâ, c. 3,
s. 172.
[37] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe,
c. 4, s. 152-153, Muhibbül-Taben , Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 258-259, Halebî, c.
2, s. 183-184.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/293-294.
[38] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, c. 2, s. 120-121, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 88, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 175, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 173.
[39] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 121-122, İbn Hazm, s. 89, İbn Seyyid, c.1, s. 176, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s.
174.
[40] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 122, İbnSeyyid, c. 1, s. 176, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 174.
[41] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 122, İbn Sa'd, Tabak âtü'l-kübrâ, c. 3, s.55-56,İbn Hazm,
Cevâmiu's-Sîre, s.89, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 585, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 176.
[42] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 122-123, İbn Hazm, s. 89-90, İbn Seyyid, c. 1, s. 176, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 174.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/294-295.
[43] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 87-88, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c.
1, s. 258, İbn Seyyid.c. 1, s. 174, Ebu'l-Fidâ. c. 3, s. 173.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/296.
[44] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 121, Belâzurî, c. 1 , s. 259,
Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 173.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/296.
[45] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 118, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 88, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 1, s. 174, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 172, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 184.
[46] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 208.
[47] İbn İshak, İbn Hişam ,
c. 2, s. 118, Belâzurî, c. 1, s. 208, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 460,
İbn Hazm , s. 88, Ebu'l- Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c.2, s. 184.
[48] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 118, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[49] Belâzurî, Ensâb.c.1, s.
208, Beyhakî, c. , s. 460, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1231, İbn Esîr,
Usdu'l-gâbe, t 4, s. 321.
[50] İbn İshak, İ bn Hişam,
c. 2, s. 118, Belâzurî, c. 1, s. 208, İbn Hazm, s. 88, Beyhakî, c. 2, s. 460,
İbn Abdilberr, c. 3, s. 1231 , İbn Esîr, c. 4, s. 321.
[51] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c
. 2, s. 1 84.
[52] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 118, Belâzurî, c. 1, s. 208, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 172.
[53] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 2, s. 184.
[54] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 118, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 172.
[55] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 208.
[56] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 118, Belâzurî, c. 1, s. 208, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s.
184.
[57] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 118, Ebu'l-Fidâ, 172, Halebî, c.2, s. 184.
[58] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 118, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[59] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 119, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 172.
[60] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 119, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 184.
[61] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 119, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 208, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 172,
Halebî, c. 2, s. 184.
[62] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 119, Ebu'l-Fidâ, c.3,s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[63] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 11 9, Belâzurî, c. 1, s. 208, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 175,
Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c.2, s. 184.
[64] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 119, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 75, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2,
s. 184.
[65] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 119, Belâzurî, c. 1, s. 208, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s.
184.
[66] İbn Hazm,
Cevâmiu's-Sîre, s. 88, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1231, İbn Esîr,
Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 321, İbn Seyyid, c. 1, s. 175.
[67] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 2, s. 184.
[68] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 119, Ebu'l-Fidâ, t 3, s. 172.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/296-298.
[69] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 112, Belâzurî", Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 258, İbn Esîr,
Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 341, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 312, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 169.
[70] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, c. 2, s. 112-113, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 258-259, İbn Esîr,
Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 341- 342, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 312, E bu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 169-170, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 458459.
[71] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 113, Belâzurî, c. 1, s. 259, İbn Esîr, c. 7, s. 342, Zehebî, s. 312,
Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 170.
[72] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 113, İbn Esîr, c. 7, s. 342, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 170.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/298-300.
[73] Buhârî, Târîhu'l-Kebîr,
c. 1, ks. 1, s. 179, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 49-50, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1 , s. 384-385, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 527-528,
Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 8, s. 233-234, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s.
263.
[74] Buhârî, Târîhu'l-Kebîr,
c. 1, s. ks. 1, s. 179, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 385, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 6, s. 63, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 8, s. 234, Suyûtî,
Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 364.
[75] Zehebî, Siyeru
a'lâmi'n-nübelâ, c. 3, s. 63.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/300-302.
[76] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 1 8, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1 , s. 50, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 386, Ebu'l- Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 727,
Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1 , s. 100, Zehebî, Târihu'l-islâm,
s. 533, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 251, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s.
126, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 465.
[77] Ebu Nuaym, Delâil.c.1 ,
s. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s.
727, Zehebî, Târih, s. 528, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 251, Suyûtî, Hasâis,
s. 2, s. 126, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 465.
[78] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 50, E bu'l-Ferec İbn Cevzî, c. 2, s. 727, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c.
12, s. 465.
[79] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 18, Zehebî, Târîh, s. 532-533, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl,
c. 12, s. 465.
[80] Alâüddin Ali,
Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 465.
[81] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 2, s. 727, Zehebî, Târihu'l-islâm , s. 533.
[82] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1 , s. 386, E bu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s.
727, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 533, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 251-252,
Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 126, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s.
465.
[83] E bu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 2, s. 727, Zehebî, Târîh, s. 533.
[84] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtü'l-ebrâr, c. 1, s. 100, Zehebî,
Târîh, c. 533, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâis, c. 2, s. 127,
Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 465.
[85] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 50, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, M uhâdarâtu'l-ebrâr, c.
1, s. 100.
[86] Muhyiddin b. Arabî,
Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîhu'l-islâm , s. 533.
[87] Ebu Nuaym , Delâil, c.
1, s. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin
b. Arabî, Muhâdarâtu'l-ebrâr, c.1 , s. 100, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252,
Suyûtî, Hasâis, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 1 2, s. 466.
[88] Zehebî, Târihu'l-islâm,
s. 533.
[89] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1
, s. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b.
Arabî, c. 1 , s. 100, Zehebî, s. 533, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2,
s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 1 2, s. 466.
[90] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
c. 2, s. 727, Zehebî, s. 533.
[91] Muhyiddin b. Arabî,
Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1, s. 100.
[92] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 50, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 386,
Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s.727, Muhyiddinb. Arabî,
Muhâdarâtu'l-ebrâr,c. 1, s. 100, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 533-534,Ebu'l-Fidâ,Tefsîr,
c. 2, s. 252.Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali,
Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 466.
[93] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 386.
[94] Ebu Nuaym, Delâil
ü'n-nübüvve, c. 1 , s. 50, Muhyi ddin b. Arabi, Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1, s.
100, Ebu'l-Fid â, Tefsîr, c. 2, s. 252.
[95] Beyhaki, Delâil, c. 1,
s. 3 86, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâis, c. 2, s. 127.
[96] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 533.
[97] Ebu Nuaym , Delâil, c.
1, s. 50, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu'l-ebrâr, c.
1, s. 100, Zehebî, Târîh, c. 534, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 466.
[98] Zehebî, Târihu'l-islâm,
s. 534.
[99] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50,
Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1, s.
100, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s.534.
[100] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50,
Beyhakî, c. 1, s. 386, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 727, Zehebî, s. 534, Ebu'l-Fidâ,
c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127.
[101] Zehebî, Târihu'l-islâm,
s. 534.
[102] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 50, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 1 00, Zehebî, s. 534.
[103] Ebu Nuaym ,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 50, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 386,
Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî,
Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1 , s. 100, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 534, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr,
c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali,
Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 466.
[104] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 50, E bu'l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu'l-ebrâr, c.
1, s. 100.
[105] Zehebî, Târihu'l-islâm,
s. 534.
[106] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 50,
Beyhakî, c. 1, s. 386, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s.
100, Zehebî, s. 534, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127, Alâüddin
Ali, Kenz, c. 12, s. 466.
[107] Ebu Nuaym, c.1, s. 50,
Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 100.
[108] Beyhakî, c. 1, s. 386,
Zehebî, s. 534, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 27, Alâüddin Ali,
Kenz, c. 1 2, s. 466.
[109] Zehebî, Târihu'l-islâm,
s. 534.
[110] Ebu Nuaym, c.1 , s. 50,
Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 100.
[111] Alâüddin Ali,
Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 466.
[112] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 50,
Beyhakî, c. 1, s. 386, Zehebî, s. 534, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali,
Kenz, c. 12, s. 466.
[113] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 50,
Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 100.
[114] Alâüddin Ali,
Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 466.
[115] Beyhakî, c.1 , s. 386,
Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin AH, Kenz, c. 12, s. 466.
[116] Zehebî, Târîhu'l-islâm ,
s. 534.
[117] Ebu Nuaym, c.1 , s. 50,
Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1,s.100, Alâüddin Ali, Kenz,
c. 12, s. 466.
[118] E bu Nuaym, c. 1 , s.
50, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 100.
[119] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50,
Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 100, Zehebî, s. 534, E bu'l-Fidâ, c. 2, s. 252,
Alâüddin Ali, Kenz, c. 12, s. 466.
[120] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1
, s. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 728, Zehebî,
Târih, s. 534, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, Kenz, c. 12, s.
466.
[121] Ebu Nuaym ,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 50, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.1, s. 386,
Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 728, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252.
[122] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50,
Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1, s.
100, Zehebî, Târîhu'l-islâm , s. 534, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s.
466.
[123] Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c.
2, s. 252.
[124] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 18.
[125] Zehebî, Târihu'l-islâm,
s. 534.
[126] Ebu Nuaym, c.1, s. 50,
Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 100.
[127] Zehebî, Târihu'l-islâm,
s. 534.
[128] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 50,
Beyhakî, c. 1, s. 386, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s.
100, Zehebî, s. 534, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2,
s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 466-467.
[129] Beyhakî, c. 1, s. 386,
Zehebî, s. 534, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 27, Alâüddin Ali,
Kenz, c. 1 2, s. 467.
[130] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50,
Beyhakî, c. 1, s. 386-387, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1,
s. 100-101, Zehebî, s. 534, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 27,
Alâüddin Ali, c. 12, s. 467.
[131] E bu Nuaym, c.1 , s. 50,
Beyhakî, c. 1, s. 387, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s.
101, Zehebî, s. 534, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, c. 1 2, s. 467.
[132] Ebu Nuaym, c.1, s. 50,
Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 101.
[133] Zehebî, Târihu'l-islâm,
s. 534.
[134] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50,
Beyhakı, c. 1 , s. 387, Muhyiddin b. Arabi, c. 1, s. 101, Zehebı, s. 534,
Ebu'l-Fida, c. 2, s. 252.
[135] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 18, E bu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 51, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 387, Ebu'l-Ferec İbn Cevif, el-'vefâ, c. 2, s. 728,
M uhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1 , s. 101, Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 529, E bu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyutî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s.
127, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 467.
[136] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1
, s. 51, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 387, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b.
Arabî, c. 1, s. 101 , Zehebî, s. 529, E bu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali,
Kem, c. 12, s. 467.
[137] Ebu Nuaym, c. 1, s. 51,
E bu'l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101.
[138] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 18, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 534.
[139] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 51, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 101.
[140] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 51,
Beyhakî, c. 1, s. 387, E bu'l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s.
101, Zehebî, s. 529, Alâüddin Ali, Kenzu'l-umm âl, c. 12, s. 467.
[141] Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl,
c. 12, s. 467.
[142] Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c.
2, s. 252.
[143] Ebu Nuaym, c. 1, s. 51,
Zehebî, s. 534, Alâüddin Ali, c. 1 2, s. 467.
[144] Ebu'l-Ferec, c. 2, s.
720, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 101.
[145] Beyhakî, c. 1, s. 387,
Zehebî, s. 529, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s.
127.
[146] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52,
Beyhakî, c. 1 , s. 387, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 279.
[147] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefa, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1 , s. 101.
[148] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 52, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1 , s. 387, Ebu'l-Ferec,
c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabi, c.1, s. 101, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 529,
Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 127.
[149] Beyhakî, c. 1, s. 387,
Zehebî, s. 529, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 27.
[150] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 534.
[151] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52,
E bu'l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101.
[152] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52,
E bu'l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101, Zehebî, s. 534.
[153] Beyhakî, c.1, s. 387,
Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 729, Zehebî, s. 529, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c.
2, s. 127.
[154] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52,
Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 1 01.
[155] Beyhakî, c. 1, s. 387,
Ebu'l-Fidâ c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c.
1 2, s. 467.
[156] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 534.
[157] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 534.
[158] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52,
E bu'l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101, Zehebî, s. 534.
[159] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52,
Beyhakî, c. 1 , s. 387, Zehebî, s. 534, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2,
s. 127.
[160] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 52, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 1 01, Zehebî, s. 534.
[161] Beyhakî, Delâil, c.1, s.
387, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127.
[162] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 534-535.
[163] Ebu Nuaym ,
Delâilü'n-nübüwe, c. 1, s. 52, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 387,
Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî,
Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1, s. 101.
[164] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 535.
[165] Ebu Nuaym, Delâil, c.1,
s. 52, Beyhakî, c. 1, s. 387, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 101, Zehebî, s. 535.
[166] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52,
Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 728-729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101 , Zehebî, s.
535, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 468.
[167] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 535.
[168] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52,
Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101.
[169] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52,
Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101, Alâüddin Ali
Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 468.
[170] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 535.
[171] Ebu Nuaym, c.1 , s. 52,
Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 101, Zehebî, s. 535,
Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 468.
[172] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 18, Beyhakî, c. 1 , s. 387, Zehebî, s. 535, Ebu'l-Fidâ, c.
2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127-128.
[173] Beyhakî, c.1, s. 387,
Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[174] Ebu Nuaym ,
Delâilü'n-nübüwe, c. 1, s. 52, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 387,
Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî,
Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1 , s. 101, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 535, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr,
c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 128.
[175] Alâüddin Ali,
Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 468.
[176] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 52,
Beyhakî, c. 1, s. 387, E bu'l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s.
101, Zehebî, s. 535, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin
Ali, c. 12, s. 468.
[177] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 535.
[178] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52,
Beyhakî, c. 1, s. 387, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s.
101-102, Zehebî, s. 535, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28,
Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 468.
[179] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 18.
[180] Dineverî, s. 18, Ebu
Nuaym, c. 1, s. 52-53, Beyhakî, c. 1, s. 387, Ebu'l-Ferec, c.2,s. 729,
Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 535, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252,
Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, c. 12, s. 468.
[181] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 18.
[182] Ebu Nuaym, c. 1, s. 53,
Beyhakî, c. 1 , s. 387, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, C. 1, s.
102,
[183] Beyhakî, c. 1, s. 387,
Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28.
[184] Beyhakî, c. 1, s. 387,
Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28, Alâüddin Ali,
Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 467.
[185] Beyhakî, c. 1, s. 387,
Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28.
[186] Beyhakî, c. 1, s. 387,
Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28, Alâüddin Ali,
Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 467.
[187] Beyhakî, c. 1, s. 387,
Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28.
[188] Dineveri,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 18, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 93, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 387-388, Ebu'l-Fe rec İ bn Cevzî, el -Vefa, c. 2,
s. 729, Muhyi ddin b. Arabî, Muhâdarâtu 'l-ebrâr, c. 1, s. 102, Zehebî,
Târfhu'l-islâm, s. 529 -530, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252.
[189] Dineverî, s. 1 8.
[190] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 388, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 530, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr,
c. 2, s.2 52, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 128.
[191] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 53, Beyhakî, c. 1 , s. 388, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1, s. 102,
Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 530, E bu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s.
128.
[192] Alâüddin Ali,
Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 469.
[193] Dineverî, s. 18, E bu
Nuaym, c. 1 , s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, E bu'l-Ferec, c. 2, s. 729,
Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252,
Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, Kenz,c.12, s. 469.
[194] Ebu Nuaym, c.1 , s. 53,
Beyhakî, c. 1, s. 388, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s.
102, Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin
Ali, c. 14, s. 468.
[195] Beyhakî, c. 1, s. 388, M
uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252,
Suyûtî, c. 2, s. 128.
[196] Alâüddin Ali,
Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 469.
[197] E bu Nuaym , c. 1, s.
53, Beyhakî, c. 1, s. 388, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 102, Zehebî, s. 530,
Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2,s.128, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c.
12, s. 469.
[198] Dineverî, s. 18, E bu
Nuaym, c. 1 , s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, E bu'l-Ferec, c. 2, s. 729,
Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252,
Suyûtî, c. 2, s. 128.
[199] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 18.
[200] Dineverî, s. 1 9,
Zehebî, s. 530, E bu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, Kenzu'l-um mâl, c. 12,
s. 469.
[201] Ebu Nuaym, c. 1, s. 53,
Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 729.
[202] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 388.
[203] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 53.
[204] Dineverî, Kitâbu'l -a
hbâr, s. 19, Beyhakî, c. 1, s. 38 8, Zeheb f, T ârıhu'l -i si âm, s. 530, E
bu'l -Fi dâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, AJ âüddi n Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 469.
[205] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 19.
[206] Beyhakî, c. 1, s. 388,
Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530,
Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali,
Kenzu'l-um mâl, c. 12, s. 469.
[207] Beyhakî, c. 1, s. 388,
Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28.
[208] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 19.
[209] Ebu Nuaym, c.1, s. 53,
Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 102.
[210] Dineverî, s. 1 9, Ebu
Nuaym, c. 1, s. 53, E bu'l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s.
102.
[211] Dineverî, s. 19.
[212] Ebu Nuaym, c. 1, s. 53,
E bu'l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102.
[213] Dineverî, s. 1 9.
[214] Aynı kaynaklar.
[215] Beyhakî, c. 1, s. 388, M
uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252,
Suyûtî, c. 2, s. 128.
[216] Dineverî, s. 19, E bu
Nuaym, c. 1 , s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, E bu'l-Ferec, c. 2, s. 730,
Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî,
c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, Kenz,c.12, s. 469.
[217] Dineveri,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 19.
[218] Ebu Nuaym, c.1 , s. 53,
Beyhakî, c. 1, s. 388, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s.
102, Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c . 2, s. 128, Alâüddin
Ali, Kenz, c. 12, s. 469.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/302-315.
[219] İbn Sa'd, c. 1, s.
410-412, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 89, Tirmizî, c. 4, s. 598-600, Belâzurî, c.
1,5.191-192, Taberî, c. 3, s. 185-186, İbn Esîr, c. 11, s. 1 2, Zehebî, s. 534.
[220] İbn Sa'd, Tabak
âtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 422, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 5, Belâzurî, E
nsâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 386-387, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 117-118,
Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 387411, Zehebî, Târıhu'l-islâm, s.
444-451, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 6, s. 31-32.
[221] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 376, 406.
[222] Ebu'l-Ferec İbn Cevzi,
el-Vefâ, c. 1, s. 406.
[223] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 230-231, Hâkim, M üstedrek, c. 3, s. 9-10, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s.
1959-1960, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 243-244, İbn Kayyım, Zâdü'l-mead, c. 2, s. 60,
Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 102, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 ,
s. 188, Zehebî, s. 438439, Ebu'l-Fidâ, c. 3,5.192-193, Heysemî,
Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 56-57.
[224] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 19, E bu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 53, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 388, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî,
Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1 , s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s.
252, Suyûtî,Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 128.
[225] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 19, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 388, Muhyiddin b. Arabî,
Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1, s. 102, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 530, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr,
c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 128.
[226] Ebu Muaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 53, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102.
[227] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 53, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 388, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s.
730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, E bu'l-Fidâ, c. 2, s.
252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 469-470.
[228] Beyhakî, Delâil, c. 1,
s. 388, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s.
530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[229] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1
, s. 53, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 388, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b.
Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s.
128.
[230] E bu Nuaym, Delâil, c.
1, s. 53, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 388, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103,
Zehebî, s. 530-531, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128-129.
[231] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 53, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 1 03.
[232] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 53-54, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s.
388-389, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1, s. 103, Zehebî, T
ârfhu'l-idam, s. 531 , Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 253, Suyûtî,
Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 129.
[233] Beyhakî, Delâil, c. 1,
s. 389, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 531, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s.
253, Suyûtî, c. 2, s. 129.
[234] Beyhakî, c. 1, s. 389, M
uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 531, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 253,
Suyûtî, c. 2, s. 129-1 30.
[235] Ebu Nuaym, c. 1, s. 54,
Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 730.
[236] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 19.
[237] Beyhakî, c. 1, s. 389, M
uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 531, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 253,
Suyûtî, c. 2, s. 130.
[238] Ebu Nuaym, c. 1, s. 54,
E bu'l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103-104.
[239] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 54, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 731.
[240] Ebu Nuaym, c. 1, s. 54,
Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 389-390, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 731,
Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1, s. 104, Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 531-532, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 253, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c.2, s.
130.
[241] Beyhakî, Delâil, c. 1,
s. 389, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Zehebî, s. 532, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr,
c. 2, s. 253, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 130.
[242] Ebu Nuaym, c.1, s. 54,
Beyhakî, c. 1 , s. 390, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s.
104, Zehebî, s. 532,
[243] Beyhakî, c. 1, s. 390, M
uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Zehebî, s. 532, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 253,
Suyûtî, c. 2, s. 130.
[244] Beyhakî, c. 1, s. 390,
Zehebî, s. 532, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 1 30.
[245] Ebu Nuaym, c.1 , s. 54,
Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 104, Zehebî, s. 532,
Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 471.
[246] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 532, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 471.
[247] Ebu Nuaym, c. 1, s. 54,
Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 104, Zehebî, s. 532,
Ali, Kenz, c. 12, s. 471
[248] Dineverî,
Kitâbu'l-ahbâr, s. 19, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 536.
[249] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 536.
[250] Ebu Nuaym, c.1, s. 54,
Beyhakî, c. 1, s. 390, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s.
104, Ebu'l-Fidâ, c.2, s. 253, Alâüddin Ali, c. 1 2, s. 471.
[251] Alâüddin Ali,
Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 471.
[252] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 536.
[253] Zehebî, s. 536, Suyûtî,
c. 2, s. 1 30, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 471.
[254] Alâüddin Ali,
Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 471.
[255] Ebu Nuaym, c.1, s. 54,
Beyhakî, c. 1, s. 390, Ebu'l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s.
104, Ebu'l-Fidâ, c.2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 130, Alâüddin Ali, c. 12, s.
471.
[256] Beyhakî, c. 1, s. 390, M
uhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 104, Zehebî, s. 536, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 253,
Suyûtî, c. 2, s. 130, Alâüddin Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 12, s. 471.
[257] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 536.
[258] Ebu Nuaym ,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 55, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 390,
Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 731, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 253,
Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 130.
[259] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 55, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 390, Muhyiddin b. Arabî,
Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1, s. 104, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 253, Suyûtî, H
asâis, c. 2, s. 130.
[260] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 55.
[261] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 55, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 390, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s.
731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Zehebî, Târih. s. 532.
[262] Beyhakî, Delâil, c. 1,
s. 390, Zehebî, Târih, c. 532, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, Hasâis, c. 2,
s. 130.
[263] Muhyiddin b. Arabî,
Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 1, s. 104.
[264] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 55, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 390, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s.
731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Zehebî, s. 532, E bu'l-Fidâ, c. 2, s.
253, Suyûtî, c. 2, s. 130.
[265] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 55, E bu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 731.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/315-322
[266] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, c. 2, s. 123, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s 226, Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 259, Taberî, Târih, c. 2, s. 242, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefa, c.1, s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 177, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 175, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 320.
[267] İbn İshak, İbn Hisam, c.
2, s. 123, İbn Sa'd, c. 1, s. 226, Taberî, c. 2, s. 242, Ebu'l-Ferec, c. 1, s.
228, İbn Seyyid, c. 1, s. 177, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 175.
[268] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 226, Halebî, c. 2, s. 188.
[269] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 123, İbn Sa'd, c. 1, s. 226, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Hazm,
Cevâmiu's-Sîre, s. 90, Ebu'l-Ferec, c.1, s. 228, İbn Seyyid, c.1, s. 177,
Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 175, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 14, Diyarbekrî, c.
1,s. 320, Halebî, c. 2, s. 188.